2. Bakara Suresi 110. Ayet

“Namazı tam kılın, zekâtı verin. Kendiniz için önceden yaptığınız her iyiliğin karşılığını Allah’ın katında bulursunuz. Yaptığınız her şeyi gören Allah’tır.”(Bakara 2/110)

            “Namazı tam kılın”(Bakara 2/110)

            “Allah Nuh‘a buyurduğunu, sana vahyettiğini, İbrahim’e, Musa’ya ve İsa’ya emrettiğini sizin için bu dinin şeriatı yaptı…” (Şura 42/13) ayet bizim şeriatımızda da olan ve İslam’ın esas ibadetlerinden namaz, zekat, hac ve oruç ibadetlerinin önceki şeriatlarda da var olduğunu göstermektedir. Allah-u Teala şöyle buyuruyor: “Namazı kılarken  Allah’ı; ayakta, oturur halde, ve yanlarınız üzerinde anın . Güvene kavuştuğunuzda o namazı tam kılın. Çünkü namaz inananlara vakitle sınırlı olarak farz kılınmıştır.”(Nisa 4/103) ayetten anlaşıldığı üzere namaz müminlere belirli vakitlerde sınırlı olarak farz kılınmıştır. Allah-u Teala yolculukta düşmanla karşılaşan Müslümanların namazlarını bir rekata indirebileceklerini Nisa 102.ayette bildirdikten sonra Nisa 103.ayette bunun sebebi olarak namazın vakitle sınırlı olduğu hükmünü bildirmiştir. Kuranda ve nebimizin uygulamasında namazın kazası yoktur, herhangi bir namaz vaktinde kılınmadığında kişi bütün hayatını namaz kılmakla geçirse de, o vaktin namazının yerine geçmeyecektir. Kılınmamış namazlar için yapılacak tek şey, Cenab-ı Hak’tan af dilemek ve tevbe ederek bir daha aynı şeyi yapmamaktır. Uyuyakalanların ve unutanların vakti çıkmış dahi olsa namazlarını uyandıklarında ve hatırladıklarında kılmalarına dair emir Kur’an’ın gereğidir. Bu onlar için kaza değil eda olacaktır. Çünkü unuttuklarımızdan ve hatalarımızdan Allah bizleri sorumlu tutmayacaktır. Allah-u Teala şöyle buyuruyor: “Allah, kimseye gücünün yettiğinden fazlasını yüklemez”(Bakara 2/286) Uyuya kalmak ve unutmak bilmeden yapılan, kulun gücünün yetmeyeceği hallerdir. Allah kullarını güçlerinin yetmediği şeyden sorumlu tutmaz. Nitekim nebimizin uygulaması da bu yöndedir. Nitekim nebimizden bize şöyle bir sözü ulaşmıştır: “Dikkat edin! Sizin için, bende bir örnek vardır.” (Sonra şöyle devam etti) “Dikkat edin! Uyku sebebi ile namaz kaçırmakta bir taksir yok­tur. Taksir ancak başka namazın vakti gelinceye kadar namazını kılma­yan kimsede vardır. Binaenaleyh bu uyuyup kalma işini kim yaparsa uyan­dığı zaman, o namazı kılıversin! Ama ertesi gün, o namazı her zamanki vaktinde kılsın”( Müslim, Mesâcid, 311) Namaz konusunda hiç bir taviz yoktur, çünkü her türlü kolaylık sağlanmıştır.

            “Zekâtı verin”(Bakara 2/110)

            Zekâtın bizden önceki ümmetlere de farz olduğunu bildiren ayetlerden birçok ayet vardır. Mesela Lut aleyhisselam, İbrahim aleyhisselam, İshak aleyhisselam ve Yakub aleyhisselamın kıssaları anlatıldıktan sonra şöyle buyurulmuştur: “Onları, emrimize uygun olarak yol gösteren önderler yaptık. Hayırlı işler yapmalarını, namaz kılmalarını ve zekât vermelerini emretmiştik. Onlar yalnız bize kulluk ederlerdi.”(Enbiya 21/73) İsmail aleyhisselam ile ilgili olarak ise Kuran’da şöyle buyurulmuştur: “Bu Kitap’ta İsmail’i de anlat.  O, sözünü tutan bir kimseydi .  Nebi olan elçiydi. Ailesine namazı ve zekâtı emreder ve Rabbinin katında beğenilirdi.”(Meryem 19/54-55)

            Ehli kitap olarak kabul edilen Yahudi ve Hıristiyanlara emredilen hükümler için de zekâtın da bulunduğu şöyle bildirilmiştir: “Ehli kitap, kendilerine o beyyine gelinceye kadar bölünüp parçalanmaz. Onlara sadece şu emir verilmiştir: Doğrudan doğruya yalnız Allah’a boyun eğerek ona kul olun, namazı sürekli kılın ve zekâtı verin. İşte sağlam din budur.”(Beyyine 98/4-5) 

