Kur’an Fıtrat İlişkisi
Süleymaniye Vakfı > Araştırmalar > Kur'an Araştırmaları
Tarih: 29 Eylül 2009 Tavsiye Et Yazdır

Kur’an Fıtrat İlişkisi

KUR’AN FITRAT İLİŞKİSİ VE TALAK ÖRNEĞİ*

ÖZET

Fıtrat, varlıkların temel yapısını ve onu oluşturan yaratılış, değişim ve gelişim ilke ve kanunlarını ifade eder. İnsan, fıtrata aykırı davrandığının farkında olur. İçten içe bunun rahatsızlığını duyar. Kur’an ayetleri, fıtratın Allah tarafından bildirilmiş şeklidir. Kur’an ile fıtrat arasında tam bir uyum bulunmasından dolayı, fıtratı anlamak için Kur’an’dan, Kur’an’ı anlamak için de fıtrattan yararlanmak gerekir. Bahsedilen bu ilişkiyi anlamak için Kuran’daki talak hükümlerine bakılabilir. Fakat o hükümler, Kur’an’a aykırı biçimde yorumlandığı için talak konusu, fıtrata aykırı bir hale sokulmuştur.

SUMMARY

The Relation Between Fıtrat (Nature) And Quran By Given An Example Some Of The Divorse System (Talaq)

The nature (fitrat) means the main structure of the beings and principles, laws of creation, change, developing that form it. The man realises if he behaives contrary to his fitrat. He feels uncomfort because of this. Quranic verses are the form of fıtrat that informed by God. Because of the harmony between Quran and Fıtrat, it is necessary to understand the fitrat for understanding Quran and also necessary to understand Quran for understanding fıtrat. For understanding this relation, we can look at quranic decrees about divorse siystem (talaq). But these decrees had been interpritated by jurisprudents not related to Quran therefore the divorce system in Islam has been disformed contrary to fıtrat.

I- KUR’AN – FITRAT İLİŞKİSİ

Fıtrat, varlıkların temel yapısını ve onu oluşturan yaratılış, değişim ve gelişim ilke ve kanunlarını ifade eder[1]. Göklerin, yerin, insanların, hayvanların, bitkilerin yani her şeyin yapısı ve işleyişi buna göredir. Bilimde, teknolojide ve insan ilişkilerindeki temel kanunlar da bunlardır. Allah Teâlâ şöyle buyurur:

Şunu görmen gerekmez mi: Göklerde ne var, yerde ne varsa; güneş, ay, yıldızlar, dağlar, ağaçlar, hayvanlar ve insanların bir çoğu Allah’a boyun eğmektedir. Bir çoğu da azabı hak etmiştir. Allah kimi aşağılık saymışsa ona değer verecek biri çıkmaz. Allah ne dilerse onu yapar. (Hac 22/18)

Bir çok insan fıtrata aykırı davranışa girer ve dengeleri bozar. Bu, onu suçlu duruma sokar. Allah Teâlâ şöyle buyurur:

Insanların kendi elleriyle yaptıkları yüzünden hem karada, hem denizde düzen bozukluğu ortaya çıktı. Bunun böyle olması, Allah onlara, yaptıklarının bir kısmını tattırsın diyedir. Belki vazgeçerler.“ (Rum 30/41)

İnsan, fıtrata aykırı davrandığının farkında olur. İçten içe bunun rahatsızlığını duyar. Onu bu davranışa iten, menfaatleri, beklentileri veya duyduğu özentilerdir. Sonra alışır ve rahatsız olmamaya, hatta zevk almaya başlar. Ama biraz düşününce içinde gizlediği rahatsızlık yeniden ortaya çıkar. Böyle kimseler, yaptıklarını düşünüp bir iç muhasebesi yapmaktan kaçarlar.

Kur’an’da sıkça, zikir kökünden türemiş kelimeler geçer. Zikir, bir bilgiyi kullanıma hazır olarak zihinde tutma, onu kalbe ve dile getirme ve hatırlama anlamlarına gelir[2]. Bir şeyi anlamak için kendinde var olan bilgiyi harekete geçirmeye de tezekkür denir. Peygamberler insanları tezekküre çağırmıştır. Mesela İbrahim aleyhisselam puta tapanlara, “… tezekkür etmez misiniz?[3]” demiştir. Yani “Fıtrattan edindiğiniz bilgilerle benim sözlerimi karşılaştırıp yaptığınızın yanlış olduğunu görmez misiniz?” demiş olmaktadir.

Allah’ın indirdiği kitapların ortak adı da zikirdir. Çünkü onlar kişiye, kendi benliğinden ve çevresinden edindiği bilgileri hatırlatmakta, fıtratına uygun düzenlemelerle onu rahatlatmaktadır. Zira her insan, varlık aleminin ve çevresinin öğrencisidir. Oradan sürekli bilgi edinir ve hayatını o bilgilerle sürdürür. Bu bilgilerle Allah’ın kitapları arasında hiçbir çelişki olmaz. Allah Teâlâ şöyle buyurur:

“Bilin ki kalplerin yatışıp rahatlaması Allah’ın zikri ile olur.” (Ra’d 13/28)

Allah’ın zikri Kur’an’dır. Allah Teâlâ şöyle buyurur:

“İşte o Zikri biz indirdik. Ne olursa olsun onu koruyacak olan da bizleriz.” (Hicr 15/9)

Bu sebeple Kur’an ayetleri, fıtratın Allah tarafından bildirilmiş şeklidir. Allah Teâlâ şöyle buyurur:

“Sen yüzünü dosdoğru bu dine, Allah’ın fıtratına çevir. O İnsanları ona göre yaratmış­tır. Allah’ın yarattığının yerini tutacak bir şey yoktur. İşte sağlam din bu dindir. Ama in­sanların çoğu bunu bilmez­ler.” (Rum 30/30)

Bunun kesin sonucu şudur: Fitrat Islâm’dır.

