2. Bakara Suresi 33. Ayet

“Bunun  üzerine  Allah,  “Âdem!  Meleklere şunların isimlerini (neye yaradıklarını) söyle!” dedi. Âdem onlara o isimleri söyleyince, “Size dememiş miydim, ben göklerin ve yerin gaybını (gizlisini, saklısını) bilirim. Neyi açığa vurduğunuzu, içinizde neyi sakladığınızı da bilirim.” dedi.”(Bakara 2/33)

            Ayette anlatılan henüz içeriğini bilmedikleri o bilgi melekler için gayb olup, Adem aleyhisselama öğretildiği için Adem aleyhisselam açısından gayb olmaktan çıkmıştır.    “وَعَلَّمَ آدَمَ الأَسْمَاء كُلَّهَا = Âdem’e o isimlerin hepsini öğretti” , ifadesinde isimleri gösteren zamir akılsız varlıklar için olan“heâ= ها olduğu halde,  ثُمَّ عَرَضَهُمْ عَلَى الْمَلاَئِكَةِ  “…sonra onları meleklere gösterdi” âyetindeki zamir, akıllı varlıkları gösteren “hum=هم“dur. Demek ki, meleklerin akılsız varlıklar olarak algıladıkları eşyada, akıllı varlıklarda olan bir şey vardı. Akıl, insanın yararlanacağı bilgi anlamına da geldiğinden akılsız gibi görünen varlıkların içinde,  insanın yararlanacağı bilgilerin olduğu gösterilmiş oldu. Meleklere gösterilen bir başka şey de insanoğlunun, o bilgileri kullanacak olmasıdır. Eşyaya dışarıdan bakanlar o bilgiyi göremezler. Bu sebeple Allah Teâlâ ona “gayb bilgisi” demiş ve Meleklere şöyle seslenmiştir: “Size dememiş miydim, ben göklerin ve yerin gaybını bilirim. (Bakara 2/233) Demek ki Âdem’e meleklerin varlıklarda göremediği bilgiyi öğretmiştir. İnsanı meleklere üstün kılan bu bilgidir. Varlıklara yerleştirilen bilgi, Allah’ın sonsuz bilgisinin bir parçası olduğu için o, şöyle buyurmuştur: “… Onlar onun bilgisinden onun belirlediği kadarı dışında bir şey kavrayamazlar.” (Bakara 2/255) Öyleyse en bilgili insan, Âdem aleyhisselâm dır. Meleklerin bilmediği; bilim ve medeniyet yarışına dönüşecek halifelik mücadelesiydi. Bilim ve medeniyetteki yarış, en iyiye ve en güzele ulaşma yarışıdır. Bu yarışta kan dökülmez, rakiplerin yaşamasına, özellikle destek verilir. Rakipler ne kadar güçlü olursa başarı o ölçüde yüksek olur. Ama halifelik, yani iktidar mücadelesi hayvanlar gibi olursa kan gövdeyi götürür. Mücadelenin böyle olmaması için de kanunlar konur, kolluk kuvvetleri ve mahkemeler oluşturulur.

            Meleklerin içinde sakladığı bir şey olduğunu ifade eden “içinizde neyi sakladığınızı  da bilirim” sözü, meleklerin kendilerinde olmayan bilgiyi Adem aleyhisselam öğrendiği için, onu kıskandıklarını ama kıskançlıklarını açığa vurmadıklarını gösterir. Nitekim melekler de imtihana sokulmuştu. Bu kıskançlığın üzerine Adem’e secde etmeleri emredilince zor bir imtihana sokulmuş oldular.

            Adem aleyhisselam cahil olarak değil, bir çok konuda donanımlı ve bilgili olarak yaratılmıştır. Hatta bu bilgi birikimi, daha sonraki nesillere de aktarılmıştır. Örneğin Nuh aleyhisselam kavminde çok ileri bilgiler olduğu şöyle anlatılmaktadır: “(Nuh kavmine dedi ki) Allah 7 kat göğü tabaka tabaka nasıl yaratmış görmediniz mi? Ayı, onların içinde bir aydınlık (nuri nur, başkasından aydınlık alan), güneşi de bir kandil yaptı. Allah sizi topraktan bir bitki gibi bitirmiştir”(Nuh 71/15-17)Ayetten anlaşıldığı üzere biz henüz 1.kat göğü tam olarak bilemezken Nuh aleyhisselam 7 kat gök hakkında bilgi sahibi idi. Tarihle ilgili anlatılan taş devri, mağara devri bilgileri, ilk insanın medeni olmadığının delili değildir. Her toplumda geri kalmış medeniyetten uzak insanların olması normaldir. Bulunan bilgilerin, kalıntıların ilk insana ait olması şart olmamakla birlikte böyle bir durum ayetlere ters görünmektedir. Cenab-ı Hak şöyle buyuruyor: “İnsanı alaktan yarattı”(Şems 91/2) “Rabbin (O’na) kalemle öğretti. Allah o insana (Adem’e) bilmediğini öğretti” (Şems 91/4-5) Bu ayette de “alleme” (öğretti) kelimesi kullanılmıştır, Bakara 31’de de Adem aleyhisselam için “ve alleme Ademel esmae” derken “alleme” kullanılmıştır. Demek ki Allah, Ademe yazıyı öğretmiştir. Allah katında da her şey yazı ile kayda geçirilmektedir.Cenab-ı Hak şöyle buyuruyor: “Gaybın anahtarları Allah katındadır, onları ondan başkası bilmez. Denizde ne var karada ne var (bilir). Bir tek yaprak düşmez ki, Allah onu biliyor olmasın. Yerin karanlıkları içinde bir tane, kuru yaş hiç bir şey yoktur ki; onu açıkça ortaya koyan bir kitapta kayıtlı olmasın” (En’am 6/59)

Prof. Dr. Abdulaziz Bayındır