İsra ve Mirac

Süleymaniye Vakfı > Röportajlar
Tarih: 08 Temmuz 2010 Tavsiye Et Yazdır

İsra ve Mirac

İSRA VE MİRAC

OĞUZ ÇETİNOĞLU – Mirac Kandili, İslamiyet’te mukaddes kabul edilen zaman dilimlerinden biri. Mirac; ‘Peygamberimizin (sav), Mescid-i Harâm’dan Mescid-i aksâ’ya, oradan da göğe yaptığı yolculuk’ olarak anlatılıyor.

Konunun iyi ve kolay anlaşılabilmesi için önce mekânları belirleyebilir miyiz Hocam? Mescid-i Harâm, Mescid-i aksâ ve ‘gök’ olarak adlandırılan mekânlar… Bunlar hakkında bilgi lütfeder misiniz?

ABDULAZİZ BAYINDIR – Bu konuyu anlatan ana âyet şudur:

“Kulunu bir gecede Mescid-i Haram’dan alıp, çevresini bereketli kıldığı1 el-Mescid’ul-aksâ’ya götüren Allah, eksikliklerden uzaktır. Bu, ona bir kısım âyetlerimizi göstermek içindir. Allah işitir ve görür.” (İsrâ, 17/1)

el-Mescidu’l-aksâ, en uzak mescit demektir. Şu âyetler onun yerini bildirmektedir:

“O (Muhammed) Cebrail’i, onun bir başka inişinde daha görmüştü; Sidretü’l- Müntehâ’nın yanındaydı. Me’vâ Cenneti de oradadır. O gün Sidre’yi bürüyen bürüyordu. (Muhammed’in) gözü kaymadı; sınırı da aşmadı. Orada Rabbinin en büyük âyetlerinden bir kısmını gördü.” (Necm, 53/13-18)

Sidretü’l- Müntehâ yedinci kat semadadır.2 el-Mescidu’l-aksâ ise oradaki Beyt-i Mamûr’dur. Allah’ın Elçisi (a.s.) bir gün ashabına:“Beyt-i Ma’mûr’un ne olduğunu biliyor musunuz?” diye sordu: “Allah ve Elçisi daha iyi bilir” dediler. “O, gökte olan bir mescittir, Kâbe tam altında kalır. O mescit aşağı düşse Ka’be’nin üzerine düşer. Orada her gün yetmiş bin melek namaz kılar. Oradan çıktılar mı artık sonuna kadar oraya dönmezler.” dedi.3

ÇETİNOĞLU – Mescid-i aksâ Kudüs’te değil mi?

BAYINDIR- Hayır, Kudüs’teki Mescid-i aksâ, Emevîler tarafından yapılmıştır.

ÇETİNOĞLU – Orada Süleyman aleyhisselam tarafından yapılan mabed yok muydu?

BAYINDIR- Vardı ama iki kez yıkılmış, bir daha da yaptırılamamıştı. Babil kralı II. Buhtunnasr (Neabukadnezzar) milattan 586 yıl önce Kudüs’ü işgal ettiğinde şehri tamamen tahrip etmiş, yıkılan Mabed’in kapı ve duvarlarından söktüğü altın kabartmaları, kıymetli eşyayı, topladığı ganimetleri ve halkının büyük bir kısmını Babil’e götürmüştü. Kur’ân, bu olayı şöyle anlatır:

“O Kitaba (Tevrat’a) İsrailoğulları için şu kararı koyduk: “Siz bu yerde iki kere fesat çıkaracak ve kibirlendikçe kibirleneceksiniz. Birincinin şartları oluşunca savaş gücü yüksek kullarımızı üzerinize saldık; evlerin arasına kadar sokuldular. Bu, yerine getirilmiş bir söz oldu.” (İsrâ, 17/4-5)

Daha sonra Perslerin Babil’i, milattan 539 yıl önce ele geçirmesiyle İsrailoğulları serbest bırakılmış, Kudüs’e dönmüşler ve milattan 515 yıl önce yirmi beş yıl çalışarak ikinci Mabed dönemini başlatmışlardı.4

Milattan sonra 70’de Romalı kumandan Titus şehri ele geçirmiş, Kudüs’ü yakmış ve Süleyman mabedini yerle bir etmişti.5 Bu olay, şu âyette yer alır:

“… İkinci kez şartlar oluşunca (düşmanlarınızı tekrar üzerinize saldık ki,) yüzünüzü yere sürtsünler, o Mescide ilk girenler gibi girsinler ve ele geçirdikleri her şeyi yakıp yıksınlar.” (İsrâ, 17/7)

Halife Ömer, Kudüs’ün anah­tarını teslim aldığında kendisi de bizzat çalışarak Süleyman Mabedi’nin Hıristiyanlık döneminde moloz­lar altında kalmış olan yerini temizletip Sahre’nin güneyindeki düzlükte cemaate namaz kıldırmış sonra buraya bir mescid yaptır­mıştır.6

Daha sonra Emevi halifelerinden Abdulmelik b. Mervan (65/6856) Kubbetü’s-Sahre’yi7, oğlu I. Velîd  (86/705) de Mescid-i aksâ adıyla anılan mescidi yaptırmıştır.8

