2. Bakara Suresi 120. Ayet

“Dinlerine uyana kadar Yahudisi de Haristiyanı da senden asla hoşlanmaz. De ki, “doğru yol Allah’ın gösterdiği yoldur.” Sana bu bilgi geldikten sonra tutar da onların isteklerine uyarsan Allah’ın ne veliliğini (dostluğunu) ne de yardımını görürsün.”(Bakara 2/120)

            Yahudi ve Hıristiyanların örfleriyle, emirleriyle, yasaklarıyla kendi dini gruplarına uymaya kimseden hoşlanmayacaklardır. Ayette taviz vermek ve onların hoşlanacağı hale gelmenin de mümkün olmadığı anlaşılmaktadır. Kimi Müslümanlar, Yahudi ve Hıristiyanlarla iyi geçinmek için her şeyi yapmak isterler. Fakat ne kadar taviz verirlerse versinler Yahudi ve Hıristiyanları onların dinine girmedikçe hoşnut edemezler.

            Kendi kitaplarında olanları Kuran-ı Kerim’de dinlediklerinde göz yaşlarına boğularak gerçeğe teslim olan kitap ehlinden şöyle bahsedilmektedir: “Bunlar Resule indirileni işittiklerinde tanıdıkları o gerçeklerden dolayı gözleri yaşarır. Derler ki: Rabbimiz! İnandık; bizi şahitler  arasına yaz.Rabbimizin bizi iyiler arasına katmasını beklerken Allah’a ve bize gelen bu gerçeğe biz neden inanmayalım. Böyle demelerinden dolayı Allah da onlara, içinden ırmaklar akan ve sürekli kalacakları cennetlerle verecektir. İyilerin alacağı karşılık işte budur. “(Maide 5/83-85) ayette geçen kişiler ehli kitap olup, resulullahı görüp tebliği duyunca sanki yıllardır görmedikleri bir dostlarını görmüşcesine duygulanmaktadırlar.

            Ehli kitap; kendilerinden daha önce alınan sözü (Ali İmran 3/81) yerine getirmeleri gerektiğini bilir ve teslim olurlar. Bunlar “Muhsin” yani “iyilikle ve samimi davranan” kimselerdir. Ehli kitaptan diğer bir grup ise; “Görmezlikten gelenler ve âyetlerimiz karşısında yalan söyleyenler cehennem için arkadaş olanlardır.”(Maide 5/86) işte bunlar Bakara 120.ayette bahsi geçen kendilerine uymayanlardan asla hoşlanmayacak olan Yahudi ve Hıristiyanlardır. İşte onlar suçlu olduklarını gayet iyi bilmekte ve kendilerine suç ortağı aramaktadırlar. Allah resulü ve beraberindekilerin doğru yolda olduğunu bilen bu Yahudi ve Hıristiyanlar, kendi içlerinde olan doğruyu başkalarında görmeye katlanamamakta ve herkesin onların yaptığı yanlışta bir ve beraber olmasını arzu etmektedirler. “Kâfirler zaman zaman, keşke biz de mümin olsaydık diye arzu ederler.”(Hicr 15/2) ayetten anlaşıldığı üzere zaman zaman içlerinde bastırdıkları gerçeği dışa vurdukları haller de meydana gelebilir. Fakat gerçeği arzu etmek ile gerçeğe teslim olmak arasında büyük fark vardır.

            Allah-u Teala şöyle buyurmaktadır: ” Doğruları içeren bu Kitabı sana, öncekileri bu Kitapta olanla tasdik edici ve koruyucu olarak indirdik. O halde aralarında Allah’ın indirdiği ile hükmet. Sana gelen doğruları bırakıp onların arzularına uyma . Her birinize bir şeriat ve bir yol belirledik. Tercihi yalnız Allah yapsaydı  hepinizi tek bir ümmet yapardı. Oysa verdiği şeylerle sizi yıpratıcı bir imtihandan geçirmek için böyle yaptı. Artık hayırlı işlerde yarışın. Hepinizin dönüşü Allah’adır. O, uyuşmazlığa düştüğünüz şeyleri size bildirecektir”(Maide 5/48) Yani kim olursa olsun ve ne kadar tebliğ edersek edelim onun kesin olarak Müslüman olacağı anlamına gelmez. Eğer Allah, kulları hakkında kendi tercih yapacak olsaydı, mutlaka tüm kullarını Müslüman yapacaktı. Bunun için de “ol” emrini vermesi yeterli olacaktı. Çünkü ” Bir şeyi var etmek isterse onun için sadece “ol” emrini verir,  o da oluşur.”(Yasin 36/82) Fakat Cenab-ı Hak; kullarını imtihan ettiğinden, tercihi kendisi yapmamış, kullarına bırakmıştır. Kitap ehli için ve her insan için yapılması gereken doğru olarak ayetleri anlatmaktır. Yapılması gereken, ehli kitabın kendisine özel olarak yaklaşmak ve illa iyi geçinmek için önünde boyun bükmek değil, seviyeli olarak diyalog kurmaya çalışarak tebliğ yapmak, sonuçta kişiyi yaratıcısının ayetleriyle baş başa bırakmaktır. Nitekim insanı doğruya ulaştıracak tek rehber Yüce Allah’ın kitabı Kuran-ı Kerim’dir. Kuran-ı Kerim hakkı batıldan ayıran ve gerçekleri apaçık ortaya çıkartan en büyük yol göstericidir.

            Yahudi ve Hıristiyanlar İslam tebliğiyle karşılaştıkları zaman, kendi zihinlerinde var olan tüm bilgiyi teyit eder, bu dinin doğru olduğunu anlar ama arzularına uyarak bile bile doğruya teslim olmamak için bilmez gözükür ve yalana sarılırlar. Eğer onlara uyulacak olursa, onların bilgilerine değil arzularına uymuş olunur ve onlar gibi batıla düşülerek yoldan çıkılır. Böyle bir durumda da Allah’ın dini yerine onların arzularına uymak Cenab-ı Hakkın dostluk ve yardımını kaybetmeye sebep olacaktır. Bir insan Yüce Allah’ın dostluğunu ve yardımını kaybederse her şeyini kaybetmiş demektir.

Prof. Dr. Abdülaziz Bayındır