Süleymaniye Vakfı
Namaz
45 DERECE ENLEMİN ÜSTÜ İÇİN TAKVİMİN GÜNCELLENMESİ HAKKINDA
45 derece üstündeki enlemlerde beyaz gecelerin olduğu veya güneşin ufkun pek az üstüne çıkığı ya da gün boyunca ufkun altında kaldığı enlemlerde namaz vakitlerini mizana göre hesaplamaya gayret gösteriyoruz. Kutup bölgelerine gittiğimiz vakitlerde, ufkun bulutlarla kapalı olması sebebiyle sabah namazı vakti ile ilgili net bir gözlem yapamadık, tatminkar bir resim de göremedik. Takipçilerimizin bize zaman içerisinde ilettiği gözlemler ile sürekli geliştirmeye devam ettiğimiz takvimi gözden geçirme ihtiyacı duyduk. Yeni takvimi, İsra 17/78 ve Bakara 2/187. ayetlerde belirtilen prensipler yanında, yatsıdan sonra ve sabah namazından önceki uyuma ve dinlenme vaktini de esas alarak yaptık. Hesaplamalarda 45 derece üstü enlemlerde en doğru vakitleri tayin etmemiz için gözleme ve geliştirmeye devam ediyoruz. Bütün dostlarımızdan, Kur’an’daki bilgilere göre gözlemler yaparak bizi bilgilendirmelerini bekliyoruz. Kur’an’da, namaz vakitleri ile ilgili üç temel kural vardır. Birincisi öğlen vaktinin başlangıcı, ikincisi yatsı sonu, üçüncüsü de sabah namazı ve oruç vaktinin başlangıcıdır. Güneş kelimesi, sadece öğlen vakti için kullanıldığından bu üç kural, kuzey kutuptan güney kutba kadar dünyanın her yerinde ve her mevsimde geçerlidir. Allah Teala şöyle buyurur: “Namazı, güneşin tepe noktasını geçmesinden gecenin ğasakına /soğuk vaktinin başlamasına kadar düzgün ve sürekli kıl! Bir de fecir ışıklarının toplandığı vakitte kıl! Fecir ışıklarının toplanması gözle görülür.” (İsra 17/78) Gecenin ğasakı, […]
KUR’ÂN’DA SALAT KAVRAMI
Daha çok namaz diye anlam verilen salat (صلَاة) kelimesinin kökü “bir şeyin arkasında olma” anlamındaki “salâ (صلا)”dır[1]. ٍBir şeyin arkasında olmak, ona sırt çevirmemektir. Allah’ın verdiği görevleri yerine getirmeyenlerle ilgili şu ayetler bu anlamı doğrulamaktadır: فَلَا صَدَّقَ وَلَا صَلَّى . وَلَكِن كَذَّبَ وَتَوَلَّى (O, canını böyle verir) çünkü doğruları kabul etmedi ve salatı yapmadı, ama yalana sarıldı ve yüz çevirdi.[2] (Kıyamet 75/31-32) İlk ayette geçen saddaka (صدق) “doğruları kabul etti” fiili ikinci ayetteki kezzebe (كذب)’nin yani “yalana sarıldı”nın zıddı, sallâ (صلى) = salatı yaptı da tevellâ (تولى)’nın yani “sırt çevirdi”nin zıddıdır. Bir şeye sırt çevirmek, arkasında olmamaktır. Bir şeyin arkasında olmamızı isteyen Allah ise o şey, Allah’ın, yapmamızı istediği görev yani “kulluk görevi” olur. O görevden yüz çeviren, büyük bir günaha girer. Şu âyet de Salat (صلَاة) kelimesinin ”bir şeyin arkasında olma” anlamını desteklemektedir: إِنَّ اللَّهَ وَمَلَائِكَتَهُ يُصَلُّونَ عَلَى النَّبِيِّ يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا صَلُّوا عَلَيْهِ وَسَلِّمُوا تَسْلِيمًا “Allah ve melekleri bu Nebiye salat ederler / onun arkasında olurlar. Ey inanıp güvenmiş kimseler! Siz de ona salat edin / arkasında olun, ona tam bir esenlik ve güvenlik dileyin.” (Ahzab 33/56) Allah’ın ve müminlerin, Muhammed aleyhisselamın arkasında olduğu ile ilgili ayetlerden ikisi şöyledir: وَإِنْ يُرِيدُوا أَنْ يَخْدَعُوكَ فَإِنَّ حَسْبَكَ اللَّهُ هُوَ […]
YOLCULUKTA VE KORKU HALİNDE NAMAZ
Namaz, Adem aleyhisselamdan beri devam edegelen bir ibadettir. Allah Teâlâ namazı, bütün ümmetlere emretmiştir. وَمَا أُمِرُوا إِلَّا لِيَعْبُدُوا اللَّهَ مُخْلِصِينَ لَهُ الدِّينَ حُنَفَاءَ وَيُقِيمُوا الصَّلَاةَ وَيُؤْتُوا الزَّكَاةَ وَذَلِكَ دِينُ الْقَيِّمَةِ “Onlara, dine bir şey katmadan ve yanlış yola sapmadan Allah’a kulluk etmeleri, namazı düzgün ve sürekli kılmaları ve zekâtı vermeleri dışında bir emir verilmedi. Doğru din işte budur.” (Beyyine, 98/5) وَأَوْحَيْنَا إِلَى مُوسَى وَأَخِيهِ أَنْ تَبَوَّآ لِقَوْمِكُمَا بِمِصْرَ بُيُوتًا وَاجْعَلُوا بُيُوتَكُمْ قِبْلَةً وَأَقِيمُوا الصَّلَاةَ. “Musa ile kardeşine şunu vahyettik: Siz ikiniz Mısır’da halkınız için evler hazırlayın. Evlerinizi, kıbleye yönelik yapın; namazı düzgün ve sürekli kılın.” (Yunus 10/87) İsa aleyhisselâm, beşikte iken, bir mucize olarak yaptığı konuşmada şunları söylemişti: وَجَعَلَنِي مُبَارَكًا أَيْنَ مَا كُنْتُ وَأَوْصَانِي بِالصَّلَاةِ وَالزَّكَاةِ مَا دُمْتُ حَيًّا “Nerede olursam olayım (Allah) beni değerli kıldı; yaşadığım sürece bana namaz ve zekât görevi yükledi.” (Meryem, 19/31) İbrahim aleyhisselam, oğlu İsmail ile eşi Hacer’i Mekke’ye yerleştirdiğinde şu duayı yapmıştı: رَبَّنَا إِنِّي أَسْكَنْتُ مِنْ ذُرِّيَّتِي بِوَادٍ غَيْرِ ذِي زَرْعٍ عِنْدَ بَيْتِكَ الْمُحَرَّمِ رَبَّنَا لِيُقِيمُوا الصَّلَاةَ “Rabbimiz! Ben soyumdan bir kısmını senin dokunulmazlığı olan Beyt’inin[1] yanında, çorak bir vadiye yerleştirdim. Rabbimiz bunu, namazı düzgün ve sürekli kılsınlar diye yaptım.” (İbrahim 14/37) İsmail aleyhisselamın bu duaya uygun hareket ettiğini de şu ayetten öğreniyoruz: وَاذْكُرْ […]
Haydi Hep Birlikte Namaza!