ÇETİNOĞLU – Peygamberimizin şöyle dediği rivayet edilmiyor mu? “Kureyş beni yalanladığı zaman, Hicr’de ayağa kalktım. Allah bana Beytü’l-Makdis’i gösterdi; bunun üzerine ona bakarak onun alâmetlerini onlara haber vermeye başladım.”9

BAYINDIR – Bu gibi rivayetler, Kur’ân’a, tarihi gerçeklere ve Peygamberimizden gelen şu rivayete uymamaktadır:

Hatim (Hatîm, Kabe’nin altın oluk tarafında, yarım daire şeklindeki duvarla çevrili yerin adıdır.)’de idim Cibril geldi beni aldı ve birinci kat semaya yükseltti..”10

Peygamberimizin Kâbe’den, doğrudan semaya yükseltilmesi Kudüs’e gitme işine ters düşmektedir.

ÇETİNOĞLU – İslamî kaynaklara göre mirac, 2 safhada gerçekleşiyor: Birinci safha Mescid-i Harâm’dan Mescid-i aksâ’ya yapılan yolculuk ki ona İsra deniyor. 2. safha ise göklere yükselmek… Sizin anlattıklarınıza göre Kudüs’teki Mescid-i aksâ’ya yolculuk yapılmamış. Ama İsrâ’nın Kur’an ile Miracın da Sünnet ile sabit olduğu ifade ediliyor, bunu nasıl yorumlarsınız?

BAYINDIR – İsrâ, gece yürüyüşü anlamına gelir. Âyetteki el-Mescid’ul-aksâ’nın, Emeviler tarafından yapılan Mescid-aksâ ile karıştırılması yanlış anlamalara yol açmaktadır.

ÇETİNOĞLU – Mirac farklı bir şey mi?

BAYINDIR – Mirac, merdiven ve asansör gibi yükseğe çıkaran alet11 anlamına gelir. Ebu Sa’îd el-Hudrî’nin rivayetine göre peygamberimiz şöyle demiştir: “… Sonra insanların ruhlarının, üzerinde göğe yükseldiği mirac getirildi. Kimse ondan güzelini görmemiştir. Ölmek üzere olan birinin gözünü, arzuyla göğe nasıl diktiğini görmediniz mi?12)

ÇETİNOĞLU – Burada yalın insan aklının kabullenmekte zorlanacağı bir durumdan söz ediliyor. Böyle bir iddianın sahiplerine ne söylemek gerekir?

BAYINDIR – Konu, Kur’ân-Sünnet bütünlüğü içinde ele alınsa bir sıkıntı kalmaz. Çünkü göklerde yollar, kapılar ve daha nice miraclar yani yükselme aletleri vardır.

ÇETİNOĞLU –  Bunlar benim için yeni kavramlar. Ama önce mirac kelimesinin Kur’ân’da geçmemiş olmasını nasıl yorumlamak gerekir?

BAYINDIR – Mirac Kur’an’da, Peygamberimizin bildirdiği anlamıyla, meâric şeklinde çoğul olarak geçmekte ve bulunduğu sureye adını vermektedir. Bu o kadar önemlidir ki, Allah Teâlâ kendini miraclar sahibi diye nitelemiştir. Melekler ve ruh, o miraçlar üzerinde yükselir.13 Ama kendini büyük görüp Allah’ın âyetleri karşısında yalan söyleyenlere göğün kapıları açılmaz.14

ÇETİNOĞLU –  Beş vakit namazın, mirac’da farz kılındığı bilgisi var… Namazın 50 vakit olarak tebliğ edildiği, Hz. Musa’nın yönlendirmesi üzerine Peygamberimizin Huzur-u İlahî’ye başvurması ve niyazının kabul edilerek 5 vakte indirildiği rivâyetlerini şüphe ile karşılayanlar var. Onlar diyorlar ki; ‘Cenâb-ı Allah yanılmaz. O’nun, peygamber olsa bile; kullarının yönlendirmesine ihtiyacı yoktur.’

BAYINDIR – Peygamberimizin Musa aleyhisselam ile Allah Teâlâ arasında gidip geldiği şeklindeki rivayet Kur’ân âyetlerine uygun düşmemektedir. Hem Muhammed hem de Musa aleyhimesselam, İbrahim aleyhisselamın soyundandır. Onun şöyle bir duası vardır:

“Rabbim! Bu namazı tam kılanlardan olmamı lutfeyle; soyumdan gelenler de öyle olsun. Rabbimiz! Duamı kabul eyle.” (İbrahim, 14/40)

Bu âyete ve ilgili diğer âyetlere baktığımızda bütün peygamberlerin aynı namazı kıldıklarını görürüz. Peygamberimizin şu hadisi de bunu desteklemektedir.

