2. Bakara Suresi 255. Ayet

O,Allah’tır.O’ndan başka ilah yoktur.Diridir, sürekli işinin başındadır. O’nu ne uyuklama tutar ne de uyku! Göklerde ve yerde olan her şey O’nundur. O’nun izni olmadan huzurunda şefaati (birinin yanında olmayı) kim göze alabilir? Onların önlerinde olanı da arkalarında kalanı da O bilir. Onlar, O’nun bilgisinden izin verdiği kadarı dışında birşey kavrayamazlar.Hâkimiyeti,gökleri de kapsar yeri de. Bu ikisini korumak O’na ağır gelmez. O yücedir, büyüktür.“(Bakara 2/255)     

            O,Allah’tır.O’ndan başka ilah yoktur.“(Bakara 2/255)

            Kişinin “o ne diyorsa onu yaparım” dediği zat artık kendisinin ilahı olur. Kainatta Allah’a baş kaldırabilecek durumda olan iki varlık insanlar ve cinlerdir. İnsanları insan yapan temel özellik onlardaki akıl değildir. Zira hayvanlarda da akıl olduğu bugün bilinmekte olduğu gibi araştırmalar derinleştiğinde eşyanın da akıllı varlıklar olduğu öğrenilecektir. Kuran-ı Kerim’de bizim cansız gördüğümüz varlıkların da akıllı olduğu bildirilmektedir. İnsanı imtihana tabi tutulmayan yani sorumlu olmayan diğer varlıklardan ayıran özellik onun dinleyen, gören ve karar veren bir yapıya sahip olmasıdır. İnsandaki çift yapı; hayvansal vücut ve ruhun üflenmesi ile oluşan yapıdır. Karar verme sırasında kalp ile akıl arasında uyuşma olmaz ise insan yanlış karar verecektir. Kişi karar verirken kalp menfaatleri öne alır, akıl ise hep doğrulardan yanadır. Kalp ile akıl bir noktada birleştiğinde ise insanın yanlış karar vermesi mümkün olmayacak, verse bile kısa zamanda dönmesi mümkün olacaktır. İnsanlar ve tüm varlıklar zorunlu olarak Allah’ın kuludur. Bir de insanların seçimine dayalı olarak gönüllü kulluk vardır. Kişinin kendisine göre belirlediği bir çok menfaati göz ardı ederek, kalp ve aklı birleştirerek Allah’ın koyduğu nizama göre yaşamayı tercih ettiğinde fıtrat üzerine yaşamış olan kişi gönüllü kul olacak ve kendisini huzurlu hissedecektir. Allah’tan başka ilah yoktur sözünü herkes kolayca söyleyebilir fakat bunu uygulamaya geçirmek tercihlerine yansıyan kişi için geçerli olacaktır.

            Diridir, sürekli işinin başındadır.“(Bakara 2/255)

            Allah hayy/diridir, kayyum/varlığı hiçbir şeye bağlı değildir-tamamen kendindendir. Allah dışında tüm varlıkların varlığı O’na bağlıdır. O’nu ne uyuklama ne de uyku tutar. Dolayısıyla bir an bile zerre kadar bir varlıktan habersiz olması söz konusu değildir. Kişi Allah’ın herhangi bir şekilde O’nun kendisinden habersiz olacağı bir anı aklından bile geçirmemelidir. O her an görevinin başındadır, uzak değil yakındır, kullarını bir an bile başıboş bırakmaz. ” Allah; ondan başka İlah yoktur! O diridir, varlığı kendindendir.”(Ali İmran 3/2) ayette de aynı ifade geçmektedir. İlgili başka bir ayet şöyledir; “O diridir; Ondan başka ilah yoktur. Dinine bir şey katmadan ona yalvarın. Her şeyi güzel yapan, varlıkların sahibi olan Allah’tır. De ki: Allah ile kendi aranıza koyup yardıma çağırdıklarınıza kul olmam bana yasaklandı. Bu yasak, Rabbimden bana, açık âyetler geldiği vakit kondu. Ben varlıkların sahibine teslim olma emri aldım.”(Mümin 40/65-66)

            “Onun izni olmadan huzurunda şefaati (birinin yanında olmayı) kimgöze alabilir?“(Bakara 2/255)

