Kadını Erkekten Aşağı Gören Anlayış ve Kur’ân

Yaygın inanca göre kadın, erkeğin kaburga kemiğinden yaratılmıştır. Ayrıca kadını erkeğin kölesi gibi sayan, aklını ve dinini eksik gören ve iki kadının şahitliğini bir erkeğe denk gören anlayışlar vardır. Bu yazıda konu, gelenek ve Kur’ân-Sünnet bütünlüğü açısından incelenecektir.

1. Kadının erkeğin kaburga kemiğinden yaratıldığı iddiası

Tevrat’a göre kadın, erkeğin kaburga kemiğinden yaratılmıştır. İlgili bölüm şöyledir:

RAB Tanrı Âdem’e derin bir uyku verdi. Âdem uyurken, RAB Tanrı onun kaburga kemiklerinden birini alıp yerini etle kapadı. Âdem’den aldığı kaburga kemiğinden bir kadın yaratarak onu Âdem’e getirdi. Âdem, «İşte, bu benim kemiklerimden alınmış kemik, etimden alınmış ettir» dedi, «Ona Kadın denilecek, Çünkü o adamdan alındı.» (Yaratılış 1/21-23)”

Tevrat ve İncil’de yer alan bazı şeyler bize hadis olarak geçmiştir. Ebu Hureyre’den gelen şöyle bir rivayet vardır:

“Allah’ın Elçisi sallallahu aleyhi ve sellem dedi ki: “Kadınlara karşı görevinizi yerine getirin; çünkü kadın kaburga kemiğinden yaratılmıştır. Kaburganın en eğri yeri üstüdür. Onu düzeltmeye çalışırsan kırarsın; bırakırsan eğri kalır. Siz kadınlara karşı görevinizi yerine getirin.” (Müslim, Rada’ 60 – 1468)

Kur’ân, bu konuda Tevrat’ı onaylamadığı için bu söz Nebimize ait olamaz[1].

Erkek neden yaratılmışsa kadın da ondan yaratılmıştır.

Nisa suresinin 1. ayetinde Âdem’in ve eşi Havva’nın, aynı nefisten yaratıldığı ifade edilmiştir. Şu âyete göre sadece Âdem ve Havva değil, kadınıyla erkeği ile her beşer aynı nefisten yaratılmıştır:

وَهُوَ الَّذِيَ أَنشَأَكُم مِّن نَّفْسٍ وَاحِدَةٍ فَمُسْتَقَرٌّ وَمُسْتَوْدَعٌ قَدْ فَصَّلْنَا الآيَاتِ لِقَوْمٍ يَفْقَهُون

Sizi bir tek nefisten oluşturup geliştiren O’dur. Ardından bir müstekarra (bir süre kalcağınız rahim kanalına) ve müstevdaa (ananızın vücuduna veda edeceğiniz rahme) geçersiniz. Anlamaya çalışan bir topluluk için âyetlerimizi ayrıntılı olarak açıklamışızdır. (En’âm 6/98)

Nisa Suresi 1. âyette “sizi bir nefsten halk etti = خَلَقَكُم مِّن نَّفْسٍ وَاحِدَةٍ” bu âyette de “sizi bir nefisten inşâ etti = أَنشَأَكُم مِّن نَّفْسٍ وَاحِدَةٍ” ifadesi geçer. Arapçada halk = خلق, yaratma, bir şeyden bir başka şey ortaya çıkarma anlamındadır. Daha çok canlılarla ilgili olarak kullanılan inşâ = الإنشاء ise bir şeyi oluşturup geliştirmektir.

Şu âyetlere göre nefsin oluştuğu yer karar-ı mekîn’dir:

أَلَمْ نَخْلُقكُّم مِّن مَّاء مَّهِينٍ. فَجَعَلْنَاهُ فِي قَرَارٍ مَّكِينٍ . إِلَى قَدَرٍ مَّعْلُومٍ . فَقَدَرْنَا فَنِعْمَ الْقَادِرُونَ .

