2. Bakara Suresi 143. Ayet

“İşte böyle! Sizi merkez toplum yaptık ki, insanlara örnek  olasınız, Elçimiz de size örnek olsun. Yönelmekte olduğun kıbleyi , sırf Elçimize uyanla, ona sırt çevireni bilelim diye yaptık. Onun değişmesi, Allah’ın doğru yolda olduğunu onayladıklarından başkasına ağır gelir. Allah (Kabe’nin tekrar kıble olacağına dair) inancınızı  boşa çıkaracak değildir. İnsanlara pek şefkatli ve iyiliği bol olan Allah’tır.”(Bakara 2/143)

            Allah Teâlâ şöyle buyurur: “Şurası kesin ki Allah’ın Elçisi’nde sizin için güzel bir örnek vardır. Sizden Allah’a ve Son güne umudu olan ve Allah’ın zikrini, Kur’ân okumayı çok yapan için.” (Ahzab 33/21) “Siz insanlar için ortaya çıkarılmış en iyi önderlersiniz. İyiliği emreder, kötülüğü engellersiniz. Allah’a da güvenirsiniz. Ehl-i kitap da güvenseydi kendileri için ne  iyi olurdu. İçlerinde Allah’a güveni olanlar vardır ama çoğu yoldan çıkmıştır.” (Ali İmran 3/110) Ümmül Kura olan Mekke, Dünyanın Merkezidir. Nasıl Kabe dünyanın merkezi ise Müslümanlar da merkezde olan ümmettir. Müslümanlar insanların üstünde, örnek bir ümmettir. Dolayısıyla Müslümanlar diğer bütün dinlere eşit uzaklıktadır. Müslümanlar olarak herkese Cenab-ı Hakkın dinini aynı şekilde ulaştırmamız, anlatmamız gerekmektedir, birini diğerine tercih etme gibi bir hakkımız yoktur. Kıblenin Kabe olması emri verilmeden evvel nebimiz onbeş ya da onaltı ay kadar Beyt-i Makdis’e dönerek namaz kılınmıştır. Daha sonra kıble tekrar eski yerine çevrilmiştir. Müslümanların kıblesinin kendi kıbleleri olması  Yahudileri memnun ediyordu. Çünkü Kuran-ı Kerimin bir çok hükmü Tevratta olanlara uygundu. Kuran-ı Kerim Tevrattaki doğru hükümleri tasdik etmektedir. Yahudiler bazı ilave ve çıkarmalar yaptıklarından dolayı, Kuran-ı Kerime yeni bir hüküm indiğinde bu onları rahatsız ediyordu. Bu rahatsızlıkların biri de Kıblenin değiştirilmesi hükmünde olmuştur. Kendi dinlerine uygun olanları kabul edip,Muhammed aleyhisselama inen ve kendilerinin daha önce bozdukları ya da unutturdukları hükümler ya da yeni hükümler onları rahatsız etmekteydi çünkü iman etmemekte direniyorlardı. Yahudiler ile Müslümanlar aynı kıbleyi paylaşmak onların çok rahatlıkla kimliklerini gizleyip, kendi inançlarını yaşayarak kendilerini müslüman gösterebilirlerdi. Dolayısıyla aynı kıbleye dönmüşken Nebimizle birlikte namaz kılıp, kıble evirildiği an uymayan bu Yahudiler nebiye sırtlarını dönmüş olmuşlardır. Bu durum Yahudiler için ağır gelmiştir. Cenab-ı Hakka tam teslim olan müminler için ise kolaydır, çünkü Allah nereye derse oraya döneceklerdir. Önemli olan Cenab-ı Hakkın emrini yerine getirmektir.

            Şahid/Meşhud

            Bir şeyi gözleriyle görüp, algılayan kişi anlamına geldiği gibi, uzman manasında da gelmektedir. Bakara 143. ayette geçen şehit, hem ismi fail hem ismi meful olabilir. Burada meşhud anlamında ismi mefuldür. Meşhud, herkesin gözünün üzerinde olduğu kişi, yani örnek kişi manasına gelir. Yani bir konuyu çok iyi kavramış olan ve artık o işin uzmanı olan kişidir. “Biz seni şahit, müjdeci ve uyarıcı bir elçi olarak gönderdik.”(48/8) ayette nebimizin şahit olduğu ifade edilmektedir. Buradaki anlamı nebimizin ölmediğine, bizi gözetlediğine delil getirirler fakat ayetteki anlamı çok iyi anlayıp kavramış olan demektir.İsa aleyhisselam’ın hesap günü konuşması için Cenab-ı Hak şöyle buyuruyor: “Bana ne emrettiysen onlara onu söyledim. Benim Rabbim ve sizin Rabbiniz olan Allah’a kul olun, dedim. Aralarında bulunduğum sürece onlara şahittim. Beni vefat ettirdikten sonra onlar sadece senin gözlemin altınaydılar. Her şeye şahit olan sensin.”(Maide 5/117) demek ki Allah’ın elçileri yaşadıkları süre içerisinde bizzat görgü şahidi olarak kendi yakınında bulunan insanların ne yaptıklarını takip ediyorlar, vefatlarından sonra şahitlikleri de kıyamet günü olacak. İşte âyeti kerime de belirtildiği gibi; kendilerine indirilmiş kitapla şahitlik yapacaklardır, o kitabın bir uzmanı sıfatıyla şahitlik yapacaklardır. Yani aynen mahkemede kanunları bildiren bir kimse gibi şahitlik yapacaklardır. Allah-u Teala şöyle buyuruyor: “Her toplumun içinden kendilerine karşı bir şahit çıkardığımız gün, seni de bunlara karşı şahit getiririz. Bu Kitabı, her şeyi açıklasın, doğru yolu göstersin, bir rahmet ve İslam’a girenlere müjdeci olsun diye sana indirdik.”(Nahl 16/89) ayette Cenab-ı Hak her toplumun içinden bir şahit çıkaracağını ve nebimizin de onlara karşı şahit çıkarılacağını söylemektedir. Demek ki Allah’ın elçilerine karşı çıkan toplumların karşısında o işin uzmanları yani nebiler şahit olarak çıkarılacaktır. Nebimiz Kuran-ı Kerimi çok iyi anlayıp, kavramış ve yaşamış olarak artık uzmanlaşmıştır. Şahitlik kelimesi bu anlamda bir de Yusuf suresinde geçmektedir. Allah-u Teala şöyle buyuruyor: Yusuf dedi ki: “ısrarla benden yararlanmak isteyen odur.” Kadının ailesinden bir bilirkişi şöyle dedi: “Eğer gömleği önden yırtılmışsa kadın haklı,  o yalancının tekidir. “Yok, eğer gömleği arkadan yırtılmışsa, kadın yalan söylüyor, doğru söyleyen odur.” Kocası gömleğin arkadan yırtıldığını görünce dedi ki “Bu, sizin oyunlarınızdandır. Siz kadınların oyunu gerçekten büyük olur.”(Yusuf 12/26-28) ayette görüldüğü gibi olayın uzmanı olan kişi kadının kocasının olayı anlamasını sağlamıştır. Bu kişi günümüzdeki kriminoloji uzmanı ile eşdeğerdir.

Prof. Dr. Abdülaziz Bayındır