2. Bakara Suresi 171. Ayet

“Görmezlikten gelen bu kişiler, anlamadığı sese karşı öten karganın durumu gibidir; onların duyduğu sadece bir çağrı ve seslenmedir. Sağır, dilsiz ve körkesilirler.Onlar akıllarını kullanmazlar“(Bakara 2/171)

            Ayette geçen (ينعِق); hem karganın ötmesi; hem de çobanın davara bağırması ve onu engellemesi anlamına gelir  (Lisan’ul-Arab نعق mad.). Tefsirlerin tamamı kelimeye “çobanın davara bağırması ve onu engellemesi” anlamını vermişler ve kâfirlerin çobana benzetilmesi gibi ters bir durum ortaya çıkmıştır. Bunu önlemek için çobana mecaz olarak davar denmiş, bu defa âyet, metne uygun olmayan bir anlama çekilmiştir. Meallerin her biri, eski tefsirlerdeki hataları günümüze taşımışlardır. Bu yanlışların sebebi, âyetler arası ilişkilere dikkat edilmemesidir. Eğer dikkat edilseydi aşağıdaki “Cinlerden ve insanlardan bir çoğunu gerçekten Cehennem için yaratmış olduk. Onların kalpleri vardır, onunla kavramazlar. Onların gözleri vardır, onlarla görmezler. Onların kulakları vardır, onlarla işit-mezler. Onlar en’am gibidirler; hayır, daha da düşüktürler.  Gafiller işte onlardır.” (A’raf 7/179) ayette yer alan benzetmeden hareketle doğru anlama ulaşılırdı. En’âm, koyun, sığır ve deve demektir.  Türkçede bunun tek bir karşılığı yoktur. Bir çok meâl, “dört ayaklı” diye tercüme etmiştir. Dört ayaklı tanımına kedi, köpek, vahşi hayvanlar vs. de gireceğinden bu tercüme doğru olmaz. Koyun, sığır ve deve faydalı hayvanlardır. Kâfirler bunlardan da düşük sayıldığına göre âyette en’âmdan düşük bir hayvana işaret aranmalıdır. Bakara 171’deki (ينعِق = yen’iqu) karganın ötmesi anlamına geldiğine göre aranan hayvan bulunmuş olur. Gerçekten de karga en’âmdan düşüktür. Çünkü leşle beslenir. Küçük kuşları, yumurtaları ve civcivleri yer. Yiyecek aramak için çöplükleri karıştırır. Tahıl bitkilerine, meyve ağaçlarına, sebzelere ve bağlara büyük zarar verir. Gelişmiş psişik (duygusal) yetenekleri vardır, kolayca evcilleştirilebilir.

            Allah-u Teala ayette kafirlerin, gerçekler karşısında kulak asmamalarını kargaların haline benzetmektedir. Halk arasında “bir kulağından girip diğer kulağından çıkıyor” deyimi gibi bir benzetme yapılmaktadır. Bir kargaya konuşup, bağırıp çağırıp ne derseniz deyin, sesinizi işitecek fakat dediğinizin içeriğini kavrayamayacaktır. İşte kafirler de bu şekilde içeriği kavrayamayarak söylenilen gerçeklere bakıp durmaktadırlar. Kendilerini kapattıkları gerçeklere karşı sağır, dilsiz ve kör kesilirler. “Onlar sağır, dilsiz ya da kör olmadıkları halde öyle davranmaktadırlar. Sanki kalplerini ve kulaklarını Allah mühürlemiş, gözlerinde de perde var . Onların hakkı, büyük bir azaptır.”(Bakara 2/7) ayette en baştan kendilerini kapatan ve gerçeği gizlemeye odaklanan kafirlerin umursamazlığı anlatılmaktadır. Bu ayette, benzetme yerine benzetilen anlam kümesi kullanılarak insanların, Kuran karşısındaki önyargılı tavırları canlandırılmıştır. Bu tür anlatıma istiare-i temsiliyye denir. İstiare ödünç alma manasına gelmektedir. İstiarede benzetme yapılır ama  Yani bir kelimeyi ödünç alarak bir kişiyi ya da bir şeyi tanımlanırsa istiare, örneği ödünç alarak tanımlanırsa istiareyi temsiliyye olur. İstiarede gerçek anlamı kast etme ihtimali olmaz. Örneğin; Türkçemizde “Aslandır bu adam” deyimi vardır, bu deyimle “aslan gibi bir adamdır” ifadesi kast edilmiş fakat “gibi” kelimesi söylenmemiştir. Kalbi ve kulakları mühürlü, gözlerine de perde çekilmiş biri, iman ile sorumlu tutulamayacağından bu ifade mecaz olur. Zira “Allah, kimseye gücünün yettiğinden fazlasını yüklemez” (Bakara 2/286) “Sanki boyunlarına, çenelerine kadar dayanan demir halkalar takmışız da, başlarını eğemiyorlar.”(Yasin 36/8) ayette geçen boyunlarına takılı halkalar eğer kendi istekleri dışında zorunlu bir  hal olsaydı bu kişiler sorumlu tutulamazlardı. Burada istiare-i temsiliyyede gizli kalması gereken benzetme edatını, “sanki” kelimesi ile açığa çıkarma zorunluluğu doğmuştur.

Prof. Dr. Abdülaziz Bayındır