Bismillahirrahmanirrahim
(İyiliği sonsuz, ikramı bol Allah’ın adıyla)
(تَبَّتْ يَدَا أَبِي لَهَبٍ وَتَبَّ (1) مَا أَغْنَى عَنْهُ مَالُهُ وَمَا كَسَبَ (2) سَيَصْلَى نَارًا ذَاتَ لَهَبٍ (3) وَامْرَأَتُهُ حَمَّالَةَ الْحَطَبِ (4) فِي جِيدِهَا حَبْلٌ مِنْ مَسَدٍ (5
(1) Ebu Leheb’in elleri kurusun, zaten kurudu da (2) Onu ne malı kurtaracak, ne de kazancı (3) O, alevli bir ateşte kızaracaktır (4) Odun hamallığı yapacak karısı da (5) Üstelik gerdanında hurma lifinden bir ip bulunacaktır.
Ebu Leheb, Peygamberimizin amcasının lakabıdır. Adı, Abduluzza’dır. İki yanağının üst kısmı, elmacık kemikleri kırmızı ve parlak olduğu için bu lakabı aldığı söylenmiştir[1]. Onun övündüğü bu özellik, bu surede “kızıl surat” tanımlaması gibi aleyhine kullanılmıştır.
Bir gün şu ayet inmişti:
“Toplumundan sana en yakın olanları uyar” (Şuara 26/214)
Peygamberimiz Safa tepesine çıkmış ve “Ey güzel yüzlüler!” diye seslenmişti: İnsanlar her taraftan gelip toplanınca şunları söylemişti: Ey Abdulmuttalip oğulları, ey Fihr oğulları, şu dağın yamacında atlılar olduğunu söylesem bana inanır mısınız? Evet, dediler. Dedi ki, “Ben sizi o saatin (kıyametin) öncesinde uyaran kişiyim” Ebu Leheb, “Elin kurusun, bizi bunun için mi çağırdın” dedi. Onun üzerine bu sure indi[2].
“Ebu Leheb’in elleri kurusun, zaten kurudu da” denmesi, yaptığı bedduanın kendine döndüğünü gösterir. Çünkü yapılan kötülüğün cezası onun dengi bir kötülüktür. Kötülük, verilen sıkıntının giderilmesinden sonra gerçekleşir. Böylece saldırgan, yaptığı suça denk bir cezaya çarptırılmış olur. Allah Teâlâ şöyle buyurur:
“Bir kötülüğün cezası, ona denk bir kötülüktür.” (Şura 42/40)
Peygamberimizden rivayet edilen şu söz de bu ayet gereğidir:
“Bir kimse birine beddua (lanet) eder de o kimse bunu hak etmemiş olursa beddua sahibine döner.” (Ebu Davud, Edeb, 45)
Ebu Leheb ve karısıyla ilgili verilen hüküm, tevbe etmeden ölmeleri halindedir. Eğer tevbe etselerdi kabul edilirdi. Allah Teâlâ şöyle buyurur:
“Allah’ın kabul sözü verdiği tevbe, kendini tutamayarak kötülük işleyen sonra vaktini geçirmeden tevbe edenlerin tevbesidir. Allah işte onların tevbesini kabul eder. Allah bilir, doğru karar verir. Kötülükleri işlemeye devam eden, ölüm gelip çatınca da; “Ben şimdi tevbe ettim” diyenlerin tevbesi tevbe değildir. Kâfir olarak ölenlerin tevbesi de tevbe değildir. Onlar için elem verici bir azap hazırlamışızdır.” (Nisa 4/17-18)
Firavun tevbeyi, ölümle yüz yüze geldiği anda yaptığı için kabul edilmemişti. Allah Teâlâ şöyle buyurur:
“İsrail oğullarını denizden geçirdik, Firavun ve askerleri haksızca ve düşmanca onları takip ettiler. Firavun boğulmayla yüz yüze gelince dedi ki, “İsrail oğullarının inandığından başka tanrı olmadığına inandım, artık ben ona teslim olanlardanım.” Şimdi mi? Az öncesine kadar başkaldırmış bozgunculardan biriydin. Bugün senin cesedini bir tepeye atacağız ki, senden sonrakiler için belge olsun. İnsanların çoğu belgelerimizden gerçekten habersizdir.” (Yunus 10/90-92)
