2. Bakara Suresi 186. Ayet

Kullarım sana beni sorarlarsa, ben onlara yakınım. Beni yardıma çağıranın çağrısına cevap veririm. Onlar da benim çağrıma cevap versinler ve bana güvensinler ki olgunlaşabilsinler.“(Bakara 2/186)

            Batıl olan tüm dinlerde, insana uzak olan Allah inancı vardır. Bu durumu oluşturanlar Allah’a uzanmak için bir aracı ararlar. Allah ile kendi aralarında aracı olacaklarına inandıkları değerlerin/kimselerin kendilerini kurtaracaklarını zannederler. Böylece artık haşa ön ilah gibi tüm dualarını da bu aracılara yaparlar. Fakat bu hakkında hiç bir delil olmayan bir durumdur ve bu tamamiyle şirkin tanımıdır. Allah-u Teala şöyle buyuruyor; “İnsanların bir araya getirildikleri gün onlara düşman olacaklar ve yaptıkları kulluğu kabul etmeyeceklerdir. Kıyâmet gününe kadar cevap veremeyecek bir kimseyi, Allah ile arasına koyarak çağrıda bulunandan daha sapık kimdir? Bunlar on­ların çağrısın­ın farkında bile değillerdir. De ki; “Allah ile aranıza koyarak  çağrıda bulunduklarınızın ne olduklarını gördünüz mü? Gösterin bana; yer­yüzünde neyi yaratmışlar? Yoksa göklerde bir payları mı var? Söyledikleriniz içinize yatıyorsa   bu konuda bana, daha önce gelmiş bir kitap veya bir bilgi kırıntısı getirin.”(Ahkaf 46/4-6)

            “Dua ve İbadet ilişkisi”

            Dua, çağrı anlamına mastardır. Daha sonra küçükten büyüğe, aşağıdan yukarıya iletilen istek ve ihtiyaç anlamına örf olmuş, isim olarak da kullanılmıştır. “Dua dinledim, dua okudum” denmesi bundandır .İbadet ise taat anlamına gelir; taat boyun eğmek demektir, daha çok emre uymak ve izinden gitmek anlamında kullanılır . Türkçe’de buna kulluk denir. Terim olarak ibadet, Allah’ın emrini yerine getirmek için samimi niyetle namaz kılma ve oruç tutma gibi eylemlere verilen addır. Dua ile ibadet arasında sıkı bir bağ vardır. İbadetin asıl hedefi duadır. Yani insan, Allah’a ibadet ederek bazı isteklerini elde etmek ister. Allah Teâlâ da dualarımızın kabulü için hem namaz kılmamızı, hem de sabırlı olmamızı emrederek şöyle buyurur: “Müminler! Sabır göstererek ve ibadet ederek  yardım isteyin. Allah sabredenlerle beraberdir.”(Bakara 2/153) Nebimiz “dua ibadetin iliğidir, dua ibadetin özüdür “(Tirmizi Dua,1, Hadis no; 3371, 3372) demiştir. Dua yerine ibadet kelimesi kullanılırsa dua ile ibadet arasındaki ilişkiler tümüyle kaybolarak aracılardan medet umulmaya başlanır. İsteklerini bir veli, bir ruhani aracılığı ile Allah’a sunan, önce onu razı etmek ister. Ona, hediyeler, adaklar sunar, manevi huzurunda eğilir. Bu durumun aracı edilene kulluk olduğunu Ahkaf suresi 46/4-6 ayetlerden anlaşılmaktadır.

            Allah-u Teala kullarına yakınlığı hakkında şöyle buyuruyor; “İnsanı Biz yarattık ve nefsinin ona ne fısıldadığını biliriz, Biz ona şah damarından daha yakınız.”(Kaf 50/16) Nasıl ki insanın şah damarı ile vücudunun arasına girecek her hangi bir şey insanı öldürürse, Allah ile araya girecek her hangi bir şey de insanı manen öldürecektir. Bu söylemden sonra Nebinin araya girdiğini iddia edenler yol göstermek ile araya girmenin farkını anlayamamışlardır. Resuller birer örnektir ve Allah’ın dediğini tebliğ etmekle görevlidirler. Cenab-ı Hak şöyle buyurmaktadır; “De ki ben sadece Rabbime duâ ederim; ona kimseyi şirk koşmam.” (Cin 72/20) Her şeyimizi borçlu olduğumuz ve her an muhtaç olduğumuz nasıl dua etmemiz gerektiğini bize öğreten Cenab-ı Hak’tır. İnsan yalnızca Allah’a kulluk eder ve güvenirse git gide artan bir olgunluk sahibi olacaktır. Anlaşılıyor ki oruç ile dua arasında sımsıkı bir ilişki bulunmaktadır. Hazır oruçluyuz, Kur’an’ımızı okuyor, şükrümüzü de ifa ediyoruz. Yani yukarıdaki ayette Allah’ın bizlerden istediği gibi biz ona karşılık veriyor, onun istediklerini yapıyoruz. Aynı zamanda şeksiz şüphesiz bir şekilde Ona güveniyoruz. O halde sıra bizde: Açalım ellerimizi Ondan isteyelim. Ondan karşılık bekleyelim.  Ona yalvara yalvara, için için dua edelim. Onun istediği gibi: “Rabbinize için için yalvararak gizlice dua edin. O, taşkınlık edenleri sevmez.”(Araf 7/55)

Prof. Dr. Abdulaziz Bayındır