2. Bakara Suresi 56. Ayet

 Bayılmanızın ardından yine de sizi kaldırmıştık ki görevinizi yerine getiresiniz.”(Bakara 2/56)

            Allah-u Teala şöyle buyuruyor: “O saika (yüksekçe bir ses) sizi yakaladı; siz bakıyordunuz ve siz öyle bakakaldınız.” (Bakara 2/55) ayette Cenab-ı Hakkın İsrailoğullarına hitaben “bakıyordunuz ve bakakaldınız” ifadesi  “olduğunuz yerde öldünüz veya bayıldınız” anlamlarına gelebilmektedir.  Bakara 56. ayette “Ölümünüzden sonra sizi tekrar dirilttik; belki şükrederdiniz.” cümlesinde geçen ölüm kelimesi, bir önceki ayetteki “bakıyordunuz ve bakakaldınız” ifadesinin ölüm anlamına geldiğini teyit etmiş, kuvvetlendirmiş olmaktadır.

            Cenab-ı Hakkın açıkça gözükmesinin mümkün olamayacağını gayet iyi bilen fakat kendileri teslim olmamaya kesin karar verip, kararlarını açıkça söyleyemeyen İsrailoğulları kendilerine böyle bir bahane bulmuş ve olmayacak bir şeyi istemişlerdi.  Ehli kitap bu şekilde şartlı iman etmek gibi bir yanlışa düşerek türlü türlü olmadık şeyler istemiş, Musa aleyhisselam’dan istedikleri Cenab-ı Hakkı görme isteği ise bunların hepsinden daha ağır olmuştur. Allah-u Teala şöyle buyurmaktadır: “Kitap ehli ister ki, onlara gökten bir kitap indiresin. Musa’dan bunun daha büyüğünü istemişler ve “bize Allah’ı apaçık göstersene” demişlerdi. Zalimliklerinden ötürü onları yıldırımlar çarpmıştı. Sonra onlara onca mucize gelmiş ama yine de o buzağıya tutunmuşlardı. Daha sonra onları bu suçlarından dolayı da affetmiş ve Musa’ya apaçık destek vermiştik”(Nisa 4/153)

            Musa aleyhisselam’dan Cenab-ı Hakkı açıkça kendilerine gösterilmesini isteyen İsrailoğulları, Muhammed aleyhisselam’dan de gökten bir kitap indirmesini istemişlerdir. Bu istedikleri Kuran-ı Kerim gibi bir kitap olacağını ifade etmez, çünkü Araplar yazıya, mektuba ve yazılı belgelere de kitap adı verilebilmektedir. Süleyman aleyhisselam’ın Hüdhüd’e “Benim bu kitabımla, yani, bu mektubumla git, mektubumu götür!” (Neml Suresi/27.28) demesi bu duruma örnektir. Dolayısıyla Cenab-ı Hakkın gökten bir yazı göndermesi şartıyla inanacaklarını iddia etmekteydiler. Bu istekler küçük ya da büyük, kendilerini inkara, teslim olmamaya şartlamış ve buna bahane arayan kimselerin istekleridir.

Prof. Dr. Abdulaziz Bayındır