Cebrail Kâbe’nin yanında bana iki kere imamlık yaptı. Birincisinde öğle namazını, gölgeler bir ayakkabı kayışı kadar iken kıldırdı. Sonra her şeyin kendi gölgesi kadar olduğu zaman ikindiyi kıldırdı. Güneşin battığı ve oruçlunun iftar ettiği saatte akşam namazını kıldırdı. Şafağın kaybolduğu saatte de yatsıyı kıldırdı. Sabah namazını da tan yerinin ağardığı, oruç tutana yemenin içmenin yasak olduğu saatte kıldırdı.

Cebrail ikinci kez imamlık yaptığında öğle namazını, dünkü ikindi vaktinde, her şeyin gölgesinin kendi boyu kadar olduğu vakitte kıldırdı. İkindiyi, her şeyin gölgesi kendinin iki katı olduğu vakitte kıldırdı. Sonra akşam namazını ilk günkü vaktinde kıldırdı. Son yatsı namazını gecenin üçte biri geçtikten sonra kıldırdı. Sabah namazını da ortalık aydınlandığı sırada kıldırdı. Sonra Cebrail bana döndü ve dedi ki, “Ya Muhammed, bu senden önceki peygamberlerin ibadet vaktidir. İbadet vakti bu iki vaktin arasıdır.” (Tirmizî, Mevâkît, 1)

Bu hadisteki son cümleye dikkat etmek gerekir. Sonuç olarak hem âyetler, hem de hadisler, namazın zaten beş vakit olduğunu gösterir.

ÇETİNOĞLU – Kur’ân-ı Kerim’deki âyetlerin tamamına yakın bölümü Cebrail Aleyhisselam aracılığıyla indirilmiş iken, bazı âyetlerin Allah (cc) tarafından bizzat peygamberimize tebliğ edilmesini nasıl yorumluyorsunuz?

BAYINDIR – Kur’ân’ın tamamını Cebrail aleyhisselam getirmiştir. Bazı âyetlerin Allah tarafından bizzat peygamberimize tebliğ edilmesi diye bir şey yoktur. Allah Teâlâ şöyle buyurur:

“Kur’ân değerli bir elçinin sözüdür. Güçlü… Arşın sahibi yanında itibarlı, orada saygı gören güvenilir elçi Cebrail’in sözüdür.” (Tekvîr, 81/19-21)

Elçinin işi, birinin sözünü diğerine aktarmak olduğu için onlar aslında Allah’ın sözleridir.

ÇETİNOĞLU –  Mirâc’ın bedenen mi yoksa rûhen mi gerçekleştiği konusunda da tartışmalar var. İnananların elbette şüphesi yok: Hem bedenen ve hem rûhen, Efendimiz uyanıkken gerçekleşti. Ruh ve beden bütünlüğünü nasıl yorumlamak gerekir?

BAYINDIR – Temel hata, âlimlerimizin âyetleri, kendi başlarına açıklamaya kalkmalarıdır. Hâlbuki Allah Teâlâ buna izin vermemekte ve şöyle buyurmaktadır:

“Elif, Lâm, Râ. Bu öyle kitaptır ki, âyetleri muhkem kılınmış, sonra hakîm olan ve her şeyin iç yüzünü bilen tarafından açıklanmıştır. Bu, Allah’tan başkasına kul olmamanız içindir. (De ki,) Ben de onun tarafından size gönderilen uyarıcı ve müjdeciyim.” (Hûd, 11/1-2)

Allah, âyetleri, âyetlerle açıklamıştır. O yola girmeyince Kur’ân-Sünnet bütünlüğü bozulmakta ve çelişkiler oluşmaktadır. Açıklamayı Kur’ân’dan aldığımızda Allah Teâlâ’nın şöyle dediğini görürüz:

“(Orada Muhammed’in) gözü kaymadı; sınırı da aşmadı.” (Necm, 53/17)

Gözün kaymaması ve sınırı aşmama, ancak ruh ve beden birleşince olabilir. Bu sebep bu olay uyanıkken ve ruh-beden bütünlüğü içinde gerçekleşmiştir.

ÇETİNOĞLU –  Elmalılı Hamdi Yazır; ‘Mirac olayını tamâmen aklî çerçeveye sokmak kolay değildir’ diyor. Bu söz, kimi insanları şüpheye sevk eder mi?

BAYINDIR – Bana göre bu, bilgi azlığından kaynaklanmaktadır. Çağımızda astronominin üzerinde çalıştığı gök, birinci kat göktür. Allah Teâlâ şöyle buyurur:

“En yakın (birinci) göğü kandillerle (yıldızlarla) süsledik ve koruduk.” (Fussilet, 41/12)

Birinci kattan sonra altı kat daha vardır. Nuh aleyhisselam zamanında, onların hepsi avuç içi gibi biliniyordu. O, kavmine şöyle demişti:

“Görmediniz mi ki, yedi semayı Allah, nasıl tabaka tabaka yaratmıştır?” (Nuh, 71/15)

“Görmedinizi mi” sözü, görür gibi bilmediniz mi, demektir. Onlar o semalara çıkmış da olabilirler. Eğer böyle hızlı çıkaran bir mirac olmasa onlardan hangisinin ömrü oralara çıkmaya yeter! Allah Teâlâ bir de şöyle buyurmuştur:

“Allah, yedi göğü ve yerden de onların gibisini yaratmış olandır.” (Talak, 65/12)

Buna göre üzerinde yaşadığımız kısım, yerin yedinci katıdır. Gökler de aynı olduğuna göre onun yedinci katının da insanların yaşamasına elverişli olması gerekir. Nasıl göklere giden kapılar varsa, yerin merkezine giden kapılar da olmalıdır. Oralardan geçmek için yeterli bilgi ve donanıma sahip olmak gerekir. Bu konuda Allah Teâlâ şöyle buyurur:

“Ey cin ve insan toplulukları! Göklerin ve yerin belli bölgelerini aşıp gitmeye gücünüz yetiyorsa gidin! Ama bir güce sahip olmadan gidemezsiniz.” (Rahman, 55/33)

Demek ki, o gücü elde edince hem yerin merkezine, hem göğün en üst katına gidilebilir.

ÇETİNOĞLU –  Bunlar çok ilginç şeyler. Siz bana şüphe ve iman ilişkisini açıklar mısınız?

BAYINDIR – İslam dininde inanç, kesin verilere dayanmak zorundadır. Kelime-i şehadetin anlamı şudur; “Ben şahitlik ederim ki, Allah’tan başka ilah yoktur. Yine şahitlik ederim ki, Muhammed Allah’ın kulu ve elçisidir.”

Şahitlik etmek için kesin bilgiye ulaşmak gerekir. Şüphe ile yola çıkmadan kesin bilgiye ulaşmak zordur. Bu konuda örneğimiz İbrahim aleyhisselamdır.

“Bir gün İbrahim dedi ki: “Rabbim! Bana göstersene, ölülere nasıl can veriyorsun!” Allah; “Yoksa inanmadın mı?” dedi. “Yok, ama içim yatışsın diye” cevap verdi. “Öyleyse, dört kuş tut. Kendine alıştır. Sonra (kes, parçala ve) her dağın başına onlardan birer parça koy. Daha sonra onları çağır, hızla sana geleceklerdir” dedi. Bil ki, Allah güçlüdür, doğru karar verir.” (Bakara, 2/260)

Şüphelenmek insanın en tabii hakkıdır. Kâfirlik, gerçekleri anlayıp kavradıktan sonra kabul etmemektir.

ÇETİNOĞLU –  ‘Hiçbir vahiy akla aykırı değildir. Fakat her akıl her vahyi idrak edebilecek güçte değildir.’ Deniliyor. Bu söyleme açıklık getirir misiniz?

BAYINDIR - Dini, Allah’ın tarif ettiği gibi anlarsak sıkıntı kalmaz. Allah Teâlâ şöyle buyurur:

“Sen yüzünü dosdoğru bu dine, Allah’ın fıtratına çevir. O, insanları ona göre yaratmıştır. Allah’ın yarattığının yerini tutacak bir şey yoktur. İşte sağlam din bu dindir. Ama insanların çoğu bunu bilmezler.” (Rum, 30/30)

Fıtrat, varlıkların temel yapısını ve bu yapıyı oluşturan yaratılış, değişim, gelişim ilke ve kanunlarını ifade eder. İnsanların, hayvanların, bitkilerin, yerin, göğün hâsılı her şeyin yapısı ve işleyişi buna göredir. Demek ki, Allah’ın dini, varlıklarda da geçerli kanunlar bütünüdür. Tabiattaki her olayı nasıl anlayamıyorsak, her vahyi de anlayamayabiliriz.

ÇETİNOĞLU – Mirac olayı sebebiyle; son peygamberin getirdiği mesajın, bütün dinlere hâkim olacağı yorumu yapılıyor. Bu yorumun yorumunu nasıl yapmak gerekir? Museviler ve Hıristiyanlar… hepsi Müslüman mı olacak?

BAYINDIR – İslam yeryüzünün tamamına hâkim olacaktır. Allah Teâlâ şöyle buyurur:

“Bu dini bütün dinlere hâkim kılmak için elçisini, doğruya götüren bilgi ve gerçeklerle örtüşen din (hak din) ile gönderen Allah’tır. Varsın o müşrikler hoşlanmasın.” (Tevbe, 9/32–33)

Peygamberimizin İstanbul’un fethini müjdelemesi bu yüzdendir. O, şöyle buyurmuştur:

“Kostantiniye (İstanbul) kesinlikle fethedilecektir. Onun emiri ne güzel emir; o ordu ne güzel ordudur.”15)

Yahudiler ve İsa aleyhisselam İsrailoğullarındandır. Onlara söz verilen dünya hâkimiyeti budur. O sözün yerine getirilmesi için Muhammed aleyhisselama inanmaları ve ona uymaları gerekir. Allah Teâlâ şöyle buyurur:

“Ey İsrail oğulları! Size ettiğim iyilikleri hatırlayın. Bana verdiğiniz sözü yerine getirin ki ben de size olan sözümü yerine getireyim. Yalnız benden korkup çekinin. Sizde olanı onaylayıcı olarak indirdiğime inanın. Onu ilk görmezlik eden siz olmayın. Âyetlerimi geçici bir bedele karşılık satmayın. Yalnız benden çekinin.” (Bakara, 2/40-41)

İslam’ın hâkim olması, herkesin müslüman olacağı anlamına gelmez. Çünkü inanç, kişinin hür olarak vereceği karara bırakılmıştır.