            Zekat vermek ehli kitabın Allah’a karşı vermiş olduğu sözlerindendir. Allah-u Teala şöyle buyurmaktadır: “Bir gün İsrailoğulları’ndan söz aldık “Allah’tan başkasına kul olmayacaksınız; ananıza babanıza, size yakınlığı olanlara, yetimlere ve çaresizlere iyi davranacaksınız. İnsanlarla güzel konuşacak, namazı tam kılacak ve zekâtı vereceksiniz” dedik. Pek azınız dışında hepiniz yan çizerek sözünüzden döndünüz.”(Bakara 2/83) “Allah 12 öncü göndererek İsrailoğullarından kesin söz almış ve demişti ki; “Ben sizinleyim. Eğer namaz kılar zekât verir, resullerime inanır, onları destekler, Allah’a güzel bir ödünç verirseniz kusurlarınızı bağışlar, sizi içinden ırmaklar akan cennetlere sokarım. Bundan sonra hanginiz nankörlük ederse düz yoldan sapmış olur.”(Maide 5/12)

            İsa aleyhisselamın diliyle namazın ve zekatın emredildiği şöyle bildirilmektedir: “Çocuk; “ben Allah’ın kuluyum. O bana kitap verecek ve beni nebi yapacaktır” dedi. Nerede olursam olayım, beni bereketli kıldı. Hayatta olduğum sürece bana namaz ve zekat görevi yükledi.”(Meryem 19/30-31)

            Zekat ibadeti öyle muhteşem bir ibadettir ki tam olarak uygulandığı zaman toplumda gelişme ve büyük bir kalkınma olur. Fakat günümüzde gelenekçi yaklaşımda zekat konusunda büyük yanlışlıklar yapılmakta ve bugünkü kitaplarda zekat anlaşılamaz hale getirilmektedir. Allah-u Teala şöyle buyurmaktadır: “Sadakalar sadece; fakirler, miskinler, bu işte çalışanlar ve kalpleri ısındırılanlar içindir. Bir de esirler, borçlular, Allah yolunda ve yolda kalanlar uğrunda harcanır. Bunlar Allah tarafından farz kılınmıştır. Allah bilir, doğru karar verir.”(Tevbe 9/60) Geleneksel anlayışta fakir ve miskin kavramları birbirine karıştırılmıştır. Gelenekte “fakir temel ihtiyacı dışında bir yıllık ya da bir aylık giyecek ve yiyeceği de dahil nisab miktarı mala sahip olmayan kişi, miskin de bir günlük yiyeceği olmayan kişi” ifadeleriyle tarif edilmektedir. Gerçekte miskin sakin olmak, bitmek, susmak, dinmek, hareketine son vermek anlamlarına gelen “s-k-n” kökünden türemiştir. Allah-u Teala şöyle buyuruyor: “gemi denizde çalışan miskinlere  aitti, ilerisinde her gemiye zorla el koyan bir kral vardı; bu sebeple onu hasarlı hale getirmek istedim.”(Kehf 18/79) ayete baktığımız zaman “miskîn”in durumunun, fakîrin durumunun daha iyi olduğunu anlayabiliriz. Ayette bahsedilen yoksul grup, miskin ama yoksulluğun kronik, müzmin hale gelmediği kişilerdir. Fakîrin yoksulluğu ise müzmindir, kronikleşmiştir. O halde miskini şöyle tanımlayabiliriz: Zenginlik derecesine vardırmayan mala malik olan, bazen de günlük ihtiyacını karşılayamayan kişidir. Ayrıca zekat kalpleri İslam’a ısındırılanlara da verilir. Yapılan bir yanlışlık ta Ömer aleyhisselam  zamanında kaldırılmış olması ve bu konuda icma olması iddiasıdır. Böyle bir şeyin söz konusu bile olması mümkün değildir. Çünkü Allah-u Teala Kuran-ı Kerim’in son inen ayetiyle dini tamamlamıştır. Bunun üzerine artık hiç kimse dine ekleme ya da çıkarma yapma hakkına sahip değildir. Esir alınan kişilere verilen zekat ta geleneksel anlayışta sahipleriyle sözleşme şartı vardır denilerek yok edilmiştir. Oysa böyle bir şartın delili yoktur. Esirlere şartsız olarak, karşılıklı serbest bırakabilmek için, fidyeleri zekattan ödenebilir. Borçlulara zekat vermek, onları faiz günahından korumaya da yardımcı olacaktır. Dolayısıyla 9/60 ayette geçen sekiz sınıfa da zekat verilir ve bunda bir eksilme olmamıştır. Zekat hem ekonomik yönden, hem ahlaki yönden hem de sosyal yönden toplumu geliştirir. Faiz ekonomiyi mahveder ama zekat ekonomiyi müthiş bir şekilde geliştirir. Böylece zekat çok geniş olarak toplumda kalkınmayı sağlayacaktır.

            “Kendiniz için önceden yaptığınız her iyiliğin karşılığını Allah’ın katında bulursunuz. Yaptığınız her şeyi gören Allah’tır.”(Bakara 2/110)

            Zekat hem ekonomik yönden, hem ahlaki yönden hem de sosyal yönden toplumu geliştirir. Faiz ekonomiyi mahveder ama zekat ekonomiyi müthiş bir şekilde geliştirir. Böylece zekat çok geniş olarak toplumda kalkınmayı sağlayacaktır. Allah için yapılan bu ibadet ve diğer tüm hayırların bu dünyada çok ciddi karşılıkları vardır ama asıl alınacak olan mükafat ahirette olacaktır.

Prof. Dr. Abdulaziz Bayındır