“Sizi dayanıksız bir sudan yarattık, değil mi? Onu, karar-ı mekîn’de (yumurta ile spermin buluşmasına imkân veren yerde) oluşturduk. Belli bir ölçüye ulaşıncaya kadar orada kaldı. Ölçülerinizi orada belirledik. Ne güzel ölçüler koyarız!” (Mürselat 77/20-23)

وَلَقَدْ خَلَقْنَا الْإِنْسَانَ مِنْ سُلَالَةٍ مِنْ طِينٍ. ثُمَّ جَعَلْنَاهُ نُطْفَةً فِي قَرَارٍ مَكِينٍ

İnsanı çamurdan süzülen bir özden yarattık. Sonra onu, karar-ı mekînde (yumurta ile spermin buluşmasına imkan veren yerde) nutfe (döllenmiş) haline getirdik. (Mü’minûn 23/12-13)

Karar, kalınabilecek rahat yere denir. Ebu Hanife’ye göre suyun kendi gücüyle gidip kaldığı her yere bu ad verilir. Mekîn ise bir şeyin üzerinde gücü ve etkisi olan şeydir. Beşerin oluşumu ile ilgili karar-ı mekîn, spermin ve yumurtanın kendi güçleriyle ulaşmasına ve döllenmenin gerçekleşmesine imkân veren yer, rahim kanalının girişidir.

Âyetteki “çamurdan süzülen bir öz” ifadesi önemlidir. İnsanın bütün gıdası çamurdan yani su ile toprağın birleşmesinden oluştuğu için yumurta ve spermin kaynağı çamurdur. Sadece insan değil, tüm canlılar toprağın su ile birleşmesi neticesinde oluşan ürünlerle beslenirler. 

Mekîn ise bir şeyin üzerinde gücü ve etkisi olan şeydir[2].

Öyleyse nutfenin oluştuğu yer, hem kalmasına imkân veren hem de oluşmasına etki eden yerdir. O yer, ana rahmidir. Ana rahminde ilk oluşan nutfe, döllenmiş yumurtadan başkası değildir. Orası, erkeğin spermi ile kadının yumurtasının nutfeye dönüşeceği, değişeceği, gelişeceği ve dünyada yaşayabilecek bir insan haline geleceği yerdir.

Su damlasına benzetilerek rengi saf olan inci tanesine nutafa نُطَفةٌ [3]denir. Döllenmiş yumurtanın görüntüsü de saf inci tanesi gibidir.

[4]

Altı âyette insanın topraktan yaratıldığı bildirilmiştir.[5] Çünkü toprak insanın ana maddesidir ve ana rahmi tohumun ekildiği tarla gibidir.  İlgili ayet şöyledir:

Kadınlarınız sizin için ekim yeridir.”  (Bakara 2/223)

İnsanın oluşması, bitkinin oluşmasına benzetilmiştir.

“Allah sizi yerden bir bitki gibi bitirmiştir.” (Nuh 71/17)

İsa’nın yaratılışı, Âdem ile Havva’nın yaratılışına benzetilmiştir.

“Allah katında İsa’nın durumu Âdem’in durumu gibidir. Âdem’i topraktan yarattı sonra ona “Ol!” dedi; o da oluştu.” (Ali İmran 3/59)

Ayetler üzerinde dikkatle düşünülünce Meryem’in rahminin de toprak gibi hem ana, hem baba görevi gördüğü anlaşılır.

Namusunu korumuş kadına (Meryem’e) gelince onun da içine (içinde oluşan çocuğa) ruhumuzdan üflemiş, onu ve oğlunu, âlemler için bir âyet/bir belge yaptık (Enbiya 21/91)

“Allah, namusunu korumuş olan İmran kızı Meryem’i de örnek verir. Ona ruhumuzdan üflemiştik. (Tahrîm 66/12)

 

Birinci âyette فنفخنا فيها şeklinde dişi, ikincisinde فنفخنا فيه şeklinde erkek zamir kullanılarak Meryem’in rahminde yumurta ve sperm üretme özelliğinin olduğu gösterilmiştir. İsa’nın yaratılışı, Âdem’inkine benzetildiğine göre Âdem’in yaratıldığı toprakta da bu iki özelliğin olması gerekir. Yani Âdem, topraktan gelen yumurta ile spermin birleşmesinden oluşan nutfeden yaratılmıştır. Havva da o nutfeden yaratılmıştır. Çünkü Nisa 1. âyetteki şu ifadeden, Âdem ile Havva’nın aynı nefisten yaratıldığı anlaşılmaktadır:

وَخَلَقَ مِنْهَا زَوْجَهَا

O nefsin eşini de kendisinden yarattı.

O zaman Havva, Âdem’in tek yumurta ikizi olabilir.