ÇETİNOĞLU –  Mirac gecesini Müslümanlar nasıl değerlendirmeli?

BAYINDIR – Kandil geceleri, ne Kur’ân’da ne de Sünnette vardır. Dolaysıyla bu gecelerin, diğer gecelerden farkı yoktur. Bunlar, Peygamberimizden çok sonra Mısır ve Kudüs’te kutlanmaya başlanmış, daha sonra diğer bölgelere yayılmıştır.

ÇETİNOĞLU – Namazın, müminin miracı olduğu konusunda neler söylersiniz?

BAYINDIR – Namazda kişi, Allah ile baş başa kalır. Dualar ve âyetler okuyarak Allah ile bire bir görüşme imkânı bulmuş gibi olur. Secdeye vardığı sırada da bütün istek ve ihtiyaçlarını Allah’a açıp yardım isteyebilir. Bu bakımdan namaz, miraca benzemektedir.

 

Röportajın yayımlandığı yer için bkz:

Önce Vatan Gazetesi, 8 Temmuz 2010 Perşembe, sayfa: 9

Önce Vatan Gazetesi, 9 Temmuz 2010 Cuma, sayfa: 9

  1. Bir yazıda “Sen…” veya “Siz …” yerine “O…” veya “Onlar…” denmesine Arap edebiyatında iltifat denir. O, ifadeye güzellik katar. Burada da üçüncü tekil şahıstan ikinci çoğul şahsa geçilerek “bereketli kıldığımız” ifadesi kullanılmıştır. Türkçede iltifat sanatı olmadığından tercüme cümlenin akışına göre yapılmıştır. []
  2. Buhârî, Bed’ul-halk 6. []
  3. Muhammed b. Cerîr et- Taberî, Camiu’l-Beyân fî Te’vîl’l-Kur’ân, Beyrut 1992, c: 11, s: 481 []
  4. Nebi BOZKURT, Mescid-i aksa, DİA, Ankara 2004. []
  5. Nebi BOZKURT, Mescid-i aksa, DİA, Ankara 2004. []
  6. Nebi BOZKURT, Mescid-i aksa, DİA, Ankara 2004. []
  7. Nebi Bozkurt, “Kubbetü’s-Sahre”, DİA, Ankara 2002. []
  8. İsmail Yiğit, Emeviler, DİA, İstanbul 1995 []
  9. Müslim, İman,276 ; Buhari, Fezâilü’s-sahabe,70, Tefsir,200; Tirmizî,Tefsir,18. []
  10. Bkz: Buhari, Tevhid, 37 , Menakıbu’l-Ensar,42,  Hac,76, Müslim, İman,263 []
  11. Lisânu’l-arab, Essıhah fi’lluğa, Mufredât el-fâzil kur’an, Muhtâr  es-sihah, Tehzibu’l-luğa, El-meğrib, Tâcu’l-arûs, vs. kitaplarının “arece” maddesi. []
  12. Ebubekr Ahmed b. El-Huseyn el-Beyhakî, Delâil’un-nubuvve ve marifet ahval-i sahibi’ş-şerîa, Beyrut 1988, c. II, s. 391. (Hadislerini çıkaran ve notlar ekleyen Abdulmu’tî Kal’aci []
  13. Meâric, 70/3-4. []
  14. Araf 7/40 []
  15. Ahmed b. Hanbel, Müsned 4/335 (Bişr b. Suheym hadisi []
Facebook'ta PaylaşTwitter'da Paylaş
17.259 kez okundu
"İsra ve Mirac" ile ilgili yorumlar:

*

  • Muhammed diyor ki:

    “Ya Muhammed, bu senden önceki peygamberlerin ibadet vaktidir. İbadet vakti bu iki vaktin arasıdır.” (Tirmizî, Mevâkît,
    YUKARDA NAMAZLATIN VAKTINE DELIL GETIRDIGINIZ BU HADIS VAHIY MIDIR?YOKSA BASKA BIRSEY MIDIR?
    LUTFEN KENDI INANCINIZI ACIKLARMISINIZ?
    في امان الله

    • Serdar Özalp diyor ki:

      Selamun aleykum Muhammed bey;
      Bu bir vahiy değildir. Tek vahiy var o da Kur’an’dır. Bu Cebrail’in Teyididir. Enam suesinin 90. ayetinde geçmiş ümmetlerin yoluna uyulması emrediliyor. işte geçmiş ümmetlerin doğrularını Cebrail Resulullah’a öğretiyor. bu vahiy olarak değerlendirilemez.

  • Kerem diyor ki:

    ÇETİNOĞLU – Mirac gecesini Müslümanlar nasıl değerlendirmeli?

