22 Nisan 2017

Adetli Kadının Orucu ve Namazı

ADETLİ KADININ ORUCU VE NAMAZI

Âdetli ve Lohusa Kadın ile İlgili Nesih

 

Nesih sözlükte, bir kitaba diğerindeki bilgiyi aktarma veya bir şeyi uygulamadan kaldırıp yerine başka bir şey koyma anlamlarına gelir[1]. Neshin tarifini veren âyet şudur:

مَا نَنْسَخْ مِنْ آَيَةٍ أَوْ نُنْسِهَا نَأْتِ بِخَيْرٍ مِنْهَا أَوْ مِثْلِهَا أَلَمْ تَعْلَمْ أَنَّ اللَّهَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ

“Biz bir âyeti nesheder veya unutturursak, yerine daha hayırlısını ya da dengini getiririz. Bilmez misin, Allah her şeye bir ölçü koyar.” (Bakara 2/106)

Buna göre nesih, bir âyeti bir başka âyetle değiştirmektir. Bu, hem Kur’an’ın ayetleri arasında, hem de Kur’an ayetleri ile önceki kitaplardaki ayetler arasında olur.

Kur’an, ilahi kitapların son nüshası olduğu için ondaki ayetlerin çoğu, önceki kitaplarda olanların aynısıdır, yani onları dengiyle neshetmiştir. Allah Teâlâ şöyle demiştir:

“Allah Nuh’a ne emretmişse onu, sizin için bu dinin şeriatı yapmıştır. Sana vahyettiğimiz, İbrahim’e, Musa’ya ve İsa’ya emrettiğimiz şudur: “Bu dini ayakta tutun ve o konuda birbirinizden ayrı düşmeyin.” Senin çağırdığın şey müşriklere ağır gelir. Allah, bu dini tercih edeni kendi tarafına (yoluna) seçer ve ona yöneleni hedefine ulaştırır.”(Şûrâ 42/13)

“Gerçekleri içeren ve kendinden öncekileri tasdik eden bu Kitab’ı sana, indiren O’dur. Tevrat’ı ve İncil’i de O indirmiştir.”(Al-i İmran 3/3) 

Bu ayetler, önceki kitaplardaki âyetlerin büyük bir bölümünün, son Kitab’a aynen aktarıldığını, bir kısmının da hafifletilerek alındığını gösterir. Bunu açıkça anlatan ayet şudur:

يَا أَهْلَ الْكِتَابِ قَدْ جَاءَكُمْ رَسُولُنَا يُبَيِّنُ لَكُمْ كَثِيرًا مِمَّا كُنْتُمْ تُخْفُونَ مِنَ الْكِتَابِ وَيَعْفُو عَنْ كَثِيرٍ قَدْ جَاءَكُمْ مِنَ اللَّهِ نُورٌ وَكِتَابٌ مُبِينٌ.

“Ey Ehl-i Kitap size, Kitap’tan gizlediğiniz birçok şeyi açıklayan birçoğunu da affeden Elçimiz geldi. Size Allah’tan bir nur ve açık bir kitap geldi.” (Maide 5/15)

Mesela Bakara 183’te, öncekiler gibi oruç tutmamız emredilmişken daha sonra inen Bakara187’de oruç tutulan günlerin gecesinde eşlerle ilişkiye girme yasağının kaldırıldığı, şöyle ifade edilmiştir:

Oruç gecelerinde kadınlarınızla cinsel içerikli konuşmalar yapmak size helal kılındı. Onlar sizin için bir elbise, siz de onlar için bir elbisesiniz. Allah kendinize ihanet ettiğinizi bildi de yüzünüze baktı ve sizi affetti. Artık onlarla birleşebilirsiniz.

Adet ve lohusalık kanaması gören kadınla ilgili olarak Tevrat’ta yer olan hükümlerin önemli bir kısmı da Kur’ân ile kaldırılmış, sadece ilişki yasağı devam ettirilmiştir.

