RİSALE-İ NUR TARTIŞMALARI 1

Süleymaniye Vakfı > Said Nursi
Tarih: 09 Mayıs 2012 Tavsiye Et Yazdır

RİSALE-İ NUR TARTIŞMALARI 1

Bu pencere, son zamanlarda alevlenen Risale-i Nur tartışmalarının sağlıklı bir ortamda yapılması için oluşturulmuştur. Hakaret içermeyen yazılar burada yayınlanacaktır. Bütün sorumluluk, yazarlarına aittir.

Tartışmaya katılmak için tıklayınız

Facebook'ta PaylaşTwitter'da Paylaş
226.176 kez okundu
"RİSALE-İ NUR TARTIŞMALARI 1" ile ilgili yorumlar:

  • İlhan diyor ki:

    Selam Dostlar;
    Ben gerek Nurcu gerekse başka tarikat eyli kişilerele şimdiye kadar doğru bilinen yanlışlarla ilgili konuşmaya başladığım da kur-an dan deliller sunduğumda İçlerinde bir nebzede olsa dönüş bir nebzede olsa hak veriş olmaktadır. Ancak ne zaman ki Bayırdır hocamdan bahsetsem o dönüş ve hak veriş yerini kine ve öfkeye bırakıyor. Bunun sebebi ise nerdeyse 1,5 asırdır bir takım insanların dini sömürüşe uğradığı bilmekteyiz ve bu insanların bu durumları artık kalıplaşmış durumda olduğunu kabul etmekteyiz hal böyleyken bu insanlara direk olarak sizin inandıklarınız veya peşinden koştuklarınız yanlış aktarımda bulunuyorlar dendiğinde direkt tepki ve kubullanamayiş ortaya çıkmaktadır. Cenab-ı hak bile içkiyi direk haram etmemiştir. Çünkü içenlere direkt emir zulum mahiyeti taşıyacaktır bu sebeple zamanla bunu haram kılmış ve yasaklamıştır. O halde bizlerde Bayırdır hocamızın da bu türlü yanlışlara direkt tepki mahiyetinde değilde daha ılımlı ve insanların kabullenişlerini kolaylaştırıcı vasıtalarla ifade edilmesi gerektiğini düşünüyorum. Aksi halde bu sadece bir kavga bir atışmadan öteye geçmeyecektir. Selametle

  • İsmail diyor ki:

    Ben Risale-i Nur kitaplarını insanların hangi amaçla okuduğunu anlamış değilim.Veya mesnevi.Bu kitaplar matematikmi,tarihmi yoksa coğrafyamı,Kurandan gerektiği gibi kaynak gösterilerek yazılmış ilim kitabımı,yoksa Allah tarafından indirilmiş bir kitapmı?Hiç biri değil.Müslümanın kitabı belli,peygamberi belli,şartları belli.Said Nursi veyə Mevlana veya Geylani bir toplumun peygamberi ola bilir,Risale-i Nur veya Mesnevi bir toplumun kültürü olabilir,hatta dini olabilir,ancak asla ama asla Allahın dini ve peygamberi değiller.Bunları Allahın dinine yamamaktan vaz geçin tarikatçılar,sünniler ve şialar,hanefiler ve diğerleri,müslümanları rahat bırakın.

    • Davut Korkmaz diyor ki:

      “Said Nursi veya Mevlana veya Geylani bir toplumun peygamberi olabilir”… derken saçmalışsın. Sen Peygamber kimdir önce onu öğren.

      Yazdıklarımı sakın hakaret olarak algılama.

  • Onur diyor ki:

    Leyla Arkadaşım Bizler Tapmayız..! Ancak Kulluk ederiz

  • abayindir diyor ki:

    Şiar Bey,

    İlgili linklere tıklarsanız elbette görebilirsiniz.

  • Leyla diyor ki:

    hocam ‘eğer bana allahtan başka bir şeye tapılması emrolunsaydı, haşa ve kella ancak kadınların kocalarına tapmalarını emrederdim’ buna benzer bir hadis duymuştum orjinalini yazmanız mümkün mü?

    • abayindir diyor ki:

      Leyla Hanım

      Bu hadis uydurmadır.

    • Dr.Müslim diyor ki:

      Hadis Hz.Aişe’den rivayetle söylendiği geçmiştir.
      Birinin diğerine secde etmesini emretseydim, kadının kocasına secde etmesini emrederdim. Bir adam karısına kırmızı dağdan siyah dağa, siyah dağdan da kırmızı dağa (bir şey) taşımasını emretse, kadına düşen bu emri yerine getirmektir.

      | İbn Mace

  • mustafa diyor ki:

    hocam şimdi benim bir tez hazırlamama gerekiyor tezimin konusu ateist bir insanı nasıl inandıra bilirim onun fikirlerini nasıl çürütürüm yardımcı olurmusunuz

    • abayindir diyor ki:

      Mustafa Bey,

      “Ateist’in İnanç Dünyası” diye bir tez hazırlayabiirsiniz. Bu konuyla ilgili yazı ve sohbetlerimizi dinlerseniz Allah’ın varlığına ve birliğine inanmayan bir tek ateistin olmadığını görürsünüz. Bu, çok önemli bir çalışma olur. Böyle bir tezin her safhasında size yardımcı olamaya çalışırız. Başlangıç olarak şu yazımızı okuyabilirsiniz:
      http://www.suleymaniyevakfi.org/kose-yazilari/mumin-kimdir.html

  • MURAT DEMIR diyor ki:

    hocam benim ismim aziz murat demir goruldugu gibi aziz on ismiyle basliyor biliyorumki AZIZ ALLAHIN isimlerinden biri bu on ismi kullanmam dogrumu

    • abayindir diyor ki:

      Murad Demir Bey,

      Bu, Allah’a has isimlerden olduğu için kullanmanızın bir saıncası yoktur.

  • mehmet diyor ki:

    işyerimin hayırlı ve bereketli olmasıiçin tabelasına (rezzak)avm.yazdırsam günaha girermiyim…malüm indirim broşürleri falan dağıtılacak.?…tavsiyelerinize,ihtiyacım var,,,ne olur,beni aydınlatınız….

    • abayindir diyor ki:

      Mehmet Bey,
      Rezzak Allah’ın isimlerindendir, rızık veren anlamına gelir. İşyerine o isim verilemez.

  • ferdi diyor ki:

    ferdiyetle ilgili bir link http://risaletalimhaber.com/haber/2305-#.UOiquG_ZaqY
    SAYIN ÇOK BİLEN SÜNNETE HADİSE İHTİYACI OLMAYAN BEYFENDİ FERDİYET İLE İLGİLİ SAÇMALIYORDU ACABA ÜSTADIN FERT SÖZCÜĞÜYLE İLGİLİ İFADESİ NEYMİŞ ÖĞRENELİM

    • abayindir diyor ki:

      Sayın Ferdi,

      Nasıl saçmaladığınız göstermek için iyi bir örnek, teşekkür ederim.

  • Ahmet Bilgin diyor ki:

    Arkadaşlar yorumların bi kısmına baktım da.Gerçekten bilerek konuşan,bilmeyerek konuşan,hatta fitneye meyil vermeye çalışan insanlar var.Cenab’u hakkın Hak dini olan İslamiyeti yaşayın,Efendimiz (s.a.v) hz. lerinin sünnetine uyun.O size yeter.Ahir zamanda Fitne çoğalıcak..Zihninizi bulamayın.Şürhesiz Allahın Gazabı Büyüktür.

  • Hizmetçi diyor ki:

    Esselamu Aleykum… ŞİMDİYA KADAR TÜM YAZILANLARI OKUMAYA ÇALŞTIM AMA ÇOĞUNLUKLA BİRBİRİMİZİ ŞUCU BUCU’LAR OLARAK KARŞILIKLI İTHAMDAN BAŞKA BİR HİTAP GÖREMEDİM. BİZLER ALLAH c.c.’A KULLUĞUĞUMUZU YERİNE GETİREBİLİYORMUYUZ ÖNCE KENDİMİZİ SORGULAYALIM İNŞALLAH. BİR KAÇ KONUYA KISA KISA GİREREK İMA ETMEYE ÇALIŞACAĞIM, İLK OLARAK HADİS FİTNECİLERİNE: “Peygamber hiç bir vakit ayak üstünde işemedi” (Hanbel 4/196; 6/136,192,213).
    “Peygamberin ayak üstünde işediğini gördüm” (Buhari 4/60,62; Hanbel 4/246; 5/382,394). İŞEMEK KONUSUNDA ALLAH RESULU İŞEMİŞ İŞEMEMİŞ MESELESİ DEĞİL 1400 YIL EVVEL BİZLERE BİR UYARI YAPIMLIŞ BU HADİSİN DORUMU YANLIŞMI OLDUĞUNA BAKILIYOR AMA YENİyBUGÜNÜN BİLİMCİLERİ: AYATKA İŞEMEK PROSTAT YAPAR deyince ne hikmetse *adam doğru söylüyor derler*…BENİ BİR HOCADAN DİNLEDİĞİM KISSA ETKİLEMİŞTİR. RESULU RÜYADA GÖRMEYİ DEĞİL O’NUN HAYATINI YAŞANTIMIZA GEÇİRMEMİZDİR EĞER O’NUN YAŞADIKLARINI HİSSEDEREK YAŞIYABİLİYORSAK BİRİLERİNİ SORGULAMA DEĞİLDE EDEPLE TEVAZU İLE TEBLİĞ ETMEMİZ GEREKİR İTHAM EDEREK DEĞİL, BAŞTA DA SÖYLEDİĞİM GİBİ *ÖNCE KENDİMİZİ SORGULAYALIM İNŞALLAH.* Vesselam..

  • Burhan63 diyor ki:

    Buradaki Abdulkadir Geylani Hazretleri veya Allah’ın veli kullarında husule gelen kerametleri aklına sığdıramayan Felsefeye boğulmuş insanları görüyorum.Halbuki Hz.Süleyman(a.s)ile ilgili Kuran-ı kerimde Belkıs’ın sarayını aynı ile getirilme hadisesi var.
    link:http://www.sorularlaislamiyet.com/article/10444/neml-suresi-17-44-ayetlerdeki-hz-suleyman-as-ve-belkis-ile-ilgili-kissadan-cikarmamiz-gereken-dersler-nelerdir.html

    Hz. Süleyman (a.s)’ın, Belkıs’ın tahtını yanına celbetmek istemesi üzerine, vezirlerinden celp ilmini bilen bir âlimin hünerini beyan eden, “Kitaptan (Allah tarafından kendisine verilmiş) bir ilmi olan kimse, “gözünü açıp kapamadan ben onu (Belkıs’ın tahtını) sana getiririm.” dedi. Süleyman onu yanı başına yerleşmiş olarak görünce: “Bu şükür mü edeceğim, yoksa nankörlük mü edeceğim diye, beni sınamak üzere Rabbimin (gösterdiği) lütfundandır.” dedi.”(Neml, 27/40) âyeti, uzak mesafelerden varlıkların aynısını veya tıpkısını getirmenin mümkün olduğuna işaret etmektedir.(Sözler, 267; ayrıca bk. İşârât, 311-312).
    Ben Fizikçi ve Bilgisayar proğramcısıyım.Abdulkadir Geylani Hazretlerine kerameti yakıştırmamanızın altında Metafizik boyutunuzun eksik olduğunu görüyorum.Ayrıca biraz taassup var .En önemlisi de ön yargı var.
    Yine Hz.Musa(a.s) ın Hz.Hızır ile yolculuğu ve Hz. Hızır’a verilen İlim veya keramet.
    Hz. Mûsâ döneminde yasamis ve peygamber olmasi kuvvetle muhtemel, hikmet ve ilim sahibi bir sahsiyet.
    link:http://forum.islamiyet.gen.tr/nasihatler/90782-hz-hizirin-ilmi.html
    Kur’ân-i Kerîm’de, Hizir (a.s.)’in isminden açikça bahsedilmez. Ancak Kehf Sûresi’nin 60-82. âyetlerinde yer alan Hz. Mûsâ ile ilgili kissadan “Katimizdan kendisine bir rahmet verdigimiz ve kendisine ilim ögrettigimiz kullarimizdan bir kul…” (18/65) diye sözü edilen sahsin Hizir (a.s.) oldugu anlasilmaktadir
    …………….
    Daha ne deyim Kuran-ı Kerimi okuyorsunuz ama.Müspet ilimlerden Fizik,Kimya,Astronomi gibi ilimlerden haberiniz yok.Allah(c.c) kainatta ve özellikle insanda çok harika kabiliyetler yaratmış.Bayındır hocam keramete mazhar olamadığından alimlerimizi kafaya takmış.Çarpılmasından korkuyorum.Abdulkadir Geylani Hazretlerinin tokatı kuvvetlidir.

    • abayindir diyor ki:

      Sayın Burhan Aydın,

      Hiçbir şey yapmana gerek yok; şu ayetlere uy yeder. O zaman kenidin şirkten kurtarabilirsin.
      “Allah ile aranıza koyup yardım istedikle-riniz de sizin gibi kullardır. Samimi iseniz, seslenin de size cevap versinler. Ayakları mı var ki, yürüsünler. Elleri mi var ki tutsunlar. Gözleri mi var ki, görsünler. Kulakları mı var ki, işitsinler. De ki: “çağırın ortaklarınızı, son-ra bana tuzak kurun; hiç göz açtırmayın.” Benim velim, bu Kitabı indiren Allah’tır. O, iyilere velilik eder. Allah ile aranıza koyup yardıma çağırdıklarınız; size yardım etmek şöyle dursun, kendilerine bile yardım ede-mezler.” (Araf 7/194-197)

      “Belki yardımları do¬ku¬nur diye Alla¬h ile aralarına ilah¬lar koyup, onlara tutundular. Onlar, bunlar için hazır asker oldukları halde, Bunların onlara yardıma güçleri yetmez.“ (Ya-sin 36/74-75)

      Kendileri için bir güç olsun diye, Alla¬h ile aralarına koydukları ilah¬lara tutundular. Ak-sine onlar bunların kulluğunu tanıma¬yacak ve bunlara ters düşeceklerdir. (Meryem 19/81-82)
      Şirk, Allah’a yakın bilinen kimseleri, Allah’a ait bazı özelliklere sahip görüp yardım istemektir.

      • erolkarakaya diyor ki:

        allah razı olsun.kurani cevap en güzelidir

      • elif diyor ki:

        Allah Razı Olsun Bayındır Hocam ve yanındaki bilgili diğer insanlardan;sizde tefsir yapıyorsunuz.neden tefsire itimat etmek varken onun bunun sözlerine uyuyorlar?Allah Akıl Fikir versin cümlemize…

  • RECEP diyor ki:

    Hocam Recai beyin yazdığı gibi hz.ömerin Hadileri yasakldığını inkar eden yok .Diğer 3 halifeninde yasakladığı rivayetlerde var.ALLAH Rasulüde sağlığında Hadis yazımını yasakladığına dairde rivayetler var.

    hz Ömerin döneminde bilgi kirliliğinin olduğunu yazmışsınız hangi dönemde bilgi kirliliği olmadı.Kaldıki hadis yazılımı ALLAH Rasulünden onlarca yıl sonra olmuş.

    bir sözün hiç değişmeden 1300 küsür yıl rivayetleri mümkünmüdür.kaldıki bir sözde deği 2 milyonun üzerinde hadis olduğu söyleniyor.
    Dini istismar edenler mezhepler olsun tarikatlar olsun hep delillerini hadislere dayandırmıyorlarmı.Bu istismarı en çok yapanlardan biride Saidi kürdi ve risaleciler değillermi.Hangi mezhep KUR’AN’A Göre hüküm çıkarmışlardır.
    ALLAH’ın kitabı Hz.KUR’AN’I BİLE HADİSLERİN NESH EDEBİLECEĞİNİ KABUL EDEN MEZHEPLERİN BÜTÜN DELİLLERİ HADİSLER DEĞİLMİ.

    Risalecilerde hemen sıkışınca hadislerden örnekler vermiyorlarmı KUR’AN’IN Anlaşılmazlığını hadislere dayandırmıyorlarmı.

    KIASASI ALLAH’IN AYETLERİNİN HÜKMÜNÜ GEÇERSİZ KILMAK İÇİN YARIŞMIYORLARMI.

    Bir gazetenin dini yazarın HAAŞA ALLAH’I YALANCI ÇIKARMAK İSTERCESİNE yazdığı SO CÜMLELERİ paylaşmak istiyorum.

    İmam-ı Süyûti hazretleri de, Kitabüd-derc-il-münife isimli kitabında Azer’in Hazret-i İbrahim’in amcası olduğunu vesikalarla ispat etmektedir.

    ALLAH’IN KUR’AN’DA BABASI DEDİĞİNİ AMSASI OLDUĞUNU İSPATTAN BAHSEDİYOR.ALLAH’ın ayetlerini geçersiz kılmaya çalışanLARDAN SADECE BİRİ.

    BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM

    ALLAH BİR ADAM İÇİN İÇİNDE İKİ KALB YAPMAMIŞTIR. KENDİLERİNDEN ZIHAR YAPTIĞINIZ EŞLERİNİZİ ANALARINIZ KILMAMIŞTIR. EVLATLIKLARINIZI DA OĞULLARINIZ KILMAMIŞTIR. O SİZİN AĞZINIZDAKİ LAFINIZDIR. ALLAH İSE HAKKI SÖYLÜYOR VE DOĞRU YOLU GÖSTERİYOR. 33/AHZAB-4

    ONLARI (EVLATLIKLARI) BABALARI ADINA ÇAĞIRIN. ALLAH YANINDA O DAHA DOĞRUDUR. EĞER BABALARINI BİLMİYORSANIZ, ONLAR SİZİN DİNDE KARDEŞLERİNİZ VE DOSTLARINIZDIR. BUNUNLA BERABER HATA ETTİKLERİNİZDE ÜZERİNİZE BİR GÜNAH YOKTUR. FAKAT KALBLERİNİZİN KASDETTİĞİNDE VARDIR. ALLAH, ÇOK BAĞIŞLAYICI VE ÇOK MERHAMET EDİCİDİR. 33/AHZAB-5

    HEM HATIRLA O VAKTİ Kİ, O KENDİSİNE ALLAH’IN NİMET VERDİĞİ VE SENİN DE İKRAMDA BULUNDUĞUN KİMSEYE: “HANIMINI KENDİNE SIKI TUT VE ALLAH’TAN KORK” DİYORDUN DA NEFSİNDE ALLAH’IN AÇACAĞI ŞEYİ GİZLİYORDUN. İNSANLARDAN ÇEKİNİYORDUN. HALBUKİ ALLAH KENDİSİNİ SAYMANA DAHA LÂYIKTI. SONRA ZEYD O KADINDAN İLİŞİĞİNİ KESTİĞİ ZAMAN, BİZ ONU SANA EŞ YAPTIK Kİ, OĞULLUKLARININ İLİŞKİLERİNİ KESTİKLERİ HANIMLARINI NİKÂHLAMADA MÜMİNLERE BİR DARLIK OLMASIN. ALLAH’IN EMRİ DE YERİNE GETİRİLMİŞTİR. 33/AHZAB-37

    ALLAH HEM EVLATLIKLARINIZI BABALARININ İSMİYLE ÇAĞIRIN DİYE EMREDECEK HEM HZ.İBRAHİMİN AMSASINI BABASI OLARAK BİLDİRECEK ALLAH AŞKINA BU NEDİR NASIL İMAN NEYE İMAN ANLAYAN VARSA YAZSIN.

  • Recai KILINÇ diyor ki:

    Sayın Abdülaziz Hocam
    Ramazanda ATV de yayınlanan ÖMER isimli dizide karşılaştığım bir sahne çok ilgimi çekti. Hz.Ömer Ebu hureyre ile karşılaştığında onu ikaz ederek “Peygamberimizden hadis nakletmeyi durdurdun değil mi ? Artık yapmıyorsun değil mi?” diye soruyor. O da Hz Ömer’e cevaben, yasakladığı için artık hadis rivayet etmediğini söylüyor. Tam bilmiyorum ama araştırdığım kadarı ile Hz ömer Kuran-ı kerimin önüne geçer korkusu ile ebu Hureyre’ye insanlara hadis naklini yasaklamış.
    Bırakın hadisleri risaleler peşinde koşturan Nurcu kardeşlerimize özellikle duyurulmakla birlikte sayın Abdülaziz hocam bu konuda daha ayrıntılı bir bilginiz varsa paylaşırsanız sevinirim. Bu konu çok ciddi… Yanlışımız varsa Allah affetsin..

    • abayindir diyor ki:

      Recai KILINÇ Bey,

      Benim bu konu ile ilgili bilgim, sizin yazdıklarınızdan fazla değil. O dönem ile ilgili bilg ikirlilği var. Bu sebeple butun bu bilgilere şüpheyle bakmak gerekir.

  • Filiz diyor ki:

    Hadis savunan arkadaşa güzel bir hadis buldum: Muslim fiten 116 diye geçer. Bunu bana yollayan arkadaşıma teşekkür ediyorum kendisi, hadise uydurma dediğim için sizin verdiğiniz tepkiyi verip uzun mu uzun bir yazı yazdı bana.

    Şimdi Nurcular, size Said Nursi cennet vaad ediyor. Her hadisi de sahipleniyorsunuz ve özellikle zayıf(uydurma) olanları. Varsayalım ki doğru. Hesaplayın bakalım kaç Nurcu açıkta kalacak?

    “Abdullah İbni Amr İbni Âs radıyallahu anhümâ’dan rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
    “Ümmetimin hayatta bulunduğu bir zamanda deccâl çıkar ve kırk, bu kadar zaman kalır. (Râvi, Hz. Peygamber’in kırk gün mü, kırk ay mı, yoksa kırk yıl mı buyurduğunu bilemediğini söylemektedir.) Bunun üzerine Allah Teâlâ Îsâ İbni Meryem’i yeryüzüne gönderir; o da deccâli bularak ortadan kaldırır. Sonra insanlar, aralarında hiçbir düşmanlık bulunmadan yedi yıl yaşarlar. Sonra Allah Teâlâ Şam taraflarından soğuk bir rüzgâr gönderir ve bu rüzgâr kalbinde zerre kadar hayır –veya iman– bulunan yeryüzündeki bütün insanların ruhunu kabzeder. Şayet biriniz dağın içine bile girse, bu rüzgâr onu mutlaka bulup canını alır. İşte o zaman yeryüzünde kötülüklere bir kuş hafifliğiyle dalan, yırtıcı hayvan atılganlığıyla şuursuzca saldıran kimseler kalır. Bunlar ne bir iyilik tanırlar ne de bir kötülüğü yadırgarlar. Şeytan bir insan kılığına girerek onlara görünür ve:
    – Dediğimi yapmayacak mısınız? diye sorar. Onlar da:
    – Ne yapmamızı emredersin? derler.
    Şeytan da onlara putlara tapmalarını emreder. Onlar her türlü ahlâksızlığı yapıp putlara taparken rızıkları bollaşır, hayat tarzları iyileşir. Daha sonra sûra üflenir. Onun sesini duyan herkes dehşet ve şaşkınlık içinde yıkılır kalır. Sûrun sesini ilk duyup can veren adam, devesinin havuzunu tamir eden bir kimsedir. Onunla birlikte yanındakiler de kendilerini yere atıp can verirler. Sonra Allah Teâlâ çiğ gibi –veya gölge gibi– bir yağmur yağdırır. İnsanların çürüyüp gitmiş cesetleri bununla yeniden hayat bulur. Ardından sûra bir kere daha üflenir; herkes yerinden fırlayıp kendilerine verilecek emri beklemeye başlar. Daha sonra:
    – Haydi, Rabbinize gelin! denir. Meleklere de:
    – Onları alıkoyun; çünkü onlar sorguya çekilecektir, denir. Daha sonra yine meleklere:
    – Cehennemlikleri ayırın! buyurulur. Onlar da:
    – Kaçta kaçını ayıralım? diye sorarlar.
    – 1000 kişiden 999’unu, denir. İşte o gün, dehşeti yüzünden çocukların ihtiyarladığı bir gün olacaktır. O gün her şeyin ortaya çıktığı korkunç bir gündür.””

  • Ahmed Faruk diyor ki:

    Aklını kullanma sorumluluğunu taşıyanlar için Risale-i Nur ve müellifi konusu, en kısa ve öz ifadeylenetleşmiş oluyor. Prof.Dr. A.Bayındır hocamız noktayı bana göre koymuş nedir o nokta? “Artık Allah, insanlara duyursun diye kimseye vahiy ve ilhamda bulunmayacaktır.” Kapalı olan bu kapıyı zorlayan ve bu yolla kandırmış olduğu insanların vebalini de alan bir kişi hesap günü ne yapacak ben onu merak ediyorum? Bu noktadan sonra “Aklını kiraya vermiş” insanlara neyi ne kadar anlatabilirsiniz ki hocam? Allah size yardım etsin.

  • AHMET ÇAM diyor ki:

    Sayın muhammed bulut uyarınız için ALLAH razı olsun… Risalelerde zaten baskıcı rejimin ürünü. Halkın yönetimle kavgalı ve yönetimin dini hassasiyetleri gözetmediği bir dönemde risaleler yazıldı.

  • AHMET ÇAM diyor ki:

    Bir zamanlar Kendisiyle kısa sürelide olsa karşılıklı görüşme imkanı bulduğumda risalelerin kurana VE hadislere aykırılıklarını o zamanlar bileseydim ve kendisine söyleyebilseydim. Gülen cemaatinin “Ülke Abisi” bakın ne diyor. Bir bombada ondan… 4. ELEMENT “NUR”MUŞ.. TOPRAK, HAVA, SU, NUR.. http://www.zaman.com.tr/yazar.do?yazino=1332008

    • recep diyor ki:

      Bir zamanlar Kendisiyle kısa sürelide olsa karşılıklı görüşme imkanı bulduğumda risalelerin kurana VE hadislere aykırılıklarını o zamanlar bileseydim ve kendisine söyleyebilseydim. Gülen cemaatinin “Ülke Abisi” bakın ne diyor. Bir bombada ondan… 4. ELEMENT “NUR”MUŞ.. TOPRAK, HAVA, SU, NUR..

      Sayın Ahmet kardeşim;

      Nur’un karşılığı Ziyadır yani Işıktır.

      Haşiye 14: Unsurlar, mâdenler ise; pek çok muntazam vazifeleri bulunan ve izn-i Rabbânî ile her muhtacın imdadına koşan ve emr-i İlâhî ile her bir yere giren meded veren ve hayatın levâzımâtını yetiştiren ve zîhayatı emziren ve masnuât-ı İlâhiyenin nescine, nakşına menşe’ ve müvellid ve beşik olan hava, su, ziyâ, toprak unsurlarına işarettir.

      Risale-i Nur Külliyatından 22.sözde 8.Bürhandaki haşiye

  • AHMET ÇAM diyor ki:

    Risaleciler 2012′nin bombalarını patlatıyor. Üstadlarını geçtiler valla.

    http://www.risalehaber.com/news_detail.php?id=150504
    http://www.zaman.com.tr/yazar.do?yazino=1328755

  • mustafa diyor ki:

    Nurcu arkadaşlar!

    Şura suresinin 51.ayeti,Risale-i Nurların arştan nüzul ettiğinin delili midir?
    Şunu diyorsunuz:Arıya vahyeden Allah Said Nursiye neden vahyetmesin.
    Allah’ın arıya vahyetmesi;onun yaratılış programıdır.
    Allah Hz.Musa’nın annesine,Hz.Meryem’e Tevrat’ın ya da daha önceki ilahi kitapların gizli hakikatlerini ve hakikatlerinin kesin delillerini mi inzal etmiştir?
    Hz.Meryem’e,diğer insanlara ve arıya diğer arılara tebliğ edilmek üzere mi vahyetmiştir?
    Arıyı kullanarak, kendi eliyle yazdığı cilt cilt kitapları Allah’a isnad etmek ne büyük cüret?

    Evet,kendi eliyle yazdığı,Allah’ın yazdırdığı değil,bunu kesin bir bilgiyle biliyorum.
    Nereden mi biliyorum?
    Allah’ın arıya vahyettiğini,Hz.Musa’nın annesine vahyettiğini nereden biliyorsam,onu da Allah’ın yazdırmadığını oradan biliyorum;

    ”O, size ancak kötülüğü, hayasızlığı ve Allah’a karşı bilmediğiniz şeyleri söylemenizi emreder.”(Bakara 169)

    ”De ki: “Rabbim ancak, açık ve gizli çirkin işleri, günahı, haksız saldırıyı, hakkında hiçbir delil indirmediği herhangi bir şeyi Allah’a ortak koşmanızı ve Allah’a karşı bilmediğiniz şeyleri söylemenizi haram kılmıştır.”(Araf 33)

    ”Çirkin bir iş işledikleri vakit, “Biz atalarımızı bunun üzerinde bulduk, Allah da bize bunu emretti” derler. De ki: “Şüphesiz, Allah çirkin işleri emretmez. Siz bilmediğiniz şeyleri Allah’ın üzerine mi atıyorsunuz?”(Araf 28)

    Örneğin m.fatih bey çıkıp da risaleler Allah tarafından yazdırılmıştır dese ve şura 51 ayeti delil olarak gösterse ben şöyle derim:

    Şura 51.ayetin meali,manası bakımından ihtilaf yok. Tamam. Ayet genel kuralı söylüyor. Peki genel kural bu iken özel olarak risaleleri Allah’ın yazdırdığına dair delilin nedir? Allahü Teala’ya bir eylem isnad ediyorsunuz.Risaleler arştan nüzül etmiştir.Allah’ın ayetlerinin ayetleridir diyorsunuz.Acaba siz de bu bilgiyi şura 51 ayeti gereğince mi edindiniz? Yani Allah size risaleleri ben yazdırdım,bilgin olsun diye vahyettimi diyorsunuz?

    Artık arıyı kullanmaktan vazgeçin.Yoksa sanırım mahşer günü arılar dahi sizden hesap soracak.

  • m.fatih diyor ki:

    Sayın Burhan yılmaz ;
    Allah gayb-ı bilgileri kime ve nasıl bildireceğini çok açık ve net bildirmiş, cin suresinde.

    Cin/26-”O bütün gaybi bilir, fakat gaybına kimseyi apaçık agâh etmez.”

    Cin/27-”Seçtiği bir elçiden başka; çünkü onun önünden ve ardından gözetleyiciler dizer.”
    Ben rabbimin bu ayeti kerimesinden şu manayı çıkardım. Ayeti kerimede gaybı kimseye apaçık agah etmez seçtiği elçiden başkasına. Yani benim çıkardığım sonuç; Her hangi bir elçisine apaçık gaybı bildirir. Biz sıradan insanlarada dolaylı yollardan anlatır. Yani apaçık gaybı bildirmez.
    Şura suresi 52.ayetinde biz insanlara nasıl söz söylediğide aktarıyor.

    • abayindir diyor ki:

      Sayın m.fatih

      Vahiy, fısıldama ve gizli konuşma anlamlarına gelir. Allah peygamber seçer ve insanlara duyurmak istediği sözlerini, Cebrail aleyhisselam aracılığı ile ona vahyeder. Cebrail’in konuşmasını o peygamberden başkası duymadığı için ona vahiy denir.
      Vahiy ilham anlamına da gelir. Çünkü ilham, Allah’ın insanın içine doğurduğu şeydir. O da gizlidir ama kişiseldir; o kişiden başkasını ilgilendirmez. Müslüman kâfir herkes ilham alabilir. Eğer Allah’ın ilhamı olmasa insanoğlu ilerleyemez. Bütün ilmi gelişmeler ve keşifler Allah‘ın ilhamıyla olur.
      Vahiy denince, çoğunlukla peygamberlere gelen vahiy anlaşılır. Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem ile peygamberlik bitmiş ve böyle bir vahyin kapısı kapanmıştır. Artık Allah, insanlara duyursun diye kimseye vahiy ve ilhamda bulunmayacaktır.

      Bize şöyle cevap veriliriyor:

      “Allah bazı şeyleri büyüklere vahyeder. Allah Teâlâ Musa’nın annesine vahyetmedi mi? Ayette şöyle buyruluyor:
      وَأَوْحَيْنَا إِلَى أُمِّ مُوسَى أَنْ أَرْضِعِيهِ
      “Musa’nın annesine onu emzir diye vahyettik.” (Kasas 28/7)
      Allah arıya bile vahyetmiştir, büyüklere niye etmesin. O, şöyle buyurur:
      وَأَوْحَى رَبُّكَ إِلَى النَّحْلِ أَنِ اتَّخِذِي مِنَ الْجِبَالِ بُيُوتًا وَمِنَ الشَّجَرِ وَمِمَّا يَعْرِشُونَ . ثُمَّ كُلِي مِن كُلِّ الثَّمَرَاتِ فَاسْلُكِي سُبُلَ رَبِّكِ ذُلُلاً
      “Rabbin bal arısına şunları vahyetti: Dağlarda, ağaçlarda ve insanların yaptıkları çardaklarda kendine evler edin. Sonra bütün ürünlerden ye ve Rabbinin sana gösterdiği yollara koyul.” (Nahl 16/68-69)”

      Bu âyetlerdeki vahiy, Allah’ın, Elçilerine yaptığı vahiy cinsinden değildir. Elçi, kendinden bir şey katmadan birinin sözünü diğerine ulaştırmakla görevli kişidir. Meryem validemizin ve Musa aleyhisselamın annesinin, kendilerine vahyedileni bir başkasına ulaştırma görevleri yoktu. Öyle olsaydı onlar da Allah’ın Elçileri olurlardır.

      Vahyin Çeşitleri

      Vahyin çeşitleri ile ilgili olarak şöyle buyurulur:

      وَمَا كَانَ لِبَشَرٍ أَن يُكَلِّمَهُ اللَّهُ إِلَّا وَحْيًا أَوْ مِن وَرَاء حِجَابٍ أَوْ يُرْسِلَ رَسُولًا فَيُوحِيَ بِإِذْنِهِ مَا يَشَاء إِنَّهُ عَلِيٌّ حَكِيمٌ
      “Allah hiçbir insanla konuşmaz; ama vahiy ile perde arkasından yahut emrettiklerini izniyle vahyettirdiği bir elçi göndermesi şeklinde olursa başka. O, yücedir, doğru karar verir.” (Şûrâ 42/51)

      Bu üç çeşit vahiyden birincisi her insana olur. Musa aleyhisselamın annesine ve Meryem validemize gelen vahiy budur. Buna ilham deriz. Perde arkasından olan vahiy de daha çok rüyalar şeklindedir. Yusuf aleyhisselamın ve Kıralın rüyasında olduğu gibi Allah, bazı bilgileri bize rüyada ulaştırır. Bunlar için müslüman olmak şart değildir.
      Peygamberlere gelen vahiy bunların üçüncüsüdür. Vahyi, insanlara tebliğ etmek ve uygulamak için aldıklarından her peygamber Allah’ın kullarına gönderdiği elçidir. Onlar vahyi, Allah’ın bir başka elçisi olan Cebrail’den alırlar. Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur:

      وَاللَّيْلِ إِذَا عَسْعَسَ . وَالصُّبْحِ إِذَا تَنَفَّسَ . إِنَّهُ لَقَوْلُ رَسُولٍ كَرِيمٍ. ذِي قُوَّةٍ عِندَ ذِي الْعَرْشِ مَكِينٍ . مُطَاعٍ ثَمَّ أَمِينٍ . وَمَا صَاحِبُكُم بِمَجْنُونٍ . وَلَقَدْ رَآهُ بِالْأُفُقِ الْمُبِينِ . وَمَا هُوَ عَلَى الْغَيْبِ بِضَنِينٍ . وَمَا هُوَ بِقَوْلِ شَيْطَانٍ رَجِيمٍ . فَأَيْنَ تَذْهَبُونَ . إِنْ هُوَ إِلَّا ذِكْرٌ لِّلْعَالَمِينَ لِمَن شَاء مِنكُمْ أَن يَسْتَقِيمَ . وَمَا تَشَاؤُونَ إِلَّا أَن يَشَاء اللَّهُ رَبُّ الْعَالَمِينَ .
      Başlayınca geceye, nefeslenince sabaha yemin ederim ki, Kur’ân değerli bir elçinin sözüdür. Güçlü, Arşın sahibi yanında itibarlı, orada saygı gören, güvenilir elçi Cebrail’in sözüdür. Sizin arkadaşınız (Muhammed ise) cinlerin etkisinde değildir. O, Cebrail’i apaçık ufukta görmüştür. Kendindeki gayb bilgisini (aldığı vahyi) kimseden saklamaz. Bu Kur’ân, taşlanmış Şeytan’ın sözü değildir. Öyleyse nereye gidiyorsunuz? Kur’ân, herkes için zikirdir (kullanmaya hazır doğru bilgidir). Sizden doğruluğu ölçü alanlar için. Doğru ölçünüz, sadece Âlemlerin Rabbi olan Allah’ın düzenine uyan ölçünüzdür” (Tekvîr 81/17-29)

      Rüya kesin bilgi ifade etmeyebilir. İlham da vesvese ile karışabilir. Ama peygambere gelen vahyin kesin olması gerekir. Bu sebeple vahyin bu çeşidi, Cebrail aleyhisselama eşlik eden bir melek ordusuyla gelir. İlgili âyetler şöyledir:

      عَالِمُ الْغَيْبِ فَلَا يُظْهِرُ عَلَى غَيْبِهِ أَحَدًا . إِلَّا مَنِ ارْتَضَى مِن رَّسُولٍ فَإِنَّهُ يَسْلُكُ مِن بَيْنِ يَدَيْهِ وَمِنْ خَلْفِهِ رَصَدًا . لِيَعْلَمَ أَن قَدْ أَبْلَغُوا رِسَالَاتِ رَبِّهِمْ وَأَحَاطَ بِمَا لَدَيْهِمْ وَأَحْصَى كُلَّ شَيْءٍ عَدَدًا .
      “Allah bütün gaybı bilir. O, seçtiği elçi dışında kimseye gaybını açmaz. Onun da önüne ve arkasına gözcüler diker. Böylece o elçi, Rablerinin gönderdiklerini meleklerin ulaştırdığını, onların yanında olanın tamamını aldığını ve her şeyi bir bir kavradığını bilmiş olur.“ (Cin 72/26-28)
      Peygamberlik bitmiş ve insanlara ulaştırmak üzere vahiy alma kapısı kapanmıştır. Bundan sonra yapılacak tek iş, Allah’ın Kitabını ve her biri birer hikmet olan Sünneti iyi kavrayarak yaşamak ve onları insanlığa tebliğ etmektir.

      Nurcular çok ileri gitmektedirler.

      Nurculara göre

      Risale-i Nur bu asırda, Kur’ân’ın en yüksek ve en kutsal tefsiridir. Bildirdiği gerçekler gökten inmedir, Kur’ân’a aittir. Kur’ân okundukça, o da okunacaktır

      .

      Said Nursî de şöyle der:

      “Kur’ân’ın gizli gerçekleri Risale-i Nur ile birlikte bize iniyor!! …Peygamber devrinde Kur’ân’ın vahiy suretiyle inmesi gibi, her asırda, Kur’ân’ın arştaki yerinden ve manevi mucizesinden feyiz ve ilham yoluyla onun gizli gerçekleri ve gerçeklerinin kesin delilleri iniyor .”

      Yani Risale-i Nur, Kur’ân’ın indiği yerden Kur’ân’ın inmesi gibi vahiy suretiyle inerek onun gizli kalmış gerçeklerini ve o gerçeklerin kesin delillerini Said Nursî’ye getirmiş oluyor. Bu sözler, bir peygamberlik iddiasından başka bir anlam taşımamaktadır.

      Nurculara göre Said Nursî, ilim elde etmek için bir zorluğa ve ders alma sıkıntısına ihtiyaç duymadan kendi kendine nurlanmış ve âlim olmuştur .
      Bu sözle de onun, Peygamberimiz gibi ümmi olduğu ima edilmektedir.

      Said Nursî’nin, Kur’ân’da açıklanmamış gerçeklerin kendine indirildiğini iddia etmesi ise kendi kitabının Kur’ân’dan önemli olduğu iddiasından başka anlama gelmez.
      Allah Teâlâ şöyle demiştir:

      يَا أَيُّهَا الرَّسُولُ بَلِّغْ مَا أُنْزِلَ إِلَيْكَ مِنْ رَبِّكَ وَإِنْ لَمْ تَفْعَلْ فَمَا بَلَّغْتَ رِسَالَتَهُ
      “Ey Elçi! Rabbinden sana indirilen her şeyi tebliğ et, eğer bunu yapmazsan onun elçiliğini yapmamış olursun.” (Maide 5/67)

      Said Nursî’nin iddia ettiği şeyler doğru olsa, “… Kur’an’ın gizli gerçekleri ve gerçeklerinin kesin delilleri” Peygamberimize indirilmemiş, sadece kendine indirilmiş olmalıdır. Eğer indirilseydi, görevini yapmış olmak için onları açıklamak zorunda kalırdı.

      Risale-i Nur’un, Kur’ân’ın alındığı yerden alındığı iddiası, birkaç kez tekrarlanır. Onlardan biri şudur:

      “Risale-i Nurlar, ne Doğu’nun kültüründen ve ilimlerinden, ne de Batı’nın felsefe ve bilimlerinden alınmış ve iktibas edilmiş bir nurdur. O, gökten inmiş Kur’ân’ın, Doğunun da Batı’nın da üstünde olan Arş’taki yerinden alınmıştır .”

      Said Nursi daha ileri giderek şunları söyler:

      “Risale-i Nur denilen otuzüç aded Söz, otuzüç aded Mektub, otuzbir aded Lem’alar, bu zamanda, Kur’ân’daki âyetlerin âyetleridir. Yani onun gerçeklerinin göstergeleridir. Onun hak ve hakikat olduğunun kesin delilidir. Kur’ân âyetlerinde yer alan inançla ilgili gerçeklerin gayet kuvvetli belgeleridir .”Şualar, Birinci Şua, Yirmiikinci Ayet ve Ayetler,

      Demek ki, Kur’ân nasıl Tevrat ve İncili tasdik eden bir kitapsa, Said Nursî’nin bu iddiasına göre Risale-i Nur da Kur’ân’ı tasdik eden bir kitaptır. Bu sebeple Risale-i Nur’un âyetleri, Kur’ân âyetlerinin delili olmuştur.

      Bu tür iddialar için Allah Teâlâ şöyle buyurur:

      فَوَيْلٌ لِلَّذِينَ يَكْتُبُونَ الْكِتَابَ بِأَيْدِيهِمْ ثُمَّ يَقُولُونَ هَذَا مِنْ عِنْدِ اللَّهِ لِيَشْتَرُوا بِهِ ثَمَنًا قَلِيلًا فَوَيْلٌ لَهُمْ مِمَّا كَتَبَتْ أَيْدِيهِمْ وَوَيْلٌ لَهُمْ مِمَّا يَكْسِبُونَ
      “Vay o kimselere ki, kendi elleriyle kitap yazarlar, sonra “bu Allah katındandır” derler. Hedefleri, onun karşılığında bir şeyler almaktır . Vay o ellerinin yazdığından dolayı onlara! Vay o kazandıklarından dolayı onlara!.” (Bakara 2/79)

      Said Nursî, Risale-i Nurların kutsal sayılması için akla gelen her şeyi söylemiştir. Diyor ki;

      “Sözler” şüphesiz Kur’ân’ın nurlu parıltılarıdır. Açıklanmaya muhtaç yerleri eksik olmamakla birlikte tümüyle kusursuz ve eksiksizdir .” “Risale-i Nur bu asırda, bu tarihte bir “urvet-ül vüska”dır. Yani çok sağlam, kopmaz bir zincir ve bir “hablullah” yani Allah’ın ipidir. Ona elini atan, yapışan kurtulur .

      “Urvet-ül vüska” ve “hablullah” Kur’ân’a ait özelliklerdir .

      Said Nursi kitaplarına şu özellikleri de ekler:

      “Risale-i Nur; hem şeriat, hem dua, hem hikmet, hem ibadet, hem emir ve davet, hem zikir, hem fikir, hem hakikat, hem tasavvuf, hem mantık, hem kelâm bilgisi, hem ilahiyat bilgisi, hem sanata özendirme, hem belâgat, hem de vahdaniyeti ispat kitabıdır. O, karşıtlarını etkisiz hale getirir ve susturur .”

      Biz, Allah rızası için uyarımızı yapıyoruz. Gerisi nur talebelerine kalmıştır.

  • mutku diyor ki:

    Sayın Sabit Bey sorunuzun birincisine ben cevap vereyim ne grey’s anatomi ne de sobotto anatomi atlasını kullanırdım onların yerine netter anatomi atlasını tercih ederim.
    Sanırım bu soruyla Risale i Nur a biçilen role atıfta bulunacaktınız, işte Kuranı anlamak için en uygun eser Risale i Nurdur diyeceksiniz.

    Eğer öyleyse ben bir soru sorayım Radyo nasıl çalışır?

    Cevabını siz vermeyin lütfen risale i nurdan alıntı yapın. Sanırım elinizdekinin ne tür yanlış çizilmiş bir atlas olduğunu anlarsınız. Eğer bu atlasla ameliyat yapmaya kalkışırsanız maazallah hasta ya ölür ya sakat kalır. O yüzden siz siz olun asıl ve doğru atlas olan Kuran ı Kerim i kullanın onun dengiyim, yorumuyum, tıpkısının aynıyım diyen eserleri değil.

    Doğru yolu bulmanız dileğiyle.

  • Engin diyor ki:

    Merhaba arkadaşlar.

    Öncelikle burada yazı yazan arkadaşlardan sayın Burhan Yılmaz ve Sayın Aydın Özen’e yazdıkları derinlikli yazılar için teşekkür etmek istiyorum. Özellikle Burhan Yılmaz’ın değerlendirmelerinden oldukça faydalandığımı belirtiyor ve kendisine selamlarımı iletiyorum…

    İzninizle bazı değerlendirmelerde bulunmak istiyorum.

    Uzun bir zamandır bu sayfadaki yazıları okumaya çalışıyorum nihayet hepsini okumayı bitirebildim. Görebildiğim kadarıyla burada yazı yazan nurcu arkadaşlar Risalelerde geçen Kur’an’a aykırı iddialara ve kendilerine sorulan sorulara cevap vermek yerine tamamen laf salatası yaparak konuyu mecrasından çıkarıyorlar. Müthiş bir tevil yeteneğiyle Said Okur’un Kuran’a aykırı sözlerini kendilerince izah ettiklerini ve sorulara cevap verdiklerini zannediyorlar. Böyle bir kafa yapısı tevil yeteneğini kullanarak şeytanı bile temize çıkarıp onu cennete gönderebilirler. Nasıl olsa Allah’ın her şeye gücü yeter, o dilerse neden olmasın Allah şeytanı bile cennete sokabilir değil mi?

    Diğer taraftan Said Okur’u eleştiren bazı arkadaşlar ( Eren Durmuş, Filiz, Recep vb.)farkında olarak veya olmayarak Said Okur’u eleştireceğim diye meseleyi milliyetçi bir tarzda ele alarak onun milliyetine vurgu yapıyor ve bu bağlamda Kürtlüğü ve kürt milletini aşağılamaya çalışıyorlar. Hatta bazıları bir ırkçı ve İslam düşmanı olan Nihal Atsız’ı bile referans alarak ondan nakilde bulunabiliyorlar. Oysa bu arkadaşlar Kur’anın her çeşit milliyetçiliği reddettiğini ve insanların farklı millet ve kavimlere ayrılmasının ve farklı dilleri konuşmalarının Allah’ın ayeti olduğunu gayet iyi bilirler. Bu konuda herhalde aşağıdaki ayetleri hatırlatmama gerek yoktur diye düşünüyorum.

    Diyanet Meali:

    Göklerin ve yerin yaratılması, dillerinizin ve renklerinizin farklı olması da O’nun (varlığının ve kudretinin) delillerindendir. Şüphesiz bunda bilenler için elbette ibretler vardır. (Rum:22)

    Ey insanlar! Şüphe yok ki, biz sizi bir erkek ve bir dişiden yarattık ve birbirinizi tanımanız için sizi boylara ve kabilelere ayırdık. Allah katında en değerli olanınız, O’na karşı gelmekten en çok sakınanınızdır. Şüphesiz Allah hakkıyla bilendir, hakkıyla haberdar olandır. (Hucurat :13)

    Yine bazı arkadaşlar (Eren Durmuş,Filiz vb)nurcular tarafından putlaştırılan Said Okur’u eleştireceğiz diye Henüz yaşarken bile tanrılaştırılan ve ülkenin her tarafına heykelleri dikilen onlarca yıldır adına kurulan ideoloji ve ilkeler adına Müslümanlara zulmedilen İslam düşmanı bir tağutu bir çağdaş putu yüceltip ona sevgi ve saygılarını dile getiriyorlar. Açıkça bir tağut ve İslam düşmanı olan bir kişiyi övüp yüceltmek Kuran’ın neresine uyar ? Arkadaşların bu konuda daha hassas olmaları gerekir. Said Okur’un Şirkini eleştireceğim diye şirkin sembol isimlerini yüceltmek hangi çeşit şirke girer acaba? Bu konuda ‘’Aracılık ve Şirk’’kitabını yazmış olan sayın Abdülaziz Bayındır bizleri aydınlatır herhalde.

    Umarı m arkadaşlar bu konularda daha hassas olur birtakım zayıf argümanlarla meselenin özünden uzaklaşmazlar.

    Hepinize teşekkür ediyor,hayırlı bayramlar diliyorum.

  • Murat Can diyor ki:

    Sayin A.Bayindir aciklamalariniz icin tesekkur ederim Allah razi olsun.Bu forumu takip ediyorum ve yorumlari okuyorum. Imkanim oldukcada takip etmeye devam edecegim.Sitede ki tum arkadaslar Kuran gerceklerini nurcu arkadaslara ayetler isiginda 6 yasinda ki cocugun anlayacagi sadelikte izah etmelerine ragmen hala bu gerceklerin anlasilmamaya calisilmasi garibime gidiyor.Ama bunun belli bir kesime aidiyet duygusu tasiyanlar icin ne kadar zor oldugunu da anlayabiliyorum.Bizi sonsuz nimetleriyle nimetlerdiren merhametlerinin en merhametlisi Allah Kuran’i kendine onder yapmis kimseye uzuntu vermeyecektir.Allah’in yasasi degismez O Sadikal Vaad dir.

    Degerli musluman kardeslerimiz. Lutfen bir an icin hep birlikte inadi saplantiyi birakalim.Saf ve temiz bir yurekle Allah’a yonelelim ve Allah yolunda oldugunu iddia eden herkes gibi bu kadar bilgi kirliligi icerisinde yanlisa dusmus olabilecegimizi dusunup hatali olabilecegimizi dusunup Allaha yalvaralim ve bizi dogru yola iletmesi icin dua edelim.Allah kullarinin cagrisina cevap verendir.O zaman bizde Allahin cagrisina cevap verelim.Rabbim ayriliga dustugumuz konularda hakkimizda karar vermeden once dogru yolu bulmayi nasip etsin.Allah lafzini dudaklarindan eksik etmeyen kimseye Allah merhamet etsin ve dogru yola iletsin.
    Ya rabbi senin adini anip senin rizani kazanmaya calisirken bizi mahzun etme,bilmeden sirk kosturma gozumuze perde kulaklarimiza agirlik kalbimize muhur vurma.Sen gerekli gayreti gösterene hidayet nasip edensin.Biz kullarina aci merhamet et bagisla.Bizi bizden oncekileri imtihan ettigin gibi imtihan etme.Bolunup parcalanmamiza izin verme.Suphesiz sen herseyi bilen her seye gucu yetensin.Muslumanim diyen herkesi dogru yola ulastir.
    Lutfen hakkinizi helal edin.sadece icimde gelenleri yazdim.Burada ateist yok.Allah dusmani yok.Kardes olan muslumanlar var.
    Sayin nurcu arkadaslar Allah rizasi icin dusunun ne olur aklinizi kullanin.Sizi davet ettigimiz yer Allah yolu Allah kelami Kuran’i Kerim.Diger arkadaslar bazen tartismanin boyutu cok rencide edici boyuta cikabiliyor.Bizim derdimiz kavga olmamali.Sabirla saygiyla sevgiyle sefkatle yaklasmaliyiz herkese.Allah rizasi icin buradaki herkes herkesin musluman oldugunu unutmasin.

  • burhan yılmaz diyor ki:

    Selamun Aleyküm…

    Sayın sabit,

    Şahsımla ilgili soru soru soruyorsun bende cevaplandırıyorum, ama siz beğenmiyorsunuz. Ben doktor değilim ama müslümanım.
    Tıpla ilgili sorulara cevap veremedim diye kur-an’dan yüz mü çevireyim.
    Tabii ki gözümün nuru kur-an’dan bir şeyler bileceğim.
    Çünkü ben onun anlaşılır bir kitap olduğuna iman ettim.

    Diyorsun ki;
    ”Fakat iş Kur’ana, İslama, İmana gelince.
    Külhan beyi müfessir tanımaz…”

    Kur-an’dan cevep vermem ne kadar da zorunuza gitmiş. Herhangi bir müfessir hakkında tek laf etmediğim halde, bunu külhanbeylik algılamışsınız.

    Eğer müfessirden kastın SAİD NURSİ ise, bu kabul edilemez.
    Çünkü müfessirler hata edebilirler ama asla kasıtlı yalan söylemezler.
    Ama sende gördün SAİD NURSİ ölülerin ceviz gibi ehemmiyyetsiz şeyleri bile bin defadan fazla bulduklarını yemin ederek yazmış. Bu yalandır, hemde açık ve seçik şirktir. Bir yalancıdan ve şirk içinde boğulan birinden asla müfessir olmaz.

    Hala soruma cevap veremedin ve veremiyeceksin. Çünkü ayetler karşısında herkes acizdir.

    Ya iman edersin yoluna devam edersin müslüman olarak.
    Ya da ahirette iman etmek zorunda kalırsın, ama dünyada imanının üzerini örtersin yoluna devam edersin nurcu olarak.

    Sayın sabit ikide birde evliyalarıda kabul etmiyorlar diyorsun. İftira ediyorsun.
    Bak evliya kimmiş öğren;

    bakara/257- ”Allah, iman edenlerin velisidir. Onları karanlıklardan aydınlığa çıkarır. İnkâr edenlerin velileri de tağuttur, onları aydınlıktan karanlıklara çıkarırlar. İşte onlar cehennemliklerdir. Orada ebedî olarak kalırlar.”

    Sabit bey lütfen aklınızı başınıza alın, beyefendi EVLİYA’nın tanımını ALLAH yapmış.

    EVLİYAULLAH, Allah’a şirk koşmadan iman edenlerin tamamıdır.

    EVLİYAUŞŞEYTAN ise tağutları dost edinenlerdir.

    Bize yeni tanımlar getirmek düşmez. Amenna ve saddakna der rabbimizin tanımını kabul ederiz. Kusura bakmayın kimsenin hatırı için bir takım ”BEYİNSİZLERİN” ”EVLİYA” tanımını kabul edemeyiz.

    Her kim ben ALLAHA, MELEKLERİNE, RASULLERİNE, KİTAPLARINA, DİN GÜNÜNE iman ettim der, her türden tağutu inkar eder, sadece mü’minleri veli edinirse işte Allah’ın bildirdiği gibi bizde onları EVLİYAULLAH kabul ederiz.

    Derseniz ki ama hepsinin EVLİYALIK derecesi aynı mı?

    Hayır aynı değildir.

    Ancak evliyaları derecelendirmek BEŞER OLAN BİZLERİN İŞİ DEĞİLDİR.

    BU HAK TAMAMIYLA ALLAH’A AİTTİR.

    KALPLERİN ÖZÜNÜ SADECE ALLAH BİLİR.

    TASAVVUFCULAR VE NURCULAR KİM OLUYORLAR DA ALLAH’TAN ROL ÇALARAK GEYLANİYİ, RABBANİYİ, BESTAMİYİ, HALLACI, ARABİYİ vs. vs. ALLAH’IN TANIMLAMASI DIŞINDA YENİ BİR TANIMLAMA İLE MÜSLÜMANLARIN BAŞINA ”GAVS” yapıyorlar.

    SİZ KİMSİNİZKİ KUR-AN RİSALE-İ NUR’LA ANLAŞILIR DEME CÜR’ETİNİ GÖSTERİYORSUNUZ.

    BU SÖZÜ KINIYORUM, REDDEDİYORUM, ŞEYTANINIZA İADE EDİYORUM.

    SİZİN BORUNUZ BENİM MUSOĞLU DEDEMİN DERİN HOCA OLDUĞU ZAMANDA ÖTERDİ.

    ALLAH ONU AFFETSİN.

    OSMANLI MEDRESELERİNDE OKUMUŞ.

    ANNEM’E SORDUM NE KADAR DERİN HOCA İDİ DİYE,

    DEDİKİ ÇOK DERİN OĞLUM ÇOK, ”CİNLERİN DÜĞÜNLERİNE BİLE KATILIRDI”

    ARTIK BORUNUZ ESKİSİ GİBİ, ÖTMEYECEK AYETLER BOĞAZINIZA DÜĞÜMLENECEK.

    ÇÜNKÜ VAHYE YÖNELEN İNSANLAR VAR ARTIK.

    Allah’a emanet olun.

  • ibrahim halil diyor ki:

    SAYIN NURCU ARKADASLAR
    BAKARA 159 – İndirdiğimiz apaçık delilleri ve hidayetin kendisi olan âyetleri insanlar için biz kitapta açıkladıktan sonra gizleyenler var ya mutlaka onlara Allah lanet eder. Lanet edebilecek olanlar da lanet ederler.

    160 – Ancak tevbe edip halini düzelterek gerçeği söyleyenler başka. İşte onları ben bağışlarım. Ben çok merhamet ediciyim, tevbeleri çokça kabul ederim.
    174 – Allah’ın indirdiği kitaptan bir şeyi gizleyip de bununla biraz para alanlar gerçekten karınları dolusu ateşten başka birşey yemezler. Kıyamet günü Allah onlara ne söz söyler, ne de kendilerini temize çıkarır. Onlara sadece acı veren bir azab vardır.

    175 – İşte onlar, hidayeti verip sapıklığı, affedilmeyi bırakıp azabı satın alan kimselerdir. Bunlar, ateşe karşı ne kadar da sabırlıdırlar!

    176 – Şüphesiz ki Allah kitabı hak bir sebeple indirmiştir. Kitap hakkında ihtilafa düşenler ise, şüphesiz haktan uzak, bir anlaşmazlık içindedirler.

    AL-I IMRAN 7 – Sana bu kitabı indiren O’dur. Bunun âyetlerinden bir kısmı muhkemdir ki, bu âyetler, kitabın anası (aslı) demektir. Diğer bir kısmı da müteşabih âyetlerdir. Kalblerinde kaypaklık olanlar, sırf fitne çıkarmak için, bir de kendi keyflerine göre te’vil yapmak için onun müteşabih olanlarının peşine düşerler. Halbuki onun te’vilini Allah’dan başka kimse bilmez. İlimde uzman olanlar, “Biz buna inandık, hepsi Rabbimiz katındandır.” derler. Üstün akıllılardan başkası da derin düşünemez.

    CIN 26 – O bütün gaybı bilir. Fakat gaybını hiç kimseye açmaz.

    27 – Ancak seçtiği elçiye açar. Çünkü onun önünden ve ardından gözetleyiciler salar.

    SORULARLA RIALEINURDAN ALINTIDIR….. ALTTA YAZAN SORU VE CEVAPTA GECEN HAY SIFATI BILDIGIMIZ
    ALLAHIN SIFATLARIN BIRI OLAN HAY SIFATI MIDIR???
    El-Hay: Diri, herşeyi bilen ve her şeye gücü yeten. Allah teala diridir herzaman O’nu asla uyku uyuşukluk tutmaz.

    Risale-i Nur Okurken Üstad’ın Ruhaniyeti Yanımızda Olur mu?
    Yazar: Sorularla Risale, 23-12-2010

    “Saniyen: Gavs-ı Âzam gibi, memattan sonra hayat-ı Hızırîye yakın bir nevi hayata mazhar olan evliyalar vardır. Gavs’ın hususî İsm-i Âzamı, “Yâ Hayy” olduğu sırrıyla, sair ehl-i kuburdan fazla hayata mazhar olduğu gibi, gayet meşhur, Mâruf-u Kerhî denilen bir kutb-u âzam ve Şeyh Hayâtü’l-Harrânî denilen bir kutb-u azîm, Hazret-i Gavs’tan sonra mematları hayatları gibidir. Beyne’l-evliya meşhur olmuştur.”(1)
    Yukarıdaki ifadelerden de anlaşılacağı üzere, büyük evliyalardan bazıları öldükten sonra da hayatta gibi manevi ve ruhi tasarrufları devam ediyor. Bırak haberdar olmayı, aynı hayatta gibi manevi reisliğini ve terbiyesini talebe ve müritlerin üzerinden çekmiyorlar. Bu hususta Gavs-ı Azam Geylani hazretleri, Hay ismine mazhariyetten dolayı, çok fazla temayüz etmiştir.
    Mevlana Bağdadi Hazretleri, Geylani Hazretlerinin manevi riyasetinde olan Bağda’da geldiğinde, manen inkişaf edemiyor, talebeler arasında bir türlü revaç bulamıyor, sonra onun ruhaniyetine aracı sokarak izin istiyor, izin verilince birden parlayıp inkişaf ediyor. Demek Geylani hazretleri bin yıllık geriden, ruhi riyasetini devam ettiriyor.
    Helaket ve felaket asrının İmamı olan Said Nursi Hazretlerinin de Geylani Hazretleri gibi tasarrufu devam ettiği kanaatindeyiz. Değil haberdar olmak, belki riyaseti bizzat devam ediyor. Bu sebeple biz dershanede ders okurken ve iman hizmetimizde, Üstadı bizzat arkamızda bir müşevvik, bir mürebbi olarak görebiliriz.
    “Birimiz şarkta, birimiz garpta, birimiz cenupta, birimiz şimalde, birimiz âhirette, birimiz dünyada olsak, biz yine birbirimizle beraberiz. Kâinatın kuvveti toplansa bizi yüksek üstad Said Nursî’den ve Risale-i Nur’dan ve bizi bizden ayıramazlar. Zira biz Kur’ân’a hizmet ediyoruz ve edeceğiz. Âhiret hakikatine inandığımız için, mânevî olan bu sevgi ve tesanüdümüzü elbette hiçbir kuvvet sökemeyecektir. Çünkü bütün Müslümanlar saadet-i ebediye makarrında toplanacaklardır.”(2)
    (1) bk. Barla Lâhikası, (261. Mektup)
    (2) bk. Şualar, On Dördüncü Şua.
    En-am suresi 59. ayet.

    Gaybın anahtarları Allah’ın yanındadır; onları O’ndan başkası bilmez. O, karada ve denizde ne varsa bilir; O’nun ilmi dışında bir yaprak bile düşmez. O yerin karanlıkları içindeki tek bir taneyi dahi bilir. Yaş ve kuru ne varsa hepsi apaçık bir kitaptadır.
    Araf suresi 188. ayet
    De ki: “Ben, Allah’ın dilediğinden başka kendime herhangi bir fayda veya zarar verecek güce sahip değilim. Eğer ben gaybı bilseydim elbette daha çok hayır yapmak isterdim ve bana hiçbir fenalık dokunmazdı. Ben sadece inanan bir kavim için bir uyarıcı ve müjdeleyiciyim.”

    HERKESE HAYIRLI RAMAZANLAR

  • Levent Korkmaz diyor ki:

    Sabit ve sabitlenmiş olanlar;

    Ehli sünnet din anlayışı ve onun oluşturduğu statükocu dini zihniyetin müslümanlara yaptığı iki büyük kötülük:
    1. Statükocu dini zihniyeti onaylayan ve ona yaşama hakkı veren her türlü düşünce ne kadar Kuran’a aykırı olursa olsun bir şekilde çeşitli gavslar, müceddidler ya da evliyalar vasıtasıyla peygambere ve Allah’a onaylattırılmakta ve kutsanmaktadır
    2. Kurana ve Kuran’ın tarif ettiği peygamberin sünnetine uygun fakat statükocu zihniyete ters her bir fikir aklını, ilmini ve en önemlisi vicdanını statukocu zihniyete teslim etmis ve sabitleştirmiş, genetik olarak müslüman doğmuş ve akli olarak da doğduğu gibi kalmış ham yobaz ve kaba softa tarafından mezhepsiz, dinsiz, ehli sünnet düşmanı ya da ipe sapa gelmez iftiralarla susturulmaya çalışılmıştır.

    Allah bizleri aklını, ilmini, vicdanını nefislerine ve şeytanlarına teslim etmiş ve sabitleştirmiş mahlukatlarının şerrinden korusun.

  • mustafa diyor ki:

    Nurcu arkadaşlar ,
    Şu ibare ne anlama geliyor?
    “O sûretin bir vechi şudur ki: Yani, Kur’ân’dan tereşşuh etmeyen ve Kur’ân’ın malı olmayan ins ve cinnin bütün güzel sözleri toplansa, Kur’ân’ı tanzîr edemez, demektir. Hem, edememiş ki, gösterilmiyor.”

    Kur’an’dan sızmayan ve Kur’an’ın malı olmayan insan ve cin sözleri Kur’an’a benzetilemez.Ama Kur’an’dan tereşşüh ettiği ve Kuran malı olduğu bir çok kez tekrar edilen Risal-i Nur Kuran’ı tanzir edebilir mi?

    Belki üstadınız kasdı aşan bir ifade kullanmıştır.Ama eğer yazdırdığı gibi ise gerçekten vahim.

  • Şerafettin diyor ki:

    “اِنَّمَا يُؤْمِنُ بِاٰيَاتِنَا الَّذٖينَ اِذَا ذُكِّرُوا بِهَا خَرُّوا سُجَّدًا وَسَبَّحُوا بِحَمْدِ رَبِّهِمْ وَهُمْ لَا يَسْتَكْبِرُونَ”(Bizim mesajlarımıza (gerçekten) inananlar, ancak, kendilerine tebliğ edildiği zaman önünde derin bir hayranlık ve saygıyla eğilenlerdir; (onlar,) Rablerinin sınırsız ihtişamını hamd ile yüceltenler ve asla büyüklük taslamayanlardır)-Secde suresi:15-

  • eren durmuş diyor ki:

    sabit bey, size sorulan sorulara cevap vermeye tenezzül etmiyorsunuz galiba?

    demişsinizki;

    ”Buharide uydurma hadisler varmış…
    ömrünü hadis ilmine vermiş bir insanın kitabını klavye mücahidleri/mücahideleri eleştiremez.”

    şimdi bende size soruyorum, şu aşağıdaki hadisleri buhari kitabına almış,madem ayıklamış,hatta kuran eleğinden geçirmiş (peygamberimizin vefatından 225 sene sonra soruşturmaya başlanmış rivayetler),ozaman bu aşağıdaki 2 hadisi bize açıklarmısınız?

    “Peygamber hiç bir vakit ayak üstünde işemedi” (Hanbel 4/196; 6/136,192,213).
    “Peygamberin ayak üstünde işediğini gördüm” (Buhari 4/60,62; Hanbel 4/246; 5/382,394).
    Şimdi ben bu adamlara güvenip ,yazdıkları kitabı dinin kaynağı olarak ele alacağım öylemi??? Siz öylemi yaptınız?? Öyle yaptıysanız, bu 2 rivayetten hangisi uydurma? Handisi sahih ? yoksa 2 side uydurma yada 2 side sahihmi?

    Bakın buharinizden başka seçme rivayetler daha var (bu rivayetlere hadis diyemiyorum,peygamberimize ‘’söylemediği’’ bir sözü isnad etmek hayasızlıktan öte bir durumdur.)

    “Zina yapan evlilerin taşlanarak öldürülmesini emreden ayet, Ayşe’nin döşeğinin altındaki sahifede yazılı bulunuyordu. Peygamber ölünce Ayşe onun defin işlemleriyle meşgul iken, evin açık kapısından içeri giren bir keçi o sahifeyi yedi ve böylece taşlama cezası Kuran’dan çıktı; ama hükmü devam ediyor” (İbni Mace 36/1944; Hanbel 3/61; 5/131,132,183; 6/269).
    KURANA NASIL İFTİRA EDİLİR,ONUN DERSİNİ VERİYORLAR BU ‘’İSLAM ALİMLERİ’’…

    Sabit bey,bu hadiste sahihmidir??????????????????? İmanınızı ortaya koyarak cevap verin,eğer cevap vermezseniz ben sizin ‘’evet sahihdir’’ dediğinizi düşüneceğim!!! Cevapsız kalmak,cevap vermediğiniz anlamına gelmez.
    “Keçinin yemesi sonucu Kuran’dan çıkan taşlama ayetini Ömer Kuran’a tekrar sokmak istedi; ancak halkın dedikodusundan korktuğu için cesaret edemedi” (Buhari 53/5; 54/9; 83/3; 93/21; Muslim, Hudud 8/1431; Ebu Davut 41/1; Itkan 2/34).
    “Bir grup maymun zina yapan bir maymunu yakalamış ve taşlama cezasını uyguluyorlardı. Onları bu haklı işte desteklemek için ben de taş atarak yardım ettim” (Buhari 63/27).
    BURDADA BUHARİ DİNİN KİME İNDİĞİNİ ŞAŞIRMIŞ,MAYMUNLARI SEYREDİYOR. MAYMUNLARIN DİLİNDENDE ANLIYOR, ZİNA ETTİĞİ İÇİN TAŞLANDIĞINI ARALARINDA GEÇEN DİALOGDAN ANLIYOR. PES VALLAHİ PES!!!
    “Peygamberin ayak üstünde işediğini gördüm” (Buhari 4/60,62; Hanbel 4/246; 5/382,394).
    “Ben Adem oğullarının efendisiyim” (Hanbel 1/5; 5/540,388).
    “Hesap günü tüm peygamberler korku içinde canlarının derdinde iken, sadece ben ümmetimi düşüneceğim” (Buhari 97/36).
    “Peygamber, savaşta kadınların va çocukların öldürülmesinin bir sakıncası olmadığını söyledi” (Buhari, Cihad/146; Ebu Davud 113).
    “Karga fasıktır” (Buhari 59/16; Hanbel 2/52).
    “Allah, ahirette peygamberlere kimliğini kanıtlamak için bacağını açıp baldırını gösterir”
    (Buhari 97/24, 10/129 ve 68. surenin tefsiri).
    “Peygamber 30 erkeğin cinsel gücüne sahipti” (Buhari).
    “Peygamber nerede güzel bir kadın görse hemen eve koşar Zeynep’le yatardı” (Buhari, Hibe/8).
    (şu terbiyesizliğe,sapıklığa bakarmısınız. Siz kimleri dinin kaynağı alıyorsunuz? Bu soytarılarımı?)
    “Peygamber, Medine’de bir yahudi tarafından büyülendi. Günlerce ne yaptığını bilmez durumda ortalıkta dolaştı.” (Buhari 59/11; 76/47; Hanbel 6/57; 4/367).
    “Sol elinizle yemeyiniz, içmeyiniz; çünkü şeytan sol eliyle yer içer” (Hanbel 2/8,33).

    insanlar sizin gibi ”elma şekerine” tav olur gibi , cennetten arsa vaadeden ”cennetin tem yetkili emlakçısı” izlenimi veren adamların her lafına kanmıyor beyfendi,zaten kuranda bunu emrediyor. size sadece 1 örnek verdim ,bu örnekleri siz kusana (siz bile) kadar çoğaltabilirim.

    ama,buharinin bize naklettiği ve doğru olabilecek hiçmi hadis yoktur??? olabilirde,onada örnek vereyim bakın:

    Muttalib b. Abdullah b. Hantab’tan rivayet olunmuştur; dedi ki: (Bir gün) Zeyd b. Sabit, Muâviye’nin[8] yanına gitmişti. (Muâviye ona, Hz. Peygamber’den rivayet ettiği) bir hadisi sordu. (Zeyd ona bu hadisi rivayet edince Mûaviye orada bulunan) bir adama bu hadisi yazmasını emretti. Bunun üzerine Zeyd ona: Resulullah (s.a) bize kendi sözlerinden hiçbirini yazmamamızı emretti, dedi. (O adam da yazmış olduğu) bu hadisi sildi.
    Sünen-i Ebu Davud Terceme ve Şerhi, Şamil Yayınevi: 13/251; Hanbel, Müsned, V/182, H.no: 21471; Ebû Dâvûd, İlim. 3, H.no:3647
    Ebû Saîd el-Hudrî (r.a)’dan şöyle dediği rivayet olun¬muştur: Biz Kur’an ve şahadet kelimesinden başka bir şey yazmadık.
    Müslim, zühd 72; Dârimî, mukaddime 42; Ahmed b. Hanbel, III, 12, 21, 39, 56.
    Merasil bin Ebi Melikeden şöyle naklediyor: Ebu Bekir, Hz. Peygamber (s.a.v)in vefatından sonra halkı toplayıp şöyle dedi: “Siz Peygamberden, hakkında ihtilafınız olan bazı hadisler naklediyorsunuz; halkın sizlerden sonra o hadisler hususunda ihtilafları daha çok olacaktır. Binaenaleyh Resulullah’tan bir şey nakletmeyiniz! Eğer bir kimse sizden soru sorarsa, Allahın kitabı bizimle sizin aranızdadır, onun helâlını helal, haramını da haram bilin.”
    Zehebi, Tezkiretul- Huffaz, c.1, s. 3
    Ebû Saîd el-Hudrî’den: Bazen arkadaşlarla oturur ve Hz. Peygamber’den duyduklarımızı yazardık. Bir keresinde Resûlullah yanımıza geldi ve “Ne yazıyorsunuz ?” diye sordu. Biz de:”Senden duyduğumuz şeyleri yazıyoruz dedik. Bunun üzerine Resûlullah şöyle buyurdu: “Allah’ın Kitabı ile birlikte başka bir kitap mı yazıyorsunuz?” Biz sadece senden duyduğumuzu yazıyoruz.”Allah’ın Kitabını yazın! Allah’ın Kitabı ile birlikte başka bir kitap mı yazıyorsunuz, sadece Allah’ın Kitabını yazın! Sadece onu yazın!”Bunun üzerine biz de onları bir tepede topladık ve hepsini yaktık.
    Hanbel, Müsned, 111/12, H.no: 11034
    Kurza bin Kab şöyle naklediyor: Irak’a seyahat etmeyi düşünüyordum. Ömer beni Sırara (Medinenin yakınlarında bir yerin ismi) kadar yolcu etti. Daha sonra: “Sizinle birlikte buraya kadar ne için geldiğimi bilir misiniz?” diye sordu. Cevaben: “Bizi yolcu etmek ve bize ikramda bulunmayı kastetmişsin.” dedim. Ömer bu sözüme karşılık şöyle dedi: “Başka bir kastım da vardır; siz öyle bir şehre gidiyorsunuz ki, o şehrin bütün halkı Kuran okumakla meşguldür, onları hadisle meşgul etmeyiniz; Kuranı güzelleştirin, Resulullah’tan hadis rivayet etmeyin.” Kurza Irak’a vardığında, halk ondan hadis söylemesini rica etti, o da cevaben: “Ömer hadis nakletmeyi yasaklamıştır.” dedi.
    Zehebi, Tezkiretul- Huffaz, c.1, s.7-9

    O yüzden sabit beyin bu buhari hayranlığından yola çıkarak şunu rahatlıkla söyleyebilirim, sabit= fahreddin. Zaten zamanlamaya bakarsanız,fahreddin gider gitmez sabit gelmiş. Olsun sabit bey,bize uyar. Siz kendinize isterseniz pikaçu adını takın, biz yine sizi muhatap alırız.

    Bu yazdığım rivayetleri inceden inceye teşhis edin. Yobazlığın hiç anlamı yok!!!

  • Ertan diyor ki:

    Sabit bey size bi soru sorucam
    MEVLANA EVLİYAMIDIR? CEVABINIZ EVET’SE DELİLİNİZ MESNEVİMİDİR? hayır diyorsanız bundan sonrasını okumayın.
    ama hani olurda evet derseniz
    http://www.semazen.net/show_text_main.php?id=754&menuId=38
    okuyun lütfen
    olurda bu bana yetmez derseniz biraz araştırın bakın neler göreceksiniz.

    sayın yönetici linkteki yazı agır kaçtıysa lütfen yayınlamayın.

  • burhan yılmaz diyor ki:

    Selamun Aleyküm

    Sayın m.fatih bey, şura/51. ayeti elmalılı’nın mealinden aktarıyorum.

    şura/51
    ”Bununla beraber hiç bir beşer için kabil değildir ki Allah ona başka suretle kelâm söylesin, ancak vahyile veya bir hicab arkasından ve yâhud bir Resul gönderip de izniyle ona dilediğini vahyettirmesi müstesna, çünkü o çok yüksek, çok hakîmdir”

    Sizin de anlayabileceğiniz gibi bu ayet Allah’ın bir beşere ne şekillerde söz söylüyeceğini bildiriyor. Bu ayetin Allah’ın gayb bilgisini aktarıp-aktarmadığıyla ilgili en ufak bir ilgisi yok.

    Allah gayb-ı bilgileri kime ve nasıl bildireceğini çok açık ve net bildirmiş, cin suresinde.

    Cin/26-”O bütün gaybi bilir, fakat gaybına kimseyi apaçık agâh etmez.”

    Cin/27-”Seçtiği bir elçiden başka; çünkü onun önünden ve ardından gözetleyiciler dizer.”

    m.fatih bey gayet açık ve net. Yine Allah nisa suresinde şöyle buyurur;

    nisa/82- ”…Eğer o Allah’tan başkası tarafından indirilmiş olsaydı mutlaka onda birçok çelişkiler bulurlardı.”

    m.fatih bey bu ayete göre BİR AYETİN BAŞKACA AYETLERLE ÇELİŞKİLİ OLMASI MÜNKÜN DEĞİLDİR.

    Konumuz açısında olaya bakarsak Allah bu ayette, razı olduğu elçileri haricinde hiç kimseye gaybını açmayacağını söyledikten sonra, tutup başka bir ayette evliyaya gayb bilgilerini verdiğini söylemez. Allah sözünden vazgeçmeyeceği için aslında bu mesele tartışmaya açık değildir. Söyleyen sözünü söylemiş, ona iman eden mü’minlerde ”AMENNA” ve ”SADDAKNA” diyerek rablerinden geleni baştacı etmişlerdir.

    ANCAK KASITLI YADA KASITSIZ (farkında olarak yada olmayarak) RABLERİNDEN GELENDEN(kur-an’dan)

    ŞÜPHE İÇERİSİNDE OLANLAR, KENDİLERİNE APAÇIK BİR AYET GELDİKTEN SONRA, EĞER BU AYET ONLARIN

    İÇİNDE BULUNDUKLARI BİR DURUMU YADA BİR İNANCI, KABUL ETMİYOR(reddediyor), O YANLIŞ DURUM VE

    BATIL İNANÇ YERİNE, TAM OLARAK DOĞRU OLANA ÇAĞIRIYORSA, İŞTE BU KİŞİLER HEM KİTABA (KUR-AN’A)

    İMAN ETTİK DERLER, HEMDE DAHA ÖNCE, DURMAKSIZIN BAKTIKLARI FAKAT GÖRMEK İSTEMEDİKLERİ O APAÇIK

    AYETLER KENDİLERİNE BİR UYARICI TARAFINDAN, TEKRAR DİKKATLERİNE SUNULDUĞUNDA, YÜZLERİ BURUŞUR,

    İÇLERİ DARALIR, PANİĞE KAPILIR, EPEYCE RAHATSIZ TAVIRLARLA;

    SANKİ RAHMANIN SÖZÜNDE BİR ÇELİŞKİ VARMIŞ GİBİ, DAHA ÖNCE PEKDE MÜRACAAT ETMEDİKLERİ BİR

    BİÇİMDE KUR-AN’A MÜRACAAT EDERLER. İSTERLER Kİ İÇİNDE BULUNDUKLARI BATIL DURUMLARINI VE BATIL

    İNANÇLARINI REDDEDEN APAÇIK, MUHKEM AYETLERİN HÜKÜMLERİNİ BAŞKACA AYETLERLE İPTAL EDİP GEÇERSİZ

    KILSINLAR. BU ONLARIN GERÇEKTE KUR-AN’A GEREĞİ GİBİ İNANMADIKLARINDANDIR. ARADIKLARI AYETLERİ

    BULAMAYANLAR, BU SEFERDE İNSANLARIN YORUMLALIRINA YÖNELİRLER.

    PANİK HALİNDE BULDUKLARI YORUMLARI BİLE TAM OLARAK ANLAMADAN, sayın m.fatih bey gibi gayet

    kendinden emin bir şekilde ”Sayın burhan yılmaz’a cevap kısa ve öz” diyerek, durumlarını

    kurtarmaya çalışırlar.

    Sayın m.fatih size hüsn-ü zan ediyor iyi niyetle cevap yazdığınızı düşünüyorum. Ancak iyi

    niyetiniz yaptığınız işin vehametini ortadan kaldırmıyor.

    Ayrıca verdiğiniz cevap bana değil cin suresi 26.27. ayetleredir. Siz aynen yukarıda yazdığım gibi kur-an’da çelişki, ayetler arasında uyumsuzluk arayışına çıkmışsınız. Bilmelisiniz ki bunu kur-an vahyedilmeye başladığından beri yapıyorlar. Ama ayetler arasında bir çelişki bir uyumsuzluk bulduğunu zannedenler kur-an’a iman etmeyenlerdir. Benim nurcu kardeşlerime ne oluyor ki kur-an’dan şüphe içerisinde olanlar gibi davranıyorlar. Bunuda anlamak pek mümkün değil.

