2. Bakara Suresi 177. Ayet

 İyilik, yüzünüzü doğu ve batı tarafına çevirmeniz değildir. İyilik; Allah’a, ahiret gününe, meleklere, kitaplara ve nebîlere inanıp güvenen kişinin yaptığıdır. Böyle bir kişi, sevmesine rağmen malını, kendine yakınlığı olanlara, yetimlere, çaresizlere, yolda kalanlara, isteyenlere ve boyunduruk altındakilere verir. Namazı tam kılar ve zekâtı verir. Bunlar anlaşma yaptıkları zaman da yükümlülüklerini yerine getirirler. Baskılara, zorluklara, bir de baskın anında olacaklara karşı dirençli olurlar. Özü sözü doğru olanlar bunlardır. Allah’tan çekinerek korunanlar da bunlardır.”(Bakara 2/177)

                        Yüzün çevrildiği yönden kasıt kıbledir. Peygamberimizin önceleri Beyt-i Makdis’te bulunan Mescid-i Aksa tepesine doğru namaz kılması yine Allah’ın emriyledir. Allah-u Teala önceki peygamberleri saydıktan sonra şöyle buyurmaktadır; “Bunlar Allah’ın yola gelmiş saydığı kimselerdir; sen de onların yoluna gir. De ki: “Ben Kur’ân’ı tebliğe karşılık sizden bir şey beklemiyorum. O, herkes için sadece bir öğüttür o kadar.”(6/90)  İşte bu ayette geçen onların yoluna girme emri peygamberimizin o zaman namaz kılan kitap ehlinin kıblesine yönelmesinin delilidir. Daha sonra “(Namaza) kalktığın her yerde yüzünü Mescid-i Haram tarafına çevir. Nerede olursanız olun, yüzünüzü onun tarafına çevirin ki, insanların size karşı bir delili olmasın. İleri geri konuşan konuşur ; onlardan değil, benden korkun. Bir de bu, size olan iyiliklerimi tamamlayayım diyedir; belki işlerinizi yoluna koyarsınız.”(Bakara 2/150) ayeti ile o kıble değiştirilmiş ve peygamberimize uyanlar ve uymayanlar birbirinden ayrılmıştır. Müslümanların belirlenen bu kıbleye dönmelerinin sebebi; Yahudi ve Hristiyanlar gibi hem Allah’ın doğru yolunda olan biziz diyip hem de ayrılıklara düşenlere benzememek içindir. Nitekim ayette bu durum şöyle ifade edilmektedir; “Kendilerine Kitap verilenlere bütün ayetleri getirsen senin kıblene uymazlar. Sen de onların kıblesine uymazsın. Onlardan hiç biri diğerinin kıblesine de uymaz . Sana gelen bu bilgiden sonra onların isteklerine uyarsan, gerçekten, yanlış yapanlara karışır gidersin.”(Bakara 2/145) İşte tüm bu ifadeler kıbleye dönmenin sebebini açıklamakta ve kıblenin namaz için önemli olduğu anlaşılmaktadır. Kıbleye dönmek insana bir övünç kaynağı sağlamayacaktır. Örneğin bugün camilerde kıbleye ayak uzatmayıp büyük iyilik yaptığını düşünenler, ayetin devamında gelen iyilikleri faaliyete geçirme konusunda ya da Cenab-ı Hakkın ayetlerini anlama ve tebliğ etme konusunda da bu kadar gayret sahibi midirler diye düşünmek gerekir.