Tek yumurta ikizleri[6]

Araştırmacılar tek yumurta ikizlerinin aynı cinsten olduğunu söylerler. Âdem erkek, Havva, kadındır. Şu âyete göre Havva’nın yaratılışı daha sonradır:

خلقكم من نفس واحدة ثم جعل منها زوجها

“Sizi (atanız Âdem’i), tek bir nefisten (döllenmiş yumurtadan) yarattı. Daha sonra eşini de o nefisten (döllenmiş yumurtadan) oluşturdu.”(Zümer 39/6)

Aynı yumurtadan önce Âdem sonra eşi yaratıldıysa onları tanımlama uzmanlarına düşer. Burada şu âyet önemlidir:

“Allah Nuh’a ne buyurmuşsa onu, sizin için bu dinin şeriatı yapmıştır. Sana vahyettiğimiz, İbrahim’e, Musa’ya ve İsa’ya emrettiğimiz şudur: Bu dini ayakta tutun ve ayrı düşmeyin. Senin çağırdığın şey müşriklere ağır geldi. Allah doğru çalışanı kendi tarafına alır.” (Şûra 42/13)

Bu âyet, Nuh’tan sonra tabiat kanunlarında değişiklik olduğunu gösterir. Demek ki, o zamana kadar kardeşler birbirleriyle evleniyorlardı. Nitekim eski dinlerden Zerdüştlerde bu evlilik vardır. Dolayısıyla tek yumurta ikizlerinin o devirde farklı cinsiyette olması mümkündür.

Şu âyet, insana ait ölçülerin ve cinsiyetin nutfe halinde iken oluştuğunu göstermektedir:

وَأَنَّهُ خَلَقَ الزَّوْجَيْنِ الذَّكَرَ وَالْأُنثَى . مِن نُّطْفَةٍ إِذَا تُمْنَى .

“İki eşi, erkeği ve dişiyi yaratan odur. Ölçü konduğu zaman onları nutfeden (yaratmıştır)” (Necm 53/45-46)

Eş diye tercüme edilen zevc (زوج) kelimesi önemlidir. Arapçada kelimeler erkekli dişili olduğu halde zevc’in dişisi olan zevce (زوجة) Kur’ân’da yoktur. Bu da eşleri isimlendirmede bile bir ayırımın olmadığını gösterir.

Nutfenin döllenmiş yumurta olduğu kesinleşince âyetteki إِذَا تُمْنَى’ya “ölçüsü konduğu zaman” anlamını vermek gerekir. Çünkü تُمْنَى (tümnâ) مني (menâ) kökünden olup bir şeyin ölçüsünü koyma ve o ölçüyü geçerli kılma [7] anlamına gelir. Ölçüler nutfe halinde iken konduğuna göre bu âyet, nutfeye neden nefis dendiğini de gösterir. Nefis, canlı bedendir. Nutfeye nefis denmesi, onun; bu safhadan itibaren canlı bedene ait özellikleri taşıdığının delilidir.

Bu kadar ayrıntıya girmemiz, kadının yaratılışıyla ilgili doğru bilgileri bulmak içindir. Zira kadını eğri kaburga kemiğinden yaratılmış saymak, onun küçümsenmesine yol açmaktadır.

2. Kadını erkeğin kölesi gibi görmek

Allah’ın Elçisinin şu sözüne de yanlış anlam verilerek kadın erkeğin kölesi sayılmıştır:

قَالَ اسْتَوْصُوا بِالنِّسَاءِ خَيْرًا فَإِنَّهُنَّ عِنْدَكُمْ عَوَانٍ لَيْسَ تَمْلِكُونَ مِنْهُنَّ شَيْئًا غَيْرَ ذٰلِكَ.

“Kadınlara karşı görevinizi yerine getirin; onlar yanınızda, kendilerini sizin için korurlar. Onlar üzerinde bundan başka bir şeye sahip değilsiniz…” [8]

“… onlar yanınızda, kendilerini sizin için korurlar” sözü “Onlar yanınızda esirlerdir” diye anlaşılmış ve kadın erkeğin kölesi gibi sayılmıştır. Bunun sebebi عوان (avânin) kelimesinin, العنو = unuvv‘ün ismi faili olan عانية nin çoğulu sayılmasıdır. Hâlbuki avânin (عوان) inâye (عِنَايَة) kökünden (عانية) âniye’nin de çoğuludur. عانية “itina eden ve özen gösteren, koruyan, zihnini başkasının ihtiyacı ile meşgul eden kadın” olur [9]. Kadın cinsel yönden hedefine ve niyetine sadece kocasını koyar ve kendini onun için korur. Hadis, “kendini kocası için koruyan kadın” dan bahsetmektedir.  Bu Kur’ân’ın onlara yüklediği görevdir.

