|

Tasarrufların faizli borç olarak verilmesi öteden beri
bilinen bir uygulamadır. Önceleri ancak belli büyüklükte tasarrufu olanlar
faizli borç verebilirken bankaların kurulması ile küçük tasarruf sahipleri de
borç verebilir hâle gelmişlerdir. Onlar borcu bankaya verirler, banka bu küçük
tasarrufları bir araya getirip büyük fonlar oluşturur ve talep edenlere kredi
olarak verir.
Kredinin bir maliyeti vardır, adına finansman maliyeti
denir. Üretimden pazarlamaya kadar her safhada fiyatlara eklenen bu maliyet,
fiyatları sürekli yükseltir. Krediye ödenen faiz, finansman maliyetinin ana
sebebidir. Tasarruf sahibinin alacağı faiz bundan düşük olur. Banka, kredi
verdiği kişiden %10 faiz alırsa tasarruf sahibine %7 verir. Üretim sürecinin tüm
aşamaları göz önüne alınırsa böyle bir ortamda fiyat artışı en az %10 civarında
olur. Tasarruf sahibinin alacağı faiz, fiyat artışları karşısında yok olduğu
gibi onun anaparadan da kaybı olur. Meselâ şekerin kilosu 50 krş. iken %7 faizle
bankaya 500 lira yatıran kişi, dönem sonunda bankadan 535 lira alır ama bu
esnada şeker en az 55 kuruşa çıkar. Bir yıl önce 500 lirayla 1000 kilo şeker
alırken şimdi 535 lirayla 973 kilo alabilir. Böylece parasının gerçek değeri %3
civarında kaybolmuş olur. Parasını bir kenarda saklayanların kaybı daha
büyüktür. Onlar, sakladıkları 500 lira ile şimdi 909 kilo şeker alabilirler.
Onların kaybı %9 kadardır.
Kredi kullananlar, ödeyecekleri faizi, o kredi ile
ürettikleri mal ve hizmetlere ekledikleri gibi aynı oranda bir maliyeti de kendi
öz sermayeleri ile ürettikleri mal ve hizmetlere eklerler. Bunun bir sebebi
fırsat maliyetidir. Zira parayı kullanma yerine faize verme fırsatları vardır.
Bu fırsatı kullanmış gibi yapar, alabilecekleri faizi maliyetlerine eklerler.
Bunun bir başka sebebi faizin doğurduğu enflasyona karşı korunma ihtiyacıdır.
Sonuçta fiyatlar sürekli artarken dar ve sabit gelirlilerin serveti hızla
azalır.
Kredi sistemi, servetin zenginlere akmasına yol açar. Halkın
alım gücü sürekli düştüğü için veresiye alıma özendirilirler. Birçok kimse
borcunu ödeyemez hale gelir. Dükkânlar mal, bankalar para dolu olduğu halde
piyasa durur ve darlık baş gösterir. Allah Teâlâ şöyle buyurur:
“Allah faizi daraltır, zekâtları artırır. Allah nankör
günahkârların hiçbirini sevmez.” (Bakara
2/276
)
Bu hususu Allah’ın Elçisi şöyle ifade etmiştir:
“Faiz geliri çok da olsa sonu darlığa döner.” (Ahmed b.
Hanbel, Müsned, c.
1, s.
395)
Ayet, zekât ile faizi karşılaştırmaktadır. Zekât, onu hemen
harcayacak yerlere verilir. 1 milyon lira zekât verilse kısa sürede piyasaya
girer ve sebep olduğu canlılık kalıcı olur. Konuyla ilgili âyet şöyledir:
“Mallarını Allah yolunda harcayanların durumu, yedi başak
bitiren bir taneye benzer. Her başakta yüz tane vardır. Allah, hayra harcayana
kat kat verir. Allah’ın imkânları geniştir, her şeyi bilir.” (Bakara
2/261)
Piyasaya para sürmenin bir yolu da mudârebe=emek-sermaye
ortaklığıdır. Bunun için bir taraf sermayesini, diğer taraf emeğini koyar.
Parası olduğu halde işletemeyenler, onu işletecek kişilerle ortak olurlar. Kâr,
sözleşmeye göre paylaşılır; zarar, sermayeden karşılanır. Bu durumda
işletmecinin zararı, yaptığı işten gelir elde edememekle sınırlı kalır.
Mudârebe ortaklığına bankacılık hizmetleri yapma yetkisinin
verilmesiyle faizsiz bankalar ortaya çıkmıştır. Türkiye’de bunlar, başlangıçta
“Faizsiz Finans Kurumu” adıyla çalışmış, daha sonra faizli bankalarla aynı
kanuna tabi kılınarak “Katılım Bankası” adını almışlardır. Bu kanun onlara,
faizli bankaların yaptığı her türlü işlemi yapma yetkisi vermiştir. Onlardan
farklı olarak fonlarını faizsiz olarak toplarlar ayrıca finansal kiralama ve
ticaret yapabilirler.