Öyle ise Allah’ın ayetleri yalnız Kur’an’da olanlar değildir. Tüm varlıklarda; göklerde, yerde, hayvanlarda, bitkilerde hasılı her yerde onun ayetleri vardır[4]. Allah Teâlâ şöyle buyurur:

Biz onlara ayetlerimizi, hem dış çevrede hem de kendi içlerinde göstereceğiz, sonunda Kur’an’ın doğru olduğu onlar açısından iyice ortaya çıkacaktır. (Fussilet 41/52)

Bu ayetlerin, yalnız uzmanları tarafından görülebilecek olanları da vardır. Allah Teâlâ şöyle buyurur:

Sağlam bilgisi olanlar için[5] yeryüzünde ayetler vardır;

Kendinizde de vardır; hala görmeyecek misiniz? (Zariyât 51/20-21)

Fen ve teknik bilimciler, fıtrata uymak için gayret gösterirler. Onlar kanun koymaz, var olan kanunları keşfederler. Bu da fıtrata uymayı kolaylaştırır. Sosyal bilimcilerin keşfettikleri kanunlar da vardır. Ama onların bir çoğu kanun koymayı tercih eder. Böyleleri toplumu kendilerine göre şekillendirme arzusu taşırlar. Bu sebeple sosyal alanda fıtrata aykırı kanun ve uygulamalar çok görülür. Bunun kötü etkisi zamanla ortaya çıkar ve dengeler bozulur. Zarar, oldukça büyük ve uzun süreli olur.

Fen ve teknik bilimlerle ulaşılan sonuçları, fıtrata aykırı kullanıp insanı ve çevreyi bozmak da mümkündür. Şimdi dünya böyle bir felaketi yaşamaktadır. Fıtrata uymak için Kur’an’ın koyduğu sınırları aşmamak gerekir.

Sonuç olarak Kur’an ile fıtrat arasında tam bir uyum bulunmasından dolayı, fıtratı anlamak için Kur’an’dan, Kur’an’ı anlamak için de fıtrattan yararlanmak gerekir.

Kur’an, İslamın ana kaynağı olduğu için onun hiçbir hükmü fıtratla çelişmez. Eğer bir çelişki varsa, Kur’an’a gereği gibi uyulmamasından kaynaklanır. Bunun bir çok örneği arasından talak konusunu inceleyelim.

II- FITRAT – TALAK İLİŞKİSİ

Evliliği sona erdirme şekillerinden biri talaktır. Talâkla ilgili ayetlerde erkekler fail, kadınlar mef’ul olduğu için Kur’an’a göre talak, erkeğin tek taraflı evliliği sona erdirmesidir. O, bu yetkiyi en çok üç kere kullanabilir.

Kur’an’da kadına da evliliği sona erdirme yetkisi tanınmıştır. Allah Teâlâ şöyle buyurur: “…Mâruf ölçüler içerisinde o kadınların erkekler üzerindeki hakkı, onların bunlara karşı olan hakkına denktir. Erkeklerin onlara karşı bir dereceleri vardır” (Bakara 2/228)

Evliliği sona erdirme ile ilgili olan bu ayet, bu konuda, karı ile koca arasındaki dengeyi göstermektedir. Kadına evliliği sona erdirme yetkisi şu ayet ile verilmiştir: “…Karılarınıza verdiğinizden bir şey almanız size helal değildir. Ancak eşler Allah’ın hududunu yerine getiremeyeceklerinden korkarlarsa o başka. Eğer karı-kocanın Allah’ın hududunu yerine getiremeyeceklerinden siz de korkarsanız kadının fidye vererek kendini kurtarmasında (iftidâ) her ikisi için de bir günah yoktur”. (Bakara 2/229)

Kadının evliliği sona erdirmesi ile ilgili olarak, ayette geçen kelime talak değil, iftidâdır. İftidanın faili kadındır. İftidâ, kadına mali külfet yükler. Bunun için kocasından aldığı mehir ve hediyelerin tamamını veya bir kısmını geri vermesi gerekir.