    BAYINDIR – Kandil geceleri, ne Kur’ân’da ne de Sünnette vardır. Dolaysıyla bu gecelerin, diğer gecelerden farkı yoktur. Bunlar, Peygamberimizden çok sonra Mısır ve Kudüs’te kutlanmaya başlanmış, daha sonra diğer bölgelere yayılmıştır.
    —————-

    Demişsiniz ancak Kadir suresinde Allah açıkça Kadir gecesinin bin aydan daha hayırlı olduğunu ve o gecenin fecrin doğuşuna kadar selamet olduğunu bildiriyor. E böyle müjdeli, özel bir geceyi ibadetle geçirmenin yani kutlamanın neresi yanlış ?

    • Sahit YILDIZOĞLU ( Özelkalem) diyor ki:

      Selamun aleykum Kerem bey,
      Yazıdaki soru ve cevabında anlatılmak istenen kandil geceleri olarak anılan günlerin diğerlerinden farksız olduğudur ancak kadir gecesi ile ilgili ek’te bulunan makale açıklama getirecektir.
      Özetle: Bu delillerden hareketle bir Müslümanın Ramazan ayının son gününde itikâfa girmesi, sünnet-i müekkede olarak kabul edilmiştir. İmkân bulabilenler Peygamberimizin bu güzel sünnetini yaşatırlarsa büyük bir ecre nail olurlar.

      http://www.suleymaniyevakfi.org/arastirmalar/kadir-gecesi-ve-itikaf.html

  • Fatih Demir diyor ki:

    bugün işyerinde, Pergamberimiz miraçta Allah’ı görmüştür diye konuşmalar geçti. benim aklıma yatmadı. ben Kuran-ı okudum ama aklıma gelmedi hangi ayette yazıyor diye.
    görmüşmüdür bununla ilgili ayet numaralarını yazarsanız sevinirim.
    Teşekkürler.

  • Regina diyor ki:

    omer faruk safak diyor ki:hocam merhaba sizin yazışma adinsierzi f6ğrenmek istiyorum eğer bi sakıncası yoksa daha doğrusu şf6yleki ağabeyim 12 yıldır cezaevinde yatmakta size mektup gf6ndermek istiyor internet olanakları olmadığı ie7in ancak size mektupla ulaşabilir bu konu hakkındasize mail de attım hocam eğer ordan cevap verirseniz e7ok sevinirim hocam ilgilenirseniz teşekkfcr ederim şimdiden

    • abayindir diyor ki:

      Ömer Faruk Bey,
      Yazışma adresimiz vakfımızın sitesindedir, ağabeyiniz oraya mektup gönderebilir.

  • İsmail GÖMBEL diyor ki:

    Videonuzu izledim Allah razı olsun. Açıklamalarınız çok güzel ve detaylıydı. Verdiğiniz bu bilgiler dogrultusunda;
    1- Mescid-i Aksa Müslümanların ilk kıblesi midir? İlk kıblesi olmasının miraçla bir bağlantısı olabilir mi? Mescid-i Aksa yada kudüs kutsal mekan mıdır?
    2- Miraç olayı dinimizin temel esasları arasında mıdır. Miraç olayını sizin anlattığınız gibi yada daha önceki bildigimiz gibi bilmemizde bir sakınca var mıdır?
    3- Miraç konusunda Diyanet işleri başkanlığı’yla bir fikir alışverişiniz yada uyarınız olmuş mudur? Biz dini konularda genellikle rivayetler, hocaların vaazları ve büyüklerimizin anlatımlarını esas alıyoruz. Kuran-ı kerim’i sadece arapça metin olarak okuyoruz. Anlamını bilmiyoruz. Dogal olarak çok detaylı bir bilgimiz yok.
    4- Dini konularda meal okuyorum bazı konuları tam anlayamıyorum. Tefsire bakıyorum çok uzun ve sanki daha çok gramer bilgisi gibi geliyor. Meal den daha geniş kapsamlı, tefsirden daha kısa ikisinin ortasında olan bir kitap tavsiye edebilir misiniz?
    Teşekkür ediyorum. Selamlar

  • İsmail Gömbel diyor ki:

    Mescid-i Aksa (Arapça: المسجد الأقصى), İslam dinine inananlarca kutsal sayılan mekânlardan biridir. Kudüs şehrinde bulunan Mescidi Aksa’yı ilk inşa eden kişi Süleyman’dır. Kur’an-ı Kerim’in Sebe suresinin 14. ayeti kerimesinin tefsiriyle ilgili olarak verilen bilgiler de buna delalet etmektedir. Bu ayet şöyle demektedir: “Süleyman’ın ölümüne hükmettiğimizde, onun ölümünü, bastonunu yiyen ağaç kurdundan başka onlara gösteren olmadı. Böylece o yere yıkılınca, anlaşıldı ki cinler eğer gaybı biliyor olsalardı aşağılayıcı azabın içinde kalmazlardı.” Ayetin tefsirinde şu bilgiler verilir: Süleyman, Mescidi Aksa’nın inşasında cinlerden de yararlandı. Bu inşaat işinde insanların yapmaya güç yetiremeyecekleri zor işleri cinler yapıyorlardı. Ancak Süleyman bir gün mihrabında asasına dayanmış halde ibadet ederken öldü. Cinler onun ibadet ettiğini sanarak işlerini yapmaya devam ettiler. Sonuçta Süleyman’ın asasını içten güve yedi ve asa kırılınca onun cesedi de yere düştü. Böylece öldüğü anlaşıldı.