Bu kanundan sonra katılım bankaları, isterlerse faizli banka
olurlar, isterlerse bütün işlemlerini faizsiz olarak yapabilirler. Bazı
işlemlerini faizli, bazılarını faizsiz yapmaları da mümkündür. Bu yeni yapı,
onların kimliklerini sorgulanır hale getirmiştir. Katılım bankalarının,
bankacılık hizmetleri hizmetleri" dışındaki tek işleri ticaret olmalıdır.
Finansal kiralama, mudârebe, murâbaha ve müşareke işlemleri ticari işlemler
olduğu için bunları bir tüccar gibi yapmalıdırlar. Bu konu ileride ele
alınacaktır.
Tasarrufları mudârebe sermayesi olarak vermek öteden beri
bilinen bir uygulamadır. Ama önceleri ancak belli büyüklükteki tasarruf
sahipleri ortak bulurken faizsiz bankalar sayesinde küçük tasarruf sahipleri de
ortak bulur hale gelmişlerdir. Bunlar tasarrufları toplar, büyük fonlar
oluştururlar.
Ortaklık sisteminde sermayeye ödenmesi gereken bir bedel
olmadığından finansman maliyeti de olmaz. Çünkü bu sistemde tasarruftan gelir
elde etmenin yolu, ya onunla bir iş görmek ya da bir ortaklığa katılmaktır.
Sistem ekonomik hayata hâkim olursa ne faizin doğurduğu fırsat maliyeti, ne de
sebep olduğu enflasyon olur. Fiyatlar, kendi tabii seyri içinde bazen artar,
bazen azalır. Sermaye sahipleri, ortaklarıyla birlikte büyür veya küçülürler.
Kredi sistemi, tasarruf sahiplerini etkisiz hâle getirir.
Onların ne olup bittiği ile ilgilenmeleri gerekmez. Bu insanlar, belli bir süre
paralarıyla ilgiyi kesince donuklaşırlar. Bunların yapacağı şey bir iş yerinde
çalışmaktır. Alacakları ücret veya maaş belli olduğu için iş yerinin gidişatı
onları ilgilendirmez. Onlar ücretlerini alır, işlerine bakarlar. Ellerindeki
tasarruflar da zamanla eriyip yok olur. Ücret veya maaşları yetmemeye başlar.
Büyük kitleyi oluşturan bu insanlar kendi içine kapalı ve geçim derdi ile
uğraşan kişiler haline gelirler. Kendilerini sıkan bu gelişmelere de tepki
duyarlar. Gün geçtikçe tepkileri artar. Sonunda mutsuz ve umutsuz geniş halk
kitleleri ortaya çıkar.
Diğer taraftan zenginler, artan servetlerinin kabarttığı
iştahları yüzünden tatmin olamaz hale gelir; siyasi ve sosyal hayatı da
yönlendirme gayretine girerler. Böylece bütün dengeler bozulur.
Ortaklık sisteminde de büyük zenginler olabilir. Ancak
tasarruf sahipleri, ortaklarıyla birlikte büyüdüğü veya küçüldüğü için onlar,
ekonomik, siyasi ve sosyal gelişmelere karşı duyarlı olurlar. Böylece, kimsenin
kimseye yük olamadığı ve herkesin, işin bir ucundan tutma zorunluluğunu
hissettiği serbest iş ortamı doğar.
Kredi sistemi sermayeyi sahibinden bağımsızlaştırır.
Ortaklık sisteminde sermayenin sahibiyle bağlantısı mecburen devam eder. Çünkü
bu sistemde kişi, parasının akıbetini düşünmek ve ekonominin gidişatını takip
etmek zorunda kalır. Ortak olmanın verdiği sorumluluk onu, daha dikkatli ve
etkili hâle getirir. Çünkü o, ortak olacağı kişileri tanımaya ve ne olup bittiği
ile ilgilenmeye ihtiyaç duyar. Yoksa kâr beklerken zarar edebilir. Bu süreç
içinde piyasayı öğrenip iş adamlığı yeteneği kazanabilir.
Ortaklık sisteminde ekonomik ve sosyal gerginlikler azalır,
verimlilik artar. İş sahipleri toplumun güvenini kazanmak için gayret göstermek
zorunda kalırlar. Böylece bir huzur ve güven ortamı doğar. Sistem, mantığına
göre işlerse çağdaş toplumlarda rastlanan ölçüde çalışma hayatı problemleri de
olmaz.
“Allah alım satımı helâl, faizli
işlemi haram kılmıştır.” (Bakara
2/275)
Faiz yasağı, kredi sistemini işlemez hâle getirir.
