2. Bakara Suresi 153. Ayet

“Müminler! Sabır göstererek ve namaz kılarak  yardım isteyin. Allah sabredenlerin yanındadır.”(Bakara 2/153)

            Her namazımızda okuduğumuzda söylediğimiz “Allah’ım Kulluğu yalnız sana yaparız, yardımı da yalnız senden isteriz. (Fatiha 1/5)” sözümüz Cenab-ı Hakkın öğrettiği gibi yardım istememizdir. Fakat isteklerimizin anında verileceğini düşünmek, dünyada değil cennette olmanın gereğidir. Biz henüz imtihan edildiğimiz dünya hayatında, yolları aşıp, yokuşları tırmandıkça Cenab-ı Hak’tan istediklerimizin gerçekleşmesini sabırla beklemeliyiz. Allah-u Tealanın sabır ve ibadet ile yardım istememiz emri ne olursa olsun umutsuzluğa düşmememiz gerektiğini göstermektedir. İnsanların Allah-u Tealadan istekte bulunup, hemen olmadığı zaman başka taraflara yönelmesi, O’na güvensizliğin bir göstergesidir. İman ise Cenab-ı Hakka tam olarak güvenmeyi gerektirir. Güvenlerinde noksanlık olanlar, başka taraflara  yönelerek, Cenab-ı Hakkın üzerinde baskı kuracak kimselerin varlığına inanmış olurlar. Oysa insana en yakın olan ve kulunu en iyi tanıyan sadece Allah’tır. Allah-u Teala şöyle buyuruyor: “İnsanlardan kimi der ki: “Rabbimiz! Bize ne vereceksen bu dünyada ver!” Onun Ahirette alacağı bir şey olmaz. Onlardan kimi de şöyle der: “Rabbimiz! Bize bu dünyada güzellik ver, Ahirette de güzellik ver. Bizi o ateşin azabından koru!” Bunlardan her birine kazandıklarından bir pay vardır . Allah hesabı çabuk görür.”(Bakara 2/200-202) ayette görüldüğü üzere kişi ne isterse istesin ancak kazandıklarının karşılığını alacaktır. Hayatta sürekli olan kulluk ve sabırla yardım istemek Cenab-ı Haktan müminlere bir öğüt ve dünya ve ahiret ikramlarını kazanmaları için gösterilen yoldur.

            Müslümanlar olarak Allah’a kulluk ettiğimiz gibi, sürekli O’ndan isteklerde de bulunmaktayız. Her Müslüman dünya ve ahiret için sürekli isteklerde bulunmaktadır. Allah-u Teala şöyle buyuruyor: “İnsanlardan kimi de Allah’a sınırda kulluk eder. Eline bir imkân geçse rahatlar; başına bir sıkıntı gelse yüz çevirir. Böylesi dünyayı da kaybeder âhireti de. Apaçık kayıp budur işte.”(Hacc 22/11) hayatta bolluk içinde olmak nasıl imtihansa, imkanların elimizden alınması da öyle imtihandır. Kulluğun ise her şartta devam etmesi gerekmektedir. Bir sıkıntı zamanında sanki Allah-u Teala artık kendisini bırakmışcasına davranış gösterip başka taraflara yönelmek insanı hüsrana götüren davranıştır. Nitekim ayetin devamında Allah-u Teala şöyle buyuruyor: “Allah’ın yakınından, kendisine zarar vermeyecek ve yarar da sağlamayacak şeyi yardıma çağırır. İşte bu, pek derin bir sapıklıktır.”(Hacc 22/12) Demek ki sıkıntı zamanında sabretmemek ve umudu başkasında aramak, yararı dokunamayacak kimselerden yardım istemek derin bir sapıklıktır. Bugün bu durum insanların ölmüş olan Allah’ın elçilerini ya da din büyüklerini yardıma çağırması şeklinde görünmektedir. Bu şekilde Allah’a şirk koşan kimseler uyarıldığında “siz hasta olduğunuzda doktora gitmiyor musunuz” cevabının verilmesi bu kimselerin sapıklığını açıklayacak bir  açıklama değildir. Kişi eğer doktora gitmeden, karşısında görmeden ve hiç muayene olmadan yalvararak doktor direk bana şifa ver dese yine şirk koşmuş olacaktır. Fakat Cenab-ı Hakkın koyduğu kanunlar doğrultusunda, doktorun yanına giderek, muayenesini olarak, ilacını sorması ve doktorun uzmanlığından yararlanması ve bu gayretinin sonucunu sabrederek beklemesi insanlar arası yardımlaşmanın bir gereğidir. İnsanın yardım isteyebileceği hususlarda bile önce en yakını olan Cenab-ı Haktan sıkıntısını gidermesi ve gerekli şartları oluşturması için dua etmesi gerekmektedir.   Birbirimizden yardım istemek ile bir ölüden yardım istemek ile kıyaslanamayacak bir durumdur. Allah-u Tealanın hakkında delil indirmediği şeyleri yapıp, sonra da yine O’nun kanununda ilerleyen olayları örnek vermek insanların kendi koştukları şirke kılıf uydurmaktır.

Prof. Dr. Abdülaziz Bayındır