2. Bakara Suresi 124. Ayet

“Bir zamanlar  Sahibi (Rabbi), İbrahim’i bir takım sözlerle (emirlerle) imtihan etmiş , o da tam başarı göstermişti.  Sahibi (Rabbi) ona; “Ben seni insanlara imam (önder) yapacağım!” dedi. O; “Soyumdan da olsun!” deyince, (olur ama) “Yanlış yapanlar sözümün kapsamına girmez” dedi.”(Bakara 2/124)

            İmtihan

            İnsan dünyaya imtihan için gelmiştir. İmtihan, halifelik temelinde olur. Yarış küçük yaşta başlar; büyük kardeş, yeni doğmuş kardeşine ilgi gösterilmesini hazmedemez ve kendine rakip görür. Bu yarışta başarılı olmak için güçlü olmak gerekir. Kimi soyunu, kimi fiziki gücünü, kimi zekâsını, kimi zenginliğini kimi de itibarını vs. kullanarak öne geçmeye çalışır. Kimileri de en büyük güç olan dürüstlükten yana tavır alır. Her biri, hedefine ulaşacağı ortamlar arar.

            Dürüstlük, hiç kimsenin dışlayamayacağı kadar güçlü ve evrensel bir kavramdır. Dürüst olmak için ilahi menfaatleri öne almak icap eder. İşte imtihan tam bu noktada olur. “Önce güçlü olmak gerekir” diyenler, hedeflerine uygun bir hayat tarzı belirler ve bazı gerçeklere gözlerini yumarlar. Gözlerini yumdukları şey Allah’ın ayetleri ise Allah Teâlâ bunu asla affetmez. İlgili ayetlerden biri şöyledir: “Allah’ın indirdiği kitaptan bir şeyi gizleyip karşılığında geçici bir bedel alanlar var ya, onlar karınlarına sadece ateş doldururlar. Allah Kıyamet günü onlarla konuşmaz ve onları aklamaz. Onlara acı bir azap vardır.”  (Bakara 2/174) Halifelik mücadelesi, daha güçlü olma mücadelesidir. Daha güçlü olmak için Allah’tan yana tavır koymak gerekir. Ama Allah insanı imtihandan geçirdiği için, sabırsız olanlar, sığınacak güçler ararlar. Gücü elde edenlerden birçoğu ise Allah ile yarışa girer. Firavun, kendi sözünden üstün bir söz olamayacağını ifade için halkına şöyle seslenmişti: “Sizin en yüce efendiniz benim” (Naziât 79/24)

            Kimileri siyasi ve askeri güçlerini, kimileri fiziki imkânlarını, kimileri de dini kullanarak insanları kendilerine kul ederler. Dini kullananlar bunların en kötüsüdür. Allah Teâlâ şöyle demiştir: “Kâfirlik edenlerin (ayetleri görmezlikten gelenlerin) çetin azaptan çekecekleri var. Onlar, dünya hayatını Ahiretten çok seven ve Allah’ın yolunu, anlaşılamayacak biçimde çarpıtmaya  çalışarak ondan uzaklaşan kimselerdir. Onlar derin bir sapkınlık içindedirler.” (İbrahim 14/2-3)

            Hz. İbrahim çok sayıda imtihandan geçirilmiştir. Hz. İbrahim’in kavminin iddiası “gökleri ve yeri yaratan Allah’tır ama O yerdeki ve kainattaki tasarrufu yıldızlara güneşe ve aya bırakmıştır” demekten ibaretti. Bu bir müşrikliktir ve babası  da bu müşriklerin arasında olan Hz. İbrahim kendi babası ile de imtihan olunmuştur. Allah-u Teala şöyle buyuruyor: “Onun yolundan gidenlerden biri de İbrahim idi. Rabbinin huzuruna sağlam bir yürekle çıkmıştı. Bir gün babasına ve toplumuna şöyle demişti: “Siz neye kulluk ediyorsunuz? Allah ile aranızda uydurma ilahlar olmasını mı istiyorsunuz?” “Siz varlıkların Rabbini ne sanıyorsunuz?” Sonra yıldızlara şöyle bir bakmıştı; Arkasından, “Ben hastayım” demişti. Onlar, (İlahlarının onu çarptığı düşüncesiyle) hemen arkalarını dönüp gitmişlerdi. Sonra gizlice ilahlarına yönelmiş ve şöyle demişti: “Siz bir şey yemez misiniz?” Neyiniz var ki, konuşmuyorsunuz?” Kimseye fark ettirmeden onlara hemen güçlü bir darbe indirdi. Hepsi hızla karşısına dikilmişlerdi. İbrahim (bir şey olmamış gibi) şöyle demişti: “Sizler kendi yonttuklarınıza mı tapıyorsunuz? (Saffat 37/83-95)   