Kur’an-ı Kerim’de cemaatle namazın önemine işaret eden bazı ayetler bulunmaktadır. Bunun yanı sıra hadis kitaplarında yer alan sahih rivayetlerden anlaşıldığına göre Resûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem de cemaatle namaz kılmaya büyük önem vermiştir. İlgili ayetler ve Resûlullâh’ın uygulamaları sebebiyle sahabe döneminde özürsüz yere cemaate katılmayanlara neredeyse münafık gözü ile bakıldığı rivayetlere yansımıştır. Mesela ashâb-ı kirâm’ın önde gelenlerinden Abdulah İbn Mes’ud’un bu konuda şöyle söylediği rivayet edilmiştir: “Allah’a yemin ederim ki ben, münafık olduğu (ayan beyan ortada olduğu için) bilinenler veya hastalardan başka hiçbirimizin cemaatle namaza katılmaktan geri kaldığını görmedim! Hatta hastalar bile iki adamın arasına girerek/onların omuzlarına tutunarak da olsa mutlaka namaza gelirlerdi…”[1] Ashab-ı kirâm’ın namazlarını cemaatle birlikte kılmaya olan bu düşkünlükleri hiç şüphesiz ki Nebîmizi örnek almalarından kaynaklanıyordu. Zira O, farz namazlarda cemaatten hiç geri kalmadığı gibi vefatına sebep olan hastalığa yakalandığında bile Ali b. Ebî Tâlib ve Abdullah İbn Abbas’ın kolları arasında ayakları yerlere sürünür bir vaziyette dahi cemaate iştirak etmiştir.[2] Onun beş vakit namazın farzlarını cemaatle kılmasına ve kıldırmasına sıcak, soğuk, yağmur, fırtına gibi tabiat olayları ile yolculuk veya savaş durumları gibi hiçbir zorluk ve sıkıntılı durum engel olamamıştır.[3] Aşağıda görüleceği gibi Nebîmizin cemaatle birlikte namaz kılmaya bu denli önem göstermesi konuyla ilgili ayetler sebebiyle olmalıdır. Asr-ı […]
Namazlarda Okunan Dua ve ZİKİRLER
1- Allâhu Ekber الله اكبر “Allah en büyüktür.” Kıbleye yani Kâbe’nin bulunduğu tarafa yönelerek ayakta, eller kulak hizasına kadar kaldırılır ve Allâhu Ekber denerek namaza başlanır. 2- Namazın başında okunan dua: “Allâhu Ekber” diyerek namaza başladıktan sonra “Sübhâneke” okunur. سُبْحَانَكَ اللَّهُمَّ وَبِحَمْدِكَ، وَتَبَارَكَ اسْمُكَ، وَتَعالَى جَدُّكَ وَلاَ إِلٰهَ غَيْرُكَ “Allahım, sana yöneldim. Ne yaparsan güzel yaparsın. Adın yücedir. Zenginliğin çok fazladır. Senden başka ilah yoktur.” “Sübhâneke” yerine; şu ayet de okunabilir: اِنّ۪ي وَجَّهْتُ وَجْهِيَ لِلَّذِي فَطَرَ السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضَ حَنِيفًا مُسْلِمًا وَمَا أَنَاۨ مِنَ الْمُشْرِكِينَ إِنَّ صَلَاتِي وَنُسُكِي وَمَحْيَايَ وَمَمَاتِي لِلَّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ لَا شَرِيكَ لَهُ وَبِذٰلِكَ أُمِرْتُ وَأَنَاۨ مِنَ الْمُسْلِمِينَ “Ben, bir Müslüman olarak yüzümü, gökleri ve yeri yaratana doğrudan doğruya çevirdim. Ben müşriklerden değilim. Benim ibadetim, kurbanım, hayatım ve ölümüm, varlıkların Rabbi olan Allah içindir. Onun ortağı yoktur. Böyle emir aldım. Ben Müslümanlardanım.” Sübhâneke veya diğer duayı okuduktan sonra, 3- Eûzübillâhimineşşeytânirracîm ( أعوذ بالله من الشيطان الرجيم) = Taşlanan şeytanın şerrinden Allah’a sığınırım 4- Bismillâhirrahmânirrahîm” (بسم الله الرحمن الرحيم) = “İyiliği sonsuz ikramı bol Allah’ın adıyla” denilerek Fatiha Suresine geçilir. 5- Fatiha Suresi 1. الحمد لله رب العلمين Elhamdulillâhi rabbil’âlemîn. Her şeyi güzel yapmak Allah’a mahsustur. O, varlıkların sahibidir. 2. الرحمن الرحيم […]
Herkesin Bildiği Namaz
A.GİRİŞ Namazın ilk defa Allah Rasûlü’ne öğretildiği, önceden namaz diye bir uygulamanın olmadığı düşüncesi halk arasında son derece yaygındır. İnsanlar nazarında itibar sahibi, ilim ehli olarak görülen bazı şahısların bile bu yanılgıya düştüklerini görebiliyoruz. Namaz konusunun zihinlerde yanlış ve eksik bilgilere dayandırılması, beraberinde pek çok sorunu ve soru işaretini ortaya çıkarmaktadır. Kişinin Kur’an algısının bozulması, vahiy algısının bozulması, nebî algısının bozulması, din algısının bozulması, usûl algısının bozulması vb. pek çok sorunun temelinde bu yanlış tasavvurlar yatmaktadır. Bu yazımızda namazla ilgili olarak Kur’anî bir algı ortaya koymaya çalışacağız. B. NAMAZIN KILINIŞI Kur’an’da namaz var mı? Namazın nasıl kılındığını bana Kur’an’dan gösterebilir misin? Bu gibi soruları daha önce sormuş veya benzer sorularla karşılaşmış olabilirsiniz. Aslında bu sorular birçok sorunun göstergesidir. Bunların en başında Kur’an ve din algısının doğru oluşmaması gelmektedir. Kur’an’da neler yer alır, nelerin yer alması gerekmez? Bir rasul veya nebinin Kitap’da olmaksızın dine bir şey sokup çıkarma (teşri) yetkileri var mıdır? İnsanın Kur’an dışında inanmak zorunda olduğu bir kaynak var mı? Bu ve benzeri soruların cevapları kişinin zihninde doğru bir şekilde yer etmezse doğru bir din anlayışına sahip olması imkansız hale gelir. O halde biraz Kur’an algısı üzerinde durup, Allah’ın elçisinin başta namaz olmak üzere dindeki ibadetleri nasıl ve nereden […]
Adetli Kadının Orucu ve Namazı
ADETLİ KADININ ORUCU VE NAMAZI Âdetli ve Lohusa Kadın ile İlgili Nesih Nesih sözlükte, bir kitaba diğerindeki bilgiyi aktarma veya bir şeyi uygulamadan kaldırıp yerine başka bir şey koyma anlamlarına gelir[1]. Neshin tarifini veren âyet şudur: مَا نَنْسَخْ مِنْ آَيَةٍ أَوْ نُنْسِهَا نَأْتِ بِخَيْرٍ مِنْهَا أَوْ مِثْلِهَا أَلَمْ تَعْلَمْ أَنَّ اللَّهَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ “Biz bir âyeti nesheder veya unutturursak, yerine daha hayırlısını ya da dengini getiririz. Bilmez misin, Allah her şeye bir ölçü koyar.” (Bakara 2/106) Buna göre nesih, bir âyeti bir başka âyetle değiştirmektir. Bu, hem Kur’an’ın ayetleri arasında, hem de Kur’an ayetleri ile önceki kitaplardaki ayetler arasında olur. Kur’an, ilahi kitapların son nüshası olduğu için ondaki ayetlerin çoğu, önceki kitaplarda olanların aynısıdır, yani onları dengiyle neshetmiştir. Allah Teâlâ şöyle demiştir: “Allah Nuh’a ne emretmişse onu, sizin için bu dinin şeriatı yapmıştır. Sana vahyettiğimiz, İbrahim’e, Musa’ya ve İsa’ya emrettiğimiz şudur: “Bu dini ayakta tutun ve o konuda birbirinizden ayrı düşmeyin.” Senin çağırdığın şey müşriklere ağır gelir. Allah, bu dini tercih edeni kendi tarafına (yoluna) seçer ve ona yöneleni hedefine ulaştırır.”(Şûrâ 42/13) “Gerçekleri içeren ve kendinden öncekileri tasdik eden bu Kitab’ı sana, indiren O’dur. Tevrat’ı ve İncil’i de O indirmiştir.”(Al-i İmran 3/3) Bu ayetler, önceki kitaplardaki âyetlerin büyük […]
Seslendirilmiş Makale – Kur’ân’da Namaz Vakitleri
Prof.Dr. Abdulaziz Bayındır hocamızın 24 Aralık 2011 tarihli “Kur’anda Namaz Vakitleri” isimli makalenin seslendirilmiş halidir.
Zikir ve Namaz
Zikir, çok önemli bir kavramdır. Namaz da Allah’ı zikir için kılınır. Allah Teâlâ Musa aleyhisselama şöyle emretmiştir: إِنَّنِيأَنَااللَّهُلَاإِلَهَإِلَّاأَنَافَاعْبُدْنِيوَأَقِمِالصَّلَاةَلِذِكْرِي “Ben, evet ben Allah’ım; benden başka ilah yoktur. Bana kulluk et ve benim zikrim için namaz kıl.”(Taha 20/14) Namazda zikir emri bize de verilmiştir: فَإِذَاقَضَيْتُمُالصَّلاَةَفَاذْكُرُواْاللّهَقِيَامًاوَقُعُودًاوَعَلَىجُنُوبِكُمْ… “Namazı kıldığınızda ayakta, oturarak ve yanlarınız üzerinde iken Allah’ı zikredin…”(Nisa 4/103) Namaz “Allah’ın zikri için” kılındığına göre “zikir” kavramını iyi bilmek gerekir. Bir şeyi bağlantıları ile birlikte düşünerek öğrenmeye marifet[1], o marifeti koruyup kullanıma hazır tutmaya veya dil ile söylemeye de zikir denir[2]. Zikrin ilk kaynağı doğadır. İnsan, doğada yaptığı gözlemlerle elde ettiği bilgi parçaları arasında bağlantılar kurar ve zikre ulaşır. İlgili ayetlerden bir kaçı şöyledir: وَهُوَالَّذِيأَرْسَلَالرِّيَاحَبُشْرًابَيْنَيَدَيْرَحْمَتِهِوَأَنزَلْنَامِنَالسَّمَاءمَاءطَهُورًا.لِنُحْيِيَبِهِبَلْدَةًمَّيْتًاوَنُسْقِيَهُمِمَّاخَلَقْنَاأَنْعَامًاوَأَنَاسِيَّكَثِيرًا.وَلَقَدْصَرَّفْنَاهُبَيْنَهُمْلِيَذَّكَّرُوافَأَبَىأَكْثَرُالنَّاسِإِلَّاكُفُورًا. Rüzgârları, ikramının önünde müjdeci olarak gönderen Allah’tır. Gökten dupduru su indirir ki, onunla ölü bir beldeyi canlandırsın. Yarattıklarını; büyük ve küçükbaş hayvanları ve çok sayıda insanı suya kavuştursun. O suyu, aralarında halden hale çevirir ki tezekkür etsinler. Ama insanların çoğu, nankörlük dışında her şeye direnç gösterir[3].(Furkân 25/48- 50) Âyetteki “tezekkür” tefa’ul (تفعُّل) bâbındandır. Bu bâb[4], fiile tekellüf yani hedefe adım adım ulaşma anlamı yükler. Bu sebeple tezekkür’ün anlamlarından biri, zikre adım adım ulaşmaktır. Çünkü doğa olaylarını izleyerek bir bilgiye ulaşmak için zamana ihtiyaç olur. Doğa, bilginin kaynağıdır. Kur’ân’ın Allah’ın indirdiği […]
Yatsı Namazının Vakti Ne Zaman Sona Erer?