 

Tevrat’a göre adet ve lohusalık kanaması

Elimizdeki Tevrat’ta adet ve lohusalık kanaması gören kadınla ilgili hükümler şöyledir: 

“Âdet gördüğü için kan kaybeden kadın yedi gün kirli sayılacak. Ona dokunan da akşama kadar kirli sayılacak.

Âdet gördüğü günlerde kadının üzerinde yattığı ya da oturduğu her şey kirli sayılacaktır.

Kim kadının yatağına dokunursa, giysilerini yıkayacak, yıkanacak, akşama kadar kirli sayılacaktır.

Kim kadının üzerine oturduğu herhangi bir şeye dokunursa, o da giysilerini yıkayacak, yıkanacak, akşama kadar kirli sayılacaktır.

Kadının yatağındaki ya da oturduğu şeyin üzerindeki herhangi bir eşyaya dokunan herkes akşama kadar kirli sayılacaktır.

Âdet gören kadının kirliliği onunla yatan adama da bulaşır. Adam yedi gün kirli kalır ve yattığı her yatak kirli sayılır.

«Eğer bir kadının âdet günleri dışında uzun süreli bir kanaması varsa ya da kanaması âdet günlerinden sonra da devam ediyorsa, kanaması olduğu sürece âdet günlerinde olduğu gibikirli sayılır.

Kanaması olduğu sürece, âdet günlerinde olduğu gibi, yattığı her yatak ve üzerine oturduğu her şey kirli sayılacaktır.

Kim bunlara dokunursa kirli sayılacak. Giysilerini yıkayacak, yıkanacak, akşama kadar kirli kalacaktır.

Ama kanama durursa, kadın yedi gün bekleyecek, sonra temiz sayılacaktır.

Sekizinci gün iki kumru ya da iki güvercin alıp Buluşma Çadırı'nın giriş bölümüne getirecek ve bunları kâhine verecek.

Kâhin birini günah sunusu, ötekini yakmalık sunu olarak sunacak. Böylece kadını kanamasından doğan kirlilikten RAB'bin huzurunda arıtacak.

«İsrail halkını kirliliğinden arındıracaksın. Öyle ki, aralarında bulunan konutumu kirletip kirlilik içinde ölmesinler.»

Akıntısı olan, boşalarak kirlenen adam, âdet gören kadın, akıntısı olan erkek ya da kadın ve kirli sayılan kadınla yatan erkekle ilgili yasa budur.”(Levililer 15/19-33)

Adet gördüğü için kirli sayılan bir kadınla cinsel ilişki kurmayacaksın.(Levililer 18/19).

 

Müslümanlar Tevrat’a uyarlardı

İlâhî kitapların tamamına inanma zorunluluğu vardır. Allah Teâlâ şöyle demiştir:

قُلْ آمَنَّا بِاللّهِ وَمَا أُنزِلَ عَلَيْنَا وَمَا أُنزِلَ عَلَى إِبْرَاهِيمَ وَإِسْمَاعِيلَ وَإِسْحَقَ وَيَعْقُوبَ وَالأَسْبَاطِ وَمَا أُوتِيَ مُوسَى وَعِيسَى وَالنَّبِيُّونَ مِن رَّبِّهِمْ لاَ نُفَرِّقُ بَيْنَ أَحَدٍ مِّنْهُمْ وَنَحْنُ لَهُ مُسْلِمُونَ. وَمَن يَبْتَغِ غَيْرَ الإِسْلاَمِ دِينًا فَلَن يُقْبَلَ مِنْهُ وَهُوَ فِي الآخِرَةِ مِنَ الْخَاسِرِينَ.

“De ki ‘Biz Allah'a inandık ve güvendik. Bize indirilene, İbrahim'e, İsmail'e, İshak'a, Yakup’a ve torunlarına indirilene, Musa'ya ve İsa'ya verilene; Nebîlere Rableri tarafından ne verilmişse hepsine inandık[2]. Hiçbirini diğerinden ayırmayız. Biz ona (o kitaplarda olana) teslim olmuş kimseleriz.’

