2. Bakara Suresi 184. Ayet

(Size yazılan oruç) sayılı günlerde tutulur. Sizden kim, hasta veya yolculuk halinde olursa, tutmadığı günler sayısınca diğer günlerde tutsun. Orucu tutabilecek olanların bir çaresizi doyuracak kadar fidye (fitre) vermesi de gerekir. Kim bir iyiliğin fazlasını yaparsa onun için iyi olur. Oruç tutmanızın ne kadar iyi olduğunu bilseniz, (hasta ve yolcu olmanıza rağmen) tutarsınız.“(Bakara 2/184)

            “(Size yazılan oruç) sayılı günlerde tutulur.”(Bakara 2/184)

            Bakara 185.ayetteki emirle, oruç Ramazan ayına özel bir ibadettir. Ramazan kameri aylardandır. Yani ayın hareketlerine göre belirlenir. Bu sebeple Ramazan, her yıl bir önceki yıla göre on veya on bir gün önce gelir. Dolayısıyla bazen kışın, bazen yazın oruç tutulur. Böylece Müslüman, soğukta, sıcakta ve her mevsimde Allah’ın oruç emrini yerine getirme fırsatını yakalar. Oruç, davranışlara olumlu etki etmelidir. Allah’ın elçisi şöyle buyurmuştur: “Yalan söylemeyi ve yalanla iş görmeyi bırakmayan bir kimsenin, yemeği ve içmeyi bırakmasına, aç kalmasına, Allah’ın ihtiyacı yoktur!” ((Buhari, Savm, 8; Tirmizi, Savm, 16)) “Oruç tutan öyle insanlar vardır ki, kârları sadece açlık ve susuzluk çekmektir.” ((İbn Mace, Sıyam, 21)) “Oruç bir kalkandır. Oruçlu kötü söz söylemesin. Kendisiyle itişmek ve dalaşmak isteyene ‘ben oruçluyum, ben oruçluyum’ desin ve onunla dalaşmasın.” ((Buhari, Savm, 2; Müslim, Sıyâm, 164)) “Kim inanarak ve sevabını yalnız Allah’tan bekleyerek Ramazan orucunu tutarsa geçmiş günahları bağışlanır.” ((Buhari, Savm, 6)) 

            “Sizden kim, hasta veya yolculuk halinde olursa, tutmadığı günlersayısınca diğer günlerde tutsun.”(Bakara 2/184)

            Hasta veya yolcu olanlar oruç tuttukları takdirde daha zor bir durumda karşılaşacaklarsa veya hastalıklarının artma ihtimali varsa bu takdirde oruç tutmamaları gerekir. Bununla ilgili bir hadis şöyledir: Câbir b. Abdillah radıyallahu anhtan rivâyete göre, Nebi sallallahu aleyhi ve sellem Fetih yılı Mekke’ye doğru yola çıkmıştı. Kurau’l-Gamîm denilen yere varıncaya kadar kendisi de ashabı da oruçlu idiler. Nebi’ye: “Oruç insanlara zor geliyor, onlar sizin yaptığınıza bakıp duruyorlar.” Denildi. Nebi de  ikindiden sonra bir bardak su istedi ve insanların gözü önünde içti. Bunu görenlerin bir kısmı oruçlarını açtılar, bir kısmı ise oruca devam ettiler. Bir kısım ashabının oruçlarına devam ettikleri haberi kendisine ulaşınca: “Onlar itaat etmiyorlar, isyan etmişlerdir.” buyurdular. ((Müslim, Sıyâm, 90 (1114); Tirmizi, Savm 18)) Bu hadis, hastalık ve yolculuk durumunda oruç tutmanın iyi olduğunu bildiren ayete aykırı değildir. Zira bu hadis, hasta veya yolcu iken oruca devam etmesi halinde bünyesi zarar görecek olanların oruca devam etmemesini beyan etmektedir. Bu durumda olan kimselerin oruca devam edip bünyelerine zarar vermeleri, “isyan” sayılmıştır. Kişinin orucu tutmama sebebi olan durum ortadan kalktığında, tutmadığı günler sayısınca orucunu tutar.