İnsanlık tarihi kadar eski olduğu bilinen, Rasûlullah’tan en fazla fiili uygulamanın gözlemlenip nakledildiği, vakitle mukayyet olduğu için cephede dahi terkine izin verilmeyen bir ibadetin vakti konusunda, o ibadeti geçersiz kılacak herhangi bir ihtilaf beklenmemelidir. Beklenti böyle olsa da; bu konuda, mesela yatsı namazının son vaktinin ne olduğu hususunda mezhep imamları ile onların takipçileri arasında, bazen de mezheplerin genel kabulüne muhalefet gösterenler arasında görüş farklılıklarının olduğu, konuya derinlemesine eğilenlerin malumudur. Yazının Devamını Okumak İçin Lütfen Tıklayınız. Dr. Fatih Orum
Namaz ve Oruç Vakitleri
Müslim[1], Allah’a teslim olan ve onun yolunda her zorluğa göğüs geren kişilere Allah’ın verdiği addır[2]. Dini, eğip bükmeden uygulayanlar onlardır. “Kimin sözü, Allah’a çağıran, iyi işler yapan ve “Ben Allah’a tam teslim olanlardanım!” diyenin sözünden daha güzel olabilir!”(Fussilet 41/33) Bu yazıda namaz ve oruç vakitleri, müslim olanlar için anlatılacaktır. Kendisini yahut bir kişiyi veya kurumu, dini konularda yetkili sayanlar, hedef kitlemizin dışındadırlar. Kur’ân’da namaz vakitleri, ayrıntılı olarak açıklanmıştır. “Namazı kıl“ emriyle başlayan iki âyet vardır: وَأَقِمِ الصَّلَاةَ طَرَفَيِ النَّهَارِ وَزُلَفًا مِنَ اللَّيْلِ إِنَّ الْحَسَنَاتِ يُذْهِبْنَ السَّيِّئَاتِ ذَلِكَ ذِكْرَى لِلذَّاكِرِينَ “Namazı, gündüzün iki tarafında ve gecenin zülfelerinde/gündüze yakın vakitlerinde düzgün ve sürekli kıl.” (Hûd, 11/114) أَقِمِ الصَّلَاةَ لِدُلُوكِ الشَّمْسِ إِلَى غَسَقِ اللَّيْلِ وَقُرْآنَ الْفَجْرِ إِنَّ قُرْآنَ الْفَجْرِ كَانَ مَشْهُودًا “Namazı, Güneşin dülûk’ndan /tepe noktasını geçmesinden gecenin ğasakına/ gecenin soğuğunun /karanlığının bastırmasına kadar kadar düzgün ve sürekli kıl! Bir de fecrin kur’ân’ında/ doğu ufku boyunca dağılmış ışıkların bir araya toplandığı vakitte kıl! Fecrin kur’ânı meşhûddur./ Doğu ufku boyunca dağılmış ışıkların bir araya toplanması gözle görülür. “ (İsrâ 17/78) Bunlar, birbirini açıklayan ayetlerdir. Bu âyetleri, anlamaya yardımcı olan âyetlerin başlıcaları şunlardır: ومِن الليلِ فتهجد بِهِ نافِلةً لك عسى أن يبعثك ربك مقامًا محمودًا “Sana özel ek görev olarak gecenin bir kısmında namaz kılmak için uykudan kalk. Belki […]
Kadın ve Aile
Abdest ve Hayız
Son zamanlarda en çok tartışılan konulardan biri de cünüplük, hayız ve nifas hallerinde Kur’an okunup okunmayacağı ile bu durumlarda ve abdestsiz olarak Kur’an’a dokunulup dokunulamamasıdır. Aşağıda Nursen KIŞLAKÇI adında bayan öğrencime konu ile ilgili olarak yaptırdığım bir araştırmayı bulacaksınız. Araştırmanın bu konuda okuyanlara faydalı olacağını umarım. Abdulaziz BAYINDIR FIKHİ YORUMLARLA ABDEST İBADET İLİŞKİSİ İÇİNDEKİLER ÖNSÖZ GİRİŞ BİRİNCİ BÖLÜM ABDESTSİZ KUR’AN-I KERİM OKUMAK A) Kur’an’ın Abdestsiz Okunması B) Kur’an’ın Boy Abdesti Olmadan Okunması C) Konuyla İlgili Deliller MEZHEPLERİN GÖRÜŞLERİ A) Hanefi Mezhebi B) Şafii Mezhebi C) Maliki Mezhebi D) Hanbeli Mezhebi E) Zahiri Mezhebi F) Diğer Görüşler İKİNCİ BÖLÜM ABDESTSİZ KUR’AN-I KERİM’E DOKUNMAK Kur’an’a Abdestsiz Dokunulması Kur’an’a Boy Abdesti Olmadan Dokunulması Konuyla İlgili Deliller MEZHEPLERİN GÖRÜŞLERİ A) Hanefi Mezhebi B) Şafii Mezhebi C) Maliki Mezhebi D) Hanbeli Mezhebi E) Zahiri Mezhebi F) Diğer Görüşler ÜÇÜNCÜ BÖLÜM ABDESTSİZ MESCİTLERE GİRMEK Mescitlere Abdestsiz Girilmesi Boy Abdesti Olmadan Mescitlere Girilmesi Konuyla İlgili Deliller MEZHEPLERİN GÖRÜŞLERİ A) Hanefi Mezhebi B) Şafii Mezhebi C) Maliki Mezhebi D) Hanbeli Mezhebi E) Zahiri Mezhebi F) Diğer Görüşler DÖRDÜNCÜ BÖLÜM ABDEST-KUR’AN, ABDEST-MESCİT İLİŞKİSİNDE MEZHEPLERİN ROLÜ Rasulullah’dan Bu Yana Mezhep Anlayışı SONUÇ ——————————————————————————– DERLEMECİNİN NOTU: Bu çalışma sadece (oku) emriyle başlayan Kur’an-ı okuyabilmeyi kolaylaştırmak, Allah’ın kullarıyla Allah’ın kelâmı ya da […]
Kadının Dövülmesi
GİRİŞ Nisa 34. âyette “Nüşuzundan korktuğunuz kadınlarınıza öğüt verin/güzel sözler söyleyin, yataklarından ayrılın ve onları (oraya) darb edin” emirleri yer alır. Nüşûz =نُشُوزً, gideceği zaman oturduğu yerden hafifçe kalkmaktır[1]. Darb =ضرب, bir şeyi bir şeyin üstüne vurmak veya sabitlemektir[2]. Hemen hemen her iş için kullanılan[3]darb kelimesinin anlamı, vurulan veya sabitlenen şeye göre değişir. Türkçede, darb’a en yakın olan “vurmak” fiilinin de otuz civarında anlamı vardır. Damga vurma, ayağını yere vurma, silahla, yumrukla veya sopayla vurma, ışık vurması, karaya vurma gibi kullanımlar, “bir şeyi bir şeyin üzerine vurma” anlamındadır. Duvara boya vurma, ata eğer vurma, başörtüyü boyuna vurma, binaya çatı vurma, kafayı vurup yatma, kapıya kilit vurma, soğuk vurması, dolu vurması ve birine vurulma gibi kullanımlar da “bir şeyi bir şeyin üstüne sabitleme” anlamındadır[4]. Gelenekte Nisa 34. âyetteki nüşûz’a baş kaldırma, darb’a da dövme anlamı verilmiştir. İlgili hadislere de bu anlam verilince İslâm’ın erkeğe, eşini dövme yetkisi verdiği kanaati oluşmuştur. Türkiye Diyanet Vakfı meâli şöyledir: الرِّجَالُ قَوَّامُونَ عَلَى النِّسَاءِ بِمَا فَضَّلَ اللَّهُ بَعْضَهُمْ عَلَى بَعْضٍ وَبِمَا أَنْفَقُوا مِنْ أَمْوَالِهِمْ فَالصَّالِحَاتُ قَانِتَاتٌ حَافِظَاتٌ لِلْغَيْبِ بِمَا حَفِظَ اللَّهُ وَاللَّاتِي تَخَافُونَ نُشُوزَهُنَّ فَعِظُوهُنَّ وَاهْجُرُوهُنَّ فِي الْمَضَاجِعِ وَاضْرِبُوهُنَّ فَإِنْ أَطَعْنَكُمْ فَلَا تَبْغُوا عَلَيْهِنَّ سَبِيلًا إِنَّ اللَّهَ كَانَ عَلِيًّا كَبِيرًا. “Allah’ın insanlardan bir kısmını diğerlerine üstün […]
Talak (Erkeğin Boşama Hakkı)
Kur’ân’a göre talak, kocanın hakkıdır. Talakla ilgili fiillerin faili kocalardır. Kadının evliliği sona erdirme hakkına iftidâ denir. Allah Teâlâ şöyle buyurur: الطَّلَاقُ مَرَّتَانِ فَإِمْسَاكٌ بِمَعْرُوفٍ أَوْ تَسْرِيحٌ بِإِحْسَانٍ. “Geri dönülebilir talak iki defa olur. Her birinden sonra kadını ya marufa /Kur’an’daki hükümlere göre tutmak ya da güzellikle ayırmak gerekir.” (Bakara 2/229) Âyetteki الطَّلاَقُ (el-talaku) ifadesinin başındaki “ال = el” marifelik ekidir; kelimeyi et-talâku şeklinde okutur ve “o talak” anlamı verir. Talakın ne olduğu talak sûresinde açıklanmıştır. Allah Teâlâ şöyle buyurur: يَا أَيُّهَا النَّبِيُّ إِذَا طَلَّقْتُمُ النِّسَاءَ فَطَلِّقُوهُنَّ لِعِدَّتِهِنَّ وَأَحْصُوا الْعِدَّةَ وَاتَّقُوا اللَّهَ رَبَّكُمْ لَا تُخْرِجُوهُنَّ مِنْ بُيُوتِهِنَّ وَلَا يَخْرُجْنَ إِلَّا أَنْ يَأْتِينَ بِفَاحِشَةٍ مُبَيِّنَةٍ وَتِلْكَ حُدُودُ اللَّهِ وَمَنْ يَتَعَدَّ حُدُودَ اللَّهِ فَقَدْ ظَلَمَ نَفْسَهُ لَا تَدْرِي لَعَلَّ اللَّهَ يُحْدِثُ بَعْدَ ذَلِكَ أَمْرًا. فَإِذَا بَلَغْنَ أَجَلَهُنَّ فَأَمْسِكُوهُنَّ بِمَعْرُوفٍ أَوْ فَارِقُوهُنَّ بِمَعْرُوفٍ وَأَشْهِدُوا ذَوَيْ عَدْلٍ مِنْكُمْ وَأَقِيمُوا الشَّهَادَةَ لِلَّهِ ذَلِكُمْ يُوعَظُ بِهِ مَنْ كَانَ يُؤْمِنُ بِاللَّهِ وَالْيَوْمِ الْآَخِرِ وَمَنْ يَتَّقِ اللَّهَ يَجْعَلْ لَهُ مَخْرَجًا. وَيَرْزُقْهُ مِنْ حَيْثُ لَا يَحْتَسِبُ وَمَنْ يَتَوَكَّلْ عَلَى اللَّهِ فَهُوَ حَسْبُهُ إِنَّ اللَّهَ بَالِغُ أَمْرِهِ قَدْ جَعَلَ اللَّهُ لِكُلِّ شَيْءٍ قَدْرًا. “Ey Nebi! Kadınları boşadığınızda iddetleri içinde boşayın ve iddeti sayın. Rabbiniz Allah’tan çekinin; onları evlerinden çıkarmayın. Onlar da çıkmasınlar; açık bir fuhuş yapmış olurlarsa başka. Bunlar Allah’ın sınırlarıdır. […]