فَالصَّالِحَاتُ قَانِتَاتٌ حَافِظَاتٌ لِّلْغَيْبِ بِمَا حَفِظَ اللّهُ

“İyi kadınlar, Allah’a içten boyun eğen ve Allah’ın korumasına karşılık kimse görmezken de kendilerini özenle koruyanlardır.” (Nisa 4/34)

Bunlar, kadın ile erkek arasındaki üstünlüğü değil, dengeyi göstermektedir. Çünkü farklı cinsler arasında eşitlikten değil, dengeden söz edilir. Allah dengeyi kurmuş ve dengenin bozulmasını yasaklamıştır.

وَالسَّمَاء رَفَعَهَا وَوَضَعَ الْمِيزَانَ أَلَّا تَطْغَوْا فِي الْمِيزَانِ . وَأَقِيمُوا الْوَزْنَ بِالْقِسْطِ وَلَا تُخْسِرُوا الْمِيزَانَ .

Göğü yükseltti ve dengeyi(mizanı) kurdu, Kurulu dengede aşırılık yapmayın. Ölçüyü hakka uygun yapın. Eksiltip de kurulu dengeyi bozmayın. (Rahman 55/7-9)

3.Kadının aklının ve dininin eksik olduğu iddiası

Resulullah aleyhisselamın, bir Kurban veya Ramazan bayramında namazgâha çıktığı, kadınlar tarafına geçerek onlara şöyle seslendiği rivayet edilmiştir:

“Kadınlar topluluğu! Sadaka verin; çünkü bana, cehennem halkının çoğunluğunu, sizin oluşturduğunuz gösterildi.”

– Neden ya Resûlellah?” dediler.

Dedi ki; “Çok lanet okursunuz ve hayatı paylaştığınız kişilere nankörlük edersiniz. Aklı ve dini eksikler içinde kendine hâkim bir erkeğin gönlünü sizin kadar çelen birini görmedim.”

– Dinimizin ve aklımızın noksan olması nedendir ya Resûlallah?” diye sorduklarında dedi ki:

“Kadının şahitliği erkeğin şahitliğinin yarısı kadar değil mi?”

“Evet” dediler.

“İşte bu, aklının noksanlığıdır” dedi.

“Âdetli iken namaz kılmaz ve oruç tutmaz; değil mi?”

“Evet” dediler. “İşte bu da dinlerinin noksanlığıdır” dedi [10].

Hadis senet yönünden sahihtir; ancak mana yönünden problemlidir.

1-  Kimseye “… âklı ve dini eksikler…” diye hitap edilemez. Bu hitap şekli, Allah’ın Elçisinin nezaketine uymadığı gibi şu âyete de uymaz:

“Onlara nazik davranman, Allah’ın sana olan iyiliği sebebiyledir. Kaba ve katı yürekli olsan yanından dağılıp giderler. Kusurlarına bakma; onların bağışlanmaları / günahlarının yok sayılması için dua et. Her konuda görüşlerini al. Bir de karar verdin mi, yalnız Allah’a güvenip dayan. Allah kendine güvenip dayananları sever.” (Al-i İmran 3/159)

Kadının şahitliği konusu aşağıda gelecektir.

Adetli ve lohusa olan bir kadının namaz kılamayacağını söyleyenlerin tek dayanağı şu âyettir:

وَيَسْـَٔلُونَكَ عَنِ ٱلْمَحِيضِ ۖ قُلْ هُوَ أَذًى فَٱعْتَزِلُوا۟ ٱلنِّسَآءَ فِى ٱلْمَحِيضِ ۖ وَلَا تَقْرَبُوهُنَّ حَتَّىٰ يَطْهُرْنَ ۖ فَإِذَا تَطَهَّرْنَ فَأْتُوهُنَّ مِنْ حَيْثُ أَمَرَكُمُ ٱللَّهُ ۚ إِنَّ ٱللَّهَ يُحِبُّ ٱلتَّوَّٰبِينَ وَيُحِبُّ ٱلْمُتَطَهِّرِينَ 

Sana kadınlardaki âdet ve lohusalık hallerini soruyorlar. De ki: O haller bir sıkıntıdır. Âdet ve lohusalık süresince onları rahat bırakın, temizleninceye kadar da yaklaşmayın. (Kanama hali bitip) Tertemiz olduklarında onlara Allah’ın izin verdiği yerden varabilirsiniz. Allah tevbe edenleri /hatasından dönenleri sever, temizlenenleri de sever. (Bakara 2/222)