 (İşte İslam budur.) Kim bu İslam’dan başka bir din arayışına girerse asla kabul edilmez. O, ahirette, kaybedenlerden olur.”(Al-i İmrân 3/84-85)

Allah Teâlâ, Mekke’de indirdiği En’âm suresinin 83-89. ayetlerinde; Musa ve Harun aleyhisselam da dâhil 18 nebîyi saymış, onların babalarından, kardeşlerinden ve soylarından kimseleri de seçtiğini bildirerek her birine kitap ve hikmet verdiğini açıklamış ve şöyle demiştir:

أُوْلَـئِكَ الَّذِينَ هَدَى اللّهُ فَبِهُدَاهُمُ اقْتَدِهْ

“Bunlar, Allah'ın rehber (kitap) verdiği kimselerdir; sen de onların rehberine uy.”(En’am 6/90)

Bu ayet gereği ilk Müslümanlar Tevrat’tan sorumlu oldukları için Medine’de Yahudilerin, adetli ve lohusa kadınlara karşı tavırlarını görünce konuyu Nebî’mize sordular ve şu ayetler indi:

وَيَسْأَلُونَكَ عَنِ الْمَحِيضِ قُلْ هُوَ أَذًى فَاعْتَزِلُواْ النِّسَاء فِي الْمَحِيضِ وَلاَ تَقْرَبُوهُنَّ حَتَّىَ يَطْهُرْنَ فَإِذَا تَطَهَّرْنَ فَأْتُوهُنَّ مِنْ حَيْثُ أَمَرَكُمُ اللّهُ إِنَّ اللّهَ يُحِبُّ التَّوَّابِينَ وَيُحِبُّ الْمُتَطَهِّرِينَ. نِسَآؤُكُمْ حَرْثٌ لَّكُمْ فَأْتُواْ حَرْثَكُمْ أَنَّى شِئْتُمْ وَقَدِّمُواْ لأَنفُسِكُمْ وَاتَّقُواْ اللّهَ وَاعْلَمُواْ أَنَّكُم مُّلاَقُوهُ وَبَشِّرِ الْمُؤْمِنِينَ

Sana kadınlardaki âdet ve lohusalık kanamalarını[3] soruyorlar. De ki: “O bir sıkıntıdır.” Kanama süresince onlardan uzak durun, temizleninceye kadar da yaklaşmayın. Tertemiz olunca onlara Allah’ın size buyurduğu yerden varın[4]. Allah tevbe edenleri sever, temizlenenleri de sever.

Kadınlarınız sizin için ekim yeridir. Ekim yerinize hoşunuza giden şekilde varın[5], kendiniz için ön hazırlık yapın. Allah’tan çekinerek korunun ve bilin ki O’nun huzuruna çıkarılacaksınız. Bunu (bu iyileştirmeyi), inananlara müjdele. (Bakara 2/222-223)

Adetli kadınla cinsel ilişki dışındaki yasaklar kaldırıldığı için âyetler şu ifade ile bitmektedir:

“Bunu (bu iyileştirmeyi), inananlara müjdele”

Bunun üzerine Nebî’mizin şöyle dediği bildirilmiştir:

اصنعوا كل شيء إلا النكاح

“Cinsel ilişki dışında her şeyi yapabilirsiniz.” (Müslim, Hayz, 16-302, Ebu Davud Tahâre, 258)

Tevrat’ta, adetli veya lohusa kadının ibadeti ile ilgili yasak yoktur. Eğer olsa veya yeni bir yasak gelseydi, nesih kuralı gereği, Kur’an’da açıkça yer alırdı. Böyle olmadığına göre bazı rivayetlere dayanıp adetli kadının namazı, orucu ve eline Kur’an’ı alıp okuması ile ilgili yasak koymak, gerçeği bırakıp zanna uymaktan baka bir şey değildir. Allah Teala şöyle demiştir:   

(De ki) "Allah'tan başka hakem mi ararım?" Kitap'ı size açıklanmış yapıda indiren O'dur. Kendilerine Kitap verdiklerimiz bilirler ki bu, Rabbin tarafından tümüyle gerçekleri gösterecek şekilde indirilmiştir. Sakın şüpheye kapılanlardan olma.