            “İyilik; Allah’a, ahiret gününe, meleklere, kitaplara ve nebîlere inanıp güvenen kişinin yaptığıdır.”(Bakara 2/177)

            Her insan kendini iyilik sever, dürüst, ibadet ve itaatinde kabul eder. Fakat mühim olan Allah’ın iyiliğini onaylayacağı kişilerden olmaktır. Cenab-ı Hak Bakara 177. ayette iyiliğini onaylayacağı kişileri tarif etmiştir. En büyük iyilik Allah’a inanmak yani O’na tam güvenmek ve teslim olmaktır. Allah-u Teala müminleri şöyle tarif ediyor; “Müminler ise,  aralarında hüküm versin diye Allah’a ve elçisine çağrıldıklarında sadece şu sözü söylerler “dinledik ve boyun eğdik”. Umduklarına kavuşacak olanlar işte bunlardır.”(Nur 24/51) Ahiret gününe inanmak da, inanıyorum demek değil, yaptığı her şeyin hesabını vereceğini bilerek yaşamaktır. Kitaba ve Resulullah’a inanan kişinin o resule vahyi getiren resul Cebrail’e de inanması gerekmektedir. Sadece Cebrail değil; tüm meleklere inanmak Allah’a, ahiret gününe, kitaba ve nebilere inanmakla ilgilidir. Zira Resul’e vahyin indirilmesi Cebrail ve melekler topluluğu tarafından gerçekleştirilmiştir. Bu durum ayette şöyle ifade ediliyor; “Allah gaybı bilendir. Fakat gaybını kimseye bildirmez. Razı olduğu resul hariç. Vahiy gelirken, peygamber’in önüne ve arkasına gözcüler diker. (şeytanın vesvesesinin peygamber’i meşgul etmesini engeller) O peygamber bilsin ki bu gelen sözler Allah’ın sözüdür. Onu iyice kavrasın ve her şeyi zihnine iyice yerleştirsin.”(Cinn 72/26-28) Cebrail’den vahiy gelmesini dışlayıp kendilerinin direk Allah’tan vahiy aldığını iddia eden kimseler de vardır. Bu kimseler yazdıklarını Allah’a ait göstermek için her türlü yola başvururlar. Meleklere iman etmek ise böyle bir durumu ortadan kaldıracaktır. Cenab-ı Hakkın Melekler tarafından Peygambere indirdiği kitaba inanmak ise, kitapta yazanları kayıtsız şartsız kabul etmektir. Nebilere inanmak; Allah’tan vahiy alan ve aldıkları vahyi tebliğ eden peygamberlerin tümünü kabul etmektir. Peygamberler vahyi tebliğ etmek zorundadırlar. Her insanın içine bir takım şeyler doğar fakat bunlar vahiy gibi olamaz. İnsanlara gelen ilhamlar, Cenab-ı Hakkın onlara bir bilgi vermesi, yol göstermesidir ve yalnızca kendilerini ilgilendirir. Allah-u Teala insanlara verdiği bilgiyi şöyle ifade etmiştir; “Nefse yemin olsun ve onu tesfiye edene, Sonra nefse fücurunu da, takvasını da ilham eyleyene. İnsan kendi nefsine karşı en sağlam delildir.”(Şems 91/7-8)

            Cenab-ı Hak ayette inanç esaslarını saymıştır. Sonuç şöyledir;

            1. Allah’a inanmak,

            2. Ahiret gününe inanmak,

            3. Meleklere inanmak,

            4. Kitaplara inanmak,

            5. Nebilere inanmak.

            Görüldüğü gibi bir altıncı madde olarak kadere iman şartı ne bu ayette ne de Kuran-ı Kerim’in başka bir ayetinde geçmemektedir. Nitekim “kader” ölçü demektir. Geçtiği tüm ayetlerde Cenab-ı Hakkın yarattığı “ölçü”yü ifade etmektedir.