Bu âyette sıkıntı anlamı verdiğimiz kelime eza (الأَذَى)dır[11]. Bu kelime şu âyette de geçer:

وَإِذَا كُنتَ فِيهِمْ فَأَقَمْتَ لَهُمُ الصَّلاَةَ فَلْتَقُمْ طَآئِفَةٌ مِّنْهُم مَّعَكَ وَلْيَأْخُذُواْ أَسْلِحَتَهُمْ فَإِذَا سَجَدُواْ فَلْيَكُونُواْ مِن وَرَآئِكُمْ وَلْتَأْتِ طَآئِفَةٌ أُخْرَى لَمْ يُصَلُّواْ فَلْيُصَلُّواْ مَعَكَ وَلْيَأْخُذُواْ حِذْرَهُمْ وَأَسْلِحَتَهُمْ وَدَّ الَّذِينَ كَفَرُواْ لَوْ تَغْفُلُونَ عَنْ أَسْلِحَتِكُمْ وَأَمْتِعَتِكُمْ فَيَمِيلُونَ عَلَيْكُم مَّيْلَةً وَاحِدَةً وَلاَ جُنَاحَ عَلَيْكُمْ إِن كَانَ بِكُمْ أَذًى مِّن مَّطَرٍ أَوْ كُنتُم مَّرْضَى أَن تَضَعُواْ أَسْلِحَتَكُمْ وَخُذُواْ حِذْرَكُمْ إِنَّ اللّهَ أَعَدَّ لِلْكَافِرِينَ عَذَابًا مُّهِينًا {102}

(Ey Muhammed, yolculuk sırasında karşısına düşman çıkan müslümanların) İçlerinde olur da onlar için / onların seninle birlikte kılmaları için namazı tam kılarsan, onların bir kısmı seninle beraber namaza dursunlar ve silahlarını kuşansınlar; (ilk rekâttaki) secdeyi yaptıktan sonra geri çekilsinler; bu defa namazı kılmamış olan öbür kısım gelsin, seninle namazı kılsınlar ama tedbirli olsunlar ve silahlarını kuşansınlar. Kâfirler ister ki silahlarınızdan ve eşyanızdan ilgisiz kalasınız da üzerinize ani bir baskın yapsınlar. Yağmurdan bir eza /bir sıkıntı görür veya hasta olursanız, silahlarınızı bir yere koymanızda bir günah yoktur ama tedbiri elden bırakmayın. Allah, o kâfirlere küçük düşürücü bir azap hazırlamıştır.” (Nisa 4/102)

Bu ayette düşman korkusu yanında sadece eza değil, hastalık da zikredilmiştir. Yolcular arasında kadınların da olabileceği açıktır. Bir kadının adetten dolayı duyduğu sıkıntı, düşman korkusu ile birlikte yağmurun ve hastalığın meydana getirdiği sıkıntı ile kıyaslanmayacak kadar azdır. Böyle bir durumda namazın terk edilmesine izin verilmemesi, adetli kadının namazı terk etmemesi açısından da önemli bir delildir.

Ayette yer alan: “Temizleninceye kadar onlara yaklaşmayın” emri, sadece bu süre içinde cinsel ilişkiyi yasaklar. Kanama bitince yıkanmaya gerek kalmadan ilişki helal olur. İlişki için yıkanma şart olsaydı su bulamayanlara bir çözüm getirilirdi. Zaten Nisa 43 ve Maide 6. ayetlerde yıkanma, ilişkiden sonra namaz kılmanın şartı sayılmış, su bulamayanlara teyemmüm etme emri verilmiştir. Böyle bir emir, adetli ve lohusa kadınlara verilmemiştir. Mâide 6. Âyet şöyledir.