    Muhterem m.fatih bey; ”GAVS-I AZAM’IN ALLAH’IN İZNİYLE GAYB-I BİLDİĞİ” inancı sadece size yada nurculara has bir inanç değildir. Bu ülkede doğup büyüyen hemen hemen herkesin inancıdır. Bu bize dini geleneğimizin dayattığı bir bilgidir. Kur-an’ı anlamak için nerdeyse hiç bir çaba göstermeyen atalarımızın mirasıdır. Oysa ki geldiğimiz noktada Allah’a sonsuz kez hamd-u senalar olsunki kur-an’ı anlamaya yönelik çabalar artmıştır. Bu gün biz cin/26.27. ayeti okuyup anladıktan sonra hala daha mı;

    ”sizler ayetlerin ”ZAHİR”ine bakarak mana veriyorsunuz, veliler ise ayetlerin ”BATIN”ına bakarak manalar keşfediyorlar”

    diyerek canlarının çektiği her hükmü çıkaran ”SEFİH”lerin peşinemi düşelim.

    Hem rabbimiz demiyor mu;

    isra/36- ”Bilmediğin şeyin ardına düşme. Çünkü kulak, göz, kalp var ya, bunların hepsi konusunda sorguya çekileceksiniz.”

    Şimdi bildiğimiz cin/26.27. ayetler apaçıkken, bilmediğimiz ama ”BATINİ TEFSİR” denilen, hiç kimse tarafından da test edilmesi mümkün olmayan, hayellerin peşinden nasıl gidelim.

    Dediğim gibi bir çoğumuz GAVS-I AZAMIN kutsiyyetiyle büyüdük. Ama biz kur-an’a iman etmedik mi. Kur-an’ın varlığının ve korunmuşluğunun nedeni nedir sizce. Allah’ın bize en büyük ikramı olan bu kur-an’ın elimizde ve sapasağlam oluşu, eğer herhangi bir nedenle doğru yoldan saparsak, tekrar doğru yolu bulalım diye değil mi?

    Sayın m.fatih bey size kur-an işitildiğide(anlaşıldığında) ne yapılması gerektiğini yine kitabımızdan hemde cin suresinden aktarayım. Üstelik cinlerin ağzından;

    cin/1- De ki: «Cinlerden bir grubun (Kur’an’ı) dinleyip de şöyle dedikleri bana vahyolundu: «İnan olsun biz acaip bir Kuran dinledik.

    cin/2- Doğru yola iletiyor. Biz de ona iman ettik, Rabbimize hiç kimseyi ortak koşmayacağız.

    cin/3- Doğrusu O Rabbimizin şanı çok yüksektir, ne bir arkadaş edinmiş, ne de bir çocuk.

    cin/4- Doğrusu bizim beyinsiz, Allah’a karşı saçma şeyler söylüyormuş.

    cin/5-Doğrusu biz insanları ve cinleri Allah’a karşı asla yalan söylemez sanmışız.

    Gördünüz değilmi kur-an nasılda doğruya hidayet ediyor. Sizce cinlere ait bu kıssa laf olsun diyemi var. Haşa…

    Ya ne diye? insanların ve cinlerin Allah hakkında yalan uydurabileceklerini anlamamız için.

    Aynı zamanda şunun için zımmen;

    ”ey insan kullarım sizlerde, aynı kur-an dinleyen ve hidayete garkolan cinn kullarım gibi, size daha önce öğretilen ancak vahyettiğime aykırı inanç ve itikatleri hemen terkedin ve temizlenin. GAYB HAKKINDA DA TARTIŞIP DURMAYIN BEN SİZE DİYORUM Kİ;

    cin/26- O bütün gaybi bilir, fakat gaybına kimseyi apaçık agâh etmez.
    cin/27- Ancak seçtiği elçiye açar. Çünkü onun önünden ve ardından gözetleyiciler salar.

    evet bu ve buna benzet ayetlerimle GAYB konusunu ben açıklıyorum.

    BUNA RAĞMEN ŞİMDİ SİZ MUHKEM AYETLERE SIRTINIZI DÖNÜP ”SİZİN BEYİNSİZLERİN BANA KARŞI URDURDUKLARI YALANLARA MI İMAN (GÜVEN) EDECEKSİNİZ” diyedir.

    Sayın m.fatih bey;

    cin/5-Doğrusu biz insanları ve cinleri Allah’a karşı asla yalan söylemez sanmışız.

    Bu cinlerin Allah’a karşı yalan uydurmayacak sandıkları insanlar sakın bizim de öyle zannettiklerimiz olmasın.

    Bu Allah’a karşı yalan uyduran insanlar sizce;

    -ateistler

    -laikler

    -materyalistler

    - vs vs

    - vs vs

    -bilimum din dışı ve islam düşmanı kişi ve oluşumlarmıdır?

    evet bunlar Allah’a karşı gayet rahat yalan uydurabilirler ama bunlar müslümanlara zarar veremezler. Dolayısıyla cin/5. ayette cinlerin dikkat çektiği insanlar bunlar değildir. Biz dinimizi açıktan islam düşmalığı yapanlarda öğrenmeyiz. Din konusunda onlardan hep şüphe duyduğumuz için, onların yalanları bizi saptıramaz.

    ANCAK BİZİM ALLAH’A KARŞI ASLA YALAN SÖYLEMEZLER ZANNETTİKLERİMİZ;

    ALİMLER

    ARİFLER

    DERVİŞLER

    CEMAATLER

    ALLAH YOLUNDA ÇİLE ÇEKENLER

    HAYIR HASENAT YAPANLAR

    KUR-AN OKUYANLAR

    GAVSLAR

    EVLİYALAR

    ÜÇLER, YEDİLER, KIRLAR…

    FERİD MAKAMINDA OLANLAR

    MUHADDİSLER

    KUTSAL KİŞİLİKLER

    BİLMEM NE BABALAR

    SARIKLI CÜBBELİLER

    BADEM BIYIKLILAR

    TAKIM ELBİSELİ NUR YÜZLÜ ŞAKİRTLER

    HOCALAR

    İLAHİYATCILAR

    VS VS VS

    UZAR GİDER

    Doğrusu MUHAMMED (SAV) DIŞINDA ki herkes Allah’a karşı yalan uydurma potansiyeline sahiptir.

    Diyeceksin ki kardeşim ne kadar değer verdiğimiz varsa hepsini alaşağı ettin.

    Hayır asla ve kella, onları kur-an’a arzederek şeytana uyanları ayırtettik, yapılan sadece bu.

    Şunu unutmayın ”EĞER BİR MÜSLÜMAN HER HANGİ BİR İNSANIN YADA CİNNİN ”ALLAH’A KARŞI YALAN UYDURAMIYACAĞI İNANCINA” SAHİP İSE DALALETE BALIKLAMASINA DALMIŞ DEMEKTİR. BU İNANÇTAN KURTULAMADIĞI SÜRECE SAPIKLIKTAN KURTULAMAYACAKTIR.

    ÇÜNKÜ ŞEYTAN İNSANDAKİ BU YANLIŞ İNANCI TESBİT ETTİĞİ ANDA ONUN ÖNÜNE, İNANDIĞI ÖLÇÜTLERDE O İNSANIN KALBİ İYİCE MUÜMAİN OLSUN, ASLA ŞÜPHELENMESİN DİYE, VAHYETTİĞİ İNSANLARDAN;

    HOCALAR
    ALİMLER
    EVLİYALAR
    GAVSLAR
    ŞEYHLER
    SOFİLER
    ”BEDİUZZAMANLAR”
    KERAMET GÖSTERENLER
    ÖLDÜKTEN SONRDA TASARRUFTA BULUNANLAR
    MENKIBECİLER
    VAAZ VE NASİHATLERİNDE İNSANLARIN DUYGULARINI HAREKETE GEÇİRMEK VE YÜZLERCE DOĞRUNUN ARASINA YALNIZCA BİR TANECİK ”BATIL İNANCI” SIKIŞTIRMAK İÇİN AĞLAMA SEANSLARI DÜZENLEYENLER
    VS VS

    evet m.fatih bey siz yeterki bu batıl inanca bir kez kapı aralayın, peşinden sizin beğendiğiniz ölçütlerde bir Allah dostu ve yanınca yüzlerce binlerce şahidi ayağınıza kadar gelecektir.

    Siz bu Allah dostunun Allah’a ve Allah’ın dinine karşı asla bir yalan uydurmayacağı inancıyla, canı gönülden ve sadece Allah rızası için, gece gündüz mücadele ederken, yanlış inancınız ve imanınızı saldırıya açık bıraktığınız için ehlullah zannetiğiniz dostlarınız, imanınızı çalacak, ve ne yazık ki sizi cin/26.27. ayetlerin hükmünü iptal etmek için kur-an’da başka ayetler arayışına itecekelrdir.

    Çok kıtmetli m.fatih bey bir kez daha düşünün,

    AKIL FENERİNİ EN ŞİDDETLİ ŞEKİLDE YAKIN, ONUNLA KUR-AN’A BAKIN VE ALLAH’A YALVARIN VE ÇOKÇA ÇABA SARFEDİN ÖNCELİKLE KUR-AN’I ANLAMAK İÇİN.

    UNUTMAYIN ALLAH VA’DETMİŞTİR DOĞRU YOLU BULMAK İÇİN KENDİSİNE YÖNELENLERE HİDAYET ETMEYE.

    Derseniz ki;

    Ben zaten doğru yoldayım. Bize yapacak bir şey düşmez. Ancak kur-an’a dikkat çekmeye devam edeceğiz inşaallah.

    Sizide kur-an’a bekliyoruz. Ölülere okumanız için değil tabiiki.

    Allah’a emanet olun.

  • M.PAKSOY diyor ki:

    S – Belâgat ve hidayetten maksat, hakikati vâzıh bir şekilde gösterip fikirleri ve zihinleri ihtilâflardan kurtarmak iken, müfessirlerin bu gibi âyetlerde yaptıkları ihtilâfat, gösterdikleri ihtimaller, beyan ettikleri ayrı ayrı, birbirine uymayan vecihler altında hak ve hakikat ne suretle görülebilir?

    C – Malûmdur ki, Kur’ân-ı Azimüşşan, yalnız bir asra değil, bütün asırlara nâzil olmuştur. Hem bir tabaka insanlara mahsus değil, bütün tabakat-ı beşere şümulü vardır. Hem bir sınıf insanlara ait değil, bütün beşerin sınıflarına râcidir. Binaenaleyh, herkes, her tabaka, her zaman, fehmine, istidadına göre Kur’ân’ın hakaikinden hisse alabilir ve hissedardır. Halbuki nev-i beşer derece itibarıyla muhtelif ve zevk cihetiyle mütefavit; ve keza meyil, istihsan, lezzet, tabiat itibariyle birbirine uymuyor. Meselâ bir taifenin istihsan ettiği birşey, öteki taifenin zevkine muhaliftir. Bir kavmin meylettiği birşeyden öteki kavim nefret ediyor. Bu sırra binaendir ki, Kur’ân-ı Kerim, günahların cezası veya hayırların mükâfatı hakkında zikrettiği âyetlerde tahsisat yapmamış, âmm bir şekilde bırakmıştır ki, herkes zevkine göre fehmetsin.Hülâsa, Kur’ân-ı Mu’cizü’l-Beyan, âyetlerini, cümlelerini öyle bir şekilde nazmetmiş ve vaz etmiştir ki, her cihetten ihtimal yolları bulunsun ki, muhtelif fehimler ve istidatlar, zevklerine göre hisselerini alabilsinler. Binaenaleyh, ulûm-u Arabiyenin kaidelerine muvafık ve belâgatın prensiplerine uygun ve ilm-i usule mutabık olmak şartıyla, müfessirlerin birbirine muhalif olan beyanatı ve ihtimalleri, zamanlara, tabakalara ve fehimlere göre murad ve câizdir diye hükmedilebilir. Bu nükteden anlaşıldı ki, Kur’ân’ın i’câz vecihlerinden biri odur ki, nazmı öyle bir üslûptadır ki, bütün asırlara, tabakalara intibak edebilir.

  • m.fatih diyor ki:

    Sayın Recep Bey ; Sayın Eren Durmuş Bey ; Sayın Mete Firidin Bey ;
    Şura suresi 52.ayetin tesfirini lütfen Elmalılı Hamdi Yazır’dan bakarsanız. Orada apaçık herşey yazıyor. Burada yayınlayıp laf kalabalığı yapmak istemem. Yaklaşık 1 sayfa tesfir vermiş.

  • eren durmuş diyor ki:

    sayınb sabit;

    ben sizin yazılarınızı okudukça,risale ile değil, harun yahya kitaplarıyla yetiştiğinizi düşünüyorum. harun yahyanın (meşhur adnan hocadır kendisi, otel odalarında kadın erkek farketmeden OKUYUP ÜFLEYEN üfürükçülerdendir)ilim diye yazdığı kitaplar, bundan 30-50 sene önce çürütülmüş tezleri tekrardan çürütüp ,güya bilim ve din adına kayda değer çalışmalar içerir.

    sizin cemaatle ortak noktasıda, mehdi efsanesidir. casnlı yayında yanına aldığı bayanlarla olan muhabbetlerinin nekadar bilimsel ve seviyeli olduğunu ,youtube daki videolarından anlayabilirsiniz.

    sabit bir şekilde aynı noktaya bakmaya devam edeceğinize,kaynağını araştırıp kuranla test edin,kuran kimseyi yanıltmaz!!! içerisinde çürütülebilinmiş hiçbir ifade bulunmaz.(çürütülemez) Allahın kelamıdır, Allah ne derse O dur!

    Allaha emanet olunuz..

  • m.fatih diyor ki:

    Sayın mete firidin bey;
    Elmalılı Hamdi Yazır mealini verdim bakarsanız görürsünüz. Elmalılı Hamdi Yazıra meali çarpıtmışsın diyorsan onu bilemem.

  • mustafa diyor ki:

    Kuran-ı Kerim diyor ;
    “Allah, bütün peygamberleri bir araya getireceği gün (onlara şöyle) soracak: “İnsanlar çağrılarınıza ne cevap verdi?” Peygamberler de: “Bizim bildiğimiz bir şey yok. Yaratılmışların idrakini aşan, görülmeyen ve bilinmeyen her şeyi tümüyle bilen sensin!” diyecekler.” (Maide 109)

    Risale-i Nur diyor;
    “Acaba hiç mümkün müdür ki, “Sultanü’l-Evliya” makamını ihraz etmiş ve hamiyet-i İslâmiye ile zamanındaki padişahları titretmiş ve kuvve-i kudsiye ile mazi ve müstakbeli hazır gibi izn-i İlâhî ile görmüş ve mematında dahi hayatındaki gibi dâimî tasarrufu bulunduğu tasdik edilmiş olan bir kahraman-ı velâyet, bu asrımıza ve bu asır içindeki kemal-i acz ve zaaf ile Kur’ân’ın hizmetinde çalışan ve insafsız düşmanların hücumuna mâruz ve teselli ve temine muhtaç biçare, Kur’ân’ın hâdimlerine ve talebelerine lâkayt kalabilir mi? Hiç mümkün müdür ki, bizimle münasebettar olmasın?”

    Dileyen dilediğine inansın.

  • sabit diyor ki:

    sen her türlü hakareti yap; kafir, müşrik …
    sonra çık vay efendim nurcular hakaret ediyor…
    böyle bir akıl tutulmasına tarih nadir şahit olur…
    papağan gibi ezberlediğiniz dört tane soru.farklılık sizi rahatsız ediyor, ezberiniz bozuluyor. Sanki Cenabı Allah’ın Kur’an da anlattığı manalar yalnız sizin anladığınız manalar, doğru anladığınız tartışılır.
    Ehli sünnet çizgisinden uzak, Evliyaları kabul etmeyen, enaniyet küpleri…
    İmamı Azamdan daha iyi ne biliyorsunuz…
    İmamı Şafiden daha iyi ne biliyorsunuz…
    Vay efendim biz de Kur’an okuyoruz…
    Siz nereye Onlar nereye…
    bu zatların yanında karınca bile olamazsınız.
    Had bilmek ilmin başlangıcıdır…
    daha bu seviyeye gelememişsiniz…
    yazmayım dedim, dayanamadım. her yeni yazana aynı saldırı…
    sorulan sorulara sansür…
    sayın bayındır bunu da sansürleyin…
    cevab veremediğiniz her mesajlara yaptığınız gibi…
    yeter vay…
    Dünyada Kur’anı yalnız siz anlıyorsunuz…
    Buharide uydurma hadisler varmış…
    ömrünü hadis ilmine vermiş bir insanın kitabını klavye mücahidleri/mücahideleri eleştiremez.
    yüzlerce örnek verebilirim. daha şu sayfada yazan ifadeleri anlamak, yorumlamaktan aciz insanlar; kalkmış Kur’anı anlamaya çalışıyor. Çok komik…
    Kalkmış Hz Abdülkadir Geylani hakkında konuşuyor…

    Müfessir misin…
    hem Evet/hem hayır.
    Aynı sorusu şöyle sorsaydım;
    Doktor musun
    cevab: hayır.
    Niye cevab veremedin ilk iki soruya
    Çünki; konunun ehli değilsiniz… hatta bu konuda cahilsin
    Fakat iş Kur’ana, İslama, İmana gelince.
    Külhan beyi müfessir tanımaz… Ben böyle anlıyorum, Allah bunu bunun için söylemiş…
    hay hay biz de yedik…
    sen kimsin; hem müfessir, hem değil
    senin aklın mı Kur’an prensiblerin belirliyor…

    Öbürü saatlerce bilgisayar başında kod yazmış…
    emeğine laf söyletmez, fakat ömrünü ilim için adayan insanlara ağzına geleni söyler…

    bir de ben bi zamanlar cemaatte idim diyenler…
    tam türk sineması

    Komedi
    bilim kurgu
    tarihi belgesel
    ve
    yeşil çam

    bu sayfa da nurculara saldıran arkadaşların çoğunun temel İslami ve İmani bilgiden yoksun olduğu açıktır…
    Müslümanlar arasında müşrik ve kafir avı yapıyorlar…
    Peki neden?
    anlamış değilim;
    hem siz bu yetkiyi nereden alıyorsunuz…
    Kur’an dan değil mi?
    :))))
    Kur’ana ve islam dinine zarar vermekten vazgeçin…
    ne yaptığınızın bile farkından değilsiniz…

    Allah bilir içinizden çoğu humeyni, ibni teymiye, mevdudiyi okuyorsunuz…
    size iyi okumalar…

    son olarak nurcu arkadaşlara…
    bu sayfaya yazmayın…
    Objektiflikten son derece uzak, sansürcü bir anlayışla yönetiliyor…

    ne yaptığım anlaşılmamış da, tartışmayı farklı alana kaydırıyor muşum da…
    Tabi ki farklı alana kaydıracağım.
    sayın bayındır;
    bataklık içeriden kurutulmaz…
    Arkadaşlar burası cadı kazanı gibi, zihninizi bulandırmaya değmez…
    GAYRETİNİZİ BURADAKİ İNSANLARIN KİN VE NEFRET ATEŞİNİ SÖNDÜRMEYE DEĞİL, YENİ NURLU NESLİ FİLİZLENDİRMEK İÇİN SARF EDİN…
    buradakilerde yanlışlarının farkına varacaklar elbette; umarım geç olmaz…
    vay efendim biz Kur’an dersimiz alıyoruz.
    Al, amma doğrusunu al. Kendi doğrularının Kur’anın doğrularıymış gibi anlatma…
    Unutmayın, Mekke deki müşrikler, münafıklar Kur’anı sizden daha iyi anlıyorlardı ama iman etmiyorlardı…
    Anlaşıldı mı?
    EVET/HAYIR.

  • sabit diyor ki:

    arkadaşlar boşuna uğraşmayın…
    Sayın bayındır, işine geleni yayınlıyor, gelmeyeni sansür…
    bunların hakikatları öğrenmeye gayretleri yok…
    vay efendim bitmişsin, bilmem ne ıvır zıvır…
    sorulan sorulara net bir cevab yok, sürekli saldırı…
    sayın bayındır; şurada yazı yazanlar 20 yi geçmez…
    hepsi o kadar…
    boş, düşünceden uzak…
    iki soru sor; karşılık hakaret;
    sokak ağzı ifadeler…

    uğraşmayın bunlarla; kendi hallerinde kalsınlar…

    • abayindir diyor ki:

      Sayın Sabit,

      Sizin durumunuz gerçekten içler acısı. Duyan da diyecek ki, acaba neler yazdı da yayınlanmadı. Siz size sorulan soruların hiç birine cevap vermeyin sonra bir sürü laf kalabalığı ile işi geçiştirmeye çalışın. Arkasından da kaçmak için bahaneler üretin. Zaten baştan beri laf kalabalığı dışında hiçbir şey yapmadınız. Ayrılmanızı bu sayfa için bir eksiklik olmayacaktır. Vicdanınız sizi asla rahat bırakmayacaktır.

  • mete firidin diyor ki:

    Ayrıca meali çarpıtmışsın
    Doğrusu
    sura 51:Allah bir insanla ancak vahiy yoluyla veya perde arkasından konuşur, yahut bir elçi gönderip izniyle ona dilediğini vahyeder. O yücedir, hakîmdir.[51]

  • mete firidin diyor ki:

    Ayetin devamı da
    Şura 52:İşte biz böylece sana da emrimizden Kur’ân’ı vahyettik. Yoksa sen kitap nedir? İman nedir? bilmiyordun. Fakat biz onu bir nur kıldık. Onunla kullarımızdan dilediğimizi doğru yola iletiyoruz. Şüphesiz ki sen de insanları doğru bir yola götürüyorsun.[52]

    Dikkat et: Kuranla doğru yola iletiyoruz diyor. çakma Risaleyi Nurla değil.

  • eren durmuş diyor ki:

    m.fatih bey;

    şura suresini hatırlatmışsınız ancak biz buna aksi birşey söylemedikki hiçbirzaman?? bunun aksi olabileceğini (yani elçiler dışındaki insanlara vahiy edildiği,kitaba dökülecek ayetler verildiğini) iddaa edenlerin maskesini düşürecek bir cevaptır bu hatırlatmanız.teşekkürler.

  • Aydın Özen diyor ki:

    Sevgili M.Paksoy Beyefendi,

    Duygusallıkla başladığınız yazının sonunda ağzınızı da bozarak şöyle diyorsunuz;

    “bediüzzamanın sürgün edilmesi dini degil sadece siyasi “diyebilmeniz ne akıl kabul eder ne vicdan rıza gösterir ne de insaniyet buna müsaade eder. sana nemrudcuk demem diyemem,firavuncuk da demem diyemem ,küfürle,şirkle itham etmekten allaha sıgınırım,(ne kadar densiz ve dengesizde olsan) çünkü kalbindeki iman pırıltıları yazılarıyın ,satırların aralarında gözükmekte, peki sen nesin be adam,kime yada kimlere hizmet ettiginin farkındamısın….”

    Öncelikle sizin yerinize olsam hakaret etmeyi, kimliğime dair kanaatlerinizi de en sona bırakır, tarihsel sürece dair varsa bilgi ve değerlendirmelerim onu yazardım.

    Merak etmeyesiniz diye söylüyorum, en azından hangi gerekçeyle olursa olsun, Üstadınız gibi DERİN DEVLETLE hiç irtibatım olmadı…

    Densiz ve dengesiz de olmadım.

    Nemrudcuk ve firavuncuk da olmadım.

    Çünkü hayatımın hiçbir karesinde bu yazdıklarım İLHAM iledir, GAYB’ı da bilirim, Kur’an’ın 33 ayeti bana işaret ediyor, Hz.Ali r.a. akıl hocam, Geylani ve Rabbanide HADİMİM demedim. Ne öleceğim tarihi bilirim, ne de kıyameti… KUR’AN’ı TEKZİB edemem, Levh-i Mahfuz’u da göremem, Kur’an’ın ARŞTAKİ yerinden bilgilerim de olmadı. Rüyamda Peygamberimi gördüm ama bana İLİM VERMEDİ, İlm-i Ledün’e sahip olamam… Bana YAZDIRILMADI, eksiksiz ve noksansız bir eserin geleceğini de şiddetle reddederim.

    Tüm bu iddiaların YALAN olduğuna inanırım ve ;

    Allah-u Teala Bakara Suresi 159 da bakın ne diyor…“İndirdiğimiz apaçık delilleri ve hidayeti Kitap’ta açıklamamızdan sonra onları gizleyenler var ya, işte onlara hem Allah lânet eder, hem de bütün lânet etme konumunda olanlar lânet eder.”

    Bu ayet gereği Allah’a sınırım…

    Sayın M.Paksoy, bu yazılarımı İFTİRA, GARAZ ve HASED adına değil UYDURULAN yalanları, İSTİSMAR EDİLEN DİNİMİ, TEKZİB EDİLEN ( Yalanlanan) kitabım olan KUR’AN’ı HASILI İFTİRA ile anlatılanları cevaplamak adına Müslüman sorumluluğu ve ciddiyeti ile yazıyorum.

    Şirketiniz/Firmanız/Cemaatiniz/Dininiz/Kitabınız/Elçiniz ve Rabbinize dokunuyorsa SİZE ait BELGELERDEN HAREKETLE YAZIYORUM… İlave ettiğim biraz destek tarih bilgisi ve ŞAHSİ KANAATLERİMDİR…

    SİZLER EFENDİNİZ adına ortada doğru bilgi mi bıraktınız ki söylediklerinizi hak kabul edeyim? İlham ile, Yazdırıldı, Arştaki Yerden geliyor, Kur’an remzen bize bakıyor deyince, siz yazınca inanmam mı gerekiyor?

    Siz YENİ BİR KİTAP, YENİ ELÇİ, YENİ DİN getirirken FİRAVUN ve NEMRUD, birilerinin hesabına çalışan olmuyorsunuz da size ait belgelerle EFENDİNİZİN İSTİHBARAT Faaliyetlerini yazınca ben mi birileri adına çalışıyor oluyorum?

    Beyefendi aynaya bakın? Yansıyan Çanakkale’de ölenlerin kanlarıyla, KATKILARINIZLA elden gitmiş DEVLET ve DİN’e dair gözyaşları, haklı haksız çocuk, kadın demeden katledilen Ermenilerin ayaklarının altında çakılmış olan AT NALLARI’dır…

    Bir insan hangi suçu işlemiş olursa olsun ayağına AT NALI ÇAKMIŞ bir PSİKOPATI yani CEVDET PAŞA’yı, yani VAN VALİSİ KONAĞINDA birlikte büyüdüğü CEVDET PAŞAYI, 1913-1915 arası yaptığı işkence katliamlar nedeniyle BAŞKALE NALBANTI ünvanını alan CEVDET PAŞAYI,….DOSTUMDUR/TALEBEMDİR diye reklam eden Said Nursi gibi bir imamım yok… ALİMİM de olamaz…. Peygamberim de olamaz….

    Sizler büyük bir algı yanılması ile İslama ve Müslümanlara saldıran, ülke de dine ait ne değer varsa paramparça eden, leş kargası artıklarının siyasi oyunları, düşmanca zulümlerini konu alan 1924-2007 tarihleri arasındaki İttihat ve Terakki artıklarının tavırlarıyla Nur Cemaatini anlamamızı istiyorsunuz…

    Amenna… Bu konuda hem fikiriz…

    Beraberinde de 1892’de Bediüzzaman olmuş, İlm-i Ledün verilmiş, Peygamberimiz tarafından da İLİMLENDİRİLMİŞ, Hz.Ali’nin ORGANİZE ettiği, Hz.Ebubekir’in bir hutbesinde Risale isimli eserin 29.SÖZ isimli makaleyi okuduğunu, Kur’an’ın 33 ayetinde Said Nursi’nin bu zamanda geleceğine İŞARET edildiğini, GELCEĞİNİN HABER VERİLDİĞİNe, …vs. İNANMAMIZI istiyorsunuz…

    İyi güzelde be birader bu sıfatları verdiğinizde DEVLET KAFİR, MİLLET de GAYR-İ MÜSLİM değildi ki…! Said Nursi gibi kendisi ve ÇAPINI/ÇAPSIZLIĞINI bilemeyen ZAVALLI Müslümancıklar nedeniyle DEVLETİ de DİNİ de kaybettik….

    SİZİN olağanüstü özellik vehmedip BEDİÜZZAMAN denen kişilerce ZALİMLERE başımıza MUSALLAT oldu….

    İşte ben bunu anlatmaya, ispat etmeye çalışıyorum…

    Yaptığınız gibi hakaret etmeden, bilebildiğim, bulabildiğim, CEMAATİNİZE AİT VERİLERDEN hareketle yazmaya çalışıyorum….

    Risale Enstitüsü, Akademisi, Sorularlarisale, sorularla Said Nursi, ŞÜKRAN VAHİDE …. Vs. benim gibi düşünenler ki araştırıp, incelemeden bana hakaret ediyorsunuz…?

    15 Ağus.2012, 14.43 tarihli yazınızı okumam nedeniyle tekraren kısa bir cevab yazıyorum.

    Uzun sayılabilecek bir süredir konuyla ilgili yazmış olmam nedeniyle, yazılarımın bütününü gözden kaçırmış, okuyamamış olabilirsiniz. Bu anlamda tarihe dair analizlerimden de hareketle cevabımı Said Nursi olayına bütün bir bakışımı anlatmak suretiyle inşallah yazacağım.

    Amacıma dikkati çekmek adına tarihçenin ortasından 1913-1916 aralığından bakarak, geri ve ileriye döneceğim. Bu suretle hem cevap verebilmeyi hem de baktığım pencereyi anlatabilmiş olacağım.

    1913 Tarihinde Enver Bey, İhtilal yapar ve önce Paşa ve Genel Kurmay Başkanı, 6 ay sonra Başbakanın öldürülmesinin ardından Başkomutan Vekilliğini, Sadaretten Naciye Hanımla evlenerek de Damat’lık payesini alacaktır…

    Enver Paşa’nın öne çıkan özelliği nedir? Resneli Niyazi ile 1907’de Padişah’a İSYAN ederek Dağa çıkarak, ardından diğerlerini de safına katarak Padişaha II.Meşrutiyeti kabul ettirmek zorunda bırakır.

    Aynı Enver Paşa, Balkanlarda KONTRGERİLLA faaliyeti ile büyük katliamlar yaparak düşmanlara bozgunlar yaşatmış bir komitecidir…. Bugünkü JİTEM’in 1993’te G.Doğu’da yaptığı gibi…

    Şimdi, 1913’te tüm yetkileri eline geçiren Enver Paşa, Amcası HALİL PAŞA’yı ve SAİD NURSİ’yi Van’a gönderir. Beraberlerinde yüklü Askeri MÜHİMMAT ile… O zamanda VAN VALİSİ Kız kardeşinin kocası CEVDET PAŞA’dır.

    Yola koyulan bu ekibin elinde de BERAT vardır ki hangi Mülki Amire gösterse, kendisine tahsisli bütün kuvvetleri ve maddi-idari gücü bu kişilere tahsis etmekle sorumlu…!

    1913-1916 tarihleri arasında Van ve etrafında olan hadiseler içler acısıdır. Katliamlar yapılmıştır. Bugün Ermeni Katliamı diye her yıl başımızı ağrıtan katliamlar işte bu katliamlardır.

    Ermeni katliamlarını, Enver Paşa’nın AMCASI HALİL PAŞA ve CEVDET PAŞA komutasında icra etmişlerdir. Kullanılan Piyonlar ise Jandarma ve KÜRT AŞİRETLERİDİR…

    İsyan eden Ermenileri, KÜRT AŞİRETLERİ kanalıyla katletmişlerdir. Katliamları kadın-erkek demeden, çoluk-çocuk demeden iğrenç yöntemlerle yapmışlardır…!

    Ermeni Tehcirinin en meşhur uygulayıcısı GENEL VALİ CEVDET PAŞA’dır….?

    Cevdet Paşa’nın adı ise “ BAŞKALE NALBANTI” dır. Cevdet Paşa, işkence yöntemi olarak, Ermeni kurbanlarının ayaklarına AT NALI ÇAKIYORDU….!?

    Bahse konu Ermeni Katliamlarında Said Nursi’nin nerede durduğunu pek de iyi bilemiyoruz. Ancak 1908 II. Meşrutiyet ilanından sonra bu bölgedeki KÜRT AŞİRETLERİNE Hükümet adına yetkili kişi olarak TELGRAF çektiğine bakılırsa, 1909-1911 yıllarında Kürt Aşiretlerini tek tek dolaşıp İTTİHAT TERAKKİNİN İSLAMLA EŞDEĞER olduğunu belirttiğine bakılırsa,

    Meşrutiyet’in İSLÂMÎ BİR REJİM Olduğunu, DÖRT HALİFE DEVRİNDEKİ Pratiklerin Örnek Alınması Halinde MEŞRUTİYET’E SAHİP ÇIKILMASI GEREKTİĞİNİ, Bu Hakikatın DÖRT MEZHEPTEN ÇIKARILABİLECEĞİNİ Haykırmıştı.

    SEN OLMASAYDIN BEN VE UMUM MİLLET ZİNDAN-I ESARETTE KALACAKTIK. SENİ ÖMR-İ EBEDİ İLE TEBŞİR EDİYORUM

    MEŞRUTİYETİ PADİŞAHIN OTUZ SENELİK İSTİBDADINA SABRETMENİN BİR MÜKÂFATI OLARAK GÖSTERİYORDU.

    Gibi sözlerine bakılırsa SAİD NURSİ’nin bölge üzerinde KÜRT AŞİRETLERİ ÜZERİNDE ağırlığının olduğu sonucuna ulaşabiliriz.

    BELKİ HALİL PAŞA VE CEVDET PAŞA EMRİNE GİREN KÜRT AŞİRETLERİNİN ORGANİZASYONUNU SAİD NURSİ DE YAPMIŞ, KATKI SUNMUŞ OLABİLİR….?

    Bu konudaki hakikatleri Ermeni tehciri hakkındaki belgeler açıldığında daha kolay anlayabileceğiz. Kesin bir gerçeğin altını çizmek istiyorum. Said Nursi Ermeni Tehciri operasyonun ÖNEMLİ BİR FİGÜRÜDÜR, TEHCİR Operasyonun AKTÖRÜDÜR…

    Ama nerede durmaktadır, mevcut verilerden hareketle karar vermek zordur…!

    Said Nursi’yi ilgilendiren kısmıyla bu bölümde söylenebilecek/ çıkartılabilecek en iyi niyetli bağlantının KONTRGERİLLA faaliyetleri konusunda Said Nursi’nin bilgisi ve GÖRGÜSÜ olduğu hükmüdür.

    O nedenle Ermeni TEHCİRİ’nin şahidi NOGOLES Bey’in hatıratında Said Nursi’nin fotoğrafı vardır… Said Nursi, Nogoles yazıp google de aratırsanız kaynakları kendiniz görebilirsiniz.

    1913 yılında başlayan süreçte Said Nursi Enver paşa’nın TALİMATI/İSTEĞİ ile Amcası ve 10 yıl konaklarında kaldığı Eniştesi CEVDET PAŞA ile birlikte hareket ettiğidir…

    O nedenle Said Nursi Ruslara esir düştüğünde Ermeniler tarafından ÖLDÜRÜLMEYE çalışılacaktır…. Rus Ordusunda bulunan Müslümanlar tarafından kurtarıldığı yazılacaktır.

    …..NEDEN…?

  • filiz diyor ki:

    Sabit diyor ki;
    “Filiz hanım;
    mühim olan Kur’an hakikatlarını anlamaktır…
    Nurcu olun, mevlevi olun…veya bir şey olmayın fark etmez; İslamı doğru anlayın”

    Sabit risaleleri o kadar iyi anlamış ki büyük laf ediyor: herhangi bir yoldan gidebilirsiniz yeter ki “İslamı doğru anlayın”. yani buradakilerin iddiası ve benim de o ki siz ve diğer tarikatlar mevleviler de dahil islamı anlamıyorsunuz, siz kurana aykırı bir şekilde yorumlanmış halini bir de Kuran sızıntısı diye gerçeğinden çarpıtılmış halini kabul ediyorsunuz. Üstelik benim Kuran bilgim cüzidir. Tüm risaleleri okusam kimbilir neler bulacağım.

    sonuç buradaki hiçbir nurcunun cevap verdiği yok sadece top çevirme(özellikle sabit), küfür, hakaret, oyalama, duygusal eylemler(hapis, gıybet, şirk, kafir, türban(konu değiştirmek için son 30 senenin en ideal malzemesi), zehirlenme, vırttırı, zırttırı şeyler)
    sabit bence sen daha liseye falan gidiyorsun. belki ortaokul bile olabilir. çünkü yazdıkların hiçbir şey ifade etmiyor. bir şey bilmiyorsan “bilmiyorum” de ve insanları meşgul edip zamanlarından çalma. sadece bana değil herkese aynısını yapıyorsun. google kullanmayı bile bildiğinden şüpheliyim. arasan o dediklerimi gayet rahat bulursun. Görmek istesen de gerçeği görürsün.
    Sizin gözünüzdeki perdenin nedeni nedir? sırrı için bütün risaleleri bitirmem gerekiyor galiba.
    said kürdi her şeyi biliyorum dediği için her şeyi bilmek zorunda değilsiniz. insan bilgisi okyanusta bir damladır. Akıllılar şüphe içindeyken aptallar hep kendilerinden emindirler. maalesef bunun yüzünden de aptallar her şeye cüret eder ve elde ederler.

    bana çocuk yetiştirme, dantel ipliği çözmekten bahsettiğinde anlamalıydım. en fazla liseye gidiyorsun, evde bol miktarda kız kardeş ya da teyze ve onun kız çocukları var galiba. bu da arada bir yün sarıyor garibim ya da sabırlıysa dantel ipi çözdürüyorlar herhalde. kadınların yapabilecekleri ile ilgili sınırlı bilgisinden bu çıkıyor ancak.

    siz nurcuları olduğu gibi şirk içindeki mevlevileri ve diğer tarikatları da reddediyorum sabit. Var mı itirazın? Düşünceme set mi çekeceksin?

    aşağıdaki link senin dahil olduğun cemaatin ve diğer tarikatlara tabi insanların bir örneklemesi gibi sabit. bakalım ortak noktayı bulabilecek misin? örnek yeri de güzel: konya. oldukça dindar bir yer olarak bilinir. üstelik deneklerin hepsi de üniversite mezunu. deneklerin dini durumları ile bilgi yok. sadece ile göre bir ön yargı var. O yüzden dini değil de eğitim durumunu dikkate alalım.

    bakalım bu yazıyı okuduktan sonra Aziz NEsin’in %60′ı hakkında ne düşüneceksiniz?

    http://www.karamanorganizesanayi.com/haber/363/konyalinin-hinzir-deneyi.html

  • murat can diyor ki:

    Oncelikle mubarek ramazan ayinin hayirlara vesile olmasini Cenab-i Allah’dan niyaz ederim.Ben kisa sure once bu siteyle tanistim.Abdulaziz Bayindir hocanin tamamen iyi niyetle ve Allah rizasi icin cirpindigi kanaatine sahibim.Daha once genclik yillarimda bir muddet cemaat icinde bulundum ve risale nur okudum.Buradaki insanlar bir sekilde hayatlarini islami inanisla yasamaya gayret edip Allah rizasini ariyorlardi.hala bir cok arkadasim var ve yasantilarini Allh’in rizasini gozeterek sekillendirmeye gayret ediyorlar.Daha sonra bir sekilde nefsime yenik dusup islami hayattan uzaklastim.Yaklasik 20 sene nefsimin esiri olarak yasadim.Su siralar yaptigim yanlislarin farkina vararak gecmis gunahlarimdan tovbe edip Allah rizasi icin dinimin vecibelerini yerine getirmeye calisiyorum.gercekten imani hissedip imani tatmak istiyorum.Bunun icin durmadan arastiriyorum.Kuran-i Kerim’in turkce meallerini ilk defa (40 yasindayim) bu yasimda okudum.Tekrar ede ede hala okumaktayim.Allah’in verdigi akli kullanmaya calisiyorum.Sayin Bayindir’in Kuran disinda bir beyanda bulunmadigini acik bir sekilde gorebiliyorum.hakkinda internette dolasan bir cok iddia ile alakasi olmadigi cok acik bir sekilde belli oluyor.Malesef karalama kampanyalari tarafsiz dusunmemizi engelliyor.Bu benim sahsi kanaatimdir.Sadece bir seye dikkat cekmek istiyorum.http://www.risaleinurenstitusu.org/index.asp?Section=Enstitu&SubSection=EnstituSayfasi&Date=5/7/2000&TextID=59
    Buradaki vermis oldugum linkte risale-i nur enstitusunun internet sitesinde Gavs-i Azam Abdulkadir Geylani Hz. ile ilgili yazilanlari 2 dakika vakit ayirip okursaniz sevinirim.Bunu Risale-i Nur talebelerinden rica ediyorum.Ben sadece bir kac cumlesini kesip kopyalayacagim izninizle.

    Abdülkadir-i Geylani (k.s.), Peygamber Efendimizin (s.a.v.), “Ümmetimin alimleri İsrail oğullarının peygamberleri gibidir” hadisi şerifine mazhar olarak, zamanının zulüm ve zulümatını dağıtıp, Kur’an nurlarını ve iman hakikatlerini neşrederek, manevi bir mehdi hükmüne geçti.1 Kutsi bir deha sahibi olan bu mübarek Zâtın, maneviyattaki terakkisi, hayatı boyunca devam etmiştir.2 İman hakikatlerini ilim yoluyla müşahede ve keşfetmiştir.3 En önemli özelliklerinden birisi gaybden, özellikle istikbalden haber vermesi ve Kur’an hizmetinde bulunanlara verdiği müjdeli haberlerdir. Çünkü Allah’ın bildirmesiyle, bazı vakitlerde mazi ve müstakbeli hazır zaman gibi müşahede ederdi.

    Geylani Hazretleri (k.s.), Cenab-ı Hakk’ın Hayy ismine mazhar olması hasebiyle, bir ihsan-ı İlahî olarak, kendisine bu meyanda keramet nasip olmuştur. Mesela; Gavs’ın himaye ve terbiyesindeki evladını ziyarete giden bir hanım, biricik oğlunun kuru ve siyah bir parça ekmek yediğini görünce, şikayet için Gavs’ın yanına gider ve onun kızartılmış tavuk yediğini görür. Sebebini sorması üzerine; Hazret-i Gavs tavuğa: ‘Kum biiznillâh!’ deyince o pişmiş tavuğun kemikleri toplanıp canlı tavuk olarak yemek kabından dışarı atlar. Hazret-i Gavs, kadına dönerek: ‘Ne vakit senin oğlun da bu dereceye gelirse, o zaman o da tavuk yesin’ karşılığını verir. Yani, oğlunun ruhu cesedine, kalbi nefsine ve aklı midesine hakim olup, lezzeti şükür için istediği an, leziz şeyleri yiyebileceğini ima eder.

    Vefatından sonra da manevi tasarrufu devam eden Şah-ı Geylani, en büyük yardım edici, imdada koşan manasına gelen “Gavs-ı Azam” olarak meşhur olmuştur.

    Degerli muslumanlar din kardeslerimiz lutfen taraf olmayi bir kenara birakip su yaziyi 2 dakika akli selim bir kalple okuyun. Bu yazida anlatilanlar Kuran-i kerim’imize tam zit degilmidir.Yoksa ben mi goremiyorum.Ben bilgili biri sayilmam sizin yaninizda cok fazla islami eser ve kaynak okuyamadim.Surc-i lisan ettiysem affola.Allah o belleri buken kiyamet gununun azabindan hepimizi korusun.

    • abayindir diyor ki:

      Murat Can Bey,

      Geylani ile ilgili olarak anlatılanlar Kur’an’a taban tabana zıt şeylerdir.

      1- Öncelikle gaybı ne insan, ne melek ne de Allah’ın Elçileri bilebilirler. Allah Teâlâ şöyle buyurur:

      قُلْ لَا يَعْلَمُ مَنْ فِي السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ الْغَيْبَ إِلَّا اللَّهُ وَمَا يَشْعُرُونَ أَيَّانَ يُبْعَثُونَ

      “De ki, göklerde ve yerde, hiç kimse gaybı bilmez, onu sadece Allah bilir.” (Neml 27/65)

      Peygamberler sadece Allah’ın kendilerine vahyettiği şeyleri bilirler. Allah Teâlâ Peygamberimize şu emri veriyor:

      قُلْ لَا أَقُولُ لَكُمْ عِنْدِي خَزَائِنُ اللَّهِ وَلَا أَعْلَمُ الْغَيْبَ وَلَا أَقُولُ لَكُمْ إِنِّي مَلَكٌ إِنْ أَتَّبِعُ إِلَّا مَا يُوحَى إِلَيَّ قُلْ هَلْ يَسْتَوِي الْأَعْمَى وَالْبَصِيرُ أَفَلَا تَتَفَكَّرُونَ
      “De ki: “Ben size, Allah’ın ha¬zineleri yanım¬dadır, demiyorum. Gaybı da bilmem. Size, “işte ben bir meleğim.” de demiyorum. Ben bana vah¬yolu¬nandan başkasına uymam.” De ki: “Görenle görmeyen bir olur mu? Hiç zihninizi yormaz mısı¬nız?” (En’am 6/50)
      قُلْ لَا أَمْلِكُ لِنَفْسِي نَفْعًا وَلَا ضَرًّا إِلَّا مَا شَاءَ اللَّهُ وَلَوْ كُنْتُ أَعْلَمُ الْغَيْبَ لَاسْتَكْثَرْتُ مِنَ الْخَيْرِ وَمَا مَسَّنِيَ السُّوءُ إِنْ أَنَا إِلَّا نَذِيرٌ وَبَشِيرٌ لِقَوْمٍ يُؤْمِنُونَ
      “De ki: “Eğer gaybı bilseydim, daha çok iyi¬lik yapmak isterdim ve bana kötülük de gelmezdi. Ben, inanan kesim için bir uyarıcı ve bir müjdeciden başka bir şey değilim.” (Araf 7/188)قُلْ مَا كُنتُ بِدْعًا مِّنْ الرُّسُلِ وَمَا أَدْرِي مَا يُفْعَلُ بِي وَلَا بِكُمْ إِنْ أَتَّبِعُ إِلَّا مَا يُوحَى إِلَيَّ وَمَا أَنَا إِلَّا نَذِيرٌ مُّبِينٌ
      De ki: “Ben elçilerin ilki değilim; bana ve size ne yapılacağını bilmem. Ben sadece bana vahyolunana uyarım. Ben sadece apaçık bir uyarıcıyım.” (Ahkaf 46/9)

      Şu ayetler, özellikle meleklerle ilgilidir. Allah Teâlâ şöyle buyurur:

      وَلَقَدْ خَلَقْنَا الْإِنْسَانَ وَنَعْلَمُ مَا تُوَسْوِسُ بِهِ نَفْسُهُ وَنَحْنُ أَقْرَبُ إِلَيْهِ مِنْ حَبْلِ الْوَرِيدِ إِذْ يَتَلَقَّى الْمُتَلَقِّيَانِ عَنِ الْيَمِينِ وَعَنِ الشِّمَالِ قَعِيدٌ مَا يَلْفِظُ مِنْ قَوْلٍ إِلَّا لَدَيْهِ رَقِيبٌ عَتِيدٌ
      “Şurası bir gerçek ki, insanı yaratan biziz. Ona şahdamarından da yakın olduğumuzdan biz, içinin ona ne fısıldadığını biliriz.
      Sağında ve solunda oturmuş iki kayıt memuru bulunur.
      Bu sebeple ağzından çıkan her sözü kayıt için hazır bekleyen bir gözcü mutlaka vardır”. (Kaf 50/16–18)

      Demek ki, Allah kişinin içini bildiği halde melekler ancak ağızdan çıkan sözü bilebilirler.

      2- Allah’tan başkasını yardıma çağırmak onu tanrı yapmaktır. Allah Teala şöyle buyurmuştur:

      قُلْ أَرَأَيْتُمْ مَا تَدْعُونَ مِنْ دُونِ اللَّهِ أَرُونِي مَاذَا خَلَقُوا مِنَ الْأَرْضِ أَمْ لَهُمْ شِرْكٌ فِي السَّمَاوَاتِ ائْتُونِي بِكِتَابٍ مِنْ قَبْلِ هَذَا أَوْ أَثَارَةٍ مِنْ عِلْمٍ إِنْ كُنْتُمْ صَادِقِينَ وَمَنْ أَضَلُّ مِمَّنْ يَدْعُو مِنْ دُونِ اللَّهِ مَنْ لَا يَسْتَجِيبُ لَهُ إِلَى يَوْمِ الْقِيَامَةِ وَهُمْ عَنْ دُعَائِهِمْ غَافِلُونَ وَإِذَا حُشِرَ النَّاسُ كَانُوا لَهُمْ أَعْدَاءً وَكَانُوا بِعِبَادَتِهِمْ كَافِرِينَ
      “De ki, baksanıza, Allah’ın yakınından kimi yardıma çağırıyorsunuz? Gösterin bana, onların yeryüzünde yaratmış oldukları ne vardır? Yoksa onların göklerde bir payı mı bulunuyor? Bu konuda bana, bundan önce gelmiş bir kitap veya bir bilgi kalıntısı getirin bakalım. Eğer doğru sözlü kimseler iseniz.
      Allah’ın yakınından kıyamet gününe kadar kendisine cevap veremeyecek kimseleri çağırandan daha sapık kimdir? Oysaki bunlar onların çağrısının farkında değillerdir. İnsanlar, ahirette bir araya getirildiği gün, bunlar onlara düşman olacak ve onların kulluğunu kabul etmeyeceklerdir.” (Ahkaf 46/4,5,6)

      Vefat eden kişinin dünya ile ilişkisi tamamen kesilir. Peygamberimiz dahi olsa vefatından sonra manevi tasarrufunun devam ettiğni söylemek onu tanrılaştırmak olur. Bunu nurcuların sıklıkla yaptığını duyuyoruz.
      İsa aleyhisselam vefat etmiştir. Dünyada olup biten hiçbir şeyi artık bilmemektedir. Bugün Hıristiyanlar ve onların güdümüne giren müslümanlar bunun aksini iddia ediyorlar. Ahirette Allah şöyle diyecektir:

      وَإِذْ قَالَ اللَّهُ يَا عِيسَى ابْنَ مَرْيَمَ أَأَنْتَ قُلْتَ لِلنَّاسِ اتَّخِذُونِي وَأُمِّيَ إِلَهَيْنِ مِنْ دُونِ اللَّهِ قَالَ سُبْحَانَكَ مَا يَكُونُ لِي أَنْ أَقُولَ مَا لَيْسَ لِي بِحَقٍّ إِنْ كُنْتُ قُلْتُهُ فَقَدْ عَلِمْتَهُ تَعْلَمُ مَا فِي نَفْسِي وَلَا أَعْلَمُ مَا فِي نَفْسِكَ إِنَّكَ أَنْتَ عَلَّامُ الْغُيُوبِ مَا قُلْتُ لَهُمْ إِلَّا مَا أَمَرْتَنِي بِهِ أَنِ اعْبُدُوا اللَّهَ رَبِّي وَرَبَّكُمْ وَكُنْتُ عَلَيْهِمْ شَهِيدًا مَا دُمْتُ فِيهِمْ فَلَمَّا تَوَفَّيْتَنِي كُنْتَ أَنْتَ الرَّقِيبَ عَلَيْهِمْ وَأَنْتَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ شَهِيدٌ
      “Ey Meryem oğlu İsa! İnsanlara sen dedin mi ki, “Beni ve anamı Allah ile aranızda iki aracı tanrı edinin?” İsa şöyle diyecektir: “Senin böyle şeyle ne ilgin olur? Benim doğru olmayanı söylemem olacak şey değildir. Eğer söylediysem, elbette bilirsin. Sen, benim içimde olanı bilirsin ama ben senin içinde olanı bilmem; bütün bilinmeyenleri bilen sadece sensin.”
      “Bana ne emrettiysen onlara onu söyledim. Benim Rabbim ve sizin Rabbiniz olan Allah’a kul olun dedim. Aralarında bulunduğum sürece onlara tanıktım. Beni vefat ettirdikten sonra onları sadece sen görüp gözettin. Sen her şeye tanıksın.” (Maide 5/116–117)

      Hıristiyanlar bunun tersini iddia etmektedirler. Onlara göre;

      “Mesih İsa, Baba’nın yanında Hıristiyanların avukatlığını yapıyor. Onlar lehine aracılık etmek için hep canlıdır. Allah’ın huzurunda daima hazır bulunur . Kendisi aracılığı ile Allah’a yaklaşanları tamamen kurtarmaya gücü yeter .”(Katolik Kilisesi Din ve Ahlak İlkeleri)

      Nurcuların Abdulkadir Geylani ile ilgili iddiaları, Hıristiyanların iddialarına ne kadar da benziyor!

  • RECEP diyor ki:

    BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM

    O’NDAN BAŞKA DUA ETTİĞİNİZ ŞEYLER (ÇAĞIRDIKLARINIZ) SİZE YARDIM ETMEYE MUKTEDİR DEĞİLLERDİR (GÜÇ YETİREMEZLER) VE KENDİLERİNE DE YARDIM EDEMEZLER. 7 / A’RÂF –197
    VE ONLARI EĞER HİDAYETE ÇAĞIRIRSANIZ İŞİTMEZLER. VE ONLARI SANA BAKAR GÖRÜRSÜN VE ONLAR GÖRMEZLER. . 7 / A’RÂF –198

    Bu Ayetler Saidi kürdinizi F. hocanızı yalanlamıyor mu hani bir şeylere sığınıp yangından kurtaran cevizini bulan ve benzerlerini

    BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM

    EĞER SANA ŞEYTANDAN YANA BİR KIŞKIRTMA (VESVESE VEYA İĞVA) GELİRSE, HEMEN ALLAH’A SIĞIN. ÇÜNKÜ O, İŞİTENDİR, BİLENDİR. 7 / A’RÂF –200

    ALLAH’TAN KORKANLAR, KENDİLERİNE ŞEYTANDAN BİR VESVESE GELDİĞİ ZAMAN, DURUP DÜŞÜNÜRLER VE DERHAL GERÇEĞİ GÖRMEYE BAŞLARLAR. 7 / A’RÂF – 201

    ŞEYTANLARIN KARDEŞLERİ İSE, BUNLARI SAPIKLIĞA SÜRÜKLERLER, SONRA DA YAKALARINI BIRAKMAZLAR. 7 / A’RÂF –202

    Saidi kürdi şeytandan gelen vesveseli düşünmediği için vahiy geldiğini sanıp sapıklığa sürüklenmiş şeytanında onun yakasını bırakmamış olamaz mı?

    BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM

    İNSANLAR İÇİNDE, ALLAH’TAN BAŞKASINI ‘EŞ VE ORTAK’ TUTANLAR VARDIR Kİ, ONLAR (BUNLARI), ALLAH’I SEVER GİBİ SEVERLER. İMAN EDENLERİN İSE ALLAH’A OLAN SEVGİLERİ DAHA GÜÇLÜDÜR. O ZULMEDENLER, AZABA UĞRAYACAKLARI ZAMAN, MUHAKKAK BÜTÜN KUVVETİN TÜMÜYLE ALLAH’IN OLDUĞUNU VE ALLAH’IN VERECEĞİ AZABIN GERÇEKTEN ŞİDDETLİ OLDUĞUNU BİR BİLSELERDİ. 2 / BAKARA – 165

    Sizler de Saidi ALLAH’TAN daha fazla sevmiyor musunuz? En fazla Saidi kürdinizi ve risalesini zikretmiyor musunuz?

    Çok iyi düşünün çok iyi araştırın ona göre Ahiretteki cevabınızı hazırlayınız.

  • RECEP diyor ki:

    m.fatih bey sait kürdi yazdıklarından hangisine giriyor ona perde arkasındanmı vahiymi yoksa elçimi gelmiş.Son peygamberin peygamberimi.

    BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM

    ALLAH, İMAN EDENLERİN VELİSİ (DOSTU VE DESTEKÇİSİ)DİR. ONLARI KARANLIKLARDAN NURA ÇIKARIR; İNKÂR EDENLERİN VELİLERİ İSE TAĞUT’TUR. ONLARI NURDAN KARANLIKLARA ÇIKARIRLAR. İŞTE ONLAR, ATEŞİN HALKIDIRLAR, ONDA SÜRESİZ KALACAKLARDIR. 2 / BAKARA – 257

    sizler risaleyi kutsal kitap kabul edip KUR!AN!I DIŞLADIĞINIZ İÇİN TAĞUTA İNANMIŞ OLMUYORMUSUNUZ.Risaleler karanlığa çıkarmış olmuyormu.

  • m.fatih diyor ki:

    Sayın burhan yılmaz’a cevap kısa ve öz
    şura suresi 51.ayet Allah c.c şöyle buyuruyor.
    Bununla beraber hiçbir insan için Allah’ın şu üç suret dışında doğrudan doğruya ona söz söylemesi mümkün değildir; ancak, ya vahiy ile, ya perde arkasından ya da bir elçi gönderir, izniyle ona dilediğini vahyeder. Çünkü O, çok yüksek ve çok hikmet sahibidir.
    ayrıntı istersen ayeti kerim Elmalılı Hamdi Yazır tesfirine bakabilirsin.

  • eren durmuş diyor ki:

    sayın m.paksoy

    zehirlenme mevzusu hakkında aksi bir delilim olmadığı için,zehirlendi yada zehirlenmedi diyemeyeceğim. bu tarz suikast girişimleri o dönemde meşurdu,atatürk içinde aynı tarzda suikast girişimleri olduğu söylenir (mim kemal öke nin, atatürkün doktoru olduğunu,mason bir kişilik olduğunu cümle alem bilir artık).velhasıl , bununda konumuzla çok ilgisi yoktur, var diyorsanız ”zehirlerin tesiriyle bu tür şirk içerikli eserler yazıp,bu eserleride Allaha isnad etmiştir. abuk subuk konuşmalarınıda zehir yüzünden peygamberimize isnad etmiştir” mı demiş olacağız???? amacımız kimseyi kırmak yada parçalamak değil. sizlere cephe falan almışta değiliz,bir müslüman başka bir müslümana nasıl cephe alabilir?bunu nasıl düşünebilirsiniz? benim şahsen kişilerle bir derdim yok,ben ortada bir yanlışlık görüyorum (kurana ters düşen bir fikir akımı var ortada) bu konuda müslüman kardeşlerimi uyarmak istiyorum,sizce bunu yaparken kırıcıda olmamız, haksız olduğumuz anlamınamı gelir? biz müslümanları zaten mahveden ,paramparça eden,birbirimize kırdıran bu cehalet ve hurafenin etrafındaki gruplaşmalar değilmidir? bugün sırf mezhep ayrılıkları yüzünden çoluk çocuk demeden birbirini katleden müslümanlar var,bunlar sizce büyük iman sahipleri kişilermi? yoksa büyük cehalet sahibi kişilermi? hurafenin olduğu yerden cehaleti kaldıramazsınız. kuranın 2. plana itildiği bir ortamda dinden bahsedemezsiniz. heleki kendi fikirlerinizi,kendi yazılarınızı Allaha ve peygambere isnad etmeye kalktığınız anda kendi imanınızı kaybedersiniz(burda iyi ve kötü niyet ayrımı yapmadan belirtiyorum),etrafınızda taraftar topladığınızda o inanların imanlarınıda tehlikeye atarsınız.

    güzel kardeşim,amacımız sizi üzmek,kırmak,yaralamak falan değildir,biz yanlış gördüğümüz birşeyde (hatta kurana göre değerlendirince bundan emin oluyoruz) sizi uyarıp,tuzağı farkettirmeye çalışıyoruz.

    mesela demişsinizki;

    MÜHİM BİR NOT:MEHDİYYET MESELESİ; İMANIN RÜKÜNLERİNDEN DEGİLDİR,İSTER KABUL EDERSİN İSTERSEDE ETMEZSİN, BU MESELEYİDE BİR ADAM İKİDE BİR SULANDIRMAYA NE HAKKI VER NEDE SELAHİYETİ

    sanırım medyayı yakından takip etmiyorsunuz,mehdiyi ortaya atanlar,deccal kavramını (işlerine gelmediği kimselere yakıştıranlar) sizce neyin peşindeler??? ve bu kişilere göre sizce mehdiyet gerçekten dinin olmazsa olmazlarındanmıdır????

    bunlarla ilgili defalarca youtube dan linkler verdim,kısaca hakim görüş şudur: gelecek olan mehdiyi arayıp bulmak farzdır,mehdiliğini ilan ettikten sonrada kendisine tabii olmak farzdır denmeye başlandı….

    bununla ilgili bilgi isterseniz,sizin için seve seve linkleri derler burada belirtirim. benim zamanım eğer Allahın rızasını kazanabilirsem değerlenir. BAŞKALARI GİBİ ”KENDİNDEN DEĞERLİ” ZAMANIM YOKTUR….

    selamlar.

  • filiz diyor ki:

    M.Paksoy diyorki;
    “RİSALEİ NURU,BEDİÜZZAMANI OKURSUN YADA OKUMAZSIN İSTEDİGİN KİTABI OKU YADA OKUMA BEN SENİ ZORLAYACAKDA DEGİLİM DAHASI RİSALEİ NURU,BEDİÜZZAMANI İSTER KABUL ET YADA ETME ,HATTA VE HATTA DİNDE ZORLAMA YOKTUR KAİDESİNCE İSTER BUDİST OLMAK YADA HİNDUİST OLMAK YADA HRİSTİYAN,YAHUDİ,MÜSLÜMAN OLMAKTA BİLE İNSAN HÜR İRADESİNE SAHİPTİR,.”

    Hayır M.Paksoy. Sizin dershanelerinize, okullarınıza, yurtlarınıza giden ablaların, abilerin gözetimdeki insanların böyle bir şansı yok. Onlara risaleleri zorla okutuyorsunuz. Arka odalarda zorla Atatürk düşmanı haline getiriyorsunuz.
    O kadar ileri gittiniz ki F. Hoca cemaati işi abarttı yurt dışında da risalei nur okutuyor. Bu yeni din değilse niye dünyadaki müslümanları Kuran’dan yüz çevirtip risaleleri okumaya zorluyorsunuz. Onlar mı talep ediyor?
    Meb ile anlaşmalı ortaokul çocuklarını F.Hoca’nın peygamberimiz kitaplarından sınava sokuyorsunuz. Muhtemelen genç beyinlere dinler arası diyalog fantezinizi işliyorsunuz orada. O kitapları okumadım. Peygamberimizin hayatını beş cilt okuyup karşılaştıracak kadar bilgim yok.

    M.Paksoy diyorki;
    “TCnin yetiştirdiği”

    Kim yetiştirmeliydi? Amerika Amerika şarkısını söyleyen, bunu risalelere bile yerleştiren Said Nursi mi? Sahi biz darülharbdeyiz değil mi ona ve size göre. O yüzden tc yi reddeden bir zihniyet var. Bu zihniyet öyle saçma ki İngiliz mandasını kabul etsek daha iyiydi diyen saçma salak insanlar var Türkiye’de. Osmanlıya dönüp eski tartı birimlerine geçilmesine savunanları gördükten sonra buna artık şaşmıyorum. Ticareti günümüzden geçmişe yapacağız sanırım. Said Kürdi dediğin Kuranın onda birini falan risalelere almış. Kurana tabi olduğunuza emin misin? Yoksa Said Kürdi’nin Kuran kalesinde açtığı gediklerden sızdırdığı şeyler sana yetiyor mu? Üstelik anlamları ebcede tutulup çarpıtılmış, incille yorumlanmış, 3-5 cümlelik ayetin sadece bir cümlesini almış. Kısacası cımbızla seçilmiş.

    Niye darülharb? Atatürk yönetimi değiştirmiş, hilafeti kaldırmış çünkü değil mi? Başka bir şey daha yapmış. Kuranı arapça bilip okuyan ve kendi keyfiyetine göre kullanan bir avuç cemaat(buna sizin üstadınız da dahil), tarikat insanı yerine (bir cemaat önderi var hapiste, öldü ölecek kendi önderini Allah sanıyor mesela) kendiniz okuyun öğrenin diye onu Türkçeye çevirtmiş. Tarihte ilk çeviren o değil, çok eskilerde de var. Ama nedense bu halk(siz hariç sizin kitabınız risaleler) hala Kuranı arapça okumak sevaptır zannıyla sohbetlerden bildiği kadar Kuran biliyor. Nisa suresi okununca ağlıyor. Geçen hafta sokakta arapça Kuran okuyan bir teyze gördüm. Bir ayet sorayım dedim ama küfür yemeyi göze alamadım. Cahil insanla konuşulmuyor. Cahil diyorum çünkü Kuran o şekilde oturup da okunulmaz normalde. Bazılarının da mukabeleye vakti var ama Türkçe okumaya vakti yok. Sanki uzay matematiği çözecekler. Bırak bir gün de evini temizleme. Görünen o ki Atatürk bir arpa boyu yol alamamış. Sizin ve diğerlerinin ulaştığı sayıdan belli.

    Bu arada hapishane, zehirlenme gibi şeyler onun fikirlerinin doğruluğu için birer ölçüt müdür? Said Kürdi’nin yazdıkları hakkında hiçbir fikri olmayanların genelde başvurduğu şeydir bu: “Ama o hapiste yatmış” İyi de adam öldüreni de ölünceye kadar hapse atıyorlar. Bu onların alim olduğunu göstermez. Solcular da hapiste yatıyor. İhsan eliaçık diye biri var mesela. O da “Akp abdestli kapitalizmdir” diyor. O da hapiste yatmış. (İ.Eliaçık hakkında pek fikir sahibi değilim, sadece 1 röportajını dinledim ve bir yazısını okudum) Zehirlendiğini kim söylüyor? Muhtemelen kendi ve buna inanan şakirtleri. Aynı adam Allah’ın kendisine yazdırdığını da söylüyor. Bediüzzaman ünvanını vereni bilen var mı? Yok. Kim iddia ediyor? Said Kürdi. Yahu hiç mi görmezsiniz? Kurandan ebced cifr ile çıkardıkları risalei nur varyasyonlarıdır. Aynı ismi bile tutturamaz. Bir tane elif fazla gelmiş. Ama o bir şeyin bir şeyidir der ve siz de yutarsınız. Nur dede hikayeleri ile bilim adamı yaptığınız üstad bu mu? Aynı deneyi yapıyor ama hep farklı sonuçlar alıyor. Ya da bir şey monte ediyor ama ortada bir parçalardan biri fazla burada elif mesela. Monte ettiğiniz şeyi düşünün fazla parça çıkarsa o şey gün gelir yıkılır. Ama sizde öyle kutsal imajı yaratılmış ki, risaleler neresinden tutsanız yıkılıyor siz farkında değilsiniz.

    Sen M.paksoy=ebulaşey=n.talebesi falan mısın? Çünkü 13ünden beri 3 kişi eklenmiş sayfaya ama sayaç 2 artış gösteriyor. M.paksoy, drseda, Murat gerçek yeni gelenler. Murat gerçek nurcu değil ve drseda da henüz hakarete başlamadı. Can çıkar huy çıkmaz misali. Onları eleyince M.Paksoy eskilerden biri olarak ortaya çıkıyor. Hakaret tarzı da aynı.

  • ibrahim halil diyor ki:

    SAYIN NURCU ARKADASLAR

    Sorulara cevap vermeye niyetiniz olmadigi belli oldu.hic olmazsa risalelerde
    yazilanlardan soruldugunda said sunu demek istedi yok bunu demek istedi yerine
    (serh etmeyin)yazilanlar zaten ortada.dersenizki abiler bize boyle bakmamizi
    hic tembihlemedi derseniz o baska.

    HERKESE HAYIRLI RAMAZANLAR…

  • mete firidin diyor ki:

    Sn paksoy
    Sanırım Saidi “mehdi” sanıyorsunuz. Asla değil. Mesih Hz. İsa. Mehdi denen ve Tevratta geçen peygamber kralda Hz. Muhammeddir.
    Tarihin çöplüğü binlerce “mehdi” barındırmaktadır. Günümüzde de.
    Mehdi kelime anlamı olarak hidayet edilmiş demektir. Günümüzdeki bütün Allaha şirk koşmadan iman eden ve bu amaçla mücadele eden herkes “mehdi” dir. gelecektekiler de “mehdidir.
    Siz de “saidi Nursi” saplantınızdan kurtulup, bize katılırsanız “mehdi” olabilirsiniz.

  • mete firidin diyor ki:

    sn. paksoy

    O dönemler öyle dönemlerki devlet önce asıyor sonra yargılıyor.
    Aşı yapıyoruz diyorlarsa aşı yapıyorlardır. Zehirlenme olayı tamamen vesvesedir.

  • filiz diyor ki:

    M.paksoy,
    biraz tarih okursanız ermeni soykırımında kürtlerin(aşiretler, hapistekiler hepsi dahil, bazı aşiretler istisna) rolünü görürsünüz. Daha da geçmişe giderseniz kürtlerin dağdan yerleşik hayata geçmeye başladıkları ilk zamanlardan(1800lerin ortaları) itibaren ermenileri sürdüklerini de görürsünüz. Kürtler bunu reddetmiyorlar ama devlet anlamadığım bir şekilde ne planı varsa ya da içinde artık derin devlet mi kürtleşti bilmiyorum, kürtleri koruyor. (derin devlet hapiste değil!)

    Ben konuyu başka yerlere çekilmesin diye şimdiye kadar yazmadım ama Said Kürdi’nin oradaki rolü açıktır. Kendi halkını bu işe yani öldürmeye ikna etmek, hitap yeteneği ve süslü sözleriyle ondan beklenen vazife budur. Kitap okuyup millete ders veren hatta rusyada bile bundan vazgeçmediğini iddia eden, hiç askerlik tecrübesi olmayan bir adamın savaşmasını mı bekliyorsunuz? Zaten savaş öncesi kürdistanın evlatları diye nutuk atan selahaddin eyyubi’nin kürtlüğünden dem vurup islamın ve önceki peygamberlere ait kutsal yerlerini bilmeyecek kadar cahil bir adamın(tin suresi ile ilgili yazıma bakın) ne işle iştigal ettiği açıktır. Ha buradan adamın Kürdistan ütopyasını çıkarırsanız adam neden kürdistan için islamı bozuyor dememiz lazım, hala anlamış değilim zaten anlamam da mümkün değil. Sadece günlük verilere ve geçmişe göre tahmin yürütebilirim. Arkasında büyük israil projesi var olabilir, çünkü kürdistan diye ortaya atılan bölge tarihteki kürdistan değil yahudilere tevratla vaad edilmiş topraklardır. Sonradan yamandığı amerikanın dünyayı yönetme, bunun içinde islamı daha yönetilebilir bir hale koyma projesi olabilir. Sanırım ben öldükten sonra falan amerikanın gizli belgeleri açılır ve ne olduğu ortaya çıkar. Biliyorsunuz onlarda süre 100 yıl. 1926′da başladığına göre yazılmaya 2026′da falan ortaya çıkar. 2023 telaşı bu yüzden olabilir. Bizim gibi bakanın birine yapılacağı iddia edilerek uyduruk suikast iddiası ile kozmik odalara girip askeri sırlar savcılarca oraya buraya pazarlanmıyor orada. keşke wikileaks geçmişe gidebilseydi. bu halkın imanını çalmadan, insanlar arasına ırk, mezhep, cemaat ayrımları sokmadan bu projeleri bu topraklarda yerine getiremezsiniz. Şu anki ülkenin durumuna bir bakın. Filistinde israil kurulmadan önceki durum değil mi ortadaki. her şey satılmış vaziyette.

    Belge istiyorsunuz: İngiliz ajanlığına gelince, kürtler için uydurulan tarihin oxford üniversitesinde bordleian kütüphanesinde farsça yazılmış 1597 tarihli şerefname adında bir kitap olduğu iddia edilir ve selahaddin eyyubi de buraya dayandırılır. Said Kürdi’nin ve diğer kürtlerin dayanak noktası da budur. ingilizlerin ürettiği uydurma tarihle hareket etmektedir. 4-5 defa girdim ben o üniversitenin sitesine ve kütüphane bilgilerine. Öyle bir kitaba ben rastlamadım. Eğer bulursanız burada paylaşın da Said Kürdi’niz bu konuda temize çıksın en azından benim ve bunu paylaştığım insanların nazarında.
    Gene ilginçtir kürtler için dna araştırmaları ile saçmalıklar üretilmiş ve bakın bakalım hangi ülke ve hangi üniversite bunları destekliyor. Yazmayacağım siz araştırın.

    Bunları özellikle araştırmadım, Said Kürdi’ye bir garezim de yok. Facete özgürlükten bahseden herhangi bir gruba üye olun bu özgürlük bir süre sonra kürt milliyetçiliğine dönüyor ve bir şekilde bir yerlerden veriler elinize geliyor. Şüpheci bir yapıya sahipseniz ve bilgi de size ters geliyorsa doğruluğunu araştırmaya kalkınca da yalan bir tarihle nasıl bir millet yaratılmaya çalışıldığını görüyorsunuz.
    Diğer parçaları birleştirince de yukarıdaki sonuçlar ortaya çıkıyor.

    Türk milletinin en büyük hatası bu zaten. Bir şey uydurun yazın, bunu kullanacak ve aylarca yayınlayacak insanlar bulursunuz. Çünkü bu halk sorgulamaz. Yazılan sanki Allah’ın kelamı. Biri uydurmuş işte. Mahir Çayan’dan olduğu iddia edilen bir sözle örnek vereyim: “Adama savcı/hakim sormuş:’Tünel kazdınız tamam da toprağı ne yaptınız?’ ‘Topraksız köylülere verdik’” İki aydır ortalıkta dolanıyor ve webde her yerde. Bunun ona ait olmayacağına sadece bir kişi itiraz etti bugüne kadar: “Adam savcıya/hakime çıkamadan polisçe öldürüldü” dedi. Tanımam etmem, o yüzden de ilgilenmedim ama dağıtanlara da katılmamıştım, dağıtmayı düşündüğüm şeyi önce araştırırım zaten. İtiraz eden tanıdık olunca araştırdım gerçekten de sözün ona ait olmadığını olamayacağını gördüm. Bu Türkiye’deki akıl tutulmasını açıklar sanırım.

    Yanlış bir örnek derseniz konyada telefon kablolarına yağ basılması olayını araştırın. Aziz Nesin’in rakamda çok çok fazla indirim yaparak insiyatif kullandığını görürsünüz.

    Şüphe ilmin, hakikatın kaynağıdır. Doğruluğunu araştırmadan hiçbir bilgiyi akla yerleştirmemek en güzeli. bu bilgi Said Kürdi’den bile gelse. Sonuçta Allah’ın kelamı değil. Ama derseniz ki Allah’ın kelamı orada başka bir şey ortaya çıkıyor. Bu tartışmanın ana nedeni de bu.

  • sabit diyor ki:

    Filiz hanım;
    mühim olan Kur’an hakikatlarını anlamaktır…
    Nurcu olun, mevlevi olun…veya bir şey olmayın fark etmez; İslamı doğru anlayın…

  • sabit diyor ki:

    sayın burhan yılmaz,
    cevabımı cevabınız şekillendirecek…
    bekleme sebebim budur…

  • burhan yılmaz diyor ki:

    Selamun Aleyküm.

    Sayın sabit demişsiniz ki;

    ”bu arada bir evet hayırlı soru daha
    müfessir misiniz?”

    Sayın sabit bu soruya hem EVET hem HAYIR diyerek cevap vereceğim.

    ÖĞRENDİKLERİM AÇISINDAN OLAYA BAKARSAK ”EVET” öğrendiklerimi geliştirmeye devam ediyorum.

    ÖĞRENMEYE ÇALIŞTIKLARIM AÇISINDAN OLAYA BAKARSAK ”HAYIR” Biiznillah ölene kadar

    öğrenmeye devam edeceğim.

    Sayın sabit bu platform TRT değil. Bizde burada ”EVET” ”HAYIR” yarışması yapmıyoruz.

    Alakalı-alakasız surular sorarak, kendizi küçük düşürmekten başka bir şey yapmıyorsunuz.

    Ayrıca sorunuza cevap bekliyorsunuz, halbuki GAYB konusunu A. Bayındır hoca ilmi olarak cevapladı. Ama size pek faydası olmadı.

    Yinede size söz verdim diye, GAYB konusunda cevap yazacağım.

    Sayın sabit ben buradan ilan ediyorum ”12 Ağustos 2012, 17:07” vakitli yazınızda

    demiştiniz ki;”başka sorusu olan arkadaşların soruları itina ile cevaplandırılmaya

    çalışılır…”

    Bende size ”12 Ağustos 2012, 18:12” vakitli yazımda bir soru sormuştum.

    Ancak siz bu soruyu cevapla(ya)mıyacaksınız. Çünkü bir insan nurcu bile olsa açık açık ayetleri yalanlayamaz. Ancak kafasını kuma sokarak, Said Nursi’nin tekziplerini ve tekzip ettiği ayetleri yanyana getirmeyince, işin içinden çıkacağını zanneder. Halbuki ikisininde sonucu aynı. Ben soruyu yine soracağım hem size hemde nurcuyum diyen herkese.

    Eğer müslümansanız bunu bize ”İSBAT” etmek zorundasınız. Çünkü biz sizi ”MÜSLÜMAN” olarak

    görüyoruz. Aramızdaki hukuku buna göre oluşturuyoruz. Ama sizin İMAN(güvendiğiniz) ettiğiniz

    kitap(risale-i nur) sizinde, bizimde iman ettiğimiz kitabı(kur-an’ı) sırtından hançrerlemeye

    çalışıyor. Onun ayetlerini bir sürü ağdalı cümlelerin arasında ”TEKZİP” ediyor. Belki bir

    çoğunuz bu güne kadar farketmediniz. Ama bu gün bu konular size açıklanıyor, bu durumu

    öğrendikten sonra cevap vermek zorundasınız.

    Sizler ”SUKUT” etmeye devam ediyorsunuz. Allah’tan korkmadanda ”FİTNE” çıkmasın diye sukut ettiğinizi iddia ediyorsunuz.

    HALBUKİ VERECEK TEK CÜMLELİK HAKLI CEVABINIZ OLSA TÜM NURCULAR BURADA CEVAP YAZIYOR OLURDU.

    SUKUT İKRARDANDIR. Susmanız RİSALE-İ NUR hakkındaki iddialarımızın isbatıdır.

    ”12 Ağustos 2012, 18:12” vakitli yazı ve içindeki soru aşağıdadır.

    ”Eğer soruma cevap verirseniz size yürekten teşekkür edeceğim.

    Üstad sekizinci Lem’ada buyuruyor ki;

    ”Acaba hiç mümkün müdür ki, “Sultanü’l-Evliya” makamını ihraz etmiş ve hamiyet-i İslâmiye ile zamanındaki padişahları titretmiş ve kuvve-i kudsiye ile mazi ve müstakbeli hazır gibi izn-i İlâhî ile görmüş ve mematında dahi hayatındaki gibi dâimî tasarrufu bulunduğu tasdik edilmiş olan bir kahraman-ı velâyet, bu asrımıza ve bu asır içindeki kemal-i acz ve zaaf ile Kur’ân’ın hizmetinde çalışan ve insafsız düşmanların hücumuna mâruz ve teselli ve temine muhtaç biçare, Kur’ân’ın hâdimlerine ve talebelerine lâkayt kalabilir mi? Hiç mümkün müdür ki, bizimle münasebettar olmasın?”

    Bu parağrafta geçen,

    ”…kuvve-i kudsiye ile mazi ve müstakbeli hazır gibi izn-i İlâhî ile görmüş ve mematında dahi hayatındaki gibi dâimî tasarrufu bulunduğu tasdik edilmiş… ”

    kelimeler dizisinde Allah’ın izniyle Gavs-ı Azam’ın geçmişten geleceğe her şeyi gördüğünü açık ve net bir şekilde belirtiyor.

    Allah ise cin suresi 26.27. ayetlerde şöyle buyuruyor.

    Elmalılı Hamdi Yazır Orjinal meal.

    cin/26-”O bütün gaybi bilir, fakat gaybına kimseyi apaçık agâh etmez.”

    cin/27-”Seçtiği bir elçiden başka; çünkü onun önünden ve ardından gözetleyiciler dizer.”

    Cin/26. ve 27. ayetler gibi kur-an’da daha bir çok ayet vardır. Bu ayetler kesin ”nas” ve ”muhkem” dirler. Bu ayetlere göre Allah gayb dair bilgileri hiç kimseye asla bildirmeyeceğini, sadece çok az kısmını şeçtiği RESULLERİNE bildireceğini yazıyor.

    Bu durumda üstad Said Nursi’nin iddiasını nereye koymalıyız.

    Yani açıkca üstadın bu iddiası cin/26.27. ayetleri tekzip ediyor görünüyor.

    Siz üstadın bu iddiasını ve cin/26.27.ayetleri yanyana koyduğunuzda ne anlıyorsunuz.

    Lütfen bizi aydınlatabilirmisiniz.”

    Allah’a emanet olun.

