2. Bakara Suresi 63. Ayet

 Bir gün üstünüze Tur’u kaldırarak sizden kesin söz almıştık: “Size verdiğimize sıkı sarılın, onda olanı aklınızdan çıkarmayın ki kendinizi koruyabilesiniz!” demiştik.”(Bakara 2/63)

            “Bir gün üstünüze Tur’u  kaldırarak sizden kesin söz almıştık”(Bakara 2/63)

            Ayette geçen “misak” kelimesi “kesin söz” anlamına gelmektedir. Yahudi ve İsrailoğullarının anlatıldığı ayetteki dağ “Tur dağı” olup, Tin suresinde “Sina dağı”, Tevrat’ta “Horev” olarak geçen dağdır.

            Ayette anlatılan dağın kaldırılması olayı ilk okumada mecazi bir anlam gibi düşünülse de diğer ayetlere baktığımızda tamamen gerçekten yaşanmış ve Musa aleyhisselam’a verilmiş bir mucize olduğu görülmektedir. “Bir gün o dağı adeta bir gölgelik gibi üzerlerine kaldırdık; başlarına düşeceğini sandılar.  “Size verdiğimizi sıkı tutun. İçindekilerini düşünün ki korunasınız” dedik.”(7/171) Aynı konuda Allah-u Teala şöyle buyurmaktadır; “Bir gün Tur’u tepenize kaldırarak sizden kesin söz almıştık. “Size verdiğimize sıkı sarılın ve dinleyin!” demiştik. Siz de “Dinledik ve sıkı sarıldık ” demiştiniz. Oysa doğrulara kendinizi kapatmanız sebebiyle buzağının tutkusu içinize işlemişti. De ki: “Eğer inanmış kimselerseniz, imanınız sizden ne kötü şey istiyor! ”(Bakara 2/93)

            Bakara 63. ve 93. ayetlerde geçen “semi’nâ ve asaynâ” cümlesine, bütün meâl ve tefsirlerde; “Dinledik ve isyan ettik” şeklinde anlam vermişlerdir. Biz ise “Dinledik ve sıkı sarıldık” şeklinde anlam verdik. Nitekim Bakara 64.ayete bakıldığında onların yine yüz çevirdikleri anlatılmakta olup, bu durum onların kesin söz verdiklerini göstermektedir. Sahneyi göz önüne getirelim; Allah Tur’u, o koskoca dağı İsrail oğulları’nın üstüne kaldırmış, onlardan kesin söz alıyor; “Size verdiğimiz şeye sıkı sarılın” diyor. Böyle bir anda kim “işittik ve isyan ettik” diyebilir? Onların bir an için “isyan ettik” dediklerini düşünsek bile, Allah’ın isyan ettik diyen birilerinden daha sonra “kesin söz aldık” diye bahsetmesi mümkün olmayacaktır. Bazı ifadelerin insanlar arasında görünürde çok iyi anlam ifade eden ama kendi içlerinde dalgacı ve tam tersi bir niyet içerdiği görülmektedir. Kötü niyetliler, böyle ifadeleri seçerler ki, her yöne çekebilsinler. Bu tür kullanıma cinas denir. Nisa 46. âyette bu şekilde kullanılmıştır. Bu sebeple o ayette Yahudilerin “semina ve aseyna” yerine “semi’nâ ve ata’nâ” “Dinledik ve boyun eğdik” demelerinin daha iyi olacağı bildirilmiştir. “Daha iyi” “iyi”nin bir üst seviyesidir. Demek ki, Yahûdilerin “semina ve aseyna”  demeleri de iyidir, ama onu başka tarafa yani “işittik ve isyan ettik” anlamına çekme imkânı olduğu için Allah, ikinci cümleyi söylemelerini tavsiye emiştir.

            Bakara 63.ayetteki Tur dağının kaldırılması olayı; Tevrat’ta şu şekilde anlatılmaktadır: “Yaklaşıp dağın eteğinde durdunuz. Dağ göklere dek yükselen alevle tutuşmuştu. Kara bulutlar ve koyu bir karanlık vardı. 12 RAB size ateşin içinden seslendi. Siz konuşulanı duydunuz, ama konuşanı görmediniz. Yalnız bir ses duydunuz. 13 RAB uymanızı buyurduğu antlaşmayı, yani On Buyruk’u size açıkladı. Onları iki taş levha üstüne yazdı. 14 Mülk edinmek için gideceğiniz ülkede uymanız gereken kuralları, ilkeleri size öğretmemi buyurdu.” (Tesniye-yesanın kitabı 4.bab 11) Ayrıca Tevratın başka bölümlerinde de aynı konudan şöyle bahsedilmektedir: “Musa gidip RABB’in bütün buyruklarını, ilkelerini halka anlattı. Herkes bir ağızdan, “RABB’in her söylediğini yapacağız” diye karşılık verdi. Musa RABB’in bütün buyruklarını yazdı. Sabah erkenden kalkıp dağın eteğinde bir sunak kurdu, İsrail’in on iki oymağını simgeleyen on iki taş sütun dikti. Sonra İsrailli gençleri gönderdi. Onlar da Rabb’e yakmalık sunular sundular, esenlik kurbanları olarak boğalar kestiler. Musa kanın yarısını leğenlere doldurdu, öbür yarısını sunağın üzerine döktü. Sonra antlaşma kitabını alıp halka okudu. Halk, «Rabb’in her söylediğini yapacağız, O’nu dinleyeceğiz» dedi.” (Tevrat, Çıkış 24/3-7) Kur’ân’daki bilgi ile Tevrat’taki bilginin birbirini tamamladığı görülmektedir. Bu da Kur’ân’ı açıklamada önceki ilahi kitaplardan yararlanılabileceğini gösterir. Fakat bugün Tevrat diye okuma yaptığımız kitaplar Musa aleyhisselam’a inen orjinal kitap değildir. Yani asıl kelimeler yok, bu tercümenin tercümesinin tercümesi diyebiliriz. Kuran-ı Kerim’in orjinal metni elimizde olmasına rağmen meallerde hatalar olmaktadır. Düzeltmeyi orjinal metine bakarak yapma nimeti elimizdedir. Fakat diğer kitaplar için böyle birşey söz konusu olmadığından dolayı, elimizdeki ile yetinmek durumundayız. 

           “Size verdiğimize sıkı sarılın. Onda olanı aklınızdan çıkarmayın” demiştik.”(Bakara 2/63)

            Cümlede onlara verildiği anlatılan şey Musa’ya verilen ellerindeki kitaptır. Zikir, ilâhî kitapların ortak adıdır. Allah-u Teala o kitabın içindekileri akıllarına yerleştirmeleri gerektiğini ve kullanıma hazır bulundurmalarını yani tezekkürü emretmektedir. Bu emir Musa aleyhisselam’a verilen on emirden birisidir. Tabiattan elde edilen doğru bilgi ile Allah’ın Kitab’ı arasında tam bir uyum bulunur. Bu sebeple nebîler, bu uyuma vurgu yapmış,  insanları tezekküre çağırmışlardır. Tezekkür, zihinde var olan zikri harekete geçirmektir. 

Prof. Dr. Abdulaziz Bayındır