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ إِذَا قُمْتُمْ إِلَى الصَّلاةِ فاغْسِلُواْ وُجُوهَكُمْ وَأَيْدِيَكُمْ إِلَى الْمَرَافِقِ وَامْسَحُواْ بِرُؤُوسِكُمْ وَأَرْجُلَكُمْ إِلَى الْكَعْبَينِ وَإِن كُنتُمْ جُنُبًا فَاطَّهَّرُواْ وَإِن كُنتُم مَّرْضَى أَوْ عَلَى سَفَرٍ أَوْ جَاء أَحَدٌ مَّنكُم مِّنَ الْغَائِطِ أَوْ لاَمَسْتُمُ النِّسَاء فَلَمْ تَجِدُواْ مَاء فَتَيَمَّمُواْ صَعِيدًا طَيِّبًا فَامْسَحُواْ بِوُجُوهِكُمْ وَأَيْدِيكُم مِّنْهُ مَا يُرِيدُ اللّهُ لِيَجْعَلَ عَلَيْكُم مِّنْ حَرَجٍ

وَلَـكِن يُرِيدُ لِيُطَهَّرَكُمْ وَلِيُتِمَّ نِعْمَتَهُ عَلَيْكُمْ لَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ {6}

Ey inanıp güvenenler! Namaza kalktığınızda yüzlerinizi ve dirseklerinize kadar ellerinizi yıkayın. Başınızı ve aşık kemiklerine kadar ayaklarınızı mesh edin. Eğer cünüp olmuşsanız yıkanın. Hasta veya yolcu olursanız veya sizden biri ayakyolundan gelirse yahut kadınlarınızla birlikte olur da su bulamazsanız temiz toprağa (yüzeye) yönelin (teyemmüm edin); onunla yüzünüzü ve ellerinizi meshedin. Allah, size güçlük çıkarmak istemez. Onun isteği sizi arındırmak ve size olan nimetini tamamlamaktır. Belki görevlerinizi yerine getirirsiniz. (Maide 5/6)

Bu âyete göre abdest, ayakyolunda ön ve arkadan çıkan pisliklerle bozulur. Cünüplüğe sebep olan meni ve yumurta da sadece önden çıkar. Âdet kanı, idrarla aynı yerden çıktığı için idrara benzetilebilirse de ne bu ayette ne de konu ile ilgili hadislerde idrarın, dışkının ve cünüplüğe sebep olan sıvının temizlenmesi ile ilgili bir emir veya tavsiye yer almaz. Öyleyse idrarla kıyaslanarak adet kanının namaza mani olacağı söylenemez. 

Âyete göre abdesti sadece tuvalette yapılan şeyler olan idrar, büyük abdest ve yellenme bozar. Adet kanı bunlardan hiçbirine benzemez. O kanın çıkması için tuvalete gidilmez. Allah kimseye gücünün üstünde bir sorumluluk yüklemediği için (Bakara 2/286) âdet kanı ne namaza engel olur ne de abdesti de bozar.

2–  “Aklı ve dini eksikler içinde kendine hâkim bir erkeğin gönlünü sizin kadar çelen birini görmedim.” sözü, aklı ve dini eksik olup insan gibi sorumlu birden fazla dişi varlığın olmasını ve bunların da erkeğin gönlünü çelmeye çalışmasını gerektirir. Hâlbuki böyle varlıklar yoktur. Bütün bu sebeplerden dolayı yukarıdaki söz Nebimize ait olamaz.

4. Kadının şahitliği

İki kadının şahitliği bir erkeğin şahitliğine denk sayılır. Bu konuda delil alınan âyet şudur:

“Erkeklerinizden iki kişiyi şahit tutun. İki erkek yoksa kabul edeceğiniz şahitlerden bir erkek ile iki kadın da olabilir; biri yanılırsa, diğeri hatırlatır…” (Bakara 2/282)

Âyetin bağlantılarını göremeyenler, şahitlik konusunda kadın erkek ayırımı yapıldığı kanaatine varmışlardır. Hâlbuki âyetin devamında şöyle bir ifade yer alır:

“…Böylesi, şahitlik için daha sağlamdır…” “Daha sağlam” sözü, “sağlam” olan iki şeyden birinin tercih edildiğini gösterir. “Bir erkek ile iki kadının şahitliği” daha sağlam sayılıyorsa iki kadının şahitliği çürük değil, sağlam sayılmış olur. Vasiyete şahitlikle ilgili âyetler konuya açıklık getirmektedir. Allah Teâlâ şöyle buyurur:

“Ey inanıp güvenenler! İçinizden birine ölüm hali gelir de vasiyet edecek, (birine olan borcunu itiraf edecek) olursa  (onun ölmek üzereyken söylediklerine) sizden güvenilir iki kişi şahitlik etsin. Bu durum yolculuk sırasında olursa o zaman sizin dışınızdan iki kişi de olabilir. Şahitlerden şüphelenirseniz namazdan sonra alıkoyar, onlara şöyle yemin ettirirsiniz: “Lehinde şahitlik ettiğimiz kişi en yakınımız bile olsa, vallahi bu işten bir kazancımız yoktur. Allah için yaptığımız şahitlikte bir şeyi gizlemeyiz. Öyle olsa elbette günaha gireriz.”