Rabbinin sözü, doğruluk ve denge bakımından tamamlanmıştır. Artık O'nun kelimelerini değiştirecek biri yoktur. O dinler ve bilir.

Yeryüzündekilerin çoğuna uyacak olsan seni Allah'ın yolundan saptırırlar. Onlar, sadece zanna (kesin olmayan bilgilere) göre hareket ederler. Onlar, sadece tahmin yürütürler.

Rabbin kendi yolundan sapanı daha iyi bilir. O, yola gelmiş olanı da daha iyi bilir.(En’am 6/114-117)

 

ÂDETLİ KADININ ORUCU

Oruc’un Arapçası sıyam= صِيامyani kendini, yeme, içme ve cinsel ilişkiden engellemedir.[6] Bunların açıklandığı âyette şöyle denmiştir:

 تِلْكَ حُدُودُ اللَّهِ فَلَا تَقْرَبُوهَا

“Bunlar Allah’ın koyduğu sınırlardır; onlara yaklaşmayın.” (Bakara 2/187)

Allah Teâlâ, “Sizden kim Ramazanı yaşarsa onu oruçlu geçirsin.” (Bakara 2/185) dediği halde bazı rivayetlere dayanarak yeme, içme ve cinsel ilişki tanımına girmeyen âdet kanının orucu bozduğunu söylemek sınırları aşmaktan başka bir anlam taşımaz. Bu sebeple bir kadın, adet gördüğü için orucunu terk edemez. Adet günlerinde hastalanıyorsa, adetli olduğu için değil de hasta olduğu için orucunu kazaya bırakabilir.

 

ÂDETLİ KADININ NAMAZI

Dilimizde namaz diye adlandırdığımız ibadetin Kur'ân'daki adı es-salât = الصَّلَاة 'tir. Kök anlamı, bir şeyi bırakmamak ve sürekli arkasında olmaktır[7]. Namaz, her müminin her gün, aksatmadan yapması gereken ibadet olduğu için bu adı almıştır. Şu âyetler, ondaki sürekliliğe vurgu yaparlar:   

وَالَّذِينَ هُمْ عَلَى صَلَوَاتِهِمْ يُحَافِظُونَ .أُولَئِكَ هُمُ الْوَارِثُونَالَّذِينَ يَرِثُونَ الْفِرْدَوْسَ هُمْ فِيهَا خَالِدُونَ

(Umduklarına kavuşacak olanlar), "namazlarını özenle sürekli kılarlar. İşte pay sahibi olacak olanlar onlardır. Onlar Cennetten paylarına düşeni alacaklar ve orada ölümsüzleşeceklerdir." (Müminûn 23/9-11)

 

حَٰافِظُوا۟ عَلَى ٱلصَّلَوَٰتِ وَٱلصَّلَوٰةِ ٱلْوُسْطَىٰ وَقُومُوا۟ لِلَّهِ قَٰانِتِينَ .فَإِنْ خِفْتُمْ فَرِجَالًا أَوْ رُكْبَانًا ۖ فَإِذَآ أَمِنتُمْ فَٱذْكُرُوا۟ ٱللَّهَ كَمَا عَلَّمَكُم مَّا لَمْ تَكُونُوا۟ تَعْلَمُونَ


"Namazları ve orta namazı özenle sürekli kılın; Allah’ın huzurunda saygıyla durun. Eğer korkarsanız (namazı) yürüyerek yahut binek üstünde kılın. Güvene kavuşunca, bilmediklerinizi öğreten Allah’ı, size öğrettiği gibi zikredin."(Allah’ın âyetlerini kafanıza iyice yerleştirmek için namaz kılın). (Bakara 2/238-239)

Demek ki korku halinde bile namaz terk edilemez; yürüyerek veya binek üstünde de olsa onu kılmak gerekir.