    Mescidi Aksa’nın İslâm’daki müstesna yerinin bir sebebi de Muhammed’in isrâ ve miraç mekânı olmasıdır. Allah, İsrâ suresinin birinci âyetinde Mescidi Aksa’yı adıyla anarak şöyle der: “Kulunu, kendisine birtakım ayetlerimizi göstermek için bir gece Mescidi Haram’dan çevresini mübarek kıldığımız Mescidi Aksa’ya yürütenin şanı pek yücedir. Şüphesiz o duyandır, görendir.” Burada Mescidi Aksa’dan “çevresini mübarek kıldığımız” şeklinde söz edilmektedir. Mescidi Aksa’nın çevresi ise başta Kudüs sonra diğer Filistin topraklarıdır. Muhammed’in miraca yükseltildiği sırada Kudüs’te bugünkü şekliyle bir cami yoktur. Ancak Süleyman tarafından inşa edilmiş ve daha sonra yıkıma maruz kalıp yenilenmiş olan Mescidi Aksa’nın kalıntıları vardı ve burası da Beyti Makdis olarak adlandırılırdı. Muhammed’in ziyaret ettiği mekân da burasıdır. Beyti Makdis ibaresi bazı tarihi kaynaklarda Kudüs şehri için de kullanılmıştır. Bazı tarihi kaynaklarda Kudüs’ün M. S. 70 yılında yıkıma uğratıldığı Beyti Makdis’in de bu olayda yıkıldığı ifade edilmektedir. Ancak bu mekân yine bir mabed olarak biliniyor ve Beyti Makdis’in kalıntıları da korunuyordu. Şu an yahudilerin “Ağlama Duvarı” Müslümanların ise “Burak Duvarı” olarak adlandırdıkları duvar eski mabedin bir kalıntısıdır. M.S. 638 yılında Ömer döneminde Kudüs fethedildikten sonra Beyti Makdis’in yerinde Mescidi Aksa inşa edildi. Ömer’in burayı mabed ittihaz etmesi de o mekânın kudsiyet ve ehemmiyetinden ileri geliyordu. Mescidi Aksa daha sonra Emevi halifelerinden Abdülmelik bin Mervan zamanında genişletildi. Mescidi Aksa’nın hemen yakınında bulunan ve bugün Türkiye Müslümanları tarafından Mescidi Aksa zannedilen sekiz köşeli Kubbetu’s-Sahra adlı mabed de Abdülmelik bin Mervan tarafından inşa ettirilmiştir.
    Bu bilgilere göre Mescid-i aksa Miraç olayına var gözüküyor. Bu konuda açıklama yaparmısınız. Teşekkür ederim.

  • Birol Çetin diyor ki:

    Selam,

    “Şehadet etmek için önce o olaya şahit olmamız gerekir” mantığından yola çıkarak, görmediğimiz bir olaya şahitlik etmemizin doğru olmadığı kanaatindeyim. Zaten Kur’an’da miraç olayına inanmamızı şart koşan bir emir de yok! Allah Elçisine lütfetmiştir, Hazret-i İbrahim’e ölü kuşları dirilterek gösterdiği kudretini, Hazreti Muhammede de İsra olayıyla göstermiştir. Bu tip olaylar insan olan elçilerin psikolojik olarak desteklenmesi için Allahın bir lütfudur.

    Yalnız bu yazıda takıldığım bir yerin aydınlanması gerekmektedir! İstanbul’un fethini Peygamberimizin bildirdiği söylenen hadisin, Rum Suresinin ilk ayetleriyle çeliştiğini düşünüyorum. Rumların galip gelmesine müminlerin sevinmesi, Rumların da mümin olduğunun bir göstergesi olması gerekirken, Peygamberimizin Müminlere ait bir toprağın fethedilmesinden bahsetmesi, Kur’an’da anlatılan adalet anlayışına uymamaktadır. İstanbul’un fethedildiği zaman, Rumların mümin olmadığı gibi bir tesbit yapmamız mümkün olmakla beraber, Peygamberimizin “ben gaybı bilmem” ifadesine uygun olmadığından ve fethi yapanların da mümin olup olmadıkları tartişma konusu olduğu için, Peygamberimize isnat edilen “Kostantiniye (İstanbul) kesinlikle fethedilecektir. Onun emiri ne güzel emir; o ordu ne güzel ordudur.” Hadisinin doğru olmadığı kanaatimdir.

    Saygılarımla Birol Çetin.

    • Kerem diyor ki:

      “Şehadet etmek için önce o olaya şahit olmamız gerekir” bu mantıkla yola çıkarak ve şehadet ettiğinizi düşünerek, Peygamber’in gelişine bizzat şahit olduğunuzu kanıtlarıyla sunmanızı rica ederiz.

      Ayrıca Rum Suresi’nin indiği olay farklıdır, Rumlar ( Ehli Kitab ) ile Perslerin savaşını konu alır ve bahsi geçenler gerçekleşmiştir, Rumlar Persleri yenmiştir.

