21 Temmuz 2011

Türkiye'de Din Eğitimi-Öğretimi ve Gerçekler

İslam’ın örgün eğitim içindeki yeri ve yeterliliği

% 99’u Müslüman olan Türkiye’de İslam’ın örgün eğitim içindeki yeri ve yeterliliği, Müslümanların ihtiyaçlarına cevap verip veremediği konusu pek gündeme gelmemekte ve bu konudaki noksanlık ve sıkıntılar gereği gibi tartışılmamaktadır. Çağdaş yönetimlerde her türlü demokratik talep, taraftarlarınca gündeme getirilmekte, belirlenen amaçlar doğrultusunda kamuoyu oluşturulmaya çalışmaktadır.

Toplumun % 99’nun ortak inancı olan İslam’ın, hâlihazırda örgün eğitim içindeki yerinin ihtiyaçlara cevap verip-vermediği konusunun da mutlaka gözden geçirilmesi gerekmektedir.

Dini inancın önemi

Her ne kadar bu yazının konusu dini inançların toplum için önemini ortaya koymak olmasa da, din-insan ilişkisinin insanlık tarihi kadar kadim bir geçmişe sahip olduğu, gerek ferdî gerekse toplumsal bağlamda vazgeçilmez bir kurum olduğu gerçeği karşımızda durmaktadır. İnsanlık var olmaya devam ettiği müddetçe de bu gerçek değişmeyecektir. Çünkü bu ihtiyaç fıtri olup, insanın ruhi, maddi ve sosyal yönünü de kuşatmaktadır. Dolayısıyla bu ihtiyaç savsaklanamaz, görmezden gelinemez ve ihmal edilemez bir öneme sahiptir. Hele hele ülkeler arası her türlü ilişkilerin daha da yoğunlaştığı (eğitim, ticari, siyasi, turizm vs), iletişim araçlarının çok yoğun olarak hayatımızda yer aldığı bir dönemde, zaman zaman aileleri de aşan bilgi furyası (çok yönlü ve karmaşık bilgi akışı, yorum tufanı, çelişkiler furyası) içinde din (İslam) eğitiminin her kademesinin tekrar gözden geçirilmesi acil bir zorunluluk olarak ortaya çıkmaktadır. Bu meselenin aciliyeti ihmal edilmeyecek kadar önemlidir. Özellikle örgün eğitimin önemi, milletin geleceği ile doğru orantılı olup ihmalinin ağır bedellere ve olumsuz dönüşümlere yol açacağı ortadadır.

Bu kısa değerlendirmeden sonra Türkiye’mizdeki din eğitiminin şu andaki durumunu ve bize göre olması gerekenleri ifade edelim.

Din öğretiminin yasal dayanakları

Ülkemizde eğitim, Tevhid-i Tedrisat kanunu, anayasanın 24. maddesi, 1739 Milli Eğitim Temel kanununun 12. ve 32 maddesi çerçevesinde şekillenmektedir. Dolayısıyla bireylerin ve toplumun İslam’a dair bilgileri bu çerçevede oluşmaktadır.

DİN (İSLAM) ÖĞRETİMİ

a-Genel halkın ihtiyacı olan din öğretimi

Şu andaki uygulamalara göre öğrenci dini bilgilerini örgün eğitim içerisinde ilköğretim dördüncü sınıftan itibaren haftada iki saat olarak sekizinci sınıfa kadar Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersi olarak almakta, gitmek isteyen öğrencilerimiz ise beşinci sınıftan itibaren yaz tatillerinde camilerimizde veya Kur’an kurslarında, ilköğretimi bitirdikten sonra Diyanet İşleri Başkanlığına bağlı Kuran Kurslarında dini (İslam) bilgilerini geliştirmektedirler.

Ayrıca ortaöğrenimde haftada bir saat olmak üzere Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersi verilmektedir. Tabi ki bir saatlik haftalık müfredat çerçevesinde hedeflenen amaca ulaşılamayacağı açıktır. Bunun açık göstergesi, 10. veya 12. sınıfa gelmiş olan birçok Müslüman öğrencimizin Kelime-i Şehadet’in doğru telaffuzu, namaz ibadetinin gereği gibi yerine getirebilmesi gibi konularda bile yetersizliklerinin görülmüş olmasıdır.

