2. Bakara Suresi 118. Ayet

“Kendini bilmezler “Allah bizimle de konuşsa yahut bize de bir ayet (mucize)  gelse ya!” derler. Onlardan öncekiler de öyle derlerdi; kalpleri birbirine benzedi. İkna olmak isteyen bir topluluk için âyetleri açık açık gösterdik.”(Bakara 2/118)

            Muhammed aleyhisselam’ın etrafındakiler, bir mucize beklentisinde olup, “Allah Muhammed aleyhisselam’la konuşuyor da neden bizimle konuşmuyor” demekteydiler. Hep olağan üstü olaylar görme/duyma istekleri vardı. Bu durum günümüzde de devam etmektedir. İnsanların çoğu olağan üstü olaylar görmeyi/dinlemeyi arzu ettiklerinden yanlış yollara sapmaktadır. Kainattaki her şey Cenab-ı Hak için bir belgedir yani hiç bir kimsenin yapamayacağı bir mucizedir. Mucize beklentilerine karşın, nebimizin belgesi de Kuran-ı Kerimdir. Kuran-ı Kerim’i kim okursa okusun onun Allah’ın kitabı olduğuna kesin olarak inanır, inandıktan sonra isterse inancını gizleyip kafir olur, isterse tercihini doğru yapıp mümin olur, bu insanların seçimine kalmıştır.

            Daha önce mucize isteyenlerin akıbeti yüzünden Cenab-ı Hak nebimize Kuran-ı Kerim’den başka mucize vermemiştir. Allah-u Teala şöyle buyurmaktadır: “Sana mucize göndermemizi engelleyen tek şey, öncekilerin onlar karşısında yalana sarılmalarıdır. Semûd’a, gerçeği gösteren belge olarak dişi deveyi vermiştik ama ona karşı yanlış yapmışlardı. Biz mucizeleri korkutmak için göndeririz. (İsra 17/59)

            “İşte böyle. Her beldenin günahkârlarını oranın büyükleri haline getiririz ki, oyunlar kursunlar. Aslında oyunları kendilerine kurarlar da bunu anlayamazlar. Onlar için bir mucize gelince şöyle dediler “Allah’ın elçilerine verilenin aynısı bize de verilinceye kadar bu elçiye inanmayacağız.” Allah kimi kendine elçi yapacağını çok iyi bilir. Suçlu duruma düşenlere Allah katında bir alçaklık ve kurdukları oyundan dolayı da ağır bir ceza vardır.”(Enam 6/123) Ayetlerden anlaşıldığı üzere büyüklük taslayanlar, önde gelenlerin arasına girdiğinde büyüklüklerini devam ettirmek için zorbalık yaparlar ve kanun koymaya başlarlar. Daha da sınırları aşarak tıpkı şeytan gibi haşa kendilerini Allah’ın yerinde görmek ile devam ederler. Ondan sonra yanlış yollara sapar ve daha sonra insanlar görmesin bilmesin diye yaptıklarını güzel göstermeye, işin iç yüzünü saklamaya başlarlar. Kendilerini artık o kadar büyük görürler ki Allah’ın elçilerine indirdiği ayetlerin kendilerine inmesini isterler. İnmezse de asla teslim olmayacaklarını belirtirler. Nitekim ayette; kendilerini inkara şartlayan böyle kişilerin alacakları karşılığın azap olacağı ifade edilmektedir.

            “Onlardan öncekiler de bu ağzı kullanmıştı; kalpleri birbirine benzedi.”(Bakara 2/118)

            Öncekiler de bu büyüklenme hastalığına tutulmuş, Hakkın karşısında kendi batıl düşüncelerine sarılmışlardır. Bu durum şeytana kadar uzanmaktadır. Nitekim Bakara 34. ayette şeytanın “kendini büyük görerek direndiği” ifade edilmektedir. İşte Bakara 118.ayetteki kişiler de kendilerini büyük gördüklerinden dolayı boyun eğmek istemiyorlar. Kendi düşüncelerindeki büyüklüklerine uygun düşen isteklerde bulunuyorlar.

            Ayette “kalpleri birbirine benzedi” ifadesinin kullanılması, normalde teslim olmaya direnen ve inanmak için sürekli mucizeler isteyen kişilerin akıllarıyla her şeyi gayet iyi anlayan fakat teslim olmamak için ellerinden geleni yapan kişilerin iç dünyalarının hepsinin birbirine benzemiş olmasını ifade etmektedir.

            Dini kendine uydurmak isteyenlere hiç bir şey yetmeyecektir, hatta kitabı okumak bile. Geçmişte dine uymak istemeyenlerin inanmak için isteklerde bulunması, istedikleri olağan üstü olayı görseler bile fayda vermemiştir. Bugün de inanmak istemeyen ve dini kendine uydurmak isteyenlere Kuran-ı Kerim yetmemektedir. Allah-u Teala şöyle buyuruyor:  “Ona Rabbinden mucizeler indirilseydi ya!” derler. De ki: “Mucizeler sadece Allah katındadır. Ben açıkça uyarıda bulunan bir kişiyim; o kadar.” Anlaşılır bir şekilde okunan bu Kitabı sana indirmiş olmamız onlara yetmiyor mu? İnanan bir toplum için bu bir ikram ve doğru bilgidir.”(Ankebut 29/50-51)

             İkna olmak isteyen bir topluluk için âyetleri açık açık göstermişizdir.”(Bakara 2/118)        

            Ayetler inanmamak için uğraşanlar ve zan peşinde koşanlar için değil, inanmak için kesin delil isteyenler için bizzat Allah tarafından açıklanmıştır. Bize düşen siyaset yapmadan Allah’ın kitabında yazan gerçekleri Allah’ın kulları ile buluşturmaktır. Eğer kişi “Allah bana ne demiş?” sorusunun cevabını samimiyetle arıyorsa, bütün ayetleri apaçık olarak görecek ve bu kitabın Allah tarafından indirilmiş olduğunu bilecek ve teslimiyette şüphe etmeyecektir.

             Allah-u Teala ayet indirse de bu kişiler gerçeği bilerek gizlemeye karar kıldıkları için inanmayacaklardır. Bu durum ayette şöyle ifade edilmektedir: “Biz onlara melekleri indirsek, ölüler onlarla konuşsa ve her şeyi önlerine döksek, yine de inanmazlar, Allah zorlayıcı bir düzen kurarsa başka. Fakat onların pek çoğu bunu bilmezler.”(Enam 6/111) bu ayette geçen “Allah zorlayıcı düzen kurarsa başka” ifadesini geleneksel meallerde “Allah dilemedikçe inanacak değillerdir” şeklinde anlam vermektedirler. Bu ise ayete, haşa Cenab-ı Hakkın insanların inanmalarını istemediğinde, asla inanamayacakları anlamını vermektedir. Bu durum ayetleri çelişkiymiş gibi göstermiştir. Çünkü Allah-u Teala başka bir ayette şöyle buyurmaktadır:  “Allah açıkça anlatmak; sizi, sizden öncekilerin doğru yollarına yönlendirmek ve tevbenizi kabul etmek ister. Allah bilir, doğru karar verir. Allah sizin tevbelerinizi kabul etmek ister ama arzularının peşine takılanlar, sizin büyük bir sapıklığa düşmenizi isterler.”(Nisa 4/26-27) Allah’ın istemesi ve ol emrini vermesi arasındaki fark karıştırılıp, kelimelerin yerleri değiştirildiğinde Allah’ın sözlerinde çelişkiler varmış gibi gözükmektedir. 

Prof. Dr. Abdulaziz Bayındır