            “Orucu tutabilecek olanların bir çaresiz idoyuracak kadar fidye (fitre) vermesi de gerekir.” (Bakara 2/184)

             Günümüzde meallerde “orucu tutamayacak durumda olanlar” anlamı verilen bu  ifadenin doğrusu “orucu tutabilecek durumda olanlar”dır. “alellezine yutikunehu” ifadesi olumlu bir ifadedir, bu ifadeye “la” takısı ekleyerek olumsuz yapan alimler hata etmektedirler. Bu ifadeye olumsuz anlam verenleri yanıltan “ettakatu” kelimesine verilen yanlış anlamdır. “Takatu” güç kuvvet demektir, Türkçemize de takat olarak geçmiştir. Bakara 286.ayette de “Rabbimiz! Takat getiremediğimiz yükü bize yükleme…” şeklinde geçmektedir. Yani “zorlanacağımız yükü bize yükleme” demektir. Yoksa “gücümüzün yetmediğini yükleme” değildir. Çünkü gücümüzün yetmediği yükü yüklememe, zaten Allah’ın bir kanunudur. O şöyle buyurur: “Allah, kimseye gücünün yettiğinden fazlasını yüklemez.” (Bakara 2/286)Takat yetmesi; zorlanmak ve yapamamak anlamına gelmediği gibi tam tersi olarak; kişinin zorlanmadan yapabileceği kadarına isim olmuştur.

            Halk arasında fidye olarak bilinen ve oruç tutamayanların vermesi gerektiği söylenen aslında oruç tutanların vermesi gereken fitredir. Orucu tutamayanlar ancak durum ortadan kalktığında tutamadıkları oruçlarını tutarak kurtulabilirler, fidye denilen parayı vermekle kurtulamazlar. Nebimiz “Allah-u Teala fitreyi zengin olsun fakir olsun, kadın olsun erkek olsun herkese farz kılmıştır” demektedir. (Abdullah b. ömer Buhari zekat, 70,71,73. Müslim zekat 13) Nebimizin bir ibadetin farz olduğunu söylemesi için, o ibadetin Kuran-ı Kerim’de olması gerekmektedir. Bugün çocuklar için de fitre verilmesinin farz olduğunu diğer bir hadise bakarak söylemektedirler. Fakat hadisler bugüne gelene kadar değiştirilmiştir. Doğruluğunu ancak Kuran’a bakarak anlayabiliriz. Çocuklar henüz ibadetle yükümlü değillerdir bu yüzden de çocuklar için fitre verilmesi gerekmez.

            Sonuç olarak oruç tutamayan, tuttuklarında hastalıkları artacak ya da yolculukta çok büyük sıkıntıya girecek olan kişilerin oruç tutmamaları izni verilmiştir, daha sonra bu hasta ve yolcuların yapması gereken, tutamadıkları günler sayısınca oruç tutmaktır. Oruç tutma fırsatı bulamadan ölürse bir sorumluluğu olmaz. Bu gibi kişilerin ödeyecekleri bir fidye de yoktur.

            “Kim bir iyiliğin fazlasını yaparsa onun için iyio lur.“(Bakara 2/184)

            Fidye verenin daha çok vermesi iyiliğin artması demektir. İyiliği içten yapmak, karşılığını yüce Allah’tan gönülden umarak yapmaktır. İyiliğe bilinçli olarak başlamak ve gönülden niyet etmek gereklidir. Niyet, içten bir şeye karar vermek, bir işi ne için yaptığını kesinlikle bilmektir. Dînî bakımdan niyet, “Bir görevi, Allah Tealâ’nın emrine uymak ve ona yakınlık kazanmak için yerine getirme kararından” ibarettir.

            “Oruç tutmanızın ne kadar iyi olduğunu bilseniz, (hasta ve yolcu olmanıza rağmen) tutarsınız.”(Bakara 2/184)

            Allah-u teala hasta ve yolcuların oruçlarını tutmamalarına izin vermiştir. Yoksa bu kişilere oruç tutmak yasak değildir. Hatta aksine Allah-u Teala kişinin tercihine göre hasta ya da yolcu iken oruç tuttuğunda daha hayırlı olacağını söylemektedir. Bu ayette de gördüğümüz üzere yüce Allah bize iyilikleri anlattığı gibi, iyiden daha iyiyi de göstermekte ve her şeyi en ince ayrıntısına kadar anlatmaktadır.

Prof. Dr. Abdülaziz Bayındır