02 Nisan 2012

Müslüman Cehenneme Gider mi?

   Soru – Meryem Suresinin 71 ve 72. âyetlerinde şöyle buyrulmaktadır: “ oraya suya Sizden koşarcasına  gitmeyecek  yoktur. Bu, Rabbinin uygulamayı üstlendiği kesin hükümdür.Allah’tan çekinerek kendini korumuş olanları  kurtaracak, yanlış yapanları (zalimleri) de orada diz üstü çökmüş olarak bırakacağız .Bu âyetleri nasıl anlamalıyız; Müslümanlar cehenneme girip çıkacaklar mı?

Cevap - Meryem suresinin bu âyetleri, günahı sevabından çok olan Müslümanların cehennemde cezalarını çektikten sonra çıkacaklarını bildirmektedir. Ayetleri doğru anlamak için öncesini ve sonrasını bölümler halinde görmeye çalışalım.

1- Nebilerden sonra gelen nesiller

Allah Teâlâ bu surede birkaç nebi ile ilgili bilgi verdikten sonra şöyle buyurmuştur:

أُوْلَئِكَ الَّذِينَ أَنْعَمَ اللَّهُ عَلَيْهِم مِّنَ النَّبِيِّينَ مِن ذُرِّيَّةِ آدَمَ وَمِمَّنْ حَمَلْنَا مَعَ نُوحٍ وَمِن ذُرِّيَّةِ إِبْرَاهِيمَ وَإِسْرَائِيلَ وَمِمَّنْ هَدَيْنَا وَاجْتَبَيْنَا إِذَا تُتْلَى عَلَيْهِمْ آيَاتُ الرَّحْمَن خَرُّوا سُجَّدًا وَبُكِيًّا . فَخَلَفَ مِن بَعْدِهِمْ خَلْفٌ أَضَاعُوا الصَّلَاةَ وَاتَّبَعُوا الشَّهَوَاتِ فَسَوْفَ يَلْقَوْنَ غَيًّا

“İşte bunlar Allah’ın mutluluk verdiği nebilerdendir; Âdem’in soyundan, Nuh ile birlikte gemiye bindirdiklerimizden,  İbrahim’in ve İsrail’in (Yakup’un) soyundan olup kendilerine doğru yolu gösterdiğimiz ve seçtiğimiz kimselerdir. Onlara Rahman’ın ayetleri okununca gözleri dolarak secdeye kapanırlardı.

Onların arkasından namazı ihmal eden ve arzularına uyan bir nesil geldi. Onlar yakında ğayy ile (yanlış kurgularıyla) yüzleşeceklerdir.”   (Meryem 19/58-59)

2- Ğayy (غَيّ) suçu ve ğayy cezası

Ğayy (غَيّ) cezası, ğayy suçunu işleyenler içindir. Ğayy غَيّ : الضلال والخيبة = yanlış yola girmek ve isteğine kavuşamamaktır[1]. Günah işleyen herkes, suçlu olduğunu bilir. Ama onun, kendince haklı bir sebebi ve o günahı işlemekle ulaşmak istediği bir hedefi olur. Ancak o yol, kendini istediği hedefe değil cehenneme götürür.

Gayy suçun ilk işleyenler Âdem ve İblis’tir. Âdem aleyhisselam, dünyada ölümsüz olma ve yok olmayacak bir saltanata kavuşma umuduyla İblis’in gösterdiği yanlış yola girmiş, umduğuna kavuşmak bir yana elindekini de kaybetmişti.

Allah onu, eşi ile birlikte bir bahçeye yerleş­tirdiğinde şöyle demişti:

Bak Âdem; sen ve eşin şu bahçeye yerleşin; beğendiğiniz yerden yiyin. Ama şu ağaca yaklaşmayın. Yoksa yanlış yapmış olursunuz.” (Araf 7/19)

İblis’i göstererek şöyle bir uyarıda da bulunmuştu:

Dedik ki “Bak Âdem! Bu sana da eşine de düşmandır. Sakın sizi bu bahçeden çıkarmasın yoksa mutsuz olursun. Burada ne açlık çekersin ne de çıplak kalırsın. Burada susuz kalmaz, güneş ışığından etkilenmezsin" (Taha 20/117-119)

Sonra İblis ona şunları fısıldamıştı:

 “Bak Âdem! Sana ölümsüzlük ağacını ve bozulmayacak bir saltanatı göstereyim mi?” (Taha 20/120)

Bu cazip teklif, onu yanlış yola sürüklemişti.