Bir çok erkek, eşine verdiği mehir ve hediyeleri geri almak ister. Kur’an, aile devam ederken de, boşanma sirasinda da kocaya böyle bir hak tanimamiştir. Allah Teâlâ bir başka ayette şöyle buyurur:

Ey inananlar! Karilarinizin mirasina zorla konmaniz size helal degildir. Verdiginizin bir kismini geri almak için de onlara baski yapmayin. Ama açik bir fahişelik yapmiş olurlarsa o başka. Onlarla iyi geçinin. Onlardan hoşlanmadiysaniz bilin ki siz, bir şeyden hoşlanmayabilirsiniz ama Allah onda sizin için birçok iyilik yaratacak olabilir. (Nisa 4/19)

Erkek, karisini boşamayi kafasina koymuş, ama ayrilmayi o talep etsin ve evvelce vermiş oldugu mallari bu yolla geri alabilsin diye ona baski uygulamiş olabilir. Hatta bu konuda karisina iftira bile edebilir. Allah Teâlâ şöyle buyurur:

Eger bir kadinin yerine bir başkasini almak istiyorsaniz ilkine kantar yükü altin vermiş de olsaniz bir parçasini bile geri almayin. Siz bu verdiginizi, kadina iftira ederek ve apaçik suç işleyerek mi geri alacaksiniz? (Nisa 4/20)

Erkek eşini, ölsün de ona mirasçi olayim, diye yaninda tutabilir. Böylece ona ne kocalik yapar ne de boşamaya yanaşir. Bütün bunlar, kadin için hayati çekilmez hale getirir. Böyle durumlarda, eşleri en iyi taniyan aile fertlerinin araya girmesi, çözüm için en iyi yoldur. Allah Teâlâ şöyle buyurur:

Eger kari-kocanin arasinin açilmasindan korkarsaniz, bir hakem erkegin ailesinden, bir hakem de kadinin ailesinden görevlendirin. Eger bunlar arayi düzeltmek isterlerse Allah onlari başarili kilar. Çünkü Allah bilendir, haberdar olandir. (Nisa 4/35)

Yapilan incelemelerden sonra, eşlerin bir arada olamayacagi kanaatine varilirsa o zaman kadina iftida yetkisi verilir. Bunun dayanagi şu ayettir:

“… Eğer karı-kocanın Allah’ın hududunu yerine getiremeyeceklerinden siz de korkarsanız kadının fidye vererek kendini kurtarmasında (iftidâ) her ikisi için de bir günah yoktur”. (Bakara 2/229)

Son karar kadına aittir. Eğer ayrılmak isterse, hakemlerin veya mahkemenin kararına göre, kocasından aldığı malların tamamını veya bir kısmını ona geri verir.

Ensar’dan Sehl’in kızı Habibe, Sabit b. Kays ile evliydi. Bir gün Peygamber, sabah namazına çıkmıştı. Habibe’yi, alaca karanlıkta kapısının önünde buldu. “Sen kimsin?” dedi. “Sehl’in kızı Habibe’yim” dedi. “Neyin var?” dedi. “Sâbit ile birlikte olamayacağım.” Dedi. Kocası Sâbit gelince Peygamber ona: “İşte Habîbe! Allah ne vermişse söyledi.” dedi. Habîbe dedi ki: “Ey Allah’ın Elçisi, o bana ne vermişse hepsi duruyor.” Allah’ın Elçisi Sâbit’e dedi ki; “Al o malı ondan”. O da aldı ve Habîbe ailesinin yanında oturdu. (el-Muvatta’ Talak 11, hadis no 31)

İftidâ âyeti, eşlerin Allah’ın koyduğu sınırları koruyamamaları endişesinin tespitini şart koşmuştur. Talakta böyle bir şart yoktur. Yani kadın, evliliği sona erdirme hakkını tek yanlı kararıyla kullanamadığı halde erkek kullanabilir. İşte bu, kadın ile erkek arasında bir derece farkı oluşturmaktadır.”…Erkeklerin onlara karşi bir dereceleri vardir”(Bakara 2/228) ayeti bunu göstermektedir..

Asıl örneğimiz talak olduğu için, iftidâ konusunu burada bırakıyoruz.

Talakın gerçekleşmesi için erkeğin eşine, “seni boşadim” demesi yeterli görülmüştür. Hanefî, Şafiî, Malikî ve Hanbelî mezheplerine göre karisina “seni üç talakla boşadim” diyen kişi, yetkilerinin tamamini bir anda kullanmiş sayilir. Ailenin bu şekilde yikilmasi her vicdan sahibini rahatsiz eder. Fitrata aykiri oldugu için de kimse bunu savunamaz. Şimdi konuyu inceleyerek aykiriligin kaynagini bulmaya çalişalim:

A- Kur’an’da Talak

Allah Teâlâ şöyle buyurur: O talak iki defadir. Her birinden sonra kadini ya iyilikle tutmali ya da güzellikle ayirmalidir…

Erkek onu üçüncü defa boşarsa, artik bu kadin ona helal olmaz. Ama başka bir kocayla evlenir, onu o da boşarsa bundan sonra Allah’ın koyduğu sınırlarda duracakları kanaatine varırlarsa birbirlerine dönmelerinde bir günah olmaz. Bunlar, Allah’ın koyduğu sınırlardır; Allah onları bilen bir topluluk için açıklamaktadır. (Bakara 2/229-230)

“الطلاق مرتان O talak iki defadır” (Bakara 2/229) ayetinde defa diye tercüme edilen مرة kelimesi sözlükte; bir zaman dilimi جزء من الزمان anlamına gelir[6]. Talak kelimesinin başındaki “ال” takısı da ona marifelik anlamı kazandırır. Yani “o bilinen talak iki defa olur,” demektir. Talakın ne olduğu Talak sûresinde açıklanmıştır. Allah Teâlâ şöyle buyurur:

“Ey Peygamber! Kadınları boşadığınızda iddetlerini gözeterek boşayın ve iddeti sayın. Rabbiniz olan Allah’tan sakının. Onları evlerinden çıkarmayın. Onlar da çıkmasınlar. Ancak açık bir fuhuş yapmış olurlarsa o başka. Bunlar Allah’ın sınırlarıdır. Kim Allah’ın sınırlarını aşarsa kendine yazık etmiş olur. Bilemezsin, belki Allah bunun ardından yeni bir durum ortaya çıkaracaktır.”