Yolculuk halinde dört rekâtlı namazlar iki rekâta düşer. Yolcuların karşısına düşman çıkarsa bir rekât da kılabilirler ama asla terk edemez veya geriye bırakamazlar. İlgili ayetler şöyledir:

وَإِذَا ضَرَبْتُمْ فِي الأَرْضِ فَلَيْسَ عَلَيْكُمْ جُنَاحٌ أَن تَقْصُرُواْ مِنَ الصَّلاَةِ إِنْ خِفْتُمْ أَن يَفْتِنَكُمُ الَّذِينَ كَفَرُواْ إِنَّ الْكَافِرِينَ كَانُواْ لَكُمْ عَدُوًّا مُّبِينًا.وَإِذَا كُنتَ فِيهِمْ فَأَقَمْتَ لَهُمُ الصَّلاَةَ فَلْتَقُمْ طَآئِفَةٌ مِّنْهُم مَّعَكَ وَلْيَأْخُذُواْ أَسْلِحَتَهُمْ فَإِذَا سَجَدُواْ فَلْيَكُونُواْ مِن وَرَآئِكُمْ وَلْتَأْتِ طَآئِفَةٌ أُخْرَى لَمْ يُصَلُّواْ فَلْيُصَلُّواْ مَعَكَ وَلْيَأْخُذُواْ حِذْرَهُمْ وَأَسْلِحَتَهُمْ وَدَّ الَّذِينَ كَفَرُواْ لَوْ تَغْفُلُونَ عَنْ أَسْلِحَتِكُمْ وَأَمْتِعَتِكُمْ فَيَمِيلُونَ عَلَيْكُم مَّيْلَةً وَاحِدَةً وَلاَ جُنَاحَ عَلَيْكُمْ إِن كَانَ بِكُمْ أَذًى مِّن مَّطَرٍ أَوْ كُنتُم مَّرْضَى أَن تَضَعُواْ أَسْلِحَتَكُمْ وَخُذُواْ حِذْرَكُمْ إِنَّ اللّهَ أَعَدَّ لِلْكَافِرِينَ عَذَابًا مُّهِينًا.فَإِذَا قَضَيْتُمُ الصَّلاَةَ فَاذْكُرُواْ اللّهَ قِيَامًا وَقُعُودًا وَعَلَى جُنُوبِكُمْ فَإِذَا اطْمَأْنَنتُمْ فَأَقِيمُواْ الصَّلاَةَ إِنَّ الصَّلاَةَ كَانَتْ عَلَى الْمُؤْمِنِينَ كِتَابًا مَّوْقُوتًا .

"Yolculuğa çıktığınızda, kâfirlerin size saldırı yapmasından korkarsanız, (yolculukta kıldığınız) namazı[8] (daha da) kısaltmanızda bir günah yoktur. Çünkü kafirler, sizin açık düşmanınızdır.

(Ey Muhammed) Sen içlerinde olur da (sana uysunlar diye) onlar için namazı tam kılarsan[9], onların bir kısmı seninle beraber namaza dursunlar ve silahlarını kuşansınlar; (ilk rekâttaki) secdeleri yaptıktan sonra geri çekilsinler. Bu defa namazı kılmamış olan öbür kısım gelsin, seninle namaz kılsınlar[10] ama tedbirli olsunlar ve silahlarını kuşansınlar. Kafirler ister ki silahlarınızdan ve eşyanızdan yana ilgisiz kalasınız da üzerinize ani bir baskın yapsınlar. Yağmurdan zarar görür veya hasta olursanız, silahlarınızı bir yere koymanızda bir günah yoktur ama tedbiri elden bırakmayın. Allah, o kâfirlere küçük düşürücü bir azap hazırlamıştır.

