04 Haziran 2013

Sadece İslam (Manifesto)

Allah’ın kitabını, Allah’ın gösterdiği metod ile anlamaya çalışırsak ve bu metodu her türlü toplantı ve sempozyumda anlatabilirsek, İslâm âlemi ve onun âlimleri bu metod ile çalışmalar yaparsa; dinî ve dünyevî ilimler bu metod ile inanılmaz ilerlemeler kat edecektir. İslâm ilimlerinin dünyevî bilimlerinden ayrılması ile İslâm âlemi Kur’an’dan kopmuş, Müslümanlar Allah’ın yarattığı ayetler ile indirdiği ayetleri ayırarak dünya işlerinden elini eteğini çekmiş haldedir. İslâm âlemlerinin ilk görevi icma yapmak değil, yöntemleri sorgulayıp Allah’ın gösterdiği yol ile Kur’an ve Sünneti anlamaya çalışmaktır. Bunu yapmadıkça Allah tarafından indirilen ayetleri hakkıyla ayakta tutmuş sayılmayız ve bu Kitabı hakkı ile ayakta tutmadıkça Müslümanlar bir temel üzerinde olamazlar. Değerli Müslümanlar! Bu ümmetin kartviziti, Âlemlerin Rabbi tarafından Fussilet Suresi 33. Ayette bildirilmiştir.

وَمَنْ اَحْسَنُ قَوْلًا مِمَّنْ دَعَاۤ اِلَى اللّٰهِ وَعَمِلَ صَالِحًا وَقَالَ اِنَّن۪ي مِنَ الْمُسْلِم۪ينَ

“Allah’a çağıran, iyi iş çıkartan ve ‘ben Allah’a teslim olanlardanım’ diyenden daha güzel sözlü kim olabilir? Ümmetin parçalanmışlığı içler acısı bir sendromdur. Asırlardır vahyin önüne perdeler konmuştur; vahyin tatlı suyundan, enfes kokusundan istifade engellenmiştir. Mezhebler kendi tarihleri içerisinde değerlendirilmelidir. Yüzyıllar önceki mezhebler günümüze ışık tutamayabilir. Biz Müslümanlar olarak ne Sünnî egemenliğini, ne Şii egemenliğini , ne de bunların kollarını Tevhid inancının önüne geçirebiliriz. Aynı zamanda bununla oluşturulan oyunlara alet de olamayız. İnsanlar arasında herhangi bir ayrım yapmak, Allah’ın birliğine bir tehdit teşkil eder. Allah tek ilah olduğundan; ondan gayrı her şey yaratılmıştır, bütün yaratılmışlığın ve insanlığın eşitliği ortadadır. Bu İslâmî çağrı sadece ferdî mutluluğa veya birtakım belirli insanlara yönelik bir çağrı değil; bütün insanları zamanın akışını ve ortamı kökten değiştirmeye yönelik ilahî bir çağrıdır. Bir mezhebi, bir meşrebi, bir ulusun görüşünü bir ırkın geleneğini vahyin önüne geçirmek, Tevhid anlayışına ve İslâm’ın evrenselliğine ters düşmektedir. Ümmet evrensel değerlerle kuşatılmış bir İslâmÎ topluluktur. Ulus, ırk, coğrafi durum, mezhep, ekol gibi kavram ve anlayışla kesinlikle kuşatılamaz. Vahdet, tüm insanlığın ortak isteğidir. Yerde de İlah, gökte de ilah olan Allah nasıl olmamızı istiyor çok değerli kardeşler:

وَلْتَكُنْ مِنْكُمْ اُمَّةٌ يَدْعُونَ اِلَى الْخَيْرِ وَيَاْمُرُونَ بِالْمَعْرُوفِ وَيَنْهَوْنَ عَنِ الْمُنْكَرِ وَاُوۨلٰۤئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ

“Belki içinizden iyi ve yararlı olana davet  eden, doğru olanı emreden, eğri ve yanlıştan alıkoyan bir ümmet çıkar, nihai kurtuluşa erecek kimseler bunlar olacak.” (Âl-i İmrân 3/ 104)  

Emced Saidoğlu - Murat Durul [email protected]

Yazar :

Bu yazı 64627 defa okunmuştur.


YORUMLAR (0)

Henüz yeni yorum eklenmemiş.

 

Tüm hakları saklıdır. | http://www.suleymaniyevakfi.org