“Kadınlar bekleme sürelerinin sonuna geldikleri zaman onları ya iyilik (mâruf) ile tutun veya iyilikle ayırın…” (Talak 65/1-2)

“…iddetlerini gözeterek boşayin .. “ emri, Bakara 229’da sözü edilen zaman dilimini göstermektedir.

Ömer’in oğlu Abdullah, karısını hayızlı iken boşamıştı. Ömer, bunu Allah’ın Elçisi sallallahu aleyhi ve selleme sorunca şöyle demişti:

“Söyle ona, eşine dönsün; temizleninceye kadar ondan ayrılmasın. Sonra adet görür arkasından tekrar temizlenirse bundan sonra isterse eşiyle birlikte olmaya devam etsin, isterse onunla ilişkiye girmeden onu boşasın. İşte bu, o iddettir ki, Allah kadınların ona göre boşanmalarını emretmiştir[7].”

Demek ki, Allah’ın emrettiği şekilde boşamanın gerçekleşmesi için kadının hayızlı olmaması, eğer temiz ise o temizlik dönemi içinde onunla ilişkiye girmiş olmaması gerekir. Abdullah b. Ömer’in yaptığı boşama Allah’ın emrine aykırı olduğu için Allah’ın Elçisi sallallahu aleyhi ve sellemin buna çok sinirlendiği de rivayet edilmiştir[8]. Çünkü onun bu davranışı Kur’an’a aykırı idi. Bundan dolayı olmalı ki, Allah’ın Elçisi onun, eşine döndükten sonra birinci temizlik döneminde değil, ikinci temizlik döneminde eşini boşayabileceğini söyleyerek cezalandırmış olmaktadır.

Peygamberimizin de bildirdiği gibi Allah’ın emrettiği şekilde boşama işte böyle olur. Bakara’nın 229. ayeti bu şekildeki boşamanın iki kere olabileceğini bildirmektedir. Bunun dışındaki boşama Kur’an’a aykırı olacağından geçerli değildir.

Bunun önemli hikmetleri vardır. Erkek, hayızlı eşiyle ilişkiye giremeyeceğinden bu dönemde ona olan arzusu alt seviyeye iner, hayızdan temizlendikten sonra ilişkiye girmişse ona olan arzusu azalmış olur. Bunlar onun boşama ile ilgili kararını kolaylaştırır. Ama kadın hayızdan temizlenince erkeğin ona arzusu üst sınıra çıkmış olacağından ilişkiye girmeden boşaması, erkeğin kararlılığının göstergesi olur.

Talakla birlikte kadın iddet beklemeye başlar. Bu süre, adet gören kadın için üç kere adet görüp temizlenme (üç kur’) adet görmeyen için üç ay, hamile olan için de doğuma kadar devam eder[9].

Talak Suresi 1. ayete göre kadın, iddet süresi bitinceye kadar kocasının evinde kalır. Ne erkek eşine, “Babanın evine git“ diyebilir, ne de kadın, “Babamın evine gidiyorum” diyerek çekip gidebilir. Eşlerin iddet bitinceye kadar birlikte kalmalari çok önemlidir. Eger koca, boşama yetkisini kullanirken iyi düşünmemişse bu süre içinde daha saglikli bir sonuca varabilir. Eger kadinin kusurlu bir davranişi buna sebep olmuşsa o da özür dileyip kocasini ikna etme firsatini yakalar. Çünkü iddet süresi bitinceye kadar erkek, kararini degiştirip eşine dönebilir. Bu süre içinde kadinin kocasina karşi davranişlarinda bir sinirlama yoktur. Onun ilgisini çekmeye çalişabilir. Allah Teala bu konuda şöyle buyurur: “. Bilemezsin, belki Allah bunun ardından yeni bir durum ortaya çıkarır[10]” da nefret sevgiye dönüşür ve aile yuvasi yeniden kurulur

Kadinin evden çikmamasi, kötü niyetli kişilerin araya girmesine de imkan vermez. Süre bitinceye kadar erkek karisina dönmezse ihtilafin ciddi boyutlarda oldugu, bu ailenin devaminin dogru olmadigi, en azindan bu erkegin o kadina iyi bir koca olamayacagi ortaya çikmiş olur.