(Düşman karşısında bir rekâtlık) Namazı kılarken[11] Allah’ı, ayakta, oturur halde[12] ve yanlarınız üzerinde anın[13]. Güvene kavuştuğunuzda namazı tam kılın[14]. Çünkü namaz, müminlere, vakitle sınırlı olarak[15] farz kılınmıştır.(Vaktinin dışında kılınamaz.) (Nisa 4/101-103)

Düşmanla karşılaşan yolcuların arasında kadınlar da olabilir. Burada ve önceki ayetlerde, kadın erkek ayırımı olmadan namazı bir rekâta düşürmeye müsaade edilirken vaktinin dışına çıkarılmasına imkan verilmemektedir. Durum böyleyken kadınları bu âyetlerin muhatabı sayamamanın kabul edilebilir bir yanı yoktur.

Adet ve lohusalık halinde namaz kılınamayacağını söyleyenlerin tek dayanağı Bakara 222. ayettir. Yukarıda metnini ve mealini verdiğimiz âyete göre adet ve lohusalık kanı, eza (الأَذَى) yani sıkıntıdır[16]. Bu sıkıntı, düşman korkusu karşısında kılınması emredilen namazla kıyaslanmayacak kadar hafiftir.

Ayette yer alan: “Temizleninceye kadar onlara yaklaşmayın” emri, sadece cinsel ilişkiyi yasaklar.

 “… temizleninceye kadar =حَتَّىَ يَطْهُرْنَ” sözü ile abdest âyetinde geçen: “لِيُطَهِّرَكُمْ = sizi temiz kılması için” sözü arasındaki benzerlikten dolayı âdetli kadının namaz kılamayacağına dair bir zan oluşmaktadır. 

Abdest ile ilgili âyet şöyledir:

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا إِذَا قُمْتُمْ إِلَى الصَّلَاةِ فَاغْسِلُوا وُجُوهَكُمْ وَأَيْدِيَكُمْ إِلَى الْمَرَافِقِ وَامْسَحُوا بِرُءُوسِكُمْ وَأَرْجُلَكُمْ إِلَى الْكَعْبَيْنِ وَإِنْ كُنْتُمْ جُنُبًا فَاطَّهَّرُوا وَإِنْ كُنْتُمْ مَرْضَى أَوْ عَلَى سَفَرٍ أَوْ جَاءَ أَحَدٌ مِنْكُمْ مِنَ الْغَائِطِ أَوْ لَامَسْتُمُ النِّسَاءَ فَلَمْ تَجِدُوا مَاءً فَتَيَمَّمُوا صَعِيدًا طَيِّبًا فَامْسَحُوا بِوُجُوهِكُمْ وَأَيْدِيكُمْ مِنْهُ مَا يُرِيدُ اللَّهُ لِيَجْعَلَ عَلَيْكُمْ مِنْ حَرَجٍ وَلَكِنْ يُرِيدُ لِيُطَهِّرَكُمْ وَلِيُتِمَّ نِعْمَتَهُ عَلَيْكُمْ لَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ

Ey inanıp güvenenler! Namaza kalktığınız zaman yüzlerinizi ve dirseklerinize kadar ellerinizi yıkayın. Başınızı ve aşık kemiklerine kadar ayaklarınızı mesh edin. Eğer cünüpseniz[17] yıkanın. Hasta veya yolcu olur yahut sizden biri ayakyolundan[18] gelir ya da kadınlarınızla birlikte olur[19] da su bulamazsanız, temiz toprağa (yüzeye) yönelin; onunla yüzünüzü ve ellerinizi mesh edin. Allah, size güçlük çıkarmak istemez. Onun istediği sizi temiz kılmak ve size olan nimetini tamamlamaktır. Belki görevlerinizi yerine getirirsiniz.” (Maide 5/6)

Âyete göre abdest, ayakyolunda ön ve arkadan çıkan pisliklerle bozulur. Cünüplüğe sebep olan meni ve yumurta da sadece önden çıkar. Âdet kanı, idrarla aynı yerden çıktığı için idrara benzetilebilirse de ne bu ayette ne de konu ile ilgili hadislerde idrarın, dışkının ve cünüplüğe sebep olan sıvının temizlenmesi ile ilgili bir emir veya tavsiye yer almaz. Öyleyse idrarla kıyaslanarak adet kanının namaza mani olacağı söylenemez. 