            “Böyle bir kişi, sevmesine rağmen malını, kendine yakınlığı olanlara, yetimlere, çaresizlere, yolda kalanlara, isteyenlere ve boyunduruk altındakilere verir. Namazı tam kılar ve zekâtı verir.”(Bakara 2/177)

            İnanç esaslarına sahip olan bir insanın yapması gereken iyilikler ayetin devamında sıralanmaktadır. Cenab-ı Hakkın razılığını, malını biriktirip zengin olma arzusuna tercih edip, en yakınlarına, yetimlere, çaresizlere, zor durumda kalmış yolculara, isteyenlere ve esirlere vermek büyük iyiliktir. Ayette geçen “isteyenler” ifadesi; yalnızca pazar istemeyi değil, yol sormayı, bilgi sormayı, akıl istemeyi de kapsamaktadır. Bütün bu durumlar karşılaşılan büyük imtihanlardır ve kişi karşılaştığı zaman doğru tercihi yapmalıdır. Namazı kılmak ve zekatı vermek de bu iyi işlerle birlikte anılmıştır. Zekatın ayrıca anılması, yakınlara, yetimlere, çaresizlere, yolda kalanlara, isteyenlere ve esirlere verilenin zekattan ayrı verilen yardım olabileceğini de işaret etmektedir.

            “Bunlar anlaşma yaptıkları zaman da yükümlülüklerini yerine getirirler.“(Bakara 2/177)

            Söz vermek müminlere bir emirdir ve Cenab-ı Hakkın müminler hakkındaki tarifinin içinde yer almıştır. “Müminler, akitlerinizin  gereğini yerine getirin…”(Maide 5/1)Akit, sözleşme demektir. Müminlerin asıl sözleşmeleri Allah iledir. Bu şekilde oluşturdukları bağa itikad denir. İtikad, kişinin inancını gösterir. Yaptığı ameller de bu inancının gereğidir. Söz vermek Allah-u Teala’nın çok önemsediği bir husustur ve bir çok ayette söz verilen sözün tutulmasının önemi ifade edilmiştir. Allah-u Teala şöyle buyuruyor; “Güçlü  haline ulaşıncaya kadar yetimin malına el sürmeyin; daha iyi bir sebeple olursa başka . Bir de verdiğiniz sözü yerine getirin . Çünkü verilen söz sorumluluk doğurur.”(İsra 17/34) Cenab-ı Hak söz verip yerine getirmeyen müminleri ise şu şekilde uyarmıştır; “Ey iman edenler, niçin yerine getiremeyeceğiniz sözleri veriyorsunuz? Yapmayacağınız sözü söylemek, Allah katında ağır bir suçtur.”(Saff  61/2-3)

            “Baskılara, zorluklara, bir de baskın anında olacaklara karşı dirençli olurlar.”(Bakara 2/177)

            Bu dünyaya gelme nedenimiz imtihan olmaktır. Müminlerin hedefi de bu imtihanı kazanmak olmalıdır. Allah-u Teala şöyle buyuruyor; “Mallardan, canlardan ve ürünlerden eksilterek sizi korku ve açlık olgusu ile yıpratıcı bir imtihandan geçireceğiz; bundan kaçış olmaz. Sen sabır gösterenlere müjde ver.”(Bakara 2/155) Çekilen sıkıntılar, karşılaşılan olaylar her biri ayrı bir imtihan sorusudur. İmtihanı kazanmak hemen karşılığında bir şey alınacağı anlamına gelmez, kişi kısa süre de kar da zarar da edebilir ama bu imtihanı kazanıp kaybetmesini değiştirmez. Her şartta yılmadan gayret eden, sağlam duruşla yoluna devam eden sabır ile bu büyük hayat imtihanından geçecektir.

            “Özü Sözü doğru olanlar bunlardır. Allah’tan çekinerek korunanlar da bunlardır.”(Bakara 2/177)

            Dünya üzerinde ben kötüyüm diyen normal bir insana rastlamak mümkün değildir. Herkes iyi olduğunu, içinin dışının bir olduğunu iddia eder. Fakat Bakara 177.ayette sıralanan tüm bu şartlar kime uyuyorsa, yani Cenab-ı Hakkın iyilik tarifine kimler uyuyorsa işte iyi olan ve özü sözü doğru olan kimseler bunlardır. Böyle kimseler Allah’tan davranışlarıyla, gayretleriyle, amelleriyle Allah’tan çekindiklerini de ispat etmiş kimselerdir.

Prof. Dr. Abdülaziz Bayındır