Talâk Suresi birinci ayette “Kadinlari iddetleri içinde boşayin” emrinden sonra yapilacak şeyler siralanmakta ve şöyle buyurulmaktadir: “Bunlar Allah’ın sınırlarıdır. Kim Allah’ın sınırlarını aşarsa kendine yazık etmiş olur.” Talaktan sonraki bu sınırlar: 1- İddeti saymak, 2- Kadınları evlerinden çıkarmamak, 3- Kadınların da çıkmamasıdır.

İddeti sayma, erkeğe verilmiş bir emirdir. Bu da onun eşiyle yakından ilgilenmesini zorunlu kılar. Eğer iddeti saymazsa dönüş imkanı varken süre bitti diye, hakkını kaybetmiş olabilir. Kadın evinden çıkar veya çıkarılırsa eşler, bir başkasının yanında birbirlerinin kötü hallerini ortaya dökerek araya soğukluğun girmesine sebep olabilir ve kötü niyetli kişilerin engeline takılabilirler. Bunun zararını, önce kendileri çeker. Ayette yer alan, “… Kim Allah’ın sınırlarını aşarsa kendine yazık etmiş olur…” ifadesi bunu göstermektedir.

Kadın, iddeti ile ilgili olarak kocasını doğru bilgilendirmek zorundadır. Allah Teâlâ şöyle buyurur: “Allah’ın rahimlerinde yarattığını gizlemeleri o kadınlara helâl olmaz.” (Bakara 2/228) dolayısıyla kadın adet olduğu halde olmadım derse günaha girer.

Kur’an, kocaya iddet içerisinde dönüş hakki tanirken kadinin himayesine de önem vermiştir. Erkek karisina dönmek istiyorsa marufa uygun olarak dönecek, ayrilmak istiyorsa güzellikle ayrilacaktir[11].

Kadinlara zarar vermek ve iddetini uzatmak için dönenlere şiddetli bir uyari vardir. Allah Teâlâ şöyle buyurur:

“Kadınları boşadınız, onlar da bekleme sürelerinin sonuna vardılarsa artık ya maruf ile tutarsınız veya maruf ile ayırırsınız. Yoksa zarar vermek, haklarına saldırmak için onları tutmayın. Bunu yapan, kötülüğü kendine yapmış olur. Allah’ın ayetlerini arzularınıza alet etmeyin. Allah’ın üzerinizdeki nimetini düşünün. İndirdiği Kitap ve doğru bilgi ile o, size öğüt vermektedir. Allah’tan korkun ve bilin ki, Allah her şeyi bilir.” (Bakara 2/231)

Bakara 228. ayette de şöyle buyurulmaktadir: “Eğer kocalar arayı düzeltmek isterlerse, kadınlara iddet içinde dönmeye daha çok hak sahibidirler[12].”

Erkeğin karısına dönmesi ıslah şartına bağlandığı için kadın, kocasının kötü niyetli olduğunu ispatlarsa bu dönüşü kabul etmeyebilir. Kötü niyet, gizlenebileceği gibi ispatı da zordur. Bakara 231. ayete göre “Bunu yapan, kötülüğü kendine yapmış ve Allah’ın ayetlerini arzularına alet etmiş olur. İnanan kişi için bu, çok ciddi bir ihtardır.

Cahiliye Arapları talâkı bilirlerdi. Fakat bunun için belli bir sayı yoktu. Koca karısını boşar, sonra iddet esnasında karısına döner ve bu işi istediği kadar yapabilirdi. Bu şekilde koca, karısına ne kocalık görevini yapar ne de başkasıyla evlenebilmesi için onu serbest bırakırdı. Hatta iddeti bitse dahi boşadığı kadının evlenmesini yasaklayabilirdi[13]. İslam, prensip olarak talâkı kabul etti. Fakat onu cahiliye devrindeki gibi başıboş bırakmadı. Sınırsız talâk hakkını üçe indirdi. Ancak bunun ilk ikisinde kocaya iddet içinde karısına dönme hakkı tanırken üçüncüsünde bu hakkı tanımadı.

Kocaya tanınan talak hakkının üç ile sınırlanıp birinci ve ikinciden sonra karısına dönüş hakkı verilmesi ama üçüncüden sonra verilmemesi, fıtrata tam olarak uyar. Çünkü yapılan hata bir ve ikinci kez bağışlanır ama üçüncüsünde bağışlanmaz. Nitekim bu fıtratın bir yansımasını, Musa aleyhisselam ile Hızır olayında görmekteyiz.

Mûsa Hızır’a, “Sana öğretilenden bana da bir olgunluk bilgisi öğretmen için seninle gelebilir miyim?” dediği zaman Hızır ona; “Ama sen benimle beraber olmaya dayanamazsın ki; iç yüzünü bilmediğin bir şeye nasıl dayanacaksın?” “Bak, eğer bana uyarsan, ben sana anlatıncaya kadar bana hiç soru sorma!” demişti.

Musa aleyhisselam ona iki kere soru sormuş ve “Eğer bundan sonra sana bir şey sorarsam benimle arkadaşlık etme. Çünkü artık benim tarafımdan beyan edilecek son özür noktasına ulaştın” demişti. Üçüncü soruyu da sorunca Hızır, “İşte bu benimle senin aranı ayırır” demişti[14]. Üçüncüden sonra artik özür kabul edilmez. Tipki bunun gibi üçüncü talaktan sonra kocanin özür beyan etme imkani sona ermiş olmaktadir. Bu da fitrata tam olarak uyan bir boşama şeklidir.