Âyete göre abdesti sadece tuvalette yapılan şeyler olan idrar, büyük abdest ve yellenme bozar. Adet kanı bunlardan hiçbirine benzemez. O kanın çıkması için tuvalete gidilmez. Allah kimseye gücünün üstünde bir sorumluluk yüklemediği için (Bakara 2/286) âdet kanı ne namaza engel olur ne de abdesti de bozar.

 

Hanefi Mezhebi akan kanın abdesti bozacağını söyler. Delil aldıkları "Akan her kandan dolayı abdest gerekir" hadisi, delil alınamayacak kadar zayıftır. Bunu, yine bir Hanefi fakihi olan Zeylaî söylemiştir[20]. Böyle bir söze dayanılarak adet kanının namaza engel olacağı da söylenemez.

Bu kanın elbiseye veya organa bağlanan bir beze bulaşması da namaza engel değildir. Aişe validemizin bildirdiğine göre Nebîmizin eşlerinden, onunla birlikte mescitte itikafta bulananlar olurdu. Kan veya sarı sıvı geldiğini görür, altına bir leğen koyarak namazını kılardı. (Buhârî, Hadis No: 304)

                            

ÂDETLİ KADININ KUR’ÂN OKUMASI

Mâide 6. âyete göre abdest, teyemmüm ve boy abdesti sadece namaz içindir. Abdestsiz, cünüp veya adetli birinin Kur'an okuyamayacağı hususunda herhangi bir yasak yoktur. Ama bunların Kur’an’a dokunamayacağı konusunda şu ayetler delil getirilir:

“Yok yok! Yıldızların yerlerine yemin ederim!

Bilseniz bu büyük bir yemindir.

(Yıldızların yerinde olan) değerli bir Kur’an’dır,

Kınında saklı bir kitaptadır.

Ona, tertemiz sayılanlardan başkası dokunamaz.

O, varlıkların Sahibi tarafından indirilmiştir.”(Vakıa 56/75-80.)

Yıldızların bulunduğu yer Mele-i A’lâ’dır. (Bkz. Saffât 37/6-10) Oradaki kitap bir levha içinde, Levh-i mahfuz’da korunur. (Bkz. Büruc 85/21-22) Yukarıdaki ayetler, korumanın bir kın içinde olduğunu gösterir. Bu kını anlamamıza sebep olan ayet aynı surede geçen şu âyettir:

“Her biri, kınında (sedefinde) saklı inciler gibidir.”(Vakıa 56/23)

Kınında saklı inciler gibi olanlar Cennete gidenlere hizmet edecek olan hurilerdir. İnciyi saklayan kına sedef denir. Aşağıdaki resimlerden biri kapalı, diğeri de içi açılmış sedefi göstermektedir:

 

 https://environmentgr.files.wordpress.com/2014/01/ostrea_lurida.jpg[21] İnci İstiridyesi Hakkında Bilgiler[22]

Elimizdeki Kur’an’ın böyle bir şey içinde saklı olmadığı açıktır. Bu sebeple yukarıdaki ayetler, abdestsiz, cünüp veya adetli olan birinin Kur’an’a dokunamayacağının delili olamaz. Bu konuda delil getiren hadisler de çok zayıftır[23]. Gerçekler bırakılıp zanna uyulamaz.



[1]Halil b. Ahmed, (100-175 h.) el-Ayn, (thk: Mehdî el-Mahzûmî, İbrahim es-Sâmrâî), İran 1409/1988. نسخ  md.

[2]Bu ayet, bütün nebilere kitap verildiğini göstermektedir.

[3]Âyette geçen el-mahîd (المحيض) hem âdet hem lohusalık anlamına gelir. (Mu’cemu mekâyîs’ul-luğa, Ahmed b. Faris b. Zekeriya, Beyrut, tarihsiz.)