Kadınların Şahitliği
Kur’ân, şahitlik konusunda kadın-erkek ayırımı yapmadığı halde, fıkıh geleneğinde ayrım yapılmış hatta had ve kısas davalarında şahitlerin tamamının erkek olması şart koşulmuş, diğer davalarda iki erkek veya bir erkek ile iki kadın yeterli görülmüştür. Borç doğuran hukuki ilişkileri tespit ile ilgili âyette şöyle buyurulmuştur: “…Erkeklerinizden iki kişiyi şahit tutun. İki erkek yoksa kabul edeceğiniz şahitlerden bir erkekle iki kadın da olabilir. Biri yanılırsa diğeri hatırlatır…” (Bakara 2/282) Bağlantılarına bakmayınca âyetin şahitlik konusunda kadın erkek ayırımı yaptığı kanaatine varılabilir. Nitekim eski fakihler bu kanaatle hareket etmişlerdir. Âyetin devamı şöyledir: “…Şahitler çağrıldıklarında gelmezlik etmesinler. Borç, ister büyük, ister küçük olsun, vâdesi ile birlikte yazmaktan üşenmeyin. Böylesi; Allah yanında daha doğru, şahitlik için daha sağlam, şüpheye düşmemeniz için daha uygun olur….” “…Böylesi, şahitlik için daha sağlamdır…” ifadesi, borcu yazıyla tespit açısından da şahitlik nisabı açısından da değerlendirilebilir. “Daha sağlam” sözü “sağlam”ın karşıtıdır. Sağlam olan iki şey karşılaştırılınca birine daha sağlam denebilir. “Bir erkek ile iki kadının şahitliğine” daha sağlam deniyorsa, bu şarta uyulmadan yapılan şahitliğin sağlam sayılması gerekir. Vasiyete şahitlikle ilgili âyetler konuya açıklık getirmekte, yukarıdaki hükmün, yazıyla tespit yanında şahitlik nisabı ile de ilgili olduğunu göstermektedir. Allah Teâla şöyle buyurur: “Müminler! Sizden biriniz ölüm döşeğinde vasiyet edeceği zaman içinizden güvenilir iki şahit […]
Kadının Boşanma Yetkisi (Master Tezi)
Bakara Suresi’nin boşanma ile ilgili 228. ayetinin sonu şöyledir: “…Mâruf ölçüler içerisinde o kadınların erkekler üzerindeki hakkı, onların bunlara karşı olan hakkına denktir. Erkeklerin onlara karşı bir dereceleri vardır. Allah azizdir hâkimdir.” (Bakara 2/228) Ayetlerde talak, hul’ ve iftida kararı diye üç ayrı boşanma şekli hükme bağlanmıştır. Talak, erkeğin tek taraflı kararı ile yaptığı boşamadır. Talâkın geçtiği ayetlerde kadına yetki verilmemiştir. Talakta bulunan erkeğin, eşine verdiği mehirden ve diğer mallardan bir şey alamaması (Bakara 2/229), kadının bekleme süresi (iddet) bitinceye kadar onunla aynı evi paylaşma mecburiyeti ve süre bitinceye kadar yine tek taraflı kararı ile talaktan vazgeçme hakkı (Talak 65/1-2) boşanmanın önüne konmuş tabii engellerdir. Hul’, evliliği yürütemeyeceklerine kanaat getiren kadın ile erkeğin, karşılıklı anlaşmalarıyla evliliğe son vermeleridir. Burada istek daha çok kadından geldiği için kadın evlenirken aldığı mehirden kocasına vermesi gerekir. Buna hul’ bedeli denir. Üçüncüsü iftidâdır. İftidâ, şartları gerçekleşdiği taktirde kadının tek taraflı iradesiyle evliliğe son vermesidir. Bakara Suresi‘nin 229. ayetinde şöyle buyurulur: “Karı-kocanın Allah’ın hududunu yerine getiremeyeceklerinden siz korkarsanız kadının fidye vermesinde her eşe de bir günah yoktur.” Evliliğin yüklediği sorumlulukları yerine getirememe korkusuna kapılan kadın, durumu yetkili makama bildirir. Çünkü ayetteki “..siz korkarsanız…” ifadesi bunu gerektirir. Bu korkunun tespitinden sonra kadına iftidâda bulunabileceği bildirilir. Bundan sonra […]
Kadınların Yolculuğu – 2
KADINLARIN MAHREMSİZ OLARAK YOLA ÇIKMASI Mahremsiz bir kadının bazen görev gereği, bazen de gezmek amacıyla tek başına veya hanımlardan oluşan bir grupla, sefer müddeti ve mesafesinde şehirlerarası yolculuklara çıkmasını; yolculuk ve yol güvenliği başlıkları altında incelemek uygun olacaktır. A- YOLCULUK Allah Teâlâ, bazı sebeplerle yolculuk yapmayı emretmektedir. Bunlar: 1- Kültür amaçlı yolculuk: أَفَلَمْ يَسِيرُوا فِي الْأَرْضِ فَتَكُونَ لَهُمْ قُلُوبٌ يَعْقِلُونَ بِهَا أَوْ آذَانٌ يَسْمَعُونَ بِهَا فَإِنَّهَا لَا تَعْمَى الْأَبْصَارُ وَلَكِن تَعْمَى الْقُلُوبُ الَّتِي فِي الصُّدُورِ “(Kafirlik edenler) Yeryüzünü gezip dolaşmadılar mı ki kendisiyle doğru bağlantı kuracakları kalpleri, dinleyecekleri kulakları oluşsun! Şu bir gerçek ki, gözler kör olmaz ama göğüslerdeki kalpler kör olur.” (Hac 22/46) 2- Bilim ve araştırma amaçlı yolculuk قُلْ سِيرُوا فِي الْأَرْضِ فَانظُرُوا كَيْفَ بَدَأَ الْخَلْقَ ثُمَّ اللَّهُ يُنشِئُ النَّشْأَةَ الْآخِرَةَ إِنَّ اللَّهَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ “De ki: “Yeryüzünde dolaşın da Allah’ın yaratmaya nasıl başladığına bir bakın!” Sonra Allah, yaratmayı son kez yapacaktır. Allah her şeye bir ölçü koyar.”(Ankebut 29/20) 3- Dinler tarihi amaçlı yolculuk وَلَقَدْ بَعَثْنَا فِي كُلِّ أُمَّةٍ رَّسُولاً أَنِ اعْبُدُواْ اللّهَ وَاجْتَنِبُواْ الطَّاغُوتَ فَمِنْهُم مَّنْ هَدَى اللّهُ وَمِنْهُم مَّنْ حَقَّتْ عَلَيْهِ الضَّلالَةُ فَسِيرُواْ فِي الأَرْضِ فَانظُرُواْ كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الْمُكَذِّبِينَ “Kulluğu Allah’a yapın ve tağutlardan uzak durun!” desinler diye her ümmete bir elçi gönderdik. Onların içinden, Allah’ın yoluna kabul ettiği kimseler de oldu, sapıklığı […]
Kadınların Cuma Namazı
Beş vakit namazdan farklı olarak mutlaka cemaatle kılınması gerekli olan Cuma namazı Yüce Rabbimizin erkek-kadın ayırımı yapmaksızın Kur’an’ın Cuma sûresinin 9. âyetiyle emrettiği bir namazdır. Allah’ın Resûlü Hz. Muhammed de ayırım yapmamış, Cuma namazı erkekler gibi kadınlara da meşrulaştırılmıştır. Ancak meşrû mazeretler sebebiyle erkeklere olduğu gibi kadınlara da Cuma namazlarına katılmama ruhsatı verilmiştir. Cuma namazının kadınlar için görev olmaktan çıkarıldığına ilişkin bir tek sahih hadis yoktur. Örneğin 5474 hadis rivayet eden Ebû Hüreyre’den, 2630 hadis rivayet eden Abdullah b. Amr’dan, 2286 hadis rivayet eden Enes b. Malik’ten ve sürekli olarak Peygamberimizle birlikte olan ve ondan 2210hadis rivayet eden annemiz Hz. Âişe’den ve diğer bilinen kadın sahabilerden kadınlardan Cuma namazının düşürüldüğüne dair bir tek hadis gelmemiştir. Hadislerin Hanefî Mezhebi müctehitlerinin istidlal ettiği “Çocuk, esir/köle, kadın ve hasta dışında Allah’a ve Âhiret Gününe inanan kişiye Cuma günü Cuma Namazı farzdır” hadisi dâhil bütünü delil getirilemeyecek türde zayıf hadislerdir. Bu konudaki hadislerin hadis tekniği bakımından en kuvvetlisi olan Ebû Davûd’un Tarık b. Şihab’dan rivayet ettiği “Cuma namazı esir, kadın, çocuk ve hasta dışındaki bütün ergin müminlere farzdır.” anlamındaki hadistir. Tarık b. Şi hab, Hz. Peygamberi görmüş fakat ondan hadis rivayet etmediği için bu hadis delil olarak getirilemeyecek türden zayıf (Mürsel) bir hadistir. ((Ebû […]
Bir Kadın Erkeklere İmamlık Yapabilir mi?