Eğer şahitlerin, günaha girdikleri anlaşılırsa (şahitleri getirenin) alacak talebinde bulunduğu taraftan ölüye en yakın iki kişi şahitlerin yerine geçsin ve şöyle yemin etsinler: “Vallahi, bizim şahitliğimiz onlarınkinden daha doğrudur, biz kimsenin hakkına girmiyoruz. Öyle yaparsak elbette yanlış yapanlardan oluruz.” (Mâide 5/106–107)

Bu âyetlerde kadın erkek ayrımı olmadan güvenilir iki Müslüman şahit öngörülmektedir. Yolculukta vasiyet yapılacaksa, Müslüman olmayan iki kişinin şahitliği de yeterli görülmüştür. Duruma göre şahitlerin tamamı kadın, tamamı erkek veya biri kadın biri erkek olabilir.

Burada delil alınacak cümle şudur: “Böylesi, gereği gibi şahitliğin en alt ölçüsü…” (Mâide 5/108) Bu cümleyi, Bakara 282’deki “… Böylesi, şahitlik için daha sağlamdır…” cümlesi ile karşılaştırınca, şahitlerin iki erkek veya bir erkek ile iki kadın olmasının, borçların yazılmasında da kural olmadığı, bunun bir tercih sebebi olduğu ortaya çıkar.

Nebimiz aleyhisselam yerine göre bir kadının şahitliğini de yeterli görmüştür. “Ukbe b. el-Harise, Ebû İhâb kızı Ümmü Yahya ile evlenmişti. Ukbe dedi ki: Zenci bir cariye geldi, ben sizin ikinizi de emzirmiştim” dedi. Bunu Nebi (s.a.v)’e anlattım, benden yüz çevirdi. Önüne geçtim ve tekrar anlattım, dedi ki: “Nasıl olacak? Cariye ikinizi de emzirdiği kanaatinde’’. Sonra kadınla evlenmesini yasakladı.” (Buharî, Şehâdât, 13)

Bütün bunlar gösteriyor ki, “kadının şahitliği erkeğin şahitliğinin yarısı kadardır” diyerek onun akıl noksanlığına hükmedilemez. Zaten böyle bir şey doğru olsa, kadınların sorumluluklarının erkeklerin yarısı kadar olması da gerekir. Allah Teâlâ kadın erkek karşılaştırması yaptığı bir âyette şöyle buyurmuştur:

“…Kur’ân ölçülerine (mârufa) göre kadınların erkekler üzerindeki hakkı, erkeklerin kadınlar üzerindeki hakkı ile denktir…” (Bakara 2/228)

Prof. Dr. Abdulaziz Bayındır

____________________________________

[1] Kur’ân, önceki ilahi kitapları tasdik eder. Ancak onun tasdiki, Tevrat ve İncil’de de bulunan Kur’ân âyetleri ile sınırlıdır. Çünkü hiçbir âyette onun Tevrat’ı ve İncil’i tasdik ettiği söylenmez. Bir âyet şöyledir:

نَزَّلَ عَلَيْكَ الْكِتَابَ بِالْحَقِّ مُصَدِّقاً لِّمَا بَيْنَ يَدَيْهِ وَأَنزَلَ التَّوْرَاةَ وَالإِنجِيلَ

“Sana, gerçekleri içeren ve kendinden öncekileri tasdik eden bu Kitab’ı o indirmiştir. Tevrat’ı ve İncil’i de o indirmiştir.” (Âl-i İmran 3/3)

Buna karşılık İncil’in Tevrat’ı tasdik ettiği açıkça ifade edilir. Ayet şöyledir:

وَقَفَّيْنَا عَلَى آثَارِهِم بِعَيسَى ابْنِ مَرْيَمَ مُصَدِّقًا لِّمَا بَيْنَ يَدَيْهِ مِنَ التَّوْرَاةِ

“Sonra onların izinden Meryem oğlu İsa’yı, önündeki Tevrat’ı tasdik etsin diye gönderdik.” (Maide 5/46)

Kur’ân’ın tasdikinin, Tevrat ve İncil’de olan âyetlerle sınırlı olduğunu şu âyetten öğreniyoruz:

وَأَنزَلْنَا إِلَيْكَ الْكِتَابَ بِالْحَقِّ مُصَدِّقًا لِّمَا بَيْنَ يَدَيْهِ مِنَ الْكِتَابِ وَمُهَيْمِنًا عَلَيْهِ

Doğruları içeren bu Kitabı sana, kendinden öncekilerde, bu Kitaptan olanları tasdik edici olarak indirdik…. (Maide 5/48)

Bu aytte iki tane الْكِتَابِ kelimesi vardır. Kelimenin bu şekilde tekrarlanması ikisinin de aynı şey olduğunu gösterir.

