06 Temmuz 2011

Tebbet Suresi

Bismillahirrahmanirrahim

(İyiliği sonsuz, ikramı bol Allah’ın adıyla)

(تَبَّتْ يَدَا أَبِي لَهَبٍ وَتَبَّ (1) مَا أَغْنَى عَنْهُ مَالُهُ وَمَا كَسَبَ (2) سَيَصْلَى نَارًا ذَاتَ لَهَبٍ (3) وَامْرَأَتُهُ حَمَّالَةَ الْحَطَبِ (4) فِي جِيدِهَا حَبْلٌ مِنْ مَسَدٍ (5

(1) Ebu Leheb’in elleri kurusun, zaten kendisi kurudu  (2) Ne malı işine yaradı ne de kazancı!cı (3) O, alevli bir ateşte kızaracak. (4) karısı ona odun hamallığı yapacak, (5) onun/karısının gerdanında da liften bükülmüş bir ip bulunacaktır

Ebu Leheb, Nebimizin amcasının lakabıdır. Adı, Abduluzza’dır. İki yanağının üst kısmı, elmacık kemikleri kırmızı ve parlak olduğu için bu lakabı aldığı söylenmiştir[1]. Onun övündüğü bu özellik, bu surede “kızıl surat” tanımlaması gibi aleyhine kullanılmıştır.

Bir gün şu ayet inmişti:

“Sen aşiretinden en yakınlarını uyar.” (Şuara 26/214)

Nebimiz Safa tepesine çıkmış ve “Ey güzel yüzlüler!” diye seslenmişti: İnsanlar her taraftan gelip toplanınca şunları söylemişti: Ey Abdulmuttalip oğulları, ey Fihr oğulları, şu dağın yamacında atlılar olduğunu söylesem bana inanır mısınız? Evet, dediler. Dedi ki, “Ben sizi o saatin (kıyametin) öncesinde uyaran kişiyim” Ebu Leheb, “Elin kurusun, bizi bunun için mi çağırdın” dedi. Onun üzerine bu sure indi[2].

“Ebu Leheb’in elleri kurusun, zaten kurudu da” denmesi, yaptığı bedduanın kendine döndüğünü gösterir. Çünkü yapılan kötülüğün cezası onun dengi bir kötülüktür. Kötülük, verilen sıkıntının giderilmesinden sonra gerçekleşir. Böylece saldırgan, yaptığı suça denk bir cezaya çarptırılmış olur. Allah Teâlâ şöyle buyurur:

“Bir kötülüğün cezası, onun dengi bir kötülüktür.” (Şura 42/40)

Nebimizden rivayet edilen şu söz de bu ayet gereğidir:

“Bir kimse birine beddua (lanet) eder de o kimse bunu hak etmemiş olursa beddua sahibine döner.” (Ebu Davud, Edeb, 45)

Ebu Leheb ve karısıyla ilgili verilen hüküm, tevbe etmeden ölmeleri halindedir. Eğer tevbe etselerdi kabul edilirdi. Allah Teâlâ şöyle buyurur:

“Allah’ın kabul sözü verdiği tevbe, kendini tutamayarak kötülük işleyen sonra vaktini geçirmeden tevbe edenlerin tevbesidir. Allah işte onların tevbesini kabul eder. Allah bilir, doğru kararlar verir. Kötülükleri işlemeye devam eden, ölüm gelip çatınca da; "Ben şimdi tevbe ettim" diyenlerin tevbesi tevbe değildir. Kâfir olarak ölenlerin tevbesi de tevbe değildir. Onlar için acıklı verici bir azap hazırlamışızdır." (Nisa 4/17-18)

Firavun tevbeyi, ölümle yüz yüze geldiği anda yaptığı için kabul edilmemişti. Allah Teâlâ şöyle buyurur:

“İsrailoğullarını denizden geçirdik. Firavun ile orduları, onları yakalamak ve ezmek   için hemen peşlerine düştüler. Boğulmak üzereyken Firavun dedi ki  “İsrailoğullarının inanıp güvendiği ilahtan başka ilah olmadığına inandım. Ben de tam teslim olanlardanım (müslümanlardanım)” (Allah şöyle dedi:) “Şimdi mi? Oysa bu ana kadar isyan içindeydin, bozguncunun teki idin. Bugün senin cesedini kurtaracağız ki senden sonrakilere bir delil(âyet) olsun. Çünkü insanların çoğu âyetlerimize yeterli ilgiliyi göstermezler.”.” (Yunus 10/90-92)

Tebbet Suresinde belirtilen durum Kur’an’ın üslubudur. Nitekim bu üslup mürtedler için de kullanılmış ama tevbe edip kendini düzeltenler istisna edilmiştir. İlgili ayetler şöyledir:

“Kim İslam’dan başka bir din arayışına girerse asla kabul edilmez. O ahirette, kaybedenlerden olur. . Kendilerine açık belgeler gelmiş, Allah’ın Kitabının hak olduğuna şahit olarak inanıp güvenmiş sonra âyetleri görmezlikten gelmiş (kâfir olmuş) bir topluluğu hiç Allah yola getirir mi? Allah, yanlışlar içinde olan bir topluluğu yola getirmez. Onların cezası; Allah, melekler ve bütün insanlar tarafından dışlanmakdır. Sürekli dışlanmış olarak kalacaklardır. Ne azapları hafifletilecek ne de yüzlerine bakılacaktır.  (Ölüm gelmeden) Dönüş yapıp kendini düzeltenler başka. Allah (onları) bağışlar ve iyilikte bulunur.” (Al-i İmran 3/85-89)

Ebu Leheb ve karısı kendilerini değiştirmedikleri için o acıklı cezayı hak etmişlerdir. Allah Teâlâ şöyle buyurur:

“Bu bir kuraldır: Bir topluluk kendi özünü değiştirinceye kadar Allah onlara verdiği nimeti değiştirmez; Allah, dinler ve bilir.” (Enfal 8/53)

Ebu Leheb, sözlük manasıyla “alev babası” demektir. Alev olarak çevirdiğimiz Leheb kelimesi Mürselat suresinde Allah Teâlâ tarafından şu şekilde detaylıca açıklanmaktadır:

“(Leheb) Orası kalaslar gibi kıvılcımlar saçar. Her biri sarı renkli gemi halatına benzer.” (Mürselat 77/32-33)

Bu surede Allah, Ebu Leheb’in acıklı akıbetinden haber vererek onun nezdinde tüm insanları uyarmaktadır. Çünkü “Onu ne malı kurtaracaktır, ne de kazancı”.

Ebu Leheb’in karısı hayatı boyunca kocasına yardım etmişti. Ahirette de kocası ve kendisi için alevlenen ateşe odun taşıyarak yardımcı olmaya devam edeceği bildirilmektedir. Gerdanında bu sefer hayattayken taktığı mücevherler yerine hurma lifinden bir ip bulunacaktır.

Bu sure, insanların kaderlerinin önceden belli olduğu yönündeki geleneksel kader inancına delil getirilemez. Zira Ebu Leheb ve karısı bu hâle kendi yaptıklarından dolayı düşmüşlerdir. Allah Teâlâ şöyle buyurur:

“Allah bir kesimin doğru yolda olduğunu onaylar.  Bir kesim de sapık sayılmayı hak eder. Onlar şeytanları  Allah’tan yakın  konumda tutar, üstelik doğru yolda olduklarını sanırlar.”(A’raf 7/30)

Bize düşen ise, ibret almak ve Allah’ın yoluna kabul ettiği kimselerden olmak için gerekli gayreti göstermektir.


[1] El-Keşşâf

[2] El-Keşşâf

Yazar :

Bu yazı 42928 defa okunmuştur.


YORUMLAR (0)

Henüz yeni yorum eklenmemiş.

 

Tüm hakları saklıdır. | http://www.suleymaniyevakfi.org