Soru: Bir kadın erkeklere imamlık yapabilir mi? Cevap: Namazda huşû çok önemlidir. Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: “Namazlarında huşû içinde olan müminler kurtuluşa ermişlerdir.” (Mu’minûn, 23/1-2) Huşû, kişinin Allah’ın huzurunda olduğu bilinciyle tevazu gösterip boyun eğmesini ifade eder. Bu yüzden gerek kıyamda ve gerekse namazın diğer bölümlerinde huşûya engel olacak şeylerden uzak durmak gerekir. Bir kadının erkeklerin önünde imamlık yapması hem onun için, hem de arkasında bulunan cemaat için huşûya engel teşkil eder. Bu, şeytana arayıp da bulamadığı fırsatlar verir. Zira şeytan, bulunduğu yerden kovulup kıyamete kadar yaşama sözü alınca Allah Telalaya şöyle demişti: “…. And olsun ki ben de onlar için, senin doğru yolunun üzerinde oturacağım. Sonra onlara; önlerinden, arkalarından, sağlarından, sollarından sokulacağım. Onların çoğunu sana şükreder bulamayacaksın.” (Arâf, 7/16-17) Namaz kılmakta olan kişi, doğru yolda olacağından şeytan hemen göreve başlar. Namaz kılanlar, onun kendilerine ne vesveseler verdiğini gayet iyi bilirler. Kadının imam olması halinde o, yeni vesvese imkânları elde eder. Kadında da erkekte de artık huşu kalmaz. Bu sebepten dolayı Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem mescitte saf düzenini önce erkekler, onların arkasında erkek çocukları, sonra kadınlar ve kız çocukları olacak şekilde tanzim etmiştir. (Bkz: Buhârî, Salât 20, Ezân 78, 161, 164; Müslim, Mesâcid 266-268, (658-660); Muvatta, Kasru’s-Salât 31; […]
Kuran'da Nebiler
İblisin Yoldan Çıkışı
Secde Emri Rabbin meleklere: “Ben, balçıktan, işlenebilen kara topraktan bir insan yaratacağım. Onu yapıp ruhumdan üflediğimde ona secdeye kapanın” demişti.(Hicr 15/28) Rabbin meleklere şöyle demişti: “Ben çamurdan bir insan yaratacağım. Onu yapıp ruhumdan ona üflediğim zaman ona secdeye kapanın.” (Sad 38/71) İblis”in Cevabı “Allah, “Sana emrettiğim halde, seni secdeden alıkoyan nedir?” dedi, “Beni ateşten onu çamurdan yarattın, ben ondan üstünüm” cevabını verdi.” (Araf 7/12) “Allah: “Ey İblis! Secde edenlerle beraber olmaktan seni alıkoyan nedir?” dedi. O: “Balçıktan, işlenebilen kara topraktan yarattığın insana secde edemem” dedi.” (Hicr 15/32-33) “Allah: ” Ey İblis Kudretimle yarattığıma secde etmekten seni alıkoyan nedir? Böbürlendin mi? Yoksa gururlananlardan mısın?” dedi. İblis: “Ben ondan daha üstünüm. Beni ateşten yarattın, onu çamurdan yarattın” dedi. Allah: “Defol oradan, sen artık kovulmuş birisin. Din gününe kadar lanetim senin üzerinedir” dedi.” (Sad 38/75-78) Aldığı Ceza “Ona, ” İn oradan, orada büyüklenmek sana düşmez, defol, sen alçağın tekisin” dedi. (Araf 7/13) “Öyleyse defol oradan, sen artık kovulmuş birisin. Doğrusu hesap gününe kadar lanet sanadır” dedi.” (Hicr 15/34-35) “Oysa Ben onları ne göklerin ve yerin yaratılmasında ve ne de kendilerinin yaratılmasında hazır bulundurdum. Saptıranları hiçbir işte asla yardımcı da edinmedim. O gün Allah: “Bana ortak olduklarını iddia ettiklerinize seslenin” der. Onları çağırırlar, fakat […]
Davud Aleyhisselam
Hz. Davud, Yakub aleyhisselam’ın oğlu Yehûda’ın soyundandır. İşmuil (Şemuyel = Samuel) aleyhisselamın ölümünden sonra kendisine nebilik verilmiş, kayınpederi Talut’un ölümünden sonra da İsrailoğullarına hükümdar olmuştur. Nebiliğinden Önceki Olaylar “Musa’dan sonra, İsrailoğullarının önde gelen adamlarını gözünde canlandırmaz mısın? Onlar nebilerine “Bize bir başkomutan görevlendir de Allah yolunda savaşalım!” demişlerdi. “Ya savaş emredilir de savaşmazsanız?” dedi. “Kaybedecek neyimiz kaldı ki Allah yolunda savaşmayalım! Hem yurtlarımızdan çıkarılmışız hem çocuklarımızdan ayrı düşürülmüşüz.” dediler. İstedikleri savaş üzerlerine farz kılınınca, pek azı dışında hepsi kaçıverdi. O zalimleri bilen Allah’tır.” (Bakara 2/246) Talut’un (Saul) Hükümdarlığı “Nebileri onlara “Allah, size başkomutan olarak Tâlût’u görevlendirdi” dedi. “O bize nasıl komutanlık yapabilir? Komutanlık ondan çok bizim hakkımızdır. Ona fazla bir mal verilmiş de değil!” dediler. Nebi, “Onu başınıza Allah seçti. Ona, bilgi ve vücut bakımından üstünlük de verdi. Allah yetkiyi, tercih ettiğine verir.” dedi. Allah, imkânları geniş olan ve daima bilendir. Nebileri onlara dedi ki: “Ona başkomutanlık verildiğinin belgesi, size Sandık’ın gelmesidir. İçinde Rabbinizden /Sahibinizden sizi rahatlatacak bir şey, bir de Musa ve Harun ailelerinin bıraktığı hatıralar olacak ve onu melekler taşıyacaktır. Eğer inanıyorsanız bunda sizin için gerçek bir ayet /gösterge vardır.” (Bakara 2/247-248) Ürdün Nehrini Geçiş “Talut orduyla birlikte ayrıldıktan sonra, “Doğrusu Allah sizi bir ırmakla deneyecektir, ondan içen […]
Musa ve Harun Aleyhisselam
Kitapta Musa’dan da söz et. Çünkü o içten bağlıydı. O bir elçi, bir peygamberdi. Ona Tur’un sağ yanından seslenmiş ve gizli konuşmak için iyice yaklaştırmıştık. Ona acıdığımızdan, kardeşi Harun’u da bir peygamber olarak ona bağışlamıştık. (Meryem19/51-53) Biz, Musa’ya ve Harun’a gerçekten iyilikte bulunmuştuk. O ikisini ve kavimlerini büyük bir sıkıntıdan kurtarmıştık Onlara yardım etmiştik de yenen taraf onlar olmuştu. Her ikisine, o apaçık Kitab’ı vermiştik. Her ikisini de doğru bir yola çıkarmıştık. Arkadan gelenler içinde onlara şunu bırakmıştık. “Musa ve Harun’a selam olsun”. İşte biz, iyilere böyle ödül veririz. Çünkü her ikisi de inanmış kullarımızdandı. (Saffât 37/114-122) O ikisini Firavun ve ileri gelen adamlarına elçi göndermiştik de onlar hemen büyüklük taslamışlardı. Onlar zaten mağrur bir topluluktular. Dediler ki, “Tıpkı bizim gibi olan iki insana mı inanacağız? Üstelik kavimleri zaten bizim kölelerimizdir. Onları yalan saydılar ve yok edilenlere karıştılar. Biz o Kitabı Musa’ya, belki yola gelirler diye vermiştik. (Müminûn 23/46-49) Hz. Harun vahiy almıştır. Nuh’a ve ondan sonra gelen peygamberlere nasıl vahyettiysek sana da öyle vahyettik. Nitekim İbrahim’e, İsmail’e, İshak’a, Yakup’a, torunlarına, İsa’ya, Eyyub’a, Yunus’a, Harun’a ve Süleyman’a da vahyetmişizdir. Davud’a da Zebur’u verdik. (Nisa 4/163) Firavun Kazıklı Firavun’a Rabbinin ne ettiğini görmedin mi? (Fecr 89/10) Firavun o yerde gerçekten bir […]
Eyyüb Aleyhisselam
İbrahim Aleyhisselamın Soyundan Bir Nebi İbrahim’e, İshak’ı ve Yakub’u armağan ettik, hepsine doğru yolu gösterdik. Daha önce Nuh’a da doğru yolu göstermiştik. Onun soyundan Davud’a, Süleyman’a, Eyyub’a, Yusuf’a, Musa’ya ve Harun’a da gösterdik. Biz, güzel davrananları böyle ödüllendiririz. Zekeriyya’ya, Yahya’ya, İsa’ya ve İlyas’a da… Bunların hepsi iyilerdendir. İsmail’e, Elyesa’ya, Yunus’a, Lut’a da doğru yolu gösterdik. Hepsini çağdaşlarından üstün kıldık. Onların babalarından, soylarından ve kardeşleri içinden de… Onlardan da seçtik ve doğru yola yönlendirdik. İşte (nebilerin gittiği) bu yol, Allah’ın doğru yoludur. O, gereğini yapan kullarını doğru yola kabul eder. Eğer onlar da /o nebiler de şirk koşsalardı bütün yaptıkları boşa giderdi. İşte bunlar kendilerine kitap, hikmet ve nebilik verdiğimiz kimselerdir. Eğer bu insanlar onları (onlara verilen kitapları, hikmeti ve onların nebiliğini) görmezlikte direnirlerse, görmezlik etmeyecek bir topluluğu, onları korumakla görevlendiririz. İşte onlar, Allah’ın rehber /kitap verdiği kimselerdir. Sen de onların rehberine /kitaplarına uy. De ki: “Ben yaptığım bu iş için sizden bir karşılık beklemiyorum. O, alemler için sadece bir öğüt ve akılda tutulması gereken bilgidir!” (En’am 6/84-90) Hastalıktan Kurtulması “Eyüb… O bir gün Rabbine şöyle yalvarıp yakarmıştı: “Ben (yorgunluk ve acı veren) bir derde düştüm sen ise merhametlilerin en merhametlisisin.” İsteğini kabul edip derdine derman olduk. Katımızdan ona bir ikram […]
Yusuf Aleyhisselam