  • M.PAKSOY diyor ki:

    METE FIRIDIN BEY
    EMETE FIRIDIN BEY
    EREN DURMUŞ BEY
    SİZDENDE HASSASİYETLE RİCA EDİYORUM ; BEDİÜZZAMANA AFYON HAPİSHANESİNDE , VE DİGER ZİNDANLARDA OLDUGU GİBİ , GÖZ HAPSİNDE TUTULDUGU EVİNDE BİLE SANA AŞI YAPIYORUZ GİBİ VS HADİSELERLE , ZEHİR,ZEHİRLER ENJEKTE EDİLDİGİNİ((( HALK ARASINDA ŞÖYLE BİR TABİR VARDIR, ÖLDÜRMEYEN ALLAH ÖLDÜRMEZ DİYE; BİZ BUNA İSTİNADEN ZEHİRİN TESİRSİZ KALIP,BEDİÜZZAMAN ŞÖYLEYDİ BÖYLEYDİ DEMEYİZ VE DİYEMEYİZ, BU VE BUNUN GİBİ HADİSELER ALLAHIN İZİN VE KUDRETİYLE DEVAM EDEEER GİDER))) VE BUNUN DEVLET ELİYLE YAPILDIGINI DÜNYA ALEM KABUL(HEMDE NE ZINDIKLAR, NE ZALİMLER NE FACİRLER) VE İTİRAF ETTİKLERİ HALDE SİZİN BU ANLAŞILMAZ VE AÇIKLANAMAZ KİN VE GAYZININ NEDENDİR VE KİMLERLE AYNI SAFTA OLDUGUNUZU BİLEMEMENİZ NE KADAR ACIKLI DEGİLMİ, RİSALEİ NURU,BEDİÜZZAMANI OKURSUN YADA OKUMAZSIN İSTEDİGİN KİTABI OKU YADA OKUMA BEN SENİ ZORLAYACAKDA DEGİLİM DAHASI RİSALEİ NURU,BEDİÜZZAMANI İSTER KABUL ET YADA ETME ,HATTA VE HATTA DİNDE ZORLAMA YOKTUR KAİDESİNCE İSTER BUDİST OLMAK YADA HİNDUİST OLMAK YADA HRİSTİYAN,YAHUDİ,MÜSLÜMAN OLMAKTA BİLE İNSAN HÜR İRADESİNE SAHİPTİR,. AMA SAÇMA SAPAN , KİN VE GAYZ DOLU İFADELER , DAYANAKSIZ,TEMELSİZ DAYATMALAR,İDDİALAR ATARKEN İNSAN BİR ETRAFINA İYİCE BAKIP ONA GÖRE HAREKET ETMELİ. BEN SANA DAHA NE DİYE
    YİM MÜHİM BİR NOT:MEHDİYYET MESELESİ; İMANIN RÜKÜNLERİNDEN DEGİLDİR,İSTER KABUL EDERSİN İSTERSEDE ETMEZSİN, BU MESELEYİDE BİR ADAM İKİDE BİR SULANDIRMAYA NE HAKKI VER NEDE SELAHİYETİ

  • Mete Firidin diyor ki:

    Sayın Paksoy
    Sanırım burada belki de Saidi Nursinin efsanevi kişiliklerinden birini anlatmak istiyorsunuzdur.
    19 kez zehirlenip sağ kalması çok ilginç.
    Bu Rus papaz Rasputini hatırlatmakta. Onuda birçok şeyle zehirleme istemişler başaramamışlar ve sonunda birkaç el ateş ederek öldürmeye çalışmışlar fakat başaramamışlar . Yaralı halde nehire düşen Rasputin suda boğularak ölmüş.

    Burada Saidi Nursinin başka bir kahramanlık özelliğini daha görüyoruz.

    Bir filmi çekilmişti, orada Saidin kahramanlıklarını görmüştük.

    Bu gidişle Süperman Said, Spiderman Said ,Batman Said gibi özelliklerini de öğreneceğiz.

    Bakara 9:Bunlar Allah’ı ve mü’minleri aldatmaya çalışırlar. Oysa sadece kendilerini aldatırlar da farkında değillerdir.

  • eren durmuş diyor ki:

    m.paksoy;

    siz mehdi efsanesinin peşinden koşarak aslında kimlere hizmet ettiğinizin farkındamısınız??? LÜTFEN BİLGİ SAHİBİ OLMADAN FİKİR SAHİBİ OLMAYA ÇALIŞMAYIN. (mehdi uydurmalarının nerelerden kimler tarafından türetildiğini bilmiyorsanız açın öğrenin)..

    bu saidi kürdinin siyasi bir kimliği oluşunu kendisi istediği kadar inkar etsin tarihçe-i hayat kitabında,tarih vijdan ve hayal gücüyle yazılmaz.belgeler gerekir.şunu bir türlü anlayamadınız. KAFANIZI KUMA GÖMMEKLE GİZLENEMEZSİNİZ!!!

    saidi kürdinin çıkış noktası bellidir (belgelidir de) bu adam gizli serviste görev almış, valinin konağında 10 yıl ikamet etmiş, enver paşayla ilişkileri söz konusu.. belkide Atatürkü sevmeme sebepleri bile aynı olabilir. yani sizlere hayret ediyorum,

    SAİD ”BİR RÜYA GÖRDÜM, PEYGAMBERDEN İLİM ALDIM” derken ”belgen varmı belgen??” diye sormayanlar şimdi kalkıp burada ,”said ingilizlerin truva atıdır” dendiğinde belge soruyorlar. saidin siyasi kimliğine yaklaşımınızdaki ”şüpheciliğin” yarısını, imani kimliğini tartarken gösterseydiniz bu hallere düşmezdiniz.

    batıl yok olmaya mahkum,kırılmaya mahkum tabulardan oluşuyorsa, bize zorda olsa kırmak düşer.

    Yüceler yücesi Rabbim her samimi, iyi niyetli kuluna akıl, fikir, dirayet ve sebat versin inşallah.

  • Mete Firidin diyor ki:

    Sayın paksoy
    Aydın beye katılıyorum.
    Cumhuriyetin ilk dönemlerinde,Hilafeti kaldırabilen, padişahı kovabilen İktidarın acımasızca bir çok müslüman alimi katledilip öldürürken Saidi Nursi gibi birisini sadece sürülmesi çok anlamlıdır.
    Bunun muhtamel sebebi ittihat ve terakki kardeşliği olabilir veya Gizli bir ingiliz desteği olabilir diye düşünüyorum.
    Yoksa Saidi Nursi gibi birini neden sağ bıraksınlar. 19 kez zehirlemeye çalışılmış. buna kargalar bile güler. İktidar bunu gerçekten isteseydi; Milletin gözü önünde Saidin ağzına zehiri koyar sonrada intihar etti derdi.

  • M.PAKSOY diyor ki:

    aydın özen beyefendi ;
    sizden hassasiyetle rica ediyorum , bediüzzamanın sırf “”dininden ve diyanetinden ,kurana ve islama hizmetinden dolayı”" , barla başta olmak üzere anadolunun muhtelif yerlerine sürgün edildigini , zindandan zindana sürüklendigini ,defalarca zehirletildigini (19 defa), mahkemeden mahkemeye götürüldügünü , bir adi suçlu gibi hakaretlere maruz kaldıgını ;;;bu memleketteki hayatta olan yada olmayanlardan nice firavuncuklar ve nemrudcuklar itiraf ve kabul ettikleri halde ” bediüzzamanın sürgün edilmesi dini degil sadece siyasi “diyebilmeniz ne akıl kabul eder ne vicdan rıza gösterir ne de insaniyet buna müsaade eder. sana nemrudcuk demem diyemem,firavuncuk da demem diyemem ,küfürle,şirkle itham etmekten allaha sıgınırım,(ne kadar densiz ve dengesizde olsan) çünkü kalbindeki iman pırıltıları yazılarıyın ,satırların aralarında gözükmekte, peki sen nesin be adam,kime yada kimlere hizmet ettiginin farkındamısın.

  • filiz diyor ki:

    Sabit’e;
    ben hakaret ettiğimi düşünmüyorum. Tersine nurcu kimle karşılaşsam ahlaki seviyesinde acayip bir düşüklük olduğuna her geçen gün daha da inanır oldum. Kanıt bu sayfada yeterince var. Gerçekler karşısında kendinize kaçacak başka yol bulamıyor ve inkarı seçiyorsunuz. Görünen o.
    Bu arada içinde küfür barındırmayan bir ailede yetiştim. Ben sakin, sessiz, ağzından cımbızla laf alınan biriyim normalde küfür için düşünmeden konuşan ve boş konuşan insan modeli gerekiyor. Siz bana dantel ipi çözmeyi layık görmüşsünüz(buradan kadına bakışınız belli oluyor zaten. Said Nursi de eve kapatmıştı kadınları), biri elime verse gerçekten çözebilirim ama benim dantelle alakam yok. 14 yaşından beri çalışmış, gece ikiye kadar bilgisayar kodu girmiş biriyim ben.
    Kanıt istiyorsun?
    31 temmuz’da yazmışım ama sizlerden kimse dikkate almamış:
    Şualar, 11.Şua/247

    “ehl-i İmân için Cennet çukurundan bir çukur ve Cennet bahçesinin bir kapısı olduğunu ispat eden ve kâfir ve münâfık zındıklar için Cehennem çukurundan yılan ve akreplerle dolu bir çukur olduğunu ispat eden ve oraya(kabre) gelecek olan Münker, Nekir isminde melâikeleri ehl-i hak ve ve” hakikat yolunda gidenler için birer mûnis arkadaş yapan ve Risale-i Nur’un şakirtlerini talebe-i ulûm sınıfına dahil edip Münker, Nekir suallerine Risale-i Nur ile cevap verdiklerini merhum kahraman şehid Hafız Ali’nin vefatıyla keşfeden ve hayatta bulunanlarımızın da yine Risale-i Nur ile cevap vermemizi rahmet-i İlâhiyeden dua ve niyaz eden ve Hazret-i Kur’ân’ı, Kur’ân-ı Azîmüşşanın kırk tabakadan her tabakaya göre bir nevi i’caz-ı mânevîsini göstermesiyle ve umum kâinata bakan kelâm-ı ezelî olmasıyla ve tefsiri olan Risale-i Nur’un”

    Buradan delille (kabirde melekler size risalei nurdan soru soracakmış) ve sizlerden ve çevremdeki nurculardan kanıtla bana hala Kuran okuduğunuzu söyleyebilir misin?

    Şimdiye kadar kuranla delil getireniniz oldu mu? drseda ayetler ortaya koymuş görünürde ama onun derdi üstadını kurtarmak ve bunun için de biraz kuran araştırması yapmış ya da yaptırmış. bilemeyeceğim.
    Kuran meali okuduğunu söylüyorsan ki sana ona göre soru soracaktım ama gerek yok. son bir haftada bulduğum şeylerden bir kaçı:
    1- Felak suresinden ebced hesabıyla 1971′de anarşinin çoğalacağını nasıl çıkartabilirsiniz? Said Nursi çıkarmış.
    2- sizlerden biri bana siparişle lemalardan ? fetih suresinin olduğu lemayı okutmuştu. Kuran okuyorsan bir o sureye bak. Bir de o lemada, 29. ayet apaçık namazdan bahsederken nasıl olur da incilden delillerle başka bir şeye bağlanabiliyor onu açıklayabilirsin mesela. Kuranı açıklamak içi incile neden ihtiyaç duyarız. İncil tevrata nazaran en fazla bozulan insan yazısı olduğu %100 emin olunan bir kitaptır ki zaten yazanların adıyla anılır.
    3-Gerçek kuranın onda birini kullanıp gerisini reddeden risalelerden neden melekler kabirde soru sorsun? Allah(cc) fikir mi değiştirdi!? O ayetler siz fazla gelir mi dedi?
    4-Ayrıca bir ay kadar önce Said Kürdi’nin ayet meallerine örnekler vermiştim. Onlardan sadece fatiha 5.ayet doğruydu. O ayete göre “Yalnız Allah’a kulluk eder ve yalnız ondan dilersek” ki bunu o da onaylıyor. Said Kürdi neden her şeyi Gavs’ı Geylani’den istiyor. burada drseda da şirkin bu olduğunu görmez mi?

    Ben bilimle uğraşıyorum “ilim sahibi olmak isteyenler kuranı mealinden okur (nurcuların kuranı türkçe okumama bahanesi) diyorsan aranızdaki ilim sahibi bir arkadaş mutlaka vardır. Bunları bana açıklayabilirse söz nurcu olacağım.

  • sabit diyor ki:

    2. EVET/HAYIR lı sorunun muhatabı burhan bey

  • sabit diyor ki:

    sayın bayındır;
    tanım yapmak; ilmi noktada değrlendirildiğinde çok itina isteyen, çok çetin bir iştir…
    tanımın içerisinde olması gereken herşey olmalı, olmaması gereken şeyler de hariç olmalı…
    bu zor bir iştir…
    sayın bayındır;
    soruyu sizin adınıza kolaylaşralım;
    İlmi ilahi
    İrade-i İlahi
    Kelamı İlahi
    Tekellümü İlahi
    kavramlarını açıklayınız…
    kavramlar hakkında her hangi bir bilginiz yoksa belirniz…

    • abayindir diyor ki:

      Sabit Bey,

      Kusura bakmayın, ne diyecekseniz deyin. Sizin ciddi işlerle bir ilişkiniz olmadığı, sürekli konuları farklı alana kaydırmanın peşinde olduğunuz kesin olarak ortaya çıktı. Bu sebeple bu tür taleplere vereceğim bir cevap yoktur. Şu cümleniz sizin seviyenizi de gösteriyor: “kavramlar hakkında her hangi bir bilginiz yoksa belirtiniz…”
      Ben bu cemaatin içinden ciddi kimselerin çıkacağını düşünüyordum ama yanılmışım.

  • sabit diyor ki:

    bu arada bir evet hayırlı soru daha
    müfessir misiniz?

  • sabt diyor ki:

    sayın burhan yılmaz;
    sorunuzu unutmadım;
    cevabınızı bekliyorum;

  • Mehmet Pişkin diyor ki:

    Slm.Alk. Aydın Özen başta olmak üzere, Burhan Yılmaz, Murat, Mete Firidin, Murat Gerçek, Ahmet Faruk, Eren Durmuş Beyefendiler ve ayrıca (enfes üslub sahibi), Zarife Demir ve Filiz Hanımefendi başta olmak üzere diğer Hanımefendiler, çok kıymetli , emek verilmiş yazılar paylaştınız… ALLAH c.c hepinizden razı olsun…

    Muhterem Aydın Özen Ağabey (benden 14 yaş büyüksünüz),

    Yazılarınızı gerçekten çok değerli buluyor, ilgi ve muhabbetle takib ediyorum. Yazılarınızı okurken aklıma gelen birkaç fikri paylaşmak istedim… ‘Fıtraten kimseye yağ çeken, hak ettiğinden fazla değer veren birisi olmadığımı da hemen belirteyim’’…

    Bu yazılar ve özellikle Abdulaziz Bayındır Hocamız ve onun sorumluluk ve liderliğinde/hakemliğinde birlikte hareket eden birçok kıymetli kardeşimizin yazıları birkaçyüz kişinin okumasıyla bir saman alevi gibi hemen kaybolmamalı, bilakis yüzbinlere ulaşmalı… ‘’Mehmet Okuyan Hocamız ve Kuran Talebesi diğer Hocalarımızın da (konumuzla ilgili) yazı ve sohbetleri de hakeza çok çok değerli.’’

    Bunları bir çeşit DİJİTAL FORMA SOKUP YÜZBİNLERE / MİLYONLARA ULAŞTIRABİLMELİYİZ…. Bir hareket, bir sivil oluşum,,, ?!
    Ama nasıl ?…

    Bu fakir de nurcularla hiçbir art niyet olmadan 3 yıla yakın zaman geçirdi… (2004-2007)
    O zamanlar (daha öncesinden Kuranı Kerim Meali ve Tefsiri okumamla çok yakından alakalı) itiraz ve sorularım oldu, arkadaşlar cevab ver(e)mediler, abilerine sordular, derken mesele büyüdü, en sonunda şu gün şu saatte Danimarka İmamı (nurcuların Danimarka sorumlusu) gelecek, herkes gelsin, Mehmet Pişkin`in soru ve itirazlarına cevab verilecek dendi… Sözkonusu tarihten önce itiraz ettiğim konulara, gözlerim kançanağı olana kadar çalıştım… Derken, o gün geldi, bir arkadaşımın işyerinde beni çağırmalarını bekliyordum (zira son 1 ay derneğe gitmedim, gidemezdim ki !), sonra bir telefon geldi, Danimarka İmamı gelmiş ve benim itiraz ve sorularımı yanıtlayacakmış ama benim orada olmam istenmiyormuş ?! ALLAH c.c. şahidimdir, aynen anlattığım gibi.. Ben de gitmedim ama o gün-bugündür mücadeleme TEK BAŞIMA devam ediyorum…
    Şu hale bakar mısınız ?! Benim gibi yüzlerce müslüman var, tek kalmış, sesini duyuramıyor…

    Bu yazılanlar çok kıymetli… Ama feryadımız KALABALIK ŞAKİRDLERİN RİSALE ZİKİRLERİNDE duyulmuyor ki ?!

    Ne yapmak lazım, nasıl yapmak lazım…?!!! Bir Anti-Risale Hareketi…mi ?!

    Allaha c.c emanet olunuz, hayırlı bayramlar…Slm.Alk. Esbjerg / Danimarka.

  • burhan yılmaz diyor ki:

    Selamun Aleyküm.

    Sayın sabit demişsiniz ki;

    ”Burhan Yılmaz:
    Anlaşıdığı kadarıyla nurcuların her grubu RİSALE-İ NUR’da en ufak bir hata olabileceğini düşünmüyor
    Said Nursi:
    “İşte size söylediğim sözler hayalin elinde kalsın, mehenge vurunuz. Eğer altun çıktı ise kalbde saklayınız. Bakır çıktı ise çok gıybeti üstüne ve bedduayı arkasına takınız, bana reddediniz gönderiniz.”

    Sayın sabit bizlerde tam olarak Said Nursi’nin bu isteğini yerine getiriyoruz. Ama bakır olanları bile kabul ediyoruz.

    Bizim reddettiklerimiz SİYANÜR olanlar.

    Birde Said Nursi’nin MEHENG’den kastı ne acaba. Kur-an’mı yoksa ibn-i Arabi’nin, Mevlana’nın, A.K.Geylani’nin RÜ’YALARI MI?

    Sizin aktardığınız bu cümleleri, yirmidört yıl evvel köylümüz ve akrabamız olan, otuz yıldan fazla olsa gerek yeniasya111 kitap-kırtasiye işletmeciliği yapan Ali ağabey’e, risale-i nur’dan çıkardım ve gösterdim. Aldığım cevap beni dehşete düşürdü. O yüzden ne zaman bu mesele aklıma gelse, Ali ağabey’in cevap verirken ki gülümsemesi ve mimiklerini bile hatırlıyorum. Cevabı mealen aynen şöyleydi.

    ”ÜSTAD BU SÖZLERİ ÇOK MÜTEVAZİ OLDUĞU İÇİN SÖYLEMİŞTİR. BİZLER KALKIPTA BU SÖZLERE DAYANARAK RİSALE-İ NUR’LARI HERHANGİ BİR MEHENGE VURAMAYIZ”

    Sayın sabit şu yukarıdaki cümlelere canı gönülden katılmayan ve hangi gruptan olursa olsun herhangi bir nurcuya rastlamadım. Siz RASTLADINIZ MI?

    Sayın sabit; HER HANGİ BİR MEHENGE VURULAMAYACAK SÖZLER ALLAH’A AİT OLANLARDIR. BU DA KUR-AN’DIR. MUHAMMED (SAV) AİT SÖZLERDİR. ÇÜNKÜ O’NUN DİNLE İLGİLİ SÖZLERİ ALLAH’IN DENETİMİMDEN GEÇMİŞTİR.(rivayetlerden bahsetmiyorum)

    BUNUN DIŞINDA HER HANGİ BİR İNANCA SAHİP OLAN VARSA ONLARDA MÜŞRİK OLANLARDIR.

    Ayrıca aktardığınız Said Nursi’nin o sözlerini nurcular nasıl geçersiz kılmışlar risaleden aktaralım da görün.

    Mektuplar/1.mektup/ hulusi isimli şakirten NAĞMELER

    ”Mübârek Sözler şüphesiz Kitab-ı Mübînin nurlu lemeâtıdır. İçinde izaha muhtaç yerler eksik olmamakla beraber, küll halinde kusursuz ve noksansızdır. Beşerin her tabakası kendi fıtrî anlayışları nisbetinde onlardan hisse-mend ve faide-mend olurlar. Şimdiye kadar tenkit olunmaması, her meslek ve mezhep ve meşrep ehline hoş gelmesi ve mülhidlerin dil uzatamayıp ebkem kalmaları, kanaatimizin sıhhatine delâlet etmeye kâfidirler.”

    Sayın sabit parağraftaki şu ifadeye dikkat edin;

    ”…İçinde izaha muhtaç yerler eksik olmamakla beraber, küll halinde kusursuz ve noksansızdır…”

    şimdi ben yanlış mı anlıyorum? Hulusi denilen talihsiz şahıs, risale-i nur’dan mı bahsediyor, KUR-AN’DAN MI? Bir fikriniz varmı. Bu sözler Allah’a kitabında ortak koşmaktır.

    Sizin aktardığınızla benim aktardığım ve farklı versiyonlarıyla yüzlerce kez tekrarlanan bu çelişkiyi izah edebilirmisiniz.

    Daha öncede ki yazıda da yazmıştım. Şeytan insanları bir adet yalana inandırmak için karşılığında binlerce kez doğru söyler. Öyleki ”ben rabbimden korkarım” der. Peki gerçek bu mudur, yada şeytan’ın söylediği düzinelerce doğru onun bir tek yalanını giderebilir mi?

    demişsiniz ki;

    ”burhan yılmaz:


    buradaki iman kelimesini ne anlamda kullandınız…”

    sayın sabit İMAN, GÜVEN demektir.

    İlahi kitapalara İMAN ETMEK(tereddütsüz güvenmek)müslümanın amentüsündendir. Maalesef nurcular iman(güven duyulacak) edilecek kitaplar arasına risale-i nur’u dahil etmişlerdir.
    Yani amentüyü delmişler, kendilerini Allah’ın yerine koyarak müslümanın amentüsüne yeni madde eklemişlerdir. Yukarıda hulusi isimli şakirtin nağmelerini okudunuz. Said Nursi’de bu ahmakça pisliğe ses çıkarmadan ilham! edilen yerine yazdırmıştır.

    Sayın sabit hulusi isimli şakirtin bu ihanetine SAİD NURSİ itiraz etmişmidir. Yoksa ilham! ve ihtarla! beyinsiz nurculara yedirmişmidir?

    demişsiniz ki;

    ”burhan bey;
    size iki soru sorabilir miyim?
    1.sobotta anatomi atlasıyla, Gray’s anatomi atlasını mukayese edebilir misiniz?
    sizce hangisi daha işlevsel;
    2. cebirsel topoloji alt dalından topolojik uzayları incelemek için homoloji ye neden ihtiyaç duyuluyor…
    3.İlmi İlahi meselesini nasıl anlıyorsunuz…”

    sayın sabit anlaşılan kafanız karışık ”size iki soru sorabilir miyim?” diyorsunuz üç soru soru soruyorsunuz. Her neyse!

    1. ve 2. sorularınız hakkında her hangi bir bilgim yok. Doğrusu bu iki soruyu sormaktaki, amacınız nedir merak ediyorum. İnşaallah bir açıklama yaparsınız.

    3. soruya gelince;

    Sayın sabit ilim adına her ne varsa ilm-i ilahidir. Yani ilm-i ilahiden başka bir ilim yoktur.

    Melekler bakara/32 ayette Allah’a şöyle karşılık veriyorlar;

    bakara/32- ”Dediler ki: «Yücesin sen (ya Rab!). Bizim, senin bize öğrettiğinden başka bir bilgimiz yoktur. Şüphesiz sen bilensin, hakîmsin».”

    Bu ayetten anlaşılıyor ki meleklerin bildikleri İLM-İ İLAHİDİR.

    Yine bakara/255(ayete-l kürsi) rabbimiz buyuruyor ki;

    ”…O, kullarının önlerinde ve arkalarında ne varsa hepsini bilir. Onlar ise, O’nun dilediği kadarından başka ilminden hiç bir şey kavrayamazlar…”

    Bu ayetin belirttiğine göre ilim namına ne biliyorsak ilm-i ilahidir ve Allah’ın izin verdiği kadardır.

    Eğer lafı dolandırıp ilm-i ledün’e getirecek, oradan kehf/65. ayete dayanarak Allah’ın veli kullarına ilm-i ledün verdiğini filan iddia edersen ben sertleşirim arkadaş. Eğer

    ”burhan yılmaz diyor ki:
    07 Ağustos 2012, 04:25

    Selamun Aleyküm

    MUSA (as) ve BİR KUL’UN (HIZIR) HİKAYESİ”

    yazıyı okuyabilirseniz bir faydası olur kanaatindeyim.

    Ayrıca bazı insanlar mürşidlerinin ilm-i ledün sahibi olduklarını söylüyorlar.

    KIYMETLİ KATILIMCILAR TÜM İNSANLIK İLM-İ LEDÜN SAHİBİDİR.

    ÇÜNKÜ İSTEYEN HER İNSAN KUR-AN’A BAŞVURABİLİR.

    KUR’AN İSE İLM-İ LEDÜN, YANİ ALLAH’IN KATINDANDIR.

    Allah Abdullah oğlu Muhammed(sav) sonra her hangi bir NEBİ seçmeyeceğini çok açık, süper anlaşılabilir, başkaca tevili, tefsiri mümkün olmayacak şekilde bildirmiştir.

    İnsanlar için gerekli olan ilm-i ledün, son kez Muhammed’e(sav) vahyedilmiştir.

    Kehf suresinde geçen, Allah tarafından ilimlendirilen kul’un normal insan yaşamıyla bir ilgisi yoktur. O Allah’ın sayısız görevli kullarından sadece bir tanesidir. O kıssa Allah’ın hayata her an müdehalesinin bir örneğidir. Allah o kuluna insanların dini yaşamıyla alakalı her hangi bir bilgi ve herhangi bir görev vermemiştir.

    EVET SAYIN SABİT TÜM BUNLARA RAĞMEN BİRİ ÇIKARDA FALANCA VELİ, FİLANCA EVLİYA ALLAH TARAFINDAN İLM-İ LEDÜN VERİLMİŞTİR DERSE;

    DERİM Kİ;

    HADİ ORDAN,

    KUR-AN’I TEKZİP EDEN,

    ALLAH’A İFTİRA EDEN,

    EDEPSİZ, HAYASIZ VE ALÇAKLAR,

    SAYIN SABİT; İSTEĞİNİZ ÜZERİNE SİZE SORDUĞUM SORUYU CEVAPLAMADINIZ, ÜSTÜNE BİR SÜRÜ GEREKSİZ SORULAR SORDUNUZ, EĞER GÜRÜLTÜ ÇIKARARAK SORUYU UNUTTURACAĞINIZI ZANNEDİYORSANIZ YANILIYORSUNUZ.
    LÜTFEN ALLAH YOKMUŞ GİBİ DAVRANMAYIN SÖZÜNÜZÜ YERİNE GETİRİN.

    Allah’a emanet olun.

  • Murat diyor ki:

    Risale-i nurlardaki ebcet hesapları bu kitabın yanlışığını matematiksel olarak ispatlar.

    Abdülaziz Bayındır ve onun yanında olanlardan Allah razı olsun.

  • sabit diyor ki:

    sayın bayındır;
    İlmi ilahi
    İrade-i İlahi
    Kelamı İlahi
    Tekellümü İlahi
    kavramlarını TANIMlar mısınız…
    (aramızda bir akademisyen sizsiniz…)

    • abayindir diyor ki:

      Sabit Bey,

      Sizin doğruları öğrenmek gibi bir derdinizin olmadığı defalarca ortaya çıktı. Ne söylemek istiyorsanız söyleyin; bizi boşuna uğraştırmayın.

  • mete firidin diyor ki:

    Bedir Savaşı öncesinde Resûlullah Efendimiz (asm) ile şerefli ordusu, müşriklerden önce Bedir’e ulaşmışlardı. Bedir kuyusuna en yakın bir yere konakladılar. Peygamber Efendimiz (asm) karargâhın nerede kurulacağı ile ilgili ashâbıyla görüştü, istişâre etti.

    Otuz üç yaşlarında bulunan Hubab bin Münzir (ra) ayağa kalktı, söz aldı. Dedi ki:

    “Yâ Resûlallah! Burası, Allah’ın emrettiği bir yer midir? Yoksa sizin fikriniz midir?”

    Resûlullah Efendimiz (asm) kendi fikri olduğunu beyan buyurunca, Hubab (ra) bu defa:

    “Yâ Resûlallah! Biz savaşçı kimseleriz. Burada karargâh kurmak uygun değildir. Bana sorarsanız, buradan hemen kalkalım. Kureyş halkının konacağı yerin yakınındaki su başına gidip konalım. Ben orayı bilirim. Orada suyu bol ve tatlı bir kuyu vardır. Bir havuz yaparak onu su ile dolduralım. Diğer bütün kuyuları kapatalım. Sonra da müşriklerle çarpışalım. Biz havuzumuzdan içeriz. Onlar ise içecek bir şey bulamazlar ve çabuk pes ederler” dedi.

    Peygamber Efendimiz (asm) Hubab bin Münzir’in (ra) görüşünü kabul etti ve karargâhın bu görüş çerçevesinde kurulmasını emir buyurdu.

    2470) Talha bin Ubeydillah[39] (Radtyallâhü anh)’den; ŞÖyl^ de¬miştir :

    Ben, Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve SellemJ’in beraberinde bir hurma bahçesinin yanından geçtik. Resûl-i Ekrem (Sallallahü Aleyhi ve Sellem), hurma ağaçlarını döllendirmekte olan bir toplu¬luk gördü ve:

    «Şu adamlar ne yapıyorlar?» diye sordu. (YanmdakÜer) :

    Onlar erkek hurma ağacın (m çiçeğin) den (bir parça) alıp dişi hurma ağacı (çiçeği) ne koyuyorlar (döllendiriyorlar), dediler. Re¬sûl-i Ekrem (Sallallahâ Aleyhi ve Sellem) :

    «Bunun bir yarar sağlıyacağını sanmıyorum» buyurdu. Resûl-i

    Ekrem (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)’in bu sözü onlara ulaştı. On¬lar da bu işi bıraktılar ve hurma ağaçlarından indiler. Durum Pey¬gamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)’e ulaşınca şöyle buyurdu:

    «O (söylediğim) söz ancak bir zandır. Eğer telkih (döllendir¬me) bir yarar sağlıyorsa bunu yapınız. Çünkü ben ancak sizin gibi bir beşerim. Zan da şüphesiz (gâh) isabet etmez ve (gâh) isabet eder. Ve lâkin ben.- Allah (şöyle) buyurdu, diyerek size bir şey söy¬leyince Allah adına yanılmam (veyahut) velâkın ben: Allah (şöy¬le) buyurdu, diyerek size söylediğim sözde Allah adına yanılmam.»”

    Bu olaylarda da görülüyor ki
    Allahın resülü kendi fikri olunca yanılabiliyor.
    Fakat vahiy ile gelince mutlak doğru.
    Saidi nursi Risaleyi kendi fikri ile yazdıysa mutlaka bir çok yanlışı var demektir.
    Yok “yanlışı yoktur” deniyorsa, o zaman vahiy alıyor demektir.
    Yani bir peygamberdir???

  • Murat Gerçek diyor ki:

    Ben şunu anlamakta zorluk çekiyorum,müslümanım diyen kime sorarsanız sorun hepsi aynı ağızdan ”Kur’an Allah’ın sözüdür” diyecektir. Buraya kadar tamam bir problem yok ama gel görki, Allah’ın sözüne RAĞMEN neden bazı insanlar Kur’anı bir kenara bırakıp ille hariçten bir şeylere bağlanmak ister.İşin garibi said nursicleri toplayın tek tek sorun risaleden ne anladınız diye bir çoğu anlatamaz bile zira söz konusu kitaplar anlaşılmaz bir dille yazılıdır.
    Öte yandan Kur’an anlaşılır bir kitaptır.Ayrıca bir çok mealde bazı ayetlerin mealleri çarpıtılmış olmasına rağmen yine de Kur’anın ana mesajının üstü örtülü değildir.

    O zaman neden? Neden ben Kur’anı bırakıp da başka kitaplara sanki Allah’ın kitabıymış gibi sarılayım?

    İnadına said nursi veya başka tarikatleri ve öğretilerini, Kur’anın önüne geçirip sahip çıkanlara Furkan suresi 30.ayet üzerinde derin derin düşünmelerini öneririm;

    Resul de şöyle der: “Ey Rabbim, benim toplumum, bu Kur’an’ı terk edilmiş/dışlanmış halde tuttular FURKAN 30

    Öyle ya, sen Kur’anı dışlayıp risaleye sarılırsan olacağı budur.Bir şeyi dışlamak sadece ağızla söylemekle olmaz eylem olarak da dışlanıyor ve dışlayan, neyi dışladığının farkında değildir.

    Lütfen sayın nur talebeleri, gelin Allah rızası için Kur’anı DÜŞÜNE DÜŞÜNE ve ANLAYA ANLAYA iki kere okuyun.Bu sizin için iyi olur.Ha ondan sonra ne yaparsanız yapın orası da bizi ilgilendirmez.

    Allah’ın sözü üzerine söz mü olur.Allah’ın sözü dururken ben ne yapayım said nursinin sözünü.

    Son olarak Abdülaziz hocaya verdiği hizmetlerden ötürü şükranlarımı sunuyorum.Allah ondan razı olsun hizmetinde başarılı kılsın.

    Sevgiler

  • Aydın Özen diyor ki:

    M.KEMAL, SAİD NURSİ’Yİ BANA GÖRE, DİNİ DEĞİL SİYASİ GEREKÇE İLE BARLA’YA GÖNDERMİŞTİR…

    Sayın Drseda Hanımefendi,

    İçtenlikle kaleme aldığınız yazıyı ilgiyle okudum. “İkaz edenleri İKAZ etmek” sadedinde sunulmuş olan metni anlamaya çalıştım. Katkı olması adına yazınızdan hareketle değerlendirme yapmak istedim.

    Nur Cemaatini 77’den bugüne tanıyorum. Başlangıçta tanıdığım o günkü tanımıyla İzmir gurubuydu. Ard arda iki yıl Ünv.imtihanlarına İstanbul’da bu gurup arkadaşların evlerinde kalarak girmiştim.

    Mesleğe başladığımın ilk beş yılında da F.Gülen gurubu arkadaşlara yakındım. Sohbetlerine gider, ortak olay/mekanları paylaşırdık.

    1997 tarihinden bugüne Bandırma’da yaşıyorum. Bilinç düzeyimizin arttığını düşündüğümüz, olgunlaştığımızı kabul ettiğimiz dönem yani… Bu süreçte ise Yeni Asya gurubu arkadaşlarla daha yoğun diyalogum oldu.

    55’li yaşları geçmiş Hekim, Mühendis, İktisatçı arkadaşlarım var. Bu arkadaşlarım neredeyse tarihçesiyle özdeşleşecek zaman diliminde Nur Cemaati içersinde ve vukufundalar. Örnek olması kabilinden Dr.Senai Bey’in ağabeyliğini yapmış Doktor ağbimiz…Bu vesile ile klasik muhalefet duygusu ya da hafif meşrep kabullerin ötesinde bir kabulle yaklaşmak zorunda olduğum bir mevzudan bahsediyorum.

    On yıldır bacanak olarak aile hukukumuzu teşkil ettiğimiz Hekim kardeşimde oldukça muteber bir değerde F.Gülen gurubuna dahil.

    Özetlersek çevre şartlarımız açısından, iftira, zayıf nitelikli kabuller, cımbızla alınabilecek her anlama gelebilecek sözlerden hareketle kolay konuşabileceğimiz sosyal çevre de değiliz yani.

    Ya da bu sayfada bazı garip mahlas isimlerle yazan Nurcu kardeşlerimizin yaptığı gibi su üstüne yazılan yazı misali değil sözlerimiz… Bu sayfada yazdıklarımız gerçek ve inandığımız düşünceler olmalı…

    51 yılımızı geride bırakıp, Yeterince olgun bir dönemi yaşadığımız hayatımızda belki de yarın, belki öbür gün, bir yıl sonra ya da apansız önümüze çıkabilecek şartlar karşısında sözlerimizin fahiş hatalar içermesi durumunda yüzümüzün kızarabileceği, sosyal çevremize, çoluk çocuğumuza karşı mahcup olacağımız niteliklerden de uzak olmalı…

    Yani değerli Drseda Hanımefendi, bilmenizi ve inanmanızı isterim ki en yakın dostum diyebileceğim, bir çok olay, risk ve mücadeleyi paylaştığım, üzerimde hakkı olan kişilerde bu guruba mensup…!

    Bu nedenle istesem de hatalı görüşleri yazamam…! İnandığım dinin emri olmayacağına, ya da cenaze namazı misali birilerinin yerine getirmesiyle görevin düşeceğine dair imkan olsa maddi ve manevi dezavantajlarına rağmen bu konuda yazamam… Şahsımı tanıyanların ki burada kullandığım ismim gerçek ismimdir, söylediklerimin ne anlama geldiğini bilmenizi isterim. Yine bilmenizi isterim ki bu arkadaşlıklarım en az sizin arkadaşlıklarınız kadar anlamlı ve değerli…!

    Bu sayfaya yazılarıyla katkı sunan arkadaşlarımızın da yazı içerikleri açısından benimle aynı yerde durduklarını görüyorum. Bir çoğu ile aynı sıkıntıları paylaşıyoruz.

    Eleştiriye konu hadise Said Nursi’nin fizyolojik yapısı değil… Düşünceleri…Yaratılan insan KUTSALDIR, değerlendirilen konu FİKİR ve EYLEMLERİ’dir. Kur’an HAKEMLİĞİNDE olayları görüp anlamak istiyoruz. Birilerinin başarıları değil zorumuza giden…

    SAİD NURSİ VE ESERİ OLAN RİSALE,

    “EKSİKSİZ VE NOKSANSIZ ESER” olma iddiasındadır. Ayetlerin ayeti (ispatı) olma iddiasındadır. Mutlak doğrunun Allah’a ait olduğunun bilinmesine rağmen,

    Eksiksiz ve noksansız söz ve yazı sadece MUCİZE olan Allah’ın indirdiği ve yarattığı AYET anlamına geldiğinin bilinmesine rağmen…

    Allah’ın ayetlerinin yalnızca PEYGAMBERE inzal olduğunun bilinmesine rağmen…

    Allah’ın sadece Peygamberlere “ Y A Z D I R I L M I Ş “ söz yazı inzal ettiğinin bilinmesine rağmen…

    Gayb, Kıtlık, bolluk, Kabir azabından emin olmak, Hz.Ali ve diğer değerli olanlarla canlıymış gibi görüş alışverişinde bulunma, Kur’an’ın 33 ayetinin kendisinin geleceğini müjdelemesi, Kıyamet, öleceği saati bilmek, …vs. gibi iddiaların Kur’an’ı YALANLAMAK olduğunun bilinmesine rağmen,

    Konulardaki iddiaları CIMBIZLA AYIKLANMIŞ cümleler tanımının çok ötesindedir.

    Siz tanımış olduğunuz, değerli Nur Gurubu arkadaşlarınızın değerli gayret ve hizmetlerinden hareketle, yapılan eleştirileri, ince eleyip sık dokumak tarifine benzetebilir, ifrat/tefrit ayırımında algılıyorsanız, tercihinizdir… derim.

    Ama hiç kimse,

    İddiası YENİ KİTAP olduğu aşikar olan EKSİKSİZ VE NOKSANSIZ ESER’dir sözünü,

    İddiası PEYGAMBERLİK olduğu aşikar olan, Hakkımda Kur’an’da 33 ayet var, geleceğim ve Risale’nin yazılacağı REMZEN buna işaret eder, hatta Hz.Ebubekir bir hutbesinde 29.SÖZ’ü okudu, Hz.Ali r.a. ASA-yı MUSA RİSALESİNİ okuyarak KABİR AZABINDAN EMİN olduğunu söyledi ve yazdı, ..vs. gibi metinleri,

    Dost ahbap hatırına, gördüğümüz iyi sonuçlara bakarak, HAFİFE ALINACAK, İHMAL EDİLECEK bir detay olarak görmemi/görülmesini isteyemez…

    İRTEDA fiilinin Cin Suresi 27’de geçmesini tek başına kendisine mesaj iletme için yeter şart, Tarihin tartışılan konusu, Mutezile-Ehl-i Sünnet ayrışması gibi palavralarla göz boyayamaz. Ya da Mutlak gayb/Rölatif Gayb çıkarsamaları ile yazılan kastedilen açık metni, kullanılmış anlamından saptırarak, sanki farklıymış gibi göstermeye, göstergelerini sulandırmaya çalışamaz. Haksızlıktır, yazıktır, ziyandır…

    Drseda Hanımefendi, şöyle diyorsunuz;

    “DİNİ UĞRUNA SÜRGÜNE GİDEN bir insanın akrabalarından eşinden dostundan, ticaretinden olduğu da açıktır. “…

    Öyle zannediyorum ki bu sözünüzün maksadı ağırlıklı olarak BARLA’dır… 1935 yılı sonrasını ayırıyorum…

    Sizden Ricam, Resmi Kayıt olmak kaydıyla M.Kemal’in Said Nursi’yi Barla’ya sürgüne göndermesinin DİNİ GEREKÇELERLE olduğunu ispatlayabilir misiniz?

    Bu ispat, Nur kaynakları, edinilmiş, teamüle dayalı pompalanmış bilgilerden değil de Resmi Belgelerden hareketle yapılmasının önemini belirterek vurguluyorum…

    Konuyla ilgili kısa bir özet yapmak istiyorum….

    A-) Halifeliğin Kaldırılması ve Tevhid-i Tedrisat kanunu 3 Mart 1924 tarihinde, Osmanlı’nın sürgüne yollanması 5 mart 1924 tarihinde, Medeni Kanun 17 Şubat 1926 tarihinde, Şapka Kanunu 28 mart 1925 tarihinde yayınlanmıştır.

    Cumhuriyetin ilanından 1938’e kadar 17 Kürt ayaklanması çıktı. Bu ayaklanmalar tarih sırasına göre şöyledir:
    1.Nasturi (1924),
    2. Şeyh Sait (1925),
    3. Raçkıtan ve Raman (1925),
    4. Sason (1925),
    5. Ağrı (1926),
    6. Koçuşağı (1926),
    7. Mutki (1927),
    8. İkinci Ağrı (1927),
    9. Bicar (1927),
    10. Asi Resul (1929),
    11. Tendürük (1929),
    12. Savur (1930),
    13. Zeylan (1930),
    14. Oramar (1930),
    15. Üçüncü Ağrı (1930),
    16. Pülümür (1930),
    17. Dersim (1937-1938).
    B-) Said Nursi, Enver Paşa İlişkilerine şöyle bir göz gezdirelim…!
    - 1907’nin sonlarında Enver Bey ve Resneli Niyazi Balkanların altına üstüne getirerek KONTGERİLLA faaliyetleri ile (JİTEM’in G.Doğuda 93’te yaptığı gibi) sürülmüş tarlaya çevirdiği zamandır.
    Her iki isim 1907’nin sonlarında DAĞA çıkarlar. Gerekçeleri de Padişah Abdülhamid’in II.MEŞRUTİYET’i ilan etmesidir. İSYAN Enver beylerin dağa çıkmasıyla başlar ve şiddetlenir.
    - Aynı tarihte Enver beyin Eniştesi olan Cevdet Bey/PAŞA konağında 1897’den beri İKAMET EDEN SAİD NURSİ, İstanbul’a Padişahla görüşmek için gelecektir. Van Valisi Tahir Paşa’nın Padişah’a yazdığı REFERANS MEKTUBUYLA…
    Said Nursi, Van’da Ünv. Kurulmasını isteyecektir/istemiştir. Bu çok önemli konuyu yazıyla Padişah’a sunabilmek için sonraları İ.T.C.’nin Başbakanı olacak FERİK Ahmet Paşa ile konağında ki saray yavrusudur, İKİ AY çalışacaktır….! ( Size göre böyle bir belgenin başvurusu için iki aylık çalışma biraz fazla değil mi? Bu nakillerde bir gariplik sezmiyor musunuz…?)
    İki ay süren bu zorlu çalışmayı, Osmanlı tarihinin en çok Lise, Ünv. Binası yaptıran II.Abdülhamit’e sözüm ona bilmediği, göremediği bir konuyu hatırlatacaktır/hatırlatmıştır Sadi Nursi…!?
    - Önce Akıl hastanesi, sonra Toptaşı cezaevi toplam üç ay geçecektir ki Talat Paşa tarafından cezaevinden KAÇIRILACAKTIR/ çıkartılacaktır.
    - Cezaevinden kaçırıldıktan hemen sonra 23 Temmuz 1908’de II. Meşrutiyet ilan edildi. Said Nursi, Meşrutiyetin ÜÇÜNCÜ GÜNÜNDE, SULTANAHMET’TE DÜZENLENEN MİTİNGDE halka hitaben hürriyeti anlatan bir nutuk okudu.

    - Daha sonra İTTİHATÇILARIN İLERİ GELENLERİYLE birlikte SELANİK’e giderek, Selanik Meydanı’nda tekrarladığı ve metnini birçok gazetenin yayınladığı “HÜRRİYETE HİTAP” adlı nutkunda, MEŞRUTİYET VE HÜRRİYET KAVRAMLARININ İSLÂMİYET’E AYKIRI OLMADIĞINI anlatıyordu.

    - Bediüzzaman Said Nursi, İstanbul’da çok hareketli bir siyasi hayat yaşıyor, cemiyetlere üye oluyor, gazetelerde makaleler yazıyor, konferanslara ve toplantılara katılıyor, kendisine yakın bulduğu toplumsal gruplara nasihat ediyordu.

    - Enver Bey/Paşa, bu arada Meşrutiyetin ilanından dolayı Doğu’da meydana gelen gerilimin de farkındaydı. Hemen harekete geçerek AŞİRET REİSLERİNE BEDİÜZZAMAN imzasıyla telgraflar çekti.21 HÜKÜMET ADINA ÇEKİLEN bu telgraflarda, yine meşrutiyetin ve anayasal sistemin İSLÂMİYET’E AYKIRI OLMADIĞINI ANLATIYORDU….!

    - MÜNAZARAT…1910 yılı baharında Van’a ulaştı. Hakkari, Bitlis, Muş, Diyarbakır ve Urfa yörelerini dolaşarak, BÖLGEDEKİ AŞİRETLERİ ZİYARET etti.

    Onların MEŞRUTİYET, HÜRRİYET ve anayasa hakkında sordukları sorulara cevaplar vererek ikna edici açıklamalarda bulundu. MEŞRUTİYET VE MEŞVERETİN İSLAMİ TEMELLERİNİ ONLARA ANLATARAK MEŞRUTİYETİN NİMETLERİNDEN FAYDALANMALARI İÇİN GAYRET GÖSTERMELERİNİ İSTEDİ.

    Daha sonra bu seyahatler esnasında yaptığı GÖRÜŞMELERİN VE AÇIKLAMALARIN ÖZETİNİ “MÜNAZARAT” adı altında yayınladı.

    - 1910-1911…. Kış mevsiminin girmesiyle birlikte Bitlis, Diyarbakır, Urfa, Antep, Kilis ve Halep üzerinden Şam’a gelen Said Nursi, alimlerin daveti üzerine !!!? Emeviye Camii’nde bir hutbe verdi. İslam dünyasının siyasi, ekonomik ve sosyal sorunları ve çözüm yollarını anlattığı hutbesi “HUTBE-İ ŞAMİYE” adı ile neşredildi.

    İstanbul’da Sultan Reşad’ın tahta çıkışının ikinci yıldönümü münasebetiyle düzenlenen törenlere katılan Bediüzzaman, Padişahın Rumeli seyahatine Şark vilayetlerini temsilen iştirak etti. İstanbul’dan Selanik Limanı’na Barbaros zırhlısı ile gelen kafile, daha sonra trenle, o yıllarda Kosova Sancağı’nın başkenti olan Üsküp’e gitti. Meşhur KOSOVA konuşmasını yaptı…

    - 1913 ikinci bir ihtilal ile ENVER Bey Paşa oldu ve Genel Kurmay Başkanı oldu. Hanedan mensubu Naciye Hanımla evlendi, saraya Damat oldu…

    - 1913’te Enver paşa’nın ricasıyla, Enver’in amcası Halil Paşa ile Doğuda başlayan Ermeni isyanları ve Rus baskınlarını bastırmaya Anadolu’ya, Van Valisi CEVDET PAŞA’nın yanına hatırı sayılır silah ve Mühimmat ile birlikte geçti…

    Said Nursi’den bu görevi Enver Paşa istemişti…!!!?

    Talebeleriyle birlikte doğu illerine giderek, kendisinin Balkanlarda yaptığı gibi bir operasyonun yürütülmesini istiyordu. Enver paşa Said Nursi’nin DİNİ MİSYONUNDAN Bölgede, Kürt Aşiretler üzerinde yararlanmak istiyordu.

    Ermenilerle ilgili kafasındaki senaryonun bir parçası olarak, yapılacak KONTRGERİLLA faaliyetine yerel halk olan KÜRTLERİNDE iştirakini istiyordu.

    Anadolu’ya geçen bu gurubun ellerindeki BERAT BELGESİ gittikleri her vilayetin kapılarını açabilecek yetkilerle, Mülki amiri bu belge sahibine tabi olmakla yetkilendiriyordu…

    Bu dönemde olan olaylar 1913-1916 arası belgeler bağlamında henüz elimizde olamadığından şimdilik anlatılanların PEHLİVAN TEFRİKALARI kabilinden olduğunu belirtmekle yetinelim…

    Bu anlamda konuyu anlamak adına da olsa, İttihat ve Terakki`nin VAN bölgesindeki planları konusunda ilk önce Cemil Koçak`ın “Ey Tarihçi Belgen Kadar Konuş!” Bir Teşkilatı Mahsusa Öyküsü“ adlı yazısını bulup okumak lazımdır….

    Ancak önemine binaen bu bölgede yaşanıp BELGELENEN olaylardan hareketle, Said Nursi’nin 10 yıl süreyle KONAK’larında kaldığı, çok samimi arkadaşı ve talebesi olan CEVDET PAŞA’nın yaptıklarını da dikkate almak gerekir.

    ……..Başta Ömer Naci, CEVDET BEY (Enver Paşanın Eniştesi) VE HALİL (KUT) PAŞA (Enver Paşa’nın Amcası) olmak üzere Van ve çevresinde, İran sınırında ve içlerinde, durumun kontrolden çıkmasında, RUSLARA KARŞI YAPILAN PROVOKASYONLAR en önemli etkendir.

    Buradaki amaç esasen RUSYA`NIN OSMANLI`YA DAHA ÖNCEDEN SAVAŞ İLAN ETMESİNİ SAĞLAMAKTI.

    Tarihçiler İran`daki PROVOKASYONLARIN VE KATLİAMLARIN bu kadar ağır olmasını esasen bu nedene bağlamaktadırlar. Ve ilginçtir ilk katliam da Rus Ortodoks Kilisesi`ne geçen Süryanilere karşı yapılmıştır. O yıllardaki gelişmeler dikkatlice incelendiğinde, İttihat ve Terakki´nin Rusya´yı kışkırtma taktiğinin başarıya ulaştığı tam anlamıyla söylenemez.

    Venezeullalı Nogales, Van´a geldiğinde kuşatmanın başlamış olduğunu görür. Nogales, Cevdet Bey ile ilk kez kale kapısı önünde karşılaşır. Vali onu karşılar.

    40 yaşlarında, kırpık bıyıklı, zayıf ve ortadan uzun boylu, son Paris modasına göre giyinmiş biriydi diye onu tarif eder.

    „Koyu siyah gözleri … Bütün gerçek Osmanlılar gibi çok kültürlü, terbiyeli ve işine geldiğinde eli açık olan Cevdet Bey, ASLINDA İNSAN BİÇİMİNDE BİR PANTERDİ. Onu taciz edeni ya da gerektiğinden FAZLA BİLENİ, YOLUNDAN SESSİZCE KALDIRIYORDU. Yüzbaşı Reşit Bey´in komuta ettiği adamları, emirlerini yerine getiriyorlardı.“

    1915 yılında Sevk Komisyonu Başkanı sıfatıyla Eskişehir’e gönderilen Ahmet Refik Altınay, “İki Komite İki Kıtal” adlı kitabında Çerkes Ahmet ile aralarında geçen konuşmayı aktarır: „Ben bu vatana hizmet ettim. Gidin, görün, Van ve çevresini Kabe toprağına çevirdim. Bugün orada tek bir Ermeniye tesadüf edemezsiniz.” der ve Zöhrap ile yanındaki Ermeni milletvekillerini nasıl öldürdüğünü anlatır.

    „Yedi Kilise Manastırı´nın kütüphanesinde olağanüstü değerli kitaplar vardı. Biz onlara komuta eden subayla konuşurken, geçtikleri zaman ateşe verdikleri Ermeni köyünden kalın dumanlar yükselmeye başladı. Bunu gören Cevdet Bey kızarak atına bindi ve jandarmalarla Kürtleri azarladı. Onlar da Cevdet Bey´in yalancıktan kızdığını anlayıp, bıyık altından güldüler. „

    Bitlis´teki hükümet güçlerinin toplu kıyım için herşeyi hazırladığını ve Halil Bey´in (Enver Paşa’nın Amcası) gelmesini beklediklerini anlattıklarını belirterek, eğer Siirt´teki büyük toplu kıyımı görmek istersem acele etmem gerektiğini söylediler diye yazar. „

    Cevdet Bey GENEL VALİ olduğundan TOPLU KIYIMIN o aralık başlamış olması gerekirdi“ der. Nogales daha sonra Bitlis´e gittiğini tekrar geri döndüğünü yazar. 18 Haziran´da Siirt´e girdiğini yazan Nogales, „Bu yamaç binlerce yarı çıplak ve hala kanayan cesetlerle dolmuştu. Cesetler öbek halinde ya da ölüm halinde birbirine sarılmış olarak yatıyordu. Babalar, kardeşler, oğullar ve torunlar orada vuruldukları gibi yatıyorlardı. Akbabalar başlarına birikmişti. Köpekler bağırsakları parçalıyorlardı.“ diye anlatır.

    Van Valisi CEVDET BEY’İN ÜNÜ tüm Ermenistan’a yayılmıştı. Cevdet bu ülkenin her köşesinde “BAŞKALE NALBANTI” olarak biliniyordu çünkü bu İŞKENCE UZMANI, Ermeni kurbanlarının AYAKLARINA AT NALI ÇAKARAK, bütün işkenceler arasında başyapıt olabilecek bir işkence yöntemi keşfetmişti.”

    - 1916’da Said Nursi Ruslara esir düşer… Bu döneme ait bize ulaşanlara bakarsanız “Erminlerin Said Nursi’yi öldürmeye çalıştıklarını ancak Rus ordusu içersinde bulunan Müslümanların müdahalesiyle gerçekleşmediğini görürsünüz…

    Burada ilginç olan konu Ermeniler, Said Nursi’yi neden öldürmek istesinler ki…? Oysa Mevcut nakillere bakıldığında Said Nursi’nin Ermenilere büyük katkıları olduğu anlatılıyor…!

    Bilemiyoruz… Bu döneme ait açılacak belgelerden sonra konuşmak daha doğru olacaktır. Ancak kesin olan bir gerçek var ki o da Said Nursi olayların ortasında hatta ÖNEMLİ bir yerinde durduğudur.

    - Enver Paşa’nın ricasıyla, Amcası Halil Paşa ve Eniştesi CEVDET Paşa ile hareket eden Said Nursi, bu iki kişinin katliamlara bulaşmasının dışında kalmışmıdır, orasını Allah bilir… diyelim.

    - 1918 tarihinde Teşkilatı Mahsusa’nın gayretleriyle Rusya’dan esaretten kurtarılan Said Nursi’nin İstanbul’a geldiğini görüyoruz.

    - Ardından hemen Enver Paşa tarafından “Dar’ül HİKMET AZALIĞINA” Genel Kurmay’ın İSTEĞİ ile ATANDIĞINI görürüz….

    - 1918 tarihinde 1.Dünya savaşı bitmiş ama Osmanlı’da bitmiştir. Üç Paşalar dediğimiz FECAAT ve GABETLE… Enver Paşa ve yandaşlarının hezeyanları sonucundan hareketle bugüne baktığımızda DEVLET ve DİN bu kişilerin hayır ümit ederek yaptıkları SORUMSUZ, BASİRETSİZ, İŞE YARAMAZ YÖNTEMLERİ ile bitmiştir…

    - 1918 artık ENVER PAŞA KAÇACAKTIR… İngilizlerin oyununun bir parçası olarak Osmanlı Devleti’ni bitirdikten sonra, MİSYONU bitecek, bırakacak ve Rusya istikametinde kaçacaktır.

    - Said Nursi ise İstanbul’da yaşamına devam edecektir. Küçük ayrıntılardan gördüğümüze göre Enver Paşa’nın İstanbul ayağını teşkil ediyordu. Haberleşmeler, yazışmalar devam ediyordu. Bu sürede özellikle İstanbul’da ikametinin amacı ENVER PAŞA nedeniyledir…

    - Olası bir M.Kemal başarısızlığı üzerinden sürdürülecek yeni senaryo bekleniyordu… Ancak beklenen olmadı. İstihbaratçı ve İngiliz destekli mevcut yapıya Fevzi Çakmak Paşa’nın da komuta etmesiyle Sakarya Meydan Savaşı kazanılacaktı…

    - Bu tarihin dönüm noktasıydı…Artık Enver Paşa’nın yolu, tekrar dönüş imkanı kalmamıştı…! Çünkü M.Kemal meşruiyetini kazanmış oluyordu…!

    - Doğal olarak tarihte her tetikçinin akibetine uğradığı sonuca ulaştı Enver Paşa, İngilizlerin kurduğu ve Yahudilerle birlikte destek verdiği hareketinin, Müslüman olmasına rağmen hareketinin kaynağını ve gücünü KUR’AN’dan almayanların acı akibetine uğradı ve çok şey bildiği için aynı Saddam Hüseyin gibi, M.Kaddafi gibi ÖLDÜRÜLDÜ…Tarih Ağustos 1922…!

    - Kafkasya eteklerinde öldürülerek TASFİYE edilen Enver Paşa artık yoktu. Said Nursi, Cevdet PAŞA v.b. ekip çözülmüştü. Ancak M.Kemal akıllı bir liderdi…!

    Vakit kaybetmeden Cevdet Paşa üzerinden Said Nursi’yi Ankara’ya çağırdı… Kendisini onore etmek istedi… Said Nursi ise isteksizdi, M.Kemal’e BİAT ETMEK istemiyordu. Cevdet Paşa uzunca bir süre sonunda Said Nursi’yi ikna etti. Ardından Kasım sonu/Aralık başı 1922’de Said Nursi Ankara’ya geliyordu…!

    - Said Nursi’nin bu görüşmeden sonraki davranışlarından, yapılan görüşmelerde ortak bir noktaya ulaşılamadığını anlıyoruz… Ardından Said Nursi memleketine geri döndü…

    Drseda HANIMEFENDİ,

    Biraz uzun kaçsa da tarihsel süreci doğru anlayabilmek adına anlatmalıydım….Kusura kalmayın…

    SONUÇ…

    M.Kemal, Said Nursi’nin kim olduğunu biliyordu…! Bu bildiği kişilik ASLA bizim bildiğimiz gibi, bugünlerde moda anlatımlarla sunulduğu masumlukta da değildi…

    Bu nedenle M.Kemal, Said Nursi’ye kaşı daima dikkatli davranmıştı…! Gücü tamamen eline geçirinceye kadar… Ama İsmet İnönü’nün garezinin sebebini bilemiyorum…!

    1913-1916 yılları arasında doğuda KÜRT AŞİRETLERİNİ, CEVDET PAŞA, HALİL PAŞA ile birlikte nasıl organize ettiklerini, Kürtlere ERMİNELERİ nasıl KATLETTİRDİKLERİNİ çok iyi biliyordu….!

    O nedenle yazımın başlangıcında sunduğum tarihlere dikkatinizi çekmek istiyorum…!

    Şayet sizin İDDİA ettiğiniz gibi Said Nursi, ÜLKE İÇİNDE olmak kaydıyla İSLAM kaygısıyla hareket etmiş olsa idi, 3 Mart 1924 Tarihinde HALİFELİĞİN KALDIRILMASI, TEVHİD-i TEDRİSAT Kanunu aşamasında KARGAŞA çıkartması ihtimaline karşılık BARLA’ya 1926’da değil de 1923’ün sonlarında gönderilmesi gerekirdi…

    Yine aynı tarihlerin Doğudaki Kürt isyanları ikinci bölümüne bakarsanız eğer, 1925 Şeyh Sait isyanında Said Nursi’nin durduğu yeri pek kestiremediği, kararsız kaldığı, bir parça sallandığını, tereddütte kaldığını görürsünüz.

    Doğu Vilayetlerinde DERİN OPERASYONLAR yapmayı düşünen M.Kemal, olası bir TAHRİK’in önünü kesmeye yönelik olarak 1926 yılında Said Nursi’yi Barla’ya yollayacaktır…

    Sonuç olarak, M.Kemal, Said Nursi’yi BANA GÖRE, DİNİ değil SİYASİ GEREKÇE ile Barla’ya göndermiştir…

    Her kese hayırlı bayramlar olsun…

  • Ahmed Faruk diyor ki:

    Şu mübarek Kadir gecesinde burada Risale savunması yapanların yazılarını okuyunca Rabbime Şükrettim ki; “Elhamdülillah” sadece kafa karıştırıp bir dirhem bal için bir çuval keçiboynuzu yediren bu kitapları okuyup nurcu olmamışım. Elhamdülillahi Rabbil Alemin.

  • eren durmuş diyor ki:

    sayın nur talebesi,yazmayacaktım ama dayanamadım;

    demişsinizki;

    (*)(F.Hoca evleri ve hizmetleri ile alaksızlığımızı ve tamamen bambaşka 2 ayrı yol olduğumuzu ve ne için karıştırıldığımızı,temel farklarımızı örnekleriyle aşağıda çok net ifade etmiştim.Hala sıkışıp beni\bizi F.Hocacı göstermek isteyen kendini kurtarmak için kaçak güreşir ve mağlubiyetini itiraf eder.Boyasını akıtır.
    Yalnız şu da gerçek ki,haklarını yiyemem,F.Hoca ve talebeleri de Bediüzzaman’a asla dil uzatmazlar,iftira etmezler,Nurlara ve Bediüzzaman’a çok ciddi dost ve taraftardırlar ve Risaleler kendi dersanelerinde layıkıyla okunmasa da mutlaka bulundurulur.)

    sorum şudur: f. gülen neden saide hakaret etsinki? sizin ekmek tekneniz aynı, siz aynı teknede giden,farklı ufuklara bakan 2 seyahat arkadaşısı olabilirsiniz( en farklı şekilde böyle ifade edilebilirsiniz). birinizden biri gemiyi delerse,ikiniz birden batarsınız. risalecilik (mehdicilik) ten sizde ,gülen hareketide nemalanıyor,neden hakaret etsinki????

    sizi tıpkı şu örnektekilere benzetiyorum;

    günümüz Türkiyesinde halen daha (uzun zaman öncesinden gelerek) türban sorunu mevcuttur. bu türban sorununu ne hükümet nede muhalefet çözmek istemez. (bu yüzden çözülmez zaten). çünkü her iki tarafta bundan nemalanır. seçmen kitleleri farklıdır. biri ”türbanı savunan” kısmın oylarını sürekli alabilmek için,sorunu sürekli taze tutup çözmek istemez. muhalefet ise, türban düşmanlarının desteğini sürekli alabilmek için taze tutup,sorunu çözmeye yanaşmaz. danışıklı dövüştür bu,her iki tarafta faklı noktalardan çıkış yaparlar ancak aynı (merkeze) hizmet ederler. yoksa bir düşünsenize, ordunun yüzlerce subayını (emekli yada görevli) tutuklu yargılayacak siyasi güce sahipken, rektörleremi sözünü geçiremiyor????

    işte sizin ”cambaza bak” taktiğinizin bir parçasıdır bu. her sarıklı evliyadır, her takunyalı namazlı niyazlıdır. düz mantıkla kendinizi dümdüz duvara çarptırıyorsunuz.

    bir diğer önemli konu, bizi sürekli ”şirk” ile suçlamışsınız, bizim Allah ile aramıza birini (ölü yada diri,canlı yada cansız) koyduğumuzu, Allahtan başkasından yardım dilediğimizi,yardıma çağırdığımızı gördünüzmü?? ya siz şirkin anlamını bilmiyorsunuz yada yeterince günahınız olmadığını sanıp ”yahu şu adamların/bayanların da günahlarını ben yükleneyim,ne olacakki? nasılsa şefaatçimiz (gavs,mavs vs..)hazır bekliyor orda naparsak yapalım bizi affedecek” diyorsunuz içinizden. ancak korkmayın, benim hakkım herkeze helaldir,sizede helal tabiki. benim hakkım geçtiği için kimsenin ahirette hesap vermesini istemiyorum,hakkımı Allah bana fazlasıyla verir diye umuyorum,Allahtan başka kimseye ne tövbe eder,nede af dilerim. Allahtan başkasından ne medet umarım,ne yardım dilerim.Allaha ait olan ayetler dışında da hiç bir sözü kendime (kayıtsız şartsız) referans almam. en azından , Allahın karşısına bu büyük (affetmeyeceğini vaadettiği) günah ve hatalarla çıkmamayı yine Allahın nasip etmesini diliyorum.

    not:burda yazı yazmaktan vazgeçmeniz bizim size acımamızı,üzülmemizi hatta sizi özlememizi falan sağlamaz.ancak burda yazdığınız ve yazacağınız yazılarınızın (ki başka isimlerde yazacağınız aşikardır)henüz nurcu olmamış,ancak meyilli olan arkadaşlar için ibretliktir.sorduğum sorulara cevap veremeyişiniz,bu sayfanın ”AZİZLİĞİNDEN” değildir, sizin ”ACİZLİĞİNİZ”dendir. sizin tutunduğunuz dalın ÇÜRÜK,SAHTE olmasının suçluları biz değiliz.

  • poyraz efe diyor ki:

    sayın bayındır,
    ”ilim öğrenin, dini iyi öğrenin …” diye başlayan cümlemi maalesef yanlış anlamışsınız.öncelikle bu sözümün adresi siz değildiniz(ve sizin gibi düşünenler).körü körüne,sorgulamadan (çünkü zaten cemaat ve tarikat benzeri oluşumlarda sorgulama yapılamaz)yol gösterici seçtiğiniz kişilere bağlanmayın, araştırın öğrenin ve Allah’ın size verdiği akıl ile doğruya ulaşın.burada müslümanların en büyük eksiği olan ilimin eksikliğine dikkat çekmek istedim.siz ise bu cümlelerimde kibirli olduğumu belirtmişsiniz.oysa ben bu sözlerimi yazarken bile din kardeşimi inciltmemek için kelimeleri seçe seçe yazdım.Taraf olmaktan ziyade doğru bulma yolunda ilim tahsil etmeleri için örnek sundum.Peygamber efendimizim ”şühpe duyduğunuzdan uzak durun” hadisinin üzerimde yaptığı etki sayesinde cemaat,tarikat vb.. oluşumlara hep mesafeli oldum.sohbetlerinde bulunsamda,beraber zikir yapsamda hiç bir zaman mensupları veya müridleri olmadım.tabiki sorguladıklarıma net cevaplar alamadığım için içlerinde yer almadım.farz ibadetlerinde(namaz,oruç,hac,zekat…) şirk olacak hiçbirşeye rastlamadım(acizene kendi bilgim kadarı ile).buna rağmen öğretilerinde ve metodlarında cevap alamadığım yada yeterli bulamadığım yada aklımın almadığı birçok konudan dolayı hep uzaklarında durdum.ve tabiki böyle bir tartışma ortamı bulunca günlerce yazılanları takip ettim.gördüm ki;karşılıklı kılıçlar çekilmiş,kimse safından bir adım geri atmıyor ama sonuç noktasında kimse kimseye zerre kadar hak vermiyor.bu ve benzeri durumlar yıllardır müslümanların sorunu olmaktan çıkamamıştır.sizin ”şirk ile mücadele” verme noktasındaki duruşunuzu takdir ediyorum.görüşleriniz ve öğretilerinizi bu nedenle yakından takip ediyordum.ancak zatınızın yapılan yorumları anlama noktasındaki eksikliği ve tahamülsüzlüğü sonucu şahsıma karşı hiç gereği yokken inciltici ve hakaret edici sözler sarfetmenizi kişiliğinizden kaynaklanan bir özelliğiniz olarak kabul ediyorum.
    sizin ”ne pahasına olursa olsun doğruların peşindeyim” sözünüz ile( ki bu ne güzel bir sözdür), benim ”ilim ögrenin,dini iyi öğrenin,araştırın, sorgulayın ve doğruyu bulun” sözüm arasında ne fark var söyler misiniz?
    ben şirk ile mücadele edenlerin ancak hizmetkari olurum… ben Kur’an ayetleri ile mücadele edenlere farklı bir yol mu gösterdim ki,benden ilim tavsiye etmemi istediniz…
    galiba gelen yazılara cevap vermekten biraz kafanız karışmış.niyetim sizinle böyle bir polemige girmek değildi.size tavsiyem ilk yazımı bir daha okumanız.dedim ki;”sözüm ne bu tartışmanın taraflarına nede başka oluşumlara…” nerede ben şirk ile mücadele edenlere söz söylemişim. beni, benim cümlelerimi kullanarak güya eleştirmek istemişsiniz ama yanlış yaptınız.tevhid’den söz ederken de bu kadar bolünmüşlügün yanlışlığını ifade etmek istedim,bu kadar bölünmüşlük içinde nasıl tevhid e ulaşabileceğimizi ifade etmek istedim ama maalesef bu konuda aynı düşündüğümü sandıgım zatınız buna bile tahammül edemedi,eleştirdi.
    sözün özü:uyarmak istediğim siz değildiniz ama ne hikmetse üstünüze alındınız.lütfen insanlara doğruyu göstermeye çalışırken;biraz daha hoşgörülü ve saygılı olunuz.

  • poyraz efe diyor ki:

    sayın mete firidin,
    aydınlatıcı bilgileriniz için teşekkür ederim.şahsıma aid yorumları merhametlice bulmanızdan dolayı da ayrıca teşekkür ederim.

  • burhan yılmaz diyor ki:

    Selamun Aleyküm

    Sayın drseda, buraya yazan ve ilk defa Said Nursi’yi savunan bir insanın kur-an’la bu kadar içli dışlı olduğunu gördüm. Hakikaten bu çok güzel. Allah hem sizleri, hemde bizleri sadece kur-an’ı rehber edinenlerden kılsın.

    Açıkladığınız genel ilkeler çok güzel. Sizde farketmiş olmalısınız ki biz burada savaş filan yapmıyoruz. Hiç kimseyi direkt ve şahıs olarak şirkle itham etmiyoruz.

    Lütfen dikkat edin, kur-an’da tarif edilen şirk inançlarına kim sahip olursa olsun, müşrik olmaktan kurtulamaz. Bu kitaptaki uyarılar kendisine müslüman diyenleri daha ziyade ilgilendirir.

    Kendisine müslüman diyen hiç kimse Allah’a yalan isnat edemez. Bunu yaparsa, Allah’ı hiçe saymış olur. Kendisini Allah’ın yerine koymuş olur.

    Anlaşıldığı kadarıyla doktorsunuz. Buda gösteriyorki Allah size epeyce akıl ve zeka vermiş.

    Daha önce epeyce aktardığım parağrafı size de sunacağım, lütfen dikkat buyurun.

    Sikke-i Tasdik-i Gaybi/Sekizinci Lem’a;

    ”İşte böyle güneş gibi bir mu’cize-i Muhammediye Aleyhissalâtü Vesselâm, yüksek ve sönmez bir bârika-i İslâmiyet olan bir zât-ı nuranînin, gayb-âşinâ nazarıyla asrımızı görüp, böyle bir keramet izhariyle teselli verip teşci etmek şe’nindendir. Acaba hiç mümkün müdür ki, “Sultanü’l-Evliya” makamını ihraz etmiş ve hamiyet-i İslâmiye ile zamanındaki padişahları titretmiş ve kuvve-i kudsiye ile mazi ve müstakbeli hazır gibi izn-i İlâhî ile görmüş ve mematında dahi hayatındaki gibi dâimî tasarrufu bulunduğu tasdik edilmiş olan bir kahraman-ı velâyet,”

    Bu prağraf Said Nursi’nin kendisine ait, şakirtlerine değil. Övgüler Geylani için yapılmış. Gayb’la ilgili soruyu daha evvel sayın sabit’e sorduğum için size başka soru soracağım.

    Parağrafta geçen;

    ”…ve mematında dahi hayatındaki gibi dâimî tasarrufu bulunduğu tasdik edilmiş olan…”

    ifadeye göre, A.K.Geyleni öldükten sonrada, normal hayatta iken nasıl tasarrufları varsa aynen devam ediyormuş. Hatta bu tasdik edilmiş.

    A.K.Geylani Nebi (sav) den 6-7 asır yaşamış ve rabbine kavuşmuş bir insan, o’nun hesabı bize düşmez. Ancak onun adına ileri sürülen imaj’ı biz sorgularız. Doğrumu yalanmı diye.

    Şimdi Geylani’nin imajına bir bakalım.

    1- O GAVS-I azamdır(lütfen gavs ne demek bu sefer siz araştırın)

    2- Her ne şart altında olursa olsun zaman ve mekan sınırlaması olmalsızın kim Geylani’nin müridi olursa ”MEDET YA GAVS” derse Gavs mutlaka onun imdadına yetişir, o kişinin sıkıntısını giderir.

    3-Ölümünden sonrada farklı bir şekilde yaşamaktadır.

    4-Allah’ın evliyası olan tüm bu kerametleri Allah ona vermiştir.

    5-…

    5-…

    Şimdi sayın drseda ölüm ve sonrası mutlak gaybdır. Bizler sadece kur-an’da bildirilen ve elçi tarafından açıklandığı kadarına inanabiliriz.

    NE BİR HARF FAZLA, NEDE BİR HARF EKSİK.

    A.K.Geylani NEBİ(sav) den yaklaşık altı yüzyıl sonra yaşayıp vefat ettiğine göre, o zamanda vahy inmediği ve NEBİ(sav) hayatta olmadığına göre, Gavs’ın mematında dahi tasarruf ettiğini kim tasdik etmiştir.

    Böyle gayb konusu tasdiki ALLAH’tan başka bir varlık yapabilirmi?

    Yapabilirse kimdir bu varlıklar?

    Yok eğer tasdik eden Allah ise, böyle önemli bir konuyu Allah kime bildirmiştir? Bir

    bilginiz var mı?

    Eğer böyle bir tasdik’ Allah’ın yada onun elçisinin yaptığına dair her hangi bir kanıt sunulamıyorsa;

    ”YILLARCA BU İNANCA İMAN ETMİŞ OLAN TASAVVUFCULAR VE SAİD NURSİ ALLAH’A İFTİRA ETMİŞ OLMAZLAR MI?”

    Allah’a iftira edenlerin sonlarının ne olduğuna dair bir bilginiz var mı?

    EĞER ALLAH GEYLANİ’YE TÜM BU YETKİLERİ VERDİYSE, BÜTÜN MÜSLÜMANLARIN TOPLUCA ONUN MÜRİDİ OLMASI GEREKMEZ Mİ?

    Eğer iddialar doğruysa ALLAH RESMEN GAVS-I KAİNATTA YETKİLİ KILMIŞ (gavs ne demek güzel bir araştırın olayın dehşetini daha iyi anlarsınız) tabiri caizse git DÜNYA’DA tasarrufta bulun demiş. Git ”MEDET YA GAVS DİYEN HARKESE YARDIM ET, SIKINTISINI GİDER” sana bu yetkiyi Allah olarak ben verdim.

    Eğer bu iddialar ”HAŞA” doğu ise, anlaşılan Peygamber zamanında Allah’tan yardım istemek gerekirken, altı asır sonra Allah Kainata bir VALİ(GAVS-I AZAM) atamış ve yeni hiyerarşik bir düzen kurmuş olur.

    Bu durumda Allah kendisine başvuran kullarını kabul eder mi?

    Demez mi bize ”ey akılsız kullarım VALİ’ye(GAVS’A) boşuna mı atadım, gidin derdinizi ona anlatın, beni rahatsız etmeyin.”

    Eğer Geylani’ye ait GAVS-I AZAM’lık makamını Allah verdiyse ”HAŞA” kur-an ”HAŞA” YA ALLAH’A AİT DEĞİLDİR.

    YADA ALLAH PEYGAMBERİMİZDEN ALTI ASIR SONRA BU KUR-AN’IN BAZI HÜKÜMLERNİ NESH ETMİŞTİR, HÜKMÜNÜ İPTAL ETMİŞTİR. (SONSUZ KEZ HAŞA, Rabbim beni bağışlasın, bu cümleleri kurmak zorunda kaldığım için, amin)

    Hem de Geylani’yi gavs etmek için.

    drseda hani hep derler ya ”ALKOL ŞİŞEDE DURDUĞU GİBİ İNSANIN İÇİNDE DURMAZ”

    Sarhoş olan insanlar ne yaptıklarını bilmezler, çok çirkin işler yapabilirler, özür dileyerek söylüyorum, öz kızlarına bile tecavüz edebilirler.

    İşte Allah’ın hakkında her hangi bir delil indirmediği bir inanca sahip olmakta bundan daha tehlikelidir. İnsanın aklını ve fikrini kaplayınca artık on insan cepheden cepheye cihada koşsa bile durmaksızın Allah’ın SINIRLARINA TECAVÜZ EDER.

    Aklını kullanıp inancını kur-an’la test etmediği, ve bu konuda gevşek davrandığı ve bu kur-an’ın içeriğine bakmadan, ”anlamadan hatim indirme saplantısına” yakalandığı için Allah onun tüm algısını kilitleyebilir. Çünkü o kişi kur-an’a saygısızlık etmiştir.

    Ruhunu(manasını) öldürdüğü kur-an’ın, cesedini(lafızlarını) Allah’a satıp sevap almaya kalkışmıştır.

    Gözü dönmüş katil bir talebenin, yol götericisi hocasını öldürüp, sonrada cesetle şantaj yaparak, maktül’ün yakınlarından para sızdırmaya kalkışması gibi.

    Sayın drseda gerçekten kur-an ayeti yazmanız olağanüstü bir şey. Ne olur sakın kur-an’ı bırakmayın. Yukarıda verdiğim örneğin yüzlercesi risale-i nur’da sürüsüyle.

    Allah’ın hatırı için inançlarınızı ve risaleleri kur-an’la ölçün.

    Ancak o zaman gerçeği görecekseniz.

    Ama yok derseniz ki ben evliyanın rü’yasına inanırım, o zaman Allah sizin için yıldızları mu’cize olarak elinize verse, inanın bu bile yetersiz kalır.

    Evliyanın kerametini delil kabul edenlere Allah mutlak surette hidayet edecektir, HESAP GÜNÜNDE, cehennemim yanı başında, eğer bunu göze alabiliyorsanız Allah selamet versin.

    Sayın drseda değerlendirmelerinizi bekliyorum.

    Allah’a emanet olun.

  • poyraz efe diyor ki:

    sayın abayındır,
    ”Siz ise yersiz, gereksiz ve kibir dolu ifadelerle bu önemli mücadeleyi küçümsüyorsunuz. Bu yöntemle istediğiniz hedefe ulaşamazsınız.”demişsiniz.
    benim sözlerimin neresinde kibir gördünüz?bir yöntem ile bir hedefe ulaşmak istediğimi hangi zeka ile tespit ettiniz?eğer kuran ı da bu zeka ile yorumluyorsanız vay sizin halinize…ben nurcular sözlerimden alınır belki onlar tepki gösterir derken sizin böyle saygıdan yoksun hakarete varan tepkinize maruz kalmak, sizin kendi inandıklarınızdan başka hiçbirşeye tahammül etmeyen ruh halinizin dışa vurumu olsa gerek.sürekli sizin gibi düşünenlere teşekkürler ederken size katılmayanlara saldırgan bir tavır sergilemeniz bile bu saygısız kişiliğinizin dışa yansıması olsa gerek…sizin amacınız anlaşılmıştır.üzüm yemek değil,bağcıyı dövmek… beni kibirli olmakla itham etmişsiniz.bunun için bile size hakkımı helal etmeyeceğim.hangi kelimememde kibir var!… yok bir hedefim varmışda ona bu şekilde ulamaşazmışım.lütfen o üstün zekan ile bana isnad ettiğin hedefi bi açıklada bende bileyim.bu kadar acımasızca fütürsüzca eleştiri yapılır.el insaf!… neyse konuyu fazla utamak istemiyorum.en azından şunu bilmenizi isterim ki;son 2 senedir fikirlerinizin ve düşüncelerinizin yakın takipçisiydim.bu yaklaşımınızla beni ne kadar uzağınıza ittiğinizi bilmenizi isterim.sizin gibi düşünmeyenlere paronayak bir yaklamışımda bulunmamanız dilegiyle…..

