06 Ekim 2009

Risale-i Nurlara Göre Evliya'nın Gaybı Bilmesi

Gayb, kişinin duyularından uzak ve hakkında bilgi sahibi olmadığı şeye denir. ((Rağıb el-İsfahânî, Müfredât, Safvan Adnan Davudî’nin tahkikiyle, Dımaşk ve Beyrut, 1412 h. 1992 m. s. 616.))

Allah açısından gayb diye bir şey olmaz. Bizim açımızdan, kıyametin vakti gibi Allah'tan başkasının bilemeye­ceği şeyler gayb-ı mutlak, yani tam bir gaybdır. Bir başkasının bildiği şey gayb-ı mutlak değil, göreceli gayb olur. Mesela içinizden ne geçtiğini ben bil­emem ama siz kendiniz bilirsiniz. Bilmediğim bazı tarihi olayları da bilebilirsiniz. Bunlar, bana göre gayb olur; size göre olmaz. Hakkında bir bilgi ve belge kalmamış tarihi olaylar da mutlak gayb haline dönüşmüş olur.

Gayb ile ilgili bazı haberler, Allah Teâlâ tarafından nebilerine vahiy yoluyla bildirilir, biz de bunları o şekilde öğrenebiliriz.

Durum böyle olduğu halde, Risâle-i Nur’larda,  Ali(r.a) ve Abdulkadir Geylani gibi zatların Said Nursi’yi, asırlar öncesinden bir çok yönüyle haber verdiği iddia edilir. Aşağıdaki soru ve cevap, risalelerin bu konudaki temel dayanaklarını oluşturur:

Suâl: Gavs-ı A’zam gibi büyük velîler, bazı evkâtta, mazi ve müstakbeli hazır gibi müşâhede ederler. Neden mâziye ait cihette sarahat sûretinde haber veriyorlar da, istikbalden hafî remizlerle gizli işaretlerle bahsediyorlar?

El-cevap: “lâ ya’lemu’l-gaybe illa’llah” âyetiyle,

“ve lâ yuzhiru alâ gaybihi ahada; illâ men’irtedâ min resûl.”

Ayeti ifade ettikleri, kudsi yasağa karşı ubûdiyetkerâne bir hüsnü edep takınmak için, tasrihten işaret mesleğine girmişler. Tâ ki, işaretler ile, remz ile anlaşılsın ki, ihtiyarsız, niyetsiz bir sûrette tâlimi ilâhî ile olmuştur.
Çünkü istikbâlî olan gaybiyat, niyet ve ihtiyar ile verilmediği gibi; niyet ile de müdâhale etmek, o yasağa karşı ademi itâatı işmam ediyor. ((Said Nursi, Sikket-i Tasdik-i Gaybî, 8. Lem’a “HAZRET-İ GAVS'IN KERAMET-İ GAYBİYESİNİ TE'YİD EDEN BİR ÂYETİN İŞÂRÂTINDAKİ BİR NÜKTE-İ İ'CAZİYEDİR”, bölümünün bir öncesi; İstanbul 1990, Tenvir Neşriyat, s. 198))

Yazı, günümüz Türkçesiyle şöyle ifade edilebilir:

Soru: Abdülkâdir Geylânî gibi büyük veliler, bazı zamanlarda, geçmişi ve geleceği bugün gibi görüp bildikleri halde neden
geçmişle ilgili olanları açıkça söylüyorlar da, gelecekten üstü kapalı simgeler
ve gizli işaretlerle söz ediyorlar?

Cevap: “Gaybı Allah'tan başkası bilmez.” Ayeti ile,

“O bütün gaybı bi­lir, gaybını kimseye açıkla­maz. Ancak dilediği resul bunun dışında­dır.” (Cin 72/26-27)

Ayetinin ifade ettiği kutsal yasağa karşı kulluğa yakışır bir güzel edep takınmak için açıklama yapmayıp işaretle söyleme yoluna girmişlerdir. İşaret ve simgeler kullanmışlardır ki, gayb ile ilgili bu bilginin, kendilerinin tercihi veya niyetiyle değil, Allah’ın öğretmesiyle olduğu anlaşılsın. Çünkü geleceğe ait gayb bilgiler kişinin şahsi tercihi ve niyeti ile verilmediği gibi niyet ile işe girmek, o yasağa karşı itaatsizlik havası veriyor.

TENKİT

Yukarıdaki yazıyı beş açıdan tenkide tabi tutacağız:

1-) Gaybı Yalnız Allah Bilir.

Allah Teâlâ şöyle buyurur: "Allah sizi, gaybı bilir hale getire­cek değildir."(Al-i imran 3/179)

O, Hz. Muhammed sallallahu aleyhi ve selleme şöyle demiştir:

"De ki: "Ben size, Allah'ın ha­zineleri yanım­dadır, demiyorum. Gaybı da bilmem. Size, "Ben bir meleğim." de demiyorum. Ben bana vah­yolu­nandan başkasına uymam." De ki: "Görenle görmeyen bir olur mu? Hiç zihninizi yormaz
mısı­nız?" (En'am 6/50)

"De ki: "Eğer gaybı bilseydim, daha çok iyi­lik yapmak isterdim ve bana kötülük de gelmezdi. Ben, inanan kesim için bir uyarıcı ve bir müjdeciden başka bir şey değilim." (Araf 7/188)

Allah Teâlâ, insanlara açıklamak istediği gaybları, resulleri yoluyla bildirir. Bunun özel bir usulü vardır. Allah Teâlâ şöyle buyurur:

“Allah bütün gaybı bilir, gaybını kimseye açıklamaz.