(Firavun hanedanından olup imanını gizleyen mümin bir kişi onlara şöyle demişti:) “Daha önce Yusuf da size o açık belgelerle (mucizelerle) gelmişti. Getirdiği şeylerde ikileme düşmüş, öldüğü zaman da “Ondan sonra Allah, artık elçi göndermez” demiştiniz. Allah, böyle saçma sapan düşünceler kurgulayan kişiyi işte böyle sapık sayar.” Onlar Allah’ın ayetleri hakkında, kendilerinde bir delil olmadan haklı çıkmaya çalışanlardır. Bu hem Allah katında, hem de inanıp güvenler katında onlara büyük bir nefret oluşturur. Allah, büyüklük taslayan her bir zorbanın kalbini böyle mühürler. (Mümin 40/34-35) YUSUF SÛRESİ Bismillahirrahmanirrahim ELİF! LAM! RA! Bunlar her şeyi açıkça ortaya koyan Kitap’ın ayetleridir. Aklınızı kullanasınız diye, biz onu Arapça kümeler hâlinde indirdik. Şimdi, vahyettiğimiz bu ayet kümeleriyle sana hikâyelerin en güzelini anlatacağız. Daha önce sen bundan tamamen habersizdin. Yusuf’un Rüyası Bir gün Yusuf babasına şöyle demişti: “Babacığım! Rüyamda on bir yıldız, güneşi ve ayı gördüm. Baktım ki hepsi bana doğru eğiliyor.” Dedi ki “Yavrucuğum! Rüyanı kardeşlerine anlatma; sana bir oyun oynarlar. Çünkü Şeytan insanın açık düşmanıdır.” “Rabbin, işte bu yolla seni seçecek ve olaylar arasındaki bağlantıyı (tevili) öğretecek, daha önce ataların İbrahim’e ve İshak’a olan iyiliklerini tamamladığı gibi sana ve Yakup ailesine ettiği iyilikleri de tamamlayacaktır. Senin Rabbin, daima bilen ve kararları doğru olandır.” Kuyuya Atılışı Kuşkusuz […]
Yakub Aleyhisselam
Yakub Aleyhisselamın Vasiyeti “Kendi değerini düşüren akılsızdan başka kim İbrahim’in dini yaşama biçimine kayıtsız kalabilir! Biz onu dünyada seçkin kıldık. O, ahirette de iyiler arasında olacaktır. Rabbi ona “Teslim ol!” demiş, o da “Varlıkların Rabbine /Sahibine teslim oldum!” demişti. İbrahim bunu evlatlarına da vasiyet etti. Yakup da öyle yaptı. Şöyle dediler: “Evlatlarım! Allah sizin için bu dini seçti. Sakın ha, Allah’a teslim olmadan ölmeyin!” Yoksa siz Yakup ölmek üzere iken orada mıydınız! O sırada evlatlarına, “Benim arkamdan kime kulluk edeceksiniz?” diye sordu. Onlar, “Senin ilahına, ataların İbrahim, İsmail ve İshak’ın ilahına yani tek ilaha kulluk edeceğiz. Biz, ona teslim olmuş kimseleriz!” dediler. Onlar gelip geçmiş bir toplumdur. Onların kazandıkları onlara, sizin kazandıklarınız size! Onların yaptıkları işler size sorulmayacaktır.” (Bakara 2/130-134) Yakub Aleyhisselamın Haram Kıldığı Şeyler “(Yahudiler dediler ki) “Tevrat’ın indirilmesinden önce İsrail’in kendine haram ettiği yiyecekler dışında bütün yiyecekler İsrailoğullarına helaldir.” De ki: “İddianızda haklı iseniz Tevrat’ı getirin de okuyun bakalım.” Kim bundan (Tevrat’ı okuduktan) sonra hâlâ bu yalanı Allah’a mal ederse, işte onlar yanlış yapmış olanlardır.” (Ali İmran 3/93-94) Abdulaziz BAYINDIR
İshak Aleyhisselam
Siz şöyle söyleyin: Biz Allah’a inanıp güvendik; bize indirilene, İbrahim’e, İsmail’e, İshak’a, Yakub’a ve torunlarına indirilene, Musa’ya ve İsa’ya verilmiş olana, Rableri /Sahipleri tarafından bütün nebilere verilenlere inandık. Onlardan birini diğerinden ayırmayız. Biz sadece Allah’a teslim olmuş kimseleriz. (Bakara 2/136) Yoksa İbrahim, İsmail, İshak, Yakup ve torunlarının Yahudi veya Hristiyan olduklarını mı söylüyorsunuz? De ki: “Siz mi iyi bilirsiniz, Allah mı?” Allah’ın şahitlik ettiği bir şeyi bile bile gizleyenden daha büyük yanlışı kim yapabilir? Allah, yaptığınız hiçbir şeye ilgisiz kalmaz. (Bakara 2/140) İbrahim’e, İshak’ı ve Yakub’u armağan ettik, hepsine doğru yolu gösterdik. Daha önce Nuh’a da doğru yolu göstermiştik. Onun soyundan Davud’a, Süleyman’a, Eyyub’a, Yusuf’a, Musa’ya ve Harun’a da gösterdik. Biz, güzel davrananları böyle ödüllendiririz. Zekeriyya’ya, Yahya’ya, İsa’ya ve İlyas’a da… Bunların hepsi iyilerdendir. İsmail’e, Elyesa’ya, Yunus’a, Lut’a da doğru yolu gösterdik. Hepsini çağdaşlarından üstün kıldık. Onların babalarından, soylarından ve kardeşleri içinden de… Onlardan da seçtik ve doğru yola yönlendirdik. İşte (nebilerin gittiği) bu yol, Allah’ın doğru yoludur. O, gereğini yapan kullarını doğru yola kabul eder. Eğer onlar da /o nebiler de şirk koşsalardı bütün yaptıkları boşa giderdi. İşte bunlar kendilerine kitap, hikmet ve nebilik verdiğimiz kimselerdir. Eğer bu insanlar onları (onlara verilen kitapları, hikmeti ve onların nebiliğini) görmezlikte direnirlerse, […]
İsmail Aleyhisselam
“O Beyt’i insanların toplanacağı ve güvende olacağı bir yer yaptık. Siz makam-ı İbrahim’i /İbrahim’in ibadet için durduğu yerleri, ibadet yeri yapın. İbrahim ile İsmail’e görev verdik, “Beyt’imi tavaf edenler, itikâfta bulunanlar, rükû ve secde edenler /namaz kılanlar için tertemiz tutun!” dedik. Bir gün İbrahim şöyle yalvardı: “Rabbim /Sahibim, burayı güvenli bir belde yap! Buranın halkından Allah’a ve ahiret gününe inananları her üründen rızıklandır!” Allah da şöyle dedi: “Ayetleri görmezlikte direneni de bir süre nimetlerden yararlandırır, ama daha sonra onu ateş azabına mahkûm ederim. Ne kötü hale gelmektir o!” İbrahim ile İsmail, Kâbe’nin temellerini yükselttikleri sırada şöyle yalvardılar: “Rabbimiz, bu işimizi kabul et, daima dinleyen ve bilen sensin!” “Rabbimiz! İkimizi de sana teslim olmuş kişiler yap, soyumuzdan gelenlerden sana teslim olmuş bir toplum oluştur! Bize hac ve umre ibadetlerini yapacağımız yerleri göster ve tövbemizi /dönüşümüzü kabul et! Tövbeleri /dönüşleri kabul eden ve ikramı bol olan sensin! “Rabbimiz! Onlara kendi içlerinden bir elçi görevlendir de senin ayetlerini onlara, bağlantılarıyla birlikte okusun, kitabı ve hikmeti öğretsin ve onları geliştirsin. Daima üstün olan ve bütün kararları doğru olan sadece sensin!” (Bakara 2/125-129) Gelen Vahiy “Siz şöyle söyleyin: Biz Allah’a inanıp güvendik; bize indirilene, İbrahim’e, İsmail’e, İshak’a, Yakub’a ve torunlarına indirilene, Musa’ya ve İsa’ya verilmiş […]
Allah’ın Beşer Resûlü
Tarih sürecinde peygamberlere karşı geliştirilen yanlış tutumlar, indirgemeci ve aşırı yüceltmeci olmak üzere ikiye ayrılır. Bunlardan birincisine örnek, Yahudilerdir. Onların birçoğu peygamberlere gereken değeri vermemiş, onlara iftiralar atmış, sıradan bir insana gösterdikleri sevgiyi, saygıyı onlardan esirgemişlerdir. Ve nihayetinde onları öldürecek gaddarlığı da sergileyebilmişlerdir. İkincisine örnek ise Hristiyanlardır. Onlar Yahudilerin zıddına peygamber (İsa Aleyhisselâm) sevgisinde aşırıya kaçmış ve onu tanrı edinmişlerdir. Kur’an’da kendilerinden ehli kitap olarak bahsedilen Yahudi ve Hristiyanlar, peygamberlere karşı gösterilen davranışların iki aşırı ucunu oluşturmuşlardır.[1] Bu iki grubun dışında kalan milletlere de peygamberler gönderilmiştir. Genel olarak “inanmayanlar” veya “müşrikler” olarak adlandırılan bu gruplar, ehli kitabın aksine, kendilerine elçi olarak gönderilen peygamberlerin beşer olma özelliğini dillerine dolamışlardır. Bu makalede Hristiyanların İsa Aleyhisselâm hakkında sergiledikleri aşırı tutum ile inanmayanların peygamberlerin beşer oluşuna karşı geliştirdikleri söylem, İslam dünyasında karşılaşılan bazı yanlış durumlarla mukayese edilmek suretiyle incelemeye tabi tutulacaktır. Yahudilerin ve -az da olsa- bazı Müslümanların gösterdiği indirgemeci peygamber tasavvuruna bu makalede değinilmeyecektir. 1. MÜŞRİKLERİN BEKLENTİSİ: MELEK PEYGAMBER Dini tebliğ etmek için gönderilen peygamberlerin birer beşer olmalarını, inanmayanlar bir türlü kabullenmek istememişlerdir. Tarihi açıdan Nûh Aleyhisselâm zamanına kadar götürülebilecek bu durum, son nebî Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem’e kadar böyle devam ede gelmiştir. Nûh Aleyhisselâm, kavmine elçi olarak gönderildiğinde ona şöyle itiraz […]
Adem Aleyhisselam