فَأَكَلَا مِنْهَا فَبَدَتْ لَهُمَا سَوْآتُهُمَا وَطَفِقَا يَخْصِفَانِ عَلَيْهِمَا مِن وَرَقِ الْجَنَّةِ وَعَصَى آدَمُ رَبَّهُ فَغَوَى

"(Adem ile Havvâ) o ağaçtan yediler; kendilerine ayıp yerleri göründü. Hemen bahçenin yaprağıyla ör­tünmeye ko­yuldular. Âdem Rabbinin emrinden çıktı da ğayy suçunu işlemiş (yanlış yola girmiş) oldu." (Taha 20/121)

İblis de ğayy suçunu işlemişti. Allah, Âdem’e secde edilmesi emrini verince İblis, zihninde kurguladığı bir gerekçeye dayanarak secde etmemişti. O, ateşten yaratılmış; Âdem, çamurdan yaratılmıştı. Ona göre ateş çamurdan hayırlı olduğu için, kendisi Âdem’den hayırlıydı. Bunu ispat için yanlış yola girmişti ve hala o yolda devam etmektedir. İblis yanlış yola girmesinde Allah’ı suçlu görmüş ve ona şöyle demişti:

فَبِمَا أَغْوَيْتَنِي لأَقْعُدَنَّ لَهُمْ صِرَاطَكَ الْمُسْتَقِيمَ

“Madem beni ğayya (yanlış yola)sürükledin, ben de senin doğru yolunun üstüne onlar için oturacağıma yemin ederim.” (Araf 7/16)

İblis, kâfir olmuştu. Çünkü Allah’ın emrine uymamayı suç saymamıştı. Ama Âdem kendini suçlu görmüş, tevbe ederek o yanlış yoldan dönmüştü. Demek ki, aynı suçu işleyen iki kişiden kendini günahkâr sayan mümin kalır, günahkâr saymayan da İblis gibi kâfir olur. Herkes, yaptığının karşılığını görecektir.

 

3- Namazı ihmal edenler, arzularına uyanlar ve kâfirler:

Meryem 59’daki ğayy suçunu işleyenler yani namazı ihmal eden,  arzularına uyan ve kâfir olanlardan tevbe edip kendini düzeltenlere şu nimetler verilecektir:

“(Ğayy suçu işleyenlerden) İçlerinden dönüş yaparak (tevbe ederek) inanıp güvenen ve iyi iş yapmış olanlar Cennet’e girecekler ve hiçbir haksızlığa uğramayacaklardır. Rahman’ın kullarına söz verdiği görülmemiş kalıcı cennetlere (bahçelere) gireceklerdir. O’nun sözü yerine getirilir. Orada boş söz dinlemeyeceklerdir. Sadece “Selam  sözü. Orada onlar için sabah akşam rızıklar vardır.” Meryem19/60-63)

Sonra ğayy suçunu işledikten sonra tevbe etmediği için ğayy cezasına çarptırılacak olanlar hakkında şöyle buyrulmaktadır:

وَيَقُولُ الْإِنسَانُ أَئِذَا مَا مِتُّ لَسَوْفَ أُخْرَجُ حَيًّا.  أَوَلَا يَذْكُرُ الْإِنسَانُ أَنَّا خَلَقْنَاهُ مِن قَبْلُ وَلَمْ يَكُ شَيْئًا .  فَوَرَبِّكَ لَنَحْشُرَنَّهُمْ وَالشَّيَاطِينَ ثُمَّ لَنُحْضِرَنَّهُمْ حَوْلَ جَهَنَّمَ جِثِيًّا  . ثُمَّ لَنَنزِعَنَّ مِن كُلِّ شِيعَةٍ أَيُّهُمْ أَشَدُّ عَلَى الرَّحْمَنِ عِتِيًّا .  ثُمَّ لَنَحْنُ أَعْلَمُ بِالَّذِينَ هُمْ أَوْلَى بِهَا صِلِيًّا