    • abayindir diyor ki:

      Sayın Poyraz Efe,

      Sözlerimin arkasındayım. Cemaat toplamak için ortaya çıkmadım. Ne pahasına olursa olsun, doğruların peşindeyim.
      Biz, gırtlağına kadar şirke batmış insanları uyarmaya çalışıyoruz. Somali’de, Suriye’de, Filistin’de müslümanlar şehit ediliyor diye şirkle mücadeleden vaz mı geçeceğiz. Onlar için elimizden geleni asla ardımıza koymayız. Ama onların imanları sahihse şehit olurlar. Mücadele ettiğimiz kişiler bu inançla ölürlerse ebedi cehenneme gideceklerdir. Bunları bu halleriyle mi bırakmalıyız?
      Şirkle mücadele edenlere; “bırakalım bu sonu gelmez tartışmaları…” diyen kişinin Kur’ân açısından nereye konacağını düşünmenizi tavsiye ederim.
      Böyle bir tartışma ortamında “hepimiz tevhid inancına sahibiz ama hepimiz de ayrı ayrı oluşumlar içinde birbirimize çağrı atıyoruz ”gel tevhid burada” şeklindeki çıkışınız neye hizmet ediyor? Eğer hedef aldığımız kitlenin tevhid üzere olduğuna inanıyorsanız yukarı perdeden nasihati bırakır, onlara karşı ortaya konan onlarca delilden birine cevap verirsiniz,
      Ya şu sözlerinizdeki kibri nereye koyacaksınız : “ilim öğrenin, dini iyi öğrenin… ve sakın ha Allah’ın size bahşettiği aklı küçümsemeyin, Allah’ı gücendirmeyin…”
      Kur’an ayetleri ışığında mücadele edenlere hangi ilmi tavsiye ediyorsunuz. Şirkle mücadele edenler Allah’ı mı gücendiriyorlar.
      Sizin bu son yazınız da kendinizi tariften başka bir anlam içermemekdir.

  • yüksel diyor ki:

    TÜM YORUMCULARIN DİKKATİNE..SİZ DÜNYAYA GELDİĞİNİZDE SAİD NURSİYİ TANIRMIYDINIZ..KULAĞINIZA OKUNAN İSİM DUASI VE EZANDA NE VAR..SAİD NURSİMİ??GEÇİN BU AYAKLARI..BEN 4 YIL İÇLERİNDE YAŞADIM..SOHBETEDE GİTTİM..HİMMETTEDE BULUNDUM..YURTLARADA GİTTİM..BURSDA VERDİM…HEPSİ HİKAYE..GERÇEK OLAN ..ALLAH (CC) VE HZ.MUHAMMED(SAV)..KARNINIZ AĞRIYORSA BİR BARDAK SODA İÇİN..KUR- AN -I KERİM HERKESE YETER..TESBİHATTA ONDA..DUA DA ONDA..SELAVAT DA ONDA DAHA NEYİN PEŞİNDESİNİZ..ADAM Bİ TARİKAT KURMUŞ KAFASINA GÖRE TAKILIRKEN BİDE BAKMIŞ ÜLKE YÖNETİYOR..AÇIN BUGÜNKÜ HÜRRİYET TE YILMAZ ÖZDİL İ Bİ OKUYUN..HAYIRLI KANDİLLER..BEN KÖKTEN DİNCİYİM..NE SAİD NE NAKŞİ..ALLAH-PEYGAMBER-KURAN…GERİSİ KOSKOCA YALAN..

  • Aydın Özen diyor ki:

    Beyler Nur Talebesi ve Ebulaşey aynı kişi….

    Hakkımda yazdıkları Ebulaşey ile aynı cümleler…

    Bu terbiyesizliktir….Alçaklıktır…Aşağılık bir davranıştır…

    Siteden ve siz değerli arkadaşlarımızdan rica ediyorum ki bu KIRK KILIĞA bürünen kişiden uzak durunuz…

    Sözü söz, fikri fikir olmaz….

    Dünyanın en çirkin insanı YALANCILARDIR…. Bu kişi BİLEREK bizlere yalan söylüyor…

    BİLEREK YANILTIYOR…

    Allah’ın laneti yalancıların üzerine olsun…Amin…!

  • sabit diyor ki:

    Burhan Yılmaz:
    Anlaşıdığı kadarıyla nurcuların her grubu RİSALE-İ NUR’da en ufak bir hata olabileceğini düşünmüyor
    Said Nursi:
    “İşte size söylediğim sözler hayalin elinde kalsın, mehenge vurunuz. Eğer altun çıktı ise kalbde saklayınız. Bakır çıktı ise çok gıybeti üstüne ve bedduayı arkasına takınız, bana reddediniz gönderiniz.

    burhan yılmaz:
    “Bunun sonucu olarakda yazılanlara kayıtsız şartsız iman ediyorlar”

    İman ediliyor ifadesi şahsi görüşün genellemesidir.

    iman:
    ” İnanmak. İtikad. Hakkı kabul, tasdik ve iz’ân etmek. İslâmiyeti kabul edip amel etmek. Dini bütün hakikatleri kabul edip gereğini yerine getirmek.”
    buradaki iman kelimesini ne anlamda kullandınız…

    burhan bey;
    size iki soru sorabilir miyim?
    1.sobotta anatomi atlasıyla, Gray’s anatomi atlasını mukayese edebilir misiniz?
    sizce hangisi daha işlevsel;
    2. cebirsel topoloji alt dalından topolojik uzayları incelemek için homoloji ye neden ihtiyaç duyuluyor…
    3.İlmi İlahi meselesini nasıl anlıyorsunuz…

    mümkünse ifadelerinizi delillendirin…
    Cevabınızı bekliyorum…

  • mustafa diyor ki:

    Bu Nur talebesi denen zatın yazdığı şeylerin yayınlanmasının çok faydalı olduğu kanaatindeyim.Kendisinden Allah aşkı için Kuran’dan delil isteyenlere akla hayale gelmeyecek şekilde küfür ve hakaret ederek cevap verdiğini gören diğer iyi niyetli nurcuları gittikleri yanlış yoldan vazgeçirmek için bundan daha etkili bir yol göremiyorum.

  • eren durmuş diyor ki:

    nur talebesi;

    bir sürü soru sordum,hala cevap vereceksin diye bekliyorum,sen diyorsunki ”ben terki diyar yapacağım”… sorularıma cevap alamayacağımı zaten biliyordum, sizde doğru bildiğini söylemek zor geliyor cemaate karşı. çünkü bugünkü nemalanmalarınız daha hoş geliyor,siz ahiret rahmetini dünya heveslerine değişenlersiniz.

    sen sana yakışanı yaparsın,demiştim sana ”sen bu sorulara cevap veremezsin, senin aciziyetini burada okuyacak kafası karışık cemaate meyilli olanlar,cemaat hakkında fikir edinecekler” diye…. birdaha kalkıpta orda burda ”sizin cemaattende risaledende gram bilginiz yok” demezsiniz, sizi sizden daha iyi tanıyanlar var burda.

    bu arada,”birdaha yazmayacağım” laflarınıda külahıma anlat,isim değiştirip nasılda sıfırdan başlayacaksın hep birlikte göreceğiz. hiç bişey yapamasan bile hergün girip sayfayı kontrol edeceksin,senin artık aklına bir soru işareti düştü. peşinden gideceksin ”nur çekirgesi”..

    Allah iftar sevincimizi arttırsın,soframızdan bereketi,ağızlarımızdan huzurun tadını eksik etmesin inşallah.

  • eren durmuş diyor ki:

    sayın doktor seda,

    saidi kürdinin hapiste yatma sebepleri arasında ”din savunuculuğu” yoktur, tamamen siyasi sebeplerden yatmıştır. siz daha şeyhinizin neden hapiste yattığını ile bilmiyorsunuz,size şeyhinizi aydın özen,burhan yılmaz beyler ve ben gayet anlaşılır bir dilde anlatmaya çalıştık. lütfen tembellik etmeden okuyun,belki birşeyler öğrenirsiniz…

    siz demişsinizki; ”ısrarla peygamber olmadığını söyeyen birine ısrarla peygamber yakıştırması yapıyorsunuz”

    peki, bende desemki;

    -ben yaratabilirim
    -ben yoktan varedebilirim
    -hepinizin rızkını veririm
    ama lütfen ısrar etmeyin,ben Allah değilim.

    bunları desem,siz Allahlık taslamadığımı düşünürmüsünüz???? yani kafanızı kuma gömermisiniz??? çocuk mantığıyla düşünmeyin,düz mantıkla bile düşünseniz said peygamberim demeye gerek duymamış (yada paçası yememiş), kendisine evliya demiş geçmiş. o isimlerle uğraşmıyorki, onun derdi sıfatlar,yetkiler.

    lütfen daha gerçekçi olalım,ağlayarak sızlayarak yaptığınız acıtasyon yetti.

  • Mete Firidin diyor ki:

    Sayın drseda

    Saidi Nursinin nekadar fedakar olduğundan bahsediyorsunuz. Bu fazla bir abartma olmuyormu?

    Adam zaten hiç evlenmemiş. Yani çoluk, çocuk derdi yok. Zengin aileden geliyor. Mal derdi yok. 60 lı yaşlara gelmiş.
    Neyden fedakarlı yapıyor. Anlamıyorum. Kendi saçma ideolojisini ve fitne dinini yaymak misyonunu tamamlamak için memleketi gezmiş. gezdirilmiş. Bence bu bir hobiden başka bir şey değil. Nice insanlar var ne dağlara tırmanıyor. ne zorluklar yaşıyor. Amaç hobi. Ne insanlar var dünyayı dolaşıyor. çok,çok zorluklara katlanıyor;.amaç hobi. ne hindu “saduları” var , ömürlerini yokluk ve acılarla geçiriyor. Ordan oraya dilenerek geçiriyor.
    Kendini bir şeye adamak davanın haklılığını gösteriyorsa kesinlikle Saidi Nursi bu sıralama da en sonlarda kalır.

    Diyeceksin ki “ama ona ilham geliyordu” bende cevap olarak aşağıda verdiğim alıntıda. kendine ilham gelen, kendini kutsal amacı uğruna feda etmiş , üstelik bayan olan birini tanıtıyorum. Belki Saidi bir şey sanmaktan vazgeçersiniz.

    ‘Jeanne d’Arc’ ([ʒanˈdaʁk]) (6 Ocak 1412 – 30 Mayıs 1431)[1] (İngilizce’de Joan of Arc, Türkçe’de bazen sadeleştirilerek Jan Dark şeklinde de yazılır.) Yüzyıl Savaşları boyunca İngiltere’ye karşı ülkesi Fransa’ya memleketi Lorraine’deki cephelerden başlayarak manevi anlamda büyük destek olan ve sonradan ünü Fransa’nın dört bir yanına yayılmış bir Fransız Katolik azizesidir.
    12 yaşındayken St. Catherine, St. Margearet ve St. Micheal’in ruhları ile önsezi yoluyla iletişime geçmeye başladığı söylenir. Bunun yanında tanrının ondan Fransayı kurtarmasını istediği de dolaşan söylentiler arasındadır. Savaşlarda Fransız ordusuna katılmış ve İngilizlere karşı savaşmıştır. Daha sonra onu esir alan İngilizler onun erkek giysileri giyip savaşan ve gaipten sesler duyan bir kâfir olduğunu öne sürerek onu henüz 19 yaşındayken Rouen kentinde yakarak öldürme kararı almışlardır. Ölümünden beş yüzyıl sonra azize ilan edilmiştir.
    Ölmeden önce ve öldükten sonra adını korumak için görülmüş tüm mahkeme kayıtları bugün Fransa Millî Kütüphanesi’nde saklanmaktadır. Yaşadığı tarihteki diğer kişiler ile kıyaslandığında, hakkında en çok şey bilinen kişilerden biridir. Jan Dark bugün Fransa’nın en önemli azizelerinden ve kutsal ikonlarındandır. Hayatı edebiyatta ve sinemada yoğun şekilde konu edilmiştir.

  • zarife demir diyor ki:

    sayın nur talebesi; 
    akademik seviyesi acaip yüksek yorumunuzu hayranlıkla okudum.
    mesela:
    “yaşasın nuru kuranı neşreden ve bu zulümat kuyularında dalaleti boğan nurlar ” gibi ifadeleriniz beni edebi değeri ve ihtiva ettiği yüksek mana sebebiyle kendine hayran bıraktı.

    yazınızdaki açılımlar hayranlığımı pekiştirdi:
     mesela  evliyanın kerametine imanın, yepyeni bir amentü şartı olduğunu öğrendim.

    aydın özen’in korkunç iftiralarına karşı getirdiğiniz delillerle  bu zulümatlı iftiraları yerle bir  etmişsiniz, tekrar hayranlık duydum.
    tabii ki çok haklısıniz, risaleler böyle cıs şeyler içerse dünyanın o kadar dillerine çevrilmez, bu kadar insan okumazdı. bu hızla gidilse 50 yıla kalmadan bütün dünyanın nur şakirdi olması işten bile değildi.çünkü nurlarla bir kere karşılaşan herkes, anında imanını kurtarır, cenneti garantilerdi. bunun böyle olduğunu ehli keşif mütemadiyen görmekte ve üstada haber vermekte idi.

    fakat şu durum da kafamı kurcaladı, affınıza sığınarak ve iki büklüm olarak soruyorum; muhterem üstadın haklılık ve doğruluğunun en büyük delili fevc fevc insanların hemen ikna olması ve anında iman etmesi madem, peygamberler neden insanların tamamını  ikna edememişler? 
    buradan da şu sonuca ulaşmak işten değil: ilk peygamberin elinde kuru kuru kitap değil  de manasının nihai, aşılamaz tefsiri risaleler olsa herkes müslüman olacak,  bir daha peygamber gelmesine gerek kalmayacak, kur’anı kerim kıssalarındaki hiç bir kavim de helak olmayacaktı.
    evet, burası kafamı kurcaladı, ama hemen şimdi bir şakirt abime mütevazi, edepli bir eda ile sorarım ve o en mukni bir şekilde risalelerden bana izah eder.

    kuranı kerimi nurlardan değil de kuran meallerinden ve risale dışı tefsirlerden öğrendiğini iddia eden , risaleden gafil  şu güruha ‘kel en’amu bel hum edall’ ayeti yerine keşke risalelerden tanım getirseydiniz. çünkü ayeti kerimenin mealden anlaşılmadığını biliyoruz, dolayısıyla hakiki, nihai, mana tefsiri risalelerden getirseydiniz tanımı. şimdilik yazınızın tek kusuru bu, haddim olmayarak arzediyorum.

    ilk yazılarınızdan itibaren kendini gösteren yüksek edepli üslubunuza binaen, hayranlığımı tekrar tekrar arzediyor, hürmetle sizi selamlıyorum.

    (bazılarına özel not: yukardaki yazı ironi tarzında yazılmıştır, yani zahirdeki mananın tam tersini ifade etmektedir.bu kabullerin ne kadar mahzurlu olduğunun anlaşılması yazdığım bu ifadeler sebebiyle rabbimden af diliyorum.
    bu dili kullanmakta beis görmeyen tüm nurculara da rabbimden af dilemelerini tavsiye ediyorum.)

  • zarife demir diyor ki:

    doktor seda hanım,

    bir insanın davası uğrunda çile çekmesi, davasının allah katında hak olduğunu mu gösterir? konu dışına çıkılmaması için örnek vermeyeceğim.

    yakından tanıdığınız insanların çok samimi olduğuna ben de eminim.
    onlar, yanlış içinde oldukları halde kendilerini doğru yolun ortasında sanırlar” ayetinin tarif ettiği insanlar da var, ayet-i kerime bildirdiğine göre.
    bu açıdan kendimizi sürekli test etmemiz gerektiği açık.
    biz kendimize ve birbirimize bu ayeti hatırlatmaya çalışıyoruz.
    merak etmeyin, allah tüm mahlukundan merhametlidir. ama allahın azabı da haktır.
    bu vesileyle cümle müminlerin kadir gecesinin mübarek olmasinı diliyorum.

  • Nur Talebesi diyor ki:

    Değerli Arkadaşlar,
    Bir de bu sayfanın azizliği,bakıyorum bir yazım denetim bekliyor diyor,1 dakika sonra dünya kadar yazı benimki dahil eklenmiş oluyor.
    Ben de erkenden admin’e toslamış oluyorum…:))
    Bu kadar ilgi beni şımartıyor..
    Sizlere iyi bir haberim var..
    Bir müddettir ziyaret ettiğim,bir daha girmeyeceğim deyip yine girerek belki saf birisini zehirlenmekten korurum diyerek kendi lafımı yediğim,bence buram buram butlan,şirk ve hezeyan dolu bu sayfayı,ne dersem diyeyim anlayacak kapasitede muhatap bulamayacağım kat’iyyet kesbettiğinden,(Abayındır bey dahil),artık anlamsız yere meşgul etmeyeceğim.
    Bundan sonra burada kendi yalanlarınızla ve karanlığınızla bol müşrikli dünyanızda yaşayın..
    Ben de elbette sizlerin maskesini ve ne kadar sapık olduğunuzu her dostuma bahsedeceğim.
    Sizlerle ciddi zaman kaybı yaşadığım için üzgünsem de buraya geçen cevaplarımı 1 kişi anlayıp zehirlerinizden korunsa kardır.
    Sizleri Allah’ın Hadi ismine değilse Kahhar ismine havale ediyorum..
    Siz zaten baştan kaybetmiş sapık bir güruhsunuz..
    Allahümmehfazna min şerril ulema-is su’in..

  • Nur Talebesi diyor ki:

    Sayın Mustafa,
    Saat 13.04 tarihli Firidin’e kısacık cevabım dahi hala yayımlanmadı(hayırdır,admin kim acaba?.:)
    Ayrıca asıl sizler benim cevablarımı irdelememişsiniz.
    Gaybın ne olduğunu dahi tam bilmiyorsunuz.
    Cin Suresinde resullere gelen “vahiy bilgisinin”,örneğin Efendimize(asm) nazil olan ayetlerin meleklerle korunduğu,cin ve şeytanların musallat olmak isteseler de karışamadıkları açıkça belirtiliyor.
    Yüzbin Elhamdülillah..
    Sizin “gayb” kavramını doğru ve sağlıklı bir şekilde analiz edemiyor sadece olmuş,olmamış olaylarla ilgili sanıyorsunuz.
    Aklınız bu kadar çalışıyor…:)
    Verdiğinizi “SAN”dığınız cevapları incelerseniz ve benimkilerle yanyana koyarsanız siz de ciddiye almazsınız.
    Neyse,
    Ben birazdan arkadaşlarla medreseye gidiyorum.
    Sizlere hayaller,yalanlar,dikkatsiz ve yüzeysel düşünü kanserleri ve iftiralarla dolu batıl dünyanızda esenlikler dilerim..
    Allahummahfazna min fitneti ahirizzaman..

    • abayindir diyor ki:

      Sayın Nur Talebesi,

      Senin için söylenecek söz şu ayetten başkası değildir:
      “Onlara Allahın indirdiğine ve Elçisine gelin dense şöyle derler: ”Atalarımızdan gördüğümüz bize yeter.” Ya ataları bir şey bilemeyen ve doğru yolda olmayan kimselerse? (Maide 5/104)

  • burhan yılmaz diyor ki:

    Selamun Aleyküm

    Sayın sabit, demişsiniz ki;
    ”Yazınızda kullandığınız üslup için peşinen teşekkürlerimi arz ediyorum…”

    Sağolun bende size teşekkür ederim. Sayın sabit, şahsım ve diğer arkadaşlar defalarca belirttik, azda olsa kastı aşan cümleler sarfetsekte, genel olarak şahıslardan ziyade, anlayış ve ilkeleri eleştiriyoruz. Bu eleştirileri de vahy merkezli yapıyoruz.

    Bunu bir örnekle açıklarsak;

    Anlaşıdığı kadarıyla nurcuların her grubu RİSALE-İ NUR’da en ufak bir hata olabileceğini düşünmüyor. Bunun sonucu olarakda yazılanlara kayıtsız şartsız iman ediyorlar. İşte biz böyle bir durum karşısında diyoruz ki;

    bakara/2. ayete göre ”la rayba fihi” yani içeriğinde en ufak bir şühhe dahi olmayan kitap, sadece kur-an’dır. Çünkü Allah şüphesizlik sıfatını ”işte bu kitap” diyerek, sadece kur-an’a hasretmiştir. Bunun bir manası şudur, herhangi bir insan gönül rahatlığıyla sadece kur-an bahçesinde gezinebilir. Eğer başkaca bir bahçede de gönül rahatlığıyla gezebiliyorsa, o kişi isterse müslüman olsun Allah’a kitabında şirk koşmuş olur. Çünkü Allah kur-an bahçesinde şeytanların dolaşmasına izin vermemiştir. Bunu vahyin muhteşem bir koruma altında nazil olduğunu, açık ve net ifade eden ayetlerden anlıyoruz.

    İşte bu anlayıştaki bizlerin karşısına çıkarak, risale-i nur’da sanki böyle bir özelliğe sahipmiş gibi, hareket eden, tavır sergiliyen, sözleriylede ifade eden; misal, nurcu Mehmet beye çıkıp;

    ”Mehmet bey siz müşriksiniz demiyoruz”

    Bunun yerine;

    ”bir insanın kur’an dışındaki her hangi bir kitabın Kur’an’ın yerine koyması Allah’a ortak koşmasıdır.” diyoruz. Bu ise kur-an’ın bize sunduğu formüldür. Bilirsiniz ki formüller de rakamlar yerine başkaca semboller kullanılır ki, rakamlar değişince aynı yöntemle sonuca gidilebilsin diye.

    Bu yüzden nurculuk düşüncesini kur-an’ın formulünde, yerine yazarsak sonuçları vahim çıkıyor. Sizler ise bunu ”HAKARET” diye algılıyorsunuz. Allah kur-an’da isim vererek sadece bir kaç kişiyi yargılamıştır. Allah kur-an’da insanların inanç ve amellerini yargılamış ve sonucunu bize bildirmiştir. İşte gayb konusu ve insanların bu konuda takındıkları tavırlar ve sonuçlarını bildirmiştir. Ancak sizlerin zihnine oturan sapkın bir anlayışa göre kur-an’da ne yazdığı önemli değil, bunun yerine hocalarınızın ne dediği önemlidir. Dolayısıyla üstadlarınız ayetleri tekzip edecek yorumlar getirseler bile, asla itiraz etmiyorsunuz, edemiyorsunuz çünkü siz kur-an’dan ziyade ”ÜSTAD’INIZA/ABİLERİNİZE GÜVENİYORSUNUZ”. Bu halinizide inkar edemezsiniz herhalde. İşte o zaman sizin hakaret algıladığınız, bizimse sadece uyarı amaçlı ve kur-an’da aldığımız kelimelerle bu yaptığınız nasıl bir sonuç getireceğini aktarıyoruz.

    Biz diyoruz ki:

    “Dileyen düşünür ve kur-an’a yönelir, iddia ve iddialarımızı kur-an’a sunar, doğruları alır, yanlışları reddeder.”

    Buna karşılık sizin sözlerinizin anlamı şudur:

    “Dileyen düşünür ve risale-i nur’a yönelir, iddia ve iddialarımızı RİSALE-İ NUR’a sunar, risale-i nur’un doğruladıklarını alır, doğrulamadıklarını reddeder.”

    Bu durumda ilk sözü söyleyeniler Allah’ı RABB, kur-an’ı rehber edinmiş olurlar.

    İkinci sözü söyleyenler de ”SAİD NURSİ’Yİ RABB RİSALE-İ NUR’U REHBER EDİNMİŞ OLURLAR”

    Çünkü Allah, kur-an’dan sonra doğrulara ”MUTLAK KAYNAKLIK EDECEK” her hangi bir VAHY, kıyamete kadar inzal etmiyeceğini açık ve net bildirmiştir. Tüm bu bilgiler ışığında, Sadece Said Nursi ve onun talebelerinin, iddiaları ve yeminlerine dayanılarak, tedbirsiz olarak risale-i nur’larda dolaşanlar isteseler de ”ŞİRKTEN” başka bir inanç ortaya koyamayacaklardır.

    Tertemiz kur-an’ı bırakıp, insan sözü olan bir kitabı hayatın merkezine koymak ise:

    -MÜŞRİKLİĞİN TAVAN YAPMIŞ HALİ,

    -KAFİRLİĞİN ZİRVESİ,

    -AKLINI KULLANMAMA SONUCU KUR-AN’DAN UZAKLŞAMA VE PİSLİĞE BULAŞMANIN TEPE NOKTASI,

    -HER NE AMAÇLA YAPILIRSA YAPILSIN ALLAH VE KUR-AN KULLANILARAK İNSANLARA TUZAK KURMANIN EN TEHLİKELİ OLANIDIR.

    Tüm bu saydıklarım ve daha fazlası kur-an’da vardır. Tüm bunlar genel ifadelerdir. Tüm bu genellemelerden hiç bir insan istisna değildir.

    Mesala Bayındır hoca bir tefsir yazsa ve deseki bu tefsir tamamen kur-an’ın malıdır, dolayısıyla yanlış bir bilgi yoktur ve bende buna inanarak, bundan sonraki tüm bilgilerimi Bayındır hocanın tefsirine göre dizayn etsem, o’nun tefsirinden hiç şüphe duymasam, onun tefsirinde gönül rahatlığıyla gezinsem, Bayındır hoca da beN de yukarıdaki nitelemeleri hak etmiş oluruz. İstersek gece gündüz ibadet, durmaksızında iyilikler yapalım, sonuç değişmez.

    Çünkü itikadi en ufak bir sapma (kur-anla beraber kur-an’ın tefsiri olduğu iddia edilen bazı kitaplarda da (ör:risale-i nur) yanlışlık (şüphe) olmadığı inancına sahip olmak ÇOK BÜYÜK BİR ZULUMDÜR.

    iŞTE BUNLAR KUR-AN’IN ORTAYA KOYDUĞU GENEL İLKELERDİR. NE NURCULAR NE DE HER HANGİ BİR CEMAAT BU GENEL İLKELERDEN AYRICALIKLI DEĞİLDİR.

    İnşallah ”HAKARETTEN BAŞKA BİR ŞEY YAPMIYORSUNUZ” suçlamalarına az da olsa bir açıklama olmuş olur.

    Sayın sabit özellikle sizin dikkatinize sunuyorum.

    Sorduğunuz, “evet hayır”lı soruya nasıl bir cevap yazayım diye biraz düşünüyorum. Çünkü bu soru Allah adına bir soru dolayısıyla cevabı evet yada hayır olsa bile bu kur-an’a dayanmalıdır.

    Bu arada sizin cevabınızı bekliyorum. Yalnız sizden rica ediyorum risale-i nur’dan bu konuyla alakalı aktarım yapmayın. Çünkü biz burada Risale-i nur’un kur-an ayetlerini tekzip ettiğini delilleriyle beraber ileri sürüyoruz. Bu durumda hala risale aktarmak; bir savaş suçlusu yargılanırken avukatlarının hiç bir kanıt ileri süremeden müvekkillerinin savunmasını tekrar ederek onu suçsuzluğunu ileri sürmektir. Bu ise onun nasıl bir cani olduğunu kanıtlamaktan başka bir işe yaramaz.

    Biz risale-i nurlarda gayb konusunda açık ayetleri tekzip eden bölümlerle beraber, tekzip edilen ayetleri de sunuyoruz. Sizler de ancak açık ve net bir şekilde o ayetlerin konuyla alakası olmadığını isbat etmelisiniz. Değilse risalelerde ilgili ayetleri tekzip etmeyen bölümleri yayınalmanız durumu açıklığa kavuşturmaz. Çünkü yoldan çıkanlar genellikle doğru söylerler ama köşe başlarında yalan söylerler.

    ”BİR” yanlışı söylemek için doğruları sıralamak ŞEYTANIN MESLEĞİDİR.

    MÜ’MİN İSE HEP DOĞRU SÖYLER AMA ÇOK HATA EDEBİLİR BU ONUN İNSAN OLMASINDAN KAYNAKLANIR.

    UNUTMAYIN ŞEYTAN’I YOLDAN ÇIKARAN SÖYLEDİĞİ BİRTEK YALAN BEYANIDIR. GERİRİSİ ARKADAN GELMİŞTİR.

    Şeytan hem ”ALLAH’TAN KORKARIM DER HEMDE ALLAH’A DÜŞMAN OLMAKTAN GERİ DURMAZ”

    Nurcular ise hem KUR-AN’NA İNANIYORUZ DERLER HAMDE TÜM SORULARIN CEVABINI RİSALE-İ NUR’DA ARARLAR. Sebeb olarak da risalelerin kur-an’ın malı olduğunu gösterirler.

    Mekke müşrikleri de HEM ALLAH’A İMAN EDERLERDİ HEMDE BİRER MELEK SAYDIKLARI LAT’TAN MENAT’TAN … vs vs yardım isterlerdi. Sebeb olarak da onların Allah’ın kızları olduklarını, yetkilerini Allah’tan aldıklarını iddia ederlerdi.

    NURCULAR DA MEKKELİ MÜŞRİKLER GİBİ DAVRANMAKTA SAİD NURSİNİN BİLGİLERİNİ ALLAHTAN ALDIĞINI İDDİA ETMEKTEDİRER.

    HER İKİSİNİNDE AMACI ALLAH’A ŞİRK KOŞMAK DEĞİL DAHA DA YAKIN OLMAKTIR.

    ANCAK ALLAH’IN İNDİRDİĞİ BİR DELİLE DAYANAMADIKLARI İÇİN MÜŞRİK OLMAKTAN KURTULAMAMIŞLARDIR.

    Allah’a emanet olun.

  • drseda diyor ki:

    1Rabbimiz! Bize, peygamberlerin vasıtasıyla vâdettiklerini de ikram et ve kıyamet gününde bizi rezil-rüsvay etme; şüphesiz sen vâdinden caymazsın!
    Bunun üzerine Rableri, onların dualarını kabul etti. (Dedi ki:) Ben, erkek olsun kadın olsun -ki hep birbirinizdensiniz- içinizden, çalışan hiçbir kimsenin yaptığını boşa çıkarmayacağım. Onlar ki, hicret ettiler, yurtlarından çıkarıldılar, benim yolumda eziyete uğradılar, çarpıştılar ve öldürüldüler; andolsun, ben de onların kötülüklerini örteceğim ve onları altlarından ırmaklar akan cennetlere koyacağım. Bu mükâfat, Allah tarafındandır. Allah; karşılığın güzeli O’nun katındadır. (Ali İmran 194*195)
    Sayın Said-i Nursinin Allah yolunda çalıştığını inkar edecek olan var mı? Bu uğurda sürgüne defalarca gitmedi mi? Yerinden, memleketinden olmadı mı? Niyeti; o karışık dönemlerde halkın imanını güçlü tutmak değil miydi?
    Yazık! Biz ne kadar kolay insanları, toplulukları yargılıyoruz. O halde kendimize bir soralım? Biz Allah yolunda ne yaptık? Neyimizi infak ettik?

    De ki: Eğer babalarınız, oğullarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, hısım akrabanız kazandığınız mallar, kesada uğramasından korktuğunuz ticaret, hoşlandığınız meskenler size Allah’tan, Resûlünden ve Allah yolunda cihad etmekten daha sevgili ise, artık Allah emrini getirinceye kadar bekleyin. Allah fâsıklar topluluğunu hidayete erdirmez.(Tövbe24)

    Dini uğruna sürgüne giden bir insanın akrabalarından eşinden dostundan, ticaretinden olduğu da açıktır.
    Allah yolunda yıllarca samimiyetle çalışaraktan sonuçta sürgünlere mahkum edilen insanın aleyhine konuşurken! bir kez daha elimizi kalbimize koymak gereklidir.
    Sayın Saidi Nursi’nin eserlerine bakıp anlamakta zorluk çekebilecek insanlar lütfen hayatına baksın! Eminim ki o dönemde yaşanılanların ve onun din uğruna verdiği adanmışlık mücadelesinin takdire değer olduğunu göreceklerdir. Göremeyenler varsa Allah yolunda sırayla Tövbe 24’de sıralanan değerleri terk ettiklerinde, bu ayeti hayatında yaşayan/yaşamış insana daha çok saygı duyacak hatta bir nevi dost misali yakınlık hissedecektir.
    Risale-Nur Okuyan arkadaşların Kuran-ı Kerim de okumakta olduğunu bilmekteyim ve o toplantıya katılan Doktor, Eczacı, Diş Hekimi gibi kariyerli arkadaşlarımın konuyla ilgili yorumu ‘’Risaleler bizim iman bilincimizi arttırdı’’ şeklinde olmasıydı… Sonuçta artmış bir iman bilinciyle Kuran-ı Kerim okumanın yanlış olduğunu iddia edecek kimse olamaz.
    Risale- Nur gibi edebi ve dini içerikli bir eserin, tamamen okunmadan ki çoğu eleştiren insan okumamış, çoğu okuyan da mecazi kısımları gerçek anlamıyla düşünüp yanlış anlamış olabileceğinden öyle kolayca yargılanamaz. Ya da kanat sonucu hataya sebebiyet verebilir. Kuran Metodolojisinin bize öğrettiği konunun bütünlüğünce değerlendirilmesi hatta ayetler arasındaki ilişkinin kurulmasıdır. Pek tabi ki tek bir ayetten yola çıkarak fıkhi hükümlerin verilmesi düşünülemez
    İnsan hayatında da bu metodoloji çoğu zaman önemlidir. İnsanlar gibi onların eserleri de bütünlüğünce değerlendirilmeli hatta bundan faydalanan şahısların İslami hayatına yansımasına bakılmalıdır.
    Mecazi manaları kendi içinde barındıran bir eser, yıllar sonra kişiler tarafından okunduğunda cümlenin anlatmak, vermek istediği manayı düşünmeyip’’ illaki ben böyle anladım o halde bunu kastetmiştir ‘’gibi iddialarda bulunması, çoğu zaman kişiyi yanlış yola sürükleyebileceği gibi eseri yazan hatta okuyan kişilere iftira boyutuna varabilecek suçlamalara sebebiyet verecektir ki bunlar son derece tehlikeli(1736 nolu hadis) ve üzücü durumlardır. Üstelik eser sahibi hayatta değilse ve Allah yolunda çalışmışsa; bu bir kere daha elem verici bir durumdur. Her ne kadar onu vs. suçlamıyoruz deseniz bile bir kere daha elinizi vicdanınıza koyunuz. Bazılarımız çok aşırı gitmiş olabilir.
    Ey! Müslüman kardeşler! Biz şirk koşmuyoruz dedikleri ve bunun mana derinliğinin idrakında oldukları halde’’ Tarikat veya cemaat hangi grup olursa olsun! illa ki siz şirk koşuyorsunuz’’diye ithamda bulunmak bir nevi onları dolaylı yoldan kâfirlikle suçlamak hatta zulum olabilecektir. Bir taraf şirk koşuyor diye kendilerince onları kurtarmaya çalışırken diğer taraf da biz bu dediklerinizden uzağız, olayları yanlış değerlendiriyorsunuz. Siz Allahın tüm ilmini biliyor musunuz? Bir kısmının sır olduğunu ve Allahın dilediği kullarına vereceğini bilmiyor musunuz? Diyor’’
    Şirk koşmuyoruz diyenlere iyi niyetle de olsa şirk koşuyorsun! Diye İthamda bulunmak; Savaşta la ilahe illallahı kalpten değil ölüm korkusundan söylemiştir deyip de kişiyi öldürmeye benzeyebilir. SONUÇTA: Kalplerini gördük mü? O halde Allah katında hesabını nasıl veririz?
    Ben Peygamber değilim diyene yok sen peygambersin baksana kitabın bile var sen vahiy de almışsın gibi suçlamaların hesabı zor olabilir. İslam’ın ve Kuran-ı Kerimi’n hatta hadislerin, sünnetlerin derinliği ve gizemi olduğu açıktır. Kuran Tefsiri Kuranın başka açıdan açıklanması olabilir ki; Öyle üstün nitelikli bir kitabın ayetlerin birden çok manasını kendi içinde barındırabileceği normaldir. Bugün bir ayeti birden çok farklı anlamda yorumlayan âlimler de vardır.)
    Bezzar`ın Abdullah bin Abbas (r.a.)`tan bir başka tarıkla rivayet ettiğine göre de Resulullah (a.s.) bir kavmin üzerine bir seriyye gönderdi. Seriyyede Mikdad (r.a.) da vardı. Vardıklarında kavim dağılmıştı ve sadece çok mal sahibi bir adam kalmıştı. Adam şehadet getirdi, ama Mikdad (r.a.) yine de onu öldürdü. Resulullah (a.s.): “Yarın lâ ilâhe illallah (diyeni öldürmekten sorumlu tutulmak) karşısında ne yapacaksın?” diye buyurdu. Bunun üzerine bu ayeti kerime indirildi. Bu konuda daha başka rivayetler de nakledilmiştir. Bu rivayetlerin ortak yönleri ayeti kerimenin Resulullah (a.s.)`ın gönderdiği bir seriyyedeki Müslümanların Müslüman olduğunu ortaya koyan bir kişiyi bunu korktuğundan yaptığı kanaatiyle öldürmeleri üzerine indirildiğine dikkat çekmeleridir
    Ey iman edenler! Allah yolunda savaşa çıktığınız zaman iyice araştırın ve dünya hayatının varlığına göz dikerek, size selam verene: “Sen mü’min değilsin” demeyin. Allah katında çokça ganimetler vardır. Siz de daha önce öyle idiniz Allah size lütufta bulundu. Şu halde iyice araştırın. Şüphesiz Allah yaptıklarınızdan haberdardır.(Nisa 94)
    Her nekadar dünya malıyla alakasız da olsa da,iyi niyetle, uyarı olsun diye sen şirk koşuyorsun vs. demenin vebali olabilmektedir. Şirk koşana dolaylı yoldan kafir deneceğinden;
    1736. İbni Ömer radıyallahu anhümâ’dan rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
    “Bir adam din kardeşine, ey kâfir derse, bu söz ikisinden birine döner. Eğer böyle denilen kişi söylenildiği gibi ise söz doğrudur; yerini bulmuş olur. Aksi takdirde bu söz söyleyene geri döner.”Buhârî, Edeb 73; Müslim, Îmân 111. Ayrıca bk. Tirmizî, Îmân 16
    Dinlerinden ayrılanlar, dinlerini, düzenlerini, kültürlerini, medeniyetlerini, birliklerini parçalayanlar, tefrika içinde etkisiz, itibarsız yaşayanlar gibi olmayın. Hizipleşerek, gruplaşarak, ayrılık davası güderek, birbirlerine düşmanca davranan, dinî ve insanî ilişkilerini kesen bölünmüş, baskıcı, zorba, medeniyetten nasiplenmemiş, Allah’ın kitabından, sünnetten ve ümmetten ayrılan kapalı cemaatler, toplumlar haline gelmeyin. Bütün müslümanlar, İslâm’a, Kur’ân’a, sünnete, müşterek ilkelere sarılarak Allah’ın lütfunu bekleyecekleri yerde, her hizip Kur’ân’dan, müşterek ilkelerden ayrılarak, kendi düşünceleri ve anlayışlarıyla, sahip oldukları geçici menfaatlerle avunurlar, sevinirler.(Rum 32)
    Allah hepimizi Sırat-ı müstakim, istikamet yoluna iletsin. (Âmin)

  • mustafa diyor ki:

    Sayın Nur Talebesi,
    Son yazınızda özetle; risale-i nurları okuyanların sayısının belli bir ölçekte olması o kitapları hatasız kılıyor,eleştirilere kapatıyor diyorsunuz.Yani onlarca kez bu akıl yürütmenin sağlıklı olmadığı ifade edildi,bir misal de ben vereyim.Sanırım dünyada basılı İncil sayısı risale kitaplarından daha fazladır.

    Şöyle demişsiniz;
    “Aşağılarda gaybı bilmek dahil çok meselelerine az ve özet de olsa cevap verdim ve kayda değer ilmi bir mukabele göremedim”
    Bana da ait olmak üzere kayda değer bir çok mukabele var ama okumamışsınız sanırım.

    Allah aşkına! Allah’ın gayb bilgisini kimseye bildirmeyeceğine,dilediği kadarını sadece seçtiği resüllere o da vahiy yoluyla bildireceğine dair sayısız muhkem ayet-i kerimeler varken , Allah’ın gaybı peygamberler dışındaki kullarına da bildirdiğine dair bir ayet,Kur’ani bir delil var ise lütfen açıklayın.
    Tüm iddialarımızdan vazgeçelim ve gönülden birer nurcu olalım.

  • Şerafettin diyor ki:

    Sayın Nur Talebesi;

    Vakit ayırıp değerli paylaşımlarıyla tartışmaya katkı sunan ve herkesin istifade ettiği Sayın Aydın Özen Bey’e yazdığınız şu cümleyi okuyunca şaşırdım:

    “İçinde yalan,entrika,çarpıtma,iftira,yanlı bir bakış açısı ile saptırma gibi ne kadar asimetrik harp unsuru varsa hepsinin kullanıldığı harika bir örnek…:))”

    Nedense Risale-i Nurdan şu bölüm aklıma geldi.

    “Ben Üstadımdan işittim ki: Hazret-i Mevlâna (K.S.) Hindistan’dan Tarîk-ı Nakşî’yi getirdiği vakit, Bağdad dairesi Şah-ı Geylanî’nin (K.S.) ba’de-l memat hayatta olduğu gibi, tasarrufunda idi. Hazret-i Mevlâna’nın (K.S.) manen tasarrufu cây-ı kabul göremedi. Şah-ı Nakşibend’le (K.S.) İmam-ı Rabbanî’nin (K.S.) ruhaniyetleri Bağdad’a gelip Şah-ı Geylanî’nin ziyaretine giderek rica etmişler ki: “Mevlâna Hâlid (K.S.) senin evlâdındır, kabul et!” Şah-ı Geylanî (K.S.), onların iltimasını kabul ederek Mevlâna Hâlid’i kabul etmiş. Ondan sonra birden Mevlâna Hâlid (K.S.) parlamış. Bu vakıa; ehl-i keşifçe vaki’ ve meşhud olmuştur. O hâdise-i ruhaniyeyi, o zaman ehl-i velayetin bir kısmı müşahede etmiş, bazı da rü’ya ile görmüşler. (Üstadımın sözü burada tamam oldu.)”Sikke-i Tasdik-i Gaybi ( 16 )

    Bu arada bir süredir yazı yazmıyordum. Burada yazı yazanlara hakaretler sıralamakta olduğu gibi, gayb, gavs konusunda da kitaba değil kitabına uydurmak konusunda uzmansınız, hala daha birçok konuda Allah’a rağmen yol almaya çalışıyorsunuz. Uydurulmuş gavs karakterinden yardım istemeseniz bile Allah’ın açık hükümlerine rağmen Risaleleri aklamak adına imanınızı tehlikeye atıyorsunuz.(kalplerin özünü ancak Allah bilir, ben söz ve davranışları değerlendirip hedef alıyorum!) “Nurlar,Kur’an’ın hakiki bir tefsiridir.Kur’an’a uymayan hiçbir vechesi yoktur” demek bile büyük cesaret(!!!) (Yukarıda, Risale-i Nurdan alıntı yaptığım bölümün doğruluğuna inanıp, tasdik ediyor musunuz?)

    Kur’an’ı anlama konsunda, bir sürü ilim sıralıyor, “Ve Kur’an’ı orijinaliyle okuyarak anlayabilecek, değerlendirebilecek yetiye ulaşması için gereken çok vasıflardan,ilimlerden mahrum bu gençlere bu hatalı fikirleri enjekte etmenin ağırlığını hissetmiyor musunuz?”
    diyorsunuz. Allah bir çok ayetinde sizi yalanlayıp, tam tersini söylüyor!

    “فَاِنَّمَا يَسَّرْنَاهُ بِلِسَانِكَ لَعَلَّهُمْ يَتَذَكَّرُونَ”( Böylece (ey Peygamber!) Biz bu (ilahi kelamı) senin kendi dilinde kolay anlaşılır kıldık ki, insanlar düşünüp ondan ders alabilsinler)-Duhan suresi:58-

    “وَلَقَدْ يَسَّرْنَا الْقُرْاٰنَ لِلذِّكْرِ فَهَلْ مِنْ مُدَّكِرٍ”( Andolsun biz, Kur’an’ı düşünüp öğüt almak için kolaylaştırdık. Var mı düşünüp öğüt alan?)-Kamer suresi:17-

    “وَلَقَدْ يَسَّرْنَا الْقُرْاٰنَ لِلذِّكْرِ فَهَلْ مِنْ مُدَّكِرٍ”( Andolsun biz, Kur’an’ı düşünüp öğüt almak için kolaylaştırdık. Var mı düşünüp öğüt alan?)-Kamer suresi:22-

    “وَلَقَدْ يَسَّرْنَا الْقُرْاٰنَ لِلذِّكْرِ فَهَلْ مِنْ مُدَّكِرٍ”( Andolsun biz, Kur’an’ı düşünüp öğüt almak için kolaylaştırdık. Var mı düşünüp öğüt alan?)-Kamer suresi:32

    “وَلَقَدْ يَسَّرْنَا الْقُرْاٰنَ لِلذِّكْرِ فَهَلْ مِنْ مُدَّكِرٍ”( Andolsun biz, Kur’an’ı düşünüp öğüt almak için kolaylaştırdık. Var mı düşünüp öğüt alan?)-Kamer suresi:40

    Şimdi size mi inanalım, Allah’a mı? Allah doğru söyledi, ben şahidim,

    Gayb, gavs,…bir çok konuda Allah’ın dediği ile Risale-i Nurların dediklerini uzlaştırma çabası….?
    “Allah isterse yapamaz mı?” gibi; şeytanların süslü, mantıklı(!) delillerine(!) kapılıp, Allah’ın dediğinin aksini ispatlamaya çalışıyorsunuz.

    Sözün özü;
    Risale-i Nurları aklama pahasına, Allah’ın dediğinin aksini ispatlama çabası içine girerek imanlarınızı tehlikeye atmayın!
    Gelin; “Allah ne diyorsa o!” deyip Kur’anda buluşalım.

  • şaban şahin diyor ki:

    NUR TALEBESİ KARDEŞİM
    BU KİTAB NASIL BİR KİTAB, BİR CÜMLE YARIM SAYFA OLURMU. CÜMLELER TAMAMEN BOZUK NE ANLATTIĞI BİLE BELLİ DEĞİL. NASIL OLUR KURANI BIRAKIP BU KİTABI KUTSAL KABUL EDİYORSUN.

  • Nur Talebesi diyor ki:

    Sayın Firidin,
    Bomboş ya da yanlış bilgilerle bloke olmuş ve kanserleşmiş zihninizle verdiğiniz cevap(?) sizi mahcup edecek türden.
    Ne kadar sığ,yüzeysel ve kaliteden yoksun bir yazınız ve dağarcığınız var..
    Dilinize doladığınız ama gerçekliği olmayan “şey” lere,”masal” lara gülüp geçiyorum.
    Yazık kı saf ve yeterli bigisi olmayanları zehirlemiş oluyorsunuz..
    Zaten yalanlarla,çarpıtmalarla,Mevlana’dan Bediüzzaman’a cümle İslam büyüklerini müşrik va mecusi olarak niteleyen sapık bir zihniyetten sağlıklı bir şey nasıl çıksın?
    Siz,oturun isterseniz yazımı,sahih kaynakları ve size özel geçenlerde yüzlerce bilim adamının katılımıyla 2 gün sempozyumu yapılıp incelene Münazarat Risalesi’ni okuyun.
    Böyle “işkembeden” atarak kendinizi ebedi mahcup ve rezil edecek bir batağa saplanıyorsunuz.
    Bugün Kadir gecesi.
    Özellikle bugün daha fazla buraya yazamayacağım çünkü bugün bununla zaman kaybedilemeyecek kadar özel..
    Ben,izn-i İlahi ile tüm ama tüm inkarlarınızın,tekfirlerinizin,çarpıtma,karalama ve yalanlarınızın cevabını verebilirim.
    Tek saha maçlarda boş kalelere attığınız golleri sevinmeyiniz..
    Bence bugün hepimiz sabaha kadar ibadetle meşgul olalım..
    Yarın da dinlenelim..
    Sizin hezeyanlarınızın sonu gelmez..
    Sizin yalanlarınıza ve çarpıtmalarınıza Honda motoru gibi durmdadan yazsam ve çalışsam yetişemem..:))
    Lütfen,doğruları oku-yun..
    Bu tekfir ve inkar sapıklığınızın bataklığından kurtulmak için bugün çokca dua edin..
    İnşaallah tüm sapık anlayışlarınızın mükemmelen cevapları var,sakin olun..
    Umulur ki sizlere safi zihinli,gerçeği arayan ama dediğim gibi veritabanı yetersiz kimsecikler çatmaya..
    Hidayet Allah’tan..
    Dediğim gibi düzgün ve doyurucu cevaplarla beklerim..
    Leyle-i Kadrin hayırlara ve hidayetlere vesile olmasını dilerim.
    (Yazılanları okuyun,anlamaya çalışın,araştırın,soruşturun,düşünün,taşının,öyle gelin vesaire…-Yine cevap yok..)

  • Mete Firidin diyor ki:

    Sayın Nur talebesi

    Ne kadar çok Saidi Nursiye benziyorsun!
    Söylediklerinin yalan olduğunu bile bile davandan asla dönmüyor ve ısrarla yanlışı savunmaya devam ediyorsun.
    Saidi nursi İttihat ve Terakki nin verdiği misyonu kendini adayarak gerçekleştirmeye çalıştı.
    Sen de Abilerinin verdiği misyonu canla, başla gerçekleştirmeye çalışıyorsun.

    Sen üstadın gibi sadece sadık bir piyon ve holigansın. Israrla insanlar doğru yoldan uzak tutmaya çalışıyorsun.

    Sen bu halinle ancak “ahiret gününe kadar müsade edilenlerdensin”.

  • Nur Talebesi diyor ki:

    Sevgili Dostlar,
    Burada bir türlü aşamadığınız ve kronikleşmenin ötesine geçen sorunlarınız var.
    Yalnız önce A.Bayındır beye bir konu için teşekkür etmek istiyorum.
    Forumun moderatörü olarak her ne kadar kendisine katılmasam ve yanlışlarla dopdolu bulsam ve kimseye tavsiye etmesem de,tarafsız olması,her 2 tarafın da görüşlerini burada adilce yayımlaması ve tek taraflı sansür uygulamamasını takdir ediyorum.Belki de bu yüzden burada yazıyorum.
    Şimdi gelelim meselemize;
    Aydın(?) Özen isimli arkadaşın az aşağıya yapıştırdığı ya da yazdığı yazıya şöyle bir göz gezdirdim.
    Evlere şenlik bir yazı olmuş..:)
    İçinde yalan,entrika,çarpıtma,iftira,yanlı bir bakış açısı ile saptırma gibi ne kadar asimetrik harp unsuru varsa hepsinin kullanıldığı harika bir örnek…:))
    Bediüzzaman Hz.’ne düşmanca tutum ve anti propaganda kişilikli ve nitelikli her türlü kaynak(?)lara denize düşenin yılanan sarıldığı gibi sarılmış.
    Hakikaten de yılana\yılanlara sarılmış.
    Ben de o onlarca iddialarının hepsinin,ilginçtir,bila istisna hepsinin yalan ve çarpıtma olduğunu iddia ediyorum..
    Anlaşılsın diye size bir iki örnek vereyim.
    Bugün Sultan Vahdeddin hakkında öyle kitaplar,bilgiler var ki okuyup kendisine lanet edersiniz.
    Ve öyle kitaplar var ki bugüne kadar AYNI kişiye karşı beslediğiniz her türlü menfi düşünceden dolayı tevbe edersiniz.
    Bugün F.Rıfkı Atay’ın anlattığı M.Kemal ile K.Mısırlıoğlu ya da R.Nur ya da nice yazarların anlattığı AYNI kişi arasında yüzde 100 bir tezat vardır.
    Çin’de Mao, biçare Çinlilere tanrılaştırılmış ve ceplerinde taşımak zorunda kaldıkları kırmızı kitapcıklarında Mao göklere çıkartılmış,vatansever ve iyilik meleği,milletin babası gibi gösterilmiştir.
    AYNI Mao’yu gerçek tarihe sorarsanız nasıl bir zorba ve fir’avun olduğunu anlarsınız.
    Misaller sayısızdır.
    Aynı kişiyi aynı hadisede yerlere batırmanın ve göklere çıkarmanın mümkün olduğunu sanırım herkes bilir.
    Şimdi,diyeceksiniz ki,sayın Özen’in aşağıda paylaştığı ama benim BÜTÜNÜYLE yalan olduğunu iddia ettiğim o uzuuun yazıda-(hiç mi doğru bir şey yok-abartma ey N.Talebesi..:)),vallahi ben göremedim ve rastlamadım.
    Bazı olaylara kenar köşeden temas evet var,ama o derece batıl bir yorumla sonlanmış ve çarpıtılmış,kurgulanmış ve sarmalanmış ki o olayı bilmeyen için tam bir dezenformasyon örneği olmuş.
    Şimdi,acaba kendisi\kendileri Bediüzzaman’ı yerlere batırırken ben göklere çıkarmak mı istiyorum,akla gelebilir.
    Buyrun aşağıya doğru okumaya devam edin.
    Aslında burada iddia edilen sapkın ve hurafe dolu yazı ve fikirler,milletimizle dahası insanoğlunun zekasıyla da bir tür alay etmek anlamına geliyor.
    Ben bu yazıyı görünce şöyle demeliyim:
    Bu Bediüzzaman denen adam,huysuz,ahlakı bozuk,şizofrenik,tımarhanelik,entrikacı,vatan haini,karanlık,yalancı,iflah olmaz bir müşrik,inkarcı,hurafeler yumağı,bir numaralı Kur’an düşmanı,narsist,megaloman,hasta ruhlu birisi,menfaatpereset,sahtekar..[haşa ve kella*10 üzeri 59!..:)))]
    ŞİMDİ ŞU CÜMLEME ÇOK DİKKAT EDİN:
    Bu mevzuda sadece “2″ şık var.
    Yani ya Bediüzzaman [ya yukarıda saydığım kadar Kur'an tahrifçisi,alçak ve sahtekar(haşa)],
    ya da diğer şık yani [bunları iddia ve dava edenler alçak ve sahtekar; ancak Bediüzzaman adı gibi Kur'an'ın eşsiz bir hizmetkarı,bir yorumcusu.]
    Bu 2 şıktan başka 3ncü bir şıkka bir yer,saklanacak bir delik asla yok ve bırakmamışlar..
    Güzel,aynen ben de katılıyorum..
    Bakınız şu işe ki böylesine sapkın bir adam,
    öldükten sonra bile(!),bütünüyle kitapları(!)bugün en çok satılan,en çok okunan kitaplar arasında.
    Sayısız internet sitelerinde her dilde dünyaca takip edilip okunan ve hatta bu kadar sık okunması ve takip edilmesi yüzünden çok kıskançların şimşeklerini üzerine çeken bir eser..
    Hatta takipçilerince bir kere değil defalarca ve defalarca ve defalarca okunan;bu takipçileri arasında ilmi ve faziletiyle tanınan rektöründen yüzlerce profesörüne,sanayicisinden esnafına,yedisinden yetmişine,Türk’ünden Alman’ına,Rus’undan Arap’ına gencinden yaşlısına her kesimden,her milletten,her anlayıştan insanların okuyup elinden düşürmediği bir kaynak durumunda(!).
    Hatta neden Nur Talebeleri başka kitapları da okumuyor da sürekli ve sürekli çıldırmış gibi bu kitaplar herkesin elinde ve sürekli okunuyor tenkidini duymayan kalmamıştır.
    13-15 satır evvel ki Üstadın burada iddia edildiği vasıflarını lütfen tekrar okuyunuz ve burada bir alt satırda buluşalım…..:)
    Sorarım size ,”hiç ama hiç bir şey bilmeseniz bile”,bu vasıfları haiz bir insanın eserleri ve fikirlerinin;
    böylesine inkişaf etmesi,
    ölmesine rağmen her sene katlayarak eserlerine rağbetin artarak devam etmesi,
    binlerce Nur Medreselerinde sadece bu kitapların bulunması ve tekrar tekrar okunup durması,
    okuyanların da ekseriyetinin yüksek okul okuyan öğrencilerden,öğretmenlerden vesaire oluşması(*),
    M.Kemal’in sırf Kur’an hizmetini susturup kendi amaçları için kullanabilmek maksadı ile doğu illeri başvaizliği görevini Şeyh Sinusi yerine o zamanın 300 lira maaşı ile teklif edip,Bediüzzaman’ın 1 kuruş istemeyip hizmetine devam etmesi ve çileli,bol zehirlenmeli(19 kere),sürgünlü hayatının başlaması,
    defalarca hükümetin farklı niyetlerle Ankara’ya çağırması ama asla şeriattan taviz vermemesi ve uzak durup siyasete girmemesi,
    Bediüzzaman’ın burada yazılan suçlamalardan daha ağırları ile, yüzlerce kere beraat ettiği ve bilirkişi raporları ile aklandığı halde dahası aynı davalardan tekrar tekrar muhakeme olduğu halde tamamından sayısız mahkemelerde hep beraat etmesi,
    dünyanın dört bir yanında eserleri ve fikirlerinin,hiçbir zorlama olmadan böyle bir revaç ve intişarı,
    güneşin ışığını inkar etmek kadar büyük bir yalan olup nesnel gerçekliğe aykırı olacağına göre,
    bu yalanların vebalini yüklenen buradaki kişilere sormazlar mı,
    1-Böylesine sapık ve sapkın bir kitap müellifi ve eserleri,ölümünden 50 sene sonra nasıl böyle bir rağbet görebiliyor,lütfen izah edebilirler mi?
    2-Batıl ve yalanlarla dolu olduğu ve yazarı\lideri her ne derseniz öldüğü ve üzerinden 50 sene geçtiği halde,hiç bir zorlama olmadığı halde, artan bir ivme ile yayılan,rağbet gören hatta dünyaya yayılıp Portekizce,Urduca dahil onlarca dillere çevrilip yok satan ve artarak rağbeti devam eden başka “batıl bir eser örneği” verebilirler mi?
    Bu sorularıma verilecek tutarlı,derin devlet çeşnili komplo teorileri ve hezeyanlar bulaştırılmamış cevapları en az sizler kadar merak ediyorum ve bekliyorum.!!!
    Bu arada,milattan önce değil daha yakın tarihte yaşamış Bediüzzaman Hz.’nin gerçek hayat hikayesini ve mücadelesini cidden öğrenmek istiyorsanız aşağıda tavsiye edeceğim yüzlercesinden sadece şunlardan bir de okuyun bakın bakalım.
    1.Başta Nur Külliyatından “Taihçe-i Hayat” (belgeleriyle)
    2.Nur’un ilk kapısından girenler-M.İlhan ATILGAN
    3.Nurlu Destan-Abdülkadir MENEK
    4.Bediüzzamanın hayatı-Şeyma IŞIK
    5.Bediüzzaman Beşlemesi
    6.Çağın Vicdanı Bediüzzaman-Prof.Nevzat TARHAN
    7.Anadolu Kavşağı-Fred A.Reed
    8.Sayısız makaleler,internet siteleri,dergiler vesaire..
    Elhasıl değerli dostlar,
    Buradaki karalama,saptırma ve kurguların boyasını akıtmak çok kolay..
    Sadece biraz araştırma yapmak ve zahmete katlanmak gerekiyor.
    Bu kişiler Evliyayı,kerameti vesaire inkar ediyorlar.
    Aşağılarda gaybı bilmek dahil çok meselelerine az ve özet de olsa cevap verdim ve kayda değer ilmi bir mukabele göremedim.
    Bunların sizlere süreceği sadece bütünden cımbızlayıp,inkar ettikleri bazı konulardır.
    Örnek,bir hatıra olarak anlatılagelen ve bunlar için bir mucize(?) sayılacak jandarmayla giderken namaza izin verilmemesi üzerine kelepçelerinden biiznillah kurtulması ve benzer örnekler gibi.
    Aslında Kur’an’a sözümona sadakat gösteriyorum derken sayısız yanlışlara saplanmış ve akide problemli hale dahi gelmiş bu insanları tek taraflı ve veritabanı yetersiz kişilerin dinlemesinin çok zarar göreceği aşikar.
    Bununla beraber,Kur’an’dan haberdar,şuurlu ve marifet sahibi insanların da bu kişileri teşhis edip inanılmaz hatalarına gülüp geçeceği daha da aşikar.
    Şimdi zorlama kaynaklardan zorlama çıkarımlarını ve verecekleri cevabı bekleyin..
    İyice inceleyin..
    Dediğimi anlayacaksınız..
    Akıllarının almadığı,cehaletlerine yediremedikleri 3-5 uç örneklerleve saplantılı 1-2 konudaki taassup ve cehaletleriyle burada
    “kel en’amu bel hüm edall” ayetini tefsir edecekler,göreceksiniz..
    Cael Hakku ve zahakel Batılun!
    Elhamdülillahi bi adedil evrakıl eşcar ve kataratil emtar!
    Allahümme salli ala seyyidina ve nebiyyina Muhammedin ve ala alihi ve sahbihi..
    Yaşasın Nur-u Kur’an’ı neşreden ve bu zulümat kuyularında dalaleti boğan Nurlar..
    ———
    (*)(F.Hoca evleri ve hizmetleri ile alaksızlığımızı ve tamamen bambaşka 2 ayrı yol olduğumuzu ve ne için karıştırıldığımızı,temel farklarımızı örnekleriyle aşağıda çok net ifade etmiştim.Hala sıkışıp beni\bizi F.Hocacı göstermek isteyen kendini kurtarmak için kaçak güreşir ve mağlubiyetini itiraf eder.Boyasını akıtır.
    Yalnız şu da gerçek ki,haklarını yiyemem,F.Hoca ve talebeleri de Bediüzzaman’a asla dil uzatmazlar,iftira etmezler,Nurlara ve Bediüzzaman’a çok ciddi dost ve taraftardırlar ve Risaleler kendi dersanelerinde layıkıyla okunmasa da mutlaka bulundurulur.)

  • Mete Firidin diyor ki:

    Bir insana yapılacak en büyük iyilik onu Allaha şirk koşmaktan kurtarmaktır.

  • Mete Firidin diyor ki:

    Sayın Poyraz Efe

    Yaklaşımınız çok merahmetlice fakat gerçekci değil. Eğer iman ediyorsan:
    Dünya hayatı nasıl olsa geçici bir zevk. Bu dünya hayatını değil de daha çok , ahireti düşünmemiz gerekmez mi?
    Bu nedenle İmani konular ,hele hele “şirk” gibi affı da olmayan günahlardan bir birimizi uyarmamız gerekmez mi?
    İyiliği emretmek ve kötülükten men etmek her müslümana farz değil mi? Kuranın gerçeklerini bütün insanlara anlatmak farz değil mi? Şirk e batmış ve bu yüzden Allahın gazabına uğramış toplumumuzu uyarmak bir görev değil mi?
    Kuranı bırakıp; Bahailik ve Ahmediye mezhebi gibi İngiliz ürünü olan sapıklığın kötü bir kopyası olan Nurculuğa batmış masum Anadolu gençlerini Risaleyi Nardan kurtarmak bir boyun borcu değil mi?

    İslam dünyasının neden bu halde olduğunu hiç düşündün mü?
    Bu amaçla aşağıdaki ayetleri analiz ettin mi?
    Sanmıyorum!
    Romantizmi bırakıp Hakka(gerçeğe) dönmenin zamanı gelmedi mi?

    Enam 62-66:O, kulların üstünde yegane Hakim’dir, size koruyucular gönderir. Artık birinize ölüm gelince elçilerimiz, bir eksiklik yapmaksızın onun canını alırlar, sonra gerçek Mevlalarına döndürürler. Haberiniz olsun, hüküm O’nundur. O, hesap görenlerin en süratlisidir.[61-2] De ki: «Kara ve denizin karanlıklarından sizi kim kurtarır? Bundan bizi kurtarırsan şükredenlerden olacağız diye O’na gizli gizli yalvarır yakarırsınız.»[63] De ki: «Allah sizi ondan ve her sıkıntıdan kurtarır, sonra da O’na ortak koşarsınız.»[64] De ki: «Üstünüzden ve altınızdan size azab göndermeğe, sizi fırka fırka yapıp kiminize kiminizin hıncını tattırmağa Kadir olan O’dur.» Anlasınlar diye ayetleri nasıl yerli yerince açıkladığımıza bak.[65] Gerçekten, senin milletin Kuran’ı yalanladı. «Cezanızı ben verecek değilim» de.[

    Enfal 52-54:Firavun taifesi ve onlardan öncekilerin gidişi gibi, Allah’ın ayetlerini yalanladılar da Allah onları günahlarından ötürü yoketti. Allah kuvvetlidir, cezalandırması şiddetlidir.[52] Bu, bir topluluk iyi gidişini değiştirmedikçe Allah’ın da verdiği nimeti değiştirmeyeceğinden ve Allah’ın işiten, bilen olmasındandır.[53] Firavun taifesi ve onlardan öncekilerin gidişi gibi, Rablerinin ayetlerini yalanladılar da onları günahlarından ötürü yok ettik. Firavun taifesini suda boğduk, hepsi zalimlerdi.[54]

    Rad 11:İnsanı önünden ve ardından takip eden melekler vardır. Allah’ın emriyle onu korurlar. Şüphesiz ki, bir kavim kendi durumunu değiştirmedikçe Allah onların durumunu değiştirmez. Allah, bir kavme kötülük diledi mi, artık o geri çevrilemez. Onlar için Allah’tan başka hiçbir yardımcı da yoktur.

  • Aydın Özen diyor ki:

    Bir süredir Said Nursi hakkındaki tarihsel sürece dair bulduklarımdan, bildiklerimden hareketle yazılar hazırlıyorum. Bunun doğal olarak bir gerekçesi var. Bugün bu konuyla ilgili düşüncelerimi sizlerle paylaşmak istiyorum.

    1-) MUTLAK kavramı ALLAH’a ait olandır.

    Mutlak doğru, mutlak sıfır, mutlak gerçek… vs. gibi MUTLAK kelimesiyle başlayan kavramlar insana ait olamaz. Çünkü İLİM HENÜZ NİHAYETE ermemiştir. İnsanların tespit edebildikleri yaklaşık değerlerdir. Geleceği ve gelecekte olacakları hiç birimiz kesin bir hükümle bilemeyiz. Dün bilgisayarın sonuçlarının, moleküllerin yapısının bugünkü ayrıntıyla bilinemediği gibi…

    İnsanlar her ne yazar ve bulursa yaklaşık doğrudur ve kusurludur. O nedenle EKSİKSİZ ve NOKSANSIZ bir eser olamaz. Yalnızca Allah’ın indirdiği/ Peygamberlere Nüzul ettiği AYET’ler müstesna…

    2-) Allah’ın DİNİ tekdir ve adı da teslimiyet anlamındaki İSLAM’dır. Nebi/Resulleri insanları uyarıp, müjdelemek amacıyla gönderir. İnsanlara DOĞRU YOLU göstersinler diye Elçilerine HİKMET’i verir. Elçiler dışında da Salihlerden olan, müttaki olanlara da gereken gayreti göstermeleri sonrasında HİKMETİ verir.

    Müttaki/Salih olanlardan NEBİ olarak seçtiklerine de tanım vermek adına “AYET” vermek suretiyle DEĞERİNİ YÜKSELTİR… AYET Salih kulun PEYGAMBERLİK DİPLOMASIDIR…Ayet inzal edilmeden Peygamberlik makamı olamaz.

    Allah-u Teala sadece Peygamberlerine AYET verir, sadece Peygamberlerine iradesi dışında MUCİZE (insanı acze düşüren) ayetler YAZDIRIR… O nedenle Peygamberlere YAZDIRILIR….

    SAİD NURSİ, RİSALE ve GERÇEKLER…

    1-a ) Said Nursi, aşağıda kısaca açıklandığı gibi kendisine İLHAM yöntemiyle Risale-i Nur isimli bir eser YAZDIRILDIĞINI iddia eder. Bu yazdırılma Allah-u Teala tarafından gerçekleşmektedir. O nedenle yazdırılan Risale, EKSİKSİZ ve NOKSANSIZ olduğu iddia edilir. Eserde bununla birlikte daha birçok ayrıntı ve iddiaya da yer verilmektedir.

    2-a ) Said Nursi, 14 yaşındayken gördüğü rüya sonucunda İLİMLENDİĞİNİ, Sahip olduğu ilmi de Peygamberimiz’in s.a.v. verdiğini, Resul’ün tek şartının da bir başkasına soru sormamak’la sınırlandırıldığını beyan eder… Biraz gariptir ama bu Peygamber rüyasından İLM-İ LEDÜN’e geçilir. Malumunuz olduğu üzere bu kavram Allah’ın Bilgisinde olan hazinelerdir ki Peygamberler dışında kimseye açılmamıştır. Bu sorumluluğun devamı niteliğinde Hz.Ali r.a., Hz.Ebubekir r.a., Geylani, Gazali, Rabbani, …vs. ilişkiler konu edilir.

    Risale ve Said Nursi’ye göre Kur’an’ın Peygamberlere ve gereken gayreti göstererek çok çalışanlara vereceğini söylediği HİKMET SAHİBİ olmak özelliğine ulaşma yöntemidir bu.

    Kur’an’da tanımı verilen ve sınırları çizilen HİKMET’de Said Nursi’ye az gelmekte/yetmemektedir. Hikmete sahip olmak kavramına ilaveler yapılmıştır. Bunlar;

    - Evveli dünyadan Kıyamete kadar ulumu esrarı mühime meşhud derecesinde…..
    - GAYB’a dair bilgilere bugün yaşanıyor gibi sahip olabilmek,
    - Şakirtlere BOLLUK, BEREKET, diğerlerine Kıtlık, DEPREM, YANGIN, ŞEFKAT tokadı,
    - KIYAMETİN kopacağı zamanı bilmek,
    - CİFR/EBCED kabiliyeti,
    - İmanla ölme garantisi,
    - Ölülerden yardım almak, medet ummak,
    …….vs.

    TARİHSEL KİŞİLİK OLARAK neden Said Nursi’yi inceledim…?

    Eser ve müellifinin iddiaları, normal olarak kabul edilen, Kur’an’da tanımı yapılan iddiaların da ötesinde, üstesinde kavramlar içeriyordu…

    Kur’an’ın Allah tarafından SON İLAHİ KİTAP olarak inzal edildiğine iman etmiş Müslüman olarak iddia sahibinin iddialarının yanında hayatını da mercek altına almalıydım.

    Said Nursi ve eserindeki iddia 14 yaşına dayanıyordu. Yani seçilmiş kişilik Resulullah örneğinde 40 yaşında haberdar olmak olarak ortaya çıkmışken, Said Nursi’de bu süre 14 yaşından başlatılıyordu…

    Öyleyse 14 yaşında SEÇİLMİŞ/İLM-İ LEDÜN SAHİBİ/ VEHBİ İlimle TAKVİYELENMİŞ bir kişiliğin BİYOGRAFİSİ doğru ve TUTARLI bir eksende gitmeliydi.

    Said Nursi’ye dair bilgilerim ise bu gelişme seyrini doğrulamıyordu. Şahsi kanaatim;

    1-) Yıllar sonra (1926’dan sonra) ortama bakılmış, farklılıklar gözlenmiş, eksiklikler tespit edilmiş, yani bir kitap ve yani bir elçi figürü oluşturulmuştu. KURGU olan bu kişiliğe başlangıç senaryosu gerekiyordu ki çocukluk seçildi. Kontrolü, denetimi, doğrulanması imkanı olmayan çocukluk…İletişim faktörlerinin bugüne kıyasla darlığını da dikkate alarak…

    2-) Aile/ Sülale kararıyla bilinçli bir KURGU…SABETAY’lar gibi… HEDEFE YÖNELİK ÇALIŞMA… Çünkü, Said Nursi kendisine verilmiş olan görev gereği misali sürekli YUKARILARI zorlar…

    Hep bir numaranın altındaki FİKİR BABASI rolünü üstlenir. Valilerle, Enver paşa ile, Emanuel Karasso ile, Patrik İle, Padişahlar ile, Talat paşa ile, Cevdet Paşa ile, Menderes ile…vs.

    Bu ilişkiler doğrular üzerinden, erdeme dair kaygılar üzerinden sürmüyor. Sürekli zorlanan ilişkiler ağı olarak tecelli ediyor…

    TARİHÇE…. Ve Tarihçe-i Hayat…!

    Said Nursi, Bitliste doğmuştur. İlk çocukluğunda problemli bir kişiliğe sahiptir. Uyumsuz ve geçimsizdir.

    Ailesinin maddi hali iyi olmalı ki eğitimi konusuna çok önem verilmiştir. Her deneme başarısızlıkla sonuçlansa da tekrar gönderilmiştir. Bu durum ülke gerçeğini biraz solumuş olanlar tarafından kolayca anlaşılabileceği üzere, hali vakti iyi ailelerin işleridir.

    Bütün zorlamalarla nihayet bir icazetname alınabilir. Tarih 1891 yani 14 yaşındadır.

    Burada bir şahsi görüşümü paylaşmak istiyorum. Said Nursi’nin hayatına baktığımda hep şunu görüyorum. Sürekli yukarılarda bir yerlere gelme arzusu…! Bu durum aklımı karıştırıyor. Acaba diyorum aile ya da yakın çevresi mi bu kişiyi bilinçli olarak zorladı? Sistemli bir KURGU muydu Said Nursi efsanesi…?

    Rüyasında yapılan (Geylani tarafından) ikazla Mardin’e Vali’yi İKAZ’a gider. Bir diğer rivayette ise orada iş ayarlanmıştır. Medrese de hocalık yapmaya gider…

    Kendi beyanına göre orada NAMIK KEMAL’in fikirleriyle tanışır ve çok etkilenir. Daha sonraları kaleme alınan kendisi ve müntesiplerinin de konuyla ilgili tanım ve iddiaları etkileyicidir. “Bayraktar Namık kemal, Sancaktar Said Nursi”….

    Mardine dair ortak olan bir olay vardır ki o da Mardinden elleri kelepçeliyken yani sürülürken iki askerle yaşadığı KELEPÇE-NAMAZ hikayesi… Olumsuz görüş sahibi kabul edilenlere göre ise, Mardin’i karıştırması sonrasında halkın infiali nedeniyle Vali’nin kendisini şehirden çıkartması….

    1895’e gelindiğinde ise bu defa Erzurum Valisi kendisini davet eder…

    1897’de ise Van Valisi Konağı… Her ne kadar bu süreye dair elimizde çok ayrıntı olmasa da Tahir Paşa ve Oğlu Cevdet bey/paşa ilişkileri bu dönemde gelişir…

    Enver Paşa diyalogları da muhtemel burada başladı… 10 yıl bu konak merkezli yaşam. Bir çok ilişkiler var bu on yılda ancak elimizdeki bilgiler henüz ittifak edilmiş bilgiler düzeyinde değil…

    1907 Tahir paşa referansıyla İstanbul’a gönderilir. Ferik Ahmet Paşa’nın konağında iki ay kalacaktır. Birlikte dilekçe hazırlamışlar… İnternette Ferik Ahmet Paşa yazın çıkan konağın resimlerini bir inceleyin…!

    Padişah’a hazırladıkları dilekçenin konusu da çok ilginç…! Van ve etrafında Üniversite kurma fikri…!

    Zaman ve kişilerde çok anlamlı… Enver Paşa ve Niyazi bey dağa çıkmış Padişaha isyan başlatmışlar, konuk olduğu Ferik Ahmet Paşa İttihat ve Terakki’nin Başbakanı olacak, teklif verdikleri II.Abdülhamid’de Osmanlı Tarihinde EĞİTİM müesseselerine en çok değer veren Padişah…. Nerdeyese bugün dahi kullanılan Lise ve Teknik Ünv. Binası dahil eğitim kurumlarının bütün binaları o dönemde yapılmış…!

    Gel de çık işin içinden…!

    1908 II Abdülhamid’le randevu ve sonrasında 1,5 ay Akıl Hastanesi, 1,5 ay Hapishane… ve Abdülhamid, II.Meşrutiyeti ilan eder…

    1908 Talat Paşa, Said Nursi’yi Toptaşı cezaevinden kaçırır ve hemen ardından İttihat ve Terakki’ye biat etmeleri için Said Nursi imzalı Kürt Aşiretlerine telgraflar…!

    1908 hapisten çıkmasının hemen bir-iki ay ardından SEALNİK’e gidiş ve meşhur Selanik VAAZI…

    1908 Selanik’te Emanuel KARASSO ile tanışma ve sohbet…! Başka neler vardı? Bilemiyoruz…! E.Karasso o gün Teodor Herzl ile beraber Abdülhamit’ten FİLİSTİN’de toprak parçası isteyen kişi…. Gel gör ki Bediüzzamanlık burada devrede değil….?

    1909 31 Mart olayı ve Abdülhamit’in hal/azl edilmesi. Eden kişi de YAHUDİ, Emanuel KARASSO…! İNTİKAM alınmış oluyor…!

    1909 31 Mart azmettiricisi olarak yargılanma… Gerekçe açıkça İNGİLİZ taraftarı olan Kıbrıslı VOLKAN gazetesi ki Kıbrısın İsviçre gibi Kanton olması için İngilizlere verilmesini savunuyordu ve İngilizler tarafından kurulmuştu…

    1909-1911 Doğu, Güneydoğu Kürt Aşiretleri, ŞAM HUTBESİ, Vahdettin ile KOSOVA VAAZI ve İ.T.C. övgüleri, DÖRT HALİFEYE BENZETMELER… filan…

    1913 Enver bey, İhtilal yapar ve Paşa olur, Genel Kurmay Başkanı olur, 6 ay sonra Başkomutan Vekili olur…

    1913-1916 Enver Paşa’nın amcası ile beraber ki TEŞKİLATI MAHSUSA’nın kurucusu kabul edilir. Milis kuvvetler oluşturup doğudaki Ermenilere KONTRGERİLLA Harbine iştirak…!

    1913-1915 CEVDET Bey/PAŞA ERMENİ TEHCİRLERİ konusunu biraz karıştırıverin…! Bakalım ne tür PİSLİKLERLE karşılaşacaksınız…?

    Bana Dostunu söyle, sana kim olduğunu söyleyeyim der büyüklerimiz….

    Kimmiş CEVDET PAŞA..? Sahi Said Nursi o esnada oralarda ne arıyordu dersiniz?

    “İstanbul’daki Amerikan Büyükelçisi Henry Morgenthau anılarında, “…faaliyetlerinden daha öncede bahsettiğim Van Valisi Cevdet Bey’in ünü tüm Ermenistan’a yayılmıştı. Cevdet bu ülkenin her köşesinde “BAŞKALE NALBANTI” olarak biliniyordu çünkü bu işkence uzmanı, Ermeni kurbanlarının ayaklarına at nalı çakarak, bütün işkenceler arasında başyapıt olabilecek bir işkence yöntemi keşfetmişti.” diye yazar. “

    NOGALES’in anıları için internette bir arama yaptırın bakalım nelerle karşılaşacaksınız? http://www.kuyerel.com/modules/AMS/article.php?storyid=6555

    1916 Said Nursi Rusya tarafından esir alınır… Ermeniler Said Nursi’yi öldürmeye kalkarlar ama Rus Ordusunda bulunan Müslümanlar kurtarır. Halbuki Said Nursi’nin kendi anlatımlarına bakılırsa Ermenileri korumuştur… Ama her ne hikmetse Ermeniler onu öldürmeye çalışacaklardır…! NEDEN..?

    1918 Said Nursi Kosturma’dan kaçar/kaçırılır…! Kendisi eserinde bundan hiç bahsetmez. Bu tavır Şükran Vahideye göre kasıtlıdır….!

    1918 Dar’ül Hikmet azalığı… Kim seçmiş? ENVER PAŞA…!?

    1922 Sakarya Savaşını Kazanan M.Kemal, ardından iki ay sonra öldürülen Enver Paşa efsanesi biter…

    1922 Kasım/Aralık M.Kemal Said Nursi CEVDET Bey aracılığıyla Ankara’ya davet eder. Niçin? Kendisine BİAT ETMESİ için….

    1926 M.Kemal, Said Nursi’yi Barla’da ikamete zorlar.

    1935 İnönü, Said Nursi’ye açık cephe alır ve hapishane günleri başlar…

    1950 Bu tarihten sonra Said Nursi küllerinden yeniden doğar ve eseri Risale-i Nur ile çıkış yapar…

    SONUÇ…

    Said Nursi’nin hayatı bilinmezlerle dolu bir İKTİDAR OYUNU’dur.

    Asla SALİH/MÜTTAKİLER’in hayatı değildir yaşanan….

    KURGU/SENARYO bir Ulemalıktır ortaya sunulan…

    Ne cennet vardır uyanlara ne de Cehennem…

    İşte benim tarihten gördüklerim bunlar….

    HİKMET ve SAİD NURSİ ….

    Sitenin konuyla ilgili bir sayfa açtığını duyurmasının ardından 9 Mayıs tarihli ilk yazı bana aittir. Bu yazımda neden yazma ihtiyacı duyduğumu aktarmıştım.

    2009 yılında o ana kadar dikkatimi çekmeyen Said Nursi’ye dair Kur’an’a muhalif bir çizgiyle anlatılanlar hiç dikkatimi çekmemişti.