Ibn Abbâs’ın bildirdiğine göre Abdu Yezîd, karısı Ümmü Rukâne’yi boşamiş, Müzeyne kabîlesinden bir kadinla evlenmişti. Kisa bir süre sonra kadin Allah’ın Elçisine gelmiş ve Abdu Yezîd’in iktidarsız olduğunu ima için başından aldığı bir kılı göstererek, onun bana ancak şu kıl kadar faydası olabilir. Benimle onun arasını ayır.” demişti.

Allah’ın Elçisi sallallahu aleyhi ve sellem buna öfkelenmişti. Adamın oğlu Rukâne’yi ve kardeşlerini çagirdi. Sonra orada bulunanlara onun iki çocugunu göstererek:

“Bunu şu ve şu bakimlardan, digerini de şu ve şu bakimlardan Abdu Yezîd’e benzer buluyor musunuz?” diye sordu.

Onlar: “Evet” dediler.

Allah’ın Elçisi Abdu Yezîd’e: “Onu boşa.” diye emretti. O da istenileni yaptı.

Sonra Allah’ın Elçisi ona: “Önceki eşin Ümmü Rukâne’ye dön.” dedi.

Abdu Yezîd: “Ey Allah’ın Elçisi! Ben onu üç talâkla boşadım.” dedi.

Allah’ın Elçisi: “Biliyorum, sen ona dön” dedi ve şu ayeti okudu:

“Ey Peygamber! Kadinlari boşadiginizda iddetlerini gözeterek boşayin ve iddeti sayin.” (Talâk, 65/1)[15].

İbn Abbâs’ın bildirdiğine göre Abdu Yezîd’in oğlu Rukâne de babası gibi karısını bir mecliste üç talâk ile boşamış, sonra buna fazlasıyla üzülmüştü. Allah’ın Elçisi sallallahu aleyhi ve sellem ona, karısını nasıl boşadığını sordu.

Üç talâkla boşadım, dedi.

Allah Elçisi; bir mecliste mi? diye sordu.

Evet, dedi.

Bu, bir talâktır, istersen ona dön dedi. O da hemen eşine geri döndü[16].

Kırılma noktası Halife Ömer devrine rastlamaktadır. Çünkü İbn Abbas’ın bildirdiğine göre Allah’ın Elçisi sallallahu aleyhi ve sellem ve Ebû Bekir devri ile Ömer’in halifeliğinin ilk iki yılında üç talâk, bir talâk sayılırdı. Hattâb oğlu Ömer: “İnsanlar ihtiyatlı olmaları gereken bir konuda aceleci davranmaktalar. Acaba, onu, onların aleyhine geçerli saysak mı?” dedi ve geçerli saydı[17].

Bu rivayet, konu ile ilgili en sahih rivayettir. Bu tarihten sonra fetvaların şaşırtıcı bir şekilde değiştiği gözlenmektedir.

Yukarıdaki rivayetlerin sahibi İbn Abbas’ın görüşünün hemen değiştiği gözlenmektedir. Bu görüşü benimseyen başka sahabiler de vardır[18].

Mücâhid diyor ki; İbn Abbas’ın yanındaydım, bir adam geldi, karısını üç talâkla boşadığını söyledi. İbn Abbas bir süre sessiz kaldı. Karısını ona döndüreceğini sandım. Sonra söze şöyle başladı: “Biriniz tutup ahmaklık yapıyor, sonra da İbn Abbas! İbn Abbas! demeye başlıyor. Allah şöyle buyurmuştur: “Kim Allah’tan korkarsa o ona bir çıkış yolu yaratır.” (Talâk, 65/1). Sen Allah’tan korkmadın. Ben de sana bir çıkış yolu görmedim. Rabbine isyân etmişsin. Karın senden ayrılmıştır. Allah Teâlâ şöyle buyurur: “Ey Peygamber! Kadınları boşadığınızda iddetlerinin gözeterek boşayın.” (Talâk, 65/1) [19].

İmam Malik; Abdullah b. Ömer, Abdullah İbn Abbas’, Abdullah İbn Mes’ûd, Ömer b. Abdülaziz ve Mervan b. El- Hakem’in de aynı görüşte olduğunu bildirmiştir[20].

B- Fıkıh Geleneğinde Talak

Hanefî, Şafiî, Malikî ve Hanbelî mezhepleri, bir lafızda verilen üç talakı, üç talak saymışlardır. Yani bir kişi karısına, “seni üç talakla boşadim” dedi mi, ister hayızlı, ister temiz olsun, isterse o temizlik dönemi içinde eşiyle ilişkiye girmiş olsun, isterse hiç gerdeğe girmemiş bulunsun karısının üç talakla boş olacağını söylemişlerdir.

