2. Bakara Suresi 104. Ayet

“Müminler! “Bizi güt!” demeyin, “bizi gözet!” deyin ve dinleyin.  Kafirlere acıklı bir azap vardır.”(Bakara 2/104)

            “raina“ kelimesinin anlamlarından biri “bizi güt” diğeri “bizi gözet” şeklindedir. “Bizi güt” sözünde bir iğneleme vardır. Yani “Sen bizi hayvan güder gibi gütmek istiyorsun, öyleyse güt.” demiş olurlar. Dillerini biraz eğer, ayn harfini uzatarak raînâ derlerse “bizim çoban” demiş olurlar. Eğer “venzurna“ deselerdi “bizi gözet” dışında başka anlama çekilemezdi. İnsan akıllı bir varlıktır; koyun gibi güdülecek; sözü, kaval dinler gibi dinleyecek bir varlık değildir.  Böyle kelimelerin bir yerleşik anlamı bir de uç anlamı varır.  Uç manası kullanıldığında farklı manalarda kullanılması mümkün olur.

            Tahrif

            Tahrîf”, bir şeyin ucu ve kıyısı anlamına gelen “h-r-f = ح -ر-ف ” kökünden gelir. “İnsanlardan kimi de Allah’a sınırda kulluk eder. Eline bir imkân geçse rahatlar; başına bir sıkıntı gelse yüz çevirir. Böylesi dünyayı da kaybeder âhireti de. Apaçık kayıp budur işte.” (Hacc 22/11) ayetinde, Allah’a sınırda kulluk edenlerden bahsedilirken harf/tahrif kelimesi geçmektedir. Kelimenin tahrifi, birden fazla anlama gelen bir kelimeyi, bir anlama tahvil etme ile olur. Bu, bilinçli ve kötü niyetle yapılan bir iştir. Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: “Şimdi bunların size inanmalarını mı bekliyorsunuz? Hâlbuki içlerinden bir grubu, Allah’ın sözünü dinlerler, ona akılları da yatar, yine de başka tarafa çekerler. Bunu bile bile yaparlar.” (Bakara 2/75) Âyette, bir grubun Allah’ın kelamını duyup, onu anlayıp kavradıktan sonra bilerek onu tahrif ettiği bildirilmektedir. Burada, Allah’ın kelamına karşı bilinçli bir iş söz konudur. Nitekim tahriften bahseden tüm ayetlerde tahrifin, kelimelerin yerleşik anlamı ile oynamak olduğu görülmektedir. Tahrif, anlam üzerinde bilinçli oynama anlamına geldiği için bu tür bir muamele Kur’ân için de geçerlidir. Yoksa birden faza anlam içeren bir sözle ilgili yanlış bir tercih veya dili dönmeyen yahut unutan kişinin ayeti yanlış okuması, tahrif kapsamına girmez.

            Bugün Kuran-ı Kerimin ana metninde herhangi bir harf hatta bir hareke bile değiştirmek mümkün değildir. Geçmişte ana metinleri elde bulunan kitapların da ana metninde tahrif yapmak mümkün değildi. Çünkü bu kitaplar milyonlarca insanın hafızasında yer almakta ve sayısız baskıları bulunmaktaydı. Bugün Kuran-ı Kerim’in ana metninde tahrif yapamayanlar meallerinde tahrif yapmakta, kelimeleri başka yerlere çekerek bunu başarabilmektedirler. Ancak Kuran-ı Kerimin ana metni elimizde mevcut olduğu için doğruyu görmemiz mümkün olmaktadır. Eğer Tevrat, İncil ve diğer kitaplarda olduğu gibi ana metin kaybolmuş olsaydı kitabın aslını öğrenmemiz mümkün olmaz, tahrif tam olarak gerçekleşmiş olurdu. Nitekim bugün Tevrat ve İncil gibi kitapların böyle büyük bir tahrife uğramalarının sebebi ana metinlerinin kayıp olmasındandır. Tahrifin başka şekilde olması mümkün değildir.

            Allah-u Teala şöyle buyurmaktadır: “Kimi Yahudiler kelimeleri yerlerinden tahrif ederler (yerleşik anlamlarından başka anlamlara kaydırırlar). “semi’na ve aseyna” “vesma gayra musmain” bir de “raina“ derler. Bunu dillerini bükerek, dine saldırma maksadıyla yaparlar. Eğer bunların yerine “semi’na ve ateyna”  “vesma” bir de “venzurna“ deselerdi elbette daha iyi ve daha doğru olurdu. Ama tanımazlık etmelerinden dolayı Allah onları lanetledi. Artık onların pek azı inanır.“(Nisa 4/46)

Ayette geçen üç cümleden her birinin iki anlamı vardır. Bunlar bir birine zıttır:

1.“semi’na ve aseyna” cümlesinin bir anlamı “dinledik ve sıkı tuttuk” diğeri ise “dinledik ve isyan ettik” şeklindedir. Çünkü (asâ = عصى); hem isyan, hem de değneği tutar gibi tutma anlamına gelir. Ulaşabildiğimiz tefsir ve meallerde bu inceliğin tespit edilemediği görülmektedir.

Eğer “semi’na ve ateyna” “Dinledik ve boyun eğdik” deselerdi onu tahrif, yani başka anlama çekme imkanı olmayacağından daha iyi ve daha doğru olurdu.

2- “vesma gayra musmain” cümlesinin bir anlamı, “lütfen dinle, sana söz söylemek haddimize değil ama..” diğeri ise “dinle, söz dinlemez adam” şeklindedir. Eğer sadece “dinle” anlamına gelen, “”vesma” ifadesi kullanılsaydı başka anlama çekilemezdi.

3- “raina“ cümlesinin anlamlarından biri “bizi güt” diğeri “bizi gözet” şeklindedir. “Bizi güt” sözünde bir iğneleme vardır. Yani “Sen bizi hayvan güder gibi gütmek istiyorsun, öyleyse güt.” demiş olurlar. Dillerini biraz eğer, ayn harfini uzatarak raînâ derlerse “bizim çoban” demiş olurlar. Eğer “venzurna“ deselerdi “bizi gözet” dışında başka anlama çekilemezdi.

            Nisa 46. ayette geçen “…Bunu dillerini bükerek, dine saldırma maksadıyla yaparlar” ifadesi tahrif için kötü niyeti şart koşmaktadır. Yoksa birden faza anlam içeren bir sözle ilgili yanlış bir tercih veya dili dönmeyen yahut unutan kişinin ayeti yanlış okuması, tahrif kapsamına girmez.

            Nisa suresinin 46. ayetinde “raina” kelimesinin Yahudiler tarafından kullanılması bize Bakara 104. ayetteki “raina” kelimesini kullanarak kendisini doğrulara kapatanların Yahudiler olduğunu göstermektedir. Nitekim bu kelimeleri kullananların asıl niyeti Muhammed aleyhisselam’ın nebiliğini kabul ediyormuş gibi gösterip, aslında onu kabul etmediklerini kendi aralarında şifreleşerek onu dışlamaktır. Bu gerçeği bilmediklerinden değil gerçeğe teslim olmak istemediklerinden ileri gelmektedir. Bu yüzden birbirine bağıntılı bu iki ayette de (Bakara 2/104-4/46); bahsi geçen Yahudilerin ve her zaman için bu nitelikleri kendilerinde barındıran insanların, kafirlerden yani gerçeği bile bile gizleyen, görmezden gelenlerden olduğu bildirilmektedir.

Prof. Dr. Abdulaziz Bayındır