            Ayrıca Hz. İbrahim olayları tahkik ederek ve üzerinde düşünerek doğru bilgiye ulaşmıştır. Allah-u Teala şöyle buyuruyor: “Bir gün İbrahim babası Azer’e dedi ki: “Sen putları birer ilah mı sayıyorsun? Ben, seni ve kavmini açık bir sapkınlık içinde görüyorum. İbrahim’e bu sapıklığı gösterdiğimiz gibi göklerin ve yerin yönetimini de gösterdik ki, kesin bilgiye erişenlerden olsun. Gecenin karanlığı üzerine çökünce bir yıldız gördü, “Bu benim Rabbimdir, (beni yöneten bu olmalıdır)” dedi. Işığı kaybolunca, “Ben ışığı kaybolanları istemem.” dedi. Ayı, ışıklarını saçarken gördü, “Benim Rabbim (beni yöneten işte) budur” dedi. Onun ışığı da kaybolunca “Rabbim doğruyu göstermezse gerçekten ben de bu sapık kavimden biri olacağım” dedi. Işıklarını saçarak doğan güneşi görünce “(Tamam) İşte benim Rabbim (beni yöneten) budur; bu daha büyük” dedi; onun ışığı da kaybolunca dedi ki; “Ey kavmim! Sizin ortak saydığınız ne varsa ben onların hepsinden uzağım.” Ben yüzümü, doğrudan doğruya gökleri ve yeri yaratana çevirdim. Ben müşriklerden değilim. Kavmi onunla tartışmaya başladı. İbrahim dedi ki, “Siz benimle Allah hakkında tartışıyorsunuz, öyle mi? Hem de bana doğruyu göstermişken. Ben ona ortak saydıklarınızdan korkmam, Rabbimin emri olmadan hiçbir şey olmaz. Rabbim her şeyi bilgisiyle kuşatmıştır. Tezekkür etmez misiniz”(Enam 6/74-80)

            Bakara 124.ayette geçen “bir takım sözler” ifadesi Cenab-ı Hakkın Hz. İbrahim’e verdiği emirler ya da onun yüz yüze gelmiş olduğu zorlu imtihanlardır. Allah-u Teala; imtihanları başarı ile geçmesinden sonra vereceği mükafatı Hz. İbrahim’in soyu için de istemiş olması, fakat Cenab-ı Hakkın onun bu isteği karşısında “Yanlış yapanlar sözümün kapsamına girmezler” buyurması ise hiç kimse için bir soy üstünlüğünün olmayacağının büyük bir göstergesidir.  Allah-u Tealanın kuralının burada da geçerli olduğu, imtihanın herkes için var olduğu ve mükafatın yine gayrete bağlı kılındığı görülmektedir.  Hz. İbrahim’in dünyada aldığı ve ahirette alacağı mükafatlar kendi gayretiyle kazanılmıştır. Cenab-ı Hak şöyle buyuruyor: “İbrahim tek başına bir toplumdu. Allah’a boyun eğerdi, hep doğruya yönelirdi ve müşriklerden olmamıştı. Allah’ın nimetlerine teşekkür ederdi. Allah onu seçti ve doğru bir yola yöneltti. Sana da şunu vahyettik: “hep doğruya yönelen ve müşriklere karışmamış olan İbrahim’in dinine uy” Ona bu dünyada bir güzellik verdik. O öbür dünyada da elbette iyilerden olacaktır.(Nahl 16/120-123)

Prof. Dr. Abdülaziz Bayındır