            Allah-u Teala şöyle buyuruyor; “Faiz yiyenler, şeytanın aklını çeldiği kimsenin davranışından farklı davranmazlar. Bu onların “alım-satım, tıpkı faizli işlem gibidir” demeleri sebebiyledir. Allah alım-satımı helâl, faizli işlemi haram kılmıştır. Kime, Rabbinden bir uyarı gelir de faize son verirse geçmişte olan kendinindir. Onun işi Allah’a aittir. Faize devam edenler ise ateşin arkadaşıdırlar; orada ölümsüzdürler.” (Bakara 2/275) Bu ayette görüldüğü üzere cehenneme sadece kafirler değil büyük günah işleyenler de girmektedir. İşte şefaatten, cehenneme giren bu büyük günah işlemiş müminler yararlanacaklardır. Allah Teâlâ şöyle demiştir: “Günahkârları, suya koşarcasına cehenneme sevk edeceğiz. Rahman’dan söz almış olanlar dışında kimse şefaatten yararlanamayacaktır.“ (Meryem 19/86-87) “Allah ile aralarına koyduklarını yardıma çağıranlar, şefaatten yararlanamazlar; oysa bilerek  doğruya şahitlik edenler öyle değildir.” (Zuhruf 43/86) Rahmandan söz alanlar, kendilerini şirkten koruyanlardır. Bunlar, bilerek doğruya şahitlik eden yani “Allah’tan başka ilah olmadığına şahitlik ederim” diyenlerdir. “O gün herkes yaptığının karşılığını görecek ve o gün en küçük bir haksızlık olmayacaktır. Allah hesabı çok çabuk görür.” (Mümin 40/17)Cennete giden kişiler, şirk dışında büyük günah işlemiş yakınlarını Allah’ın izniyle yanlarına alabileceklerdir. (Geniş bilgi için bkz: http://www.suleymaniyevakfi.org/kuran-dersleri/2-bakara-suresi-48-ayet.html )

            Onların önlerinde olanı da arkalarında kalanı da O bilir.“(Bakara 2/255)

            Allah’ın bilgisi Kuran-ı Kerim’de şöyle tarif edilmektedir: “De ki: “rabbimin kelimeleri için deniz mürekkep olsaydı bir o kadarını da ona katsaydık, Rabbimin kelimeleri tükenmeden deniz tükenirdi.”(Kehf 18/109) İnsanlık ise bu bilgiden ancak az bir kısmını bilmektedir; “Sana ruhu soruyorlar. De ki: “Ruh Rabbinizin emridir . Size verilmiş olan bilgi pek azdır.”(İsra 17/85) ayette geçen “ruh” bilgiyi ifade etmektedir, bu bilgi de Kuran’dır. Allah-u Tealanın sonsuz bilgisinden ancak çok az bir kısmı Kuran-ı Kerim ile bize verilmiş ve yaratılan ayetlerdeki bilgilerle birlikte okunmalıdır. Bu birlikte okuma sonucunda çok büyük bilgilere ulaşılabilinir fakat yine de Cenab-ı Hakkın o sonsuz ilminden yine küçük bir parça öğrenmiş olunabilir.

            Cenab-ı Hak kişilerin içinde tuttuğu ya da açığa vurduğu bilgi için de şöyle buyuruyor;De ki: İçinizde olanı gizleseniz de açığa vursanız da Allah onu bilir. Göklerde ne var, yerde ne varsa onları da bilir. Allah’ın her şeye gücü yeter. De ki; “Eğer Allah’ı seviyorsanız bana uyun ki; Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Allah’ın bağışı çok, ikramı boldur”. Bir gün herkes, yaptığı iyiliği karşısında bulacaktır; yaptığı kötülük de öyle. O gün ister ki, kötülükler keşke çok gerilerde kalsaydı. Allah sizi kendine karşı uyarır. Allah kullarına karşı pek şefkatlidir.”(Ali İmran 3/29-31)

            Onlar, O’nun bilgisinden izin verdiği kadarı dışında bir şey kavrayamazlar.“(Bakara 2/255)

            Cenab-ı Hak her şeyi sonsuz ilmi ile tüm inceliklerine kadar bilir. Ancak kullar O’nun öğrettiği ve izin verdiği kadarını bilebilirler. Varlıklara yerleştirilen bilgi, Allah’ın sonsuz bilgisinin bir parçası olduğu için o, şöyle demiştir: “… Onlar onun bilgisinden onun belirlediği kadarı dışında bir şey kavrayamazlar.”Öyleyse en bilgili insan, Adem aleyhiselâmdır. Şu ayetler bu bilginin ona yazıyla öğretildiğini gösterir: “Rabbin kalemle öğretti;  insana bilmediğini öğretti.” (Alak   96/4-5) Varlıklar, Allah’ın yarattığı ayetlerdir. Onlardan öğrenilen bilgi ile indirilmiş ayetlerdeki bilgi arasında tam bir uyum olur. İnsan bu bilgiyi daha çok öğrenerek önce kendini geliştirmeli sonra da insanlığa faydalı olmalıdır. O zaman o da bütün varlıklar gibi Yaratıcıya boyun eğecek ve yalnız ona kul olmanın mutluluğunu yaşayacaktır. “Kulları arasında Allah’tan çekinenler sadece onun bilgili kullarıdır.” (Fâtır 35/28) buyrulması bundandır. Dolayısıyla bu bilgi insanlığın yaratılış gayesidir. (Geniş bilgi için bkz: http://www.suleymaniyevakfi.org/kuran-dersleri/2-bakara-suresi-31-ayet.html )