İnsan der ki “Öldüğümde, gerçekten daha sonra diriltilip çıkarılacak mıyım?” O insan, önceleri hiç bir şey değilken kendini yarattığımızı aklına getirmez mi?  Rabbine yemin olsun ki onları, şeytanlarla birlikte toplayacağız. Sonra alevli ateşin çevresinde diz çöktüreceğiz. Sonra her sınıfın içinden Rahman’a en güçlü baş kaldıranları çekip ayıracağız. Zaten Cehennemde kızarmayı kimin en çok hak ettiğini iyi biliriz”. (Meryem 19/66-70)

4- Vârid = وَارِد kelimesi

وَإِن مِّنكُمْ إِلَّا وَارِدُهَا كَانَ عَلَى رَبِّكَ حَتْمًا مَّقْضِيًّا

“Sizden (ğayy suçunu işleyenlerden) oraya vârid olmayacak (gitmeyecek) yoktur. Bu, Rabbinin uygulamayı üstlendiği kesin hükümdür.” (Meryem 19/71)

Vârid = وَارِد kelimesi cehennem ile birlikte kullanılınca suya gider gibi cehenneme gitmeyi ifade eder[2]. Mahşerdeki hesaptan bunalanlar, oradan sevk edilince su içme umuduyla cehenneme koşacaklardır. Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur:

يَقْدُمُ قَوْمَهُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ فَأَوْرَدَهُمُ النَّارَ وَبِئْسَ الْوِرْدُ الْمَوْرُودُ

“Firavun kıyamet günü halkının önüne düşecek, suya götürür gibi onları ateşe götürecektir. Başına varılan su ne kötü sudur!” (Hud 11/98)

إِنَّكُمْ وَمَا تَعْبُدُونَ مِن دُونِ اللَّهِ حَصَبُ جَهَنَّمَ أَنتُمْ لَهَا وَارِدُون

“Hem siz, hem de Allah ile aranıza koyarak kulluk ettikleriniz cehennem odunudur. Siz oraya gireceksiniz”.  (Enbiya 21/98)

 

5- Müttekîer

Meryem 72. âyette geçen “kendini korumuş olanlar” müttkîlerdir. Müttekî, takva sahibi demektir. Takva, vikaye (الوقاية) kökündendir. Vikaye, bir şeyi sıkıntı ve zarara karşı korumak, takvâ ise kendini, korktuğu şeyden korumaktır[3]. Şirkten korunan, ebedi cehennemden korunur. Büyük günahlardan korunan, cehenneme girmekten korunur. Diğer günahlardan korunan da Cennetin yüksek makamlarını hak eder.

Şu âyette takvâ, küfür ile imanı ayıran şey olarak gösterilmiştir:

زُيِّنَ لِلَّذِينَ كَفَرُوا الْحَيَاةُ الدُّنْيَا وَيَسْخَرُونَ مِنَ الَّذِينَ آمَنُوا وَالَّذِينَ اتَّقَوْا فَوْقَهُمْ يَوْمَ الْقِيَامَةِ

“Bu hayat, kâfirlere süslü gösterilmiştir; onlar inananları hafife alırlar. Ama müttekî olanlar Kıyamet günü onlardan üstün durumda olacaklardır.” (Bakara 2/212)

Allah’ın kurduğu düzen, günahı sevabından çok olanların cehenneme girmesini gerektirir. Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur:

وَالْوَزْنُ يَوْمَئِذٍ الْحَقُّ فَمَن ثَقُلَتْ مَوَازِينُهُ فَأُوْلَـئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ . وَمَنْ خَفَّتْ مَوَازِينُهُ فَأُوْلَـئِكَ الَّذِينَ خَسِرُواْ أَنفُسَهُم بِمَا كَانُواْ بِآيَاتِنَا يِظْلِمُونَ

O gün tartı yapılacağı bir gerçektir. Kimin iyilikleri ağır basarsa onlar umduklarına kavuşacaklardır. Kimin de iyilikleri hafif gelirse onlar da ayetlerimiz karşısında yanlış davranmaları sebebiyle kendilerini harcamış olacaklardır. (Araf 7/8-9)

Meryem 72. Âyette, cehenneme girip çıkacağından bahsedilen müttkîler, şu âyetindeki günahkârlardır.