Bunardan bir kısmı الطلاق مرتان =O talak iki keredir” (Bakara 2/229) ayetindeki ال ‘ın cins için olduğunu iddia etmiştir. Bunun anlamı “Erkek karısını en fazla iki kere boşayabilir” demek olur. Boşamanin üç defa oldugu konusunda bir ihtilaf bulunmadigi için cümlenin yapisini kökten degiştirmek zorunlu olmuştur. Bu görüşü savunanlardan Serahsî şöyle diyor; ل الطلاق المباح في دفعتين و دفعة ثالثةك = Mubah talaklarin tamami iki defadir ve üçüncü defadir[21].” “Üçüncü defadır”, ilavesi Bakara 230’daki “Erkek eşini tekrar boşarsa..” hükmünden alınmıştır. 230. ayetteki hükmü katma mecburiyeti varsa 229’daki ال ‘ın cins olma ihtimali kalmaz. Çünkü الطلاق مرتان bir isim cümlesidir ve kendi başına bir anlam ifade eder. Arapça bilen herkes burada yapılanın ciddi bir zorlama olduğunu kolayca anlar.

Bakara 229’daki ال ‘ın ahd için olduğunu yani belli bir talak şekli ifade ettiğini söyleyenler de olmuştur. Onlar da bir önceki ayette geçen “Boşanmiş kadinlar kendi başlarina üç kur’ beklerler….” ayetine işaret edildigini söylemişlerdir. Ibn Teymiyye bunlardandir[22]. Halbuki bu ayette talakin nasil yapilacagi degil, adet gören kadinin talaktan sonra ne yapacagi ile ilgili hükümler yer almaktadir. Talakin nasil olacagini anlatan tek ayet Talak Suresinin birinci ayetidir. Bu sebeple o ال ‘ın başka bir yeri göstermesi imkansızdır.

İbn Hümam’a göre bu ayet, sünnete uygun talakın iki kere olacağını gösterir. Çünkü üç talakın bir lafızda vaki olacağı yolunda ittifak vardır[23]. Sonradan oluşan bir ittifak, ayetin manasını nasıl etkileyebilir?

Bir çok fakih, الطلاق مرتان ayetindeki مرتان ‘ın iki zaman dilimini gösterdiğini söylemiştir. Hanefî fakihlerden el- Kâsânî onlardandır. Onun konu ile ilgili sözleri şöyledir: Sanki Allah, “onları boşamak istediğiniz zaman iki defada boşayın” demiştir. Ayri ayri boşamanin emredilmesi bunlarin bir arada yapilmasinin yasaklanmasi olur. Çünkü arada zitlik vardir. O zaman talaklari birleştirmek haram veya mekruh olur[24]. Bu mezheplerin hepsi talaklari birleştirmeyi haram veya mekruh saymasina ragmen geçerli oldugunu da kabul etmişlerdir.

Tefsirciler de şaşirtici bir şekilde ayni yolu izlemiş, ne Bakara 229’daki مرتان kelimesi üzerinde yeterince durmuşlar, ne de bu ayetle Talak Suresinin birinci ayeti arasindaki ilişkiye deginmişlerdir[25].

SONUÇ

Islamî ilimler sahasinda çalişma yapan ilim adamlari, fen ve teknik bilimciler gibi davranmali, hüküm koyma yerine, Kur’an’da bulunan hükümleri keşfetmeye çalişmalidirlar. Bu, onlarin fitrata uymalarini saglar. Eger bir çok sosyal bilimcinin yaptigi gibi hüküm koyma yoluna giderlerse fitrata aykiri sonuçlara varmalari kaçinilmaz olur.

Görüldügü gibi Kur’an, talak hakkını erkeğe vermiş ama ona, fıtrata uygun, sağlam bir yapı kazandırmıştır. Kadına da evliliği sona erdirme yetkisi vererek eşlerin, mahkeme kapılarında aile sırlarını ortaya dökmelerine ve hedefe ulaşma kaygısıyla birbirine iftiraya varan hakaretlerine imkan vermemiştir.
Talakla ilgili olarak Kur’an’ın hükümlerini keşfetme yerine hüküm koyma yoluna giren fakihler, fıtrata tamı tamına uyan talak ile ilgili hükümleri, fıtrata aykırı bir biçime sokmuşlardır.

* Prof. Dr. Abdulaziz Bayındır




[1] – Fıtrat olarak tanıttığımız bu kavram (öğreti), Avrupa bilim ve felsefe tarihinde varlık felsefesi olarak yer almakta ve son üç yüz yılda ontoloji adı ile anılmaktadır.

[2] – Ragıb el-İsfahânî, Müfredât, zkr maddesi.

[3] – En’am 6/80,

[4] – İlgi duyanlar şu ayetleri inceleyebilirler: Bakara 2/164; Ali İmrân 3/190; En’am 6/97,99; Araf 7/26, 58; Yunus 10/5, 6, 67, 92, 101; Yusuf 12/7, 35; Ra’d 13/2, 3, 4; Nahl 16/13, 65, 66, 67, 68, 69, 79; İsrâ 17/12; Kehf 18/9; Meryem 19/10; Tâhâ 20/128; Ankebût 29/ 24, 33, 34, 35; Rum 30/21, 22, 23, 24, 28; Lokman 31/31, 32; Secde 32/26; Sebe’ 34/15; Zümer 39/42, 52; Mümin 40/13; Câsiye 45/3, 4, 5, 6; Zariyât 51/22, 23, 35, 36, 37; Kamer 54/12, 13, 14, 15.