Tebbet Suresinde belirtilen durum Kur’an’ın üslubudur. Nitekim bu üslup mürtedler için de kullanılmış ama tevbe edip kendini düzeltenler istisna edilmiştir. İlgili ayetler şöyledir:
“Kim İslam’dan başka bir dinin peşine düşerse asla kabul edilmez. O ahirette, kaybedecek olanlardandır. İnandıktan sonra kâfir olan bir topluma, Allah hiç dirlik ve düzenlik verir mi? Bunlar, kendilerine açık belgeler gelince o Elçi’nin doğru olduğuna şahit olmuş kimselerdir. Allah yanlışlar içinde olan bir topluluğu yola getirmez. Onlar var ya, onların cezası; Allah, melekler ve bütün insanlar tarafından dışlanmadır. Sürekli dışlanmışlık içinde kalırlar. Azapları hafifletilmez ve onlara göz açtırılmaz. Olup bitenden sonra tevbe edip durumunu düzeltmiş olanlar başka. Allah çok bağışlar ve ikramı boldur.” (Al-i İmran 3/85-89)
Ebu Leheb ve karısı kendilerini değiştirmedikleri için o acıklı cezayı hak etmişlerdir. Allah Teâlâ şöyle buyurur:
“Bu bir kanundur: Bir toplum kendi özünü değiştirmezse Allah ona verdiği nimeti değiştirmez. Allah işitir, bilir.” (Enfal 8/53)
Ebu Leheb, sözlük manasıyla “alev babası” demektir. Alev olarak çevirdiğimiz Leheb kelimesi Mürselat suresinde Allah Teâlâ tarafından şu şekilde detaylıca açıklanmaktadır:
“O (Leheb) dev yapılar gibi kıvılcımlar saçar. Sanki akkordan halatlar gibi.” (Mürselat 77/32-33)
Bu surede Allah, Ebu Leheb’in acıklı akıbetinden haber vererek onun nezdinde tüm insanları uyarmaktadır. Çünkü “Onu ne malı kurtaracaktır, ne de kazancı”.
Ebu Leheb’in karısı hayatı boyunca kocasına yardım etmişti. Ahirette de kocası ve kendisi için alevlenen ateşe odun taşıyarak yardımcı olmaya devam edeceği bildirilmektedir. Gerdanında bu sefer hayattayken taktığı mücevherler yerine hurma lifinden bir ip bulunacaktır.
Bu sure, insanların kaderlerinin önceden belli olduğu yönündeki geleneksel kader inancına delil getirilemez. Zira Ebu Leheb ve karısı bu hâle kendi yaptıklarından dolayı düşmüşlerdir. Allah Teâlâ şöyle buyurur:
“O bir grubu yoluna kabul eder, bir grup da sapıklığı hak eder. Sapıklığı hak edenler Allah’ı ikinci sıraya koyup şeytanları dost edinenlerdir. Üstelik kendilerini doğru yolda görürler.” (A’raf 7/30)
Bize düşen ise, ibret almak ve Allah’ın yoluna kabul ettiği kimselerden olmak için gerekli gayreti göstermektir.
[1] El-Keşşâf
[2] El-Keşşâf
| Sıra     | Yazı Başlığı | Tarih    | Okunma     |
|---|---|---|---|
| 1 | Kureyş Suresi | 11.08.11 | 4857 |
| 2 | Tebbet Suresi | 06.07.11 | 4575 |
| 3 | İhlas Suresi | 06.07.11 | 5807 |
| 4 | Felak Suresi | 06.07.11 | 4876 |
| 5 | Nas Suresi | 20.04.12 | 409 |
Ben onu bunu bilmem, Kuran’nın elle tutulan ,gözle görülen ve bilimsel olarak kanıtlanan yedi uyarısını idrak etmeden ahrete gidenlerin vay haline.