“Onlara, Adem’in iki oğlunun kıssasını doğru olarak anlat: İkisi birer kurban sunmuşlar, birininki kabul edilmiş, diğerininki edilmemişti. Kabul edilmeyen, “And olsun seni öldüreceğim” deyince, kardeşi: “Allah ancak sakınanların takdimesini kabul eder” demişti”. (Maide, 5/27) “Beni öldürmek üzere elini bana uzatırsan, ben seni öldürmek için sana elimi uzatmam, çünkü ben, alemlerin Rabbi olan Allah’tan korkarım”. Ben, hem benim hem de kendi günahını yüklenip cehennemliklerden olmanı isterim, zulmedenlerin cezası budur”. Bunun üzerine, kardeşini öldürmekte nefsine uydu ve onu öldürerek, zarara uğrayanlardan oldu. Allah, kardeşinin ölüsünü nasıl gömeceğini göstermek üzere, ona yeri eşeleyen bir karga gönderdi. “Bana yazıklar olsun! Kardeşimin ölüsünü örtmek için bu karga kadar olmaktan aciz kaldım” dedi de ettiğine yananlardan oldu. Bunun için İsrailoğullarına şöyle yazdık: “Kim bir kimseyi bir kimseye veya yeryüzünde bozgunculuğa karşılık olmadan öldürürse, bütün insanları öldürmüş gibi olur. Kim de onu diriltirse (ölümden kurtarırsa) bütün insanları diriltmiş gibi olur”. And olsun ki, onlara belgelerle nebilerimiz geldi, sonra buna rağmen, onların çoğu yeryüzünde taşkınlık edenler oldu.” (Maide 5/28-32) “Ey Ademoğulları! Her mescide güzel elbiselerinizi giyinerek gidin; yiyin için fakat israf etmeyin, çünkü Allah müsrifleri sevmez.” (Araf 7/31) “İşte bunlar Allah’ın kendilerine nimetler sunduğu nebiler Adem’in soyundan, Nuh ile beraber taşıdıklarımızdan; İbrahim ve İsmail’in neslinden ve doğru yola […]
Nuh Aleyhisselam
“Allah, Adem’i, Nuh’u, İbrahim ailesini, İmran ailesini seçti ve alemlere üstün kıldı.” (Ali İmran 3/33) “Gerçekten Nuh’u kavmine elçi göndermiştik; aralarında dokuz yüz elli yıl kaldı. Sonunda azgın sular onları alıp götürdü. Onlar haksızlardı.” (Ankebut 29/14) 1- Görevi “Onlara acıklı bir azap gelmeden önce kavmini uyar” diye Nuh’u kavmine elçi gönderdik. Dedi ki: “Ey kavmim! Şüphesiz ben, sizin için apaçık bir uyarıcıyım.” Siz Allah’a kulluk edin; ondan sakının ve bana boyun eğin. O da sizin için günahlarınızdan bağışlasın ve size belli bir süre tanısın. Kuşkusuz Allah’ın verdiği sürenin sonu geldi mi artık uzatılamaz. Keşke bilmiş olsaydınız.” (Nuh 71/1-4) “Nuh’un kavmi elçilerini yalancı saydı. Kardeşleri Nuh, onlara dedi ki : “Siz korunmak istemez misiniz? İşte ben sizin için güvenilir bir elçiyim. Artık Allah’tan korkun ve bana boyun eğin. Bunun için sizden bir karşılık istemiyorum. Benim karşılığım başkasına değil sadece varlıkların sahibine aittir. Artık Allah’tan korkun ve bana boyun eğin.” Dediler ki, “Sana inanır mıyız hiç? En bayağı kimseler peşinden geliyor.” Dedi ki “Ben onların ne yapmış olduklarını bilmem. Onların hesapları Rabbime aittir. Ah bir anlasanız! Ben inananları yanından kovacak biri değilim. Ben başka değil, sadece açıkça uyaran biriyim” (Şuara 26/105-115) 2- Aldığı Vahiy “Allah Nuh’a ne buyurmuşsa onu sizin için bu […]
Hud Aleyhisselam
1- Görevi “Ad kavmine kardeşleri Hud’u gönderdik. Şöyle dedi: “Ey kavmim! Allah’a kulluk edin. O’ndan başka tanrınız yoktur. Siz sadece uyduruyorsunuz.” (Hud 11/50) “Kardeşleri Hud, onlara: “Siz korunmak istemez misiniz?” demişti. Ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; Allah’tan sakının ve bana itaat edin. “Ben sizden buna bir karşılık istemiyorum. Benim karşılığım yalnız varlıkların sahibine aittir.”(Şuara 26/124-127) 2- Aldığı Vahiy “Sizden önceki Nuh, Ad, Semud kavimlerinin ve onlardan sonra gelenlerin haberleri size ulaşmadı değil mi? Onları Allah’tan başkası bilmez. Onlara elçiler apaçık belgelerle gelmişlerdi. Ama bunlar ellerini onların ağızlarına tıkamışlar ve şöyle demişlerdi: “Biz sizin elçiliğinizi tanımıyoruz. Bizi çağırdığınız şeyden dolayı da gerçekten, kuşku veren bir şüphe içindeyiz.” Elçiler de şöyle demişlerdi: “Gökleri ve yeri yaratan Allah hakkında şüphe edilir mi hiç? O, günahlarınızdan bağışlamak ve size belli bir süre tanımak için size çağrı yapıyor.” (İbrahim14/9-10) “Ey kavmim! Rabbinizden mağfiret dileyin, sonra ona dönün ki size gökten bol bol yağmur göndersin, gücünüze güç katsın. Suç işleyen kişiler olarak yüz çevirmeyin.” (Hud 11/52) “Sizi uyarsın diye, içinizden bir adama Rabbinizden bir zikir gelmesine şaşıp kaldınız öylemi? Bir düşünsenize, Allah Nuh kavminden sonra sizi onların yerine getirdi. Sizi boyca bosca onlardan üstün kıldı. Allah’ın nimetlerini dile getirin ki, başarıya ulaşasınız.” dedi.” (Araf 7/69) […]
Salih Aleyhisselam
“Semud’a kardeşleri Salih’i gönderdik. Onlara dedi ki; “Ey kavmim! Allah’a kulluk edin; O’ndan başka tanrınız yoktur. O, sizin oluşumunuzu toprakta başlatmış ve orada bir ömür sürmenizi istemiştir. Öyleyse sizi cezadan korumasını isteyin ve ona yönelin. Doğrusu Rabbim yakındır, kabul eder.” (Hud 11/61) 1- Görevi “Semud, gönderilen elçileri yalancı saymıştı. Kardeşleri Salih onlara şöyle demişti: “Siz korunmak istemez misiniz? Bakın ben sizin için güvenilir bir elçiyim; Artık Allah’tan sakının ve bana itaat edin. Ben sizden buna bir ücret istemem. Benim ücretim kimseye değil, varlıkların sahibine aittir. Siz, buradaki şeyler içinde güvenli olarak bırakılacak mısınız sanki? Bahçelerde ve pınar başlarında. Ekinler ve dolgun tomurcuklu hurmalıklar arasında? Dağları da ustalıkla yontarak evler yapmaya devam mı edeceksiniz yani? Siz Allah’tan sakının ve bana itaat edin. O aşırılık yapanların isteklerine de boyun eğmeyin. Onlar bu topraklarda karışıklık çıkarır da düzeltmezler” (Şuara 26/141-152) 2- Aldığı Vahiy “Onlar, “Zikir, içimizden ona mı bırakıldı? Yok, o yalancı şımarığın tekidir” dediler. Yalancı şımarık kimmiş, onu yarın öğreneceklerdir.” (Kamer 54/25-26) 3-Deve Mucizesi “Bizi mucize göndermekten alıkoyan, sadece öncekilerin onlar karşısında yalan söylemiş olmalarıdır. Semud’a gözle görülen bir dişi deve vermiştik de ona karşı zalimlik etmişlerdi. Oysa biz mucizeleri yalnız korkutmak için göndeririz.” (İsra 17/59) “Semud’a kardeşleri Salih’i elçi göndermiştik. Onlara […]
İbrahim Aleyhisselam
“Bir zaman Rabbi İbrahim’i bir takım emirlerle imtihana sokmuş, o bunları yerine getirmişti. Rabbi, “Ben seni insanlara önder yapacağım” demişti. “Soyumdan da olsun.” deyince o, “Onların zalim olanları için bir sözüm olmaz” buyurmuştu.” (Bakara 2/124) “İbrahim’i elçi gönderdik. Kavmine dedi ki: “Allah’a kulluk edin, O’ndan sakının. Eğer bilmiş olsanız, sizin için hayırlısı budur.” (Ankebut 29/16) “İbrahim’de ve onunla beraber olanlarda, sizin için güzel bir örnek vardır. Onlar kavimlerine şöyle demişlerdi: “Biz hem sizden hem de Allah’ın berisinde neye kulluk ediyorsanız ondan uzağız. Biz sizi tanımıyoruz. Bir tek Allah’a inanmanıza kadar bizimle sizin aranızda ebedi düşmanlık ve hınç baş göstermiştir.” İbrahim’in, babasına söylediği şu söz bunun dışındadır: “Seni cezadan korumasını mutlaka isteyeceğim ama sana Allah’tan gelecek her hangi bir şeyi savmaya benim gücüm yetmez” Rabbimiz! Sana güvendik, sana yöneldik; dönüş sanadır.” “Rabbimiz! O tanımazlık edenleri bizimle deneme (bizi onların eline düşürme); bizi cezalandırma, doğrusu güçlü olan, kararını yerli yerinde veren sensin sen.” Onlarda sizin için, Allah’ı ve ahiret gününü dileyen herkes için gerçekten güzel bir örnek vardır. Kim yüz çevirirse çevirsin. Allah varya, işte kimseye ihtiyacı olmayan ve en güzelini yapan odur.” (Mümtehine 60/4-6) “İbrahim Nuh’un yolunda olanlardandı. Nitekim Rabbine temiz bir kalple geldi.” (Saffat 37/83-84) 1- Göklerin ve Yerin Hâkimiyeti […]
Lut Aleyhisselam