Dile­diği nebi bunun dışın­dadır. Onun da önüne ve arkasına gözcüler diker.

Böylece o (nebi) bilsin ki, onlar Allah’ın gönderdiklerini tastamam ulaştırmış, (kendisi de) onların yanında olanı kav­ramış ve her şeyi bir bir say­mıştır. “(Cin 72/26-28)

Artık o bilgiler gayb olmaktan çıkar. Meleklerin gözcü dikilmesi, o bilgilerin Allah’tan olduğu konusunda, nebi kuşku duymasın, diyedir. Çünkü Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur:

“Senden önce gönderdiğimiz bir tek nebi ve elçi yoktur ki, bir şeyi arzula­dığı za­man, şeytan onun arzusuna vesvese karıştırmış olmasın. Allah şey­tanın karıştırdığını giderir, sonra Allah kendi âyetlerini pekiştirir. Allah bilendir, hakîm­dir.” (Hacc 22/52)

Bazı tefsir kitaplarında En'am suresinin inişi ile ilgili olarak Enes b. Malik'ten gelen şöyle bir rivayetten bahsedilir: "Allah'ın Elçisi şöyle demiştir:

"Kur'an'dan En'am suresinin dışında bir sure bana toptan in­medi. Şeytanlar, bu sure için toplandıkları ka­dar hiçbir sure için toplanmamışlardı. Bu sure bana, Cebrail ile, beraberinde elli bin melek ol­duğu halde gönderildi. Bunu kuşatmışlar, bir düğün debdebesiyle getirdiler." ((Elmalılı Muhammed Hamdi YAZIR, Hak Dini Kur'an Dili, ist. 1936, c. III, s. 1861-1862.))

Böylece o Elçi, ken­dine gelenin vahiy me­leği olduğuna ve vahye, şeytan vesvesesi karış­madı­ğına güvenmiş olur.

Nebilere vahyin nasıl geldiğini bildiren bir ayeti, velilerin gaybı öğrenebileceklerine delil getirmek, doğrusu çok şaşırtıcı bir şeydir.

2-) Geçmiş Gaybı da Kimse Bilemez.

Allah Teâlâ Nuh aleyhisselamın başından geçenleri anlattıktan söyle buyuruyor:

“Bunlar gayb haberlerindendir, onları sana vahyediyoruz. Bundan önce onları ne sen bilirdin, ne de senin kavmin.”(Hud 11/49)”

Bu konuda Kur’an’da çok sayıda ayet vardır. Şu ayetlere de bakılabilir: Ali İmran 3/44; Araf 7/101; Hud 11/120-123; Yusuf 12/102.

3-) “lâ ya’lemu’l-gaybe illa’llah” diye bir ayet yoktur.

İçinde bu kelimeler olan ayet şöyledir:

“Kul lâ ya’lemu men fî’s-emâvâti v’el-erdi’l-gaybe illa’llah”

“De ki, göklerde ve yerde, hiç kimse o gaybı bilmez, onu sadece Allah bilir.”(Neml 27/65)

4-) Allah'tan başkasının gaybı bilemeyeceği ve Allah'ın onu nebilerden başkasına bildirmeyeceği hükmü, yukarıda bir “kudsî yasak” diye ifade edilmiştir. Sanki Allah Teâlâ, “gaybı kimse bilemez” dememiş de ”Kimse, gelecekle ilgili açıklama yapmasın.” Diye bir yasak koymuştur. Bu, kişiyi büyük bir sorumluluk altına sokar.

5-) Yukarıdaki sual ve cevaptaki iddiaları sıralayalım

Abdülkâdir Geylânî gibi büyük veliler, bazı zamanlarda, geçmişi ve geleceği bugün gibi görüp bilirler.

Geçmişle ilgili olanları açıkça söylerler ama, gelecekten üstü kapalı simgeler ve gizli işaretlerle söz ederler. Açık söyleseler Allah’a karşı, kulluğa yakışır güzel bir edep takınmamış olurlar. Çünkü Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur:

“De ki, göklerde ve yerde, hiç kimse o gaybı bilmez, onu sadece Allah bilir.” (Neml 27/65)

“O bütün gaybı bi­lir, gaybını kimseye açıkla­maz. Ancak dilediği resul bunun dışında­dır.” (Cin 72/26-27)

Bir de bunun, kendi tercihleri ve niyetleriyle değil, Allah’ın öğretmesiyle olduğu anlaşılsın diye böyle yaparlar. Zira niyet ile işe girmeleri itaatsizlik havası verir.

Demek ki, Allah, hem “Gaybı kimse bilmez, onu kimseye açıklamam” diyecek, hem de tutup onu bazı kimselere bildirecek. Sonra o kimseler, geçmişle ilgili olanları açıklamakta bir sakınca görmeyecekler. Gelecekle ilgili gaybları ise, anlayan anlasın diye örtülü işaretlerle geçiştirecekler.

Bu inançtan Allah’a sığınmak gerekir.

Bu yazı 31212 defa okunmuştur.


YORUMLAR (0)

Henüz yeni yorum eklenmemiş.

 

Tüm hakları saklıdır. | http://www.suleymaniyevakfi.org