Allah sizlerden razi olsun. Insaallah tüm surelerin tefsirini burada görür ve Kur’an-i Kerim mealini bekliyoruz insaallah.
Tebbet suresi:
Sitedeki çalışmada Tebbet suresinin, Şuara suresinin “Toplumundan sana en yakın olanları uyar-214″ ayeti üzerine yapılan uyarı sonucunda Ebu Leheb’in Peygambere hakaret etmesi sonucunda indiği belirtilmektedir ki, bütün İslam kaynaklarında da aynısı kayıtlıdır. Bu durumda nüzül sıralamasında Şuara suresi 47 inci sure olarak indiği belirtilirken neden Tebbet suresi 6.ıncı sıradadır, merak ettim.
Ayrıca, yine tüm İslam tarihi kaynaklarında Tebbet suresinin inmesinden sonra Ebu Lehep ve karısı, kendilerine hakaret edildiği gerekçesi ile, oğullarına baskı yaparak evli oldukları Peygamberin iki kızını (Rukiye ve Ümmü Gülsüm) boşatmışlardır.
Bu kızların hayatını inceleyen kitaplarda, kızların peygamberlikten önce dünyaya geldikleri (Rukiyyenin bi’setten 7 yıl önce, Ümmü Gülsüm’ün de ondan sonra) ve yine peygamberlikten önce Ebu Lehebin iki oğlu ile evlendiklerini, kocalarından boşandıktan sonra da önce Rukiye’nin Hz Osman’la evlendiği ve peygamberliğin beşinci yılında Habeşistana hicret ettiğini, dönüşte Medine’ye hicret ettiklerini ve hicri 2inci yılda (22 yaşındayken) vefat ettiğini, bunun üzerine diğer kız Ümmü Gülsüm’ün hz. Osmanla evlendiği, onun da hicri 8inci yılda vefat ettiğini,her ne hikmetse her iki kızdan da hayatta kalan hiç bir çocuğun olmadığı bilgilerini okumaktayız.
Bırakınız peygamberi, normal bir insanın, bir babanın hem de iki kızını birden 5-7 yaşlarında zalim olduğu bilinen bir aileye gelin vermesi, hadi ondan boşandıktan sonra (Rukiye’yi) bu kez de en fazla 10 ya da 11 yaşında tekrar evlendirerek bir eşeğin sırtında ta denizaşırı yerlere hicret etmesine nasıl gönlü razı olur, nasıl açıklanabilir? Yoksa tarihlerde ve olaylarda bir yanlışlık mı var? Araştırmam sonucunda sünni kaynaklar söz birliği etmişcesine aynı bilgileri vermekte, bu çelişkilerden bahsetmemektedir.
Şia kaynaklarında ise Halife Osman’ın Peygamberin iki kızı ile evlenmesinin bir uydurmaca olduğu, Emevi tarihçilerin onun ismini temize çıkarmak için sözüm ona peygamberin damadı olduğunu “zinnureyn” ortaya attıkları kayıtlıdır. Yine şia kaynaklarına göre, olsa olsa bu iki kızın, Hz. Hatice’nin daha önceki kocalarından doğan kızları olabileceği veya Hz. Hatice’nin kızkardeşinin çocukları olabileceği belirtilmektedir.
Doğrusu nedir? Sağlam bir kaynak gösterilerek açıklanabilir mi?
AÇIKLAMA:
Cahiliye tarihi ile İslam tarihinin duygusallaktan uzak olarak ciddiyetle ele alınıp yeniden incelenmes gereğiine yürekten inanıyoruz. Ancak vakfımızda bu sahada çalışan bir ilim adamı bulunmadığından maalesef size yardımcı olamıyoruz.
Selam ve saygılarımla.
Allah razı olsun! Allahım başarılı çalışmalarınızın devamını nasip ve müesser eylesin!
Teşekkürler. Allah razı olsun. Devamını bekliyoruz.