“Lut eçilerden biridir.” (Saffât 37/133) “Lut milleti de elçileri yalanlamıştır.” (Şuarâ 26/160) 1- Lut İbrahim’e İnanmıştı “Lut İbrahim’e inandı.” (Ankebût 29/26) “Onu da, Lut’u da, herkes için kutsal kıldığımız o yere ulaştırıp kurtardık.” (Enbiya 21/71) 2- Görevi “Lut milleti elçileri yalanladı. Kardeşleri Lut, onlara şöyle demişti: “Siz korunmak istemez misiniz? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Artık Allah’tan sakının ve bana boyun eğin. Ben sizden buna bir karşılık istemem. Benim karşılığımı başkası değil, yalnız varlıkların sahibi verir.” (Şuarâ 26/160-164) 3- Kavminin Çirkin Davranışları “Lut dedi ki; “Siz alemin erkeklerine gelirsiniz öyle mi? Rabbinizin sizin için yarattığı eşleri de bırakırsınız ha? Yok, siz çizgiden çıkmış bir topluluksunuz.” “Bak Lut!” dediler. “Hele bundan vazgeçme, çaresi yok, sürgün edilmişlerden biri olursun.” Lut dedi ki: “Sizin bu ettiğinize gerçekten hınç besleyenlerden biriyim.” “Rabbim! Beni ve ailemi bunların yapmakta oldukları şeyden kurtar.” Biz de onu ve bütün ailesini kurtardık. Yalnız bir kocakarı geridekiler içindeydi. Diğerlerini yerle bir ettik. Üzerlerine de bir yağmur yağdırdık. O uyarılanların yağmuru ne kötü idi! Bunda iyi bir ibret vardır, ama yine de çokları inanmaz. Senin Rabbin gerçekten güçlüdür, merhametlidir.” (Şuarâ 26/160-175) “Lut’u da elçi göndermiştik. Kavmine şöyle demişti: “Siz bile bile bu çirkinliğe mi geliyorsunuz?” Yani kadınları bırakıp erkeklere […]
Üzeyir Aleyhisselam
Tevbe sûresinin 30. âyetinde geçen ve nebî olduğuna dair açık ifade bulunmayan Üzeyir’in hem kimliği hem de Yahudilerin ona “Allah’ın oğlu” deyip demedikleri, sürekli tartışılır. Müslümanların, bu gibi tartışmalarda kesin sonuca ulaşamamalarının sebebi, hikmeti bulma usulünün unutulmuş olmasıdır. Hikmeti bulmak için ekip kurarak birbirine benzer (müteşabih) âyetlerden bir küme oluşturmak gerekir. Üzeyir aleyhisselam gibi önceki kitapları da ilgilendiren konularda ise o kitapların ifadelerinden de bir küme oluşturup ilgili Kur’ân ayetleriyle birlikte okumak icap eder. Bu konu; Beyt-i makdis’in yıkılışı, Babil Sürgünü, Kudüs’e dönüş ve Mescid’in yeniden inşası ile yakından ilgilidir. Bu yazıda, Kur’ân âyetleri ile Tevrat’ın içinde yer alan Ezra ve Nehemya kitaplarının ifadeleri birlikte değerlendirilerek bir sonuca ulaşılacaktır. A- BEYT-İ MAKDİS’İN YIKILIŞI Kudüs ve Beyt-i Makdis iki kere yıkılmıştır. Birinci yıkılışından sonra tekrar yapılmış ama ikinci yıkılışından sonra yeniden yapılmamıştır. Bu konu ile ilgili olarak Allah Teâlâ şöyle demiştir: وَقَضَيْنَا إِلَى بَنِي إِسْرَائِيلَ فِي الْكِتَابِ لَتُفْسِدُنَّ فِي الْأَرْضِ مَرَّتَيْنِ وَلَتَعْلُنَّ عُلُوًّا كَبِيرًا . فَإِذَا جَاءَ وَعْدُ أُولَاهُمَا بَعَثْنَا عَلَيْكُمْ عِبَادًا لَنَا أُولِي بَأْسٍ شَدِيدٍ فَجَاسُوا خِلَالَ الدِّيَارِ وَكَانَ وَعْدًا مَفْعُولًا. ثُمَّ رَدَدْنَا لَكُمُ الْكَرَّةَ عَلَيْهِمْ وَأَمْدَدْنَاكُمْ بِأَمْوَالٍ وَبَنِينَ وَجَعَلْنَاكُمْ أَكْثَرَ نَفِيرًا . إِنْ أَحْسَنْتُمْ أَحْسَنْتُمْ لِأَنْفُسِكُمْ وَإِنْ أَسَأْتُمْ فَلَهَا فَإِذَا جَاءَ وَعْدُ الْآخِرَةِ لِيَسُوءُوا وُجُوهَكُمْ وَلِيَدْخُلُوا الْمَسْجِدَ كَمَا دَخَلُوهُ […]
Miras
İslam Miras Hukukunda Dede Yetimliği
Dr. Abdurrahman YAZICI ÖZET İSLAM MİRAS HUKUKUNDA DEDE YETİMLİĞİ VE BENZERİ PROBLEMLERE ÇÖZÜM ARAYIŞLARINA İLİŞKİN BİR DEĞERLENDİRME İslam miras hukukundaki, “dede yetimliği”, günümüzde de bir problem olarak önemini devam ettiren meselelerden birisidir. Bu çalışmada konunun tüm yönleriyle ortaya konulması hedeflenerek öncelikle dede yetimliğinin ortaya çıktığı haller çerçevesinde sorunun kaynağının tespiti amaçlanmıştır. Dede yetimliği meselesine ilişkin çözüm önerileri, İslam ülkelerindeki ilgili düzenlemeler ve gerekçeleriyle ortaya konulmuştur. Çalışmanın son bölümünde ise mesele halefiyet temelinde leh ve aleyhteki deliller değerlendirilerek Kur’an ve sahih sünnet çerçevesinde tartışılmıştır. SUMMARY THE PROBLEM OF ORPHANED GRANDCHILDREN IN ISLAMIC INHERITANCE LAW AND REFLECTIONS ON SEARCHES FOR ITS SOLUTION “The problem of orphaned grandchildren”, has been one of the key issues of the Islamic Inheritance Law. This study aims at revealing the whole aspects of the issue with prominent examples and detecting its point of origin. Besides, the regulations in practice on this issue in Islamic countries are overviewed and laid out with their justifications. The last part of the study, whereas, discusses the issue with regards to the issue of inheritance by right through laying out arguments for and against it. Key Words: Orphaned Grandchildren, Inheritance by Right, Obligatory Bequest NOT: Bu makale İslam Hukuku Araştırmaları Dergisi’nin 20. sayısında yayımlanmıştır. Yazıya ait dosyayı aşağıdaki […]
İslam Miras Hukuku ile Türk Medeni Kanunu Miras Sisteminin Mukayesesi
Dr. Abdurrahman YAZICI ÖZET 1926 yılında İsviçre Medeni Kanunundan hareketle Türk Medeni Kanunu kabul edilmiş ve miras sistemi buna göre düzenlenmiştir. Türk Medeni Kanunu miras sistemi ile bu tarihten önce yürürlükteki İslam miras hukuku arasında kaynak, muhteva açısından bir takım farklılıklar bulunmaktadır. Bu farklılıklar, “kanûnî ve irâdî mirasçılık”, “mahfuz hisseyle mirasçılık”, “erkek ve kadınlar arasındaki mirasçılık farkı”, “evlatlık”, “mirasçılıktan çıkartma”, “redd-i miras” gibi belirli konularda yoğunlaşmaktadır. Bu çalışmada mirasçılıktaki pratik sonuçları dikkate alınarak iki hukuk sisteminin miras hükümlerindeki bu farklılıkların mukayese edilmesi amaçlanmıştır. SUMMARY The Comparison of Islamic Inheritance Law and Turkish Civil Code Inheritance System Turkey adopted Swiss Civil Code with some minor alterations in 1926. The law of inheritance, among others, was regulated in the new (Turkish) civil code. Indeed, there aredefinite differences between Turkish and Islamic Laws of Inheritance. These differences include “intestate and testate succession”, “forced heirship”, “share difference between the men and women”, “adoption”, “disinheritance”, “disclaimer of inheritance” and soon. This study aims at comparing these two laws of inheritance as to these subjects. NOT: Bu makale Ekev Akademi Dergisi’nin 55. sayısında yayımlanmıştır. Yazıya ait dosyayı aşağıdaki linkten PDF formatında okuyabilir veya bilgisayarınıza indirebilirsiniz: İslam Miras Hukuku ile Türk Medeni Kanunu Miras Sisteminin Mukayesesi
MİRASTA HALEFLİK DEDE YETİMLİĞİ
Halefiyet, halife olmak, öncekinin yerine geçmektir. Yerine geçene halef, öncekine selef denir. Başkasının yerine, ya tabii yoldan ya da mücadele ile geçilir. Kümesteki yaşlı horoz ölürse genç olan onun yerine geçer. Ama genç olanı, yaşlının ölümünü beklemezse kıyasıya bir mücadele başlar. Biri diğerini, ya öldürür veya oradan uzaklaştırır. Tavuklar bu mücadelede yer almazlar. Benzer durum, diğer hayvanlarda da vardır. Dünya kurulduğu günden beri bu böyledir. Bir gün Rabbin meleklere: “Yeryüzünde bir halife oluşturmaktayım” demişti. Melekler, kadın erkek her insanın halifelik mücadelesine girecek şekilde yaratıldığını öğrenince şaşırmışlar ve Allah’a şöyle demişlerdi: “Orada karıştırıcılık yapacak ve kan dökecek birilerini mi oluşturuyorsun? Ama neylersen, güzel eylersin; biz bu sebeple sana boyun eğeriz. Sen en temizini yaparsın” Allah Teâlâ’nın cevabı şu olmuştu: “Ben sizin bilmediklerinizi bilirim.” (Bakara 2/30) Meleklerin bilmediği; bilim ve medeniyette yarış şeklinde geçecek halifelik mücadelesiydi. Böylesi daha önce hiç olmamıştı. Allah, önce “Âdem’e isimlerin hepsini öğretmiş, sonra onları meleklere göstermiş ve “iddianız doğruysa bana şunların isimlerini bildirin” demişti. Melekler:“Biz sana boyun eğeriz. Bizde bir bilgi olmaz; sen ne öğretmişsen odur. Bilen sen, yerinde karar veren sensin” demişlerdi. Bunun üzerine Allah, “Âdem! Meleklere şunların isimlerini bildir” demişti. Âdem onlara o isimleri bildirince Allah: “Size dememiş miydim, ben göklerin ve yerin bilinmezlerini bilirim. Neyi […]