Şu andaki ilköğretim ve İmam Hatip Lisesi dışındaki ortaöğretimdeki okullarda Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersi, ihtiyacı karşılamadan öte yasak savma kabilinden ortaya çıkmış görüntüsü arz etmektedir. Yarım doktorun candan, yarım dini bilginin de dinden (imandan) edeceği gerçeği gözden ırak tutulmamalıdır.

Müslüman olan öğrencinin dini sorumluluklarını yerine getirip- getirmemesi ayrı bir olay, bu konuda doğru ve yeterli bilgiye sahip olması ise daha da ayrı bir olay. Bizim kastımız öğrenciye doğru bilginin verilebilmesi meselesidir.

b-Dini vazifeleri ifa edebilecekler için din öğretimi

Ortaöğretimde İmam Hatip Liseleri, Anadolu İmam Hatip Liseleri, din eğitiminin daha geniş olarak verildiği okullarımızdır.

c-Yüksek öğretimde ise din öğretimi:

Halka, genel ve örgün eğitim içinde (diyanetin hizmetleri de buna dahil) din öğretimini verecek görevlilerin yetiştirilmesi için zorunlu olan yüksek okullar. İlahiyat Önlisans, bazı eğitim fakülteleri bünyesinde açılmış olan Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Öğretmenliği bölümleri ile İlahiyat Fakülteleri ve Diyanet İşleri Başkanlığı bünyesinde bulunan ihtisas kurslarında, bu ihtiyaçları karşılayacak eğitim verilmeye çalışılmaktadır.

Şu anda, yasal olarak örgün eğitim içinde, İslam’la ilgili bilgiler bu şekilde oluşmaktadır.

OLMASI GEREKENLER

a-Genel halkın ihtiyacı olan din öğretimi

Din öğretiminin temeli, dinin ana kaynağı olan metni (Kur’an’ı) okumaktan geçer. İslam’da özel bir dini sınıf (ruhbanlık) olmadığından her Müslüman’ın Kur’an’ı okuması arzulanan bir durumdur. Bu konuda, velinin elinden küçük yaşından (kreş, anaokulu, zorunlu eğitim) itibaren alınan çocuğunun bu ihtiyacı örgün eğitim içinde sağlıklı olarak verilmelidir. Bunun için ilköğretim dördüncü sınıftan itibaren sekizinci sınıfa kadar haftada iki saat Kur’an-ı Kerim’i yüzünden okuma, kısa dua ve sureleri metninden doğru olarak öğrenme imkânı sunulmalıdır. İslam’ın inanç, ibadet, ahlak, sosyal duyarlılık gibi temel bilgilerinin verileceği müfredat yeniden gözden geçirilmelidir.

Ortaöğretim kurumlarında ise mutlaka Kur’an meali dersi konulmalı, din kültürü dersinin değişik felsefi tartışmalara yol açmayacak biçimde, Kur’an ve sünnet (kitap-hikmet, Al-i İmran:81-164) bütünlüğü içinde, öğrencileri doğru bilgilendirme amacına uygun bir tarzda verilmesi sağlanmalıdır.

İslam’ın diğer derslerle irtibatı koparılmamalı, bu dersleri takviye edebilecek özelliği gözden kaçırılmamalı, dinin (İslam’ın) Kur’an-fıtrat bütünlüğü sağlanmalıdır.