Sonuç olarak, kadının eğri kaburga kemiğinden yaratıldığını Kur’an tasdik etmediğinden ilgili hadisi, İsrailiyat olarak kabul etmemiz gerekir.

[2] Ahmed b. Muhammed el-Feyyûmî, el-Mısbah’ul-Munîr, Lübnan 2001, s. 519

[3] Lisan’ul-Arab, النَّطَفُ maddesi.

[4] 8] www.manzara.gen.tr/su-damlasi-1-18306.html  [9] mutluluk-ruyasi.blogcu.com/inci/8802386

[10] www.esselam.net/…/bilim/hucre/hucre7.html yeni döllenmiş yumurta hücresi

[5] Âl-i İmran 59,Rum 20, Kehf 37, Hac 5, Fatır 11, Gafir 67.

[6] http://www.hurriyet.com.tr/yasam/3708815.asp

[7] Mu’cemu mekâyîs’ul-luğa, Ahmed b. Faris b. Zekeriya, Beyrut, tarihsiz.

مَنَى يدلُّ على تقديرِ شيءٍ ونفاذِ القضاءِ به. منه قولهم: مَنَى له المانِي، أي قدَّر المقدِّر

[8]  İbn Mâce, Nikah, 1841.

[9] el-Misbâh’ul-münîr.

عانية, عُنُوّ (unüvv) kökünden de عناية (inâye) kökünden de gelebilir. Unüvv’ün ism-i faili عانوة anive’dir. Onu (عانية) âniye yapmak için vav yaya dönüştürülür. (عناية) inâye’nin ism-faili ise hiçbir işleme gerek kalmadan âniye (عانية) olur. Unüvv’den türetilince “esir kadın”, inâye’den türetilince de “kendini koruyan kadın” anlamını alır.

[10]  Buhârî, Hayz 6. Hadisin metni şöyledir:

حَدَّثَنَا سَعِيدُ بْنُ أَبِي مَرْيَمَ قَالَ أَخْبَرَنَا مُحَمَّدُ بْنُ جَعْفَرٍ قَالَ أَخْبَرَنِي زَيْدٌ هُوَ ابْنُ أَسْلَمَ عَنْ عِيَاضِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ عَنْ أَبِي سَعِيدٍ الْخُدْرِيِّ قَالَ خَرَجَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ فِي أَضْحَى أَوْ فِطْرٍ إِلَى الْمُصَلَّى فَمَرَّ عَلَى النِّسَاءِ فَقَالَ يَا مَعْشَرَ النِّسَاءِ تَصَدَّقْنَ فَإِنِّي أُرِيتُكُنَّ أَكْثَرَ أَهْلِ النَّارِ فَقُلْنَ وَبِمَ يَا رَسُولَ اللَّهِ قَالَ تُكْثِرْنَ اللَّعْنَ وَتَكْفُرْنَ الْعَشِيرَ مَا رَأَيْتُ مِنْ نَاقِصَاتِ عَقْلٍ وَدِينٍ أَذْهَبَ لِلُبِّ الرَّجُلِ الْحَازِمِ مِنْ إِحْدَاكُنَّ قُلْنَ وَمَا نُقْصَانُ دِينِنَا وَعَقْلِنَا يَا رَسُولَ اللَّهِ قَالَ أَلَيْسَ شَهَادَةُ الْمَرْأَةِ مِثْلَ نِصْفِ شَهَادَةِ الرَّجُلِ قُلْنَ بَلَى قَالَ فَذَلِكِ مِنْ نُقْصَانِ عَقْلِهَا أَلَيْسَ إِذَا حَاضَتْ لَمْ تُصَلِّ وَلَمْ تَصُمْ قُلْنَ بَلَى قَالَ فَذَلِكِ مِنْ نُقْصَانِ دِينِهَا.

[11]   فإذا قضيتم مناسككم   Bakara 200

فإذا قضيتم الصلاة     Nisa 4/103