2. Bakara Suresi 113. Ayet

“Kitab’ı (Tevrat’ı) okudukları halde, Yahudiler, “Hıristiyanların bir temeli yoktur”; Hıristiyanlar da “Yahudilerin bir temeli yoktur” derler. Bilmeyenler de onlar gibi konuşur. Allah, anlaşamadıkları konuda Kıyamet  günü aralarında kararını verecektir.”(Bakara 2/113)

            “Kitab’ı (Tevrat’ı) okudukları halde, Yahudiler, “Hıristiyanların bir temeli yoktur”; Hıristiyanlar da “Yahudilerin bir temeli yoktur” derler.”(Bakara 2/113)

            Allah-u Teala şöyle buyuruyor: ” İsa, İsrail oğullarına elçi olarak geldi…”(Ali İmran 3/49) Ayetten anlaşıldığı üzere İsa aleyhisselam da İsrailoğullarına nebi olarak gelmiştir. Yahudiler “hristiyanların temeli yoktur” derken İsa aleyhisselamın Allah’ın nebisi olmadığını kastetmekteydiler. Yahudilerin inanmaları gereken, İsa aleyhisselamın nebiliğide dahil her şey, ellerindeki kitapta yazılı olduğu halde “incil Allah’ın kitabı değildir” diyorlardı. Hristiyanlar da; Yahudilere Musa aleyhisselamın nebi olarak geldiğini,onlara tevratın verildiğini gayet iyi biliyorlardı. Hristiyanların Muhammed aleyhisselama da inanmıyorlar ve kitaplarında yazan gelecek nebiye inanma mecburiyetini mesih tekrar gelecek diye başka tarafa çekiyorlar. Yahudiler İsa aleyhisselamı ve Muhammed aleyhisselamı nebi olarak kabul etmediklerinden iki büyük suç yüklenmişlerdir. Nitekim cennete girme iddiaları da sadece kendi grupları içindi. Hatta bugün halen Yahudiler İsa aleyhisselamı nebi olarak kabul etmezler ama Tevrat ve İncil’i birleştirerek Kitab-ı Mukaddes diye okuturlar. Allah-u Teala ehli kitabın bu tavırları için şöyle buyuruyor: “De ki, ey Ehl-i Kitap! Tevrat’ı, İncil’i, bir de Rabbinizden size indirilmiş olan (Kur’ân)’ı uygulamadıkça hiçbir temeliniz olmaz. Göreceksin, Rabbinden sana indirilmiş olan Kur’ân onları daha çok azdıracak ve daha nankör yapacaktır. Sen o görmezler takımına üzülme.” (Maide 5/68) Ayetten de görüldüğü üzere eğer ellerindeki kitaba uymuş olsalardı hep birlikte Kuran-ı Kerime inanır ve gereğini yaparlardı. Maide 68 ayette Allah-u Teala; ellerindeki kitabı kabul etmekle gelecek nebiye inanma sözünü zaten vermiş olan ehli kitabın, Kuran-ı Kerim’i uygulamadıkça hiç bir temeli olmayacağını söylemektedir.

            “Bilmeyenler de onlar gibi konuşur.”(Bakara 2/113)

            Bakara 113. ayette geçen “bilmeyenler” ifadesi Mekkeli müşrikler için kullanılmıştır. Çünkü müşriklerin ellerinde ehli kitabın ellerinde olan kitap gibi okuyacakları ve gerçeği bilecekleri bir kitapları yoktu. Günümüzde Yahudi ve Hristiyan olmayan fakat “Muhammed Allah’ın nebisi değildir, Kuran Allah’ın kitabı değildir” diyenler de bu “bilmeyenler” kısmına girmektedir. Nitekim Yahudi ve Hristiyanların da söyledikleri Muhammed aleyhisselam Allah’ın nebisi değil, Kuran Allah’ın kitabı değildir” demekten ibarettir. Ehli kitap ve bilmeyenlerin durumu birbirleri ile aynı değildir. Geleneksel islami yaklaşımda ehli kitap öne alınsa ve ehli kitaba hak etmedikleri bir yer verilse de, ehli kitabın durumu müşriklerden daha kötüdür. Çünkü Allah-u Teala müşrikleri “bilmeyenler” diye tarif etmekte, ehli kitap ise hem ellerindeki kitaptan bildiği, hem kabul edeceklerine söz verdikleri halde görmezlikten gelmektedirler. Allah-u Teala şöyle buyuruyor: “Rablerini görmezlikten gelenler için cehennem azabı vardır. Ne kötü hale gelmektir o! Oraya atıldıklarında, alevler saçarken çektiği havanın uğultusunu işitirler. Cehennem, öfkesinden çatlayacak gibi olur. İçine her bir bölük atılınca bekçileri onlara; “Size bir uyarıcı gelmedi mi?” diye sorarlar. “Evet” derler; “bize uyarıcı geldi ama biz yalana sarıldık; Allah hiç bir şey indirmemiştir, siz büyük bir sapkınlık içindesiniz” dedik. “Eğer söz dinleseydik ya da aklımızı kullansaydık şimdi, bu alevli ateşin halkı içinde olmazdık” derler.  Böylece suçlarını itiraf etmiş olurlar. Bundan sonra perişanlık, o alevli ateşin halkı içindir. (Mülk 67/6-11) Günümüzde “biz Allah’a inanırız ama nebi ve kitaba inanmayız, O bize karışmaz, neden bize emir versin ki” söylemlerin sonuçlarını da Mülk suresinin 6-11 ayetlerinde görmekteyiz.

            Elimizde Kuran-ı Kerim var ve dolayısıyla biz de ehli kitabız. Bugün Kuran-ı Kerim’e inanmadığını söyleyen ya da Muhammed aleyhisselamı nebi olarak kabul etmeyen bir Müslüman cemaat bulamazsınız. Hatta Kuran-ı Kerim en güzel kılıflara sarılı, en güzel yaldızlı yazılarla yazılı olarak evlerin en yüksek köşelerinde yerini almıştır. Fakat Kuran-ı Kerimi ve Muhammed aleyhisselamı kabul eden, çok büyük saygı gösteren bu kimseleri açık ayetlere çağırdığınız zaman alimlerimiz bize böyle dediler, onlar yalan söylemez derler ve yüz çevirirler.  Böyle kimselerle yukarıda anlattığımız ellerindeki kitaptan nebiyi bilen ama gerçeği gizleyenlerin hiç bir farkı yoktur. Nitekim böyle kişilerin durumu bildikleri ve ayetleri açıkça dinledikten sonra geleneği tercih ettikleri için, bilmeyenlerden  daha ağırdır.

            Allah, uyuşamadıkları konuda Kıyamet  günü aralarında kararını verecektir.”(Bakara 2/113)

            Kıyamet ayağa kalkma ve kalkış demektir. Kıyamet günü ise “kalkış günü” anlamına gelir. İnsanların yeniden dirilerek kabirlerinden kalktığı günün adıdır. Kabirlerden kalkıldığı gün yani “kıyamet/kalkış günü” mahşer meydanında mümin, kafir tüm insanlar bir araya toplanacaktır. Herkesin herhangi bir ayırıma tabi tutulmadan bir arada bulunacakları, son gün yani “el-yevmü’l ahir” olacaktır. Allah-u Teala şöyle buyurmaktadır: “İyi ile kötünün ayırt edileceği gün, onların tamamının toplanacağı gündür.”(Duhan 44/40) Her iddia sahibini kıyamet günü hesaba çekecek olan da, aralarında haklı ve haksızın kararını verecek olan da Cenab-ı Hak’tır.

Prof. Dr. Abdulaziz Bayındır