2. Bakara Suresi 158. Ayet

“Safâ ile Merve Allah’a kulluğun simgelerindendir. Kim hac veya umre niyetiyle Kâbe’yi tavaf ederse, o ikisini sa’y etmesinde bir günah yoktur . Kim bir iyiliği içinden gelerek yaparsa bilsin ki, herşeyi bilen ve yapılan iyiliğin tam karşılığını veren Allah’tır.”(Bakara 2/158)

            Sefa ve Merve tepeleri arasında yapılan say ibadeti hac ve ümrenin temel görevlerindendir. Sefa ve Merve Kabe’nin güneyinde yer alan tümseklerdir. Say ibadeti Sefa ve Merve arasında dört gidiş ve üç geliş olmak üzere yedi kere dua ederek yürümektir. Hac ibadeti insanlık tarihinin başlangıcına kadar uzanmaktadır. Kabe’nin yıkılmış olmasından dolayı bir süre hac ibadeti yapılamamıştır. Daha sonra Hz. İbrahim’in Kabe’yi temelinden yeniden inşa etmesiyle hac ibadeti yeniden yapılmaya başlanmıştır. “İnsanların içinde haccı ilan et ki yürüyerek ve bitkin binekler üzerinde sana gelsinler; bütün derin vadilerden geçerek gelsinler.”(Hacc 22/27) ayette “el hac” ifadesi zaten bu ibadetin herkes tarafından bilindiğini göstermektedir. Tüm Allah’ın elçileri Hac ibadetini yapmak üzere Kabe’ye gelmiştir. “Rabbim! Beni namazı tam kılanlardan eyle; soyumdan gelenler de öyle olsun. Rabbimiz! Duamı kabul eyle.”(İbrahim 14/40) “Rabbimiz! Bizi sana teslim olmuş iki kişi, soyumuzdan gelenleri de sana teslim olmuş öncüler eyle . Hac ibadetimizin yerlerini (menâsikimizi) göster  ve tevbemizi kabul et; sen tevbeleri kabul edersin, ikramın boldur.”(Bakara 2/128) ayetlerde görüldüğü gibi Hac ibadeti de Hz. İbrahim’in dualarındandır.

            Allah-u Teala şöyle buyuruyor: “Biz onu Kur’ân halinde (küme küme) ayırdık ki insanlara aralıklarla öğretesin. Onu kısım kısım indirdik.”(İsra 17/106) ayette geçen “Müks/مُكْث kelimesi, “durup beklemek” demektir . “Alâ müksin = عَلَى مُكْثٍ” de beklenti içinde olmaktır. Demek ki Resulullah zamanında, bir âyet inince onu açıklayan ayetin inmesi bekleniyordu. Bu da kümeleri oluşturan ayetlerin aynı anda indirilmediğini gösterir. Allah-u Teala şöyle buyuruyor: “Haccı ve umreyi Allah için tamamlayın”(Bakara 2/196) ayette Allah için tamamlanması gereken Hac ibadetinin, Bakara 158.ayetteki say ibadeti ile tamamlandığı görülmektedir. Bu iki ayetin bir araya gelmesi ile doğru hüküm ortaya çıkmıştır. Resulumuzun “Sa’y edin çünkü Allah size sa’yi farz kılmıştır”(Ahmed b. Hanbel, C.  6, s.  421; İbn Huzeyme, 2765) hadisi de bu ayet kümesinden (Bakara 2/196, Bakara 2/158) çıkarılmış hükümdür. Allah-u Teala ilgili ayetleri birleştirmeden hüküm verilmemesi için şöyle buyuruyor: “Gerçek hâkimiyet elinde olan Allah pek yücedir. Kur’ânın (ilgili anlam kümesinin) vahyi tamamlanmadan hüküm vermekte acele etme. “Rabbim ilmimi artır” de.”(Taha 20/114) “Hayır; Rabbine and olsun ki bunlar inanmazlar. Ama aralarında çekiştikleri şeylerde seni hakem yapar, sonra verdiğin kararı, içlerinde bir sıkıntı duymadan kabul eder ve tam olarak teslim olurlarsa o başka.”(Nisa 4/65) ayette Nebimizin hakemliğinden bahsedilmektedir, hakemin verdiği karara hüküm denir, işte ayet kümelerinin tamamlanması ile nebi-resûlün çıkarttığı bu hükümler uyulması gereken hikmetlerdir.

            İslam dininin temelleri üzerine sapık müşrik inançlarının serpilmesiyle ortaya çıkan bir durum da, müşrikler tarafından safa tepesine isaf, merve tepesine de naile adında putların koyulmuş olmasıdır. Cahiliye döneminde insanlar hac ve ümre için bu tepelere geldiklerinde putlara saygı duyarak ibadet etmekteydiler. Resule uyan ve müşrikliği bırakan Müslümanlar da say ibadetinin tamamiyle müşrikler tarafından oluşturulmuş bir ibadet olduğunu düşünerek safa ve merve tepeleri arasında yapılan bu ibadeti terketmişlerdi. Müslümanların günah saydıkları ve bıraktıkları bu ibadetin günah olmadığı “Safâ ile Merve Allah’a kulluğun simgelerindendir. Kim hac veya umre niyetiyle Kâbe’yi tavaf ederse, onları çokça dolaşmasında (ikisi arasında say etmesinde) bir günah yoktur .”(Bakara 2/158) ifadesinden anlaşılmaktadır. Burada asıl önemli olanın ibadeti değil, putları ortadan kaldırmak olduğu bir kez daha anlaşılmaktadır. Bu ayetlerden sonra say ibadeti şirk unsurlarından uzak bir şekilde yapılmaya devam edilmiştir.

Prof. Dr. Abdulaziz Bayındır