2. Bakara Suresi 121. Ayet

“Kendilerine verdiğimiz kitaba hakkıyla uyanlar bu kitaba inanırlar. Kaybedenler, bunu görmezlikten gelenlerdir.”(Bakara 2/121)

            Ayete geçen “yetlunehu/tilavet” ifadesi kıraat edilmiş yani zihinde toplanmış ve anlaşılmış bilgiye uymak anlamına gelmektedir. Kitap uymak maksadıyla okunduğunda hem kıraat hem de tilavet olur. nebimize ilk inen ayette; “Rabbinin adıyla oku; yaratan odur.”(Alak 96/1) denilmektedir. Bu ise eline kağıt verilmiş ve oradan okunacak bir durum değildi. Tilavet, uymak için, anlamak için okumak demektir ve bunun için illa elde bir metin olması gerekmemektedir. “Kuranı senin zihninde toparlayacağız sende unutmayacaksın.”(Ala 87/6) ayetteki zihne alınan bilgi anlaşılmak için okunduğunda tilavet olacaktır. Allah-u Teala şöyle buyuruyor: “Bundan önce bir yazıyı ne okumuş ne de elinle yazmıştın; öyle olsaydı batıla dalanlar şüphelenirlerdi.”(Ankebut 29/48) Zira önceden okumuş ya da bir kitap yazmış olsaydı, kimileri “kitabı Muhammed kendisi yazdı” iddialarına sebep bulabileceklerdi. İlk tilavet eden, ilk insan  Adem aleyhisselam’dır.  Adem aleyhisselam’ın ilk okuduğu ve öğrendiği bilgi de eşyanın bilgisidir. “Âdem’e bütün varlıkların isimlerini öğretti.”(Bakara 2/31) “İnsanı yarattı ve Ona beyanı (açıklama) öğretti.”(Rahman 55/3-4)

            Cenab-ı Hakkın hidayetine inanmanın tarifi; Kuran-ı Kerim’i anlayıp ona uymaktır. Kim Kuran-ı Kerimi anlar ve bile bile kitabın ayetlerini görmezden gelirse işte onlar kaybetmiş insanlardır. Yahudi ya da Hıristiyan olsun, kim olursa olsun kitaba uymak isterse hidayeti bulacaktır. Nitekim Yahudi ve Hıristiyanlıklarından sonra Allah’ın elçisine tabi olanlar için şöyle buyurulmaktadır: “Ama onların hepsi bir değildir; Kitap ehli arasında dik duran bir topluluk da vardır, gecenin belli vakitlerinde Allah’ın âyetlerini okur, ona boyun eğerler. Bunlar Allah’a ve ahiret gününe inanan, marufa uygun olanı isteyen, kötülüklere karşı duran ve hayırlı işlerde yarışan kimselerdir. İşte iyi olanlar bunlardır.”(Ali İmran 3/113-114) Onlar kendi kitaplarına tamamen uymuş ve gelecek resule inanma sözlerini yerine getirmişlerdir. Kendi kitaplarını tilavet eden, yani zihinlerinde tevrat ve incilden topladıkları doğru bilgileri bir araya getirerek onlara uyan kitap ehli Kuran-ı Kerim ayetlerini duyduğunda gerçeği görmüşler ve bugün de göreceklerdir.

            Ehli kitaptan tebliği duyup teslim olanların, Kuran-ı Kerimi işittiklerinde gerçekleşen tavırları şu şekilde ifade edilmiştir: ” Bunlar Nebiye indirileni işittiklerinde tanıdıkları o gerçeklerden dolayı gözleri yaşarır. Derler ki: Rabbimiz! İnandık; bizi şahitler  arasına yaz. Rabbimizin bizi iyiler arasına katmasını beklerken Allah’a ve bize gelen bu gerçeğe biz neden inanmayalım.”(Ali İmran 3/83-84) Ayetleri görmezsen gelenler, kendini ona kapatanlar için ise şöyle buyurulmaktadır: “Görmezlikten gelenler ve ayetlerimiz karşısında yalan söyleyenler cehennem için arkadaş olanlardır.”(Ali İmran 3/86)

            Ehli kitap kitaba sahip olan demektir. Sonuç olarak bizim de elimizde kitap olması açısından biz de ehli kitap sayılırız. Dolayısıyla her  ayetin muhatabı olduğumuz gibi, Kuran ayetlerini işittiğimizde verdiğimiz tepki ve teslimiyetimiz açısından Müslümanlar olarak biz de bu ayetlerin muhatabıyız. Her kim Cenab-ı Hakkın ayetlerini görmezden gelirse; “Dünya hayatında güzel iş yaptığını sandığı halde çalışmaları boşa gidenlerdir. Onlar, Rablerinin ayetlerini ve onunla karşılaşmayı göz ardı edenlerdir. Yaptıkları, bu yüzden boşa gider. Kıyamet günü onlar için tartı kuracak değiliz.”(Kehf 18/104-105) Yararın en büyüğü de zararın en büyüğü  de ayetler işitildiğinde verilen tepkiye bağlıdır. Kuran-ı Kerim’i tilavet ettiğinde; kim teslim olursa cennetle, kim de görmezden gelirse cehennemle müjdelenenlerden olacaktır.

Prof. Dr. Abdülaziz Bayındır