Gayri Müslim öğrenciler ve İslam eğitimini almak istemeyen öğrencilere (velilere) de bu imkân verilmelidir. “Dinde zorlama yoktur. Artık doğru ile yanlış birbirinden ayrılmıştır. Şeytanın yoluna uymayı reddedenler ve Allah’a inananlar, hiçbir zaman kopmayacak en sağlam dayanağa tutunmuşlardır. Allah her şeyi işitendir, her şeyi bilendir.” (Bakara 256) “De ki: Hak Rabbinizden’dir. Artık bundan sonra dileyen inansın, dileyen inkâr etsin.” ( Kehf, 29) "Sen hatırlat, sen ancak bir hatırlatıcısınDayatan bir zorba değilsin" (Ğaşiye; 88/21-22)Eğer Rabbin dileseydi, yeryüzünde bulunanların hepsi elbette topyekûn iman ederlerdi. Böyle iken sen mi mü’min olsunlar diye, insanları zorlayacaksın?” (Yunus, 10/99 “Eğer onların yüz çevirmeleri sana ağır geldiyse; bir delik açıp yerin dibine inerek, yahut bir merdiven kurup göğe çıkarak onlara bir mucize getirmeye gücün yetiyorsa durma, yap! Eğer Allah dileseydi, elbette onları hidayet üzere toplardı. O hâlde, sakın cahillerden olma.” (Enam; 6/35)

Dinler tarihi ve bu süreçte ortaya çıkan yorumlar

Dinler Tarihi ve Dinlerin (o dinin inananlarının) Tarihinde Ortaya çıkan Yorumlar

Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersinin adı tüm dinleri kapsamaktadır, burada İslam dini veya onun bir yorumu dayatılıyor propagandasına itibar ederek, diğer dinleri, mezhebi ve tasavvufi (tarikatlar, Mevlevilik, Bektaşilik gibi) kültürel yorumları, dinin aslının yerine ikame edecek tutumlardan titizlikle uzak durulmalıdır.

Bu gibi yorumları, ana kaynaklarına dayalı mutlaka genel hatlarıyla da olsa sekizinci ve onbirinci sınıflarda öğrencilerin pedagojik seviyelerine uygun Dinler Tarihi dersi verilmelidir. Günümüzün yoğun ve karmaşık ilişkileri bunu zorunlu kılmaktadır. Bu gibi yorumların ve yorum farklılıklarının verilmesi gereken yerin “Dinler Tarihi ve Dinlerin (o dinin inananlarının) Tarihinde Ortaya çıkan Yorumlar” şeklinde verilmesi en uygun olandır. Çünkü bazı beşeri yorumlar aslın yerini alabiliyor, zamanla asıl (dinin aslı) saflığını kaybedebiliyor. Dinler tarihi bunun örnekleriyle doludur.

Camilerimizin din eğitim-öğretimindeki önemi

Camilerimizin kürsü ve minberlerinin, genel din eğitimi-öğretimi açısından önemi ortadadır. Burada esas olan Kuran ve sünnet bütünlüğü çerçevesi önemle korunmalı, indi görüş ve mütalaalardan süratle kaçınılmalıdır. Derinliği olan konulara doğru bilgi sahibi olunmadan vakti doldurmak için asla girilmemelidir. İşlenilen konular bir tez ciddiyetinde ele alınmalıdır.

b-Dini vazifeleri ifa edebilecek bir din öğretimi

Hafızlık

İslam eğitimi içinde “hafızlık” önemli bir yer tutmaktadır. Şu anki kesintisiz ilköğretim uygulaması birçok mesleki alanda sıkıntıya yol açtığı gibi hafızlık alanında da sıkıntıya neden olmuştur. Hafız olmak isteyen öğrencilerimizin hafızlık çalışmaları hak kaybına sebep olmamalıdır. Bu bağlamda, hafızlık yapmak isteyen öğrencilere beşinci sınıftan itibaren hafızlık yapabileceği süre okuluna devamsızlık olarak sayılmayarak altıncı sınıftan itibaren okuluna devam edebilmeli ve bu öğrencilerimiz Anadolu İmam Hatip Liselerine doğrudan geçebilmelidir. Sekizinci sınıfa kadar hafız olmak isteyen öğrencilere bu imkân aynı zamanda tanınmalıdır.

