2. Bakara Suresi 191. Ayet

(Savaşta onları) yakaladığınız yerde öldürün. Sizi çıkardıkları yerden, siz de onları çıkarın. Bu fitne (savaş ateşi) adam öldürmekten ağır bir suçtur. Mescid-i Haramyanında onlarla savaşmayın, kendileri savaş açarlarsa başka. Eğer savaşırlarsa, onlar öldürün. O kâfirlerin cezası işte böyledir.“(Bakara 2/191)

            Ayette geçen “yakaladığınız yerde öldürün” emri savaş meydanında Müslümanlara karşı bire bir savaşan kimseler için geçerlidir. Nitekim ceza, suçu işleyenin yaptığının dengini kendisine tattırmakla vuku bulacaktır. Konu savaş olduğu için ayette geçen “katl” kelimesine “kital” anlamı verilmiştir. Allah-u Teala şöyle buyuruyor; “Kendini doğrulara kapatanlarla (kafirlerle) savaşta karşılaşınca boyunlarını vurun. Onları etkisiz hale getirince sıkı güvenlik çemberine alın. Sonra karşılıksız, ya da fidye alarak serbest bırakın ki savaşın ağırlığı kalmasın. Allah’ın tercihi farklı olsaydı onların hakkından kendisi gelirdi. Böyle olması, birinizi diğerinizle denemek içindir. Allah, kendi yolunda öldürülenlerin yaptıklarını karşılıksız bırakmaz.”(Muhammed 47/4)

            Ayette geçen “fitne” kelimesinin kökü “fetn”dir. Kuyumcuların altını potaya koyarak yabancı maddelerden ayrıştırıp, saflaştırma işlemine denir. İşte bu ayrıştırma ve saflaştırma işleminde olduğu gibi; “fitne” insanın özünü bozup bozmayacağı üzerine imtihan edilmesi demektir. “Bilin ki, mallarınız da çocuklarınız da imtihan içindir.  Büyük karşılık yalnız Allah katındadır. “(Enfal 8/28) Suçu işleyenin yaptığına dengi bir ceza verilmez de, yanına kar bırakılırsa, kaynayan pota gibi bir fitne ateşi ortaya çıkacaktır. Nitekim günümüzde suç ile ceza arasındaki uyum kaybedildiğinden dolayı fitne tüm dünyayı sarmış durumdadır.

            Anlam bütünlüğünden kopartılıp, Müslümanlara saldırmayan müşriklerin öldürülmesi için delil alınan bir ayet şöyledir; “(Dört) yasak ay  çıkınca o müşrikleri  bulduğunuz yerde öldürün. Onları yakalayın, onları kuşatın, onlar için her gözetleme yerinde oturun. Ama tevbe ederler, namaz kılarlar, zekât verirlerse yollarını açın. Allah’ın bağışlaması çok, ikramı boldur.”(Tevbe 9/5) Günümüzde kimi grupların İslam adı altında buldukları her müşriği öldürmelerinin farz olduğunu söyleyip uygulayanlar ayetin bir kısmını ayırarak kendilerine delil alanlardır. Oysa ayette geçen müşriklerin; Hudeybiye’de Allah’ın elçisiyle yaptıkları antlaşmayı bozan müşrikler olduğunu ilk ayetlerin tümünü okuyarak şu şekilde anlayabiliriz; “Antlaşma yaptığınız müşriklere, Allah ve Elçisi tarafından yapılan ilişkiyi kesme duyurusudur. Bu topraklarda dört ay daha dolaşın. Bilin ki, Allah’ı çaresiz bırakamazsınız. Ama Allah, görmezlik eden kâfirleri rezil eder. Bu büyük hac gününde Allah ve Elçisi tarafından bütün insanlara bildirilen şudur: Allah’ın o müşriklere desteği yoktur; Elçisinin de öyle. Ey müşrikler, tevbe ederseniz hayrınıza olur. Sırt çevirirseniz bilin ki, siz Allah’ı çaresiz bırakamazsınız. Görmezlik eden kâfirlere acıklı bir azabı müjdele. Bu duyuru, sizinle antlaşma yapmış ve daha sonra bir kusur işlememiş, size karşı kimseye destek vermemiş müşrikleri kapsamaz. Onlara karşı olan andınızı süresinin sonuna kadar koruyun. Allah korunanları sever. (Dört) yasak ay  çıkınca o müşrikleri  bulduğunuz yerde öldürün. Onları yakalayın, onları kuşatın, onlar için her gözetleme yerinde oturun. Ama tevbe ederler, namaz kılarlar, zekât verirlerse yollarını açın. Allah’ın bağışlaması çok, ikramı boldur.”(Tevbe 9/1-5) Ayette geçen duyuru, haram aylarının ikincisi olan Zilhicce’de yapılmıştı. Buradaki haram aylar (el-eşhuru’l-hurum) bilinen aylar değil, ikinci âyette belirtilen dört aydır. Haram denmesi, bu süre içinde muhatapların dokunulmaz sayılmasından dolayıdır. Ayetlerde geçen cezalandırma işlenen suça denk cezadır. Nebimiz Mekkelilerle antlaşma yapmış, fakat onlar antlaşmayı bozmuş Medine’nin dış mahallelerine baskınlar yapmış, insanları öldürmüş ve hayvanları alıp gitmişlerdir. İşte bu bozulan antlaşma sonucu ilişkilerinin kesilmesi ayette anlatılmakta ve bu suçu işleyenlerin bulunduğu yerde öldürülmeleri emredilmektedir. Aralarında antlaşmayı bozmamış olanlara bir şey yapılmayacağı, ayrıca onlarla olan müsalahaya uyulması gerektiği ayette bildirilmektedir.

Prof. Dr. Abdülaziz Bayındır