2. Bakara Suresi 31. Ayet

Âdem’e her varlığın ismini (neye yaradığını) öğretti, sonra onları meleklere gösterdi: “İddianız- da haklıysanız bana şunların isimlerini söyleyin!” dedi. (Bakara 2/31)

            الاسماء daki ال mutafun aleyhten ıvazdır. اسماء الموجودات demektir.

            Allah Âdem’e varlıkların içinde gizli olan bilgiyi öğretmişti. Çünkü Bakara 31. ayette geçen “Adem’e o isimlerin hepsini öğretti” cümlesinde, isimleri gösteren zamir akılsız varlıkları gösteren “hâ= ها olduğu halde, “… sonra onları meleklere gösterdi” cümlesinde akıllı varlıklar için olan “hum=هم“a dönüşmüştür. Akıl, insanın yararlanacağı bilgi anlamına da (Müfredat) geldiğinden akılsız gibi görünen varlıkların içinde,  insanın yararlanacağı bilgilerin olduğu gösterilmiştir. Eşyaya dışarıdan bakanlar o bilgiyi göremezler. Bu sebeple Allah Teâlâ ona “gayb bilgisi” demiştir. İnsanı meleklere üstün kılan bu bilgidir.

            Varlıklara yerleştirilen bilgi, Allah’ın sonsuz bilgisinin bir parçası olduğu için o, şöyle demiştir: “… Onlar onun bilgisinden onun belirlediği kadarı dışında bir şey kavrayamazlar.” (Bakara Suresi: 2/255) Öyleyse en bilgili insan, Adem aleyhisselamdır. Şu ayetler bu bilginin ona yazıyla öğretildiğini gösterir: “Rabbin kalemle öğretti;  insana bilmediğini öğretti.” (Alak Suresi:  96/4-5) Varlıklar, Allah’ın yarattığı ayetlerdir. Onlardan öğrenilen bilgi ile indirilmiş ayetlerdeki bilgi arasında tam bir uyum olur. İnsan bu bilgiyi daha çok öğrenerek önce kendini geliştirmeli sonra da insanlığa faydalı olmalıdır. O zaman o da bütün varlıklar gibi Yaratıcıya boyun eğecek ve yalnız ona kul olmanın mutluluğunu yaşayacaktır. “Kulları arasında Allah’tan çekinenler sadece onun bilgili kullarıdır.” (Fâtır Suresi: 35/28) buyrulması bundandır. Dolayısıyla bu bilgi insanlığın yaratılış gayesidir.

            “Sonra göğe yöneldi; gök duman halinde idi, fegale leha/göğe dedi (ha zamiri müennes, akıllı olmayan varlık için kullanılır) ve yere dedi, isteyerek veya istemeyerek gelin dedi,  o ikisi dediler “eteyna taiin/ittatkarlar olarak geldik”(41/11) taiin kelimesi, cemi müzekkeri salim olup, sadece akıllı varlıklar için kullanılır. 41/11’de de, 2/31’de de aynı kullanım olduğu görülmektedir. Gökler ve yere (41/11) dışarıdan bakıldığında akıllı olmadığı zannedilmektedir fakat iç yönüyle bu canlılarda büyük bir sistem ve işleyişe sahip olduğu bilinmekte dolayısıyla akıl sahibi oldukları anlaşılmaktadır. Melekler ise bu varlıkların sadece dış yönünü bilmekteydiler, Cenab-ı Hak Adem aleyhisselama bu cansız varlıkların hem dış yönünün  hem de üstün işleyişi olan iç yönlerini göstermiştir.

            Bir başka ayette karıncalar arasında geçen konuşma şu şekilde anlatılmıştır: “Süleyman için cinlerden, insanlardan ve kuşlardan olan orduları bir araya getirildi. Onlar düzenli olarak sevk ediliyorlardı. Nihayet karınca vadisine geldiklerinde, bir dişi karınca dedi ki; udhulu (cemi müzekkeri salim kipi, akıllı varlıklar için kullanılır)/evlerinize girin. Süleyman ve ordusu bilmeden sizi ezmesin”(17/17-18)

            “Bir zamanlar Yusuf babasına şöyle dedi: Ben 12 yıldızı, güneş ve ayı gördüm, ra eytü hüm (ben onları gördüm), bana secde ediyorlardı (sacidin)”(12/4) ayette de “hum” zamiri, akıllı varlıklar için kullanılır. Çünkü, o gökcisimlerinin tavrı, akıllı varlıkların tavrıdır. “Yeryüzünde hareket eder canlılar ve uçan kuşlar, sizin gibi ümmetlerdir. Biz bu kitapta (kuranda) hiç bir şeyi eksik bırakmadık. Sonra toplanacaklardır”(6/38) ayette de “hum” (ila rabbihim) zamiri, hareket eden hayvanlar ve kuşlar için kullanılıyor. Çünkü onlarda da, kendi işlerini yapacak akıl ve düzen vardır.

Prof. Dr. Abdulaziz Bayındır