2. Bakara Suresi 64. Ayet

 “Sonra bunun ardından yüz çevirmiştiniz. Eğer üzerinizde iyilik ve ikramımız  olmasaydı, kaybedenlere karışır giderdiniz.”(Bakara 2/64)

            Arap edebiyatında iltifat sanatı vardır. Durgunluğu önlemek ve konunun önemine dikkat çekmek için sözün akışı aniden değişir ve beklenmedik bir şekilde üçüncü şahıstan birinci şahsa, ikinci şahıstan birinci veya üçüncü şahsa, birinci şahıstan ikinci veya üçüncü şahsa geçilir. Bakarsınız geçmiş zamandan şimdiki veya gelecek zamana; gelecek zamandan geçmiş zamana ya da geçmiş zamandan emir kipine geçilmiştir. Türkçe’de bu dereceye varan bir iltifat sanatı olmadığından içinde iltifat sanatı olan âyetlerin, olduğu gibi tercüme edilmesi bir Türk’ü şaşırtır. Bu sebeple, anlamı olumsuz etkileyecek yerlerde iltifat sanatı yok sayılmıştır.

            İsrailoğulları gördükleri bu dehşet verici olayı yine unutmuşlar ve verdikleri sözü tutmamışlardır. Bir dağın üzerilerine geçeceğini görmüş, böyle açık bir uyarı, büyük mucizelere şahit olmuş olan İsrailoğulları’nın bu sözü tutmadıkları konusunda herkes rahatça yorum yapmaktadır. Fakat ayetler bize örnekleri verirken, onların yanlışlarını görüp onları eleştirmeyi değil, bizim böyle durumlardan ibret alarak kendimizi eleştirmemizi hedeflemektedir. Nitekim onların tutmadıkları sözleri düşünmek yerine kendi tutmamız gereken sözleri düşünmeliyiz.

            Her insan için asıl zarar ayette şöyle anlatılmaktadır; “Onlar, Allah’a verdikleri sözün kesinleşmesinden sonra cayan , Allah’ın birleştirilmesini emrettiğini koparan  ve ortalığı birbirine katan kimselerdir. Zarar edenler işte onlardır.”(Bakara 2/27) Yüce Allah’ın İsrailoğulları da dahil, her kuluna verdirdiği söz Allah’a şirk koşmamak sözüdür. Allah ile aralarına aracılar yerleştirenler bu bağı kopartmış olurlar. Hiç kimse kendisinin bu bağı koparttığını söylemez, hatta aracılarla bu bağı güçlendirdiklerini söylerler fakat işin aslı böyle değildir. Nitekim Mekke müşrikleri de, hristiyanlar da, bugün Müslümanız diyip kendilerine göre kutsal saydıkları ne olursa olsun bu kutsallarını Allah ile arasına koyanlar da, akılları sıra kelimeleri evirip çevirip müşrik olmadıklarını anlatmaya çalışırlar. Oysa Allah katında müşrik sayıldıkları ayetlerle açık ve nettir. Gerçek bir müslümana düşen görev ise bu ayette verilen öğüdü alıp, yüce Allah’ın zikrini yani Kuran-ı Kerim’i aklına iyice yerleştirip, üzerinde düşünmek ve onu hayatına geçirmek, Allah ile arasındaki bağını kopartmadan, şirke karşı kendisini koruyarak, hayatta her an yaşanacak olan imtihanlara karşı dik duruş sergilemektir.

Prof. Dr. Abdulaziz Bayındır