وَنَسُوقُ الْمُجْرِمِينَ إِلَى جَهَنَّمَ وِرْدًا . لَا يَمْلِكُونَ الشَّفَاعَةَ إِلَّا مَنِ اتَّخَذَ عِندَ الرَّحْمَنِ عَهْدًا .

“Günahkarları, suya koşarcasına cehenneme sevk edeceğiz. (Orada) Rahman’dan söz almış olanlar  dışında kimse şefaat  hakkına sahip olamayacaktır “. (Meryem 19/86-87)

Rahmandan söz almış olanlar, kendilerini şirkten koruyanlardır. Çünkü Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur:

إِنَّ اللّهَ لاَ يَغْفِرُ أَن يُشْرَكَ بِهِ وَيَغْفِرُ مَا دُونَ ذَلِكَ لِمَن يَشَاء

"Allah, kendisine ortak koşulmasını (şirki) bağışlamaz. Bunun altında olan günahları, düzenine uygun gördüğü kişi için bağışlar.(Nisa 4/48)

Sonuç olarak, şirk günahıyla ölmemiş ama günahı sevabından çok olan herkes cehenneme girecek, cezasını çekecek, sonra cennetteki yakınlarının yanına yerleştirilecektir. İşte şefaat budur.

 

6- Şefaatten yararlanacak olanlar

Meryem 71. âyeti tekrar okuyalım:

وَإِن مِّنكُمْ إِلَّا وَارِدُهَا كَانَ عَلَى رَبِّكَ حَتْمًا مَّقْضِيًّا

“Sizden (ğayy suçunu işleyenlerinizden) oraya gitmeyecek yoktur. Bu, Rabbinin uygulamayı üstlendiği kesin hükümdür.” (Meryem 19/71)

Şirke düşmemiş olanlar, cezalarını çektikten sonra oradan kurtarılacaklardır. 

ثُمَّ نُنَجِّي الَّذِينَ اتَّقَوا وَّنَذَرُ الظَّالِمِينَ فِيهَا جِثِيًّا

“Sonra kendini (şirkten) korumuş olanları kurtaracak, zalimleri de orada diz üstü çökmüş olarak bırakacağız.” (Meryem 19/72)

Cehenneme giden müminlerin, cezalarını çektikten sonra Cennetteki yakınlarının yanına yerleştirilmeleri ile ilgili âyetler de şunlardır:

“Kendini korumuş olanlar bahçelerde ve nimetler içinde,Sahiplerinin verdikleriyle sefa sürerler. Sahipleri onları Cehennem’in azabından da korumuştur. Sıra sıra dizilmiş sedirlere yaslanırlar. Onlara, iri siyah  gözlü kadınları (hurileri) hizmetçi olarak  veririz.Onlara şöyle denir: “Yiyin için; afiyet olsun. Bu, yaptıklarınıza karşılıktır.” Nesillerinden, inanıp güvenmiş (imanlı) olarak kendilerini takip etmiş olanları da o müminlere katarız. Onların yaptıklarından bir şey de eksiltmeyiz . Çünkü herkesi, kendi kazandığı bağlar” .(Tur 52/17-21)

“Orada kalıcı bahçeler bulunur. Babalarından, eşlerinden ve evlatlarından uygun durumda olanlarla  beraber olurlar.  Melekler her kapıdan yanlarına girerler”. ) “Esenlik ve güvenlik sizedir (Selamun aleykum)!  Bu, sabrınızın karşılığıdır. O dünyanın sonu ne güzel oldu!” derler.(Ra’d 13/23-24)

Mahşerde yani hesap verme yerinde şefaat olmayacaktır. Allah Teâlâ şöyle buyurur:

