2. Bakara Suresi 154. Ayet

“Allah yolunda öldürülenlere «ölüler» demeyin. Hayır, onlar diridirler. Ama siz fark edemezsiniz.”(Bakara 2/154)

            Her kim olursa olsun her insan ölür, öldüğünü gözlerimizle görürüz, hatta Allah yolunda öldürülen kişi bile olsa cesedini götürüp defnederiz. Allah yolunda öldürülenlerin ölmeyişi/diriliği Cenab-ı Hakkın “ve lakin la teşurun/ama siz kavrayamazsınız”(Bakara 2/154) sözüyle sabit olarak bizim kavrayabileceğimiz bir şey değildir. Ayet bunu açıkça belirttiği halde bu konuda sayısız hurafe uydurulmuştur. Allah-u Teala şöyle buyuruyor: “Allah yolunda öldürülenleri sakın ölü sanma. Aslında onlar diridirler. Rablerinin katında, kendilerine rızık sunulmaktadır. Allah’ın kendilerine bol bol verdiği şeylerle sevinirler. Arkalarından henüz kendilerine katılmamış olanlar hakkında verilen müjdeyle de mutlu olurlar. Onlara da bir korku olmayacak ve onlar da üzülmeyeceklerdir. Bir de şundan mutlu olurlar: Allah onları nimetinden ve ikramından yararlandıracak ve Allah, müminlerin ecrini zayi etmeyecektir.” (Al-i İmran 3/169-171)

            Bakara 2/154 ayette bahsi geçen kişilere “Şehit” demek ile “Allah yolunda öldürülen” demek arasında fark vardır. Allah yolunda öldürülen kişi canını O’nun yolunda feda eden kişidir. Bu kişi ölme ihtimalini bile bile kendi canını hiçe saymış ve Allah’ın razılığını öne almıştır, eğer bu yolda ölür ise Cenab-ı Hakkın “Mallarını Allah yolunda  harcayanların yaptıkları, toprağa bir buğday tanesi atmak gibidir. O tane yedi başak bitirir. Her başakta yüz dane olur. Allah, tercih ettiği kişiye kat kat verir. Allah’ın imkânları geniştir, her şeyi bilir.”(Bakara 2/261) ayette ifade ettiği kanununa göre yaptığı iyilik kat kat arttırılacaktır. Her iyiliğin karşılığı kendisinin kat kat fazlası olacağına göre, Allah yolunda canını feda etmenin karşılığı da hayat olacaktır. Müslümanlar da bu duruma iman etmiş insanlar olarak, Allah yolunda öldürülenlere, ölüler denmemesi emredilmektedir. Fakat onların yaşıyor olması, hayatta kalan Müslümanlara etki edecek bir durum değildir, bu durum hayatta kalanların farkedebileceği bir olay değil, bildirildiği gibi inanılması gereken bir durumdur. Tekrar etmek gerekirse Allah-u Tealanın “Ama siz kavrayamazsınız”(Bakara 2/154) sözüyle, biz onların durumunu kavrayamayız ve  onların bizim hayatımıza müdahale edebilecek, yardım edebilecek şekilde yaşaması söz konusu değildir. Allah’ın dinine çağıran bir kimsenin, şirk koşanlar tarafından öldürülmesi ayette şu şekilde anlatılmaktadır; “Şehrin en uzak yerinden bir adam da koşarak geldi ve “Ey kavmim, uyun bu elçilere!” dedi. “Sizden ücret istemeyen bu kişilere uyun. Bunlar doğru yoldadırlar.” Ben, beni yaratana niye kulluk etmeyeyim ki! Zaten onun huzuruna çıkarılacaksınız. Allah’tan önce başka ilahlara tutunur muyum hiç?  Rahman bana bir zarar vermek istese onların şefaati işe yaramaz. Onlar beni kurtaramazlar. Öyle yapsam, açık bir sapıklık içine girerim. İşte ben Rabbinize inandım; beni dinleyin.” dedi. (Onu öldürdüler) “Ona, cennet’e gir” dendi. “Ah, keşke kavmim bilseydi” dedi. Rabbimin beni, ne sebeple affettiğini ve ikram görenlere kattığını bir bilselerdi!”(Yasin 36/20-27) ayette Cenab-ı Hakkın dinine çağırırken can veren bu kişi öldürüldükten sonra Cenab-ı Hakkın ikramını görmekte fakat geride kalan kimseler bu durumun farkında olamamaktadır. Her kişinin kazandığı kendinedir, yaptığının mükafatı kendinedir. Demek ki burada asıl görülmesi gereken Cenab-ı Hakkın canını verene can vermesi, mümin kullarına olan lütfu ve ikramıdır.

Prof. Dr. Abdülaziz Bayındır