06 Temmuz 2011

İhlas Suresi

Bismillahirrahmanirrahim

(İyiliği sonsuz, ikramı bol Allah’ın adıyla)

(قُلْ هُوَ اللَّهُ أَحَدٌ (1) اللَّهُ الصَّمَدُ (2) لَمْ يَلِدْ وَلَمْ يُولَدْ (3) وَلَمْ يَكُنْ لَهُ كُفُوًا أَحَدٌ (4

(1) De ki, ilahınız Allah’tır, bir tektir. (2) Allah Samed’dir. (Varlıkların tek sığınağıdır, eksiksizdir.) (3) Baba değildir; evlat da değildir. (4) Ona denk hiçbir şey yoktur.

Allah Teâlâ bu sûrede her türden şirki, aracılığı ve putperestliği kesin bir dille reddederek kendinden başka ilah olmadığını insanlara açıkça bildirmektedir.

Mekkeli müşrikler Allah’ın varlığına ve tek yaratıcı olduğuna inanırlardı[1]. Onların yanlışı, Allah’a ait özelliklerden bir kısmını; Allah’a ulaştıracağına inandıkları aracılarda da var saymalarıydı. Bu hayali aracıları kendilerine Allah’tan daha yakın görür, rableri ve efendileri sayar, onları razı etmeye çalışırlardı. Allah ile bitecek işlerin onların aracılığı ile olacağına inanarak onları ilah edinmiş olurlardı. İlk âyette, “De ki, ilahınız Allah’tır, bir tektir” buyrulması, bu inancın yanlış olduğunu göstermektedir.

Cenab-ı Hakk’ın sözleri tarihin belli bir dönemine ve belli bir yere ait olamaz; her zamanı ve her yeri kapsar. Aracılık ve şirki reddeden ayetler, her çağın insanını, bu büyük günaha karşı kesin bir dille uyarır. İnsana düşen, nerede ve ne durumda olursa olsun, onun sözlerini gereği gibi anlamak ve iman etmektir.

“Samed” kelimesi her işte kendisine yönelinen ve kendisinden yardım istenen efendi anlamına gelir. Allah’ın Samed olması, herkesin ona muhtaç olması ama onun kimseye muhtaç olmaması demektir.

Allah sameddir. (Varlıkların tek sığınağıdır, eksiksizdir.)” buyrularak aracılardan yardım bekleme inancı, kökten reddedilmiştir. Öyleyse o Samed’e yönelmeli ve yardımı yalnız O’ndan istemelidir.

O, “Baba değildir; evlat da değildir.” İsa’nın ya da Yahudilerin Allah’ın oğlu olduğu inancı yanlıştır. İsa’yı Allah’ın oğlu sayıp Allah’a onun aracılığı ile ulaşılacağına inanmak, yoldan çıkmaktır.

Ona denk hiçbir şey yoktur

Aracılık inancının temelinde aracı kabul edilen şeylerin, Allah’a denk bazı özelliklerinin olduğuna inanılması yatar. Aracıların da Allah’a benzer bir şekilde gördüğüne, işittiğine, bela ve sıkıntılardan kurtardığına inanılır. 4. ayet, hiçbir yaratılmışın böyle bir yetkisinin olmadığını bildirmektedir.

İnsanlar inanç konusunda 2’ye ayrılırlar:

Birincisi, Allah’ı ilk sıraya koyan, o ne buyurmuşsa “başüstüne!” diyenlerdir. Bunlar, ondan başka hiçbir şeye ilahlık yakıştırmaz, hiçbir varlığı, hiçbir konuda ona denk görmezler.

Diğerleri ise Allah’ı ikinci sıraya koyan, onun buyruklarını geri plana atan ve çoğu zaman Allah’ı görmezlikten gelenlerdir. Bunlar öncelikle şeytanları kendilerine veli ve dost edinirler. Birinci sınıfa girenler doğru yoldadırlar. Diğerleri ise yoldan çıkanlardır. Allah Teâlâ şöyle buyurur:

O bir grubu yoluna kabul eder, bir grup da sapıklığı hak eder. Sapıklığı hak edenler Allah'ı ikinci sıraya koyup[2] şeytanları dost edinenlerdir. Üstelik kendilerini doğru yolda görürler. (A’raf 7/30)

Kâfirlerin ortak özellikleri kendilerine Allah’tan önce veli ve yardımcı edinmeleri, onların sözlerini birinci sıraya koymalarıdır. Bazen de, kendi heves ve arzularını birinci sıraya alırlar. Böylece Allah, arka sıraya konmuş olur. İblis, insana secde etmeyi kibrine yedirememiş ve nefsini öne alarak Allah’ın emrini görmezlikten gelmiştir. Allah’ın emrini görmezlikten gelmek küfürdür. Küfür, sözlükte “örtmek” anlamına gelir. Olmayan şey örtülemez. Dolayısıyla her kâfir, tıpkı İblis gibi Allah’ın varlığına inanır ve kendini doğru yolda görür. Kâfir olması Allah’ı ikinci sıraya koymasından ve birinci sıraya koyduğu şeyle onu örtmüş olmasından dolayıdır. Allah birinci sırada olacakken başka bir şeyi onun yerine koymak, o şeyi ona ortak etmek olduğundan bu aynı zamanda şirktir. Dolayısıyla her kâfir müşrik ve her müşrik kâfirdir. Demek ki Allah’ı var ve bir kabul etmek doğru yola girmek için yeterli değildir. Ondan başka hiçbir varlığa ilahlık özelliği vermemek de gerekir.

Allah Teâlâ şöyle buyurur:

İnsanlar sadece ‘İman ettik’ demekle, hiç sınanmadan bırakılacaklarını mı sanırlar? (Ankebut, 29/2)

Bu dünya imtihan yeridir. Dünyadaki herkes Allah’ın varlığına ve birliğine inanır. Asıl mesele Allah’ı birinci sıraya alıp ona teslim olmaktır. İman eden ve ona tam teslim olan kişi, ondan başkasına kul olmayacağından özgürlüğün doruk noktasına ulaşır. O’ndan önce başka şeylere tutunanlar ise tutundukları şeylerin kölesi olurlar. Bunu bile bile yaptıkları için de hem inançlarını hem de hürriyetlerini kaybederler.

 


[1] Müminun Suresi 84-90’ıncı ayetlere bakınız.

[2] “Allah’ı ikinci sıraya koyma,” ayette geçen “من دون الله”  sözünün tercümesidir.  Dûn  (دون) kelimesi ‘üst’ün zıddıdır, en üst merte­beden aşağı demektir. (Firuzabâdî, Kamus Tercümesi, Mütercim Asım, Bahriye Matbaası 1305.) Buna göre Allah üstte, aracı sayılan varlıklar altta, insanlar da en alt sırada sayılırlar. Alttan yukarıya doğru sayılınca, insanlara göre aracılar birinci sırada, Allah da ikinci sırada olur. Bu sebeple ayete o mana verilmiştir.

Yazar :

Bu yazı 29644 defa okunmuştur.


YORUMLAR (0)

Henüz yeni yorum eklenmemiş.

 

Tüm hakları saklıdır. | http://www.suleymaniyevakfi.org