“İyiler, elbette  nimetlere kavuşacaklardır. Taşkınlık edenler ise alevli ateşte olacaklar, hesap verme günü oraya girip kızaracaklar, oradan kaçıp kurtulamayacaklardır. Hesap verme günü nedir, sen ne bileceksin  ? Gerçekten, sen ne bileceksin  hesap verme gününün ne olduğunu? (Öyleyse dinle!) O gün, hiç kimse başkası için bir şey yapamaz. O gün bütün yetki Allah’ındır”.  (İnfitar 82/13-19)

“Göklerde ve yerdeki her şey Allah’ındır. Düzenini, kötülük edenleri yaptıklarına göre cezalandırmak ve güzel işler yapanları da daha güzeli ile karşılamak için kurmuştur . Güzel davrananlar, kusurları hariç  günahların büyüklerinden ve fuhuş çeşitlerinden  kaçınanlardır. Sahibinin bağışlaması boldur. Topraktan sizi oluştururken de analarınızın karnında birer cenin iken de sizi en iyi bilen O’dur. Kendinizi iyi göstermeye kalkmayın . Doğal yapısını kimin koruduğunu en iyi O bilir”. (Necm 53/31-32)

“O gün tartı yapılacağı bir gerçektir. Kimin iyilikleri ağır basarsa onlar, umduklarına kavuşacak olanlardır.  Kimin de iyilikleri hafif gelirse, onlar da ayetlerimiz karşısında yanlış davranmaları sebebiyle kendilerine yazık etmiş olacaklardır”.  (Araf 7/8-9)

“Kim bir mümini kasten öldürürse cezası, içinde sürekli kalacağı cehennemdir. Allah ona gazap etmiş, onu dışlamış (lanetlemiş) ve onun için büyük azap hazırlamıştır”. (Nisa 4/93)

“Değerli işleri ağır gelen, mutlu bir yaşayış içine girer.Kimin değerli işleri az olursa onun da anası Haviye olur.Haviye nedir, nereden bileceksin? O, kızgın bir ateştir”.(Karia 101/6-11)

Nebi sallallahu aleyhi ve sellemin şöyle dediği rivayet edilmiştir:

Şefaatim, ümmetimden büyük günah sahipleri içindir.”

Hadisi rivâyet eden Câbir dedi ki: “Büyük günahı olmayanın şefaate ne ihtiyacı olur!”[5]

Nebimizin bir başka sözü de şöyledir:

“… Sonra şefaat ederim, benim için bir sınır çizilir; onları Cehennemden çıkarır Cennete sokarım. Sonra dua eder, secdeye kapanırım. Allah beni, bir süre öyle bırakır. Sonra “Muhammed, başını kaldır; söyle, sözün dinlensin. İste, yerine getirilsin. Şefaat et, şefaatin kabul olsun” denir. Başımı kaldırır, bana öğrettiği şekilde Rabbime hamd eder, arkasından şefaat ederim. Bana bir sınır çizilir; onları cehennemden çıkarır cennete sokarım. Derim ki, Ya Rab, Kur’ân’ın bıraktıklarından yani ebedi olarak orada kalacaklardan başka kimse cehennemde kalmadı[6].”

 


[1] Es-Sıhah fî’l-luğa.  الضلال والخيبة غَوَي يَغْوي غَيًّا وغَوايَةً

[2] Mufredât

[3] Mufredat

[4] Fuhuş çeşitleri diye tercüme ettiğimiz kelime fevâhiş’tir; fuhuş’un çoğuludur. Arapçada çoğul en az üçü gösterir. Kur’ân’a göre zina ve erkek erkeğe ilişki fuhuştur. Üçüncüsü kadın kadına yaşanan sevicilik olabilir.

[5] Tirmizi, Sünen, Kıyâmet 12, (2436)

[6] Müslim, İman, Ednâ ehl-il-cenneti menzileten, 322 – (193)

Yazar :

Bu yazı 88388 defa okunmuştur.


YORUMLAR (0)

Henüz yeni yorum eklenmemiş.

Tüm hakları saklıdır. | http://www.suleymaniyevakfi.org