[4]Dölyatağından yaklaşın, “Allah’ın sizin için yazacağını (çocuk sahibi olmayı) isteyin.” (Bakara 2/187)

[5]Ekim yeri, ürün alınan yerdir. Dölyatağından olmak şartıyla hoşa giden şekilde ilişkiye girilebilir.

[6]Bkz. Ragıb el-İsfahânî (ö. 425 h.), Müfredât (thk: Safvan Adnan Dâvûdî), Dımaşk ve Beyrut, 1412/1992, صومmad.

[7] Lisan’ul-Arab

[8]Sefer namazı, yolculukta kılınan namaz

[9]Allah’ın bize vakitli bir ibadet olmak üzere farz kıldığı namaz için 3 farklı durum söz konusudur. Normal koşullar altında kıldığımız namaz, yolculuk halinde kıldığımız namaz ve savaş halindeyken kıldığımız namaz.

[10]Namazın ve cemaatin önemi

[11]قضي=kadâ bir işi tam ve sağlam yapma ve yürürlüğe koyma anlamındadır. (Mekâyis) Bir konuda karar verme (İsrâ 17/23) ve bir işi tamamlama (Fussilet 41/12)anlamında kullanıldığı gibi işi tam ve sağlam yapma anlamında da kullanılır. Bir âyet şöyledir:

فَاقْضِ مَا أَنْتَ قَاضٍ إِنَّمَا تَقْضِي هَذِهِ الْحَيَاةَ الدُّنْيَا

"(Büyücüler Firavun'a şöyle dediler:) Ne yapacaksan yap. Sen yapacağını sadece bu dünya hayatında yaparsın." (Taha 20/72) 

İşte bu ayette kadâ, namaz kılma anlamındadır.

[12] Tek rekâtlı namazda ancak iki secde arasında oturulur. Bu sebeple ayetteki oturma ifadesi, her rekâtta iki secde olması gerektiğini de gösterir.

[13]  Yanlarınız üzerinde: İki el dizlerimizden güç alır şekilde, rüku halinde

[14] Önceki âyete göre Nebîmizin kıldığı iki rekât tamdır. Bu da yolculukta namazın iki rekât olduğunu gösterir. Akşam namazı orta namaz olduğu için onun rekât sayısı değişmez, daima üç rekâttır.

[15]Bu nedenle herhangi bir namaz kendisi için belirlenen vaktin dışında kılınamaz. Bundan sadece uyuya kalan ve unutan kişiler istisna edilmiştir.   Nebîmiz aleyhisselam demiştir: "Kim uyuya kalır veya unutur da veyahut uyuyarak kılmazsa, hatırladığında kılsın, onun bundan başka kefareti yoktur." Bu Hadis'i Buhâri (Hadis no: 572) ve Müslim (Hadis No: 684) rivayet etmişlerdir

[16]Müfredat.

[17]Cünüp: Cinsel ilişkiye girmiş veya ihtilam olmuşsanız

[18]Kişinin boşaltma ihtiyacını giderdiği yer, tuvalet, hela

[19]Cinsel ilişki

[20]Abdullah b. Yusuf b. Muhammed ez_Zeylaî (öl:762 h.) Nasb'ur-Râye li-ehâis'il-Hidâye (Haşiyesi Buğyet'ul-Elmaî Fî Tahrîc'iz-Zeylaî ile birlikte) Tahkik Muhammed Avvâme, Beyrut 1997/1418, c. I, s. 37.

[21]https://environmentgr.files.wordpress.com/2014/01/ostrea_lurida.jpg

[22]http://www.thesefiks.com/bilgi/inci-istiridyesi-hakkinda-bilgiler/

[23]Geniş bilgi için şu linke bakılabilir: http://www.suleymaniyevakfi.org/arama.html?aranan=Abdest+ve+Hay%C4%B1z

Bu yazı 15108 defa okunmuştur.


YORUMLAR (0)

Henüz yeni yorum eklenmemiş.

 

Tüm hakları saklıdır. | http://www.suleymaniyevakfi.org