      • Sahit YILDIZOĞLU ( Özelkalem) diyor ki:

        Selamun aleykum Kerem bey,
        Şahit olma “eşhedü” diyebilmektir. Yani inandığı şeyleri, gözüyle görmüş ve eliyle tutmuş gibi kesin olarak bilmektir. Allah her elçiye, elçiliğini ispatlayacak bir belge vermiştir. Taklidi mümkün olmadığı için o belgeye mucize denir. Mucizeyi gören kişi, Allah’ın ona elçilik görevi verdiğini gözüyle görmüş gibi emin olur. “Eşhedü enne Muhammeden abduhu ve resuluh.” Yani “Ben şahitlik ederim ki, Muhammed Allah’ın kulu ve elçisidir.” dememiz bundandır. Çünkü onun elçilik belgesi olan Kur’ân’ı okuyup anlayan her insan, kolayca bu kanaate varır. Allah Teâlâ şöyle buyurur:

        “Doğru yol kendisi için apaçık belli olduktan sonra kim o elçiden ayrı düşer ve müminlerin yolundan başka bir yola girerse onu gittiği yolda bırakır ve cehenneme sokarız. Ne kötü hale gelmedir o!” (Nisa 4/115)

        Selam ve bereket üzerinize olsun.

  • Yusuff diyor ki:

    Şimdi yazıyı tekrar okudum da demek ki alttaki yorumu yaparken yazıyı tam anlamamışım. Zaten Abdülaziz Hoca İsra ve Mirac’ı bir olarak anlatıyor. Bu da Kur’an’da geçtiğinin kanıtıdır. Bir de “Mearic” adıyla bir surenin olması var.

  • Yusuf diyor ki:

    Abdülaziz Hoca’nın da Mescidi Aksa’nın Kudüs’teki mescid olmadığını söylemesi önemli. Yalnız Mirac konusunda aklıma şu yönden de bir şey takılıyor: Abdülaziz Hoca bir konuşmasında “Eğer Peygamberimizin ayın yarılması mucizesi olsaydı, bu, Hz Musa’nın denizi yarmasından daha büyük bir mucize olacağından Kur’an’da geçerdi.” Şimdi düşünüyorum da her şekilde Mirac, İsra’dan daha büyük bir mucize olurdu. Allah her şeyin doğrusunu bilir.

  • Mustafa Ayas diyor ki:

    “O (Muhammed) Cebrail’i, onun bir başka inişinde daha görmüştü; Sidretü’l- Müntehâ’nın yanındaydı. Me’vâ Cenneti de oradadır. O gün Sidre’yi bürüyen bürüyordu. (Muhammed’in) gözü kaymadı; sınırı da aşmadı. Orada Rabbinin en büyük âyetlerinden bir kısmını gördü.” (Necm, 53/13-18) ayetinde Hz Muhammed’in Cebrail’i görmesi Cebrail’in inişinde olarak kayıtlanıyor. Bu bağlamda sizi yıllardır takip eden birisi olarak açıklamalarınız bana çok mantıklı gelmişti. Ama gelişen süreçte yaptığım araştırmalar beni bir başka anlayışa sürükledi. Hz. Muhammed’in yükselişi değil Cebrailin bir inişinden söz ediliyor. İsra’nın gece yürüyüşü olması da bu nokta da önem arz ediyor. Çevresi mubarek kılınan yer Arafat olabilir. Mehmet Azimli Hocanın bu konudaki yorumu bana daha mantıklı gelmeye başladı.

    Mehmet Hocayı sitenizdeki bir konferansında izlemiştim. Sonra bu konudaki yorumunu okuduğumda kitabını okumaya değer bulmadım. Zira Mescidi Aksa’yı Arafat yakınlarında olarak tanımlıyordu. Bu görüşü dikkate değer bulmadım. Ve açıklamalarını okumadım. Ancak bir gün “O (Muhammed) Cebrail’i, onun bir başka inişinde daha görmüştü;” ayeti bir anda beni çarpıverdi. Demek ki Hz. Muhammed’in semaya yükselişi değil Hz. Cebrail’in inişi söz konusuydu. Ve Cennet-i Me’va bu iniş esnasında peygamberimizle buluştukları bir yerdi.

    Yani şu an öyle düşünüyorum ki: Bir gece Hz. Peygamber, Arafat yakınlarındaki o gün müslümanların en uzak mescit olarak nitelendirdikleri bir mabede Allah tarafından yürütülmüştür. İsra olayı budur. Yani demem o ki bende böyle bir kanaat oluştu. En doğrusunu Allah bilir. O ne diyorsa amenna.

    Bir başka açıdan düşündüğümde şu kanaate de vardım. Hz. peygamberin göğe yükselmemesi onun elçiliği açısından bir eksiklik oluşturmaz. Bir de bu bağlamda araştırmalarınızı yönlendirseniz, bu ihtimali de dikkate alsanız memnun olurum.

    Çalışmalarınızda başarılar diliyorum. Allah’a emanet olunuz.