[5] – Sağlam bilgi sahibi diye tercüme edilen mûkîn, sözlükte ; bir konuyu şüpheden uzak, gerçek yönüyle bilen kimse demektir. Kamus Tercümesi. IV/768.

[6] el-Müfredât, mrr maddesi. Besâir c. IV, s. 490.

[7] Buhârî, Talâk, 1,3,44,45; Tefsîru Suret’it-Talak, 1; Müslim, Talak 1,14; Nesaî, Talak 13,15,19; İbn Mâce, Talak 1,3; Darimî, Talak 1,2; Muvatta’, Talak 53; Ebû Dâvûd, Talak 4, Tirmîzî. Talak. (Yukarıdaki metin, Buhârî, Talâk, 1’in tercümesidir.)

[8] Buhârî, Ahkâm 13.

[9] – Bakara 2/229; Talak 65/4.

[10] – Talak 65/1.

[11]- Bakara 2/231, Talâk 65/2

[12] – Bakara Suresi’nin 231 ve 232. ayetleriyle Talak Suresinin 2. ayetinde erkeğin karısına dönme zamanı olarak iddet bitimi gösterilmektedir. Bu ayet ise, erkeğin, henüz iddet bitmeden karısına dönmeye hak sahibi olduğu, hatta iddet bitiminde dönebiliyorsa bitmeden öncelikle dönebileceğini bildirmektedir.

[13] Cessas, Ahkâm’ul-Kur’an, c. II, s. 73; M. Reşid Riza, Tefsiru’l-Menar, Kahire, III, 38

[14] Kehf 18/66-78.

[15] Ebû Dâvûd, Talâk, 10

[16] Ahmed İbn Hanbel, Müsned, I, 265. Ahmed b. Hanbel’e göre bu mhadisi rivayet edenlerin tamamı sikattan, yani güvenilir kişilerdir. Ahmed Abdurrahman el-Bennâ, Büluğ’ul-emânî min esrâr’il-feth’ir-Rabbânî, Dar’uş-Şihâb, Kahire, c. XVII, s. 7.

[17] Müslim, Talâk, 2 (15, 16 ve 17 (1402) nolu hadisler); Nesâî, Talâk, 8; Ebû Dâvûd, Talâk, 10.

[18]

[19] Ebû Dâvûd, Talâk, 10

[20] Muvatta’, Talâk, 1

[21] Serahsi el-Mebsut,c. VI, s. 5.

[22] Ahmed b. Teymiyye, Mecmuu Fetâvâ şeyhilislam Ahmed b. Teymiyye, Beyrut 1398 h. c. XXXIII, s. 80

[23] Kemal b. el-Hümam, muhammed b.Abdilvahid es-sivasi (öl. 681 h.) Şerhu Feth’il-Kadir, Dar’ul-firk Beyrut, c. IV, s. 70,

[24] Alauddin el-Kasani (öl. 587 h.), el- Bedai’us-sanai’ fi tertib’iş-şerai’, Beyrut 1982, ikinci baski.

[25] – Bü, büyük bir iddia gibi gözükebilir. Ancak ulaşabildigim bütün tefsirleri inceledim ve bu hepsinin adeta birbirinin tekrari mahiyetinde oldugunu gördüm. Kurtûbî, İbn Kesîr, Kadı Beydâvî, Ebu’s-Suûd ve Feth’l-Kadîr tefsirleri bunların başlıcalarıdır.

Facebook'ta PaylaşTwitter'da Paylaş
9729 kez okundu
Kategorideki Diğer Yazılar:
Sıra     Yazı Başlığı Tarih    Okunma    
1 Kur’an ve Müslümanların Durumu 10.11.09 3786
2 Kur’an’ı Açıklamada Usul 29.09.09 15829
3 Kur’an’da Eşyanın Dili 04.07.11 3185
4 Kur’ân’a Göre Resulullah’ın Tebyîn Görevinin Anlamı 16.08.11 3361
5 Kur’an’ı Nasıl Okumalıyız? 10.11.09 22532
6 Cennete Kimler Girer? 29.09.09 18115
7 Şefaat 29.09.09 17288
8 Nesih Ve Recim Cezası 29.09.09 28629
9 Müslüman Olmayanlarla İlişkiler 29.09.09 12006
10 Kadir Gecesi 30.09.09 6143
11 Kadının Dövülmesi 29.09.09 18240
12 Kadınların Şahitliği 29.09.09 13271
13 Kadir Gecesi ve İtikâf 29.09.09 18047
14 Kadının Boşanması (İftidâ) 29.09.09 32920
15 Adetli Kadının Orucu İle İlgili Şüpheler (Kazâ Kelimesi) 30.09.09 23478
16 Allah’ın Beşer Resûlü 29.09.09 15177
17 Oruç Fidyesi 30.09.09 8382
18 Hacda Ticaret ve Sosyal Etkinlik 30.09.09 4573
19 Adetli Kadının Orucu ve Namazı 29.09.09 57541
20 Kur’an’da Hoşgörü 29.09.09 12957
21 Talak (Erkeğin Boşama Hakkı) 29.09.09 51900
22 Kur’an Fıtrat İlişkisi 29.09.09 9729
23 Kadınların Yolculuğu – 2 30.09.09 5709