            Allah-u Teala her insana farklı bir kavrama gücü, her insana da farklı kabiliyetler vermiştir. Kişi bu kabiliyetlerini keşfettiğinde kendi yeteneğini geliştirerek, uzmanlaşarak alanında çok yükselir. İlim bu farklı kabiliyetleri keşfetmeye yarar. Allah-u Teala şöyle buyuruyor; “Allah’ın birinizi diğerine üstün kıldığı şeylere imrenmeyin. Erkeklere ait olan, onların kazandıklarından bir paydır. Kadınlara ait olan da onların kazandıklarından bir paydır. Siz Allah katında üstün olanı isteyin. Çünkü Allah her şeyi bilir.”(Nisa 4/32) Ayette bildirildiği üzere kişinin kendine özel verilmiş olan kabiliyetini geliştirmesi, başkasında olanla ilgilenmemesi gerekmektedir. Zira herkesin başkasında olmayan bir kabiliyeti vardır. Ne kadının erkeğe, ne erkeğin kadına, ne fakir zengine, ne de zengin fakire özenmemeli, her kes kendisine verileni geliştirmelidir. 

            Hâkimiyeti,gökleri dekapsar yeri de. Bu ikisini korumak O’na ağır gelmez. O yücedir, büyüktür.“(Bakara 2/255)

            Allah’ın “kürsisi” O’nun hakimiyetini ifade etmektedir. Göklerde ve yerde ne varsa hepsi Allah’ındır, O kendi hakimiyetine hiç bir şeyi ortak etmez. Demek ki varlıklar Allah’ın bir parçası olamazlar. Zira sahibi olunan bir şey sahibinden farklı olmalıdır.Cenab-ı Hakkın her şeyin sahibi olması ile yaratılanların onun bir parçası olması çok farklı şeylerdir.Ayetin bu kısmında Allah dışındaki varlıkların gerçek olduğunu, Allah’ın onları koruduğunu bildirmekte ve vahdet-i vücudu reddetmektedir. Çünkü vahdet-i vücud inancına göre “Allah’tan başka varlık yoktur; varlık diye bilinenler onun gölgesidir. Aslında gölge de yoktur.”  Allah insanı öyle bir varlık olarak yaratmıştır ki insan O’nun onayı olmadan hiç kimseye arka çıkamaz. İnsanın kendi iradesi ve isteği dahilinde yapabileceği bir takım şeyler olduğu gibi, asla yapamayacağı şeyler de çoktur. Cenab-ı Hak şöyle buyuruyor; Kul (iradesinde serbest) bir şey yapmak isterse, Allahın kurallarına uygun olarak Allah onay verir ,ol der, olur. Bir kitaba kaydedilir, sonra oluşur. Kayıttan sonra değişiklik olmaz. (Kainatın sistemini Allah koyar. Bunun içine, insana hür irade vermesi de dahildir)  İçinizden, gerekeni yapan ve doğru iş yapmak isteyenler için doğru bilgidir. Gösterilen gayret Allahın koyduğu ölçüye uyarsa kabul edilir. (İyi not alır, ahiret için muttaki olur) (Tekvir 81/28-29) İnsana hareket serbestisini veren Cenab-ı Haktır ve O’nun ilahlığının yerini almak isteyenler hiç haddi olmayan ve asla ulaşamayacakları bir hayal peşindedirler. Bu durum şeytanın Adem aleyhisselâmı yok olmayacak saltanat ve ölümsüzlük gibi Allah’a ait olan şeylerle kandırmasına benzemektedir. Bu gün Hristiyan ve Yahudiler kendilerini Allah’ın oğulları ve sevgilileri sayarak O’nun saltanatına ortak olmaya çalışır. İslam alemi içerisine de Ehlullah diye bir kavram girmiştir. Ehlullah Allah’ın ailesi demek olup, böyle bir şey asla söz konusu olamaz, O’nun dışında olan herkes ve her şey ancak O’nun kuludur. Müslümanlık iddiasında bulunan kimselere düşen  yalnızca Cenab-ı Hakka kul olmaktır.

Prof. Dr. Abdülaziz Bayındır