    Risaleleri okudukça, Kur’an dışı iddialar bizzat Said Nursi ağzından sunuluyordu. O mu yazar başkası mı bilemem ama öyle yazıyor ve öyle anlatılıyordu. Ki Cemaatin önde gelenleri de öyle inanıyordu. Her ne kadar Hekim olan Bacanağım F.Gülen taraftarı idiyse de genelde arkadaşlarım Yeni Asya gurubunu teşkil ediyordu. Edindiğim tecrübeler ve bilgiler de o gurup kaynaklıydı…

    1- Said Nursî’ye Yakıştırılan Özellikler; İlm-i Ledün ve Vehbi ilim sahibi olduğu, Peygamberimiz siaivi tarafından ilim verildiği iddiası, Bediüzzaman olduğu iddiası, Birlik makamında olduğu iddiası, Bediuzzaman olduğu iddiası, Âlemlere rahmet olduğu iddiası, Darda kalana yardım ettiği iddiası, Kur’ân’ı ve Allah’ın isimlerini taşıdığı iddiası, Her devirde farklı kimlikle ortaya çıkma iddiası, En büyük mürşit ve müceddid olduğu iddiası, Said Nursî’nin kurtarıcı olduğu iddiası, Said Nursî’nin şefaatçi olacağı iddiası, bir şiirinde öleceğini ve mezarının yıkılacağını bildiğini ve 40 yıl önce bildirdiğini, Kıyametin kopuş zamanını 3 ayrı zamanla bildirdiği, Gayb’ı Hz.Ali, Geylani, Gazali, Rabbani gibi evliyaların bildiği ve bu zatların kendisini yönlendirdiği, Hz.Ali ile sürekli günceli dahi görüştüğü, kendisinin Hz.Hamza gibi sahabe tarafından korunduğu, zehirlenmesinin önlendiği…vs. gibi…

    Mesela ona göre Kur’ân’ın 33 âyetinde kendisine ve Risale-i Nur’lara işaret edilmektedir . İddiasını ispat için Ebced ve cifri kullanmaktadır.

    Said Nursî diyor ki: “زَيْتُهَا يُضِيءُ وَلَوْ لَمْ تَمْسَسْهُ نَارٌ نُّورٌ يَكَادُ = Ateş değmese bile, nerdeyse yağın kendisi aydınlatacak gibidir. Nur cümlesi, işaret eder ki: Resail-in Nur müellifi de ateşsiz yanar. İlim elde etmek için masrafa ve ders sıkıntısına ihtiyaç duymadan kendi kendine nurlanır, âlim olur .”
    “Evet, bu mucizeli cümlenin üç işareti vardır; ikisi elektriğe ve Resail-in Nur’a yaptığı işarettir; bunlar birer gerçektir. Üçüncüsü de müellif hakkındadır; o da tümüyle gerçektir. Tarihçe-i hayatını okuyanlar ve hemşerileri bilirler ki; medrese usulüne göre “İzhar” kitabından sonra onbeş sene ders almakla okunan kitapları, Resail-in Nur müellifi yalnız üç ayda okumuştur.

    2- Risale-i Nurların Kutsallaştırılması ; Risale’nin eksiksiz ve Noksansız olduğu, Kur’an’ın ARŞTAKİ yerinden İKTİBAS edildiği/ NÜZUL ETTİĞİ, Urvet’ül Vüska , Hablullah olduğu, Risale-i Nur’un Kur’an tarafından onaylandığı iddiası, Risale-i Nur’un Türkçe olması, Risale-i Nur’un günaha kefaret olduğu, Risale-i Nur’u okuyanın ALİM OLDUĞU iddiası, Said Nursî’ye YAZDIRILDIĞI iddiası, Adını Hz. Ali’nin verdiği iddiası, Hz. Ali’nin Risale’den ŞEFAAT DİLEDİĞİ iddiası, Hz.Ebubekir’in bir hutbesinde 29. sözden bahsettiği, Risale’nin lâ ilâhe illallah’a delil olduğu, Risale’nin kurtarıcılık yaptığı iddiası, Ayetlerin AYETİ olduğu, Bir mağazayı yangından koruduğu iddiası, İhmal gösterenlerin Şefkat Tokatıyla, karşı olanların DEPREM , KITLIK ve yangınla cezalandırılacakları iddiası, Kurtuluşun Nur Cemaatinde Olacağı, Cevşen’in VAHİY olduğu, SEKİNE’nin Hz.Ali’ye Cebrail marifetiyle verildiği,…vs. gibi…

    Said Nursî’ye göre Risale-i Nur, Kur’ânın yüzden fazla tılsımlarını, muammalarını çözen ve ortaya çıkaran en inatçı dinsizleri susturup çaresiz halde bırakan bir kitaptır. (Emirdağ Lâhikası (1), Mektup No: 24, a.g.e, c. I, s.1695.)

    Said Nursî bir başka yerde şöyle diyor: “Bir sene bu risaleleri ve bu dersleri anlayarak ve kabul ederek oku-yan; bu zamanın önemli ve gerçekçi bir âlimi olabilir. Eğer anlamasa bile Risale-i Nur şakirtlerinin bir manevi kişiliği olduğu için o kişilik şüphesiz bu zamanın bir âli-midir .” (Said Nursî, Lem’alar, Yirmi Birinci Lem’a, c. I, 672.)

    Kavramların içersi boşaltılıyor,

    Normal bir insan bu kavramlarla karşılaştığında hiçbir şey bilmediğini düşünsek dahi fırsattan istifade bir şeyler kazanmaya çalışan tüccar zihniyetli değilse en hafifinden uzak durmaya çabalardı…

    Bir insan normal ve sağlıklı ise bu kavramların yanlış, hatalı ve Kurgu olduklarını anlamaması İHTİMAL ve İMKAN dışındadır….

    Bir kez daha üzerine basa basa ve iddia ile diyorum ki

    Bu kavramların yanlış, hatalı ve Kurgu olduklarını anlamama İHTİMAL ve İMKANI olamaz….

    Daha öncesinde gündeme gelmediği için, konuyla ilgili bilgisi olmama, ilk defa bu eleştirler sonucunda duyma hali varsa, bu kimse, anlatımları duyduğu anda çocuk yaşta değilse YALAN, KURGU, SENARYO olduğunun en azından ŞÜPHESİNİ duyar.

    Kaygısı İslam olan bu konuyu ALIŞKANLIKLARINA ya da Mahalle baskısına göre değil Allah’a ve son indirdiği kitap olan Kur’an’a adresleyerek yani HAKEM KUR’AN nitelemesiyle konuyu tetkik eder… ETMELİDİR…!

    HİKMET….

    “Rüya da Peygamberimizi gördü, İlim istedi, bir başkasına soru sormamak kaydıyla kendisine ilim verildi” cümlesi ile neredeyse Said Nursi hakkında nerede inceleme yapmaya kalksanız, illa karşılaşırsınız…

    1907’nin sonlarında İstanbul’da Şekerci Handaki otel anlatılır ve öz kardeşinden yapılan nakille odasının kapısının üstünde “ Kimseye soru sorulmaz Sorulan her soruya cevap verilir” ibaresi bulunan esrarengiz ÖZEL bir şahıs nitelemesi yapılır.

    Allah-u Teala herkese akıl vermiş, kalp vermiş… Bu cümleyi hala eserlerde niçin yazarlar? Merak ederim…. Bir Peygamber kendisinde olmayan şeyi MÜTESELSİLEN bir başkasına nasıl verecekmiş?

    Allah-u Teala Kur’an-ı Kerimde bizleri uyarıp/müjdelemek amacıyla gönderdiği elçilerinin isimlerini ve görev alanlarını anlatır. Mesela En’am Suresi 83-89 ayetler arasında 18 Peygamberin adı zikredildikten sonra 89.ayetin başında “Bunlar, kendilerine KİTAP, HİKMET VE PEYGAMBERLİK verdiklerimizdir….” Der. Yani Peygamberimiz hariç 18 Elçiye, insanlara doğru yolu göstersinler diye AYET inzal olmuş, KİTAP verilmiş ve HİKMET verilmiş….

    Bakara suresi 129. ayette İbrahim a.s. duasını konu eder ve ““Rabbimiz! İçlerinden onlara bir PEYGAMBER gönder; ONLARA ÂYETLERİNİ OKUSUN, KİTABI VE HİKMETİ ÖĞRETSİN ve onları her kötülükten arındırsın….”

    Bakara Suresi 151. ayette “Nitekim kendi aranızdan, size âyetlerimizi okuyan, sizi her kötülükten arındıran, SİZE KİTAP VE HİKMETİ ÖĞRETEN,….”

    Bakara Suresi 231.ayette “…Allah’ın üzerinizdeki nimetini, SİZE ÖĞÜT VERMEK İÇİN İNDİRDİĞİ KİTAB’I VE HİKMETİ hatırlayın…..”

    Al-i İmran Suresi 164. ayette de “Andolsun, Allah, mü’minlere kendi içlerinden; onlara âyetlerini okuyan, onları arıtıp tertemiz yapan, ONLARA KİTAB VE HİKMETİ ÖĞRETEN BİR PEYGAMBER göndermekle…”

    Bu ayetlerden ve konuyla ilgili tefsirlerin incelenmesinden anlarız ki Allah-u Teala seçtiği peygamberlerini Kitabı veriri ve HİKMETİ ÖĞRETİR, ya da KİTABI ve HİKMETİ verir.
    Buradan anlarız ki elçiler kendi başlarına çok uzun uğraşlarla elde edebilecekleri Allah’ın yarattığı ve indirdiği ayetleri arasındaki ilişkiyi yani doğru hükmü ve doğru kararı HİKMETİ Yüce Allah’tan alırlar… Peygamberlik Meslekleri gereği/şartı.

    Pekiyi bu HİKMET sadece Peygamberlere mi verilir? Hayır…!

    Bunu da Bakara Suresi 269. ayetten anlıyoruz “Allah, HİKMETİ DİLEDİĞİNE VERİR. Kime hikmet verilmişse, şüphesiz ona çokça hayır verilmiş demektir. Bunu ancak akıl sahipleri anlar.”

    Öyleyse HİKMET’e çok çalışanlar ile gereğini yerine getirenlerde ulaşabilir… Kur’an’a göre bu yol herkese açıktır….

    Bu Kur’an Hak olduğuna göre, bizlere Bir Başkasına Kul Olmayalım diye bizzat Allah tarafından açıklanıyor ise (Hud 1,2. ayetler) Doğru bilgi ve Doğru Hüküm olan HİKMET, bütün Peygamberlere verilen ancak gereğini yerine getirenlere de Allah’ın verdiği, verebileceği bir konu olarak taahhüt edilmişken…

    PEYGAMBERİN VERDİĞİ İLİMLE İLİMLENMEK demekte ne demek ….? Ardından “Bir başkasına soru sormamak kaydıyla sana ilim verdim demek…”

    Bu sözü Kur’an’dan haberdar olan, Kur’an’ı anlamaya çalışan bir Mü’min söyleyemez…! Çünkü böyle bir bilgilenme türü yok.

    Said Nursi ve Nurcuların var kabul ederek, üzerine bina inşa ettikleri kavram Kur’an’da OLMAYAN ve HAYALİ bir kavramdır.

    Said Nursi çok çalışıp gereken gayreti gösterse Allah-u Teala ona Hikmeti zaten verilebileceğini bildiriyor.

    1-) Burada Said Nursi’ye az gelen, yetmeyen ne?

    Said Nursi ilim tahsil etmediği için böylesi bir zaafa düştüğü kanaatindeyim. Kur’an’da böyle bir konunun olduğundan belki de haberi yoktu…!

    Aksi takdirde neden bütün felsefesini böylesi çürük, şaibeli, bir türlü arkasının toplanamadığı yalan bilgiye mesnetli kursun?

    Şimdi buradan hareketle, Yukarıdaki, PEYGAMBERİ İLİM, mevzuu kişinin önüne geldiğinde kolayca bunu ayır edebilmesi gerekirken, Allah şeytana bile izin vermişse sevgililerine neler yapmaz edebiyatıyla yeni bir model anlayış ve yeni DİN peydahlanmış oluyor.

    İŞTE bana göre RİSALE ve SAİD NURSİ budur vesselam…

    Herkese hayırlı Bayramlar….

  • poyraz efe diyor ki:

    sayın tartışmacı arkadaşlar,
    siz günlerdir burada belki gerekli belki gereksiz bir tartışmanın içindesiniz.hergün yazılanları takip ediyorum.ve ulaştığım sonucu sizlerle paylaşmak istiyorum.
    sizler burada tartışırken hiç düşündünüz mü?
    somali de kaç müslüman açlıktan ve susuzluktan öldü?
    suriye de kaç din kardeşi birbirini katletti?
    filistinde kaç direnişci veya kaç kadın veya kaç çocuk yahudiler tarafından öldürüldü?
    ırak da kaç müslüman yine başka bir müslüman gurubun bombaları ile öldü veya yaralı kaldı?
    yakın zaman da bosna’da çeçenistan’da afganinistan’da libya’da mısır’da kaç müslüman ne için öldürüldü?
    şu dakikalarda acaba kaç myanmarlı müslüman katledildi?kaç yavru yetim kaldı?
    osmanlı tarih sanhesinden çekildiğinden beri müslümanlar ya yahudi ve hiristiyanlar tarafından yada onların oyunlarına gelmiş din kardeşleri tarafından yıllarca katledilmektedir.sizler savaşları tarih kitaplarının yazdığı 3 satır cümle ile başlayıp biten olaylar bütünü sanırsınız.oysa ki savaşlar insanlık tarihinde geride derin izler bırakan olaylardır.bazen çocuklar katledilir,bazen cocuklar yetim kalır,kadınlar ya katledilir ya tecavüz edilir yada dul bırakılır.sakat kalanlar,yokluk içinde,sefalet içinde yaşayanlar da savaşların bir diğer mirasıdır.
    görüyorum ki;müslüman tüm bunlara sırtını dönmüş hatta deve kuşu gibi kafasını toprağa gömmüş ama varlığını belirtmek içinde sonu gelmez tartışmaların tarafı olmuştur.böylelikle topluma;kendi yolunun hak yol olduğunun mesajını verme gayreti içinde çırpınırken,iki adım yanında katledilen kardeşinin üzerinde kalan hakkını nasıl ödeyeceğini düşünme lütfunda bile bulunamamıştır.içinde bulunduğu cemaatin veya tarikatin veya topluğun ona vaadettiği mertebeleri aşk ile çıkarken müslümanlara yapılan bü zülümlerin Allah’ın yüce dinine bir saldırı olduğunu bile idrak edecek mertebeye ulaşamamıştır.bir an olsun gözlerini kapatıp; yapılan zülümlerin kendisine yapıldığını,evladının hunharca katledildiğini,eşinin vahşice öldürüldüğünü hayal edip,kan ter içinde hayalinden uyanmamış, gaflet içinde kendini avutacak hayallerin peşine düşmüştür.
    saygıdeğer tartışmacı arkadaşlar,
    sözüm ne bu tartışmanın taraflarınadır ne de bu tartışmanın dışında olan diğer oluşumlaradır.sözüm önce kendimedir sonra din kardeşime… bırakalım bu sonu gelmez tartışmaları…dünyanın hangi döneminde islam ve müslümanlar bu kadar büyük ve acımasız bir saldırıya maruz kalmıştır onu tartışalım.tartışalım derken kısa vade de nasıl çözümler üretiriz ona bakalım.hepimiz tevhid inancına sahibiz ama hepimizde ayrı ayrı oluşumlar içinde birbirimize çağrı atıyoruz ”gel tevhid burada” diye…
    Hepimiz Allah’ın yazdığı kadere iman etmiş insanlarız.şimdi size sorarım teslimiyet kafamızı devekuşu gibi toprağa gömmek midir? Allah Resulu’nün -sallahüaleyhivesselem- ”kendisi için dilediğini din kardeşi için dilemeyen olgun mümin olamaz”sözü size neyi hatırlatır? yoksa ham mümin olmak bizler için yeterli midir? sorgulayın arkadaşlar!… doğruyu ve hakkı araştırın…ilim öğrenin,dini iyi öğrenin… ve sakın ha Allah’ın size bahşettiği aklı küçümsemeyin,Allah’ı gücendirmeyin… tabiki alimlerin öğretilerinden yararlanın.alimler,bilgeler olmasa ilim nasıl öğrenilir.matematik öğretmeniniz olmasaydı nasil matematik öğrenebilirdiniz? ama birgün matematik öğretmeninizden daha iyi bir matematik öğretmeni olabiliyorsaniz işte yükselmek budur.ve ne güzel bir matematik öğretmeniniz varmış ki sizi ilimde yüksek noktalara varmanızı sağlamış.din alimleride böyledir.onlarında amacı bize dini doğru ve noksansız öğretmek…ömürlerini geceli gündüzlü bu gaye için geçirmiş olan alimlerimizden Allah razı olsun…insan hatalar yapa yapa doğruyu bulur.öğrendikçe araştırdıkça doğruya daha da yaklaşırsınız.doğruya eriştiğinizde ise artık o yolda yaptığınız hataları tekrar etmezsiniz.o yüzden sorgulayın,sorun,araştırın,öğrenin….
    sözü fazla uzatmadan derim ki;-” pür ateşim açtırma ağzımı zinhar,söyletme beni zalim derunumda neler var!”(Erzurumlu Mehmet Akif Bey)
    Kadir Geceniz Mübarek Olsun…

    • abayindir diyor ki:

      Poyraz Efe,

      Sözlerinizin, yapılan tartışmalarla uzaktan yakından ilgisi yoktur. Burada Allah’ın kitabına yüzdeyüz ters hükümler içerdiği halde Allah’ın Kitabı yerine konan bir kitap ve o kitabı merkeze alarak müslümanları farklı alanlara çeken bir akımla mücadele ediliyor. Siz ise yersiz, gereksiz ve kibir dolu ifadelerle bu önemli mücadeleyi küçümsüyorsunuz. Bu yöntemle istediğiniz hedefe ulaşamazsınız.

  • Ahmet Fehmi diyor ki:

    Saygıdeğer Abdulaziz Hocam,başarılı çalışmalarınızı lezzetle takip ediyorum.Yanlız bu sayfada tartışmaları görünce açıkçası üzülmemek elde değil.Şimdi onca emeğiniz benim kanaatim böylesine cadı kazanına arı kovanına dönüşmüş karşılıklı sen böylesin…. yanlışsın….. o yanlış…. işte şerik koşmuş vs…Evet Resul açıkça bir uyarıcı olarak gönderilmiştir,ancak renklerin flu olduğu bir zeminde değil her safın net olduğu bir dönemde.Şimdi ben kendimden bir örnek vereyim siz bu toplumda “Benim mezhep tabiiyetim yok,mezhep imamlarının hepsi de büyük alimlerdir,ancak yanıldıkları noktalar olabilir,işte şu hadiste şöyle denilmiş ama burada böyle yorumlanmış bu alimlerin çoğu Tebe-i Tabiin devrinde yaşamış şu açıktır sadece İmamı Şafii hadisleri toplayarak bir eser oluşturmuş,ben en basitinden abdestle ilgili hükmü hem İmam-ı Azam hem de İmam-ı Şafii’nin içtihadına göre uyguluyorum ” dediğiniz zaman hemen sizi tekfir eden insanlar guruhuna “Yahu birader senin mezhebin ne?” dediğin zaman “Hanefi elhamdulillah”-”Yahu e peki kardeşim senin tabii olduğun mezhebin büyük imamının talebeleri bile hocalarının bazı uygulamalarını reddetmiş(İmam Ebu Yusuf,İmam-ı Muhammed)”- “Olur mu canım hadi ordan pis zındık” derler.Ben de Rabbim’in dediğini derim o zaman وَاعْتَصِمُواْ بِحَبْلِ اللّهِ جَمِيعًا وَلاَ تَفَرَّقُواْ وَاذْكُرُواْ نِعْمَةَ اللّهِ عَلَيْكُمْ إِذْ كُنتُمْ أَعْدَاء فَأَلَّفَ بَيْنَ قُلُوبِكُمْ فَأَصْبَحْتُم بِنِعْمَتِهِ إِخْوَانًا وَكُنتُمْ عَلَىَ شَفَا حُفْرَةٍ مِّنَ النَّارِ فَأَنقَذَكُم مِّنْهَا كَذَلِكَ يُبَيِّنُ اللّهُ لَكُمْ آيَاتِهِ لَعَلَّكُمْ تَهْتَدُونَ,Ali İmran 103.Şimdi sevgili hocam Said-i Nursi size göre ya da başka bir deyişle belirlenen ölçütlere göre diyelim ki yanlış yapmış, bırakın onun düşüncelerine inanan insanlar istedikleri gibi inanıp yaşasınlar.Sizin eleştirileriniz o düşünceye olan sadakatin samimileşmesine neden olmaz mı?Siz çalışmalarınızı doğrular üzerine ve kişilerden bağımsız olarak yaparsanız benim kanaatim lütfen kabalığıma verin daha sağlıklı olur (sempatik görünme gayretiniz yok biliyorum ve doğru buluyorum size göre dos doğru kullanıyorsunuz ifadelerinizi ama antipatik olmazsınız) gibime geliyor.Böylece doğrularınız daha geniş kitlelere ulaşır Allah’ın sık sık ifade ettiği “Hiç akletmez misiniz?” belki diğer insanların uyanışına vesile olur.Sonuçta tüm yaşamış ve sorumluluk çağına erişmiş her bir birey Alemlerin Rabbine hesap günü hesabını verecek.Hocam lütfen vazgeçin kişilerden.Eleştirmeye kalkarsanız bu konuda kişi darağıcınızı bir yoklayın bakalım kaç kişi kaç düşünür kaç alim bulursunuz.Yanlışları ya da doğruları Kur an ve Sünnet ışığında hepimiz algılayabilecek çağdayız.Siz bize ancak doğru olanı beyan edin,üzerinizdeki sorumluluk kalkmış olur sevgili hocam.Saygı ve Muhabbetle ellerinizden öperim.

    • abayindir diyor ki:

      Ahmet Fehmi Bey,

      Herhangi bir kişisel hesap yapmadan, Kur’an ışığında uyarılarımızı artırarak devam ettireceğiz. Lutfen duygusal ifadeler kullanarak insanları yanlışa sürüklemeyin.

  • fatihyavuz diyor ki:

    selamün aleyküm arkadaşlar.öncelikle ben hiçbir gruba dahil değilim vede hayatımın şu anına kadar da hiç bir gruba dahil olmadım.kendimi bildim bileli hep müslüman olarak bilirim.dersanede olsun üniversite ortamında olsun cemaati dışardanda olsa tanıdım bu sayedede risalei nurları duydum.burdaki tartışmalara denk gelene kadar risaleleri okuma niyetim vardı hele sadeleştirmelere başlayınca okuma isteğim daha da artmıştı.burdaki tartışmalarda gördüğüm onlarca örneklerden birkaç tanesi beni okumak fikrinden vazgecirdi.onlar da işte said nursinin geylaniden kaybolan cevizi için bile himmet beklemesi,ebcedle alakalı olan konular,sekine gibi şeyler.şunu size belirtmek istiyorum ki ben bu siteye bakmadan risaleleri okumaya başlasam ve bu ifadelerle karşılaşsam bu beni risaleleler hakkında şüpheye götürürdü ve sorgulardım.çünkü ben kuran meallerini çok kez okudum vede devir yaparak hala okumaya devam ederim.kurandaki ayetlere göre bu aklıma yatmadığından sorgulardım.ben bunu önceden nur cemaati evlerinde kalmış ve risaleleri okumuş en samimi olduğum arkadaşlarımdan birisine söyledim bu sitedekileri ve şaka yoluylada olsa beni vehhabilikle itham etti.ve şunu müşahede ettim ki millet olarak gruplaşma içimize işlemiş.birbirimize etiket yapıştırmadan duramıyoruz.neden öncelikle saf müslümanlar olarak bir araya gelipte ondan sonra aramızdaki ihtilafları halletmiyoruz da ta en baştan birbirimizi şuculuk buculukla itham ediyoruz.sizlerden ricam birbirinizi itham etmeden tartışma yapmanız.bu daha sağlıklı olacaktır.yoksa haklı iken haksız çıkabilirsiniz.öncelikle karşıdaki kişiyi müslüman olarak kardeşiniz görmemiz lazım.bunun haricinde gruplaşmaların ötesine gecemeyiz.yeni gruplaşmalara yol açmış oluruz.lütfen tartışma uslubumuza dikkat edelim.
    Son olarak risalei nurlarla ilgili şunları söylemek isterim.ben okumaktan vazgectim ama size okumayın demiyorum diyemem de kendimi öyle bir hakka sahip görmüyorum ya da o seviyede bir insan değilim çünkü bilgim olmadan yanlış bir şey söyleyerek vebal altına girmekten korkarım.ama risalei nurlardaki kafama ters gelen şeyleri arkadaşlarıma anlatacağım onların fikrini öğrenmek acısından ve de onlarında düşünüp araştırıp sorgulamalarını sağlamak için.zaten kuran ve sahih hadis hariç diğer kitaplara bu tarz yaklaşmamız gerekmez mi bundan daha doğal olan nedir.okuyun ama risalei nurların kurana göre size ters gelen şüpheye götüren şeylerini sorgulayın araştırın.bu daha sağlıklı bilgi edinmenizi sağlayacaktır.ama sizlere önerim öncelikle okumanız gereken kitapları okuduktan sonra bu kitaplara gecmenizdir.öncelikle kuran mealini ondan sonra hadis kitaplarından güvenilir bir tanesini okumanız gerekir.bundan sonra diğer kitapları okumaya başlayın.böyle yaparak okuduğunuz kitabı kurana ve hadise göre değerlendirme yetisine sahip olmuş olursunuz.yoksa okuduğunuz kitabı öncelik edinersiniz ki zannımca bu yanlış olacaktır.
    Diyeceklerim bu kadar Allah a emanet olunuz.Allah ım yanlış bişi yazdıysam sen beni affet.Allah ım senin azabından senin merhametine sığınırım.
    (abdulaziz hocam ben şimdiye kadar tefsir kitabı okumadım sizin öncelikle önereceğiniz tefsir kitabı hangisidir.ve şimdiye kadar hep hasan basri çantay meali okudum.şimdi suat yıldırım mealini okumaktayım.bundan sonra hangi meali okumamı önerirsiniz.)

  • sabit diyor ki:

    “Hz.Muhammed Allah’ın rasulü olsa da insandır, …”
    hata tesbiti bir referans işidir. bu tesbiti hangi referansa göre yaptınız…
    Efendimiz hakkında konuşurken lütfen manayı incitmemeye dikkat ediniz…

    herkes işini yapsın…
    Af buyrun ama tuvalet adabına kadar en ince ayrıntıyı ders aldığınız bir Zatın (asv) hatalarını tesbit etmek; O da hata yapabilir demek, had bilmemezliğin son haddidir…
    Efendimizin (asv) isminin geçtiği cümlelerin kelimelerini cımbızla seçmelisiniz…

    Efendimiz (asv) de insandı evet ama ne insan…

  • Nur Talebesi diyor ki:

    Sayın Recep,
    Perişan ifadelerin gramer ve yazım hatalarıyla bütünleştiğinden tam bir faciaya dönüşmüş.
    Ne ele avuca gelir bir cevap var,ne de bir ilim..
    Evliyayı ve kerameti münkir,sapıkça ve “dall” fikirlerin umarım ölmeden evvel değişir.
    Bu dünya hayatı senin gibi muannidleri dahi ilzam edecek derecede Allah dostlarının mübarek varlıklarıyla ve zaman zaman mazhar oldukları,lutf-u İlahi,ihsan ve ikram-ı Rabbani olan kerametlerle dopdoludur.
    Sen güneşe söven bir körsün.
    Bize gücün yetmedi,tuttun M.Efendi mübareğe saldırıyorsun.
    Saldırdığın insanlar Kur’an’ı tefsiriyle,mealiyle,Türkçesiyle Arapçasıyla senden iyi biliyorlar.
    Senin ilim adına yarım yamalak kurcaladığın meal yerine neyin var inan merak ediyorum.
    Bu forumun tadını kaçırdınız.
    Zaten kimsenin beş para önemsemeyip gülüp geçtiği bir karanlık sayfanız var.
    Ben yine de “belki..” demiştim ama bu tavrınızla ben de artık olmayacağım gibi.
    Seviye yok,ilim yok,delil yok..
    Hezeyan,iftira,çarpıtma,tek taraflı uydurma ve düzmece bilgi ise çok ki çok…
    Rabbim sizlere cidden hidayet versin.
    Sizler iflah olmaz ateist takılan kemalistlerden,cahil kafatasçı ülkücülerden daha iflah olmaz,ebucehil karpuzundan daha tatsız bir garip azınlıksınız.
    Allah akıl fikir versin..
    Sizlerle yazışınca hep şu ayet dilime dolanıyor:
    Rabbena la tuziğ kulubena…”
    Amin..

  • sabit diyor ki:

    Filiz Hanıma
    Umarım çocuk sahibi değilsinizdir. Bir çocuğun alacağı anne terbiyesi siz de yok. Yazınızdaki kalitesizlik, ahlaki seviye düşüklüğü için sizi kınıyorum…
    bunu yazmak zorunda kaldığın için özür dilerim…
    kırılmamanız temennisiyle…

    Filiz hanım yazınızda bir hayli iftira var, pardon iddia diyecektim;
    lütfen bunları delillendiriniz…
    hepsini araştırmak zor olabilir. sadece şunu delillendirin;
    “Çünkü o sizin kuran okumanızı bile istemiyor. ”
    cevabınızı bekliyorum…
    bu arada üslup sıkıntısını bir an önce halletseniz iyi olur; size yakışmıyor…
    unutmadan; İnsanları çözmek kolay değildir; Evde birbirine dolaşmış dantel yumaklarını çözmeye benzemez. aynı yöntemler de kullanılamaz…beni çözmeye çalışmayın, ne öğrenmek istiyorsanız net sorun cevaplandırmaya çalışayım…

  • Mete Firidin diyor ki:

    Yanlış söyledim. Tam bir abdussaidi narsi.

  • burhan yılmaz diyor ki:

    Selamun Aleyküm…

    Sayın M.Paksoy demişsiniz ki;

    ”…tahkir ve tezyif ettigi halde ama maaşını eksiksiz aldıgı TC nin yetiştirdigi

    “”abayındır”” kokusunu neşreden kuranamı çagırıyosun ..”

    bu cümle içerisinde geçen ”“”abayındır”” kokusunu neşreden kuranamı çagırıyosun ..”

    ifadeniz çok çirkin. Çünkü kur-an sadece kendi kokusunu yayar. Bu sizin kur-an’a bakış açınızı yansıtır. Epeyce yamuk bir bakış açısı. Kur-an’a çağıran hiç kimse kendi kokusuna çağıramaz. Her ne kadar bazı insanlar bizde kur-an’a çağırıyoruz deselerde hemen üstadlarının kitaplarını öne sürereler ve açık verirler. Mesela eğer takip ettiyseniz burada hiç bir nurcu kardeşimiz bizleri kur-an’a çağırmadı. Hep risale-i nur’a çağırdılar.

    Ayrıca ”maaşını eksiksiz aldıgı TC nin yetiştirdigi” şeklinde ”itibarsızlaştırma” amaçlı bir cümle kurmuşsunuz, çok yazık size. Önemli olan kimin yetiştirği değildir. Önemli olan kime tabii olduğudur.

    Mesela; Musa’yı(as)firavn yetiştirmiştir ama Musa Allah’a tabii olmuştur.

    Mesela; Nuh oğlunu yetiştirmiştir ama oğlu şeytana tabii olmuştur.

    Umarım anlamışsınızdır. Eğer aklınızı askıya almadınızsa.

    Allah’a emanet olun.

  • eren durmuş diyor ki:

    m. paksoy;

    sizde islam mümini misiniz? yoksa işinizi,yemeğinizi,sadakanızı,nafakanızı veren cemaatin emir erimisiniz???

    yada bunlardan biri değilse, bir kişiliğiniz varmıdır?

  • eren durmuş diyor ki:

    nur talebesi;

    benim ”sizin bu sayfayı sürekli ziyaret ettiğiniz iddamı” boşa çıkarmadığınız için teşekkürler.
    demişsinizki;

    Nur Talebesi diyor ki:
    13 Ağustos 2012, 08:12
    Sayın Eren,
    Fazla hissi ve anlamsız yazıyorsunuz.
    Koca yazınızda konu buymuş gibi yine F.Hoca’da takıntı yapmışsınız.

    ———————————————————————–

    biz burda (eğer ctrl+f tuşu ile arattırma yaparsanız) benim adımla arattırma yaparsanız kimlere ne sorular sormuşum, o kişilerden cevap alabilmişmiyim görürsünüz. o kişilere bir örnekte sizsiniz, en başından laf kalabalığı yapmadan soru-cevap şeklinde yürüyebilseydik daha sağlıklı olacaktı ama sizin kibirinizi size kırdırmak biraz zaman aldı.

    size en son ”madem risale kuranın tefsiridir, saide vahiy değilde ilham yoluyla Allah katından bazı şeyler yazdırılmıştır o halde, mehdi deccal ve Hz. isanın geleceği kuranın neresinde geçerde said bey bunu tefsir etmiştir??? (lütfen uydurma hadis rivayetlerinden örnek vermeyin, bu risaleyi ”buharinin rivayet kitabının tefsiri” yapar.)..evet , günümüze kadar ortaya çıkmış tefsir çalışmalarında rivayetlerle açıklama yoluna gidilmiş,ancak Kuranda belirtilmiş (açıkça) durumları açıklamada destekleyen rivayetler kullanılmıştır. ancak mehdi-deccal falan kuranda bahsedilmez. acaba said bey bunuda cifir hesabıylamı bulmuştur??? (cifir hesabınıda bildiğinden emin değilim,yarı ümmi olduğunu söyleyip duruyor,ne anlar cifirden ebcedden).

    diğer bir konu, saidi kürdinin iddasına göre risaleler ve saidin kendisi , kuran içerisinde belirtilerek işaret edilmişlerdir. biz biliyoruzki (kuran okuyan herkez Allahın bu şartını bilir).

    Allah hiç bir peygamber göndermemiştirki,kendinden önce gelen elçileri tasdik etmesin,kendinden sonra gelecek olanı müjdelemesin. kutsal kitaplar içinde bu geçerlidir,bunuda şart olarak Allah kuranda açıkça belirtir. şimdi bu durumda saidi kürdi Allahın elçisi, risalede Kutsal kitap olmuyormu? (hadi diyelimki saçmaladım)

    -sizin bu risalede diyor ki, mehdi gelecek ve risaleyi kendisine program edinecek.
    -neden kuran ile değilde, risale ile hükmedecek diye soruyoruz?
    - e risale zaten kuranın tesfiri olduğu için, risale=kuran diyorsunuz.. (inanmıyorsanız serhan mansuroğlu diye arattırın,burdaki insanlarn aklında yer edebilecek düzeyde cehalet sergileyen bir arkadaşınızdı).

    -ama bakıyoruzki,risale kuranın tefsiri olamaz. çünkü kuranın bütün ayetleri hakkında görüş bildirmiyor,hatta bazı hükümlerde kuranda bulunmayan hükümler?? bu durumda kuranın tefsiri olmaktan çıkıp,başlı başına ilahi bir kitap oluyor.

    lütfen bize bunları açıklarmısınız, hissiz bir şekilde size tartışmanın nerelerde kilitlendiğini, sizin risaleci arkadaşların nerelerde sıkışıp terki diyar ettiğini ifade etmek istedim. umarım bu sefer sorulara (gerçek) cevaplar alabiliriz.

    birde size şu manidar gelmiyormu?

    saidi kürdi;

    -kendisine vahiy gelmez ama ilham gelir.
    -kendisi mucize gösteremez ama keramet gösterir
    -kendisi gaybı bilir ama peygamber değildir.
    -kendisine Allah katından kitap verilmiştir ama peygamber değildir.

    (Kendisine Allah katından kitap verilipte peygamber olmayan 1 kişi daha tanıyormusunuz??)

    risale nedir??;

    -Allah katından ilham yoluyla indirilmiştir (vahy yoluyla değil) ama kutsal kitap değildir.
    -kuranın tefsiridir,ama kuran dışında hükümler içerir. asla kutsal kitap değildir.
    -mehdi gelince kendisine risaleyi program edinecek,çünkü risale kuranın kullanma klavuzudur.
    -mehdi ve risale birleşerek şimdiye kadar hiç bir peygamberin ve kutsal kitapın yapamadığını yapıp, bütün insanları kurtaracaktır. (pardon, Hz. isada gelecekti değilmi ??)

    -BU DURUMDA,BÜTÜN KUTSAL KİTAPLAR ANLAŞILMAZDI,BÜTÜN PEYGAMBERLER BAŞARISIZDI.,O YÜZDEN KENDİSİNE PEYGAMBERLERİN BÜTÜN VASIFLARI YÜKLENMİŞ OLAN AMA ASLA PEYGAMBER OLMAYAN MEHDİ GELİP BU BAŞARISLIĞIN ÜZERİNE BÜYÜK BİR BAŞARI GÖSTEREKTİR. NEDEN?? BÜYÜK DELİLLERLE GELECEKTİR.

    okadar büyük delillerdirki, kimse inkar edemeyecektir. bakalım bu konuda kuran ne diyor??

    secde suresi 13. Eğer dileseydik bütün insanlara hidâyet verir, doğru yola koyardık. Lâkin “Cehennemi cinlerden ve insanlardan bir kısmıyla dolduracağım” hükmü kesinleşmiştir.

    sizin bide sürekli ağzınızdan düşmeyen ”risale, en azılı ataiste bile dini sevdirir,yola getirir” lafını bir tahlil edersek;

    -kuran başarısız,risale başarılı
    -peygamberimiz başarısız,said başarılı
    mıdır???

    çünkü peygamber efendimiz,kuranı tebliğ etmiştir herkeze ama ona inananlar olduğu gibi inanmayanlarda olmuştur. hatta inanmayanlar daha çoğunlukta ve içlerinde peygamberimizin amcası dahi mevcuttur. şimdi peygamber efendimiz kuran ile en azgın ataistleri yola getiremedide (bu onun başarısızlığından değildir,Allah dilememiştir) sizin said risaleyi kullanarak bütün ataistleri yola getiriyorda,risale nerdeyse 70 yıldır mevcut olmasına rağmen ülkemizde halen birsürü ataist mevcuttur. hadi onuda geçtik,münafıklarda mevcut.

    SAYIN NUR TALEBESİ, BU SATIRLARI YAZARKEN BEN PEYGAMBER EFENDİMİZİ VE ONA TEBLİĞ ETMESİ İÇİN İNDİRİLEN KİTABI ,SİZİN UYDURMA ŞEYHİNİZDEN TENZİH EDEREK YAZDIM. ALLAH, PEYGAMBERİMİZİN ADINI,SİZİN SAİDİ KÜRDİ İLE AYNI CÜMLEDE KULLANMIŞ OLMAMDAN DOLAYI BENİ AFFETSİN.

    ŞİMDİ BU YAZDIKLARIMI BANA İSTER RİSALE İLE, İSTER VİJDANINIZDAN, İSTERSENİZDE KURAN İLE ÇÜRÜTÜRMÜSÜNÜZ? ÇÜNKÜ ÖNEMLİ OLAN SİZİN YANLIŞTAN DÖNMENİZ DEĞİL,(DÖNMEZSİNİZ,ORDAN NEMALANIYORSUNUZ) SİZİN YAZDIKLARINIZI OKUMASI MUHTEMEL KAFASI KARIŞMIŞ MÜMİN KARDEŞLERİM İÇİNDİR.

    BEN SİZİN BU RİSALE DENEN KİTABIN ŞİRK İÇERDİĞİNİ BİLDİĞİNİZİ BİLİYORUM. BİRGÜN DÜNYA MENFAATLERİNİZİN,AHİRET İHTİYAÇLARINIZDAN DEĞERSİZ OLDUĞUNU ANLAYACAKSINIZ. O GÜN İŞTE İNŞALLAH İŞ İŞTEN GEÇMİŞ OLMAZ.

    ALLAHA EMANET OLUN.

  • M.PAKSOY diyor ki:

    abdulaziz hocam , “”muhammedii (sav)”" kokuyu neşreden kuranamı çagırıyosun, yoksaaa zamanında; tahkir ve tezyif ettigi halde ama maaşını eksiksiz aldıgı TC nin yetiştirdigi “”abayındır”" kokusunu neşreden kuranamı çagırıyosun ..

    • abayindir diyor ki:

      M. Paksoy,

      Biz, Allah’ın indirdiği ve bozulmadan kıyamete kadar kalacak olan son kitaba çağırıyoruz.

  • RECEP diyor ki:

    RİSALEYİ NAR TALABESİ ŞÖYLE YAZMIŞSIN

    Onyıllardır içerisinde her nev’i ehl-ilmin bulunduğu milyonlarca okuyanı var ve Kur’an’ın feyzine ma’kes olduğundan çığ gibi de büyüyor.
    DEMİŞSİN:

    DESENE ALLAH’IN ELÇİLERİ HAAŞA İŞLERİNİ BİLEMEMİŞ HZ.NUH 950 SENE GAVMİNİ HAKKA DAVET ETİ BİRKAÇ KİŞİNİN DIŞINDA İMAN EDEN OLMADI DİĞER PRYGAMBERLERDE ONDAN FARKLI DEĞİL

    SAİT GİBİ RİSALE YAZSALRDI HEMEN MİLYONLARI TOPLARLARDI ÖYLE Mİ.

    SAİT BÜTÜN PEYGAMBERLERDEN ÜSTÜNMÜ GÖSTEREYE ÇALIŞIYORSUNUZ.

    UNUTMA İNSAN LARIN BÜYÜK ÇOĞUNLUĞU ŞEYTENA UYAR ONUN PEŞİNDEN GİDER.

    KUR’AN’A İNANMADIĞIN İÇİN OKUMUYORSUN OKUMADIĞIN İÇİNDE BİLMİYORSUN.

  • RECEP diyor ki:

    Sayın katılımcılar Risaleciler olsun diğer cemaat yada tarikatlar olsun bunların KUR’AN’la ve ALLAH’la bir işleri yok.

    Geçen yazdığım yani kopyaladığım M.U.OSMANOĞLU NUN PKK la şavaşte bir yazısı vardı .Neymiş m mamut şeyik doğuda askarler pkk ile çarpışırken şeyıka haber gelmiş adreside kendisine vermişler tekerlekli sandalyesinden kalkmış çatışmanın olduğu yere gitmiş özel harakatçının tetiğine dokunmuş silah düzelmiş.şu işe bakın ta istanbuldan kalkıp sadece silahın tetiğine dokunmak için oralara gideceksin olacak işmi neden pkk lıları temizlemeden geldin değdimi şimdi.

    Bunlar ALLAH’A ORTAK FALAN KOŞMUYORLAR BUNLAR ALANİ ALLAH’LIK İDDİASINDALAR.

    AÇIKTAN SÖYLEMESELERDEMM YAPTIKLARI FİİLİ HARAKETLERİ NDEN BELLİ OLUYOR.

    KİMİSİ UÇAĞA BENZİN DOLDURUYOR KİMİSİ GEMİYİ BATMAKTAN KURTARIYOR KİMİSİ YANGINDAN DEPREMDEN VE BENZERİ ONLARCA BECERİLERİ VAR.

    EĞER ALLAH’I VE KİTABINA İNANMIŞ OLSALARDI ALLAH’IN KİTABINDA BİLDİRDİĞİ SÜNNETULLAH’TAN HABERSİZ OLABİLİRLERMİYDİ.RABBİMİZ NE BUYURUYOR BENİM SÜNNETİMDE ASLA BİR DEĞİŞİKLİK BULAMAZSIN.

    BUNLAR HAAŞA ALLAH’IN SÜNNETİNİ BİLE DEĞİŞTİRİYORLAR .

    BUNLARIN PEŞİNDE GİDENLER HİÇ DÜŞÜNMEZLERMİ ŞU BİLİM.BİLİŞİM,İLETİŞİM BİLGİ ÇAĞINDA

    HALA KARANLIKTA YAŞAYIP GERÇEKLERE ALLAH’IN AYETLERİNE NEDEN KÖR VE SAĞIRLAR.

  • Mete Firidin diyor ki:

    Tam bir Nar talebsi.

  • RECEP diyor ki:

    Sayın nur talabesi sen abayindir hocanın bu sayfayı raklam için müşteri toplamak için mi açtığını zannediyorsun yada çoğunluk olmak için mi zihniyetinizi hemen belli ediyorsunuz.. dünyalıktan başka bir şey bilmezmisiniiz.

  • Nur Talebesi diyor ki:

    Sayın Bayındır,
    Size ait olan sözleri bir kenara bırakacağıma emin olabilirsiniz.
    Nurlar,Kur’an’ın hakiki bir tefsiridir.Kur’an’a uymayan hiçbir vechesi yoktur.Her bir risalesi bir güneş gibi iman hakikatlerini mükemmelen ders verir.
    700′e yakın ayeti ayeti belirterek,çok daha fazlasını sarih ayet geçmeden ancak manasını mükemmelen tefsir eder.
    İçinde 1075 adet hadis kaynaklı cümle bulunur.
    Onyıllardır içerisinde her nev’i ehl-ilmin bulunduğu milyonlarca okuyanı var ve Kur’an’ın feyzine ma’kes olduğundan çığ gibi de büyüyor.
    Burada klavye gevezeliği yapan bazı ilmi irfanı yazışmaya yetersiz ama her lafa koşturan bazı dostlara sadece ve sadece 25.Söz Mu’cizat-ı Kur’aniye risalesini öneririm.
    Ya da İşarat_ul İ’caz tefsirini inceleyebilirler.
    Ya da 100 küsur hazine(risale) Kur’an’ın elmaslarını ellerine vermek için bekliyorlar.
    Huffaş gibi ziya-ı şemsten ihtifa etmezlerse nuruyla münevver olurlar..(?)
    Ama sizler yalan yanlış ve çarpıtma konularla herşeyi magazinleştiriyorsunuz.
    Yok Rusya’dan 1 günde uçarak gelmişmiş,yok bir ansiklopedi varmış içinde kaç kere ne geçiyormuş,yok yahudilerle işbirliği yaparmış(!!!),yok bilmem ne daha ne zırva masallar..
    Sayın Filiz,
    Siz benim hayat enerjim oldunuz.Gözlerim hep yorumlarınızı arıyor.
    Acemice ve panikle google’ın altını üstüne getirmeniz çok sevimli.
    Kabrinize internet hattı çektirmeyi unutmayın,orada da münker-nekire googledan döktürürsünüz…:))
    Bir de en son Kürdistan dan bahsetmişiniz.O zaman T.C. yoktu.O zaman ıstılahında Kürtlerin yaşadığı bölgelere Kürdistan tabiri kullanılması umumi idi.Bediüzzamana ait değildi.Hiç değilse burada komikleşmeyin..:)
    Ayrıca hala gayb konusu hakkında (13 ağustos 03.37)tarihli yazımın içeriğiyle ilgili benim gibi bir müşrik kardeşinizi(?) ikna edecek tek satır yazamadınız.
    Karşıyı dinlemiyorsunuz.
    Sadece dikte ediyorsunuz.
    Hakaret savuruyorsunuz.
    Yüzlerce büyük yanlışlarınız var.
    Kur’an bütünüyle rahmet iken siz nasıl bu rahmeti kendinize azaba dönüştürebiliyorsunuz ibretle seyrediyoruz bakalım..
    Ma ekhbeha hazihid dalaleh! Hayret!

    • abayindir diyor ki:

      Sayın Nur Talebesi,

      Anlaşıldı, sizin Kur’an’a gelmek diye bir meseleniz yoktur. Lekum diynukum ve liye din.

  • Nur Talebesi diyor ki:

    Sayın Bayındır,
    Bu arada yazmalıydım unuttum.Vahiy konusundaki çalışmanız güzel olmuş.Derli toplu gördüm ve katılıyorum.Yalnız Şualarda belirttiğim yer, konuyu fevkalade ötesinde topluyor ve hiç yazmadığınız hakikatleri ihtiva etmektedir.Tavsiye ederim,faydalanın.Bir zararı olmaz herhalde.
    Yalnız gaybı bilme konusunda yanıldığınızı ve yanılttığınızı,kimsenin gayba Allah’la ortak olduğunu iddia etmediğini,az da olsa verdiğim izahın hiç anlaşılmadığını,sadece belli zevatın kin kustuğunu görüyorum.
    Gaybı daraltıp ilmi bir hakikatı saptırıyorsunuz.
    Böyle olacaksa birbirimizle cedelleşmeye gerek yok.
    Zaten burada 2-3 nurcudan başka gezen de yok.
    Bizi de böyle dinlemeyerek küstürürseniz,kendi kendinize kalacaksınız.
    Bir şeyden haberi olmayan bir kitleyi meal veriyorum diye bütünden mahrum ediyorsunuz.
    La habbezaa-ssahihul-cahilun!

    • abayindir diyor ki:

      Sayın Nur Talebesi,

      Bena ve Sait Nursi’ye ait olan sözleri bir kenara bırakın da Allah’ın ayetleri üzerinde düşünün, doğruyu bulursunuz.

  • Filiz diyor ki:

    Nurculara, Sizden olan şu kitaba bir bakın İttihad yayıncılık’ın İslam prensipleri ansiklopedisi.
    Her maddesinde hemen hemen bediüzzaman var. adı geçmediklerinde de parantez içlerinde gönderme yapılan kaynak kitaba bakın: bediüzzaman. Kazara sizden olmayan bir müslüman bunu alsa ne düşünecek?
    1- Bilgisi yoksa islam hakkında yeterince, her maddesinde bediüzzaman diye birinden sözler gördüğü için peygamberinin bir adının da bediüzzaman olduğunu sanacak ama bediüzzaman maddesine gelince uyanacak.
    2- Bilgisi varsa ki bizim gibi miladi 7.yüzyılda prensipleri zaten oluşmuş olan islamın, bediüzzaman adlı kendini peygamber ilan etmiş biri tarafından yeniden dizayn edilmeye çalışıldığını ama bunu yaparken islamın 180 derece ters istikametine gidildiğini görecek.
    İnsaf İslam maddesini bile açıklamak için külliyattaki sözleri toplamışlar ama bediüzzaman demekten sakınıp parantez içi kitap ismi vermişler. Bu kadar mı uzaksınız bu islama? Yalan deyip gene iftiralar, hakaretler yağdıracaksanız say bakalım kaç tane Muhammed, Resulu ekrem geçiyor. Önünde arkasında başka isimler olanları ele. Çünkü onlar çok fazla. Bir de onlar da gene Said Kürdi’nin yazdıkları ile açıklanıyor. Yani koca 1400 senede hiç mi islam alimi çıkmamış bu kitaba madde olmaktan öteye gidip referans alınacak biri olacak.
    Sonuç: Her iki madde de peygamberliğini ilan eden birine çıkıyor.

    Şimdi ben hala çözemedim olayı keşke psikoloji okusaymışım diyorum bu durumlarda. Biz görüyoruz siz neden göremiyorsunuz? Engel olan ne? Sizi dinleyip baştan okusam size mi benzeyeceğim?

    Sizin dininiz size benim dinim bana. Siz sadece tabi olduğunuz dinin adını ortaya koyun artık.
    Neyse istediğiniz kadar hakaret yazabilirsiniz atış serbest ama dönüşünüz Allah’a unutmayın.

    NOTLAR:
    Aydın Özen bey saymış Zarife hanıma yazılanları. Küfür de kötü söz de sahibinin göstergesidir. Onlar yıldırma politikası. Görmeyin Zarife hanım.

    Bu arada Eren Durmuşun güzel bir tespiti var. dönüp dönüp aynı kişi yazıyora varmış. Mayısta bir ilim varmış hatırlar mısınız bilmem?(ben çok sonra katıldım, tartışmaların büyük kısmını da okumadım zaten. Belki tekrarlar yapmışımdır. bunun için özür dilerim) Bir ara kaybolmuş, çünkü engellenmiş. Sonra başka bir isimle döndüğünü anlamıştım. Bir ara recep şaban ramazan vardı gitti. sonra aramızda muhtemelen nur talebesi ve ebulaşey olarak hayatını hakaretlerinin dozunu arttırmış olarak devam ettiriyor. Bütün azaları ile gülen biri vardı bu oydu galiba. görünen o ki risaleler sadece imanınızı değil edebinizi de almış nurcular.

    Sabiti çözemedim. 11.8.2012’de şöyle bir ifadesi var:” Kur’an bütün asırlara bir dersdir. “ben bunu anlıyorum, anlaşılması gereken mana budur, bunun haricindekiler yanlıştır” demek çok hatalıdır…” yani bu iddiada biz bulunmuyoruz ki. Bu iddia Said Kürdi’nin iddiası. Çünkü o sizin kuran okumanızı bile istemiyor. Öyle ki risalelerden kabirde sorguya tutulacağınız gibi bir şey bile üretmiş. Cumaya gitmenizi istemiyor. Neden? Hutbe var. Hutbede ne var? Allah’ın kelamı var, Hz.Muhammed’in sünneti var. Bunu duyarsanız nurculuğu bırakırsınız diye endişesi var. Biz apaçık manaya bakıyoruz. 30 adet meale bakıyorum. Bir sürü tefsire bakıyorum. Buharinin, Müslim’in hadis kitapları var. Herkes yanlış bir o mu doğru? Size risaleden örnek gösteriyorum. Manası o kadar açık ki Türkçeleştirmiş koymuşsunuz internete, zihni bulanık olmayan insan onu görür ama siz görmüyorsunuz. Sonra biri pozitif ilimlerden bahsediyor. Siz aklınızı iptal etmişsiniz, şu anda kapalı konumda çalıştırıyorsunuz hangi pozitif ilimden bahsediyorsunuz. Bitkisel hayattaki insandan farkınız yok. Pozitif ilim dediğin aklı kullanarak yapılır. Yani 1400 sene bu Müslüman alemi Kuranı anlamadı bir o anladı. Aslında biz yoldan sapmışız(!) da Allah sizlere bir nur olarak Said Kürdi’yi ve risaleleri göndermiş!!! Tapmaya devam edin siz ona!!! Tapınmaya diyorum çünkü Hz.Muhammed Allah’ın rasulü olsa da insandır, hataları vardır. Kendi de kabul eder. Ama size göre bediüzzamanınız müstesnadır, her şeyi doğrudur, her şeyi bilir, sizi kurtarıp cehenneme kendi girmek isteyecek kadar sevgi doludur. Esmaül Hüsnayı bir inceleyin bakalım. Ne kadarını bediüzzamana, insan yapısı risalelere yakıştırıyorsunuz. Mesela bediüzzaman ismi bile yanlış. Kendi kendine uydurduğu bir isimdir. O ansiklopediye bir bakın. O isim için iki tarih var. Allah tüm zamanların sahibi iken ve zaman onun katında ölçülemez bir şeyken siz hangi zamanın efendisinden hatta zamanların ötesinden bahsediyorsunuz.

  • Nur Talebesi diyor ki:

    Sayın Bayındır bey ve sürekli müdavim baylar\bayanlar,
    Şualarda 7.Şua-vahiy ve ilham mertebesini okuyunuz,sonra yine görüşelim.
    Lütfen 2-3 sayfayı ciddi ve dehşetli ruh halinizden sıyrılarak okuyunuz.

  • Mete Firidin diyor ki:

    Gavslar ve keremetleri denen şeyler cincilikten başka şeyler değildir. Daha önce Hermetizimden bahsetmiştim. Hermetizmin ana fikirlerinden biri de Secilmiş insanlar belli bir kurstan geçerek, ilahlaşabilme iddialarıdır.. İşte Tasavvuftaki gavslar ve kutuplar da bunun bir sonucudur. .Aslında bunlar ilahlaştıklarını söylemezler onun yerine “ermiş, Evliya” gibi isimlerle insanları kandırmaya çalışırlar.
    Hermetizimin en eski uygulaması Eski Mısırdadır. Bu dönemde de bir takım insanlar bir takım ritüeller, çileler ve eğitimden geçtikten sonra Tanrısallaştıklarını iddia ederlerdi. Muhtamelen Hz. Musaya ilah olduğunu söyleyen Firavun da bunlardan biridir.
    Bu gün ise bu geleneği devam ettiren masonlar, exoteristler, kabalacılar ve Tasavvufculardır.
    Eski mısırda bu inanışla ilgilenenler özellikle Osiris ve İsise taparlardı. Çünkü bu ikisi büyücülük tanrısıdırlar. Yani bu işlerle uğraşanlar aynı zamanda büyücülük ve cincilikle de uğraşırlar. Büyücülüğe havas ilmi, cinciliğe de keramet derler.
    Cin suresi 6. ayet meali:“Doğrusu insanlardan bazı kimseler, cinlerden bazılarına sığınırlardı da, cinler onların taşkınlıklarını artırırlardı.”

  • mustafa diyor ki:

    Sayın Nur Talebesi,
    Abdülaziz Hoca’nın gayb ile ilgili yazısı kafalarda soru işareti bırakmıyor.Benim değineceğim sizin yazınızdaki mantık hataları;

    Şöyle demişsiniz;
    Üstad Hz.,Gavs-ı Azam, Allah gibi ve Allah’a rağmen gaybı bilirdi dememiş.
    Mazi ve müstakbeli(1),kuvve-i kudsiyye ile(2) izn-i İlahi ile(3) bilir demiş.”

    Allahü Teala gaybı (1) peygamberlere(2) vahiy yoluyla(3) bildirdiğini buyurmuştur.

    “Benim iznim olmadan kimse gaybı bilemez,ancak izin verirsem bilebilir” dememiştir.

    Yine şöyle demişsiniz;

    “Allah dilediğine vahyeder.Arıya dahi vahyettiğini ayet açıkça söylüyor.Madem meal esas ise açıp bakabilirsiniz.Şimdi arı ya da Hz.Musa(as)’ın annesi resuldür mü demiş oluyoruz?”

    Sizin mantığınıza göre;
    Allah gaybı resüllerine vahiy yoluyla bildirdi,arıya da vahyetti? demek ki resüller arıdır ya da arılar resüldür? (Klasik biber acıdır hesabı)

    Allah’ın gayba dair bir bilgiyi sadece resüllerine vahiy yoluyla bildirmesini asla kabul edemezsiniz. Ne kadar açık ne kadar muhkem ayetler olsa da.

    Çünkü bunu kabul ettiğiniz anda risale-i nur teorisi çöküyor. Bu apaçık, muhkem Kur’an gerçeğini kabul ettiğiniz anda nurcu (!) sıfatınız sona erecek.

    • abayindir diyor ki:

      Nur Talebesine ve Bütün Nurculara,

      Lutfen Kur’an kavramlarını kendinize uydurmayın. Onları ait olduğu yerden başka tarafa çekerek kendi yanlışlarınıza delil almayın. Vahiy ve İlham konusunda daha önce burada yayınladığım bir yazımı tekrar yayınlıyorum. Eğer cevap verecekseniz, lutfen bilen biri cevap versin.

      VAHİY VE İLHAM,

      Vahiy, fısıldama ve gizli konuşma anlamlarına gelir. Allah nebiler seçer ve insanlara duyurmak istediği sözlerini, Cebrail aleyhisselam aracılığı ile onlara vahyeder. Cebrail’in konuşmasını o nebiden başkası duymadığı için ona vahiy denir.
      Vahiy ilham anlamına da gelir. Çünkü ilham, Allah’ın insanın içine doğurduğu şeydir. O da gizlidir ama kişiseldir; hiç kimseye duyurulması gerekmez. Müslüman kâfir herkes ilham alabilir.

      Vahiy denince, çoğunlukla nebilere gelen vahiy anlaşılır. Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem ile nebilik bitmiş ve böyle bir vahyin kapısı kapanmıştır.

      Allah Teâlâ Musa aleyhisselamın annesi ile ilgili olarak şöyle buyruyor:

      وَأَوْحَيْنَا إِلَى أُمِّ مُوسَى أَنْ أَرْضِعِيهِ

      “Musa’nın annesine onu emzir diye vahyettik.” (Kasas 28/7)

      Arı ile ilgili olarak da şöyle buyurmuştur:

      وَأَوْحَى رَبُّكَ إِلَى النَّحْلِ أَنِ اتَّخِذِي مِنَ الْجِبَالِ بُيُوتًا وَمِنَ الشَّجَرِ وَمِمَّا يَعْرِشُونَ . ثُمَّ كُلِي مِن كُلِّ الثَّمَرَاتِ فَاسْلُكِي سُبُلَ رَبِّكِ ذُلُلاً

      “Rabbin bal arısına şunları vahyetti: Dağlarda, ağaçlarda ve insanların yaptıkları çardaklarda kendine evler edin. Sonra bütün ürünlerden ye ve Rabbinin sana gösterdiği yollara koyul.” (Nahl 16/68-69)

      Bu âyetlerdeki vahiy, Allah’ın nebilerine yaptığı cinsten değildir. Vahyin çeşitleri ile ilgili olarak şöyle buyurur:

      وَمَا كَانَ لِبَشَرٍ أَن يُكَلِّمَهُ اللَّهُ إِلَّا وَحْيًا أَوْ مِن وَرَاء حِجَابٍ أَوْ يُرْسِلَ رَسُولًا فَيُوحِيَ بِإِذْنِهِ مَا يَشَاء إِنَّهُ عَلِيٌّ حَكِيمٌ

      “Allah hiçbir insanla konuşmaz; ama vahiy ile perde arkasından yahut emrettiklerini izniyle vahyettirdiği bir elçi göndermesi şeklinde olursa başka. O, yücedir, doğru karar verir.” (Şûrâ 42/51)

      Bu üç çeşit vahiyden birincisi her insana olur. Musa aleyhisselamın annesine ve Meryem validemize gelen vahiy budur. Buna ilham deriz. Perde arkasından olan vahiy de daha çok rüyalar şeklindedir. Yusuf aleyhisselamın ve Kralın rüyasında olduğu gibi Allah, bazı bilgileri bize rüyada ulaştırır. Bunlar için müslüman olmak şart değildir.

      Nebilere gelen vahiy bunların üçüncüsüdür. Onlar vahyi, insanlara tebliğ etmek ve uygulamak için aldıklarından her nebi, aynı zamanda Allah’ın elçisidir. Onlar vahyi, Cebrail’den alır. Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur:

      وَاللَّيْلِ إِذَا عَسْعَسَ . وَالصُّبْحِ إِذَا تَنَفَّسَ . إِنَّهُ لَقَوْلُ رَسُولٍ كَرِيمٍ. ذِي قُوَّةٍ عِندَ ذِي الْعَرْشِ مَكِينٍ . مُطَاعٍ ثَمَّ أَمِينٍ . وَمَا صَاحِبُكُم بِمَجْنُونٍ . وَلَقَدْ رَآهُ بِالْأُفُقِ الْمُبِينِ . وَمَا هُوَ عَلَى الْغَيْبِ بِضَنِينٍ . وَمَا هُوَ بِقَوْلِ شَيْطَانٍ رَجِيمٍ . فَأَيْنَ تَذْهَبُونَ . إِنْ هُوَ إِلَّا ذِكْرٌ لِّلْعَالَمِينَ لِمَن شَاء مِنكُمْ أَن يَسْتَقِيمَ . وَمَا تَشَاؤُونَ إِلَّا أَن يَشَاء اللَّهُ رَبُّ الْعَالَمِينَ .

      “Başlayınca geceye, nefeslenince sabaha yemin ederim ki, Kur’ân değerli bir elçinin sözüdür. Güçlü, Arşın sahibi yanında itibarlı, orada saygı gören, güvenilir elçi Cebrail’in sözüdür. Sizin arkadaşınız (Muhammed ise) cinlerin etkisinde değildir. O, Cebrail’i apaçık ufukta görmüştür. Kendindeki gayb bilgisini (aldığı vahyi) kimseden saklamaz. Bu Kur’ân, taşlanmış Şeytan’ın sözü değildir. Öyleyse nereye gidiyorsunuz? Kur’ân, herkes için zikirdir. Sizden doğruluğu ölçü alanlar için. Doğru ölçünüz, sadece Âlemlerin Rabbi olan Allah’ın düzenine uyan ölçünüzdür” (Tekvîr 81/17-29)

      Rüya kesin bilgi ifade etmeyebilir. İlham da vesvese ile karışabilir. Ama nebî olan resule gelen vahyin kesin olması gerekir. Bu sebeple vahyin bu çeşidi, Cebrail aleyhisselama eşlik eden bir melek ordusuyla gelir. İlgili âyetler şöyledir:

      عَالِمُ الْغَيْبِ فَلَا يُظْهِرُ عَلَى غَيْبِهِ أَحَدًا . إِلَّا مَنِ ارْتَضَى مِن رَّسُولٍ فَإِنَّهُ يَسْلُكُ مِن بَيْنِ يَدَيْهِ وَمِنْ خَلْفِهِ رَصَدًا . لِيَعْلَمَ أَن قَدْ أَبْلَغُوا رِسَالَاتِ رَبِّهِمْ وَأَحَاطَ بِمَا لَدَيْهِمْ وَأَحْصَى كُلَّ شَيْءٍ عَدَدًا .

      “Allah bütün gaybı bilir. O, seçtiği elçi dışında kimseye gaybını açmaz. Onun da önüne ve arkasına gözcüler diker. Böylece o elçi, Rablerinin gönderdiklerini meleklerin ulaştırdığını, onların yanında olanın tamamını aldığını ve her şeyi bir bir kavradığını bilmiş olur.“ (Cin 72/26-28)

      Nebilik bitmiş ve vahiy alma kapısı kapanmıştır. Bundan sonra yapılacak tek iş, Allah’ın kitabını ve her biri birer hikmet olan Sünneti iyi kavrayarak yaşamak ve onları insanlığa tebliğ etmektir.

      İlham, Allah’ın, kulunun kalbine bir şey doğurmasıdır. Sezgi de bu anlamda kullanılır. Allah’ın ilhamı olmasa insanoğlu ilerleyemez. Bütün ilmi gelişmeler ve keşifler Allah‘ın ilhamıyla olur. Ama ilham Müslümanlara has değildir. Kâfirler de ilham alır.

      İlham Kur‘an’da yalnız bir yerde geçer. Allahu Teâlâ şöyle buyurur:

      فَأَلْهَمَهَا فُجُورَهَا وَتَقْوَاهَا. قَدْ أَفْلَحَ مَن زَكَّاهَا . وَقَدْ خَابَ مَن دَسَّاهَا

      Nefse, kötülüğünü ve iyiliğini ilham edene yemin olsun, kendini geliştiren umduğunu elde eder. Kendini pis işlere sokan da kaybeder. (Şems 91/8-10)

      a- İsyankarlığı ilham

      İsyankârlık, kişinin Allah’a, insanlara veya kendine karşı yanlış davranışıdır. Böyle biri, hem isyandan önce hem de sonra bir huzursuzluk duyar. Buna iç sıkıntısı veya vicdan azabı denir.

      Yusuf aleyhisselamı Züleyha’dan uzaklaştıran bürhan, Allah’ın “(Nefse) isyankârlığını ilham etmesi” olmalıdır. Yusuf suresinin 24. âyetinde şöyle buyruluyor:

      وَلَقَدْ هَمَّتْ بِهِ وَهَمَّ بِهَا لَوْلا أَن رَّأَى بُرْهَانَ رَبِّهِ
      “Kadın Yusuf’u gerçekten istiyordu. Rabbinin bürhanını görmeseydi Yusuf da onu isterdi …”

      Günah karşısında insan önce irkilir, sonra ya vazgeçer ya da günaha dalar. İşte insanı irkilten, Allah Teâlâ’nın “(Nefse) isyankârlığını ilham etmesi”dir. Merhameti sonsuz Rabbimiz günah işleyecek olana son bir ihtarda bulunarak “İsyana giri-yorsun, dikkat et.” demiş olur. İsyandan sonra da bir iç sıkıntısı vererek kişiyi tevbeye teşvik eder.

      Bu irkilmenin Müslüman olmayan insanlarda da olduğunu aşağıdaki âyetlerden anlayabiliriz. Önce âyetlerin inişine sebep olan olaya bakalım.

      Muhammed sallallahu aleyhi ve selleme eziyet eden Ebu Cehil, Ebu Leheb, Ebu Süfyan, Velîd b. Muğîre, Nadr b. Haris, Ümeyye b. Halef ve As b. Vail bir araya geldi ve dediler ki, “Hac zamanında Arap heyetleri gelip bize Muhammed hakkında soru soruyorlar, her birimiz bir başka cevap veriyoruz. Birimiz deli, diğerimiz kâhin, bir başkamız da şairdir diyor.

      Cevapların farklı olmasından dolayı Araplar, bunların hepsinin yanlış olduğu sonucunu çıkarıyor. Gelin, Muhammed’e bir tek isim vermek üzere anlaşalım.”

      Birisi dedi ki, “O şairdir.” Velid b. Muğîre; “Ben Ubeyd b. el-Ebras ve Ümeyye b. Ebî’s-Salt’ın şiirlerini dinledim, bunun sözü onlarınkine benzemiyor.” dedi.

      Bir başkası dedi ki, “O kâhindir.” Velid, “Kâhin kime derler?” diye sordu. “Bazen doğru bazen de yalan söyleyen kimsedir.” dediler. Velid dedi ki, “Muhammed asla yalan söylememiştir.”

      Biri de “O delidir.” dedi. Velid, “Deli kime derler?” diye sordu. “İnsanları korkutan kişiye.” dediler. Velid, “Şimdiye kadar Muhammed’le kimse korkutulmamıştır.” dedi.

      Sonra Velid kalktı, evine gitti. Herkes, Velid b. Muğîre din değiştirdi, dedi. Ebu Cehil hemen onun yanına gitti ve dedi ki, “Senin neyin var? İşte Kureyş, sana yardım topladı. Onlar senin ihtiyaç içine düşüp dinini değiştirdiğin kanaatindeler.” Velid dedi ki, “benim ona ihtiyacım yok, ama Muhammed hakkında düşündüm; o sihirbazdır, diyorum. Çünkü sihirbaz, baba ile oğulun, kardeş ile kardeşin, karı ile kocanın arasını ayırır.”

      Sonra ona sihirbaz lakabı takmak için anlaştılar. Çıkıp Mekke‘de yüksek sesle bağırdılar. Halk toplu haldeydi, dediler ki; “Muhammed gerçekten sihirbazdır.” Bu söz halk arasında yankılandı. Bu, Allah’ın Elçisi sallallahu aleyhi ve sel¬leme çok ağır geldi. Evine döndü ve üzerini elbisesiyle örttü. Bunun üzerine Müddessir suresi indi.

      Velid b. Muğîre’nin bu kararı verirken iç sıkıntısı çektiği ve zorlandığı görülüyor. Çünkü büyük bir isyan içindeydi. Aşağıdaki âyetler bunu ortaya koyuyor

      .
      إِنَّهُ فَكَّرَ وَقَدَّرَ . فَقُتِلَ كَيْفَ قَدَّرَ . ثُمَّ قُتِلَ كَيْفَ قَدَّرَ . ثُمَّ نَظَرَ . ثُمَّ عَبَسَ وَبَسَرَ. ثُمَّ أَدْبَرَ وَاسْتَكْبَرَ. فَقَالَ إِنْ هَذَا إِلَّا سِحْرٌ يُؤْثَرُ . إِنْ هَذَا إِلَّا قَوْلُ الْبَشَرِ .

      “O düşündü, ölçtü biçti. Kahrolası ne ölçme biçmeydi o. Vah kahrolasıca vah, ne biçim ölçme biçmeydi o. Sonra baktı. Sonra kaşlarını çattı ve surat astı. Sonra geri döndü, büyüklüklendi de şöyle dedi: “Bu olsa olsa üstün bir sihir olur. Olsa olsa bir insan sözü olur.“ (Müddessir 74/18-25)

      Müslümanlığa karşı çıkan herkes içten rahatsız olur ve sıkıntıya düşer. Bu yüzden davranış bozuklukları gösterirler.

      ربَمَا يَوَدُّ الَّذِينَ كَفَرُواْ لَوْ كَانُواْ مُسْلِمِينَ
      “Zaman olur kâfirler, keşke müslüman olsalar, diye arzu duyarlar.” (Hicr 15/2)

      Kâfirler hep kuşku içinde olurlar.

      لاَ يَزَالُ بُنْيَانُهُمُ الَّذِي بَنَوْاْ رِيبَةً فِي قُلُوبِهِمْ إِلاَّ أَن تَقَطَّعَ قُلُوبُهُمْ
      “Kurdukları binalar, kalpleri parçalanıncaya kadar, içlerinde bir kuşku olarak kalmaya devam eder. ” (Tevbe 9/110)

      Bu kuşku, Allah’ın onlara olan merhametindendir. Kimilerinin bu sayede akılları başlarına gelir ve girdikleri yanlış yoldan vazgeçerler.

      Günahtan sonra devam eden vicdan rahatsızlığı da kişiyi pişmanlığa ve tevbeye yönelten ilhamdır. İşte Allah’ın merhametinin büyüklüğü.

      b- Takvâyı ilham

      Takvâ, nefsi fenalıktan korumak demektir. Kişi, Allah’a karşı, insanlara karşı ve kendine karşı fenalık yapmamalıdır. Böyle bir davranış onu dünyada töhmet altına girmekten, ahirette de cehennem azabından korur. Günahlardan kaçınmanın ve sevap işlemenin neticesi budur. İnsan, takvaya götüren davranışlarının neşesini içinde duyar. İşte bu neşe Allah’ın ilhamıdır. Takvâya uygun davrananlarda görülen iç huzur ve kararlılık Allah’ın ilhamıyla oluşur.

      Hadis-i şerifte konunun çok güzel izahı vardır. Vabısa b. Mabed diyor ki, Muhammed sallallahu aleyhi ve selleme gittim buyurdu ki; “İyilikten ve günahtan sormak için mi geldin? “

      Bunun üzerine parmaklarını bir araya getirerek göğsüne vurdu ve üç kere şöyle dedi: “Nefsine danış, kalbine danış Vabısa! İyilik, nefsin yatıştığı, kalbin yatıştığı şeydir. Günah da içe dokunan ve göğüste tereddüt doğuran şeydir. İsterse insanlar sana fetva vermiş, yaptığını uygun bulmuş olsunlar. ”

      Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Seni işkillendiren şeyi bırak, işkillendirmeyene geç. Çünkü doğruluk iç huzuru verir, yalan da şüphe ve tereddüt doğurur .”

      İçe doğan her şey ilham değildir, şeytan vesvesesi de olabilir. Çünkü şeytan “İnsanlara vesvese veren, onların içini karıştıran” (Nas 114/5) bir varlıktır. Şeytan Allah’tan Kıyamet gününe kadar yaşama garantisi alınca şöyle demişti:

      قَالَ فَبِمَا أَغْوَيْتَنِي لأَقْعُدَنَّ لَهُمْ صِرَاطَكَ الْمُسْتَقِيمَ . ثُمَّ لآتِيَنَّهُم مِّن بَيْنِ أَيْدِيهِمْ وَمِنْ خَلْفِهِمْ وَعَنْ أَيْمَانِهِمْ وَعَن شَمَآئِلِهِمْ وَلاَ تَجِدُ أَكْثَرَهُمْ شَاكِرِينَ . قَالَ اخْرُجْ مِنْهَا مَذْؤُومًا مَّدْحُورًا لَّمَن تَبِعَكَ مِنْهُمْ لأَمْلأنَّ جَهَنَّمَ مِنكُمْ أَجْمَعِينَ

      “Beni azdırmana karşılık and olsun senin doğru yolunun üstüne oturacağım. Sonra onlara, önlerinden arkalarından, sağlarından sollarından sokulacağım. Onların çoğunun şükretmediğini göreceksin.”

      Allah Teâlâ buyurdu ki; yerilmiş ve kovulmuş olarak çık oradan. Onlardan kim sana uyarsa cehennemi sizin hepinizle dolduracağım.” (A’raf 7/ 16-18)

      Şeytan, bu yetkiyle elçiler de dâhil herkese sokulur ve onları yanlış davranışlara yöneltmeye çalışır. Allah Teâlâ şöyle buyurur:

      وَمَا أَرْسَلْنَا مِن قَبْلِكَ مِن رَّسُولٍ وَلَا نَبِيٍّ إِلَّا إِذَا تَمَنَّى أَلْقَى الشَّيْطَانُ فِي أُمْنِيَّتِهِ فَيَنسَخُ اللَّهُ مَا يُلْقِي الشَّيْطَانُ ثُمَّ يُحْكِمُ اللَّهُ آيَاتِهِ وَاللَّهُ عَلِيمٌ حَكِيمٌ

      “(Ya Muhammed!) Senden önce gönderdiğimiz tek bir nebi ve elçi yoktur ki, bir şeyi kurguladığı zaman, şeytan onun kurgusunun içine vesvese atmış olmasın. Allah şeytanın attığını giderir, sonra Allah âyetlerini pekiştirir. Allah bilir, doğru karar verir.” (Hacc 22/52)

      İlham ile vesveseyi ayırabilmek için içimize gelen şeyi Allah’ın emir ve yasakları yönünden denetlemek gerekir.
      İşte nefs-i mülheme budur. Mümin-kâfir, herkesin nefsi nefs-i mülhemedir. Allah ona, isyankârlığını ve takvâsını ilham eder.

  • Nur Talebesi diyor ki:

    Sayın Eren,
    Fazla hissi ve anlamsız yazıyorsunuz.
    Koca yazınızda konu buymuş gibi yine F.Hoca’da takıntı yapmışsınız.
    Ayrıca benle muhatap olurken hala Fethullah Hocaya gönderme yapıyorsunuz.
    Bu konudan başka kayda değer “1 satır” yazamamışsınız..:)
    Halbu ki,bahsekonu zatın mevcut Nur hizmetleriyle,bizlerle hiç alakası yok.
    Bizim medreselerimizde kendisinin bahsi olmaz,bir kitabı bulunmaz,bir fikri savunulmaz.
    Hatta bazen ilgilendikleri bir genç bizim medreselere uğrarsa bizi arayıp ikaz ederler,sertleşirler.
    Şu an kendisi bambaşka bir ekol üzerine yürüyor.
    -Kolejler açıyor
    -Fem vs Ünv.hazırlık dersaneleri açıyorlar
    -Türkçe Olimpiyatları vs gibi etkinliklerle ilgileniyorlar
    -Diyalog gibi Nur Talebelerinin hiç içerisinde olmadıkları projesi var
    -Sayısız öğrenci evleri var
    -Buralarda daha ziyade Sızıntı,Zaman,Zafer vs dergi ve mecmualarla,Hocanın yazdığı kendi kitaplarını Nurlarda fazla okurlar,CDler seyrederler..
    -Samanyolu,Mehtap gibi tv kanalları,Zaman gibi gazetelerle etkin medya gücüne sahipler
    Siyasetle fazlasıyla içiçeler
    -İşadamlarından burs filan toplarlar
    -Başta emniyet olmak üzere aşırı organize olarak bazı stratejiler güderler
    -Vesaire
    Kısaca inanıp inanmamak sana kalmış,ancak bunların hepsi Hocanın ekolündedir.
    Bu uzun açıklamayı sadece sana yapmadım,yoksa yapmazdım çünkü takıntın aklının önünde yürüyor.
    Ben ve bizler,hepinizden fazla kendisine karşı ve muhalifiz.
    Çünkü bu saydıklarımın hiç birisi ile hiç ilgimiz yoktur ve medyanın da marifetiyle onlar hep vitrinde olduklarından ve Nurlarla da Hocanın ilgisi ve evlerinde pek okunmasa da kitaplarımızı bulundurduklarından ve bazen de zevahiri kurtaracak kadar okuduklarından, fazlasıyla uzaktan bakanlar tarafından haklı olarak karıştırılıyoruz..
    Kendisi bambaşka bir çığır açarak,kendine münhasır bir metodla,Nur’ların men ettiği ne varsa hizmet namına yapmaktadır ve kanaatimizca safi Kur’an hizmetine gölge düşürecek sayısız fiil,söz ve teşkilatlanma içindedir.
    Bu yüzden senden fazla karşısında olduğum bir konu ile karşıma çıkmaktaki ısrarınız başka şeye aklınız yetmediğinden midir?
    ————
    Sayın Bayındır,
    Gayb kavramını daracık bir mülahaza ile sınırlandırarak sadece mazi-müstakbel kapsamına hapsetmişsiniz.
    Dün sahurda bir şeyler yazdım ama sanki yazımı hiç görmemişsiniz gibi bir cevap görünce üzüldüm.
    La ya’lemul gaybe illallah ayettir dediğimi cidden hatırlamıyorum.Eğer demiş isem düzeltelim elbette.Bu tabir ancak ayetlerin nassından çıkan bir ifadedir ve bildiğim kadarıyla “mutlaka bu ve benzer bir cümle ile söze başlanır” dedim.
    Nurlarda pek çok misalleri vardır.
    Kavramları karıştırmanız konuyu açmaza sokuyor.
    Sizden daha kapsamlı ve net bir cevap beklerdim.Bu bir sataşma değil bir temennidir.
    Gayb=sadece (geçmiş+gelecek) olarak anlaşılır diyorsunuz.
    Ben de böyle sınırlandıramayacağınızı iddia ediyorum.
    Bilmediğim için sorayım, ayetlerin nassında gayb için açıkça sadece “mazi ve müstakbel” anlaşılır denen bir yer,bir ifade var mı?
    Yoksa bu sizin yorumunuz mu?
    Dünkü yazımda verdiğim örnekler doğruluğu tartışmasız nesnel örneklerdir.
    (Reddemeyeceğiniz açıklıkta ve somutlukta daha pek çok örnek sunabilirim.)
    Haklarında ne düşünüyorsunuz?
    ———————-
    Ayrıca uçana kaçana müşrik diyerek memlekette mü’min bırakmamanın,haydi Bediüzzaman Hz.ne olan gayz ve kıskançlığı anlıyorum,Hz.Mevlana’dan Cüneyd-i Bağdadi’ye ve tüm İslam büyüklerine şirk ithamınız,kafirlikle suçlamanızın vebalini hiç mi nazara almıyorsunuz?
    Kaldı ki şatahat meselesinden bahsedildi.
    Belki o kavramı bile yeni duyanlar oldu.
    Velilerden sudur eden ve Kur’an’ın ruhuna taban tabana zıt bazı sözlerin tam ve açık izahı Nurlarda Telvihat-ı Tis’a risalesindedir.
    Tekfir etmek isteyen önce buraları bir zahmet edip okumalı.
    Ve Kur’an’ı orijinaliyle okuyarak anlayabilecek, değerlendirebilecek yetiye ulaşması için gereken çok vasıflardan,ilimlerden mahrum bu gençlere bu hatalı fikirleri enjekte etmenin ağırlığını hissetmiyor musunuz?
    ———————————-

    • abayindir diyor ki:

      sayın Nur Talebesi,

      Gayb ile ilgili yazı size değil, daha önce Said Nursi’nin iddialarına karşı yazılmıştı. Yazıyı lutfen tekrar okuyun, gayb ile ilgili herhangi bir şeyin eksik bırakılmadığnı görürsünüz.