İmam Hatip Liselerini tercih eden öğrencilerimizden hafızlık yapmak isteyenlere bu imkân hak kaybına yol açmayacak şekilde Diyanet İşleri Başkanlığı'na bağlı Kur’an kurslarında veya İmam Hatip Liselerinin ilk yıllarında verilmeli ve bu konuda öğrenciler teşvik edilmelidir.

İmam Hatip Liseleri ve Anadolu İmam Hatip Liseleri

Kur’an ve sünnet kaynaklı (Kitap ve hikmet kaynaklı, Al-i İmran:81-164)

Öğrencinin Arapçayı rahat konuşur ve anlar hale gelmesi, İmam Hatip Liselerinin ilk yıllarından itibaren, pratiğe dayalı modern bir öğretim tekniği ile problem olmaktan çıkarılmalıdır.

İmam Hatip Liseleri, mesleki dersler konusunda mutlaka Kur’an ve sünnet kaynaklı (kitap-hikmet kaynaklı, Al-i İmran:81-164) olmalı, müfredatlar öğrencilerin ufuklarını açacak ve genişletecek mahiyette olmalıdır.

İmam Hatip Liseleri müfredatı, sayısal, sözel ve yabancı dil gibi alanlara yatkın öğrencilerimizin ihtiyaçlarına cevap verebilecek bir özellikte olmalı, ilgili alanlarda öğrenim alan tüm ortadereceli okulların üniversiteye geçişlerindeki hak kayıpları önlenmelidir.

Hafız olan ve Arapçayı rahat kullanabilen ortaöğretim mezunu öğrencilerin İlahiyat Fakültelerine direk geçebilmeleri sağlanmalıdır. Bu imkân, mesleki okulların devamına paralel üniversitelere geçişte, başarıda öne çıkan öğrencilere de sağlanmalıdır.

İmam Hatip, Müezzin-Kayyım gibi görevleri üstlenecek kişilerin eğitimleri mutlaka fakülte düzeyine çekilmeli, özellikle bu görevlilerimizin, Kur’an’a ve sünnete hâkimiyetlerinin yanında ses güzellikleri, kendilerine mesleki ve kişilik güvenirliliği, ahlaki örneklikler gibi özelliklerine dikkat edilmeli, ahlaki zaaflara asla müsaade edilmemelidir. (Başka ülkelerde o ülkelerin din adamlarının nasıl yetiştirildiği gözden uzak tutulmamalıdır.)

c-Halka genel ve örgün eğitim içinde din öğretimini verecek görevlileri yetiştirilmesi için zorunlu olan yüksek okullar

Eğitim Fakültelerinin Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi bölümleri mutlaka İlahiyat Fakülteleriyle birleştirilmeli, okullardaki bilgilerle kürsü ve minberdeki bilgiler birbirini takviye etmelidir. İmam Hatip Liseleri ve İlahiyat Fakültelerindeki İslam Eğitim ve öğretiminin temeli, Kur’an-ı Kerim ve Sünnet destekli değil de, Kur’an ve Sünnet merkezli olmalıdır. “Sen yüzünü hanîf olarak dine, Allah insanları hangi fıtrat üzere yaratmış ise ona çevir. Rum suresi 30”.

Örneklendirmek gerekirse “Ecel ne uzar ne de kısalır” şeklindeki dini söylemi ele alabiliriz. O zaman sağlığa bu kadar kaynak aktarmaya, bu kadar iş güvenliği almaya ve bu kadar tedbire (kaynak ayırımına) ne ihtiyaç var. Ama işin esası öyle mi? Hâlbuki Allah her şeyi bir kurala bağlamış ki buna da Sünnetullah diyoruz. Siz sünnetullaha uymazsanız faturayı ya Allah’a kesersiniz (Hac zamanı tünelde meydana gelen izdihamdan dolayı ölenleri Allah’ın kaderiyle izah etmeye çalışan Suudi Arabistan kralının izahları halen hafızamızdadır) ya da “bunda da bir hikmet var” dersiniz. Ama gerçekten Kur’an meseleye öylemi bakıyor, peygamberimiz böylemi anlatıyor.