Birçok kimse, alım satım ile faizi aynı sayar. Bunlar
aradaki farka değil, benzerliklere bakarlar. Hâlbuki farka bakıp bunların ayrı
şeyler olduğunu görmek gerekir. Bu husus, kitabın bir bölümünü oluşturmaktadır
Faiz, Kur’ân’ın en ağır yasaklarındandır. Bu yasağı
açıklayan hadisler ve fakihlerin bunlarla ilgili içtihatları vardır. Neyin
Allah’ın yasağı, neyin Allah’ın Elçisinin açıklaması, neyin de fakihlerin
içtihadı olduğunu bilmek gerekir. Kitapta bu ayırıma dikkat edilmiştir.
Bu kitabın hazırlanışında Kur’ân esas alınmış ve alışılmışın
dışında bir metot uygulanmıştır. Bu, Kur’ân’ın gösterdiği metottur. Bundan
sonraki bölümde bu metoda değinilecektir.
Temel fıkıh kitapları paranın, altından ve gümüşten
basıldığı devirlerde yazılmıştır. O paralar dünyanın her yerinde değerliydi ama
kâğıt para ancak siyasi otoritenin kararı ve insanların kabulü ile bir değer
kazanır. Bunun milli sınırlar dışında para olarak kabul edilebilmesi,
uluslararası ilişkilere, o parayı çıkaran devletin itibarına ve insanların bunu
kabul etmelerine bağlıdır.
Borç öderken alınan değerle verilen değer arasındaki
denklik, şimdiye kadar tartı (vezn), ölçek (keyl) veya sayı (adediyat-ı
mütekâribe) ile hesap edilirdi. 100 g altın borcu olan, aynı ayarda 100 g
ödeyince borçtan kurtulurdu. Buğday borçlanan borcunu ölçek ile yumurta
borçlanan da sayı ile öderdi.
Madeni para sisteminden kalma alışkanlıkla kâğıt para, adedî
mal sayılmaktadır. Adedî mal, yumurta, ceviz ve belli standarttaki mallar gibi
birimleri arasında önemli değer farkı olmayan ve sayıyla işlem gören gerçek
maldır. Kâğıt para bu özellikte değildir; dolayısıyla adedî mal olamaz. Öyle
olsaydı boyutları aynı olan 1 ABD doları ile 100 ABD doları aynı değerde olurdu.
Çünkü iki yumurtadan birine yazılan 100 rakamı, onu diğerinden değerli kılmaz.
100 TL ile 100 doların aynı değerde olmaması da onların maddesi ve yapısıyla
ilgili değildir. Bu sebeple kâğıt para adedine göre değil, satın alma gücüne
göre işlem görür. Onu, altın ve gümüş paralar gibi adedî mal saymak büyük
haksızlıklara yol açmaktadır. İlgili kanunlar değişmeli; kâğıt para, üzerindeki
rakama göre değil, temsil ettiği değere göre işlem görmelidir. O zaman, bu yolla
yapılan haksızlıklar büyük ölçüde önlenir.
Burada sahasında ilk sayılacak bölümler vardır. En önemlisi
faizin farklı bir yaklaşımla ele alındığı bölümlerdir. Bu bölümlerde altın,
gümüş, arpa, buğday, hurma ve tuz satışını düzenleyen hadislerin, ayetlere ilâve
bir hüküm getirmediği, aksine alım satım adı altında faizli işlem yapılmasını
engellediği ortaya çıkarılmıştır. Hâlbuki bugüne kadar hadislerin farklı bir
sahayı düzenlediği varsayılmış; faiz, anlaşılamaz ve içinden çıkılamaz hâle
getirilmiştir. Bu yeni yaklaşımla konu, farklı bir boyut kazanmıştır. Faizi
belli bir esasa oturtmak için bu boyut çok önemlidir.
Yapılacak tenkit ve tavsiyeler, çalışmalarımıza ışık
tutacaktır.
Kitaptan
Bazı Başlıklar:
KUR’ÂN VE SÜNNETTE FAİZ
FAİZ–ZEKÂT İLİŞKİSİ
ALLAH’A VE ELÇİSİ’NE KARŞI SAVAŞ
FAİZCİLERİN DAVRANIŞ TARZI
SATIŞ GÖRÜNTÜSÜ ALTINDA FAİZ
HADİSLERLE KAPANAN FAİZ KAPILARI
DARU’L-HARPTE FAİZ
VADE FARKI VE FAİZ
FACTORİNG
PARA VE BORÇ SENEDİ ALIM-SATIMI
ALTIN VE GÜMÜŞ SATIŞI
KÂĞIT PARA SATIŞI
MUAMELE-İ ŞER’İYYE
BANKA VE KATILIM BANKASI
TÜRKİYE'DEKİ KATILIM
BANKALARI
ÖDEMEYİ GECİKTİREN BORÇLUYA CEZA
ENFLASYON
DEFLÂSYON VE LİKİDİTE TUZAĞI
BORÇLARDA ENFLASYON FARKI
MENKUL KIYMETLER BORSASI
Kitap
Siparişi İçin
Tıklayınız
www.suleymaniyevakfi.org
www.kurandersi.com
|