  • burhan yılmaz diyor ki:

    Selamun Aleyküm.

    Sayın ebulaşey, nurcuların tarzı birbirine benzer diyorsunuz, çok isabet etmişsiniz. Enterasan bir haliniz var. Dünya’da ne çeşit inanç varsa hemen hemen hepsiyle iyi geçiniyor, ortak paydalar bulabiliyorsunuz.

    Ancak iş yalnız kur-an’ı rehber edinenlere gelince, bir miktar düzgün gibi konuşabiliyor, daha sonra ani bir reaksiyonla, galiz hakaretler eşliğinde kininizden patlıyorsunuz. Biz bunun nedenini çok iyi biliyoruz.

    İnsanoğlu genellikle içinde bulunduğu sosyal, kültürel ve iktisadi durumu dışına yansıtır. Ancak bir kısım insanlar çeşitli nedenlerle, bazı takiyyelere başvurarak, kamufle olmayı tercih ederler.

    Nurculuk, tarikatcılığın kamufle olmuş halidir. Bir mutasavvıf neye inanırsa, bir nurcu aynısına biraz da fazlasına inanır. Biraz da tasavvufcularla ibadet yönünden ayrışırlar o kadar.

    Tasavvufcular ise yeryüzündeki en talihsiz insanlar sıralamasının bir numarası sayılabirler. Nedenine gelince ellerinin altında kur-an olduğu halde, bir kısım inanç ve ibadetlerini, herhalde yeryüzünün en aşağılık insanlarının inanç ve ibadetleriyle paralel hale getirmeleridir. Bazen bunu akıl tutulmasıyla izah ediyoruz, ancak akıl tutulması bile, bu vahim durumu izah etmekten uzaktır.

    Tasavvufcuların hali tıpkı, bir kısım inanç ve ibadetlerini kopyalayıp, islamla makyajladıkları hint fakirlerine benziyor. Ancak hind fakiri bile tasavvufculardan daha talihli.

    Çünkü bir mutasavvıf, istediği anda çok kısa bir zaman diliminde, içine düştüğü batıl inaç çöplüğünden kur-an ile yıkanıp rabbinin onun çok yakınına getirdiği, tertemiz vahy ile inşa olmuş, insanı pir-u pak eden amentüsüne kavuşabilir. Yıllarca tertemiz inanç evine doldurduğu, kırk dinin artığı kokuşmuş inançlar ve onların ibadetlerine yansıyan, şizofrenist seanslarından vazgeçebilir. Ancak bir mutasavvıf, tıpkı Allah’ın pir-u pak tertemiz billurdan inşa edip, kendisine rahmetinin en büyük nişanesi olarak ikram ettiği, inanç sarayının orta yerine çadır kurarak, insanların icad edebildiği en necis itikatlerle doldurmak ve onlarla yatıp kalkmaktan, bir an bile geri durmaz. İşte o yüzden insanlık içerisindeki en talihsizlik sıralamasında bir numaraya oynar. Oysaki fareleri kutsayarak, insanlıktan firar eden hint fakiri belkide kur-an’la hiç karşılaşmadığı için bir tasavvufcudan daha talihlidir.

    Kim Allah’ın en muhteşem ikramı, kur-an’ı görmezden gelir, inanç ne ibadetlerini, kur-an’a göre düzenlemezse, Allah’ın o kişinin duyması ve görmesini alması olasıdır. Bu tıpkı kendisine hediye edilen tertemiz sarayın orta yerine çadır kurup, içerisini necasetlerle dolduran akılsız bir adamın, mülk sahibi tarafından, pislik çadırına kapatılıp temizlikçiler gelene kadar ortalığı berbat etmesin diye, dışarı çıkamaması için, kapının üzerine sürgülenmesidir. Yazık ki adam en muhteşem sarayda yaşadığını zanneder, ama kendi elleriyle taşıdığı, en ağır leş ve necasetlerle yatıp kalkar. İşte bu adamdan daha talihsizi henüz yeryüzüne gelmemiştir. Çünkü mülkün sahibi onu oraya hapsetmiş, hesap günü ise Allah rahmetinin bir eseri olarak insanlar için inşaa ettiği, inanç saraylarını kirletenlerden temizleyecektir. Allah ayetlerini görmezden gelenlere hesap için terazi kurmayacaktır. Kendileriyle beraber, kaçak inşaa ettikleri batıl çadırlarını ve içerisinde ki tüm fecaati temizlik görevlileri, mülkün sahibinin emriyle, gayya çukuruna fırlatacaklardır.

    İşte en büyük talihsizlik, müslüman olduğu halde, kur-an’la beraber kendisine ikram edilen muhteşem inanç sarayının ortasına, batıl bir çadır kurarak, içerisini pisliklerle doldurmaktır. Tasavvufcular tamda bunu yapmışlardır.

    Bir nurcunun durumu, bir tasavvufcudan da beterdir. Nurcular, tasavvufcuların inşaa ettikleri, kaçak batıl inanç çöplüğü çadırın içine tekrardan bir çadır daha kumuşlardır. Karanlık içerisinde karanlık, zifir içerisinde zifir.

    Tabiiki bu kaçak çadırların pencereleri vardır hemde büyükçe, tabiiki nurcular camdan bakınca kur-an sarayının içinde görürler kendilerini, islamın tüm güzelliklerinide görür ve bilirler, ama o batıl çadırdan dışarı çıkmayı düşünemezler. Çünkü Allah’tan ziyade insanlardan garanti almışlardır, o çadırın asla yıkılmayacağı ve ruhsatlı olduğuna dair.

    Evet nurcu kardeşlerim, tabiiki sizler islam sarayındasınız, ancak sarayın tam orta yerine kaçak yapı inşaa ettiniz. Kaçak olan bu yapının içerisine durmadan şirk necaseti yığıp duruyorsunuz. Eğer Allah sizlerden umudunu kestiği olursa, kapıyı üzerinize sürgüler, temizlikçiler gelene kadar da orada kalırsınız. Kendinizi doğru yolun (islam sarayının) tam ortasında hesap edersiniz, ancak taşıdığınız onca hastalıklı inaçlar, kanserleştirip tedavi imkansız hale gelirse, Allah kapıyı üzerinize sürgüler ve sizi karantinaya alır imha ekipleri gelene kadar. Çokluğunuz haklılığınızı gösteremez ve elbetteki Allah hepinizle başa çıkar.

    Düşünsenize biz diyoruz ki; kardeşelerimiz bu islam sarayının içerisine herhangi bir yapı yapamazsınız, Allah burayı ”sit” alanı ilan etmiştir. Allah, elçilerinden başkasına gayb-ı’nı açık etmeyeceğini, cümle aleme ilan etmişken, Said Nursi tutuyor sarayın tam ortasına risale-i nur çadırını kuruyor, içerisinede Geylani’ye Allah’ın gayb bilgisini açık ettiğini yazıyor. Bu Allah’a ihanettir.

    Sizler ise tarih boyunca kurulan kaçak çadırları bize örnek vererek, ama sizler şu kadar şu kadar büyük evliyadan daha mı akıllısınız, baksanıza hepsinin çadırı var, diyerek Allah’ın sit alanı ilan ettiği yere kurulan risale-i nur çadırına kendinizi kilitliyorsunuz. Sonrada hepimiz islam sarayındayız, baksana yanyanayız diyorsunuz, bu doğru ama siz bir çadır yapmış üzerine ise NURCULUK yazmışsınız. Bu yaptığınız haramdır. Bu gün dışarı çıkıp islam sarayını gezmeye imkanı olanlar, henüz daha Allah’ın umut kemedikleridir. Ancak yaptıklarınız yüzünden umutsuz vak’a haline gelirseniz, Allah kapıyı üzerinize kösler, çadrınız cehennem ateşi ile yanmadan bir daha oradan çıkamazsınız.

    Size SAİD NURSİ’nin İslam sarayının orta yerine kurduğu çadırın, kaçak ve içeriğininde Allah’ın gazabını üzerinize celbedecek metaryallerle dolu olduğunu, çadırın içini gösterek izah ediyoruz.

    Bakın arkadaşlar bu uyarılar şaka değil.

    Bir tarafta konuşan Allah, diğer tarafta Said Nursi,

    Allah; gayb bilgisini elçilerinden başka kimseye vermediğini ve asla vermeyeceğini bildiriyor.

    Said Nursi; ise Allah gayb bilgisini Geylani’ye vermiştir diyor.

    Peki siz neyi tercih ediyorsunuz? Allah’ı yalancılıkla itham edip Said Nursi’yi doğruluyorsunuz.

    Ne kadar ağır bir suç yükendiğinizin bile farkında değilsiniz.

    Risale-i nur Allah’ın kesin sit alanı ilan ettiği yerin tam ortasına yapılmış kaçak bir yapıdır. Sakın bu yapının kapı ve pencerelerinin, islam sarayının içerisine açılması sizi yanıltmasın. Bunun çok açık, elle tutulur yüzlerce delillerinden bir kısmını sizlere açıklıyoruz.

    Bir çoğunuz maalesef arkasına bile dönmeden, teretemiz islam sarayının içine yapılan batıl gecekondu ya sığınıyor. ebulaşey gibi.

    Allah’a emanet olun…

  • eren durmuş diyor ki:

    ebulaşey;

    küstahlığı risalenin hangi lemasından şualarından öğrendiniz bilmiyorum ancak küstahlığı şeyhiniz ne harika ”izah ve ihata” etmiş olmalıki, risalenin çorak tarlasından sizin gibi kaktüsümsü mahsüller ortaya çıkmış.(yanlızca çöllerde olması itibariyle bir benzetmemdir nolur yanlış anlamayın).

    sorulan sorulara ne bir cevap, ne bir açıklık getirme mevcut değil,bizi ”risaleden bihaber” kimseler olarak niteleyip, aklınız sıra bizi küçümsüyor,cahil görüyorsunuz.(buda bizi güldürüyor) neden mi??

    bahse girerimki risaleler hakkında sizden daha fazla bilgi sahibiyiz, eğer sizin RİSALEDEN GRAM bilginiz olsaydı, siz bu cemaatten takunyalarınızı bile giymeden kaçardınız.(hani o kendini vur-kaççı zanneden ama vurulur vurulmaz kaçmak yerine kafasını kuma gömen ”NUR AĞABEYSİ” hocanızın dediği gibi.

    buradaki hiç bir insanın sizleri hidayete erdirebilmek gibi bir hırsı söz konusu değil, önce bunu anlamanız gerekiyor. (zaten bu haddimize de değildir, hidayeti ancak Allah nasip edebilir). biz sadece o ilim zannettiğiniz ciltler dolusu hurafenin ayrıntılı teşhisini yapıyoruz, kuranla çelişen yerlerini gösteriyoruz, sizden de bunları dikkate alarak ”risaleyi” değerlendirmenizi bekliyoruz. ancak siz, sadece kendinizi ”ehli sünnet” diye taktim ederek aslında ”ehli hurafe” olduğunuz gerçeğinin değiştirdiğini zannediyorsunuz. eğer lafla peynir gemisi yürüseydi, hepiniz peynir kralı olurdunuz o konuda hem fikiriz.

    sürekli olarak burda bazı şeyhine sadık risaleci katılımcılar ”mesajlarımız yayınlanmıyor” diye ağlayarak, pensilvanyadaki dialogcunuz ve başmüzakerecinizin taktiğini kullanıyor, sormadan edemeyeceğim ”sıkışına ağlayıp konuyu saptırmaya çalışmayı da size peygamber sünneti” diye mi anlattılar???

    ben şundanda eminim, burda hiçbiriniz gerçek isim kullanmıyorsunuz, sebebide isim=kişilik tir. herkezin sadece (en fazla) 1 gerçek kişiliği olabilirken, siz birçok sahte kişiliğe sahip olabilmenin hevasına düşmüşsünüz, aynı kişiler isim değiştirip (güya) farklı insanlarmış gibi görüş belirtiyolar. sizlere tavsiyem, önce bir kişilik edinin. ”cennetten pafta” vaadiyle imanınızı, kişiliğinizi ipotek ettirdiğiniz insanlardan gidin verdiğiniz herşeyi geri alın. sonra kendinizi saidin yada geylaninin buruşuk kollarına değil, Kuranın güvenli ayetlerine emanet edin.

    defalarca söyledim, biz sizi hasanın hüseyinin alinin velinin uydurduğu beşeri kitaplara davet etmiyoruz ki? biz sizi SİZİN DE RABBİNİZ OLAN, BİZİM DE RABBİMİZ OLAN ALLAHIN SON KİTABI OLAN KURANA DAVET EDİYORUZ. bize olan kızgınlığınız neden???

    velhasıl,burda kimse kimseyi altetme derdinde değil, burda onlarca insanın yazdıklarından (sadece bizler değil, sizlerin yazdıklarındand a) feyz alacak insanlar sadece sizler değilsinizki?? henüz kendisini cemaatinize ipotek ettirmemiş ama meyilli samimi kardeşlerim de bu yazıları okuyarak sizi gayet net değerlendirebilecektir. burda deliller sadece bizim yazdıklarımız değil, aynı zamanda sizin bu sayfalarda gösterdiğiniz ÇARESİZCE tutum içerisindeki Küstahça tavırlarnız da delil olacak. size risaleden soru sormadıkki??? size kesitler gösterip açıklamalarını yaptık, ve kurana ters düştüğünü ispatlamak için ayetleri delil gösterdik. sizin yaptığınız neydi?? tek tek anlatmayacam, ebulaşeyin son yazısını okumanız yeterlidir. ha bir de adı gibi sabit bir arkadaşımız var ”risalenin ruhunu anlayamassınız” gibi absürt laflarla paçayı kurtarabileceğini sanan.. nur talebesini anlatmaya gerek yok, kendisi ”kendisini anlatmada” oldukça yetenekli. vaktim değerli ayaklarına yatıyor sürekli ”sanki değerli bir vakti varmış gibi”, ama bu yazılanların hepsini tek tek okuyup, sayfayı sürekli takip edip, arayı azıcık soğutup başka isimle yorumlar yazmaya devam edecektir.

    nur ağabeysi, siz burda 100 tane isimle yazsanız, biz size hep aynı isimlerle, aynı Kuran ile cevap vereceğiz. bizim bütün vakitlerimiz samimi bir şekilde Allah’ın rızasının peşinde olan mümin kardeşlerimize feda olsun. 1 kişiyi dahi aydınlatsak bizim vakitler o zaman değer kazanır…..

    Allah rahmetiyle herşeyi kuşatandır.. (istisnasız herşeyi) Allahın rahmeti, bereketi, mağfireti iyi niyetli mümin kullarının üzerine olsun inşallah.

  • Nur Talebesi diyor ki:

    Selamünaleyküm demiş Burhan bey ve ilk defa burada güzel bir şeye tesadüf etmenin keyfi ile “ve aleykümselam ve ala ümmeti Muhammedin(asm)” diyerek az söz istiyorum.
    Bu forumun hep yazmak zorunda kaldığımız için korkunç derecede zaman aldığını söylemiştim.
    Bu gece sahurda rahat vakit buldum ve Burhan bey’in sorusuna Sabit bey yerine üstüme vazifeymiş gibi ufak bir cevap vereyim dedim.Sonra o da yine yazarsa yazar..
    Üstad Hz.,Gavs-ı Azam, Allah gibi ve Allah’a rağmen gaybı bilirdi dememiş.
    Mazi ve müstakbeli(1),kuvve-i kudsiyye ile(2) izn-i İlahi ile(3) bilir demiş.
    Yani,önce şunu biliniz ki,beşeriyetinin dar ve maddi kalıpları içinde sıkışmış bir kişinin kainatı bulunduğu an’dır!
    Bedeni içerisinde mahpus olduğundan,eti kemiğiyle “an” içinde yaşar.
    Ancak maddenin,bedenin,beşeriyetinin kayıtlarından kurtulan,varlığının her zerresini ibadetle,riyazetlerle,takva ile,mücahedelerle nurlandıran,artık ruhu bedenine değil,bedeni ruhuna tabi olan,ve kendilerinde Allah’ın lütfu ile “kuvve-i kudsiyye” açığa çıkan zevat,an’da sıkışmadıkları ve ruhun derece-i hayatına çıktıklarından herhalde sizin kastettiğiniz mutlak gayba dahil olmayan geçmiş ve geleceğe muttali olabilirler.(heyecan yapmadan okumaya devam ediniz,1-2 örnek vereceğim)
    Tabi bu herkes için bir değildir.Herkesin kurbiyet-i ilahiyeden hissesi ve mertebesi elbette aynı değildir.
    Çok az kimselerde “bu derece” “kuvve-i kudsiyye” açığa çıkabilmiştir.
    Bu Allah’ın bildirmediği ve sakladığı gaybı bilmek demek değildir.
    Bu arada ben sizin gaybdan ne anladığınızı merak ediyorum.
    “Onlar ki gayba iman ederler” dediğinde Kur’an,siz “geçmiş ve geleceğe iman ederler” gibi anlamıyorsunuzdur herhalde.
    Risale-i Nur’da Lem’alar’da,Hz.Ali(kv),sizlerin her nedense(???) şiddetle reddettiğiniz cifir ilmiyle ahir zamanın pek çok hadiselerinden haber vermiştir.
    Mesela bir tanesi,diyor ki;
    “Ahrifu ecmin suttırat tastîran -Bitte bihel emirü vel fakîran-”
    Yani 14. asr-ı Muhammedîde(asm), 1349 ve Rumice 1347′de Arabi hurufunu terkedip ecnebi ve ucmi hurûfuna İslam içinde başlanacak.
    Hem umum fakir ve zengin, amir ve işçi, çoluk ve çocuk gece dersleri ile o hurufu cebren öğrenecekler.
    Çünki bir nüshada “be’te”dir. “Be’te” gece çalışmasıdır. “Bitte” ise kat’ı ve cebri ifade ediyor.
    “Ahrifu ucmin” fıkrasındaki “ucmin” ise o zamanın ıstılahınca Arabın gayrı, Latince ve Frengi hurûf demektir..”
    İşte size apaçık bir misal.
    Hz.Ali(ra)’ın bahsettiği tarihte ve bahsettiği şekilde bu milletin öz lisanı bir devrimle yasaklandı ve yerine ecnebi alfabesi getirildi ve cebir ile,aynen haber verdiği gibi zorbalıkla yerleştirildi.
    Bunu inkar mı edeceksiniz,te’vil mi edeceksiniz,tesadüfe mi vereceksiniz yoksa Hz.Ali(ra)yi de mi tekfir edeceksiniz?
    İyi ama böyle bazı sizce sıradan bizce olmayan kimselerin cam gibi çıkan dünya kadar ihbarları var,ne olacak şimdi?
    Yani,sizin bahsettiğiniz “gayb” değil bu bilinen
    bilmem anlayabiliyor musunuz?(soruya bak,tabi ki anlamıyorsunuz)
    Ve elbette Allah bildirmezse bilinecek te değil.
    Bazen avam dahi henüz gerçekleşmemiş olan bir çok şeyleri rüyasında görür ve sonra da hayret eder ki o rüyası bazen aynen,bazen az bir te’ville çıkar.
    Ne olacak şimdi?
    Hatta mesela Hz.Yusuf(as) böyle bir rü’yayı te’vil etmiyor mu?
    Gelecekten haber veren rüyayı o görmedi dikkat edin,gören resul olmayan bir başkasıydı.
    Yakacak mısınız bu adamları,Allah’tan gayb çaldı diye?
    Bunun şirkle ne alakası var ki kafayı buradan kurtaramıyorsunuz?
    Gaybın bir manası senin şahid olamadığın demektir.
    Sen hayvancasına yaşayan haramlardan kurtulamayan ve et gözünün gördüğünden başkasına nazarı ulaşmayan birisi ile ruh gözüyle görebilen,ruhuyla mana aleminde cevelan edebilen “kuvve-i kudsiyye” sahibi bir Gavs-ı Azam(ra),bir Hz.Ali(ra),bir Bediüzzaman’ın nazarını bir mi tutuyorsun?
    Bediüzzaman’a 1901 gibi soruyorlar ki “deccal sabah kalkar,alnında haza kafir yazar,bu ne demektir?” diye.
    Diyor ki o zaman;
    “Allah’u a’lem hadisin bir manası şöyle olabilir ki(usule dikkat edin,sizden çok daha fazla haddini biliyor),dehşetli bir şahıs kalkar,başa şapka giyer ve zorla şapka giydirecek,baştaki iman şapkayı da secdeye getirecek demektir” diyor ve hadisin te’vili yıllar sonra aynen cam gibi çıktı.
    Hatta bu te’vilinin hesabını da yıllarca mahkemelere verdi de önceden söylediği ispatlandığından bir şey diyemediler.(mahkeme zabıtları ortadadır)
    Buyrun ne diyeceksiniz bu işe?
    Daha böyle yığınla inkar edemeyeceğiniz kesin delilleri getirebilirm.
    Mesela sizden birisi vahiy ancak resullere gelir dedi.
    Evet vahyin bir ve asıl bilinen şekliyle aynen dediği gibi.
    Ama Kur’an da arıya vahyedilmesinden,arza vahyedilmesinden,Hz.Musa(as)’nın annesine vahyedilmesinden(Taha-38-39) vesaire pek çok yerlerde bahseder.
    Demek ki vahiy denince daha geniş kapsamlı düşünmelisiniz.Sadece semavi kitapların ayetlerinin vahyedilmesiyle sınırlandıramayacağınız açıkça görülmektedir.
    Kelam sıfatının bir tecellisidir,Allah dilediğine vahyeder.Arıya dahi vahyettiğini ayet açıkça söylüyor.
    Madem meal esas ise açıp bakabilirsiniz.
    Şimdi arı ya da Hz.Musa(as)’ın annesi resuldür mü demiş oluyoruz?
    Siz kavramları karıştırıyorsunuz,herşeyi yerli yerine koyamıyorsunuz,çünkü orijinalin yerine gölgesi bile olmayacak mealleri koyuyorsunuz.
    Sonuç,evet,Cin Suresindeki ayetlere elbette “sadakte ya Rabbi” diyoruz.
    Ama siz sapla samanı karıştırıyorsunuz.
    Kur’an da geçen tabirlerin ve terimlerin geçtiği yere göre,makama göre farklı manalar da ifade edebildiğini unutmayın.
    Kur’anı ve Allah’ı sizin kadar kayıtlayan ve hatalı yorumlara hapseden başka kimse görmedim.
    Şimdilik bu kadar..
    Sabah namazını kılıp yatmak ve sabah işe gitmek zorundayım.
    Yine müsait olduğumda Allah kısmet ederse her ne kadar artık “yokum desem de” arasıra yazarım.
    Burası adamda bağımlılık yapıyor anlaşılan….:))
    Benden de selamünaleyküm..

    • abayindir diyor ki:

      sayın Nur Talebesi,

      Belki düşünürsünüz diye size konu ile ilgili olarak daha önce yazdığım bir yazıyı nakletmek istiyorum.

      Risale-i Nurlara Göre Evliya’nın Gaybı Bilmesi

      Gayb, kişinin duyularından uzak ve hakkında bilgi sahibi olmadığı şeye denir.1

      Allah açısından gayb diye bir şey olmaz. Bizim açımızdan, kıyametin vakti gibi Allah’tan başkasının bilemeye­ceği şeyler gayb-ı mutlak, yani tam bir gaybdır. Bir başkasının bildiği şey gayb-ı mutlak değil, göreceli gayb olur. Mesela içinizden ne geçtiğini ben bil­emem ama siz kendiniz bilirsiniz. Bilmediğim bazı tarihi olayları da bilebilirsiniz. Bunlar, bana göre gayb olur; size göre olmaz. Hakkında bir bilgi ve belge kalmamış tarihi olaylar da mutlak gayb haline dönüşmüş olur.

      Gayb ile ilgili bazı haberler, Allah Teâlâ tarafından peygamberlerine vahiy yoluyla bildirilir, biz de bunları o şekilde öğrenebiliriz.

      Durum böyle olduğu halde, Risâle-i Nur’larda, Hz. Ali ve Abdulkadir Geylani gibi zatların Said Nursi’yi, asırlar öncesinden bir çok yönüyle haber verdiği iddia edilir. Aşağıdaki soru ve cevap, risalelerin bu konudaki temel dayanaklarını oluşturur:

      Suâl: Gavs-ı A’zam gibi büyük velîler, bazı evkâtta, mazi ve müstakbeli hazır gibi müşâhede ederler. Neden mâziye ait cihette sarahat sûretinde haber veriyorlar da, istikbalden hafî remizlerle gizli işaretlerle bahsediyorlar?

      El-cevap: “lâ ya’lemu’l-gaybe illa’llah” âyetiyle,

      “ve lâ yuzhiru alâ gaybihi ahada; illâ men’irtedâ min resûl.”

      Ayeti ifade ettikleri, kudsi yasağa karşı ubûdiyetkerâne bir hüsnü edep takınmak için, tasrihten işaret mesleğine girmişler. Tâ ki, işaretler ile, remz ile anlaşılsın ki, ihtiyarsız, niyetsiz bir sûrette tâlimi ilâhî ile olmuştur.
      Çünkü istikbâlî olan gaybiyat, niyet ve ihtiyar ile verilmediği gibi; niyet ile de müdâhale etmek, o yasağa karşı ademi itâatı işmam ediyor.2

      Yazı, günümüz Türkçesiyle şöyle ifade edilebilir:

      Soru: Abdülkâdir Geylânî gibi büyük veliler, bazı zamanlarda, geçmişi ve geleceği bugün gibi görüp bildikleri halde neden
      geçmişle ilgili olanları açıkça söylüyorlar da, gelecekten üstü kapalı simgeler
      ve gizli işaretlerle söz ediyorlar?

      Cevap: “Gaybı Allah’tan başkası bilmez.” Ayeti ile,

      “O bütün gaybı bi­lir, gaybını kimseye açıkla­maz. Ancak dilediği peygamber bunun dışında­dır.” (Cin 72/26-27)

      Ayetinin ifade ettiği kutsal yasağa karşı kulluğa yakışır bir güzel edep takınmak için açıklama yapmayıp işaretle söyleme yoluna girmişlerdir. İşaret ve simgeler kullanmışlardır ki, gayb ile ilgili bu bilginin, kendilerinin tercihi veya niyetiyle değil, Allah’ın öğretmesiyle olduğu anlaşılsın. Çünkü geleceğe ait gayb bilgiler kişinin şahsi tercihi ve niyeti ile verilmediği gibi niyet ile işe girmek, o yasağa karşı itaatsizlik havası veriyor.

      TENKİT

      Yukarıdaki yazıyı beş açıdan tenkide tabi tutacağız:

      1-) Gaybı Yalnız Allah Bilir.

      Allah Teâlâ şöyle buyurur: “Allah sizi, gaybı bilir hale getire­cek değildir.”(Al-i imran 3/179)

      O, Hz. Muhammed sallallahu aleyhi ve selleme şöyle demiştir:

      “De ki: “Ben size, Allah’ın ha­zineleri yanım­dadır, demiyorum. Gaybı da bilmem. Size, “Ben bir meleğim.” de demiyorum. Ben bana vah­yolu­nandan başkasına uymam.” De ki: “Görenle görmeyen bir olur mu? Hiç zihninizi yormaz
      mısı­nız?” (En’am 6/50)

      “De ki: “Eğer gaybı bilseydim, daha çok iyi­lik yapmak isterdim ve bana kötülük de gelmezdi. Ben, inanan kesim için bir uyarıcı ve bir müjdeciden başka bir şey değilim.” (Araf 7/188)

      Allah Teâlâ, insanlara açıklamak istediği gaybları, peygamberleri yoluyla bildirir. Bunun özel bir usulü vardır. Allah Teâlâ şöyle buyurur:

      “Allah bütün gaybı bilir, gaybını kimseye açıklamaz.

      Dile­diği peygamber bunun dışın­dadır. Onun da önüne ve arkasına gözcüler diker.

      Böylece o (peygamber) bilsin ki, onlar Allah’ın gönderdiklerini tastamam ulaştırmış, (kendisi de) onların yanında olanı kav­ramış ve her şeyi bir bir say­mıştır. “(Cin 72/26-28)

      Artık o bilgiler gayb olmaktan çıkar. Meleklerin gözcü dikilmesi, o bilgilerin Allah’tan olduğu konusunda, peygamber kuşku duymasın, diyedir. Çünkü Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur:

      “Senden önce gönderdiğimiz bir tek nebi ve elçi yoktur ki, bir şeyi arzula­dığı za­man, şeytan onun arzusuna vesvese karıştırmış olmasın. Allah şey­tanın karıştırdığını giderir, sonra Allah kendi âyetlerini pekiştirir. Allah bilendir, hakîm­dir.” (Hacc 22/52)

      Bazı tefsir kitaplarında En’am suresinin inişi ile ilgili olarak Enes b. Malik’ten gelen şöyle bir rivayetten bahsedilir: “Allah’ın Elçisi şöyle demiştir:

      “Kur’an’dan En’am suresinin dışında bir sure bana toptan in­medi. Şeytanlar, bu sure için toplandıkları ka­dar hiçbir sure için toplanmamışlardı. Bu sure bana, Cebrail ile, beraberinde elli bin melek ol­duğu halde gönderildi. Bunu kuşatmışlar, bir düğün debdebesiyle getirdiler.”3

      Böylece o Elçi, ken­dine gelenin vahiy me­leği olduğuna ve vahye, şeytan vesvesesi karış­madı­ğına güvenmiş olur.

      Peygamberlere vahyin nasıl geldiğini bildiren bir ayeti, velilerin gaybı öğrenebileceklerine delil getirmek, doğrusu çok şaşırtıcı bir şeydir.

      2-) Geçmiş Gaybı da Kimse Bilemez.

      Allah Teâlâ Nuh aleyhisselamın başından geçenleri anlattıktan söyle buyuruyor:

      “Bunlar gayb haberlerindendir, onları sana vahyediyoruz. Bundan önce onları ne sen bilirdin, ne de senin kavmin.”(Hud 11/49)”

      Bu konuda Kur’an’da çok sayıda ayet vardır. Şu ayetlere de bakılabilir: Ali İmran 3/44; Araf 7/101; Hud 11/120-123; Yusuf 12/102.

      3-) “lâ ya’lemu’l-gaybe illa’llah” diye bir ayet yoktur.

      İçinde bu kelimeler olan ayet şöyledir:

      “Kul lâ ya’lemu men fî’s-emâvâti v’el-erdi’l-gaybe illa’llah”

      “De ki, göklerde ve yerde, hiç kimse gaybı bilmez, onu sadece Allah bilir.”(Neml 27/65)

      4-) Allah’tan başkasının gaybı bilemeyeceği ve Allah’ın onu peygamberlerden başkasına bildirmeyeceği hükmü, yukarıda bir “kudsî yasak” diye ifade edilmiştir. Sanki Allah Teâlâ, “gaybı kimse bilemez” dememiş de ”Kimse, gelecekle ilgili açıklama yapmasın.” Diye bir yasak koymuştur. Bu, kişiyi büyük bir sorumluluk altına sokar.

      5-) Yukarıdaki sual ve cevaptaki iddiaları sıralayalım

      Abdülkâdir Geylânî gibi büyük veliler, bazı zamanlarda, geçmişi ve geleceği bugün gibi görüp bilirler.

      Geçmişle ilgili olanları açıkça söylerler ama, gelecekten üstü kapalı simgeler ve gizli işaretlerle söz ederler. Açık söyleseler Allah’a karşı, kulluğa yakışır güzel bir edep takınmamış olurlar. Çünkü Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur:

      “De ki, göklerde ve yerde, hiç kimse gaybı bilmez, onu sadece Allah bilir.” (Neml 27/65)

      “O bütün gaybı bi­lir, gaybını kimseye açıkla­maz. Ancak dilediği peygamber bunun dışında­dır.” (Cin 72/26-27)

      Bir de bunun, kendi tercihleri ve niyetleriyle değil, Allah’ın öğretmesiyle olduğu anlaşılsın diye böyle yaparlar. Zira niyet ile işe girmeleri itaatsizlik havası verir.

      Demek ki, Allah, hem “Gaybı kimse bilmez, onu kimseye açıklamam” diyecek, hem de tutup onu bazı kimselere bildirecek. Sonra o kimseler, geçmişle ilgili olanları açıklamakta bir sakınca görmeyecekler. Gelecekle ilgili gaybları ise, anlayan anlasın diye örtülü işaretlerle geçiştirecekler.

      Bu inançtan Allah’a sığınmak gerekir.

  • Aydın Özen diyor ki:

    YETER ARTIK….

    Nurcu tanımlı kişilerin bu sayfaya her girişlerinde çok ilginç bir ortak tavır görüyorum. İrdelenen konularda nedense “FİKİR YARGILANMIYOR”, KİŞİ YARGILANIYOR… Çok ilginç…!

    Sanki her biri minik Tanrıcıklar misali… ya da yolculuk dahil bizleri tanımışlar da kalbimizden geçeni de üstelik biliyorlar misali… Ne kadar utanç verici bir durum…

    Mesela son yazan garip isimli/rumuzlu kişinin son yazdığı metne kısa bir göz gezdirelim…

    Bir hanımefendiye hitaben şöyle diyor kişi,

    “….çok ilginç birisisiniz…, Tarihten delil filan getirmiyorsunuz.Taraflı ve bol çarpıtmalı saçmalıkları sunuyorsunuz.,…. Pozitif bilimlere hakaret ediyorsunuz, …Sizin saçma sapan iddialarınızla…,…sizin Kur’an la meal haricinde ilginiz yok…, Kur’an’ın dış kabının tozu size nasip olsaydı…, …Ben ömrümde sizler kadar Kur’an’a hakaret eden,basitleştiren, sığlaştıran ve çarpıtan ehl-i dalalet …., …iftira ve içerik bomboşluğunda sizlerin birbirinize çok benzediğiniz gibi…., .. düşmanca yazılmış zırvalara inanarak geçirdiğiniz menhus ömrünüzde…, … kabuslu hayatınızda…, siz boyunuzu ve ufkunuzu hayli aşan…, …akide konularından bir an önce vazgeçin…,.Kutuplarda imsakiye çıkartın…, …Sizinle yazışmak boşluğa konuşmak gibi…, …Yalanlarla örülü batıl dünyanızdan …, vs..”

    20 satır yazıda 22 hakaret cümlesi… Hem de ŞAHSİLEŞEN yorumlarla.. Ne kadar ACINASI bir hal…! İşin ilginç yönü ise Konu Başlığı belirlenmiş bir mevzuda fikri tecrübelerini ve görüşlerini sunmak adına iştirak ile kendi tercihleriyle girdikleri bir sitede…!

    Bu kişiye değil tercih ettiği DAVRANIŞ türüne ne ad verirsiniz? Mesela İNSANİ Nitelikleri gelişmiş, fikrini açıklayan ve Müslüman diyebilir misiniz? YÜREKSİZ, MEDENİ CESARETİ SÖVMEKLE SINIRLI, Bir bayana dahi edebe mugayir, düzeysiz konuşmalar yapabilecek kadar çapsız ve acınası biri mi dersiniz?

    12 Eylül öncesini yaşadım, her türlü çirkin ifadelerle karşılaştım ama bu tür yazı ve sözler kadar incitici, iğrenç ve insan olma değer ve özelliklerini kaybetme halini eski kominist arkadaşlarımda bile görmedim. Onların fikirleri yanlıştı ama kendileri ADAMDI…Üzülerek belirteyim bu sayfaya katılan Nurcu olduğunu söyleyen arkadaşların yaptığı bu…!

    Bir gerekçe bile sunmaktan aciz, gizli isimlerle belden aşağı sövgüler… İğrenç buluyorum…

    Şahsi olarak yazmış olduğum konularda çok düşünerek Allah biliyor ki çok samimi olarak yalnız ve yalnız inandığım şeyleri ki onları da günlerce araştırıp sorguladıktan sonra yazıyorum. Düşüncelerim doğru da olabilir yanlışta… Aksi belirtilen ve ikna edici gerekçelendirilen konularda düşüncemi neden değiştirmeyeyim? Ne Said Nursi ile ne diğer Nurcularla alıp veremediğim yok ki… Kimsenin AMİGOSU da değilim, tetikçisi de…

    Adın her neyse, ben bilemiyorsam da nasıl olsa kim olduğunu Allah biliyor…İNŞAALLAH YARIN Ahrette, İndi İlahide bu sözlerle sizinle yüzleşmek ve haklarımızı paylaşmak istiyorum. Allah şahidim olsun ki istiyorum. Her ne kadar ciğersiz, yüreksiz biri olduğunuzu tahmin ediyorsam da…

  • sabit diyor ki:

    Aleyküm selam…
    sayın Burhan Yılmaz;
    Yazınızda kullandığınız üslup için peşinen teşekkürlerimi arz ediyorum…
    bundan sonra yazan arkadaşlara örnek olması temennisiyle…
    Size bir soru sormak istiyorum…
    Cevabınızın evet/hayır cinsinden olmasına dikkat ederseniz sevinirim… Dilerseniz gerekçenizi yazabilirsiniz…
    (Evet; sebebleri
    hayır; sebepleri
    gibi…)
    Sorum:
    Allah isterse bir kuluna (peygamber olmayan) gaybı bildirir mi?
    (soruda esasa ait bir problem varsa, bunu izah edip soruyu reddebilirsiniz… bununda gerekçesini yazmalısınız…)
    Sorunuzu inceliyorum…

  • Filiz diyor ki:

    Allah Allah… biz Kuran okuyun dedikçe onlar dönüp risale okuyun diyorlar. Bir de adamına göre risale. bana başka, başkasına başka. ne yapacaksınız ip’den adam mı bulacaksınız. 10 gün önce bir kaç tanesi başıma bela oldu zaten.
    Ayrıca 8-10 bin sayfalık bir külliyat sizin ki. Bu roman değil, tarih değil, inceleme değil ki baştan okunsun. Ben Kuranı da baştan başlamam ki okumaya kafama bir şey takılır, bir şeyi merak eder açar bakarım. Aradığım şeyi bulmam için neden bütün kitabı okuyayım Fihrist diye bir şey var. Siz hiç hayatınızda kitap okudunuz mu? Okumaya başladığım 7 kitap, cuma günü aldığımdan hiç başlanmamış 5 kitap, gelmesini beklediğim 12 kitap var. Ne yani hayatımı Said Kürdi’nin hezeyanlarını anlattığı ve o hezeyanlara inananların başka hezeyanlarının anlatıldığı şeylere mi vakfedeyim? Onlara kapılan yeterince insan var zaten. Ben eksik kalayım. Günde 1 saat yeter risalelere fazla bile.
    Ne bu da laşey’den türediğini düşündüğüm ebulaşey adını bilsem ona göre hitap edeceğim. ne seninle ne de adınla bir derdim yok. Bu arada biri senin n.talebesi olduğunu tespit etmiş ben de sayfanın tepesindeki “????? kez okundu” sayısı hep aynı kaldığı için senin zaten adını değiştiren biri olduğunu anlamıştım. Yani sayfada bir sorun yoksa tabii. Yarın öbür gün yeni bir isimle de karşımıza çıkabilirsin.
    Neyse ben nurcu olmayanlara başka kaynak buldum. Orada madde madde bir güzel dizmişler her şeyi hem de nurcular kendileri yapmış.
    İttihad yayıncılık’ın İslam prensipleri ansiklopedisi. akrebiyeti ilahiye bahsinde internetten bulduğum 2357 sayfalık bir pdf dosya.
    Aşağıdakileri nurcular da zahmet edip okur ve hakaret etmek yerine cevap verebilirse memnun olurum.
    mesela anarşizm maddesi var: ebced hesabı ile felak suresinden 1971′de Türkiye’de anarşi çıkacağını iddia etmiş. Maalesef anaşistler o zamana kadar beklememiş. Erken davranmışlar. Yani arapça ve ebced öğrenip ben de filiz adını çıkarmaya uğraşsam çıkarırım gibi geliyor bir yerlerden. Bu arada diyanet işlerine göre Felak suresi şunu anlatıyor: De ki: “Yarattığı şeylerin kötülüğünden, karanlığı çöktüğü zaman gecenin kötülüğünden, düğümlere üfleyenlerin kötülüğünden, haset ettiği zaman hasetçinin kötülüğünden, sabah aydınlığının Rabbine sığınırım.” Amin
    Eyyamı kuraniye maddesinde kuranın 6666 sene hükmü olacağını söylüyor. Kıyameti daha yakın hesaplamıştı galiba. Tam bilmiyorum. Sadece bu konuda birilerinin onunla dalga geçtiğini biliyorum. Daha onu incelemedim. Zaten Kuran’a göre kıyamet saati ile uğraşmak yanlış.
    nazar ile ilgili madde var. Acayip nazara gelen biriymiş. İnanamıyor insan sen tut risalei nur türkiyeyi 2.dünya savaşından koru, deprem felaketlerini engelle ama bir Said Kürdi’nin nazarına engel olama. Bir de hastalık kapan ve mektupla iyileşen doktor vardı.
    2874.madde kadına ev hapsi. bazı şeriat alimlerinin(?) iddialarına göre kadın camiye gitmek için bile dışarı çıkmamalı. Merak ettim o alimleri. Benim bildiğim, örtünme ayetinden sonra kadınlar eve kapanmışlar. Çok da uzun sürmemiş.
    Kürdistan, ilginçtir 4 defa kürdistan geçiyor. Sizi her şekilde bu bölgeye alıştırmışlar. Bir gün Türkiye’de kürdistan kurulursa sanırım ilk siz kabul edeceksiniz.
    Rüyalar, ilginçtir kendisini akıl hastanesine atan Abdülhamit’i rüyasında görüyor ve ondan yıldız bölgesini vermesi gerektiğini, kurtuluşunun bu olduğunu söylüyor.

  • burhan yılmaz diyor ki:

    Selamun Aleyküm

    Sayın sabit, demişsiniz ki;

    ”başka sorusu olan arkadaşların soruları itina ile cevaplandırılmaya çalışılır…”

    Eğer soruma cevap verirseniz size yürekten teşekkür edeceğim.

    Üstad sekizinci Lem’ada buyuruyor ki;

    ”Acaba hiç mümkün müdür ki, “Sultanü’l-Evliya” makamını ihraz etmiş ve hamiyet-i İslâmiye ile zamanındaki padişahları titretmiş ve kuvve-i kudsiye ile mazi ve müstakbeli hazır gibi izn-i İlâhî ile görmüş ve mematında dahi hayatındaki gibi dâimî tasarrufu bulunduğu tasdik edilmiş olan bir kahraman-ı velâyet, bu asrımıza ve bu asır içindeki kemal-i acz ve zaaf ile Kur’ân’ın hizmetinde çalışan ve insafsız düşmanların hücumuna mâruz ve teselli ve temine muhtaç biçare, Kur’ân’ın hâdimlerine ve talebelerine lâkayt kalabilir mi? Hiç mümkün müdür ki, bizimle münasebettar olmasın?”

    Bu parağrafta geçen,

    ”…kuvve-i kudsiye ile mazi ve müstakbeli hazır gibi izn-i İlâhî ile görmüş ve mematında dahi hayatındaki gibi dâimî tasarrufu bulunduğu tasdik edilmiş… ”

    kelimeler dizisinde Allah’ın izniyle Gavs-ı Azam’ın geçmişten geleceğe her şeyi gördüğünü açık ve net bir şekilde belirtiyor.

    Allah ise cin suresi 26.27. ayetlerde şöyle buyuruyor.

    Elmalılı Hamdi Yazır Orjinal meal.

    cin/26-”O bütün gaybi bilir, fakat gaybına kimseyi apaçık agâh etmez.”

    cin/27-”Seçtiği bir elçiden başka; çünkü onun önünden ve ardından gözetleyiciler dizer.”

    Cin/26. ve 27. ayetler gibi kur-an’da daha bir çok ayet vardır. Bu ayetler kesin ”nas” ve ”muhkem” dirler. Bu ayetlere göre Allah gayb dair bilgileri hiç kimseye asla bildirmeyeceğini, sadece çok az kısmını şeçtiği RESULLERİNE bildireceğini yazıyor.

    Bu durumda üstad Said Nursi’nin iddiasını nereye koymalıyız.

    Yani açıkca üstadın bu iddiası cin/26.27. ayetleri tekzip ediyor görünüyor.

    Siz üstadın bu iddiasını ve cin/26.27.ayetleri yanyana koyduğunuzda ne anlıyorsunuz.

    Lütfen bizi aydınlatabilirmisiniz.

    Allah’a emanet olun.

  • ebulaşey diyor ki:

    Zarife hanım,çok ilginç birisisiniz.Kibarca söylemeye çalışayım;
    Tarihten delil filan getirmiyorsunuz.Taraflı ve bol çarpıtmalı saçmalıkları sunuyorsunuz.
    Pozitif bilimlere hakaret ediyorsunuz.Sizin saçma sapan iddialarınızla evrim teorisinin ciddiyet olarak hiç bir farkı yok.
    Hele Kur’an hiç demeyin,sizin Kur’an la meal haricinde ilginiz yok.Kur’an’ın dış kabının tozu size nasip olsaydı meseleler çözülürdü.
    Ben ömrümde sizler kadar Kur’an’a hakaret eden,basitleştiren,sığlaştıran ve çarpıtan ehl-i dalalet görmedim.
    Biz nurcuların tarzı birbirine çok benzer.
    tıpkı saldırganlıkta,iftira ve içerik bomboşluğunda sizlerin birbirinize çok benzediğiniz gibi.
    Bu sefer korkmayın bir daha görüşmeyebiliriz.
    Zaten size yalanlarla,iftiralarla,tekfirlerle dolu,tek taraflı ve düşmanca yazılmış zırvalara inanarak geçirdiğiniz menhus ömrünüzde ve kabuslu hayatınızda hidayetler dilemekten başka elden bir şey gelmiyor.
    Kur’an dahi sizleri şiddetle reddeder ve ediyor.
    Bence siz boyunuzu ve ufkunuzu hayli aşan akide konularından bir an önce vazgeçin ve en iyi yaptığınız işe koyulun.
    Kutuplarda imsakiye çıkartın..
    Sizinle yazışmak boşluğa konuşmak gibi..
    Hiç görüşmesek te bir şey çıkmaz.
    O yüzden şununla bitireyim;
    Yalanlarla örülü batıl dünyanızdan Rabbim bu ay hürmetine sizikurtarsın ve gerçek kaynaklardan doğrulara inanmayı ve Kur’an’a yaptığınız bu mealli ihanetten vazgeçmeyi nasip etsin..
    Allah’a emanet olunuz..

  • Aydın Özen diyor ki:

    Ebulaşey ‘e ,

    Kimsiniz sizi tanımıyorum ki kimliğini gizleyecek kadar UTANACAK/Dikkatli Davranmanızı gerektirecek bir durumunuz var ki garip bir şeylerle tanım yapıyorsunuz. “Kardeşim” demeniz nedeniyle sizi ikaz ediyorum, edepli olmaya davet etmeme rağmen tekraren bana KARDEŞİM AYDIN diye söze başlıyorsunuz.

    Kimsiniz siz? Sağlık ve algılama sıkıntınızı mı var…? 51 Yaşındayım… bilge ve küstah eda ile… “kardeşim Aydın” sözüyle birisi konuşmaya başlarsa kesin olarak cahilliğini gizleyip Ağabey postuna sarılarak hatır üstünlüğüne soyunacaksa, bana palavra atacaksa ve de ben de susacak sam…yaş farkımızın 10-15’ten yukarı olması gerekir…

    Yaşınız 65’ten aşağı ise ikazıma rağmen yazdığınız için maalesef sizi SAYGISIZLIKLA suçluyorum.

    Siz siz olun adınızı bile gizlediğiniz insanlara karşı sözün hatırında nazik ve terbiyeli olun…

    Şimdi gelelim konuyu işleyiş biçiminize…. Nur gurubu arkadaşlarda ta çocukluğumdan tanırım garip bir ORTAK özellik var ki;

    Bilmiyor, Öğrenmiyor, Araştırmıyor fakat… hepsi NARSİST…! Çok bilen, bir bilen ağabeyler taifesi?

    Şimdi beyefendi/hanımefendi yazınızı, eleştirinizi ve sizi ciddiye aldım. Yoğunluğa rağmen bilgim dahilinde SÖZE DUYDUĞUM SAYGI gereği 26 madde ile Doğru ya da Yanlış bildiklerimi yazdım….

    İlavesinde de “Bu anlattıklarımda yanlış, hata, kasıt varsa lütfen belirtiniz ki ben de hatamı düzelteyim….” Dedim…

    Lütfen bir parça MEDENİYET, az buçuk saygı….Çok mu zor…?

    Sizin KENDİNİZE BİR PARÇA SAYGINIZ varsa, yanlış bulduğunuz yerleri, maddeleri yazarsınız… Cevabi yazınıza bakıyorum….! Fecaat…!

    Şöyle diyorsunuz…

    ”…Adını verdiğin YAZARI DUYMADIM ama yakın tarihte yaşanmış şeyleri çok geniş araştırma imkanına sahipken BÖYLE PERİŞAN YAZILARIN cidden ilginç..”,

    “…Verdiğin hanımın İSMİNİ BİLMEM NURCULUĞUNU DA.Kaynak o kadar çok ki kilitlenme ne kadar nurcu olduğunu bilmediğinin yazısına..”

    “…Senin anlattıkların ve yazdıkların evlere şenlik taraflı ve yalan zırvalar mecmuası…..”

    Derler ya…” ŞECEATİNİ ARZ EDERKEN SİRKATİNİ SÖYLER…!

    Beyefendi bilginiz yoksa susmayı deneyiniz…Palavra atmayı bırak…Sen bu konuda bir satır bir şey okudun mu? Okuduysan yanlış bulduğunu yaz… Tabii biliyorsan…! Yazım evlere mi şenlik sana mı şenlik görelim…

    Yanlışın doğrusunu yaz. Yaz ki öğrenelim… Terbiye dışına çıkarak kitabı nasıl okuyacağımı anlatacağına SAVUNDUĞUN KONUDA İKİ SATIR OKU ondan sonra yaz… Başım üstüne…

    ŞÜKRAN VAHİDE ya da diğer adıyla Mary WELD, MEHMED FIRINCI Bey’in Eşleridir efendim. Yalan uydurduğumu iddia ettiğiniz, bayanın elinde RİSALE TERCÜMELERİNDE Yetkilendirilmiş TEK KİŞİ gibi bir nitelik var…

    Sahi Mehmed Fırıncı’yı duymuş mu idiniz? Ola ki kaza yaşamayalım diye belirteyim, SAHABE NURCU’lardan…

    “ebulaşey” ismini kullanan Kişi…. Bana ve diğer arkadaşlara verdiğiniz cevaplara bakıyorum, beyefendi/hanımefendi sizin amacınız ÜZÜM YEMEK DEĞİL….

    Şükran Vahide hanımı bilmeyen biri NURCU OLAMAZ…, Nurcu olsa da OKUYAN biri olamaz, sadece sizin yaptığınız gibi, “….MİŞ gibi yaparak…” yazarsanız seviyeyi aşağı çekersiniz… Ki lütfen bunu yapmayın…

    Kendi konumda sadık kalarak sizden cevap istiyorum…

    Ha bir adım daha atalım…

    Said Nursi’nin çok yakın arkadaşı CEVDET Bey kimdir diyerek bir sorgulama yaparsanız oldukça çarpıcı konular önünüze çıkacaktır. Mesela neden TEHCİR KATLİAMINDAN Sorumlu olarak Maltaya gönderildiğiyle de aslında 1912-1916 arası Bitlis/ Van Bölgesinde olanları hani Said Nursi’nin esir düşmesi dahil o süreci bir inceleyin ne pislikler gün yüzüne çıkıyor…

    İnsanlara NAL çakmasıyla nasıl meşhur olmuş….?

  • zarife demir diyor ki:

    nur talebesi / ebulayeş “kardeş”im

    tarihten delil getiriyoruz —— sizin için anlamı yok
    pozitif bilimlerden getiriyoruz ——– sizin için anlamı yok
    hepsinin mihenk taşı kurandan getiriyoruz ——— sizin için hiç anlamı yok.

    sizin görüşünüzü ne değiştirebilir ki kuranı bile görmüyorsanız. yazık!

    ( sizin nur talebesi = ebulayeş olduğunuzu ilk yazınızdan itibaren anlamakla beraber madem burada yazmaktan kendini alamıyor, yüzüne vurmayalım, hem yelkenleri suya indirmiş madem, yeni üslubuna mukabil üslupla yazalım dedik ama takiyyeniz/ takkeniz yeni adınızla yazdığınız 2. yazıda düştü. bu vesileyle ” kardeş” tavsiyesi: yazmaktan kendinizi alamıyorsunuz madem; “işte forumdan çıktım, gidiyorum bak, gittim gidiyorum, gittim ha” demeden önce bir kez daha düşünün derim. pardon! düşünmeyin, risaleye bakın, hep yaptığınız gibi..)

  • ibrahim halil diyor ki:

    SAYIN EBULASEY
    sordugum sorulari okumamissin bile.cevap diye verdigin sey asagilamadan baska bisey degil..
    verdigin cevaba bakarmisin

    İ.Halil kardeşim,sen de diğerleri gibi copy-paste ve google tipisin gibi..:)
    Okuduğunu anlayabilecek kabiliyetin varsa,anlatılanları anlaman için Üstadın yaşantısına muttali olacak tarafsız bilgin varsa sen de çözebilirsin.

    tarafsiz bilgileri nerden ogrenebilirim?
    onlarca siteniz var birinin ismini verebilirmisin beni hidayete erdirsin, tabiki sizinde guvendiginiz.
    AYRICA SORMAK ISTEDIGIM BIRSEY DAHA
    BIZ SIZE GORE NEYIZ????
    Yani siz nurculara gore saidin sacmaliklarina inanmayan bizler obur tarafta kaybenedenlerden mi olacagiz. sunu anlaman lazimki sizin inandiklariniza inanmadigimiz
    (risaleler) icin burada saidin dusuncelerini,yapmak istediklerini veya ona yaptirilmak istenenleri anlamaya calisiyoruz.

    ama sizin gibiler herseyi bildigini sanan insanlar verdiginiz cevaptan baska herseye benziyor.siz hic isim vermiyorsunuz (kitap yazarlari).arkadaslarin verdigi isimleri tanimiyorsunuz.illa herkes sizin inandiklarinizami inanmak zorunda.

    HA BU ARADA COPY PASTE YAPMAMIN NEDENINE GELINCE;O KADAR SACMALIGI AKLIMDA TUTAMIYORUM.KUSURA BAKMA:)))

  • sabit diyor ki:

    Risale-i Nur bakış acınızdaki temel mantık hatasını geniş bir şekilde ele alıp, sizlerin takdirine sunmayı düşünüyorum. (Allah nasip ederse)

  • sabit diyor ki:

    Meraklısına;

    Şahsı manevi meselesinin yanlış anlaşıldığını, ve bu durumun Risale-i Nur’a vakıf olamamaktan kaynaklandığını yazmıştım…
    mesajlardan anladığım kadarıyla, arkadaşlar Risale Okumuyor, fakat hakkında Yalan, Yanlış, İftira, Hakaret vs. konuşup duruyor…

    Filiz Hanım “rastgele” okumakla, cin ali kitabını yemek kitabı sanabilirsiniz… (meseleye bakış ciddiyetiniz gerçekten ilginç, umarım diğer okuduklarınızı da rastgele okumuyorsunuzdur…Balık mı tutuyor, kitap mı okuyorsunuz… Size iyi okumalar… rastgele…)
    benimkisi tatlı bir hatırlatma… Kırılmayacağınızı umarım…

    meselenin gidişatından okuma ve araştırma işini hakkıyla beceremiyeceğiniz kanaatine vardım…
    Size yardımcı olmak adına, bir kopya vereyim… (aramızda kalsın,bilindiği üzere sayın bayındır bir AKADEMİSYEN buna kızabilir…)

    meseleyi sulandırdım, özür dilerim…

    Risale-i Nur da geçen ŞAHSI MANEVİ TANIMI:

    “Evet müteaddid eşya bir cemaat şekline girse, bir şahs-ı manevîsi olacaktır.

    başka sorusu olan arkadaşların soruları itina ile cevaplandırılmaya çalışılır…
    Şartlarımız…
    1. Hakaret etmeden
    2. Risale-i Nur’dan orjinal alıntı yapılmak şartıyla…
    3. Yorumlar metin içerisine sıkıştılırmamak şartıyla…
    4. Kısa yazılar olmak kaydıyla…
    5. Soru ifadesi net olmalı
    6. Hakikatı araştırmak sevkiyle…

    İlgililere duyurulur…
    Bazen yorumlarım siliniyor. neden? kim bilir?
    —-

  • sabit diyor ki:

    sayın Mustafa;
    şahsıma yazdığınız yazıyı henüz okudum…
    Buraya yazı yazan arkadaşların bir kısmının net ifade edilmiş beşer kelamını anlayamadığını yazmıştım, ve örneklendirmiştim… (Hal böyle iken İlahi Kelam’ı anlamak ve mana çıkarmak iddiası düşündürücüdür…)
    Zatınızın yazını buna güzel bir örnek olmuş, teşekkür ederim…
    Aynen alıntı yapıyorum

    “Bediüzzaman Hazretleri eserlerinin bir çok yerinde Rislae-i Nur’un Kur’anın hakiki tefsiri olduğunu ve kendisinin ise sadece tercümanı bulunduğunu açıkça ifade etmiştir. ”

    bir pazar düşünün satıcı şunu söylüyor
    “— Hakiki malatya kayısısı”
    bu şu anlamamı gelir, “Bu pazarda satılan diğer kayısılar malatya kayısısı değildir.”
    tabi ki bunu ifade etmez…

    Akgündüzün ifadesindeki “hakiki” sıfatı Risale-i Nuru bir vasfını arz etmek adına kullanılmış… Bundan diğer tefsirlerin hakiki olmadığı anlamını çıkarmak, manayı zorlamak, tahrif etmektir…

    — her tefsirde hata olduğu—
    hal yukarıda arz ettiğim gibi iken, tefsirlerde hata tesbitinizin fevkalade bir durum…
    ————————

  • mete firidin diyor ki:

    Sayın Aydın bey
    Verdiğiniz bilgiler Saidi Nursinin İttihat terakki adamı olduğunu ve yeni bir İslam dini oluşturmak için kendini adadığını hiç bir şüpheye yer vermeyecek şekilde göstermiştir.
    Nurcuların size ve bize karşı çıkmaları doğaldır. Adamların dini yıkılmıştır. Üstelik beslendikleri ortamda da bozulma tehlikesi oluşmuştur.
    Bunların üzerine gökten parçalar da düşse iman etmezler. Bunlar ancak cehennemi görünce iman ederler.

    Biz bunları yeteri kadar uyardık, imana gelmediler. Bizim bunlara yapabileceğimiz en büyük kötülük onları daldıkları yerde, kendi başlarına bırakmaktır.

  • ebulaşey diyor ki:

    Aydın Özen kardeşim,yazdıklarını okudum.Fena halde her şeyi karıştırmışsın.Üstad M.Ö.yıllarda yaşamadı.Yakın tarihte yaşadı.Yazdıklarımı hata varsa düzelt diyorsun da neresini düzelteyim,baştan aşağı taraflı,çarpıtma ve yalan dolu.Meşrutiyeti övmesini bile anlaşılabilecek en yanlış şekilde anlamışsın.İşte senin sorunun burada.Duymak istediklerini,duymak istediğin şekilde duyup kendi kendini doldurup yanlışlara boğuluyorsun.Bir gün bırak gooogle’ı.Çık dışarıya,gir büyük bir kitapçıya al eline ciddi bir kitap,al sonuna kadar incele.
    Bu gün M.Kemal hakkında da 2 tür kitap var.Bir kısmı gerçekleri yazıyor ve diğer kısmı yalanlar ve uydurmalar.2 kısma da hararetle inananlar var ama doğru olanı bir tanesi..
    Senin anlattıkların ve yazdıkların evlere şenlik taraflı ve yalan zırvalar mecmuası..Biliyorum inanmayacaksın ama öyle güzel kardeşim,kısaca yalanlarla avunuyor,duymak istediğini duyuyor ve kendi kendini büyük bir zevkle kandırıyorsun.
    Adını verdiğin yazarı duymadım ama yakın tarihte yaşanmış şeyleri çok geniş araştırma imkanına sahipken böyle perişan yazıların cidden ilginç..Neyse,nasip olmayacaksa olmuyor..Tarih bir bilim dalıdır,hikayeye gerek yok.Ama aynı kişiyi ve hadiseleri yanlı iki ayrı ağızdan dinleyince nasıl çarpıtılıp bambaşka şekillere girdiğinin ülkemizde çok acı sayısız örnekleri vardır.
    Kısaca yazdıkların bir aldatmaca ve yalan yumağı,git geniş bir yelpazede,2 taraflı dinle araştır,öyle gel.Allah basiretine ve şuuruna açıklık versin.Bediüzzaman’ın rusyadan kaçışı bile içinize dert olmuş,uyduruk bilgileri bilimsel gibi vermeye çalışıyorsun,gül ve geç türünden.Ben de güldüm geçtim.Bu konuya ne takılırsın,anlamak zor..:)Verdiğin hanımın ismini bilmem nurculuğunu da.Kaynak o kadar çok ki kilitlenme ne kadar nurcu olduğunu bilmediğinin yazısına..
    Filiz bacı,adımı bilsen beni tanıyacak mısın,sen de buna takılmışsın.Belki sende Filiz değil Yelizsin,ne önemi var..Nette genelde rumuzlu konuşmak adettir yani bunu bile kendine sorun yapma..
    Sen hala kelime-i tevhidin 2.kısmını fer’i yapmıyorlar mı diye hayal dünyanda boncuk diziyorsun.Seni 1-2 yazından anlamaya çalıştım.Senin işin biraz sıkıntılı.Çünkü anlamamaya yemin etmiş gibisin.Yazılanları da okumadan cevap veriyor olabilirsin.Kelime-i tevgidi kimse bölmüyor,nurcular senin erişemeyeceğin bir kuvvette 2′sine de inanıyor ve anlatabiliyor.Sen sadece konuuyorsun.Aç 19.Sözü de Risalet-i Ahmediyye’yi öğren,zamanın boş geçmemiş olur.Hrıstiyanlarla dövüşmemek,Rus’un komunizmi tüm dünyayı kavururken,bolşeviklik ateş gibi dünyayı yakarken,Üstad diyor ki,öyle dehşetli bir bela var ki,değil kendi içimizde ihtilafa düşmek,bu dehşetli ateist akımının olduğu zamanda hristiyanlarla dahi dövüşmeyip,onları çürütmeyip,bu dehşetli rus dinsizlik seline karşı bu akım etkisini kaybedene kadar onlarla bile uğraşmamalıyız diyor ki bu muhteşem manayı ve o zamanı ve yaşananları aklına bile getiremeden yazdıklarını özür dilerim ama ciddiye alan ciddi adam değildir.Düşünün bir alman gencini.Önünde sel gibi gelen bir ateizm ve komunizm seli var.Adama diyorsun ki,senin dininin hükmü kalkmıştır.Hrıstiyanlık artık hükümsüzdür.O sırada o memleketlerde senin izin yok ama ruslar da gelip “evet,biz de aynı şeylerisöylüyoruz” deyip,o genci bolşevik yapmaya çalışıyor.Neyse senin bunları düşünemeyeceğini düşünüyorum.Oturduğun yerden cidden seviye ve kalite sorunlu düşünce demeyeyim de (maalesef istemeyerek hezeyan demeye mecburum-başka kelime karşılamıyor)lerini ortaya atıyorsun.Ayrıca hala F.hoca meselsini anlamış ve aşamamışsın.dedim ya senin işin cidden sıkıntılı.
    Zarife kardeşe cevap vermek anlamsız.Çünkü o derece bir saptırma ve demogojiye saplanmış ki,ne yazarsan yaz,boşa kürek çekeceksin diyor.Nelerle neleri karıştırmış,büsbütün aklın haricine çıkmış.Yaptığın kıyaslar insanı “idrak sahibi” olmak iddasından utandırıyor.
    Psikiyatriden örnekler vermekle olaylara ne kadar uzak olduğu anlaşılıyor.
    Ben İsa’yım diyen bir M.A.Ağcayı İslam’ın büyükleriyle benzeştiriyor.Tam bir sapkınlık olmuş yani.
    Siz,daha insan ruhunun kapasite ve kabiliyetlerinden,İslam’ın insanın ruhuna getireceği özelliklerden,madde bedene sıkıştırdığınız kendinizin İslam’ın terbiyesi ve Kur’ani bilincin(bu bilinç sizin gibi meal okuyanlarda gelişmiyor,maalesef) getireceği genişlemeyle nasıl bu madde alemini aşacağından,mana aleminin sonsuz zenginliklerine kavuşmanın,ölmeden önce ölenlere nasıl mümkün olacağından bahsetmemek lazım,çünkü sizin gibi aklı gözüne inenlere zor gelir.
    Risalelerde 29.Sözü tavsiye ederim.
    Hala vahiy ve ilhamı anlamamışınız.Kelam sıfatının tecellisinden bihabersiniz.Yazık,marifetiniz çok noksan,ama farkında bile değilsiniz.
    İ.Halil kardeşim,sen de diğerleri gibi copy-paste ve google tipisin gibi..:)
    Okuduğunu anlayabilecek kabiliyetin varsa,anlatılanları anlaman için Üstadın yaşantısına muttali olacak tarafsız bilgin varsa sen de çözebilirsin.
    Ama sizler gibi evliyayı ve dolayısı ile çok şeyleri paket olarak “inkar “edene,ne bir şey anlatmakla zaman kaybedilir ne de kendisi anlayabilir.
    Bu Allah’ı ve Resullullah(asm)’ı inkar edene mi’racı anlatmak gibi..
    Size Allah(cc)hidayet versin.Yanlış,çarpıtımış ve çok az bilgiyle çok şey anlamaya çalışıyorsunuz ve bu vahim tablo ortaya çıkıyor.
    Vallahi bu kafayla yaşayıp ölürseniz akıbetinizden korkuyorum.
    Şirk şirk derken müşrik gitme tehlikeniz azımsanamayacak kadar yüksek.
    Hafazanallah..

  • Muhammed BULUT diyor ki:

    Ahmet ÇAM bey, hiçbir düşünce, hiçbir din yada inanç ve de bunların ürünleri olan yazılı kaynaklarının YASAKLANMASI doğru değil. İnançları belirleme hakkı bireyin kendi elindedir, zira Allah İnsan Suresinde şöyle diyor “BİZ YOLU GÖSTERDİK DİLEYEN ŞÜKREDER DİLEYEN KAFİRLİK EDER”…Allah bile dünyada iken insanların yanlışına doğrudan müdahale etmezken biz kim oluyoruz ki YASAKLAMA düşüncesi içine giriyoruz. Nurcular’ı biz İslam’ın özü itibariyle eleştiriyoruz ancak Nurcu biri illa inandığı şekilde yaşamak istiyorsa bunada bizim bir şey demeye hakkımız yok. En fazla “Senin dinin sana benim dinim bana” der tartışmayı bitiririz. Rusya bu tarz bir baskı yapıyorsa bu daha çok NURCULUĞUN yayılmasına yol açacak biliyorsunuz ki “Baskı ve şiddetin” olduğu yerde neye baskı yapılıyorsa ona eğilim artar. Risaleler bence yasaklanmamalı tam tersine bırakalım özgürce bütün dillere çevirsinler, bendeniz dahi iki yıl Nurcuların içinde kaldım ve Risale-i Nur’u okudukça çelişkileri gördüm ancak bir türlü bu çelişkileri adlandıramıyordum ne zaman ki Kur’an üzerinde kafa yorup –ki özellikle hafız olduktan sonra- Kur’an’la karşılaştırarak okumaya başladım o vakit Risalelerdeki yanlışlardaki rahatsızlığımın nedenleride ortaya çıkmış oldu. Nurcuların çoğu samimi niyetli insanlar, ibadetlerine dikkat ederler, nazik ve kibar insanlar ve çok azı hariç emin olun kendilerine Kur’an’ın duru mesajı götürülürse hakka tam anlamıyla döneceklerdir. Elbette her grupta, her inançta olduğu gibi inancına SADAKAT adına sımsıkı sarılan taassub sahibi tiplerde olacak onlara bizim yapabileceğimiz bir şey yok Allah onlar için şöyle diyor “Bekle nasıl olsa onlarda bekliyorlar!” Yada şöyle diyor “Onlara müsamaha göster ve yüz çevir”….Bu ülkede yıllarca inancımızdan dolayı baskı görmüş olarak bizim inanç özgürlüğü hususunda daha hassas olmamız gerek. Bir Nurcu’nun inançlarıyla İslam’ın temel akidesi kesinlikle çelişiyor ve Nurculuk gerçekten İslam’ın özünden ayrılmış bir gruptur buna rağmen yinede özgürce kendilerini ifade etme haklarına sahipler bu hakkı birileri gaspetmeye çalışırsa en başta bizim karşı durmamız gerek zira İNANÇ ÖZGÜRLÜĞÜ dinimizin temel kurallarındandır.

  • burhan yılmaz diyor ki:

    Selamun Aleyküm.

    Aydın Özen bey, Said Nursi’nin hayatına dair yaptığınız sondaj çalışmalarından dolayı size gönülden teşekkür ederim.

    Sondaj kelimesini özellikle kullandım, sizde farkına varmış olmalısınız ki, tarihe kayıt düşen şahsiyyetlerin hayatları çoğu kez, kendisi, taraftarları yada muarızları tarfından, derin vadilere gömülerek, üzerlerine istedikleri peyzajı yapmışlar, kitleleri yeni üretecekleri siyasetin amigoluğuna sevketmişlerdir.

    Taraftar yada muarız yığınları, gerçek hayatlar yerine, siyasetcilerin kendilerine sunduğu taplolar üzerinden sloğanlaşarak, yine siyasetciler tarafından belirlenen sınırları doğal olarak koruyup, kollamakta ve efendilerine bila-istisna hizmete devam etmektedirler.

    Mevzumuz olan nurculuk cerayanı ve nurculuğun kurucusu olarak sunulan Said Nursi’in hayatı gerçekten de derin vadilere gömülerek, üzerine de ise ince işçilikle, yeni bir hayat bahçesi peyzajı yapılmıştır. Vahy penceresinden baktığınızda gerçek olmayan düzenlemeleri anında görebiliyorsunuz. Gerçek hayatta, bir arada bulunması/yada ayrılması asla mümkün olmayan iki yada daha fazla maddenin, etkenin çizilen taplolarda, hilaf-ı hakikat olarak sunulması ve bu durumun kutsallaştırılması, vahy bakış açısına sahip olmayanların önlerini tamamen tıkamakta, onları acı-tatlı gerçeklikten, tek tatlı ve sanal bir algıya yönlendirmektedir.

    Gerçi meseleye İslam tarihi açısından baktığımızda, nurculuk cüz’i bir yere sahiptir. Yapmaya çalıştığımız iş biyopsidir. Yani bünyemize ne oldu/oluyor da, Allah’ın bize vaadettikleri ile bulunduğumuz konumun hiç alakası yok.

    Mesela Allah diyor ki;

    Hucurat/10-”Müminler ancak kardeştirler, onun için iki kardeşinizin aralarını düzeltin ve Allah’tan korkun ki, rahmete layık olasınız!”

    Bu ayet eğer mü’min olursak nasıl bir sonuçla karşılaşacağımızı bildiriyor. Aralarımız düzgün ve rahmete gark olmuş bir ümmet. Aslında mü’min olmamız halinde bu sonuç Allah’ın bize vaadidir.

    İslam dünyasının tamamı bila istisna hep mü’min olduğunu haykırıyor ve buna rağmen 1400 yıllık şia-sünni çatışması giderilemiyor ise çözüm asla;

    -ne sünniler’in şia’yı ötekileştirek islam dairesinden kendince çıkarması,

    -ne de şia’nın güzide sahabilere ağza alınmayacak sözler sarfederek sünnileri Yezid’le eşleştirmesidir.

    Çözüm derin vadilerde gömülü gerçekleri bulmak ve gün yüzüne çıkartmaktır. Bu ise zor bir iştir. Herkes bağında-bahçesinde, işinde-gücünde dünyevi ve uhrevi hasatlerını dererken, kitaba dikkat kesilen üç-beş yalınayak, arazide sondaj’a karar vermişlerdir. Çünkü dikkat kesilen (müttaki) yalınayaklar, kitapta belirtilen ve olmamız gereken kordinatlarla, halihazırda bulunduğumuz koordinatların uyuşmadığının farkına varmışlardır. Bizlere bulunduğumuz yeri ve aslında eğer gerçekten iman edenlerden isek bulunmamız gereken yeri tam doğru olarak gösteren kur-an yerine, başkaca kordinat hesaplayan kitaplar-rehberler dağıtılmıştır. Bu nedenle hedef koordinatla, bulunduğumuz koordinat sanal olarak üstüste getirilmiş, hedefine vardığını düşünen müslümanlar artık kürek çekmeyi bırakmış ve farkında olmadan, azgın bir şelaleye doğru sürüklenmektedirler.

    İşte kur-an eğer önlem almazsak, eğer yeniden küreklere davranmazsak, durgun gibi gözüken gölün sonunda mutlaka, çılgın şelalenin çekim alanına geri dönülemez bir şekilde gireceğimizi, derdiğimizi düşündüğümüz dünyevi ve uhrevi hasatın şelaleden aşağı hızla düşerken bizi mahvedeceği gerçeğini ortaya koymaktadır.

    Kur-an’da bahsi geçen İsrailoğulları’nın düştüğü zillet ve sürgün azabının suçlusu Babilli’ler yada Romalı’lar değil, olmaları gereken Tevrat’ta ki koordinatlar yerine, hahamların gerçeğin hilafına yeniden belirledikleri ve sanal olarakta gerçeğin yerine sundukları koordinatlarda gezinmeleridir. Yahudiler dünyevi ve uhrevi hasadları bol keseden yığınak yaparken, işgal ve sürgüne uğramışlar, hem dünya’dan hemde ukba’dan olmuşlardır.

    Osmanlı’nın çöküşünün henüz buğusu tütmektedir. Olay taptaze ve canlıdır. Rabbim Akif’imizi cennetine koysun, Akif savaştan otuz yıl öncesi ve birinci cihan harbi zamanını öyle bir resmeder ki, otuz yıl evvel ki durumu tasvir ederken mealen ”sanki hiç zeval olmayacakmış gibi” der ve başlar zevalin nasılda ansızın geldiğini anlatmaya. Sonrası hepimize malum. Dünya’ya zulum egemen, genel olarak ezilenler ve geri kalanlar da müslümanlar.

    Aydınlarımızın!, ulamamızın!, entellektüellerimizin! teşhis ve tedavisi ortada;

    1-İslam Osmanlı’yı geri bıraktı ve yıkıldık, çare dini ya tamamen yada kısmen terkedelim. Batılı standartlarla düşünüp, yaşayalım, musaır medeniyetler seviyesine çıkalım. Dine ait ne varsa vuralım, kıralım ve susturalım. İşte bu grub genel olarak M.Kemal ve CHP’si, askeri-bürokratik elit kesim ve dış bağlantıları. Bunlar çeşmenin başına oturmuşlar, yıllarca millete kan ağlatmışlardır.

    2-Osmanlı’yı batılaşma yıkmıştır. M.Kemal deccaldir. Eğer yeniden şeriatı getirirsek eski güç ve kuvvetimize kavuşuruz. Bizi bu hale M.Kemal ve CHP’si, askeri-bürokratik elit kesim getirmiştir. Eğer askeri-bürokrasiyi ele geçirebilirsek, kolayca tekke ve zaviyeleri açarız yeniden dindar insanlar yetiştirebiliriz. Böylece İngiliz ajanlarından ülkemizi kurtarabiliriz.
    Bu grup ise muhafazakar, ezilmiş çoğu zaman çeşmeye bile yanaştırılmamış, dişi ile tırnağı ile hayata tutunmuş, haramzade laiklere kafa tutan saf anadolu müslümanı.

    İşte bu iki kesimden birinciler laikler, ikinciler dindar muhafazakarlar. İkisininde teşhisi yanlış, dolayısıyla ikisininde tedavisi farklı ama yanlış. Doğru olan ise iki yanlış tedaviden hiç birisinin çare olmayacağıdır.

    Laikler zahmet edip Osmanlı’yı batıranın gerçekten İslam dinine bağlılığın mı yoksa kur-an’ı terketmenin mi bir sonucu olup olmadığını öğrenmemişlerdir. Laikler fırsattan istifade ederek, arzularını ilah edinmişler, çeşmenin başında olduklarından, suyu diledikleri gibi harvurup harman savurmuşlar, gerektiğinde müslüman mahallesinde salyangoz satma ahlaksızlığından geri durmamışlardır. Bu günlerde ise muhafazakar anadolu insanı biraz rahatlamış, çeşmeden azda olsa su almaya başlamıştır. Ancak halihazırda öyle siyasetcilerin sanal sunularında ki gibi, musluk ellerinde değildir. Hala musluğun başındadır kendi halkını ötekileştiren, azgın kesim vardır. Halkı sömürerek semiren bankalar ve bağlı holdinglerin düşünce ve dünya’ya bakış açıları muhafazakar anadolu insanı ile taban tabana zıttır. Değişim başlamış ve çeşme yavaş yavaş el değiştirecektir herhalde. En doğrusunu Allah bilir.

    Bizi asıl ilgilendiren bu ülkenin asli unsurları muhafazakar anadolu müslümanlığıdır. Çünkü laiklik ve din dışılık arızıdır, köksüzdür, sökülüp atılması kolaydır. Oysa ki geleneksel muhafazakarlık, şeklen islam dinini kopya etmiş, içeriğini ise kur-an dışı unsurlar doldurmuştur. Nasıl ki kuzu postuna bürünen, kurt kuzu gibi davranamazsa, şeklen müslüman olan ancak itikadını ise geleneğin dizayn ettiği müslümanımsı -cı, -cu ekli müslümanlar istemeden bile olsa Allah’a şirk koşmadan duramayacaklardır. İşte geleneğin inşa ettiği, muhafazakarlar Osmanlı’nın yıkılışını ve nedenlerini yanlış teşhis etmiş ve yanlış tedaviye devam etmektedirler.

    Osmanlı’yı batıran kur-an’a sırt dönmüş, umudunu mürşidine, şeyhine, evliyasına, gavsına, kutbuna vs vs bağlamış, sakal ve sarığın takvanın gereği olduğunu sanmış, şeyhlerin belirlediği koordinatları kur-an’da ki koordinatlar zannetmiş, yardım istediklerini çeşitlendirmiş en sonunda da azgın şelaleye sürüklenmiştir. Şelaleden aşağıya maddi, manevi ve demoğrafik tüm varlığıyla uçmuş, 1918 mondros mütarekesiyle kayalıklarda parçalanarak, terki dünya etmiştir. Durum o kadar vahimdir ki, tüm maddi kazanımlar sıfırlanmış hatta ingilizlere ödemek zorunda kaldığımız savaş tazminatı yüzünden borçlanmışızdır. Sağlıklı bir toplum için gerekli olan, insanlar arasında ki yaş ve cinsiyet dengeleri bozulmuş, geleceğin teminatı okur-yazar genç nesil, İTC’nin yanlış hesapları ve Alman’ların arzusuyla İngilizler tarafından Çanakkale’de şehid edilmişlerdir. Aslında cerayan eden hadise tamda rad/11. ayette belirtilen ilahi yasa çerçevesindedir.

    rad/11 ”İnsanı önünden ve arkasından izleyen (melekler) vardır, onu Allah’ın emri ile gözetlerler. Herhangi bir toplum tutumunu değiştirmedikçe Allah onun konumunu değiştirmez. Allah, bir toplumun herhangi bir kötülüğe uğramasını dileyince, onu hiç kimse önleyemez. İnsanların Allah’dan başka hiçbir koruyucusu, kayırıcısı yoktur.”