d-Yüksek İslami Araştırma merkezi

Halkın dini ihtiyaçlarını ana kaynaklara dayalı, bu konudaki geçmiş külliyatı gözden geçirebilecek, dünyada konuyla ilgili yayınları ve çalışmaları takip edebilecek, dini eğitim-öğretimle bilfiil meşgul olan ve halkın dini ihtiyaçlarını karşılama ve sorularına çözüm üretme gibi (müftü, vaiz vs) görevli kişilere kaynaklık edebilecek yüksek lisans düzeyinin üzerindeki araştırma görevlilerinin yer alacağı Yüksek Araştırma Merkezleri gerekmektedir. Yasal anlamda halen böyle bir kurum yoktur. Bu ihtiyaç İlahiyat Fakültelerinde kısmen ferdi gayretler olarak veya Din İşleri Yüksek Kurulu tarafından giderilmeye çalışılmakta, bazen verilen kararlar tartışmalara yol açmaktadır.

Nasıl ki Uzman doktorlara kaynaklık eden araştırma hastaneleri (tıp fakülteler gibi) gibi “Yüksek İslami Araştırma merkezlerine” acil ihtiyaç var. İslam Allah’ın insanlığa sunduğu bir rahmetse, bu rahmetten istifade etmek için her alanda ilmi bir derinliğe ihtiyaç vardır. Yani her alanda fert ve toplumlara ufuk açacak, ortaya çıkmış ve çıkmakta olan problemlere meşru çözüm yolları üretebilecek bir zihni canlanma gerekmektedir.

Kur’an’ın “nur” ve “rehber” olma özelliğini, geçmişin mirasından yararlanarak ama geçmişe takılmadan yeni bir canlanma (Doğrudan doğruya Kur’an’dan almalı ilhamını, asrın idrakine söyletmeli İslamı. M. Akif). Bu canlanmaya sadece İslam dünyasının değil, tüm insanlığın muhtaç olduğu gün gibi aşikardır. Kur’an-ı Kerim’in Müslümanların kitabı değil de (oluşturulan İncil gibi), Alemlerin Rabbi olan Allah’ın insanlığa son mesajı olduğu unutulmamalıdır. Yani Kur’an, Müslümanların yanlışlığına karşı Kur’an ayetlerinin bağlamından ve maksadından koparılarak kullanılmasını istemez. Kur’an ve uygulayıcısı Hz. Peygamberin köleliği ve cariyeliği kaldırdığı halde bu yapının, İslam adına asırlarca devam etmesi gibi.

İlimle donanmak

İşte mikro mesajdan makro mesajı çıkarabilecek, komplekslere kapılmadan Müslüman dünyasıyla beraber Müslüman dünyası dışındaki dünyanın da ürettiklerinden yararlanabilecek ("De ki: Bilenlerle bilmeyenler bir olur mu? Doğrusu ancak aklıselim sahipleri öğüt alır." (Zümer, 39/9),ilim mü’minin yitik malıdır” (Hadis.) bir ilim merkezi. Sünni, Şii, Vahhabi, kuzeyli, güneyli demeden insanları delilleriyle beraber hikmete çağırabilecek, her türlü önyargıdan ve aşağılık kompleksinden uzak (biz bir şey üretemeyiz anlamında), ilmi ve ruhbanlaşmayan bir merkez.

Bunlar yapılmadıkça Müslüman Dünyası kendi kendini bitirecek ve insanlığa medeniyet anlamında hiçbir şey sunamadığı gibi diğer dünyayla beraber insanlığın ve dünya gezegeninin kurduna dönüşecektir.

(Din öğretimi konusunda Prof. Dr. Mehmet Altan’ın “Kent Dindarlığı” kitabının bu konuda bize ışık tutabilecek mahiyette bir çalışmadır.)

Savaş Ören/Niğde

Yazar :

Bu yazı 15362 defa okunmuştur.


YORUMLAR (0)

Henüz yeni yorum eklenmemiş.

Tüm hakları saklıdır. | http://www.suleymaniyevakfi.org