    Osmanlı kendisine bahşedilen güç ve kuvvetle kur-an’a daha fazla sarılacağı yerde, 1820 Halid-i bağdadi ile beraber, çeşitli siyasi mülahazalar öne sürerek, nakşiliğin hızla yayılmasına müsade etmiş hatta desteklemiştir. Yanlış politikalar yüzünden, meydana çıkan sosyal ve milliyetcilik sorunlarını nakşi tarikatcılığıyla aşacağını zannetmiştir. Nakşiler ise Allah’ın bir takım evliyalara selahiyet verdiğini, ve eğer müridleri isterse her türlü zorlukta müridlerini destekliyeceğini yaymışlardır. Kur-an’ı anlamak ve hayatı ona göre dizayn etmek için kılını kıpırtdatmıyan atalarımız, Allah’ın böyle bir yetkiyi Muhammed (sav) bile vermediğinin farkına varamamış hiç durmadan Allah rızası için Allah’a şirk koşmuşlardır.

    17. yy. dan sonra Osmanlı hızlı bir şekilde ORTAÇAĞ HRİSTİYANLIK sendromuna yakalanmış, çevresini geliştirdiği kadar, beynini geliştirememiş, üç tane hurafeci zibidi ile başedip, matbaayı ülkeye alamamıştır. Dinlerini kur-an’dan öğrenmek yerine üç tane hödük din adamına terkeden, tıpkı ortaçağ engizisyonu gibi topluma korku salan, bilimsel gelişmelere set çeken, halkımızı topluca rabıta seanslarıyla uyutan, müslüman halkın neredeyse tamamını tarikatcı yapan, örümcek kafalı, geri zekalı şeyhler, dervişler aracılığıyla bireysel ve kollektif aklı askıya alan, bu şeytani tuzak tutmuş ve Osmanlı yıkılmıştır.

    Oysa ki nerdeyse tamamı tarikat manyağına dönen halkımız, nerde mezar, yatır, türbe görürse el açmış, Allah’ın yetki verdiğini zannederek, peygamberlerden, şehidlerden, evliyalardan, gavslardan yardım geleceğine kesinlikle inanmış, kıssacı şarlatanların uydurduğu menkıbelere sanki kur-an ayetiymiş gibi hatta daha fazla iman etmiştir. İşin garip tarafı Allah rad/11 de bize bildirdiği yasayı uygulamış (…Allah, bir toplumun herhangi bir kötülüğe uğramasını dileyince, onu hiç kimse önleyemez…) sözünü yerine getirmiş, yıkımı Abdulhamid gibi deha bir padişah bile durduramamıştır. Adeta rabbimiz ”sizi benden başka yardıma çağırdıklarınızla başbaşa bırakıyorum” diyerek yine rad/11.ayetteki (”…İnsanların Allah’dan başka hiçbir koruyucusu, kayırıcısı yoktur.”) ilahi yasasını fiilen uygulamıştır.

    Daha önceki yazılarda da belirttiğim gibi, Osmanlı bakiyesi Cumhuriyyet adeta dış kaynaklı hırsız laiklerle, muhavazakar anadolu müslümanlığının düello alanına dönmüştür. Tek parti zihniyyeti fırsatı ganimet bilmiş, Osmanlıyı batıran örümcek kafalıları cezalandırma adına iyi kötü demeden çeşitli hile ve desiselerle geleceğimiz inşa etmede olmazsa olmazlarımız ne varsa bulldozer gibi ezip atmıştır. Ülkemiz sağcı-solcu iki ana kampa ayrılmış, yıllarca birbirini yemekten, bilim üretememiş, anadolu müslümanlığı kendilerini savunan dini cemaat ve tarikatlara kayıtsız şartsız bağlanmak zorunda kalmıştır. En ufak eleştiriye tahammül edemiyen örümcek kafalı ahiret hırsızı şeyhler, üstadlar ve abiler ”ama o islam uğruna çok mücadele etti, hapislerde yattı” tezini ileri sürerek, bilimsel sorulara duygusal geçiştirmelik cevaplar vermişlerdir.

    Ne yazıkki koca cihan harbinde uyanacağı yerde iyiden iyiye bitkisel hayata giren geleneksel müslümanlık, bir seri darbenin sonunda 1980 ihtibariyle kıpraşmaya başlamıştır. Her defasında bir şekilde tokmağın kendi kafasına indiğini farkeden ülkücü gençlikten üç-beş kişi bir şeylerin ters gittiğini düşünerek kur-an’a bakma gereği hissetmişlerdir. Kur-an’a baktıklarına gözleri faltaşı gibi açılmış, meğer ülke uluslararası güçlerin düello arenasına dönmüş. Aslında müslümanlık zannederek, yıllarca mücadelesini verdikleri sağcılığın, USA’ya hizmet biriminden ibaret olduğunu anlamışlardır. Tabiri caizse üç tane müebbet yalınayaklının kur-an’a çağrısı Allah’a hamd olsun yankı bulmuştur.

    Nasılki İstanbul’un fethi, hristiyan teolojisini yerle bir etmiş, kilisenin ürettiği ütobik hurafeleri, papazlarla başbaşa bırakarak, orta çağı bitirmiş yeni çağı başlatmış ise, esasında 1. cihan harbide müslümanların orta çağını bitirip, yeni çağını başlatması gerekirdi ancak Çanakkale savaşında uğradığımız felaket ve getirdiği ağır sonuçlar buna engel oldu kanaatindeyim. Konstantiniyyen’in düşmesiyle kilisenin uydurduğu ruhaniliğin/ruhanilerin İstanbul’u koruyamaması, hristiyan dünyasında şok etkisi yapmış, hristiyan aydınlar fırsatı ganimet bilerek, topluma giydirilen deli gömleğini paramparça edip Allah adına toplumu sömüren azizlere iade etmişlerdir. Hızla ateistleşen Avrupa çeşitli mücadelelerden sonra yarı dinli yarı dinsiz ”LAİK” bir formülde karar kılmış ve halkını din adına sömüren hırsızları kiliseye hapsetmiştir. Tüm paradiğması çöken kilise aydınlanmaya fazlaca bir katkı sağlıyamamış işi genç ve dinamik beyinler üstlenmiştir.

    Cihan devleti Osmanlı’nın çüküşü aslında çok büyük bir travmadır. Toplumsal felaketler, akabinde geçmişi sorgulamayı getirir. Hristiyanlar İstanbul’u kaybedince yüzyıllardır biriken stres şiddetli bir depreme dönmüş, hristiyan dünyası bir daha aynı hataya düşmemek için tedbirler üretmişlerdir. inançlarının batıl olduğunu anlamış, yıllardır din adamlarına terkettikleri dinlerinin aslına da ulaşamamışlar, başlarına bela olan dinlerini ve onun inançlarını tamamen antikaya, kiliseleride antika inaçlarının sergilendiği müzelere dönüştürmüşlerdir.

    Osmalının çöküşü, doğu Roma’nın(İstanbul) çöküşünden çok daha sert ve sonuçları bakımından da çok daha uyandırıcı olmasına rağmen, maalesef müslüman aydınlanması son otuz yıldır cılız bir şekilde devam etmektedir. Oysa ki bu kadar büyük bir yıkım peşinden fikir fırtınaları estirmeliydi. Aynen hristiyan dünyasında olduğu gibi, toplum bu fırsatla inanç temellerini sorgulamalı, ya yeniden kur-an’a dönmeli, yada hritiyanlar gibi, sekülerleşmeliydi. Ancak her ne olursa olsun, hurafeci müslümanlar inançlarıyla beraber, tarihin çöplüğüne süpürülmeliydi. Bazıları şunu diyebilir; kur-an’a dönüş olmadı ancak devlet laikleşti. Doğrudur ancak laikleşme iç dinamikler vasıtasıyla olmadı Türkiye’de, ülkeyi teslim alan, elitist ajanlar, efendilerinin istekelriyle ve metezoru dikte ettiler ülkeye laikliği. Aslında anlatmaya çalıştığım şey, Osmanlı geleceğinin teminatı olan tüm genç beyinlerini savaşa kurban vermiştir. Bu savaşların en vahimi büyük zafer naralarıyla her yıl kutlanan Çanakkale’dir. İşte bu yüzden savaş sonrası, kendilerini evliya masallarıyla uyutan DİN ADAMI ŞEBEKESİNİ sorguluyamamıştır. al-i imran/139. ayette belirtilen;

    ”Gevşemeyin, üzülmeyin, gerçekten inanmışsanız, mutlaka siz üstünsünüz.”

    Ayetini hocalara soran çıkmamıştır. Nerede mevlanalar, geylaniler, arabiler nerede rühaniler, derin hocalar, gavslar, feridler, mollalar, meleler, şeyhler, dervişler, hırsız seyyidler. Nerede türbeler, yatırlar, merkez efendiler, hüdailer, oruçbabalar. Hani memleket evliyanın sayesinde ayakta duruyordu?
    Hani onların sayesinde yaşıyorduk.

    Baksanıza Fahrettin paşa ağlıyor, yırtınıyor, nebi’ni medinesini İngiliz botlarına çiğnetmemek için. İnsafınız mı kurudu be evliyalar. Said Nursi GAVS’ın seni kurtarmaya ta Rusya’lara geliyorda, hemen yanıbaşında medine sessizce, mecburen, İngiliz’lere teslim ediliyor. GAVS kılını kıpırdatmıyor. Hani seyyiddi bak dedesinin memlektinde lawrensler cirit atıyor.
    HANİ SEN GAVS-I AZAMSINYA,
    HANİ SEN KUTBU-L AKTAPSINYA,
    HANİ ALLAH SİZE YETKİ VERMİŞTİ YA,
    HANİ TAYYİ MEKAN, TAYYİ ZAMAN,
    NEREDE ÜÇLER, YEDİLER, KIRKLAR,
    NEREDE BİLMEM NE BABALAR,
    NEREDE DALGALAR ADAM BOYU OLDUĞUNDA BİLE SİRKECİDEN ÜSKÜDARA GEÇENLER,
    NEREDSİNİZ EY,
    BAKSANIZA ALLAHU EKBER DAĞLARINDA ZEMHERİDE YALIN AYAK AHMEDLER’DEN MUHAMMEDLER’DEN ONARBİN ONARBİN DONUYORLAR. GÖZÜNÜZÜ AÇIN VE BANA BAKIN EY EVLİYALAR, BİR GECEDE DOKSANBİN MÜSLÜMAN DONACAK. ZORMU BİR KERAMET GÖSTERMEK, YOKMU KERAMET LİSTENİZDE BİR ÇİFT BOT, BİR PANTALON, BİR CEKET.

    EY ADETA HER BİRİ KERAMET FAPRİKASINI ANDIRAN EVLİYALAR! ALLAH DOSTLARI!

    Bak Ömer Muhtar’ıda astılar Traplusa’ta ipine bir bıçak çalamadınız mı?
    Bak Yemen’e gidenler biner biner hastalıktan çöllerde ölüyorlar!
    Baksana Kudüs’de düştü, hani ilk kıplemizdi, orayadamı yardım yok?
    Siz bu gidişle kanal savaşıylada ilgilenmezsiniz.
    Şerif Hüseyin’de kahpelik yapıyor, bari onun kulağını çekin.


    HAA ÇANAKKALE ŞAVAŞI MI? TABİ CANIM TÜM KADRO ORADAYDINIZ BİLMEZMİYİM HİÇ, sahi bu kadarmı bize düşmansınız, bari yardım etmediniz hiç olmazsa İNGİLİZ’lere arka çıkmasaydınız. Yoksa sizide mi lawrensler altına boğdu. Bin değil, onbin değil, yüzbin değil, asgari ikiyüzellibin can. İkiyüzellibin bıyıkları yeni terlemiş gencecik Mehmetcik. Dünyanın neresinde görülmüş bu kadar daracık bir yerde ikiyüzellibin şehid. Sahi Çanakkale’de üzerinde şehid olunmayan bir metrekare alan var mıdır.

    İşte dostlar tüm bu sorular ta o gün, savaşın hemen akabinde şalvarlı-sarıklılardan sorulmalıydı.
    SAİD NURSİ’YE DE sorulmalıydı, Gavs Rusya’ya gelirken Allahuekber dağlarına neden uğramamış? Neden donmak üzere olan, evde yavuklusu bekleyen, bıyıkları yeni terlemiş Mehmedim’e bir çift çorap bırakmamış.

    NEDEN…
    NEDEN…
    NEDEN…
    Soran olmadı arkadaşlar, Çünkü soracak insan kalmadı. Barış zamanında, her türlü kerameti gösterenler savaşta fareler gibi sıvıştılar.
    Örümcek yuvası tekkelerde, mürid kandıranlar, savaşta kerametlerini unuttular.
    Geceleyin müridlerinin yatak odalarını gözetleyerek, ters ilişkiye girenleri tesbit eden meşayıh, savaş zamanında kör oldular.
    Topkapı sarayında keramet gösterek, SEYYİDLİK belgesi alan ve yüklüce kendilerine maaş bağlatan, kamu’nun malını haram-helal gözetmeksizin yiyen HIRSIZ SEYYİDLER’de savaş zamanı pusuda idiler. Düşman için değil tabiiki. Yeni oluşan şartlara nasıl ayak uydurupta tüyü bitmemiş yetimin malını hüpletecekler, bunun için.

    Evet tüm sorulamayan soruları soracağız.
    Evet tüm örümcek yuvalarına çomak sokacağız.
    Evet SAİD NURSİ’ye de soracağız, bize biri cevap verene kadar SAİD NURSİ’ye soracağız. Bu cevabı Allah’ın izniyle alacağız. Bir gün insaflı bir nurcu elbetteki çıkacak, ve diyecek ki;
    TABİİKİ SAİD NURSİ’Yİ GEYLANİ RUSYA’DAN KURTARMADI. ZATEN ALLAH BÖYLE BİR YETKİYİ KİMSEYE VERMEMİŞ. BU SAİD NURSİ’NİN YENİ İMAJINA YÖNELİK MANİPULASYONDUR.

    ELBETTEKİ CİN/26,27,28. AYETLER AÇIK VE DOĞRU, ELBETTEKİ GEYLANİ BIRAK GAYB-I BİLMEYİ, SAĞ GÖZÜNÜN GÖRME AÇISINDAN BİR DERECE SAĞINI BİLE GÖREMEZ.

    AMA GEYLANİ MAZİ VE MÜSTAKBELİ HAZIR GİBİ BİLMELİ Kİ, SAİD NURSİ’YE İŞARET EDEBİLSİN. EĞER GEYLANİ BİLEMEZSE NURCULAR NE DİYE İŞARET EDİLMEYEN ADAMIN PEŞİNDEN CENNETE GİDER GİBİ KOŞSUNLAR.

    SONRA YAZICILARADA SORACAĞIZ. RİSALE-İ NUR YAZMAKLA NASIL YÜZ ŞEHİD SEVABI ALINIYOR DİYE. GERÇEKTEN SİZLER BU KADARMI ALLAH’IN DÜŞMANISINIZ. YA HU BİR DEĞİL, BEŞ DEĞİL, ON DEĞİL, ELLİ DEĞİL TAM YÜZ ŞEHİD SEVABI. YUH OLSUN SİZE BE. ORTA ÇAĞ HRİSTİYAN PAPAZLARINDANDA MI BETERSİNİZ.

    SONRA F. GÜLEN HOCA EFENDİ’YEDE SORACAĞIZ ”HOCAM NEDEN KORUCUK KÖYÜNE PEYGAMBERİMİZ VE DÖRT HALİFENİN GELEREK DEPREME KARŞI GÜÇLENDİRME YAPTIĞI YALANINI RİVAYET EDİYORSUN” SEN HİÇ KUR-AN OKUMUYORMUSUN.

    Henüz sorularımız yeni başladı. Biiznillah soracağız. ABİ’ler dersinize çalışın, en azından hemen rezil olmayın. Biraz karşımızda varlık gösterin. Örümcek ağınızı o kadarda basit yapmayın. Öyle THE END deyip kaçamıyacaksınız.

    Soracağız Said Nursi’ye ve avanesine,

    Yemen çöllerinde susuzluktan kavrulan Mehmetler’in hatırına,

    Allahüekber dağlarında soğuktan donan Hasanlar’ın hatırına,

    Çanakkale’de sinesini toplara siper ederek parçalanan Hüseyinler’in hatırına.

    Neden bize yalan söyledin be adam. Yalan’ın sonu ne oldu bak gör. Hiç ibret alamyacakmıyız. Yinemi ucubaşı olmayan keramet teraneleri dinleyeceğiz. Yine mi Gavs-ı yardıma bekleyeceğiz.

    Hurafeciler gücümüz yettiğince ipliğinizi pazara çıkaracağız.

    Aydın Özen bey, Allah sondajınıza kuvvet versin. Siz gerçeklerden yeterki numuneler çıkartın elbet bir gün gelir, gerçeği arayan objektif tarihcilerde kazıya başlar.

    Nurcular buraya gelip yazıları okuyup, düşünüp, araştırıp yanlışımız varsa, bilimsel düzeltmeler yapacağınıza, sorulara adam gibi cevap vereceğinize, hakaretler ve iftiralar eşliğinde kaçmanızın size bir faydası olmayacaktır. Eninde sonunda hak yerini alacak, uydurduğunuz masallar uçup gidecektir.

    Bazı nurcuların ”ergenakoncu” yakıştırması komiklik olsun diye herhalde. Bilmiyorsanız öğrenin ”ergenekon” yapılanmasının üst makamı siyonistlerdir. Hapse tıktığınız ergenekoncuların kullanılma süreleri bittiği için hapsi boyladılar. Yani efendileri onları kullandı kullandı, miadları doluncada nurculara hapse tıktırdı. Neden? çünkü; şartlar değişti, eski sert laikçilik işe yaramıyor. Şimdi dindar ergenekonculuk zamanı.

    Bu usa gerçekten uyanık. Hem kurtulması gereken adamları size hapse tıktırdı. Hemde sizin imajınızı parlattı. Bize yedirecek ya.

    Allah’a emanet olun.

  • ibrahim halil diyor ki:

    SAYI NUR SAKIRTLERI ALTTA YAZAN SORU VE CEVAPTA GECEN HAY SIFATI BILDIGIMIZ
    ALLAHIN SIFATLARIN BIRI OLAN HAY SIFATI MIDIR???

    El-Hay: Diri, herşeyi bilen ve her şeye gücü yeten. Allah teala diridir herzaman O’nu asla uyku uyuşukluk tutmaz.

    Risale-i Nur Okurken Üstad’ın Ruhaniyeti Yanımızda Olur mu?

    Yazar: Sorularla Risale, 23-12-2010

    “Saniyen: Gavs-ı Âzam gibi, memattan sonra hayat-ı Hızırîye yakın bir nevi hayata mazhar olan evliyalar vardır. Gavs’ın hususî İsm-i Âzamı, “Yâ Hayy” olduğu sırrıyla, sair ehl-i kuburdan fazla hayata mazhar olduğu gibi, gayet meşhur, Mâruf-u Kerhî denilen bir kutb-u âzam ve Şeyh Hayâtü’l-Harrânî denilen bir kutb-u azîm, Hazret-i Gavs’tan sonra mematları hayatları gibidir. Beyne’l-evliya meşhur olmuştur.”(1)

    Yukarıdaki ifadelerden de anlaşılacağı üzere, büyük evliyalardan bazıları öldükten sonra da hayatta gibi manevi ve ruhi tasarrufları devam ediyor. Bırak haberdar olmayı, aynı hayatta gibi manevi reisliğini ve terbiyesini talebe ve müritlerin üzerinden çekmiyorlar. Bu hususta Gavs-ı Azam Geylani hazretleri, Hay ismine mazhariyetten dolayı, çok fazla temayüz etmiştir.

    Mevlana Bağdadi Hazretleri, Geylani Hazretlerinin manevi riyasetinde olan Bağda’da geldiğinde, manen inkişaf edemiyor, talebeler arasında bir türlü revaç bulamıyor, sonra onun ruhaniyetine aracı sokarak izin istiyor, izin verilince birden parlayıp inkişaf ediyor. Demek Geylani hazretleri bin yıllık geriden, ruhi riyasetini devam ettiriyor.

    Helaket ve felaket asrının İmamı olan Said Nursi Hazretlerinin de Geylani Hazretleri gibi tasarrufu devam ettiği kanaatindeyiz. Değil haberdar olmak, belki riyaseti bizzat devam ediyor. Bu sebeple biz dershanede ders okurken ve iman hizmetimizde, Üstadı bizzat arkamızda bir müşevvik, bir mürebbi olarak görebiliriz.

    “Birimiz şarkta, birimiz garpta, birimiz cenupta, birimiz şimalde, birimiz âhirette, birimiz dünyada olsak, biz yine birbirimizle beraberiz. Kâinatın kuvveti toplansa bizi yüksek üstad Said Nursî’den ve Risale-i Nur’dan ve bizi bizden ayıramazlar. Zira biz Kur’ân’a hizmet ediyoruz ve edeceğiz. Âhiret hakikatine inandığımız için, mânevî olan bu sevgi ve tesanüdümüzü elbette hiçbir kuvvet sökemeyecektir. Çünkü bütün Müslümanlar saadet-i ebediye makarrında toplanacaklardır.”(2)

    (1) bk. Barla Lâhikası, (261. Mektup)
    (2) bk. Şualar, On Dördüncü Şua.

    En-am suresi 59. ayet.
    Gaybın anahtarları Allah’ın yanındadır; onları O’ndan başkası bilmez. O, karada ve denizde ne varsa bilir; O’nun ilmi dışında bir yaprak bile düşmez. O yerin karanlıkları içindeki tek bir taneyi dahi bilir. Yaş ve kuru ne varsa hepsi apaçık bir kitaptadır.

    Araf suresi 188. ayet

    De ki: “Ben, Allah’ın dilediğinden başka kendime herhangi bir fayda veya zarar verecek güce sahip değilim. Eğer ben gaybı bilseydim elbette daha çok hayır yapmak isterdim ve bana hiçbir fenalık dokunmazdı. Ben sadece inanan bir kavim için bir uyarıcı ve müjdeleyiciyim.”

  • ibrahim halil diyor ki:

    ASAGIDA YAZILANLAR ERISALDEN ALINTIDIR
    KURAN-I KERIM ILE ISLAMIYETLE NE ALAKASI VARDIR ACIKLARSANIZ SEVINIRIM….

    Şeyh-i Geylânî’nin, fıkrasıyla kerametkârane verdiği
    haber-i gaybînin tetimmesidir

    اَنَا لِمُرِيدِى 1 fıkrasında مُرِيدِى 2“Molla Said” kelimesine tam tevafuk ediyor. Yalnız bir elif fark var. Elif ise, kaide-i sarfiyece “elfün” okunur. Elfün ise, bindir. Demek bin iki yüz doksan dörtte dünyaya gelecek bir müridi, bu “müridi” lâfzında muraddır. Çünkü لِمُرِيدِى 3 de lâm sayılsa iki yüz doksan dört eder ki, bir tek fark ile Said’in tarih-i velâdetine tevafuk eder. Esas Arabî sayılsa fark yoktur. Lâm’sız مُرِيدِى ise iki yüz altmış dört eder. “Molla Said” dahi iki yüz altmış beş eder. “Molla”daki elif bine işaret olduğu için mütebakisi iki yüz altmış dört kalır.

    Elhasıl: Şu zamanda dellâl-ı Kur’ân ve hâdim-i Furkan olan o adamın iki ismi ve iki lâkabı var. “Elkürdî” lâkabı ile “Molla Said” ismi, اَنَا لِمُرِيدِى fıkrasında zâhir görünüyor. “Nursî” lakabıyla “Bediüzzaman Said” ismi

    كُنْ قَادِرِىَّ الْوَقْتِ 4 fıkrasında âşikâr görünüyor. Hattâ hizmet-i Kur’âniyede en mühim bir arkadaşı ve hâlis bir talebesi olan Hulusi Beye

    ِللهِ مُخْلِصًا تَعِيشُ سَعِيدًا صَادِقًا بِمَحَبَّتِى 5 fıkrasında işaret olduğu gibi, diğer bir kısım talebelerine işaretler var.

    Risale-i Nur talebeleri namına

    Rüşdü, Hüsrev

  • ibrahim halil diyor ki:

    SAYIN NURCU ARKADASLAR
    ALTTA YAZILANLARI NASIL ANLAMAMIZ LAZIM?

    Sikke-i Tasdik-i Gaybi

    Mühim bir ihbar-ı gaybî

    Şeyh-i Geylânî’nin kendinden sekiz yüz sene sonra gayb-âşinâ gözüyle haber verdiği bir hâdise-i Kur’âniyedir.

    Kur’ân-ı Mu’cizü’l-Beyânın hizmetindeki kudsiyete, kerametkârane sekiz yüz küsur sene evvel “Gavs-ı Âzam” ünvanıyla bihakkın iştihar eden Kutb-u Âzam Şeyh-i Geylânî,

    نَظَرْتُ بِعَيْنِ الْفِكْرِ فِى حَانِ حَضْرَتِى حَبِيبًا تَجَلّٰى لِلْقُلُوبِ فَجَنَّتِ 1

    fıkrasıyla başlayan kasidesinin âhirinde, Mecmuatü’l-Ahzâb’ın birinci cildinin beş yüz altmış ikinci sahifesinde, beş satırla, şu zamanda hizmet-i Kur’âniyedeki heyete ve başında bulunan Üstadımıza beş vecihle bakıyor ve gösteriyor. İşte o beş satır şudur:

    تَوَسَّلْ بِنَا فِى كُلِّ هَوْلٍ وَشِدَّةٍ اَغِيثُكَ فِى اْلاَشْيَاۤءِ دَهْرًا بِهِمَّتِى

    اَنَا لِمُرِيدِى حَافِظًا مَا يَخَافُهُ وَاَحْرُسُهُ فِى كُلِّ شَرٍّ وَفِتْنَةِ

    مُرِيدِى اِذَا مَا كَانَ شَرْقًا وَمَغْرِبًا اَغِثْهُ اِذَا مَا سَارَ فِى اَىِّ بَلْدَةِ

    فَيَا مُنْشِدًا نَظْمِى فَقُلْهُ وَلاَ تَخَفْ فَاِنَّكَ مَحْرُوسٌ بِعَيْنِ الْعِنَايَةِ

    وَكُنْ قَادِرِىَّ الْوَقْتِ ِللهِ مُخْلِصًا تَعِيشُ سَعِيدًا صَادِقًا بِمَحَبَّتِى 2

    .
    Beşinci satırdan sonra gelen hâtime-i kaside:

    وَجَدِّى رَسُولُ اللهِ اَعْنِى مُحَمَّدًا اَنَا عَبْدُ الْقَادِرِ دَامَ عِزِّى وَرِفْعَتِى 1

    İşte evvelki beş satırda, beş vecihle ve beş tevafukla şimdi hizmet-i Kur’âniyenin başında bulunanı gösteriyor.

    Birinci vecih: Âhirdeki satırda تَعِيشُ سَعِيدًا 2 ismini sarahetle haber vermekle beraber, maişet hususunda izzet ve saadetle geçineceğini haber veriyor. Evet, hocamız, küçüklüğünden beri fakr-i haliyle istiğnâ-yı tam ile beraber maişet hususunda en mes’ud bir zâttır.

    İkinci vecih: Aynı satırın başında وَكُنْ قَادِرِىَّ الْوَقْتِ fıkrasıyla o müridine diyor ki: “Vaktin Abdülkadirî’si ol.” Bu قَادِرِى kelimatı, hesab-ı ebcedî ile üç yüz yirmi beş eder. Üstadımızın lâkabı “Nursî” olduğu cihetle, Nursî’nin makam-ı ebcedîsi üç yüz yirmi altı ediyor. Bir tek fark var. O tek elif’tir. Bin mânâsında elf’e remzeder. Demek bin üç yüz yirmi beşte Şeyh-i Geylânî’ye mensup bir zât, Şeyh-i Geylânî tarzında hakikat-ı Kur’âniyeyi müdafaa etmeye çalışacak, hakikaten Üstadımız, bin üç yüz yirmi altı senesinde—Hürriyetin ikinci senesi—mücahede-i mâneviyeye atılmıştır.

    Üçüncü vecih: Onun iki ismi var: Said, Bediüzzaman. Bu iki ismin mecmuunun makam-ı ebcedîsi “ez-zaman”daki şedde sayılmazsa üç yüz yirmi dokuz ediyor. İki dal bir sayılsa, üç yüz yirmi beş, aynen كُنْ قَادِرِىَّ الْوَقْتِ ’deki muhatap o olmasına işaret ediyor, belki delâlet ediyor. Eğer ez-zaman’daki okunmayan

    .
    elif-lâm sayılsa, kaideten قَادِرِى ’ye dahi bir elif-lâm dahil olmak lâzım gelir. Çünkü tarif için, muzafun ileyh kalktıktan sonra elif-lâm lâzım gelir, o halde dahi müsavi olurlar.

    Dördüncü vecih: Bu beş satırda Hazret-i Şeyh, istikbalde bir müridine teminat veriyor, قُلْ وَلاَ تَخَفْ “Korkma, sözlerini söyle” diyor. Sen şark ve garba gideceksin; çok fitnelere ve şerlere girip, umumunda esbab-ı âdiyenin fevkinde bir tarzla kurtularak mahfuz kalacaksın. Evet, bu hizmet-i Kur’âniye içindeki zât, hakikaten esaretle şarka gitti. Ve yine acip bir esaretle Asya’nın garbında on dokuz sene kaldı. Hazret-i Şeyhin dediği gibi, çok şehirleri gezdi. Mücahedesi Sözlerledir. قُلْ وَلاَ تَخَفْ hükmüyle, çekinmeyerek, Hazret-i Şeyhin dediği gibi yapmış. Yirmi sene zarfında yirmi fitne ve mehâlik-i azîmeye düştüğü halde, bir hıfz-ı gaybî ile Hazret-i Şeyhin dediği gibi mahfuz kalmış. Hem fevkalme’mûl, bir gurbet diyarında fevkalâde inayete mazhariyeti o dereceye gelmiş ki, bir risale sırf o inâyâtın tâdâdında yazılmıştır. Hazret-i Gavs’ın dediği gibi, biz onun etrafında مَحْرُوسٌ بِعَيْنِ الْعِنَايَةِ 1 fıkrasının meâlini gözümüzle görüyoruz.

    Beşinci vecih: Üstadımız kendisi söylüyor ki: “Ben sekiz-dokuz yaşında iken, bütün nahiyemizde ve etrafında ahali Nakşî tarikatında, ve oraca meşhur Gavs-ı Hizan namıyla bir zâttan istimdat ederken, ben akrabama ve umum ahaliye muhalif olarak ‘Yâ Gavs-ı Geylânî’ derdim. Çocukluk itibarıyla elimden bir ceviz gibi ehemmiyetsiz birşey kaybolsa, ‘Yâ Şeyh! Sana bir Fatiha, sen benim bu şeyimi buldur.’ Acîptir ve yemin ediyorum ki, bin defa böyle Hazret-i Şeyh,

    .
    himmet ve duasıyla imdadıma yetişmiş. Onun için bütün hayatımda umumiyetle Fâtiha ve ezkâr ne kadar okumuşsam, Zât-ı Risaletten (a.s.m.) sonra Şeyh-i Geylânî’ye hediye ediliyordu. Ben üç-dört cihetle Nakşî iken, Kadirî meşrebi ve muhabbeti bende ihtiyarsız hükmediyordu. Fakat tarikatla iştigale ilmin meşguliyeti mâni oluyordu.

    BURADAKI CIFR NEDIR?
    GAVSTAN YARDIM ISTEMEK DOGRUMUDUR?
    ISTEDIGI ZAMAN SAID ISTEDIGI ZAMAN BEDIUZZAMAN,ISTEDIGI ZAMAN SAIDI KURDI NASIL OLUR????
    BUNU KURAN-I KERIME GORE CEVAP VERIRSENIZ SEVINIRIM……
    HERKESE HAYIRLI RAMAZANLAR…

  • zarife demir diyor ki:

    ebulaşey bey;
    11 ağustos 00:16′daki yazınızı ilgiyle okudum. umarım forumu takip etmektesinizdir ve bu yazımı okursunuz.
    yıldız koyduğunuz konu başlıklarından 4., 5.ve 7 .konularda mesleki bilgi ve tecrübelerim ışığında katkıda bulunmak istiyorum:
    insanların yaşadığı ve algıladığı olağandışı haller..
    tasavvuf meşrepli kişilerin keramet, keşif dediği ve sizlerden öğrendiğim şatahat denen durumlar…
    sizlerin tanımına göre bir kişi ibadet, taat, zühd, takva ve tafekkür ile öyle bir mertebeye ulaşır ki, allahın veli kulu olur.allah da onlara sıradan insanların asla muttali olamayacağı olağan dışı kabiliyetler ihsan eder.
    yani, olağanüstü hal gösteriyorsa bir kişi, Allah’ın çok kıymetli , ikramına mazhar kıldığı bir ‘dost’ kuludur.
    buraya kadar mutabık mıyız?

    bu kabul ile yola çıktığım zaman,ben bazı halleri açıklamakta zorlanıyorum: mesela başka isim pek bilmediğim için söylüyorum; bazı özel hallere muttali olduğunu sandığım medyum memiş’i hangi kefeye koyacağız? bizim bilmediğimiz hallere muttali olduğu için allah’ ın çok sevgili kulu mu diyeceğiz?
    mesela kahve falı bakıp ta fallarının isabet oranının çok yüksek olduğu belirtilen kişileri ne yapacağız?
    bazı insanların sadık rüya görme ( mesela ortanca oğlum) oranı yüksektir, bazılarının sezgi yeteneği çok belirgindir ve doğru öngörülerde bulunabilirler, bazıları normal( sıradan) insanların görmediği ya da duymadığı şeyleri duyabilirler. bu insanlar değil takvalı bazen müslüman bile değildirler.yani bu insanlara olağanüstü algıları yüksek diye allahın çok sevgili , evliya kulu mu diyeceğiz?

    mesleki ilgi ve bilgi ve tecrübe burdan sonra devreye girecek:
    çok aşina olduğumuz migren hastalığının aura döneminde bazı hastalar görsel halüsinasyonlar yaşamaktadır: yanıp- sönen ışıklar, kıvılcımvari , hareket eden ışıklar görebilirler., bazan gözüne perde iner.

    epilepsi( sara) nöbetinde veya aurasında bazı hastalar inanılmaz olağanüstü haller yaşayabilirler:hafıza değişiklikleri ( deja vu, jamais vu), canlı görüntüler, sesler, kokular, duygu değişiklikleri ( mutluluk, korku) vs..
    nöbetler arasında bu insanların normal insanlardan hemen hemen hiç bir farkı yoktur.
    beyni etkileyen herhangi bir hasarda da de benzer haller görülebilir.
    nöroloji kliniklerinde daha çok olmak üzere tüm kliniklerde bu örnekler bol bol müşahade edilmektedir.

    psikotik ediğimiz psikiyatrik durumlarda ise hastalar, bambaşka mekanizmalar ile inanılmaz olağandışı algılar tecrübe eder.

    en nihayet bazı kimyasallar insanın algısını değştirebilmekte, olağanüstü tecrübeler yaşatabilmektedir.

    bizler müslüman insanlar olarak, rabbimizin kitabında belirttiği ilham ve vahye inanırız. meleklerin, cinlerin ve şeytanın varlığına inanırız.
    biliriz ki kitabın ( tebliğ edilecek bilginin )kaynağı olan vahiy, sadece peygamberlere iner ve rabbimizin garantisi altındadır.
    diğer kullara ise rabbimiz ilham eder.
    sanırım sizlerle burdan itibaren ayrılıyoruz.
    bu ilham sadece ve sadece o kulu ilgilendirir. tebliğ edilecek bilgi içermediği gibi, kişinin kendisi ve dolayısıyla şahsi yakınları hariç kimseyi ilgilendirmez.
    kulun rabbimiz katındaki mertebesi ile hiç bir alakası yoktur.

    bazı insanlara şeytan vesvese verir.
    bazı kişiler ise cinler alemi ile irtibatta olabilir.

    tüm bu bilgileri aklımızda tutalım ve çok saygı duyduğumuz, cok takvalı bir kişinin olağanüstü haline şahit olduk diyelim:
    bunun vahiy olmadığını biliyoruz, dolayısıyla ilahi garantisi yok, yani tebliğ edilmeyecek, yani sadece muhatabını ilgilendirir.
    madem vahiy değil , biz bu halin ne olduğunu nerden bileceğiz?
    sezgi mi, ilham mı, epilepsi mi, migren mi, bedensel bir hastalık mı, psikoz mu, şeytanın vesvesesi mi? yoksa halüsinojen madde mi almış?
    bu olağanüstü hal hastalığa ya da kimyasal maddeye bağlı değil diyelim, tamam. o halde ilham ya da sezgidir ve sadece muhatabını ilgilendirir.
    mesela hazreti yusuf zamanındaki hükümdarın ve zindan arkadaşının rüyaları .bu rüyalar peygamber sayesinde doğru tabir edildiler ve gelecekten haber verdiler. dikkat edilecek olursa bu rüyalar dünyevi hususlarda idi ve sadece muhatabını ilgilendiriyordu. bu rüyalarda dini bir esas vazedilmemiş, kitap tefsiri yapılmamıştı. kuranı kerimin hiç bir kıssasında peygamberler dışında kimseye dini bir esas, hüküm, bilgi vazedildiğine dair delil yoktur.

    bu iddianın tam tersinden sağlamasını yapalım:
    bir kişi olağan dışı algılar yoluyla (ilham, keşif,vs. ) dini hüküm , bilgi aldığını söylüyorsa
    a- ya yalan söylüyordur.çünkü dini hüküm bildiren olağandışı tek yol, peygamberlere inen vahiydir.
    b- ya da şeytani telkinleri ilham sanıyordur.

    bu konunun üstünde çok durmak gerekir, bu basit bir keramet , keşif meselesi değildir. bu yol, şeytanın faaliyetleri için çok kullanışlı bir otobandır.
    duyu dışı algılar bir kez dini kaynak zannedildi diyelim, şeytanın üfürüklerinin borazanı olmak mukadder olur.
    mesela şatahatlar sadır olur.
    mesela la ilahe illallah avamın tevhididir denir.
    daha kimbilir neler olur. şeytanın üfürukleri boncuk boncuk ipe dizilir.

    allah cümlemizi insan olsun cin olsun tüm vesvesecilerin şerrinden korusun amin.

  • Filiz diyor ki:

    Sayın Ebulaşey(nurcular nedense isimlerini verirlerse bir şey olacağını sanıyorlar galiba) ‘e yanıt, hem de risale-i nurunuzdan. Benim yazım size göre kalitesiz (+ inkar, tekfir, çarpıtma, karalama, cerbeze ve yalanla dolu ) olduğundan daha önce adını verdiğim kaynaktan aldım. Yorum yapmadım. Kelime-i Şehadet’in 2.yarısını said kürdi’nin hangi lafına göre yok sayarak diyaloga girdiğiniz yazının içinde. Buyurun ben demiyorum Said Kürdi diyor:

    Burada Nur Risaleleri’ndeki bir çelişkiye de değinmek istiyoruz. Şöyle ki: Said
    Nursî, Nur Risaleleri’nin tüm uğraş alanının küfr-ü mutlaktan (ateizm, materyalizm ve
    komünizmden) ibaret olduğu, oysa Allah inancının insanda fıtrî olduğu, dolasıyla Nur
    Risaleleri’nin takdim edildiği kıymeti haiz olmadığı yolunda eleştirileri şöyle
    cevaplıyor:
    (…) bâzı mu’terizler Risale-i Nurun kıymetini bir derece kırmak için demişler:
    “Herkes Allah’ı bilir. Âdi bir adam, bir veli gibi Allah’a îman eder” diye Nurların pek
    yüksek ve pek çok kıymetdar ve gayet luzumlu tahşidatını ziyade göstermek
    istemişler.
    Şimdi, İstanbulda -daha dehşetli bir fikirde- anarşi fikirli küfr-ü mutlaka düşmüş
    bir kısım münafıklar, Risale-i Nur gibi, ekmek ve suya ihtiyaç derecesinde herkes
    muhtac olduğu îmanî hakikatlarına ihtiyacı düşürmek desisesiyle diyorlar ki: “Her
    millet, herkes Allah’ı bilir. O’nu, daha yeni ders almağa ihtiyacımız çok yok.” diye
    mukabele etmek istiyorlar. Halbuki Allahı bilmek, bütün kâinata ihata eden
    Rububiyetine ve zerrelerden yıldızlara kadar cüz’î ve küllî herşey O’nun kabza-i
    tasarrufunda ve kudret ve iradesiyle olduğuna kat’î îman etmek ve mülkünde hiçbir
    şeriki olmadığına ve lâ îlahe illâllah kelime-i kudsiyesine, hakikatlarına îman etmek,
    kalben tasdik etmekle olur. Yoksa, “Bir Allah var.” deyip, bütün mülkünü esbaba ve
    tabiata taksim etmek ve onlara isnad etmek, hattâ hadsiz şerikleri hükmünde esbabı
    merci tanımak ve herşey’in yanında hâzır, irade ve ilmini bilmemek ve şiddetli
    emirlerini tanımamak ve sıfatlarını ve gönderdiği elçilerini, peygamberlerini
    bilmemek, elbette hiçbir cihette Allaha îman hakikatı onda yoktur. Belki küfr-ü
    mutlaktaki mânevî cehennemin dünyevî ta’zibinden kendini bir derece teselliye almak
    için o sözleri söyler.
    Evet, inkâr etmemek başkadır, îman etmek bütün bütün başkadır.
    Evet, kâinatta hiçbir zîşuur, kâinatın bütün eczası kadar şahidleri bulunan
    Hâlik-ı Zülcelâl’i inkâr edemez… Etse, bütün kâinat onu tekzib edeceği için susar,
    lâkayt kalır. Fakat O’na îman etmek Kur’an-ı Azîmüşşan’ın ders verdiği gibi, O
    Hâlikı, sıfatları ile, isimleri ile umum kâinatın şehadetine istinaden kalben tasdik
    etmek; ve elçileriyle gönderdiği emirleri tanımak; ve günah ve emre muhalefet
    ettiği vakit, kalben tevbe ve nedamet etmek iledir. Yoksa, büyük günahları serbest
    işleyip istiğfar etmemek ve aldırmamak, o îmandan hissesi olmadığına delildir.1258

    Ne kadar doğru bir tespit…

    Bu ibarelerden bir-iki sayfa sonra ise şöyle diyor:
    “(…) Şimdi ehl-i îman, değil Müslüman kardeşleriyle, belki Hıristiyanın dindar
    ruhânîleriyle ittifak etmek ve medar-ı ihtilaf mes’eleleri nazara almamak, niza
    etmemek gerektir. Çünkü, küfr-ü mutlak hücum ediyor.”(1259)

    Peki, Müslümanların Hristiyanlarla aralarındaki ihtilâfın aslı nedir? Yukarıda
    kalınlaştırarak naklettiğimiz cümlelerde özetlenen meseleler değil mi? Biz, nasıl olur
    da Kur’an’ın “nazara aldığı”, Allah’ın ulûhiyetiyle ilgili, Hristiyanların şirk ve küfürleriyle
    ilgili, Allah’ın elçileriyle ve Hz. Muhammed (s.a.v.)’le ilgili meseleleri nazara
    almayız?…
    Said Nursî’nin bu sözleri sebebiyle, özellikle bir grup takipçileri, kelime-i
    şehadetin ikinci cümlesini “fer’î” görüp, öyle takdim etmiyorlar mı? Hrıstiyanlarla ittifak
    etmek namı hesabına Hz. Muhammed’in resullüğünün ikrarından vazgeçip “İbrahimî
    dinler” çığırtkanlığı yapmıyorlar mı?
    1258 Emirdağ Lâhikası I, 191, Yirmiyedinci Mektuptan/Aziz Sıddık Kardaşlarım ve Nur Şâkirdlerinin Küçük Pehlivanları!
    1259 Emirdağ Lâhikası I, 194, Yirmiyedinci Mektuptan/Aziz Muhterem Kardeşim/Evvelâ zâtınızın bir risale kadar cami’ ve uzun ve müdekkikane hararetli mektubunuzu kemal-i merakla okudum. (…).

    Ek 1: Gene diyalog…
    2 Ağustos 2012,14:55 Mustafa Öztürk isimli şahıs şu ifadeyi kullanıyor: “Kur’ân’ın bütün semâvî kitaplara murakıb ve hakem olduğunu ifade etmesi”
    Siz nurcular benim yazılarıma kalitesiz, karakterime fırıldak diyebiliyor ama bilmediğiniz Kuran hakkında yorum yapıyorsunuz. Yukarıdaki ifadeye, yanlış olduğuna dair yorum yazdım ve olamaz dedim, zaten adı geçen adam da böyle ifade kullanmamış dedim. Kimse de dönüp olur demedi. Yanlış senelerin sempozyum notlarını okudun deseniz ona da razıydım.
    Cevap vermekten çok saldırmayı tercih edenin sizler olduğunun farkında mısınız? Ben külliyatı okuyorum ve düşünebilen bir insanın yazabileceği bir şey yazıyorum. O benim için sizin düşündüğünüz kadar kutsal değil. Aslında o zaten kutsal değil. Onun size kutsal olduğunu söyleyen, böyle düşünmeniz için yırtınan, kerametler, rüyalar uyduran kim Said Kürdi. Niye öyle yaptığını merak ediyorsanız Turan Dursun’un “Müslümanlık ve nurculuk” adında 150 sayfalık bir kitapçığı var. Bir saatte okusunuz. Bir kayıp değil yani. Bir sinema filminin yarısı kadar bir zaman dilimi.

    Neyse size kısa sürecek bir mutluluk haberi vereyim. Kalitesiz yazılarıma bir süre belki bir hafta ara veriyorum. Aynı gün bir sürü hakaretle uğraşmak fazla geldi. Hakkımda yazarsanız yorum yazma hakkımı saklı tutuyorum.

    Ek 2:
    Üstadınızın vahdedi vücud ile ilgisi için Abdullah tekhafızoğunun kitabında 43 sayfalık inceleme var. Oraya bakın. Ben rastgele okuyorum risaleleri. Henüz elime vahdedi vucud ile ilgili yazı gelmedi. Yorumda yazdığımı da yanlış anlamışsınız. Sözünü ettiğiniz ifade sadece nurcuların kullandığı bir ifade demek istedim. Kuranla iman eden biri için öyle bir ifade olamaz. Gaybı yalnız Allah bilir. Ne kadar takva sahibi olup yakınlaşırsan yakınlaş peygamberlere vahyettikleri dışında kimseye bir şey vahyetmez. Ayrıca peygamberler de insandır ve sadece onun bildirdiği kadarını bilir. Yani burada “Bana her şeyi sorabilirsiniz. Her şeyi bilirim” diyen adamın büyüklenmeye tutulması anlaşılabilir bir şey değildir. Bunun bir örneği Hz.Musa’nın başına gelmiştir. Ona ulaşırsanız anlarsınız.
    Ben de peygamberimizi rüyamda gördüm. Tutup da kimseye bir şey anlatmadım, neyi iddia edeceğim ki. Şu anda ne olduğunu bile hatırlamıyorum. Muhtemelen teyzem “Said Nursi’ye yazdırıyorlar” dediğinde ona hakkıyla cevap veremediğim için bilinçaltımın bir oyunuydu bana. Rüyayla amel olmaz çünkü. Rüyalar ve kerametler sadece cahil halkı kandırmak içindir.
    Cübbeli bile sizi öyle çözmüş ki diyalog yolundan döndürmek için üstadınızı rüyasında gördüğünü iddia edecek kadar ileri gitti. Belki benim yanılgımdır bilmiyorum. Cübbeli görmüştür üstadınızı. Neden olmasın? Onun da bilinçaltında diyalog endişesi var. Şimdi cübbeli dedim diye ona taraf yapmayın. “Sabah namazına kalkmayanın kulağına şeytan işer, kanıt da gözdeki çapaklardır” diyen birini ciddiye alamam.
    Bugün bulduğum bir söz: “Bir kimse bütün ilimleri kendinde toplasa Allahın rızasına uygun hareket etmedikçe kurtulamaz..ve bu insan, kuranın deyimiyle kitap yüklü merkep olmaktan öteye gitmez…”

    Ek 3:
    Bence bir de aşağıdaki linkteki yazıyı okuyun. Said Kürdi, F.hoca ya da diyalog ile ilgili değil. Neden risaleleri sorgulamadan kabul ettiğinizle ilgili. Bakalım aslında çok zeki ve cemaatçe seçilmiş insanlar olduğunuz halde neden bu hale geldiğinizi, getirildiğinizi görebilecek misiniz? http://sinanmeydan.com.tr/index.php?option=com_content&view=article&id=277:siz-de-uyuyanlardan-msnz-&catid=62:yazlar&Itemid=228

  • AHMET ÇAM diyor ki:

    AMERİKANIN İŞİ GÜCÜ YOK MU BUNLARI TAKİP EDİYOR. İNŞALLAH İLERİ BİR ZAMANDA RİSALELER TÜRKİYE DE DE YASAKLANIR. http://www.risalehaber.com/news_detail.php?id=151735

  • Aydın Özen diyor ki:

    Şimdi durum değişti… Kuzu postuna bürünenlerden maalesef yine garabet çıktı…

    “Aydın kardeşimin acıklı hikayesine baktım…”

    Bu sayfada yeni olduğunuzdan bahisle susuyorum. Ancak adınız bile belli değilken bu “kardeşim” neyin nesi? Yazarken edebinizi koruyun…

    Benim acıklı bir hikayem yok! Hamdolsun olmadı da… Ama Çanakkale’de ölen azı 250.000, ortalaması 400.000 kişiyi hatırlatmamı acıklı buluyorsanız eğer eleştiriden öte lanetlik bir durum var demektir.

    Çanakkale savaşına girmeden önce bu ülkenin 63 adet Mareşal düzeyinde General’i vardı, savaş bittiğinde ise sayıları bir elin parmaklarını geçmiyordu.

    Madem iyi Nurcu imişsiniz, öyleyse siz bilirsiniz Çanakkale hakkında Said Nursi ne demiş acaba…? Anzakların şehit hükmünde olduğunu mu, Hıristiyanların şehit hükmünde olduğunu mu? Size göre hangisi Mehmet Kutlulara göre anzaklar değil Hıristiyanlar için söylenmiş…!

    Said Nursi İTC alakası ancak bu kadar YANLI anlatılır diyorsunuz…. Acaba öylemi…?

    Öyleyse bir inceleyelim bakalım..

    http://www.sorularlasaidnursi.com/siyaset/ittihat-ve-terakki/237-2-mesrutiyet-bediuzzaman-bilinmeden-anlasilabilirmi.html

    adres bu … Ne diyormuş bakalım?… “II. Meşrutiyet Bediüzzaman bilinmeden anlaşılabilir mi?”

    Lutfedip bu yazıyı bir okuyun bakalım…

    Yine aynı yazıyı okursanız ÇARPITMANIN ALASININ Nasıl yapıldığına güzel örneklemeler bulabilirsiniz…

    Gelelim yazdığım/yaptığım araştırmanın size göre FACİA olan kısmına… SLOGAN konuşmak yerine olay ve yer bağlamında bakıp değerlendirin. Belirgin örneklemeler verin.

    Ben ne demişim Kronolojik olarak kısa bir tekrar yapayım…

    1- Said Nursi 1877’de doğup, 1960’ta hakkın rahmetine kavuşmuştur.

    2- Said Nursi 1891 yılında 14 yaşındayken Peygamberimizi rüyada görmüş ve bir başkasına soru sormamak kaydıyla kendisine ilim verilmiş ve İlm-i Ledün ve Vehbi ilim sahibi olmuştur. Ayrıca yine kendi beyanlarına göre İLİM ZAHMETİNE KATLANMAYARAK 3 ayda ALİM olmuş… Hemşehrilerinin de şahit olduğunu söyler… Ayrıca ilim meclislerinin görüşüyle BEDİÜZZAMAN sıfatı layık görülür…

    Ben diyorum ki bu koskocaman bir YALANDIR… 1926’dan sonra UYDURULMUŞ SENARYO’nun PARÇASIDIR….

    3- 1892 yılında rüyada aldığı talimatla Mardin’e gider ve ilmi müzakerelerde bulunur. Namık Kemal’in RUY isimli eserini okur ve Latif Sağıroğlu’nun anlatımıyla da neden Namık Kemal’ci olduğu uzun uzun anlatılır.

    4- 1895 yılında önce Erzurum Valisinin davetiyle sonra Van Valisi Hasan Paşa’nın daveti, ardından Van Valisi olan İşkodralı Tahir Paşa’nın onayı ile Van Valisi Konağında kalır. Bu süre 1897-1907 tarihleri arasını kapsar…

    5- Bu konakta geçen 10 yıllık süre 20-30 yaşları arasıdır. Nurcuların iddiasına göre Said hem Bediüzzaman ve hem de İlm-i Ledün sahibi olarak 6 -16 yıllık tanımlı süresini bu konakta geçirir.

    Bu süreç hakkında ayrıntı yoktur. Ancak Tahir Paşa’nın oğlu CEVDET Bey/PAŞA 1881 doğumlu ENVER PAŞANIN kız kardeşi ile evlidir.

    Said Nursi bu konakta akrabalık bağı ve helali olmaksızın tam 10 yıl geçirmiştir.

    6- 1907 yılının son aylarında Tahir Paşa’nın Padişaha yazdığı REFERANS mektubu ile İstanbul’a gider.

    Bu gittiği tarihlerde de İstanbul’da oldukça ciddi kargaşa vardır. ENVER PAŞA ve RESNELİ NİYAZİ Balkanlarda dağda EYLEM yapmaktadır.

    1907’de İstanbul’a giden Said Nursi FERİK AHMET PAŞA’nın evine yerleşir ve üç ay orada kalır. Bu sürede Padişaha sunacakları başvuru hazırlıklarını yapar…

    Peki kimdir Ferik Ahmet Paşa ? 3 ay sonra yapılacak ihtilalin ve İTC’nin Başbakanı olacak olan Paşadır. Yani İttihat Terakkinin Başbakanı…!

    7- Ferik A.Paşa ve Said Nursi, Padişaha Van ve civarında 3 üniversite kurma teklifini sunmak için 3 ay çalışırlar….!? Ama öyle bir üç ay ki aynı zaman dilimi içersinde Enver ve Resneli Niyazi isyan için DAĞA ÇIKMIŞTIR….

    8- Said Nursi, Padişah’la görüşür ve Ünv.teklifini sunar. Memurlar kendisinin kıyafet ve konuşmasına kızarlar ve doğru AKIL HASTANESİNE…1,5 ay orada kalır. Ardından Toptaşı Hapishanesine ki orada da 1,5 ay kalır…

    9- Nasıl bir TEVAFUKSA… o esnada Enver ve Niyazi beyler sonuç alır ve II.Meşrutiyet ilan edilir. İTC iktidara gelir…

    10- Henüz hapishanede 1,5 ayı geçmiş Said Nursi TALAT PAŞA (Yahudi/Sabetay) tarafından hapisten çıkartılır. NURCU Yazar ŞÜKRAN VAHİDE’ye göre ise KAÇIRILIR. Talat Paşa Said Nursi kaçırarak hapishaneden çıkartır…

    Ne ADINA ACABA…!? Neden sadece Said Nursi kaçırılır dersiniz?

    11- Hapishaneden kaçırılan Said Nursi hemen bir ay sonra İTC’nin VAİZİ/TAŞERONU / AMİGOSU … artık ne derseniz deyin … sıfatıyla SELANİK’e gider ve oradaki meşhur VAAZINI verir.

    Said Nursi Şöyle diyecektir…”“Sen olmasaydın ben ve umum millet zindan-ı esarette kalacaktık. Seni ömr-i ebedi ile tebşir ediyorum”

    “meşrutiyeti padişahın otuz senelik istibdadına sabretmenin bir mükâfatı olarak gösteriyordu….”

    12- Selanik’in ardından İstanbul’a dönecek ve “III- Meşrutiyetin ilanından sonra AŞİRET İLERİ GELENLERİNE GÖNDERDİĞİ TELGRAFLARLA, DOĞABİLECEK MUHALİF HAREKETLERİN ÖNÜNE GEÇMEYE çalışmıştır.”

    Ne yapmış Said Nursi? Aşiret ileri gelenlerine Telgraf çekerek İTC meşrudur demiş… Başka ne demiş ?

    Meşrutiyet’in İslâmî bir rejim olduğunu, DÖRT HALİFE DEVRİ’NDEKİ PRATİKLERİN örnek alınması halinde Meşrutiyet’e sahip çıkılması gerektiğini, BU HAKİKATIN DÖRT MEZHEPTEN ÇIKARILABİLECEĞİNİ HAYKIRMIŞTI.

    13- 1908 yılında Selanik’te EMANUEL KARASSO ile tanışıp sohbet etmiş. Kimdir bu kişi derseniz Abdülhamit’ten Yahudiler için yer isteyip karşılığında Osmanlının borçlarını silmeyi taahhüt eden Teodor Herzl’le birlikte padişah’a konuşan kişi…

    1909 yılında 31 Mart Hadisesi olmuş, Said Nursi Kıbrıs Menşeli açıkça İNGİLİZ TARAFTARlığı yapan VOLKAN gazetesi yazarlarındandır. Daha sonra Azmettirici olarak yargılanıp beraat edecektir.

    14- 1909’da Abdülhamit AZL edilir. 3-4 kişilik gurubun SÖZCÜSÜ Emanuel KARASSO’dur. Yahudiler nihayet İNTİKAMLARINI almıştır.

    15- Said Nursi’nin bu konuda hiçbir değerlendirmesine rastlayamazsınız….
    16- 1909-1911 tarihlerinde İTC aleyhinde doğuda ve Arap toplumlarında Milliyetçilik fikri nedeniyle tartışmalar REDDİYELER vardır. Halkı ikna etme görevi de Said Nursi tarafından ifa edilir. Önce Doğu Vilayetlerine gider ve seri vaazlar verir. Ardından ŞAM’a gider meşhur HUTBESİNİ verir…

    Nurcu kaynaklar bu süreyi İlim erbabı ile müzakereler başlığında ve özel bir İLİM MECLİSİ çalışması şeklinde sunacaklardır.

    Ardından yine 1911 de Padişah Vahdettin ile Kosova ziyareti ve 100.000 kişiye hitap ile meşhur KOSOVA VAAZI….

    17- 1913’te bir ihtilal daha ve ENVER PAŞA önce Genel Kurmay Başkanı, Sadrazamaın öldürülmesinin ardından Başkomutan vekili…! Ardından Naciye sultanla evlilik ve Padişah damadı…

    18- Said Nursi bu tarihte talebelerini de toplayarak Enver’in Amcası ile Teşkilatı Mahsusanın (kontragerilla) organize ettiği ermeni ve doğu çatışmalarında görürüz.

    19- Üç Paşaların senaryosunun sonucunda 1914’de 1. Dünya savaşı başlar ve İngilizler önderliğinde birleşen güçler Çanakkale Boğazının önündedir.

    Çanakkale Savaşında bir toplum ölür… Yetişmiş bütün bir eğitimli nesil yok olur… Neredeyse Osmanlı yurdunda nitelikli insan kalmamıştır.

    20- Said Nursi çete savaşlarında esir düşer ve Rusya günleri başlar…

    21- 1918 yılında yine Şükran Vahide’nin ifadesine göre Teşkilatı mahsusa marifetiyle kaçırılarak, 4 ülkeden aşırılarak yurda getirilmiştir. TANİN gazetesinde de o güne ait manşetlerde kaçırılma bütçesinin Teşkilatı Mahsusa tarafından karşılandığı yazılacaktır.

    22- Muhteşem bir karşılama sonucunda ödül ve plaketler takdim edilir. Ardından Gen.Kur.Bşk. Enver Paşa’nın önerisiyle “ Dar’ül Hikmet Azalığına” ATANIR….

    23- 1918’te Osmanlı bitmiş Enver Paşa’nın misyonu tamamlanmıştır. Ardından Enver Paşa kaçacaktır. Kafkaslara…vs. Said Nursi İstanbulda devam edecektir…

    24- M.Kemal Sakarya Meydan Muharabesini kazanınca rüştünü ispatlamış, artık Envere ihtiyaç kalmamıştır. Nihayet 1922 Ağustosunda Enver Paşa öldürülecektir.

    25- 1922 yılı Aralık ayında artık Enver öldüğü için M.Kemal Said Nursi’yi Ankara’ya davet edecektir. Kendisine biat etsin diye…

    26- CEVDET bey, bu ziyaret için Said Nursi’yi ikna edecektir…

    Son söz;

    Bu anlattıklarımda yanlış, hata, kasıt varsa lütfen belirtiniz ki ben de hatamı düzelteyim….

  • mustafa diyor ki:

    Risale-i Nurda diyor ki;

    “İhtar edilen ikinci nokta : Madem Arabice altmış dörde girdik, işaret-i gaybiye gelmesiyle Risale-i Nur tekemmül etmiş olur. Eğer Rumi tarihi olsa, daha iki senemiz var. Halbuki çok mühim yerde yazılmayan ve tehir edilen risaleler kalmış. Mesela, Otuzuncu Mektup ve Otuz İkinci Mektup ve Otuz İkinci Lem alar gibi ehemmiyetli mertebeler boş kalmış. Kalbime ihtar edilmiş ki: Eski Said in en mühim eseri ve Risale-i Nur’un Fatihası, Arabi ve matbu olan İşaratü l-İ caz tefsiri, Otuzuncu Mektup olacak ve olmuş. Eski Said in en son telifi ve yirmi gün Ramazan da telif edilen, kendi kendine manzum gelen Lemeat Risalesi Otuz İkinci Lem a olması ve Yeni Said in en evvel hakikatten şuhud derecesinde kalbine zahir olan ve Arabi ibaresinde Katre, Habbe, Şemme, Zerre, Hubab, Zühre, Şule ve onların zeyillerinden ibaret büyükçe bir mecmua Otuz Üçüncü Lem a olması ihtar edildi.
    Hem Meyve, On Birinci Şua olduğu gibi, Denizli Müdafaanamesi de On İkinci Şua ve hapiste ve sonra Küçük Mektuplar Mecmuası On Üçüncü Şua olması ihtar edildi.”

    Nasıl bir tefsir ki, tefsiri yazan kişi yazdığı tefsirin hangi tarihte biteceğine bile karışamıyor,hangi mektubun nereye konulacağına karışamıyor, birisi ihtar ediyor risaleleri ihtaren düzenliyor.Bazı risaleler kendi kendine manzum geliyor.

    ( Tilke ayatül kitab) (bu kitabın ayetleridir) ayet-i kerimesi kapsamında Kitab-ı Mübin’in hakikatlerinin delilleri,ayetleri olan Risale-i Nur; tenzilül kitab(bu kitabın indirilmesi) kapsamında arştaki mertebesinden nüzül ediyor. (Biz her peygamberi kendi kavminin dili ile gönderdik) ayetinin ima ve işareti ile Türkçe olarak iniyor(!)
    Sonra da nurcu arkadaşlar burada bunları göz ardı ediyor, görmezden geliyor,sanki hakikat gizli mi kalıyor?

  • AHMET ÇAM diyor ki:

    KEŞKE eskiden risalecilerin arasında kalırken hurafeleri yazıp saklasaydım ve bugün anlatsaydım….

  • AHMET ÇAM diyor ki:

    “fahrettin”

    ***feylosoflar risaleye hayran kalmış ya 5 isim yazar mısın?

    ***soru sormamak şartıyla her türlü soruya cevap verilir yazmış ya isatnbul’da tabelaya.. devrin alimlerinin sorduğu bütün sorulara cevap vermiş ya .. devrin ünlü 5 alimi yazar mısın? sorulan sorular ve cevaplar neler 5 tane yaz..

    *** hz. ali’nin, Allah(C.C) yerine risaleden şefaat dilediği yalanını neye dayanıp söyledi said nursi..

    ***Eskişehir de hapisteyken aynı anda iki yerde bulunup veya duvarın içinden geçerek cuma namazına gittiği kanıtlamak için şahit gösterdiği hapishane müdürünün adı ne?

    *** Van’da tepeden düşerken gizli bir el “davam” diye bağırınca said’i fizik kurallarına aykırı bir şekilde çekerken gören 5 talebesini yaz.

  • AHMET ÇAM diyor ki:

    “fahrettin”

    Said nursi’nin risaleler “yazdırıldı” sözü ünlüdür.

    Yazıklar olsun o kimselere ki, kitabı kendi elleriyle yazarlar, sonra da, onunla az bir para elde etmek için ‘Bu Allah katındandır’ derler. Yazıklar olsun elleriyle yazdıkları yüzünden onlara, yazıklar olsun kazandıkları yüzünden onlara! (Bakara Suresi 79)

    ‎”Biz hadis yazarken Peygamber sav. yanımıza geldi ve
    “Yazdığınız şey nedir?” dedi.
    “Senden işittiğimiz hadisler” dedik.
    Peygamber sav:
    “Allah’ın kitabından başka kitap mı istiyorsunuz?
    Sizden evvelki milletler
    Allah’ın kitabı yanında başka kitaplar yazdıkları için
    yoldan çıktılar.”
    Tirmizi, Es Sünen, K. İlm 11, El Hatib, Takyid 33

    Tarikat ve cemaatler kuran’a değil kendi hocalarının ve şeyhlerinin kitabına uyarlar.

    “Derken kumandalarını aralarında kitap kitap parçalaştılar, her hizib kendilerininkine güveniyor. Şimdi sen onları bırak dalgınlıkları içinde ta bir deme kadar! “mü’minun 53-54

    Said Nursi risaleler için, Kuran’ın ayetlerinin ayetleri der. Kuran’dandır der.

    “Birde onlardan bir fırka vardır, dillerini kitaba eğer bükerler, onu kitaptan sanasınız diye; halbuki kitaptan değildir! hem ‘O Allah tarafındandır!’ derler;halbuki Allah tarafından değildir de Allah namına bile bile yalan söylerler.” al-i imran 78.

    RİSALELER KURANI PARÇA PARÇA ETMİŞTİR VE BİR KISMINI YOK SAYMIŞTIR.
    “Tıpkı indirdiğimiz gibi o taksimcilere…O Kuranı kısım kısım tefrik edenlere ki rabbin hakkı için, biz onların hepsine mutlak ve muhakkak soracağız/onları bütün yaptıklarından mesul tutacağız!” Hicr suresi 90-91-92.

    Ha birde said nursi çocuk kandırdığını sanıyor. Gerçi çocuklar zaten inanmaz bu Said’e.. Adam ölüden yani geylaniden cevizi bile kaybolduğunda yardım istiyor ve yemin ederek Abdulkaidr Geylaninin yardıma geldiğini söylüyor. acaba Geylani, said’in cevizini buldu mu? http://www.youtube.com/watch?v=1O1OaVG6_5k

  • Muhammed BULUT diyor ki:

    Fahrettin rumuzlu arkadaş acaba siz AKLINIZI kullanıyor musunuz ki kalkıp bize AKIL DÂNELİYİ yapıyorsunuz? Risale-i Nur eğer sıradan bir tefsir ise niye onu canhıraşane bir şekilde savunma gereği duyuyorsunuz? Bu İslam’ın şartlarından biri mi? Sorulan hiçbir soruya doğru dürüst cevap vermiyorsunuz! Cevap vermek yerine Cerbeze yapıyorsunuz. Şu ana kadarki tartışmalardan şunu anladım bir kere buraya cevap yazan Nurcuların hiçbirinin cevap verecek ilmi yok, mecburen kalkıp yine Risale-i Nur’dan kopyala yapıştır yöntemiyle cevap verdiklerinin zannına kapılıyorlar. Risale-i Nur’un doğruluğunu neyle TEST ettiniz? Buna dair ölçünüz ne diye soruyorum cevaba bakın “BUNA DELİL RİSALE-İ NUR’DUR” diyor, düşünün hakkında delil isteneni DELİL diye gösteriyorlar… Böyle bağnazca, taassubkârane bir şekilde kitabına bağlanan birisine siz laf anlatabilir misiniz? Bir şey daha var ki onu Risale-i Nur araştırmalarında fark ettim, oda “Risale-i Nur korkunç bir TECHİL “Cahilleştirme, bilinçsizleştirme” işlevine sahip ve sadece Risale-i Nur okuyan bir kişi bir süre sonra farkında olmadan beyni dumura uğruyor ve dışa kapanıyor, Serhan MANSUROĞLU arkadaşa “RİSALE-İ NUR’UN EN GÜZEL TEFSİR OLDUĞUNA NASIL KANAAT GETİRDİNİZ, KAÇ TEFSİR OKUYARAK BU İZLENİMİ EDİNDİNİZ” diye sorduğumda cevaba bakın “BAŞKA TEFSİR OKUMAMA GEREK YOK, OKUMADAN BU KARARA VARDIM” diyor…Şimdi anladınızmı Mu’minun suresi 53. Ayetini, Allah o ayette ne diyor “SONRA DİNİ ARALARINDA KALIN KİTAPLAR HALİNE GETİREREK PARAMPARÇA HALİNE GETİRDİLER HER GRUP KENDİ YANINDAKİYLE ÖVÜNÜP DURMAKTADIR” Bayındır hoca son cümleyi “HER GRUBUN YANINDAKİNE GÜVENİ TAMDIR” diye yerinde bir tercüme yapmış. Zira gerçekten her grup dinsel doktriner olarak edindiği Kur’an’ın haricinde Kur’an’dan daha çok okuyup beslendiği kitabı –başka hiçbir kitap okumadan, karşılaştırmadan- tek kaynak olarak kabulleniyor. İlginçtir “denemek” için bile olsa başka bir kitap okumuyorlar ve okumaktan özellikle kaçıyorlar ama okumadan etmeden, araştırmadan kısacası özgür düşünce yollarının hiçbirine girmeden RİSALE-İ NUR’U EN İDEAL kitap olarakta ilan etmekten geri durmuyorlar. Bu zihniyetin yarın bugün yönetime geçtiğini düşünsenize maazallah Risale-i Nur’dan başka tüm kitapları yasaklarlar! Ve kalkıp birde bize “AKILSIZ” diyorlar sanki kendileri akıllarını çalışır vaziyette tutuyorlar da birde başkalarını akılsızlıkla suçluyorlar. O yüzden bu tartışmalar daha çok eleştirel bakış açısını yitirmemiş, özgür düşünebilen, aklını çalışır vaziyette tutanlara faydası olur, Nurculuğu din edinmiş kişilere fayda vermez çünkü onlar TÜM DUYUSAL YETENEKLERİNİ RİSALELERLE DUMURA UĞRATMIŞLAR, DÜŞÜNMEZLER, GÖRMEZLER, DUYMAZLAR…KALPLERİNDE AĞIRLIKLAR VAR KUR’AN’IN MEALLERİNİ OKUDUĞUMUZDA NE DİYORLAR “BİZİM GÖNÜLLERİMİZ TOKTUR BUNLARA” PEKİ NEYLE TOK HALİNE GETİRMİŞLER RİSALELERLE DOLDURUP KENDİLERİNİ HELAK ETMİŞLER…
    “ŞÜPHESİZ O GÖRMEZLİKTEN GELENLERİ UYARSANDA BİR UYARMASANDA İNANMAZLAR. ALLAH KALPLERİNİN VE KULAKLARININ ÜZERİNE MÜHÜR VURDU BAKIŞLARINDA İSE PERDELER VARDIRE…” BAKARA SURESİ 6 VE 7. AYET

  • eren durmuş diyor ki:

    ebulaşey;

    nur talebesi abinizle aynı şeyi yapıyorsunuz, küfrün nezaketi olmaz. olsa olsa mertçesi olur. siz onuda beceremiyorsunuz, sadece ”mağduruz da mağduruz” edebiyatı yapıyorsunuz, bununla nereye varmayı planlıyorsunuz?????

    sorulan sorulara cevap yok, tenkitlere cevap yok. sadece ”karalıyorsunuz, çarpıtıyorsunuz vs….”

    size biz tenkitte bulunurken risalenin orjinal kesitini getirip yazıyoruz, ardından eski türkçe bilenler sadeleştiriyorlar ve buna dayanarak tenkitler yapılıyor. nedense sizlerden hiç bir AĞABEYYY çıkıpta ”kardeşim şu sadeleştirme yanlıştır,o kelime o anlama gelmez. yada saidi kürdi bunu yazmamıştır,kaynağınız yanlıştır” diye savunacağına (bize izah ve ihata edeceğine diyelim), yok efendim siz kuranı anlayamassınız,kuran kendisini size kapatır,said anlar bize anlatır,öğrencilerimizi bizden ayırmayın onlarsız yaşayamayız diyerek adeta KÜÇÜKEMRAH pozları sergiliyorlar.

    BEN BURDAN BÜTÜN ARKADAŞLARA SESLENİYORUM,BEN NUR CEMAATİNİ DAHA DİŞE DOKUNUR,DAHA BİLGİLİ,DAHA AKILLI SANARDIM. MEĞER BALONMUŞSUNUZ. PATLAMAK İÇİN İĞNEYİ GÖRMENİZ YETMİŞ, DEĞDİRMEYE GEREK KALMADI..

    EBUŞALEY ; biz de çok kibar dille adamı logarlara sokup çıkarmayı iyi biliriz, terbiyeyi saidden almadıkki önümüze gelene ”deccal” diyelim??? o yüzden bence edebinizi takının,arsızlık yapmadan burda tartışmaya katkı sağlayabilecekseniz katılın, elinizden birşey gelmiyorsa ”NUR TALEBESİ” ve öğrencileri gibi tribünden seyretmeye devam edin.

  • sabit diyor ki:

    Bu sayfada yazan arkadaşlara;
    Kur’an-ı anlamak elbette herkesin vazifesidir… hepimizin vazifesi…
    Fakat Kur’an-ı anlamak kolay mesele değil… (vay efendim Kur’an’a anlaşılmaz diyorsun-”tabi ki bunu kastedmiyorum”)
    Kur’an-ı anlamak bir nimettir… Yani
    - Ben okudum anlarım.
    Bu ifade hatalıdır. Allah nasib ederse anlarsın. Hem anlamak demek yaşamak demek değildir. Mühim olan hayatına takbik etmektir. İhlas manasını çok güzel anlamış olabilirisiniz. Fakat riyakarlığın zirvesinde yaşıyor olabilirsiniz… (dikkat lazım)

    Kur’anı Kerim Kelam-ı İlahi’dir. Dolayısıyla Kur’an daki ilim; İlmi İlahidir… (İlmi İlahi meselesini anlayamayanlar Kur’an-ı tam manasıyla anlayamaz…)

    Kur’an bütün asırlara bir dersdir. “ben bunu anlıyorum, anlaşılması gereken mana budur, bunun haricindekiler yanlıştır” demek çok hatalıdır…

    Her asrın kendi idrakine göre Kur’an dan dersini alır. ve bu ders Kur’ana aittir…
    her meslek grubu farklı manalar ders alabilir. Bu ders de Kur’an-a aittir
    örneklerle devam edeceğim…

  • zarife demir diyor ki:

    fahreddin bey;
    listelediğiniz isimlerden biri olarak ifade edeyim ki; kuranı anlama ve yaşama gayretindeyiz ve kuranı anlamadıklarını, aracısız anlayamayacaklarını zannedenlere kanaatlerinin yanlış olduğunu anlatmaya çalışıyoruz.
    tali konulardaki ve üsluptaki ferdi farklılıklarımıza rağmen, her birimizin hali rabbime malum olmakla birlikte bu güzel listede ( mine kırıkkanat üslubuyla savunma yapan ve sondan bir önceki yazımdaki ironiyi anlamadan yoruma atlayan filiz hanım hariç) adımı görmekle çok memnun oldum. ( bizim gaybden haber veren kerametli, keşif ehli şeyhlerimiz yok ki birbirimizin allah katındaki makamını bilelim(!).biz bir birimizi yazdıklarımızla değerlendirip, zahiren karar veriyoruz.)

  • Aydın Özen diyor ki:

    Sn.”ebulaşey”,

    Kibar bir üslupla yaptığınız değerlendirmeleri okudum. Yazılarımı ilgilendiren bölümünde şöyle diyorsunuz

    “Bazı kardeşler Bediüzzamanın hayatıyla ilgili yazmışlar,yorum yapmışlar.İnanın size inat için değil.Çok çarpık,kırpık ve yanlış bilgiler ve faydasız eleştiriler var… Ayrıca Üstadın 1 günde rusyadan yürüyerek kaçması gibi şeyleri ilk defa burada okuyorum.Yalan yanlış ve zayıf kaynaklı bilgilere bence itibar etmeyin.İttihat ve terakki ile ilgili dahil bilgilerde ciddi sıkıntılar var.”

    İttihat Terakki Cemiyeti hakkında bu sayfadaki yazıların tamamı Risale’nin bizzat kendisinden, Risale Enstitüsü ve sorularlasaidnursi, sorularlarisale…v.b. nurcu sitelerden, Nur Risalelerin tercümesinde TEK YETKİLİ KILINAN Şükran Vahide (Mary Weld) (Mehmet Fırıncı Eşi) alınmaktadır.

    Yani yanlış olamazlar…

    Talat Paşa’nın Said Nursi’yi Toptaşı cezaevinden KAÇIRDIĞINI da ŞÜKRAN VAHİDE hanım söylüyor.

    İttihat Terakki Cemiyeti dahilindeki faaliyetler Said Nursi’nin bizzat kendi iddiasıdır.

    Yazılarıma örneklediğim ise Risale Enstitüsü’nün yazı ve belgeleridir. Ki hala sitelerinde bilgiler mevcuttur.

    Teşkilatı Mahsusa Üyeliği konusunda Şükran Vahide II.derece veriler ve bütünden bakıldığında MİT’le irtibatlı olduğunu düşünüyor, Mehmet Kutlular Reddediyor, Cemal Kutay üyesiydi, o nedenle buldum/görüştüm diyor.

    Şimdi sn.Ebulaşey bay/bayan ,

    Yazınızı tekrar okuduğumda dönüp kendi yazılarımı okuduğumda değerlendirmenizin doğru olmadığını görüyorum. Araştırmadan mı yazdınız, daha ilave bildiğiniz konular mı var?

    “İttihat ve terakki ile ilgili dahil bilgilerde ciddi sıkıntılar var.” Diyorsunuz. Lütfen açıklar mısınız nedir bu sıkıntılar?

  • eren durmuş diyor ki:

    fahreddin;

    değil sen,bütün cemaat,ağabeyleriniz,talebeleriniz hatta şeyhiniz gelse ben yine kuran ile putlarınızı yıkarım.

    seni daha önce birey yerine koyup cevaplar yazdım, sorular sordum. ama sen hiç bir soruya cevap vermedin, demekki sen ağabeylerinden izin almadan tek kelime edemezmişsin. sen imanını cemaate ipotek ettirmişsin, bunun hesabını bize değil Allaha vereceksin.

    gelelim nur talebesi isimli ağabeyinize, sizin ağabeyiniz sadece abuk subuk 2 osmanlıca hakaret edip konuyu değiştireceğini zannedebilir ama sorulan hiç bir soruyada cevap veremez. dedim ya,sizin ağabeyleriniz kendilerine ne öğretildiyse, ne TEMBİHLENDİYSE onu yapabilirler. o yüzden sadece, bizim KURAN İLE VERDİĞİMİZ DELİLLERE CEVABEN RİSALEDEN KESİTLER YAZAR…

    tek kale maç tan şikayetçi o ağabeyiniz, takımı sahadan çekti ama suçu karşı takıma atıyor. (hani dediya,hadi çocuklar bırakın burda yazılar yazmayı da hizmetinize dönün, hurafe kitaplarımızı yalayıp yutalım).. bunu da erdem sayıyor.

    o yüzden bu laflartla birbirinizi pohpohlayacağınıza aklınızı başınıza alında cevap yazın.

    burada size zor sorular sorulduğunda sıkışınca sıvışıp gittiğinizi sanıyorduk ama çokta güzel takip ediyormuşsunuz (edilgenler tribününden)

    sizin o vaktik değerli ayaklarına yatan, kendisine ”nur talebesi” rumuzunu vererek mütevazi olduğunu zanneden ağabeyinizde emin olun bütün vaktini buradaki yazıları okumakla DEĞERLENDİRİYOR..

    yani sizin anlayacağınız, mesajlar yerine ulaşıyor!!

    Allahın merhameti ve mağfreti, samimi bir şekilde Allahın rızasını arayan kullarının üzerine olsun..

  • mustafa diyor ki:

    Sayın Sabit;
    Sayın fahreddin,
    Sayın nur talebesi,

    Son yazılarınızda vermek istediğiniz İmaj şu;

    Sanki burada yazanlar sadece bir tefsire bağlılar.O tefsir ya da meal dışındaki anlamları kabul etmiyorlar.
    Yazık nurcular ise demek istiyorlar ki isteyen her tefsiri okuyabilir.Risale-i Nur da bu tefsirlerden bir tefsirdir.Niye kızıyorsunuz ki diyorlar.
    Bu mudur?

    Hayır bu değildir.
    Burada yazanlar her türlü tefsire meale açıktır.
    Ama aynı zamanda her tefsirde hata olduğunu da kabul ederler.

    Burada yazanlara göre Kur’an-ı Kerim arştan nüzül etmiştir
    Nurculara göre arştan nüzül eden sadece Kuran değildir.

    Burada yazanlara göre tüm tefsirler beşeridir,tefsiri yazanlar o tefsirin müellifidir.
    Said Nursi ise tercümandır müellif değildir.

    Burada yazanlar tefsirlere kutsallık atfetmezler.
    Nurcular?

    Ahmet Akgündüz’ün risalelerin sadeleştirilmesi ile ilgili bir yazısından bir kesit;

    ” Risale-i Nur’da Bediüzzaman mü’ellif değil sadece bir tercümandır; bu sebeple sadeleştirme manen engellenmiştir.
    Bediüzzaman Hazretleri eserlerinin bir çok yerinde Rislae-i Nur’un Kur’anın hakiki tefsiri olduğunu ve kendisinin ise sadece tercümanı bulunduğunu açıkça ifade etmiştir. Mustafa Sungur Ağabeyden duyduğuma göre Onuncu Sözün Dokuzuncu Hakikatını Üstad’ın binlerce defa okuduğunu ve 400 ayetten süzülen bir manevi reçete olduğunu ifade etmiştir.
    Bu sebepledir ki, değil sadeleştirme, Risale-i Nur’un kendi içinde farklı tasnifi ve tanzimi bile Üstadın ifadesiyle izin verilecek bir mesele değildir.

    Neymiş hakiki tefsirmiş.

    Sonra buraya gelip efendim isteyen istediği tefsiri okusun demeniz dürüstlük mü?
    Diğer tefsirler hakiki tefsir bile değildir desenize!

    Dürüst olun.

  • ebulaşey diyor ki:

    Filiz hanım kardeşim,özür dileyerek söylüyorum ama başka bir karşılığı yok,sırf saldırmak için idrakten yoksun,kalitesi çok düşük,içeriği bomboş şeyler yazmamalısınız.Ağır kaçıyorsa özür dilerim ama bir dostun acı tavsiyesi kabul edin.Yazdıklarınız gerçekten ciddiyetten çok uzak,zoraki toplama ve sizi bir hayal dünyasına hapsedecek türden.Bakınız,aşağıda verilen cevap nurlarda verilen cevaptır ve bu manada başka çok yerler var..Zıttı ise yok..
    “Mektubunuzda “Mücerred(sadece) لاَۤ اِلٰهَ اِلاَّ اللهُ kâfi midir? Yani, مُحَمَّدٌ رَسُولُ اللهِ demezse ehl-i necat(kurtulabilir mi) olabilir mi?” diye, diğer bir maksadı soruyorsunuz. Bunun cevabı uzundur. Yalnız şimdi bu kadar deriz ki:
    Kelime-i şehadetin iki kelâmı birbirinden ayrılmaz, birbirini ispat eder, birbirini tazammun eder, biri birisiz olmaz. Madem Peygamber Aleyhissalâtü Vesselâm Hâtemü’l-Enbiyadır, bütün enbiyanın vârisidir. Elbette bütün vusul yollarının başındadır. Onun cadde-i kübrâsından hariç hakikat ve necat yolu olamaz.” der ve sebeplerini ve kelime-i şehadetin bölünemeyeceğini anlatır.
    Aydın kardeşimin acıklı hikayesine baktım.Yazdıkları inanılmaz derecede eksik,kırpık.Bediüzzaman’ın İTC ile alakası ancak bu kadar yanlı anlatılabilirdi.Bu yazdığınız eğer azıcık doğru olsaydı,susup kafamı eğerdim.Ama sadece ibretlik bir araştırma faciası.Çok kalitesiz ve eksik yazılar.Bütünün çok azını,çarpıtarak,tarihe ,ihanet ederek hazırlanmış.Siz doğru bilgiyle hareket etmiyorsunuz.Yanlışlarınızı düzeltmek zor çünkü ardı arkası kesilmiyor.Size “münazarat” risalesini bulup sağlıklı incelemenizi önerebilirim.
    Siz,inkar,tekfir,çarpıtma,karalama,cerbeze,afedersiniz ama yalanla ancak kendinizi bir de saf,herşeyden habersiz birilerini kandırabilirsiniz.Tabirlerim hoş değil ama nasıl yumuşak ifade edeyim bilemiyorum.Şu yazdıklarınızın ehli ilim yanında bahis dahi olmayacağını biliniz.İnanınız gülüp geçilecek şeyler yazıyorsunuz.Kaynak verilse okumuyorsunuz,googledean ilgisiz ve düşmanca,taraflı ve yanıltıcı şeyleri bulanık şekilde veriyorsunuz.Kaynaklarda buluşamıyoruz.
    Umarım,doğru ve çarpıtılmamış bilgiler sizi bulur,bilinciniz bu karanlık bakışlardan arınır ve siz de reddetmezsiniz,bu koyu yanlışlarınızdan kurtulursunuz.Allah’tan ümit kesilmez diyorum.Kur’ana sadakat yaptığınız sanısının ötesinde en büyük düşmanlığı yaptırıyorlar sizlere.
    Allah’a emanet olunuz..

  • Filiz diyor ki:

    zeki1923 beni fırıldak yapmış. kendisini ayetle savunamazken ayet istiyor.
    Nisa 4/148
    “Allah, zulme uğrayanınki hariç kötü sözün açıkça söylenmesini sevmez. Allah her şeyi işiten her şeyi bilendir.”
    Siz müslüman görünümüyle insanları kandırıyorsunuz. bundan hala zulüm mü olur?

    zarife orijinalini verdiğim kuran hikmetinin bir filozofa ve bir din alimine yazdırılma karşılığında da her harfi için 10 altınla taltif edilme hikayesini kelimelerin çoğu farsça, arapça olduğu için anlamamış doğal olarak. benim kaynağımda sözlük vardı. Aynı kısmı aratırsanız bulursunuz. Açıkça yazamadım. Sadeleştirilmiş halini okuyunca ne anlatıldığını anlayacaksınız.

    Said Kürdi’nin zayıf hadisleri risalelerde kullanması durumu ile ilgili bir hadis:
    Ebu hüreyre’den rivayet edildiğine göre Resullullah(s) şöyle buyurdu:
    “Kim söylemediğim bir sözü bana isnad ederse, cehennemde oturacağı yere hazırlansın. Müslüman kardeşi ona danışıp da ona yanlış yolu gösteren kimse, kardeşine ihanet etmiş olur. Kim delilsiz fetva verirse, onun günahı veren kimse üzerinedir” (imam buhari, edebu’l-müfred, 260)

    Bu da sözlerini süsleyip süsleyip insanları yoldan çıkaranlar için:
    Rasulullah(sav) ‘ın zamanında iki hatip medineye geldi. Ayağa kalktılar, konuştuktan sonra oturdular. Sonra Rasulullah(sav)’ın hatibi Sabit bin Kays ayağa kalkarak konuştu. İnsanlar, gelen hatiplerin konuşmalarına hayran oldular. Rasulullah(sav) buyurdu ki:
    “Ey insanlar! Siz sözünüzü söyleyin; çünkü sözü aşırı süslemek şeytandandır” Daha sonra Resulullah(sav) şöyle buyurdu:
    “Sözün sihir olanı vardır”(buhari, nikah,47)

  • eren durmuş diyor ki:

    abdülaziz hocam, yine benim yazımı yayınlamamışsınız.

    selamlar.

  • sabit diyor ki:

    sayın bayındır,
    neden müsbet hareket etmiyorsunuz, neden birilerinin sırtına çıkmaya çalışıyorsunuz…
    Hz Mevlana gibi devasa bir şahsiyetin karşısında ne kadar küçük kaldığımızın farkında bile değilsiniz…
    ve daha nice büyük zatlar…
    Bunlara dil uzatmak… Ne kadar yanlış…
    sayın bayındır; binlerce defa tekrar düşünün, size kadar Kur’an yanlış anlaşıldı siz mi doğrusunu anlıyorsunuz…

    Bu sayfada yazan arkadaşlara;
    Kur’an-ı anlamak elbette herkesin vazifesidir… hepimizin vazifesi…
    Fakat Kur’an-ı anlamak kolay mesele değil… (vay efendim Kur’an’a anlaşılmaz diyorsun-”tabi ki bunu kastedmiyorum”)
    Kur’an-ı anlamak bir nimettir… Yani
    - Ben okudum anlarım.
    Bu ifade hatalıdır. Allah nasib ederse anlarsın. Hem anlamak demek yaşamak demek değildir. Mühim olan hayatına takbik etmektir. İhlas manasını çok güzel anlamış olabilirisiniz. Fakat riyakarlığın zirvesinde yaşıyor olabilirsiniz… (dikkat lazım)

    Kur’anı Kerim Kelam-ı İlahi’dir. Dolayısıyla Kur’an daki ilim; İlmi İlahidir… (İlmi İlahi meselesini anlayamayanlar Kur’an-ı tam manasıyla anlayamaz…)

    Kur’an bütün asırlara bir dersdir. “ben bunu anlıyorum, anlaşılması gereken mana budur, bunun haricindekiler yanlıştır” demek çok hatalıdır…

    Her asrın kendi idrakine göre Kur’an dan dersini alır. ve bu ders Kur’ana aittir…
    her meslek grubu farklı manalar ders alabilir. Bu ders de Kur’an-a aittir
    örneklerle devam edeceğim…
    (vaktim dar)
    lütfen tamamını yayınlayın

  • fahreddin diyor ki:

    eren durmuş
    aydın özen
    mete fırıdın
    recep
    zarife demir
    filiz
    muhammed bulut
    şaban şahin
    burhan yılmaz
    ahmed faruk
    mehmed
    hayri
    ahmet çam
    murat
    vs. vs. vs.
    veeeeeeeeeeeee
    abdulaziz bayındır ; olmak üzere risalei nura ; acımasızca ve ahmakçasına ve dahi sarhoşcasına hucum edenlere , “nur talebesi”rumuzlu kardeşimizin ( 7 AGUSTOS2012 17:20 VE 8 AGUSTOS2012 13:06 TARİHLİ ) tenezzül ederek vermiş oldugu yazılar ve cevaplar herhaliyle meseleyi hallettigine şahit olmaktayız ; bir şart ile,
    aklı kokuşmamış , vicdanı bozulmamış , kalbi paslanmamış olmak kaydıyla

    THE END

  • sabit diyor ki:

    “Mehdilik iddiası Sait Nursi’ye ait mi değil”
    Mehdilik iddiası Sait Nursi’ye ait mi, değil (virgülü ben koydum)
    Allah isteyince unutturur yazılan, hakkı yazdırır sayın bayındır…
    cevabını siz vermişsiniz :)))

    • abayindir diyor ki:

      Sabit,

      Herkesi sizin gibi gerçeklere karşı kör zannediyorsanız bunun en büyükt zararını siz görürsünüz.

  • sabit@hotmail.com diyor ki:

    Net cevap “DEĞİL”

  • Filiz diyor ki:

    Maide 5/51-56
    51- Ey müminler yahudileri ve hristiyanları dost edinmeyiniz. Onlar birbirlerinin dostlarıdırlar. Sizden kim onları dost edinirse o onlardan olur. Hiç kuşkusuz Allah, zalimleri doğru yola iletmez.
    52- Kalpleri hasta olanların “Başımıza bela gelir diye korkuyoruz ” diyerek onlara koştuklarını görürsün. Olur ki Allah yakında size fetih nasib eder ya da kendi tarafından süpriz bir gelişme gösterir de o zaman bu kimseler kalplerinde gizli tuttukları duygulardan pişman olurlar.
    53- O zaman müminler onlara “Bütün güçleri ile sizin yanınızda olacaklarına Allah adına yemin edenler bunlar mı?” derler. Onların bütün çabaları boşa gitmiş ve hüsrana uğrayanlardan olmuşlardır.
    54- Ey müminler, içinizden kim dininden dönerse bilsin ki, yakında Al!ah öyle bir grup ortaya çıkaracak ki, Allah onları sevdiği gibi onlar da O’nu severler, bunlar müminlere karşı alçak gönüllü, kafirlere karşı onurlu davranırlar, Allah yolunda cihad ederler, hiç kimsenin yergisinden ve kınamasından çekinmezler. Bu Allah’ın bağışıdır, onu dilediğine verir. Allah’ın lütfu geniştir, O herşeyi bilir.
    55- Sizin dostunuz ancak Allah, O’nun peygamberi ve namaz kılan, zekat veren rükua varan müminlerdir.
    56- kim Allah’ı, Peygamberi ve müminleri dost edinirse bilsin ki, galip gelecek olanlar, yalnız Allah’ın tarafını tutanların grubudur.

    Ekteki habere göre şakirtlerden birine göre “Said Nursi der ki Maide 5/54 Türklere işaret ediyor”.
    http://www.risalehaber.com/news_detail.php?id=145584
    Risale-i Nur Külliyatından Mektubat adlı eserde şöyle geçiyor:
    “İşte, ey ehl-i Kur’ân olan şu vatanın evlâtları! Altı yüz sene değil, belki Abbasîler zamanından beri, bin senedir Kur’ân-ı Hakîmin bayraktarı olarak bütün cihana karşı meydan okuyup Kur’ân’ı ilân etmişsiniz. Milliyetinizi Kur’ân’a ve İslâmiyete kal’a yaptınız. Bütün dünyayı susturdunuz, müthiş tehâcümâtı def ettiniz. Tâ فَسَوْفَ يَاْتِى اللهُ بِقَوْمٍ يُحِبُّهُمْ وَيُحِبُّونَهُ اَذِلَّةٍ عَلَى الْمُؤْمِنِينَ اَعِزَّةٍ عَلَى الْكَافِرِينَ يُجَاهِدُونَ فِى سَبِيلِ اللهِ âyetine güzel bir mâsadak oldunuz. Şimdi Avrupa’nın ve frenk-meşrep münafıkların desiselerine uyup şu âyetin evvelindeki hitaba mâsadak olmaktan çekinmelisiniz ve korkmalısınız.
    CÂ-YI DİKKAT BİR HAL: Türk milleti anâsır-ı İslâmiye içinde en kesretli olduğu halde, dünyanın her tarafında olan Türkler ise Müslümandır. Sair unsurlar gibi müslim ve gayr-ı müslim olarak iki kısma inkısam etmemiştir. Nerede Türk taifesi varsa Müslümandır. Müslümanlıktan çıkan veya Müslüman olmayan Türkler, Türklükten dahi çıkmışlardır (Macarlar gibi). Halbuki, küçük unsurlarda dahi hem müslim ve hem de gayr-ı müslim var.
    Ey Türk kardeş! Bilhassa sen dikkat et. Senin milliyetin İslâmiyetle imtizaç etmiş; ondan kàbil-i tefrik değil. Tefrik etsen, mahvsın. Bütün senin mazideki mefâhirin İslâmiyet defterine geçmiş. Bu mefâhir, zemin yüzünde hiçbir kuvvetle silinmediği halde, sen şeytanların vesveseleriyle, desiseleriyle o mefâhiri kalbinden silme.”
    Yukarıda Maide suresinin 51.-56. Ayetlerini verdim. Orada İslamiyetin başlarında önce Müslüman olup sonra dininden dönen kavimler anlatılıyor. Türklerin Müslümanlığı kabulü çok sonra. Kaldı ki Türkler Müslüman olmasalar da savaşçı bir millet. Ve dinle veya dinden dönenlerle ilgili sorunları da olmamış. Onlar her zaman devleti tehlikeye düşürecek oluşumlara karşı savaşmışlar. Osmanlının ne kadar Müslüman olduğu devlet bekası adı altında kardeş kanı akıtmasından gayet rahat anlaşılabilir ayrıca.
    Şimdi gelelim Said Kürdi neyi örtmek için ne diyor?
    “Tâ فَسَوْفَ يَاْتِى اللهُ بِقَوْمٍ يُحِبُّهُمْ وَيُحِبُّونَهُ اَذِلَّةٍ عَلَى الْمُؤْمِنِينَ اَعِزَّةٍ عَلَى الْكَافِرِينَ يُجَاهِدُونَ فِى سَبِيلِ اللهِ âyetine güzel bir mâsadak oldunuz. Şimdi Avrupa’nın ve frenk-meşrep münafıkların desiselerine uyup şu âyetin evvelindeki hitaba mâsadak olmaktan çekinmelisiniz ve korkmalısınız.”
    Burada adam Yahudi ve Hıristiyanlara uyduğumuzu, onlardan olduğumuzu söylemekte.
    Gerçekte öyle mi peki?
    Said Kürdi’ye göre tehlike komünizmdir(zombi diye bir şey olmadığına göre hortlaması mümkün değil) ve ondan kurtulmanın yolu da Amerika’dır. Bu grubun kimin ipine sarıldığı gayet açıktır. Hatta o kadar ileri gidiyorlar ki dinde diyalog gibi olmayacak bir ütopyayı hayata geçirmek için ellerinden geleni ardlarına koymuyorlar. Meb ile işbirliği ile öğrencilere okuttuğu peygamberimiz kitapları bence incelemeye alınmalı. Nedeni aşağıda:
    Dün akşam facete karşılaştığım bir paylaşım. Sadece adı eksik yazılan yayın grubunu düzelttim, bir de metinde sayfa 152 geçiyor resim dosyasında 252. Kaynak yayınları Atatürkçü bu arada. İnsanların kafasını ne güzel karıştırıyorlar:
    “Gönül Tahtımızın Eşsiz Sultanı EFENDİMİZ isimli siyer kitabının müellifi , FETHULLAHÇI Nil Yayınları’nı bünyesinde bulunduran Kaynak Kültür Yayın Grubu’nun Genel Yayın Yönetmeni Dr. Reşit Haylamaz’dan Peygamber Efendimiz (Sallallahü Alehi ve Sellem)’e müteveccih çirkin
    iftira;

    Muştu yayınlarının neşrettiği, Yeni Şafak gazetesinin de promosyon olarak dağıttığı “Gönül Tahtımızın Eşsiz Sultanı EFENDİMİZ” isimli siyer kitabının müellifi Dr. Reşit Haylamaz “Cennet” başlığı altında sayfa 152’de bakın Peygamber Efendimize (sav)’e müteveccih nasıl çirkince iftiraya yelteniyor;

    …Ancak O’nun hedefi, öncelikle bütün insanları rahmet ve şefkatle kucaklayıp, ümmeti arasında da, kelime-i tevhidin ikinci yarısını söylemekten kaçınarak kendisini kabul etmese bile “La ilâhe illallah” diyen herkesi buraya getirmekti. Çünkü O, “Kim, Lâ ilâhe illallah derse, cennete girer.” buyuracaktı. Daha baştan O (sallallahu aleyhi ve sellem), bunun için yaratılmış ve onun için de, ilk yaratıldığı hâlde gelişi sona denk getirilmiş; peygamberlik güftesine kafiye koyacak Son Sultan olduğu için de, bedeniyle ruhunun buluşması risâlet açısından en sona bırakılmıştı. (Gönül tahtımızın eşsiz sultanı Efendimiz/ Sayfa 252)

    REDDİYE;

    وَمَن لَم يُؤمِن بِاللَّهِ وَرَسولِهِ فَإِنّا أَعتَدنا لِلكٰفِرينَ سَعيرًا

    Kim Allah’a ve Resûlüne iman etmezse bilsin ki biz, kâfirler için çılgın bir ateş hazırlamışızdır.
    (Fetih Suresi 13)

    عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ رضي الله عنه ، عَنْ رَسُولِ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ أَنَّهُ قَالَ: وَالَّذِي نَفْسُ مُحَمَّدٍ بِيَدِهِ لَا يَسْمَعُ بِي أَحَدٌ مِنْ هَذِهِ الْأُمَّةِ يَهُودِيٌّ وَلَا نَصْرَانِيٌّ ثُمَّ يَمُوتُ وَلَمْ يُؤْمِنْ بِالَّذِي أُرْسِلْتُ بِهِ إِلَّا كَانَ مِنْ أَصْحَابِ النَّار
    Ebu Hureyre (radiayallahü anh) den rivayet edildi ki:
    Peygamber Efendimiz (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu;
    Muhammedin nefsi kudret elinde olan Allah’a yemin ederim ki, İster Yahudi ister Hristiyan olsun, beni bu ümmetten kim duyarda benim risaletime iman etmez ise kesinlikle cehenneme girecektir (Müslim)
    İmamı Nevevi bu Hadis-i Şerifin şerhinde “Yahudi ve Hristiyanların ayrıca vurgulanması Ehl-i Kitap olmalarından dolayıdır, yani onların hali böyle ise kitap ehli olmayanlar kesinlikle cehennemlik olmaları kaçınılmazdır.
    Esasen “Lâ ilâhe illallâh” (Allah’tan başka ilah yoktur) diyen bir Müslüman’ın kelime-i tevhidi içinde Hz. Peygamber’i kabul ve tasdik manası mevcuttur ve mevcut olmalıdır. Ancak yalnızca “Lâ ilâhe illallâh” deyip de peygamberler zincirinin son incisi olan Rasûl-i Ekrem’e iman etmeyen bir insan Müslüman olamaz. Başka bir deyişle, Rasûl-i Ekrem’i kısmen veya tamamen devre dışı bırakarak onu şahsi ve ictimai hayattan uzak tutan bir zihniyet, İslâm inanç ve tasavvuruyla asla imtizaç edemez.

    Kaldı ki pek çok hadiste, Lâ ilâhe illallâh ile birlikte Muhammedün Rasûlullah ifadesi de yer alır.
    Bu hadislerden birinde; “Allah’tan başka ilah yoktur ve Muhammed Allah’ın resûlüdür diye şehâdet getiren kimseye Allah Teâlâ cehennemi haram kılar” (Müslim, Îmân, 47) buyurulur.
    Yine Rasûlullah (s.a) şöyle buyurur: “Direnenler hâriç ümmetimin hepsi cennete girer.” Dediler ki, “Ey Allah’ın Resûlü, kimler direnir? Peygamber (s.a.v.): “Bana itaat edenler cennete girer, bana isyan edenler de direnenlerdir” (Buhârî, İ’tisâm, 2; Ahmed b. Hanbel, II, 361) buyurdu.

    Yine bir gün Peygamberimiz (s.a), genç sahâbî Ebû Saîd el-Hudrî’ye (r.a) hitaben, “Ey Ebû Saîd! Her kim rab olarak Allah’a, din olarak İslâm’a, peygamber olarak da Muhammed’e râzı olursa, cennet ona vacip olur” buyurdu (Müslim, İmâre, 116). Burada râzı olmak, ona kâni olmak ve onunla iktifa ederek başka bir arayışa girmemek mânasına gelir. Bu demektir ki cennetin yolu, Peygamber Efendimize iman edip onun Kur’an mihveri dâhilin de hayat şekli ve ahlâkı demek olan sünnetinin ciddiye alınması ve ihya edilmesinden geçer. “

    Sonuç: Birilerinin dinden döndüğü kesin ama onlar üstlerine alınamayacak kadar gözleri kapalı, kulakları duymuyor.

  • Aydın Özen diyor ki:

    NEDEN YAZIYORUM biliyormusunuz…?

    Burhan Yılmaz Bey’in bugünkü yazısını okuduğumda şaşırdım. Nur Talebesi ismini kullanan kişi meğer o hakaretleri Burhan bey’in yazısı için yapmış…! Bense bu kişinin yazısına cevap yazmaya hazırlanırken, Burhan Bey’in o yazısını okudum. İleri sürülen düşünceler aklı selim sahibi insanları ittifakı olabilecek nitelikteydi…

    Ama adı geçen kişi meğer bu yazıdan rahatsız olarak lağım çukuruna dönmüş yazısı ile mukabele etmiş meğer… Bense neyin eleştirildiğini anlasınlar diye çok hoş tespitler diye nitelediğim Burhan bey’in yazısını önermişim…. Dolayısıyla oldukça garip bir durum oldu.

    Herneyse…

    Muhafazakar bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelmişim. Lise tahsilini bitirdik derken siyasi kargaşalar almış başını gitmiş. Tabii bizde doğal olarak muhafazakar kimliğin gereği sağ eğilimli olduk. 80 darbesi sonrasında dinimizi biraz daha sorar/arar olduk. Yeni kimlik tarifimizi dünkü yerimizin ilerleyen safhası olarak niteledik.

    Giderek daha çok şeyi irdeler olduk. Farklı seslere kulaklarımız hep açık oldu. Üniversite yıllarım çok da sıkıntılı geçmedi. Yorgun bir neslin doğruları arayan bir ferdi idik.

    Özgürlüğün önemini çocukken yakaladığımızdan cemaatlerle birlikte olsak da hep tercihlerimizi öne çıkartmamız nedeniyle bir aidiyete tam teslimiyetle bağlanamadık.

    Hasılı hep kavgamız oldu. Dini ötekileştirmiş organizasyon yapısıyla, devletle kavgamız oldu ama kibar kavga… Kırıp dökmeyen ama devletine içten içe küskün… Dinimden ve kimliğimden hiç utanmadım. Dik duruşlu olmayı kendim öğrenmiştim.

    1994 seçimlerini tarihin bir miladı olarak gördüm. Saat ibresinin ters yönde gidişinin durdurulduğu gün diye tanımladım. Seçimlerin hemen ardından İstanbul Belediye de görev yaptığım zamanda daha yoğun olarak gurupları inceleme ve dahi Hıristiyanları tanıma/düşünme fırsatım oldu.

    Herkes kadar tarihe meraklı idim. Tarihi olayları ve gündelik yaşamları incelemeyi Eyüp bölgesinde çalışırken idrak ettim. Eyüp’te aynı tarihte devlet eliyle 28 adet Tekke kurulduğunu öğrendiğimde ise “ …hoop ne oluyoruz?” dedim. Devlet eliyle kurulan tarikat da ne demek?

    O zaman anladım ki yumurta/civciv misali garip ilişkiler olduğunu… Buradan yola çıkarak efsane olmuş gavslar, bestamiler, geylaniler edebiyatı sarsıldı beynimde… Anladım ki her şey bir senaryo ve kurgu… Tarih bir iktidar OYUNU misali akıyor. Zavallı biz Müslümanlarda konu mankeni…Hani adam her türlü rezilliği yapar da ardından “..Türkiye seninle gurur duyuyor” efsanesi gibi…

    Ya da Banker Bilo filminde olduğu gibi “ yaptım yaptım da hele bir sor bakalım neden yaptım?” Hikayeler, milletlerin hayatı, yıkılmış devletten arda kalan biz filizlerin hiçbir konuda ne omurgası ne de iddiası yok…

    Zülfü Livaneli geçen yıl Vatan Gazetesinde bir makale yayınladı “ Türkün parayla İmtihanı” diye… Bu yazıyı daha önce yaşamaıştım. Eyüp’ten hareketle İstanbul’u, Devleti, Tarihi, yıkılışı öğrenme fırsatı buldum. İmparator kelimesinin anlamının aynı anda Doğuya ve Batıya hükmeden olduğunu bile İstanbul’u görünce anladım. İstanbul’u bilmeden tarih ve siyaset anlaşılamaz. Hep bir tarafı duygusal, topal ve eksik kalır…

    Taşra devleti tanımaz yani… Sadece slogan üretir…. Kimyasal gübre yememiş doğal bitki misali….

    Sloganik değerler üzerinden biz ve onlar vardı. Gerçi bizim tarafta olanların ağzında din/iman vatan/millet bir değer ifade ediyor ve genel ahlak prensiplerinde yerimiz koruyorduk. Ama ufki çizgi, Kur’an’la hayatı buluşturma derdi sözden öte karşılığının ne olduğu bilinemeyen, bilinmeye çok da ihtiyaç olmayan kavramlardı.

    Bugün dahi organize cemaatlerin durumu bu fotoğraftan farklı değildir.

    M.Kemal hareketinin bu ülkenin dinini ve birliğini bozduğuna inanıyordum. Hatta bazı makaleler okudum ki Sabetay bile olabileceği ifade ediliyordu… Bu dönemde yaşananlar İnönü dönemiyle bütünleştiğinde ise TARİHİ GERÇEĞİ örten fetret devri öne çıkıyordu..

    Dün reaksiyon müslümanı olduğum gibi o günde Milletin bütün bir değerler sistemini yok eden, sanki geçmişin bütün günahı bu milletin dininde inancında mışcasına, sanki düşman milletmiş cesine zulüm, kargaşa, ihtilal, tahkir, dinsizlik furyası egemen kılan bu dönem yönetimi ve sonrasında benzer yönetimler ile önümüzü arkamızı görmeden bir garip koruma içgüdüsüyle kendim, tarihim ve imanım ile hiç yüzleşememiş/hesaplaşamamıştım.

    Yakın dönemde R.P.’yi kapatma davaları, Kalkancılar, 28 Şubatlar ile birlikte kimliğimi düşünmek zorunda kalmam ufki çizgimi örtmüştü.

    Müesses nizamdan olanlar rahattı. Diledikleri gibi yer içer, birinci sınıfmış gibi takdim edilirlerdi. Ne fikirleri vardı ne de kendilerine saygıları… Arkalarına silahlı güçleri, medyayı, hukuku ve devlet ricalini de alarak, geleceğin medeniyet projesi ancak batılılaşmayla olabilir şarkısını söylerlerdi.

    Biz ise okulumuzda birinci bile olsak başörtüsü nedeniyle diplomamızı alamaz, binbir zorlukla, mahkemelerle çıkışlarımız verilir, kaybettiğimiz eşeğimizi bulduk diye kendimizi mücahit hissederdik. Maalesef mesela eşime bu zulmü reva gören kişi de muhafazakardı. İstemiyordu ancak düzen böyleydi…!

    İçimdeki isyanı hep korudum. Zevklerim, isteklerim ve hayallerimi onların müşahhas kıldığı dünya değeri üzerinden geliştirmiş olsam da…

    Sonradan anladım ki bu zevk, eğlence, futbol, yaşam biçimi, mimari, araba sevdası, zenginlik gibi güncel taleplerim aslında imanın bir parçası ya da sonucu olduğunu…

    O gün bizler İmanı aramıyorduk… Yakaladığımız zahmetsizce yaşanan din. Bedelsiz özgürlük, ruhsuz din… O nedenle Cuma Namazında insanlar hep kalabılıktı… O nedenle en ciddi bütçeler hala Dindarların elinde… O nedenle sistem bunlardan rahatsız değil…

    Hep merak ederdim bu Cuma namazlarında insanlar “Kotraya sokulmuş koyunlar misali” çok ciddi, başları önde, sanki hayatlarının en ciddi konuşmasını dinler edası ile durur ya da bize göre yaptığımız düğünlerde ki cenaze evi misali, ilahi, konuşma, mevlid türlerinde sözüm ona eğlendirmelerimizde takındığımız ciddiyeti…!

    Şimdi neden anlattım bu kadar hikayeleri…?

    2009 yılında fark ettim ki ben ve her kes bilerek bir yalanın peşinde hayatlarını sürdürüyor. Nurcuların toplantısına gittiğim de de İskenderpaşa, Mahmut efendi, Mücadeleciler, Süleymancılar…vs toplantılarına gittiğimde yapılan ve anlatılan hiçbir şey BANA DİNİMİ ve RABBİMİ anlatmıyordu…!

    Bunun böyle olduğunu herkes de biliyordu ama düşünmek bile istemiyordu…

    Tümü bir iktidar oyunu idi…Hiç kimse kendisini ve yaşantısını Kur’an ölçüsünde sürdürmüyordu. Kabiliyeti olanlar öne çıkıyor kendilerine bağlılar elde ederek, iş, aş, itibar, statü, güç, geleceğin garantisi, …vs. peşindeydi…

    Parayı ve gücü eline geçirene dinin sınırları, kapıları ardına kadar açılıyordu… Bir bilenler sultasıydı gördüklerim… Oysa gerçeği herkes biliyordu….

    Bu sayfa da yazıp hakaret edenlerin de bildiği gibi…

    Hayatımda duyduğum en doğru ve farklı şeyi söyleyen kişi A.Bayındır Hoca ve son zamanlarda dikkatle dinlemeye çalıştığım Mehmet Okuyan hoca…! Böyle olan insanlardan Allah razı olsun… Hatta R.T.Erdoğan… İNSİYAKİ olarak yaptığı bütün konuşmalar için kendisine dua ediyorum.

    Rum suresi 30/30 daki gibi kalbinin sesine kulak verdiğinde ki konuşmalarının tümünde bunu yapıyor, söylediklerine tüm kalbimle katılıyorum. Mavi Marmara da konuşan Tayyib nere Yahudilere yalamalık kabilinden beyanatlar nere…?

    KUDÜS/Filistin ağladı mı İstanbul’da ağlar diyebilmek yürektir, İMANDIR….!

    Biz dönelim Tarihe… Said Nursi’ye….

    Arkadaşlar, Osmanlıyı yani son İslam İmparatorluğunu yıkan M.Kemal hareketi değil İTTİHAT TERAKKİ CEMİTEİDİR …!

    M.Kemal ve sonrasının yaptığı ise avlunun içersini süpürmektir…!

    Bu ülkeyi batıran İTTİHAT ve TERAKKİ CEMİYETİ’dir…..

    Sonrasında yaşananlar nedeniyle bu dönemi görmemiz engellenmektedir.

    Müslümanlar Kur’an’dan uzaklaştıkları için, zevkleri, umutları, hayalleri, planları, Mimarisi, Kültürü hasılı İMANI bozulduğu için HELAK EDİLMİŞ KAVİMLER gibi yok edildiler…

    O nedenle Çanakkale yaşandı…

    Ama Çanakkaleyi yaşamamızın müsebbiplerinden en önde geleni de bilgisiz, vizyonsuz ve Kur’an dışı yetişmiş yalap/şalap variyetiyle SAİD NURSİ ve ÇETECİLER’dir…

    KONTRGERİLLA’nın babası ENVER PAŞADIR… Bugünkü karşılığı, benzer örneği ise doğuda kurgulanmış olan derin devlet, JİTEM, HİZBULLAH…vs. gibi…

    Said Nursi ise Enver dostu, yoldaşı, aşığı, ekibidir….

    Said Nursi o gün başlangıç olan İ.T.C. hareketinin DİNİ SEMBOLÜYDÜ….

    Çanakkale Savaşında bir milletin AKLI ÖLDÜRÜLDÜ….!

    Katiller ise serbestçe dolaşıyor….

    Yetmiyor… İlm-i Ledün sahibi oluyor….

    Yetmiyor… Çocukken PEYGAMBER tarafından İlimleniyor…

    Yetmiyor…. MÜCEDDİD oluyor..

    Yetmiyor…. YAZDIRILIYOR ve YENİ İLAHİ KİTAP veriliyor…

    Yetmiyor…. İMAN KURTARIYOR….

    Yetmiyor… KIYAMETİN VAKTİNİ bile biliyor…

    …MİŞ…GİBİ YAPARAK….!

    …MİŞ… gibi söyleyerek….!

    Yahu kimse akletmez mi haşa Peygamberimize ve bütün Peygamberlere verilen İlim değil de Kur’an’a göre HİKMET’tir.

    Kendisi zaten ölmüş olan, ölümünden 1300 yıl sonra doğmuş birine haşa Allah-u Teala’ya rağmen, habersiz ilim mi verecek… Kişinin SEÇİLMESİ gerekiyorsa seçecek ve atayacak olan ALLAH…! İlimlenmesi gerekiyorsa verecek olan Allah…! Niye aracı koysun ki…?

    Koskoca Osmanlıyı, Yahudilerle bir olup 5 yılda batırdılar…

    Arkalarında kan ve gözyaşı bırakarak….

    Halkı Müslüman olan Osmanlıyı, İngiliz ve Yahudi ortaklarıyla batıranlar mı, bütün insanlığın İmanını kurtaracak?

    Son Söz, Said Nursi İ.T.C. hakkında ne demiş? Kendi kaynaklarından hareketle bakalım…

    Gazetelerde neşrettiği makalelerinde hürriyete hitaben SEN OLMASAYDIN BEN VE UMUM MİLLET ZİNDAN-I ESARETTE KALACAKTIK. SENİ ÖMR-İ EBEDİ İLE TEBŞİR EDİYORUM” diyordu.

    Bediüzzaman II. Abdülhamid’in istibdatı ile meşrutiyeti kıyaslıyor ve MEŞRUTİYETİ PADİŞAHIN OTUZ SENELİK İSTİBDADINA SABRETMENİN BİR MÜKÂFATI OLARAK GÖSTERİYORDU.

    ŞİMDİ DÜŞÜNMEYE DÂVET EDİYORUZ. BEDİÜZZAMAN DIŞINDA HANGİ ENTELEKTÜEL MEŞRUTİYETİ BU YOĞUNLUKTA SAVANMUŞ VE ÇABA SARFETMİŞTİR.

    I- Meşrutiyet’in ilanından önce, gazetelerde neşrettiği makaleleriyle ehl-i imanın Meşrutiyet’e sempati beslemesine sebep olmuştur.

    II- Meşrutiyet’in ilanı sırasında ve sonrasında İstanbul’da Meşrutiyet’i yanlış anlayanlara karşı, Meşrutiyet’in doğru anlatımını sağlayarak tenvir görevini yapmıştır.

    III- Meşrutiyetin ilanından sonra aşiret ileri gelenlerine gönderdiği telgraflarla, doğabilecek muhalif hareketlerin önüne geçmeye çalışmıştır.

    IV- Meşrutiyetin ilanından sonra, kendi büyüdüğü coğrafya olan Doğu ve Güney Doğu Anadolu bölgesine giderek, Meşrutiyet’le ilgili halkın zihninde oluşan istifhamları gidermeye çalışmıştır.

    V- Bütün bunlarla da yetinmeyerek eserlerinde Meşrutiyet’in İslâmî naslarla çatışmayan, bilakis örtüşen bir idare şekli olduğunu söyleyerek entelektüeller arasında fikri bir hizmet yerine getirmiştir.

    Bütün bu maddelerden sonra herhalde şu soruları sormaya hakkımız vardır.
    BEDİÜZZAMAN SAİD NURSÎ KADAR MEŞRUTİYET’İ İÇSELLEŞTİREREK SAVUNAN İKİNCİ BİR ENTELEKTÜEL VAR MIDIR?

    Nursî kadar MEŞRUTİYET’İ PRATİK HAYATININ BİR MESELESİ YAPAN ikinci bir aksiyon adamı var mıdır?

    Said Nursî gibi MEMLEKET SATHINDA dolaşarak MEŞRUTİYET VE HÜRRİYETİN GÜZELLİKLERİNİ anlatan ikinci bir hürriyet havarisi var mıdır?

    Gündelik Hayatları İslâmî Olmayan Pek Çok Kişinin SİYASAL DÜŞÜNCESİ SAİD NURSÎ’YE BENZERKEN; Gündelik Hayatları Dindar Olan Pek Çok Kişinin SİYASAL DÜŞÜNCELERİ DE BEDİÜZZAMAN’A BENZEMİYORDU.

    Bir yanda hürriyet ve meşrutiyeti yoğunca savunan İttihad ve Terakki Partisi diğer yanda ise MEŞRUTİYETİ İSLÂMLA BAĞDAŞTIRMAKTA GÜÇLÜK ÇEKEN DİNDARLAR vardı.

    halka hitap etmiş, Meşrutiyet’in İSLÂMÎ BİR REJİM Olduğunu, DÖRT HALİFE DEVRİİNDEKİ Pratiklerin Örnek Alınması Halinde MEŞRUTİYET’E SAHİP ÇIKILMASI GEREKTİĞİNİ, Bu Hakikatın DÖRT MEZHEPTEN ÇIKARILABİLECEĞİNİ Haykırmıştı.

  • RECEP diyor ki:

    SAPIKLIKTA SINIR YOK.

    Sapıklıkta hangileri önde diyor saidi kürdimi diğer tarikatlarmı.

    İSMAİL AĞA SİTESİNDEN KOPYALADIĞIM BU YAZIYA İKİ YORUM YAZDIM AMA İKİSİNİDE YAYINLAMADILAR.

    Sadece kendileri duymak istediklerini yayınlıyorlar. HAKİKATLERE KAPALILAR.

    ADAMIN YÜRÜMEYE MECALİ YOK TEKERLEKLİ SANDALYEDE BAŞKALARINA MUHTAÇ ALLAH Neden beni bu hale düşürdü deyip tövbe edeceği yerde Bırakın ALLAH’A Ortak koşmayı HAŞA ALLAH’LIK İDDİASINDA BULUNUYOR.

    Neden islam dünyasının bu kadar aciz zavallı duruma düştüğünün açık dellilerinden bir örnek.

    PKK İLE ŞAVAŞIRKEN

    Yine bir defasında İsmailağa Camii şerifin’de kendisini ziyarete gelen özel harekattan birisi:

    ‘’Efendim Birgün pkk ile tehlikeli bir çatışma halinde iken silahım aniden tutukluk yaptı.

    ölümle burun buruna geldiğim ve ne yapacağımı şaşırdığım bir anda birden siz zuhur ederek silahımın tetiğine dokundunuz ve silahımıntutukluğu gitti.

    Bende o zor durumdan himmetinizle kurtuldum’’diye anlattığında Efendi hazretleri:
    ‘’O senmiydin?’’buyurmuştur.

    http://www.ismailaga.info

    Değerli kardeşlerimiz haberleri takip edenleriniz mutlaka duymuşsunuzdur. Defaalarca elde patlayan bombalara şahit olduk. Terörist okula bomba atarken, karakola bomba atarken bomba elinde patlıyor. Halbuki el bombalarının pimi çekildikten sonra belli bir zaman patlamamaktadır. Defalarca yaşanan bu olayları biz sadece yüzeysel olarak değerlendiriyoruz. Ama acaba arka planda neler yaşandı? Allahu Teala hangi dostunu göndererek bu milleti korudu? Bunları düşünelim kardeşlerimiz… Allah dostlarının kıymetini bilelim. Onların kıymetini bilmek demek nasihatlerini tutmak demektir. Onlarda insanlara Allah’ın dininden başka bir nasihatte bulunmazlar…

  • ebulaşey diyor ki:

    Arkadaşlar,ben sizlere hem selam vermek hem de buralardaki bazı yazılanlara kısaca bir yorum yapmayı istedim.Bu tür yerlerde uzunca takılıp takip etmek tarzım olmadığından arkası gelmeyebilir ama tartışmak iyidir,sağlıklı ve saygılı olunursa fayda elde edilecektir.
    Uzunca bir süre risaleleri okudum ve devam ediyorum.Cemaati de iyi seviyede tanıyorum.Size bazı doğru bilgileri aktarayım sonra siz daha sağlıklı fikir yürüterek daha güzel sonuç alabilirsiniz belki.
    Nur talebesinin şu yorumlarına rahatlıkla inanabilirsiniz.
    ***Fethullah hocacı kesimle nur talebelerinin gerçekten alakası yok.Bu doğru bilgiyle hareket edin ki daha objektif eleştirebilirsiniz.15-16 yıldır içlerindeyim ve iyi biliyorum.Ne maddi ne manevi hiç bir direkt\indirekt ilişkileri yok.Uzaktan bilinmeyen ve bilinmemesi ve karıştırılması normal bir konu.
    ***Bazı kardeşler Bediüzzamanın hayatıyla ilgili yazmışlar,yorum yapmışlar.İnanın size inat için değil.Çok çarpık,kırpık ve yanlış bilgiler ve faydasız eleştiriler var.Bu forumun amacı karalamak değil de gerçekleri açığa çıkartmaksa böyle olmamalı.Ayrıca Üstadın 1 günde rusyadan yürüyerek kaçması gibi şeyleri ilk defa burada okuyorum.Yalan yanlış ve zayıf kaynaklı bilgilere bence itibar etmeyin.İttihat ve terakki ile ilgili dahil bilgilerde ciddi sıkıntılar var.Sadece bilginiz olsun diye söylüyorum.Size tavsiyem daha objektif ve duygularınızı karıştırmadan bakmaya çalışın.
    ***Filiz kardeş akrebiyeti ilahiyeyi googledan aramış.Araştırması güzel ama bulduğu sonuçlar sağlıklı olmayabilir.Risaleler,vahdet-i vücud fikrinin ehl-i sünnete uygun düşmediğini,hatalı bir yol olduğunu çok yerlerde çok açık anlatır.Ancak muhyiddin i arabihz.ni şirkle suçlamaz,o hatasının sebebini ilmi olarak izah eder,ikaz eder.Risaleler asla vahdet-i vücud inanışını ders vermez.Bazen kelam küfür görünür ama sahibi kafir olmaz meselesini detaylı ve ilmi olarak tahlil etme şansınız olursa faydalı olabilir.Bence çabuk tekfir ediyorsunuz.Arabinin bazı tabirlerini dinleyince başka türlü düşünülemez sanılıyor ama bunu söylerken O da kendisini sizin anladığınız manada Allahlaştırmıyor.Ama sözleri buram buram küfür kokuyor.Şatahat konusunu araştırmak isteyen olursa bakabilir.zaten muhyiddinin Kur’ana aykırı bu şatahattan gelen sözlerine inanan ve tabi olan küfre düşer.Bu yüzden Üstad muhyiddinin kitaplarının okunmasını istemez,küfre düşme tehlikesi meydandadır.Üstad vahdet-i vücud fikrini birine vermek dahi kişiye büyük zararı olur diyor.Eserlerde bunlar çok açıktır.Siz googledan bakınca Nurlara muhalif çalışmaların yanlı ve çarpık bilgilerine ualaşabiliyorsunuz.bence kendi gözünüzle kaynaktan etraflıca araştırmak en sağlıklısı.
    ***Evliyayı inkar etmenizi anlamak pek mümkün değil.Bediüzzamandan Mevlanaya kadar binlerce İslam büyüğünü baktığınız pencerenin bazı eksiklerini göremediğiniz için tekfir ediyorsunuz.Lütfen sizi ebedi mahcup edebilecek söylemlerden ve itikatlardan kaçının.Evliyayı inkar etmenizin sebebi,bazı velilerin şatahat adıyla meczubane,Kur’an ve sünnete uymayan,küfre kadar varan şatahatları,tuhaf söz ve davranışları bazı avamın cidden de onları merci edip onların şahıslarından himmet ve medet beklemeleri,türbeleri puthaneye çevirmeleri,ve bizlerin onları Allah’laştırdığımızı sanmanız gibi gözüküyor.Emin olun böyle bir şey yok ve elbette olmaz.Peygamberimizin ve diğer nebilerin mucizeleri de evliyaların kerametleri de hep Allah’ın fiili ve ikramıdır.Bu çok açık bir konu.Üstadın 8 yaşlarındayken Geylaniye fatiha okuyup yetiş demesi Allah’ı bilmemesi gibi çok söylüyorsunuz.Üstad elbette değil Gavs namıyla meşhur A.Geylaniye hiç bir sebebe “tesir noktasında en ufak bir makam vermez”.Bunun risalelerde ve tüm yaşantısında milyon adet isbatı vardır.Bana en tuhaf ve anlamsız ve tutarsız gelen ithamlarınızdan birisi de bu.Çok çok eksik bakıyorsunuz gibi geliyor.Bu evliyayı inkar ve tekfir konusunda sizin için endişeleniyorum.Kafanızda şirke düşmanlık var sanıyorsunuz ama öyle ciddi hatalr yapıyorsunuz ki,lütfen dostlar daha detaylı ve objektif araştırın.Bu işin şakası yok.
    ***Biliyorsunuz ölenler yok olup gitmiyor.Haşre kadar berzah aleminde bekliyorlar.Bazı velilerin dünya hayatı ile ilgisinin kesilmemesi ve dünyadaki hizmetlerini Allah’ın bir ikramı olarak O’nun izniyle takip edebilmesi,haydi siz doğru olsanız bile,şirk değildir ama olsa olsa bir hatalı bakış olabilir.Şirk kavramına iğneden ipliğe herşeyi sokmamalısınız.Berzaha geçen Allah’a yakınlık elde etmiş maneviyatta çok yüksek bir mertebeye erişmiş bir Allah dostunun asla ve asla dünya ile münasebeti olmayacağını Kur’an da gösterebilir misiniz?Kesin olan, ölümü tatmış olanların tekrar bu dünya yaşantısına dönemeyeceği ve dahil olamayacağıdır.Artık onun imtihanının bittiğidir.Şu anda peygamberimize salavat getirin,size O’nun feyzi gelecektir.O’nun da kendine ait ne feyzi,ne varlığı ne de bir gücü yoktur.O’nun Allah’ın sonsuz feyzine mazhar olmasında,ümmetiyle alakadarlığında,berzahta hapis olmadığında elbette müttefikizdir.Efendimize tam tabi olmuş,O’na tam itaat etmeye ömrü boyunca çalışmış bazı Kulların da Allah’ın izniyle kudretiyle bu dünya ile münasebetleri vardır.Siz de ölmüş babanıza bir dua etseniz bu kendisine ulaşır.Bu konunun şirkle de ilgisi yok.Kimse Allah’ı saf dışı bırakmıyor ya da O’nun sıfatlarını paylaştırmıyor.Bu elbette kabul edilemez.N.Talbesinin aşağıdaki açıklamaları aslında oldukça isabetli.Kızıyorsunuz ama kannatimce doğruları söylüyor.
    Eğer birisi Allahtan değil de başkasından gerçek anlamda medet istiyorsa buna rahatlıkla şirk diyebilirsiniz.Bu tür sizi çelen cümle ve kavramlar elbette ve elbette düşündüğünüz şekilde değil.inanın bu da çok çok açık anlatılıyor.Bu kadar açık bir şirki tartışmaya bile gerek olmazdı dediğiniz gibi olsa.Bunu emin olun biz de çok iyi biliyoruz.Sİkke-i tasdik-i gaybi kiatbında var ama dediğim gibi hep taraflı çalışmalara denk gelen kimse bir çok bilgiyi göremeyebilir.
    ***Ferid makamı tasavvufta Allah’a yakınlığın en yüksek makamlarından birisini ifade eder.Allah’ın zatını kastetmez.Allah’ın ferid olma sıfatı vardır.Yani hiç bir şeriki yoktur.İnfirad sahibidir manasındadır.Sanırım bu yüzden karışmış.Ama gerçekten vahim bir karışıklık.İncelerseniz,bu ikisi bambaşka 2 kavramdır.Yoksa Üstad kendini Allah ilan etmiyor.Böyle bir itham itham edeni çok küçültüyor.Lütfen nefretimiz bizi kör etmesin.Feridiyet,biricik olmak yalnız ve eşsiz olmak anlamında.Tasavvufta devrin en yüksek mertebesini haiz,o makamda tek ve ferid olanı ifade ederken,Allah’ın ismi olarak bambaşka ve ulvi bir manayı ifade eder.Bu talihsiz bir iltibas olmuş.
    ***İlham edilmesi konusunda yine çok çok ters bir açıdan bakıyorsunuz.Vahiy ve ilhamı karıştırmamalıyız.İlham böceklerden meleklere kadar cari bir şekilde kelam sıfatının tecellisidr.N.Talebesi bu konuda verdiği bakın dediği yer gerçekten bu konuyu hallediyor.Ama vahiy dese dediğiniz gibi olur.Şu kafanıza takılan Hz.Aliya nisbet edlen Celcelutiye de aslı vahiydir der,demez ki Ali(ra)ye vahiy gelmiş,haşa.Hz.Ali şialıktaki bazı sapık anlayışça bilirsiniz nerelere getirlir.Bunu kıyas edip karıştırmayın,hiç ilgisi yoktur.
    ***Neyse söz çok uzuyor.Dostlar,nezaketimizi bozmayalım birbirimize.Kimse iddia ettiğiniz gibi müşrik değil kafir değil.Hatta nur talebeleri tahkiki iman konusunda çok mesafe almaktadır.muhteşem bir bilgi kaynağına sahipler.Onların nurları Kur’an yerine koyduğunu söylemek gerçekten ciddiye alınmaz.Bu aşırı yanlış bir iddiadır.Nurcular Kur’anı anlamak için nurların yorumuna baş vururlar.Kur’an ın mealle karıştırlmaması gerektiğini söylerler ki ebette öyledir.Kur’an meali kötüdür değil,o sadece kabaca bir neden bahsettiğine dair faydalı fikir verir.Amma asıl olan elbette tefsirdir.Bugüne kadar yazılan sayısız mübarek tefsirlerin varlığı da Kur’anın nasıl bir ilim hazinesi olduğuna ciddi bir kanıttır.
    ***Ramazanınız ve bayramınız kutlu olsun.Farklı düşünmek düşman etmez.Ltfen birbirimize edepli olalım..
    ***bir de burada kavga havası var.bir dost bediüzzaman Kur’anı anlamış mı diyor,biri başka.Bunlar sayfanın ciddiyetini ve ciddiye alınmasını neredeyse yok edecek kadar sığ ve basit sataşmalar.nurlara korkunç bir mesafenin de açık delili.1-2 kişinin böyle nahoş halleri sayfayı bulandırmaya yetiyor.dahası 1-2 den ziyade bu maalesef fazla.ilim talebesine yakışmayacak altı çok boş sözler.ben bunları yazdım ama artık ben de N.Tal. gibi girmeyeceğim.Kırmaya kırılmaya gerek yok.saygısızca sataşanlara da “selam” deyip geçerek,vel kaziminel gayze vel afine aninnas düsturuna uyacağım.çünkü bu tür şeyler hep uzar durur.çok ta nahoşluklar ille de yaşanır.
    benden bu kadar,iyi geceler..

  • zeki1923 diyor ki:

    sayın abayindir,
    Uslubu ve kelimeleri bu sayfadaki seviyesiz bazı yorumların içinden aynen seçip kullandım. Kullandığım uslubun ne kadar itici ve can sıkıcı olduğunu gördünüz. bu sayfada sarfedilen kelimeleri size karşı kullanınca ne kadar sıkıldınız ve laf kalabalığı olarak nitelendirdiniz. Ben sadece bunu göstermeye çalıştım. İtici ve hakaretvari ifadelere kimse muhatap olmak istemez. bu sayfada sırf birilerine hakaret için yazanlar var. Dünyanın en güzel yemeğini bile kirli bir kapta sunarsanız, onu kimse yemek istemez. Önemli fikirler ve bilgilerin kabı da uslubudur. Biraz daha usluba ve saygıya dikkat lütfen.

  • eren durmuş diyor ki:

    sayın ahmet çam,

    bu ”kuran kendini bana açmıyor, herkez kuranı anlayamaz” diye, yoldan çıkışlarına kılıf uyduranlara Allah 1400 sene önce mesaj göndermiş,hatırlatmanız fevkalade kayda değerdir. Allah sizden razı olsun.

    ama, ayeti tam olarak yazmak gerekir diye düşünüyorum, ve o yüzden kendi cemaatlerine yakın bir mealcinin mealini yazmak istedim.

    suat yıldırım meali;

    fussilet suresi 44. ayet

    Eğer biz Kur’ân’ı yabancı bir dille gönderseydik derlerdi ki: “Neden, onun âyetleri açıkça beyan edilmedi? Dil yabancı, muhatap arap! Olur mu böyle şey? ” De ki: “O, iman edenler için hidâyet ve şifadır. ”Ama iman etmeyenlerin kulaklarında ağırlıklar vardır. Kur’ân onlara kapalı ve karanlık gelir. Onların, çok uzak bir yerden sesleniliyor da söyleneni hiç anlamıyorlar gibi bir halleri vardır.

    hem fikirleri,hem dayanakları hemde bunlara uydurdukları kılıfları KURANA TERS DÜŞENLERE BİR HATIRLATMA OLSUN!!!

    ALLAH, HER HÜKMÜNDE HİKMET SAHİBİ OLANDIR…

  • AHMET ÇAM diyor ki:

    İnanmayanların kulaklarında bir ağırlık vardır ve Kur’an onlara kapalı ve anlaşılmaz gelir. (Fussilet Suresi 44)

    risaleciler said nursi kuranı anladı mı sizce?

  • eren durmuş diyor ki:

    abdülaziz hocam, dün gönderilen yorumlardan birtek benimki yayınlanmadı heralde,bir sorunmu vardır?

    selamlar

    (mesaj yayınlanmayabilir)

  • şaban şahin diyor ki:

    KURANDA RİSALE-İ NURA İŞARETLERİN OLDUĞUNA GÖRE DİĞER KUTSAL KİTAPLARDA DA VARDIR.SAİT NURSİ DİĞER KİTAPLARDA RİSALE-İ NURA İŞARETLERİN OLDUĞUNU NEDEN HİÇ SÖYLEMEDİ.

  • Mete Firidin diyor ki:

    “Hermes’e göre mistik deneyimlerin amacı insanın özgürlüğüdür. Bu özgürlük, insanın nefsi arzulardan arınarak asıl kaynağa, ilahi nûra kavuşarak şuurlanmasıdır. İnsan Nûr’dur. Ama insanlar bu nûru tanımazlar ve onu fark edemezler. Aslında nûr her yerde, her kayada ve her taşta vardır. Bir insan nûr olan Osiris ile birleştiğinde, tikel tümelle birleşmiş olur ve o zaman nûru, o perdeler arkasında gizlense de yine her şeyi görür.

    İnsanın her yönden olgunlaşıp yetkinleşmesi yoluyla Tanrı’ya yaklaşabileceği inancı, diğer tüm mistik öğretilerden önce Hermetizm’de yer almıştır. İnsan ancak insani ruh eğitiminden sonra evrenin görünmez kuvvetleriyle ilişkiye geçebilir ve gayb aleminden feyz alabilir. Bu yolla nefsine egemen olur ve ilahi özgürlüğe kavuşabilir ve ancak böyle bir kimse diğer insanları irşad edebilir.

    Öğretinin kökeninde, çağın çok tanrıcı ortamı içinde bir tek tanrıcı (monoteist) görüş belirir. Ancak bu tek tanrıcı görüş, aynı zamanda doğa tanrıcı (panteist) bir nitelik de taşır. Hermetizm öğretisinin temel öğelerinden biri olan “ışık-karanlık diyalektiği” de çağlar boyunca bir çok din ve inanç sistemi için bir esinleme kaynağı olmuştur. 33. dereceden bir mason olan Manly P. Halla, Hermetizm’in Illuminati, Masonluk ve Gülhaç cemiyetlerine ilham kaynağı olduğunu iddia etmektedir.

    Gerçekten de ortodoks Hristiyanlık tarafından dışlanan Hermetik inançlar, okült hareketler tarafından sahiplenilmiştir. Hermetizm’in ruhsal eksersizleri, Batıdaki büyü akımlarınca faydalı addedilmiştir. Hermetik yıldızbilim, Yahudi Kabbala’sı ve Hristiyan mistisizminin öğreti ve imgelemleri ile birlikte Avrupalılar için daha anlaşılır kılınmıştır. Yakın çağda Hermetik nitelikli okült cemiyetler kurulmuştur. Bunlar arasında Altın Şafak Hermetik Locası sayılabilir.”(Alıntıdır)
    Özetle:
    Eski mısır Firavun inancında , Masonlukta, Budizim ve Tasavvuf felsefesi Hermetizimin devamıdır. Buradaki temel düşünce eğitim ve çile insanlar İlahlaşabilirler dir. Yani “nirvanaya” ulaşırlar veya kutub vs olurlar.
    Oysa İslamda insanlar ilahlaşmazlar, Allahın mahluku ve kulu olduklarını bilip ona teslim olurlar. Bu teslimiyet yolu Hz. İbrahimin yoludur. Tasavvuftaki kavramlar tamamen hermetizimden islam dünyasına sokulmuştur. Daha önce Hermetizimin ilk yazılı kaynaklarına Abdulkadir geylaninin kitaplarında rastlanmıştır. Yani bilinen en eski Hermetizimcilerden biride Abdulkadir Geylani dir.

    Bakara 130: İbrahim’in milletinden, kendine kıyan beyinsizden başka kim yüz çevirir? Biz onu dünyada seçkin birisi yaptık, hiç şüphesiz o, ahirette de iyilerden biridir.

  • şaban şahin diyor ki:

    SAİT NURSİNİN RUS ESARETİNDEN KURTULDUKTAN SONRA İSTANBULA 30 GÜNLÜK YOLU 1 GÜNDE YÜRÜYEREK GELDİĞİNİ NURCULARDAN DUYMUŞTUM.(YANİ UÇARAK OLSA GEREK)KELEPÇELERİN KENDİĞİLİĞİNDEN AÇILDIĞINI DA OKUMUŞTUM. AYRICA KİTABINDA KIZ LİSESİNDE OKUYAN ÖĞRENCİLERİN BİR KISMININ CENNETE BİR KISMININ CEHENNME GİTTİĞİNİ GÖRDÜĞÜNÜ OKUMUŞTUM.YORUMLARINIZA

  • alpaslan diyor ki:

    Risale-i Nur’un şahsi lideri Said Nursi iken; O şahsi maneviye dikkat çekiyor.Yani risale-i nurları okuyanları bir şahıs olarak görüyor. Şahsi manevi daha büyük ve kıyamete kadar ölümsüzdür

  • Ahmed Faruk diyor ki:

    ÇOK ÖNEMLİ…

    Risale alıntısının sadeleştirilmişi (Anlaşılır hale sokulmuşu) ;

    Gizlemeye lâyık bu büyük sırra göre, Mekke-i Mükerreme’de hiç beklenemeyecek bir şey olsa da Risale-i Nur aleyhine kutb-u âzamdan bir itiraz gelse, Risale-i Nur şakirtleri sarsılmamalı, o mübarek kutb-u âzamın itirazını bir iltifat ve selâm gibi saymalı, ilgisini kazanmak için, itirazın odaklandığı noktaları o büyük üstadlarına izah etmeli ve ellerini öpmelidirler.(Kastamonu Lâhikası Mektup No: 121)

    Zamanında risale müellifinin, çoğu ilmi cephede olduğu gibi tasavvufi açıdan da tenkide uğrayıp popüleritesini kaybetmemek için kurduğu sözde keşfi ve ilmi kumpaslara bakın. Pes ki Pes… “Aracılık ve Şirk” konusu olan bir eseri burada tartışıyor olmak ilmi bağlamda anlamlı. Ancak burada kayde değer bir savunma ve cevap görmediğim ve sadece risalede yazan cümleleri aşamamış sözde şakirtlere son bir tavsiyem var. Eğer bir borazan çalmak istiyorsanız bunun sesi Allah’ın kitabı Kur’an olmalı. Hiç bir ölümlü bu konuda haddini aşmamıştır, sizin peşinden gittiğiniz risale müellifi hariç.Risale yazarının ilmi seviyesi düşük bir topluma zamanında mesajlar vermek için kendi çapında hizmet etmek için gösterdiği gayreti kutsamanızın size vereceği zararı anlayamamanız sizlerin ilmi derinliğini de ortaya koymuş oluyor. Bunun vebalini o kendisi çekecek ama siz bu çağda böyle bir taassuba nasıl düşersiniz anlaşılır şey değil. Gözünüzü Allah’ın kitabı Kur’an aydınlatsın sizlere son sözüm ve duam da bu olacaktır. Kur’ani bir hitabla sizlere “Selam” diyorum ve geçiyorum! Allah sizleri affetsin.

  • burhan yılmaz diyor ki:

    Selamun Aleyküm

    Sayın Nur Talebesi;

    Bir önceki yazıda da belirttiğim gibi, acaba yazıyı başkasına okutup, cevabıda başkasınamı yazdırdınız diye sormadan edemiyorum. Çünkü ismimi Recep zannetmişsinizde. Dolayısıyla bir kez daha okumanız için önceki yazımdan bir bölüm aktarıyorum.

    ”Eğer kalbinde iddia ettiğin gibi ZERRE kadar iman varsa, eğer ZERRE kadar müslümansan, bu konuya bir açıklık getirde ”BENİ HEZAYANIMDAN! KURTAR” eğer kur-an’ı kerimden gavs değilde bir başkasıda olsa ALLAH’ın ona ”GEÇMİŞTEN GELECEĞE GAYB-İ BİLGİLERİ” verdiğini isbat edemezsen cin/26-27 ayetleri görmezden gelmiş/üzerini örtmüş/risale-i nur’u kur-an’ın önüne almış/KAFİROĞLU KAFİR OLMUŞ OLMUŞ OLURSUN.”

    Bu kadar önemli bir konuda cevap vereceğinize, karalama, saptırma, aşağılama ve laf kalabalığı yapmışsınız.

    Demişsiniz ki;

    1-”Recep ismiyle müsemma bir biçare,A.Kadir-i Geylani Hz.ile ilgili benden açıklama yapmamı”

    İsmim burhan yılmaz. Recep bey’dan özür dilemeniz gerekir. Geylani ile ilgili bilgi istemedim. Eğer insan gibi okursan dedimki;

    ”Size tek bir soru soracağım. Said Nursi, gavs-ı azam Geylani’nin ”mazi ve müstakbeli hazır gibi bildiğini” bildiriyor.”

    Bunun delilini sordum. Güya nur talebesisinya. Fethullahcı nurcular kaç gündür cevap veremediler. Sende onları nurcu saymıyorsunya. Belki dedim bir bildiğin vardır. Ama nafile imiş.

    2-”ve hezeyanlarından kurtarmamı yalvarırcasına”

    diyerek güya beni aşağılamışsınız. Oysaki cümleye tam olarak baksaydınız;

    ”bu konuya bir açıklık getirde ”BENİ HEZAYANIMDAN! KURTAR”

    cümlesinde ”HEZAYANIMDAN!” kelimesinin sonundaki ”!” görürdünüz. Dolayısıyla nurculuğunuzun yanında birde ”ahmahlık” göterisi yapmazdınız. Üstüne birde ”yalvarırcasına” diyerek iyice yoldan çıkmazdın. Sen kimsin ki ben sana yalvarıyım. Ben Alemlerin Rabbinden başkasına yalvarmam. Seni bırak bensenin üstadının edindiği GAVS putunu reddettim. Allah’ın yanı sıra edindiğiniz her türlü GAVS-I ve yardım istediğniz her türlü RUHANİYETİ İNKAR ETTİM. Seni insan yerine koyup, nazik bir dil kullandım diye bu sonucu çıkartıysan oda senin cehaletin.

    3-”ve bana kendi gibi yani sözümona Kur’an’ın bildirdiği gibi düşünmezsem kafiroğlu kafir olacağımı(muhterem babamı çok iyi tanıyor herhalde) iddia ederek,sapıkça ve edepsizce bir soru sorduğu için”

    Yukarıdaki çarpıtmayı ancak kur-an’dan yüz çevirmek isteyenler yapar. Kur-an senin elinin altında, cin suresi 26. ve 27. ayette kur-an’da. Bu ayetler gayet açık ve net. Dolayısıyla bu ayetlerin sana göresi bana göresi yok.

    Eğer senin elin kur-an’a uzanamıyorsa ben burda sana cin/72-26,27,28. ayetleri prof.dr.Suat Yıldırım’ın mealinden, kısa açıklaması ile aktarayım. İnşaallah Ayettleri görünce Aslan görmüş yaban eşekleri gibi kaçmazsınız.

    ”cin/72-26.27.28. ayetler. – O bütün gaybı bilir. Fakat gayblarına kimseyi vakıf etmez. Ancak, bildirmeyi dilediği bir elçiye bildirir. Bu durumda o elçisinin önüne ve arkasına gözetleyiciler yerleştirir, ta ki o elçiler Rab’lerinin mesajlarını, o gözetleyicilerin kendilerine hakkıyle tebliğ ettiklerini kesin olarak bilsinler. Doğrusu Allah, kullarının nezdinde ne var ne yoksa herşeyi ilmiyle ihata etmiş, her şeyi bir bir kaydetmiştir. [2,255]”

    Suat Yıldırım’ım bu ayetlerle ilgili kısa açıklaması.

    ”Allah’ın gaybı Resulüne bildirmesi, gaybı O’ndan başkasının bildiğini göstermez. Aksine gaybın Allah’a has olduğunu teyid eder.

    Gözetleyicilerden maksat meleklerdir. Allah Resulüne gönderdiği gaybı, meleklerince koruma altına alınmış olarak gönderir. Hz. Peygamberin risaletinden sonra, gök kapıları cinlere büsbütün kapanınca, onlar, melekler tarafından sıkı bir korumanın olduğunu anlamışlardı.”

    Evet Nurcular ayetler gayet açık değilmi? Şimdi bu ayet bu kadar kesin ve net iken, Geylani yada benzeri EVLİYAYA! Allah’ın gayb-i bilgiler aktardığını hala iddia edebilirmisiniz. Hala Said Nursi’ye sormuyacakmısınız.

    ”EY SAİD NURSİ BİZE NEDEN YALAN SÖYLEDİN?”

    ”ALLAH’IN AYETLERİNİ(CİN/26,27,28) NEDEN İNKAR ETTİN?”

    ”NEDEN YALAN VE İFTİRALARINA BU ZAMANDAKİ EN HAKİKİ TEFSİR DEDİN?”

    Eğer bu soruları bu gün sormazsanız hesap günü mutlaka soracaksınız. Ancak o günkü ”aklınızı kullansaydınız, kur-an’a baksaydınız” cevabı sizin bir işinize yarmayacak. Oysa bu gün bu cevap çok önemli. Eğer soru sorabilecek cesaretiniz(insanlığınız varas, çünkü soru sormak insanidir, taklid etmek maymunluktur) varsa.

    4-”Arkadaş,
    Gaybı bilmek açıkça Allah’a mahsustur.Hiç kimse “kendi kendine ” gaybı bilemez”

    Sayın Nur Talebesi; Peygamber seçmek nasıl ki sadece Allah’a ait bir iş ise, GAYBİ BİLMEKTE

    SADECE ALLAH’A AİT BİR İŞTİR. Burada hepimiz ittifak halindeyiz.

    Buna rağmen Abdullah oğlu Muhammed’den sonra kim peygamber olduğunu iddia ederse KAFİROĞLUKAFİR OLUR. Ona inananlarda,NEDEN? çünkü bu konu hakkında kesin nas(ayet) var. Peygamber olduğunu iddia edenler ve ona inananlar ahzap suresi 40.ayeti görmezden gelmiş olurlar.

    ahzap/40. ayet;

    ”Muhammed içinizden herhangi bir adamın babası değil, fakat O Allah’ın Resulü ve Peygamberlerin sonuncusudur(ve hâtemen nebiyyîne(son vahyedilen insan)). Allah her şeyi hakkıyla bilendir.”

    Eğer bir adam çıksa dese ki; ben İslam dininin tamamını tasdik ve kabul ediyorum, itikadi ve ameli her şeyi yapıyorum, ancak banada bir ayet vahyedildi. O ayettede Allah diyor ki; ”sende vahyettiklerimidensin, git Muhammede(sav) vahyettiğim kur-an’a bağlan” dese dört dörtlük müslüman hayatı yaşasa AHZAP SURESİ 40. AYETİ KERİMEYE MUHALEFET ETTİĞİNDEN AZILI KAFİROĞLUKAFİR OLUR. Burada da hepemiz aynı fikirdeyiz değil mi? nurcu kardeşlerim.

    Şimdi buraya kadar her şey normal, ancak şimdi yazacağım parağraf sizin canınızı sıkacak, adeta kan beyninize fışkıracak ve beni bir kaşık suda boğmaya çalışacaksınız. Oysa ki sakin olup Said Nursi’nin iddiasını ve kur-an ayetini yanyana okusanız gerçeği görecek ve Allah’a hamd edeceksiniz.

    Nasıl ki peygamberim diyen her yalancı, peygamberliği Allah’ın izniyle diyerek ilan ediyorsa,

    Gayb-ı biliyorum diyen herkeste Allah’ın izniyle diyor, diyecek. Aksi halde nasılki ”ben kendi kendime peygamber oldum” diyene kimse inanmazsa, ”ben kendiliğimden gayb-ı biliyorum” diyenede kimse inanmaz. O zaman ne yapacak yalancılar, Allah’ın kullarına tuzak kuranlar, şeytanın çocukları, diyecekler ki,

    ”falanca Allah’ın dostu, evliyası, çok salih bir kul, şu kadar kerameti var, tüm bunlarada cümle alem şahit, ehli sünnet alimleride tasdik ettiler, dolayısıyla Allah bu kişiye(GEYLANİYE) mazi(geçmiş) ve müstakbeli(geleceği) hazır gibi(şimdiki zaman gibi, gözünün önündeymiş gibi) görme-bilme kerameti verdi. Ayrıca ölümünden sonrada tasarruf etme kerameti bağışladı”

    Şimdi de cin 26,27,28 ayetlere bakalım;

    cin/26”Gaybın bilgisi O’nun tekelindedir. O gaybın sırlarını hiç kimseye açmaz.”

    cin/27”Bu sırları sadece seçtiği peygamberlerine açar. Onların önlerinden ve arkalarından gözcüler, korucular salar.”

    cin/28”Böylece onların, Rabblerinin mesajlarını insanlara duyurduklarını belirler. O onların durumlarını ve tutumlarını bilgisi ile kuşatmış, herşeyi bir bir saymıştır.”

    Sayın nur talebesi kardeşim, sayın nurcu kardeşlerim;

    AHZAP SURESİ 40. AYETİ GÖRMEZDEN GELEREK KENDİSİNİ YADA BİR BAŞKASINI MUHAMMED(SAV) DEN SONRA PEYGAMBER İLAN EDENLER ”ORJİNAL KAFİROĞLUKAFİR” OLUYORLAR DA;

    CİN SURESİ 26,27,28. AYETLERİ GÖRMEZDEN GELEREK KENDİSİNE YADA BİR BAŞKASINA MUHAMMED(SAV) DEN SONRA ALLAH’IN GAYB BİLGİSİNE MUTTALİ KILDIĞINI İLAN VE İDDİA EDEN, HEM ÖYLE UCU AÇIK BİR İDDİA Kİ; MAZİDEN(UCU BUCAĞI OLMAYAN GEÇMİŞ ZAMAN) MÜSTAKBELE(UCU BUCAĞI OLMAYAN GELECEK ZAMAN) NE VARSA HAZIR(ŞİMDİKİ ZAMAN) GİBİ BİLİR DİYENLER ”AZILI KAFİROĞLUKAFİR” OLMUYOR MU?

    TABİİ Kİ OLUYOR. EĞER OLMUYOR DİYORSANIZ BUYRUN CİN/26,27,28 AYETLERİ BENİM ANLAMADIĞIMI YADA YANLIŞ ANLADIĞIMI İSBAT EDİN. BU KUR-AN HEPİMİZİN KİTABIYSA EĞER ARAMIZDA O HAKEM OLSUN. HERKESTE KUR-AN’I HÜKMÜNE RAZI OLSUN.

    Herkes peygamberimizin bir bölgeye elçi olarak gönderdiği sahabesiyle mealen şu sohbeti yaptığını bilir.

    Peygamber o sahabeye sorar,

    -ey filan gittiğin yerde nasıl hüküm vereceksin?

    -kur-an’dan ya resulullah,

    -kur-an’da bulamazsan,

    -senin uygulama ve sözlerinle ya resulullah,

    -orada da bulamazsan,

    -kıyas ederek ya resulullah.

    İşte rehberimiz resulün hayatından bir anlaşmazlık halinde, nasıl bir yol izlememiz gerektiğine dair çok güzel bir anektod.

    Tüm bu bilgiler ışığında, delil arama konusunda her öncelik kur-an’ın hakkı iken, Allah’ın kitabının hakkını üstadlarının(risale-i nur) kitaplarına tanıyanlar, üstadlarının kitaplarına kur-an, kur-an gibi yada kur-an yerine koyuyoruz dememişlerdir, ancak farkında olmadan kur-an’a karşı çok büyük ve çirkin bir saldırı yapmışlardır.

    Farkına varmadan demişlerdir ki;

    -kur-an’mı oda neki?

    -ha şu her harfinde bile kırk mana olan anlaşılamaz kitap mı?

    -ama kardeşim biz çok günahkarız, kur-an bize kendisini açmıyor ki,

    -hem sen bakma kur-an’ın zahirine, o gaybı peygamberlerden başkasına bildirmedim diyor ama

    batını tefsirine göre GEYLANİ’YE bildirmiş!

    -ya bu kur-an’da bir alem kardeşim zahiren hep yalan yazıyor bizi saptırmaya çalışıyor, bereket bizim üstad ayetlerin altını oyarak, batını manaları çıkarıyorda doğru yolu buluyoruz!

    -hopp abdestsiz dokunma kur-an’a,

    -ne kardeşim durmadan ayetlerle cevap veriyorsunuz, bu tercümenin doğru olduğunu nerden bilelim, hem burada ahir zamanda kur-an’nın en hakiki tefsiri risale-i nur var, birde abiler tenbihledi bizi sakın kendi başınıza kur-an okumayın ”SAPITIRSINIZ” dediler yaa,

    -hem sizin okuduğunuz kur-an’da mehdi, isa’nın nuzulu, deccal, evliya , gavs vs.vs yok, oysa bizde çok,

    -birde neymiş yalvarılacakları bir’e düşürerek ne istersek bir tek Allah’tan isteyecekmişiz. Yok daha neler. Allah nere biz nere, o bizi kaale almaz. Hem biz vazgeçmeyiz, hz.Ali ye yalvarmaktan, hz Hamza’yı çağırmaktan, MEDET YA GAVS-I GEYLANİ demekten. Üstelik bir çok kez denedik okuduk okuduk Allah gelmedi, ama YA GAVS-I AZAM YETİŞ ALLAH’IN İZNİYLE dedik, sıkıntımızı giderdi, bin defadan fazla ceviz gibi ehemmiyetsiz olsalar bie kaybolan eşyalarımızı buldurdular.

    -vallahi biz meşayıh-ı kiramdan, evliyaü-l azamdan ve onlara yalvarmaktan vazgeçmeyiz. Zaten onlar EHLULULAH’tandırlar, biz onlara tevessül ediyor, aracı tutuyoruz. Onları Allah yerine koymuyoruz. Tabiki onlar Allah’ın izniyle yardım ediyorlar.

    -vallahi siz ne kadar kur-an’a sarılırsanız biz beş fazlası risal-i nur’a sarılırız. Zaten bu zamandaki en hakiki tefsir bu.

    Sayın rialeciler, doğru sizler;

    RİSALE-İ NUR KUR-AN’DIR DEMEDİNİZ, EL-HAK DOĞRU,

    RİSALE-İ NUR’U KUR-AN YERİNE KOYMADINIZ, BU DA EL-HAK DOĞRU,

    Ne yaptınız biliyormusunuz;

    İtikaten kur-an en üstün kitaptır dediniz, ama uygulamada kur-an’ı hayatın dışına attınız, kur-an’ın yerinede onun tefsiri diyerek risale-i nur’u ikame ettiniz. Öyle değil mi?

    Siz haklısınız. Risale-i Nur’ları kur-an’a eşdeğer tutmuyorsunuz ama uygulamada kur-an’dan da üstün tutuyorsunuz. İşte bu tamtamına müşrik mantığı.

    Sizi Said’i Nursi’nin Allah ile beraber, medet dilediği GAVSIN’dan (ilahından, putundan)

    sadece Allemlerin rabbi olan Allah’tan medet dilemeye davet ediyoruz.

    Sizlerin Allah ile beraber, Allah’ın haklarında hiç bir delil indirmediği, her türlü EVLİYAYA yalvarmaktan menediyoruz.

    Ey nurcular şu şaçmalığa bakarmısınız. Üstadınız ne kadarda akılsızmış. GAVS-I yardıma çağırıyor ama GERZEK gavs-ı’n çağrıyı duymaya bile mecali yok,

    önce Allah gavsa duyuracak,

    gavs efendiyi öldüğü yerden canlandıracak,

    gavs manyağına güç-kuvvet verecek,

    gavs şaşkınına yardım isteyenin yerini tarif edecek,

    vs. vs.

    Her şey’i Allah organize ettikten sonra, Hala gavs’dan yardım istemek tam bir bunama halidir.

    Açın kur-an’ı okuyun, Allah kendisinden başka hiç bir varlığa bu yetkiyi vermiş mi? bakın.

    Eğer Allah birsini haşa aracı edin deseydi;

    insanlardan MUHAMMED’i(sav),

    meleklerden CEPRAİL’İ (SA),

    seçerdi herhalde, her ikisinide Allah seçmiş ve kitabın’da övmüştür.

    (Geylani’nin şahsını dışarıda tutarak, oluşturulan imajına diyorum);

    GAVS yavşağıda kim oluyor. Onu Allah’ın seçtiğine dair elinizde İĞNE UCU KADAR BİR DELİL, BİR BİLGİ VAR MI?

    YOK DEĞİL Mİ? O ZAMAN NE DİYE SAPIYORSUNUZ. ALLAH İLE BERABER GAVS’TANDA YARDIM İSTEYEREK, ALLAH’IN GAVS’A DA BU YEYKİYİ VERDİĞİNİ İLERİ SÜREREK, HEM ALLAH’A ŞİRK KOŞAN, AYNI ZAMANDA DA ALLAH’A İFTİRA EDEN ZALİMLERİN KİTAPLARINI NEDEN BAŞTACI YAPIYORSUNUZ? HİÇ DÜŞÜNMEYECEKMİSİNİZ?

    En azından şunu düşünün,

    iddia’ya göre Said Nursi zamanında kendisine muhalefet eden herkesi alt etmiş, hemde risale-i nur’lar la, şimdi de risale-i nur ellerinde nurculara ne oluyor ki bize cevap vereceklerine AMAN HA BU SİTEYE GİRMEYİN SAPITIRSINIZ diye uyarılar yapmak zorunda kalıyorlar.

    Hiç hak ve hakikat üzere olsalar cevap yazmazlarmı zannediyorsun? Ancak ayetler karşısında, şaşkın ve çaresizler. Başınıza ördükleri örümcek yuvasının uçup gitmesinden endişeliler. Öyle ki ayetleri düşman zannedip; ”ayetlerden kurşun yapıp saldırdığımızı” iddia edecek kadar korkularının esiri olmuşlar.

    Bakasana Said Nursi’yi Rusların esaretinden kurtaran GAVS’da yok ortalıkta.

    Doğru ya bir kısmınız yeni GAVS ittihaz etti kendisine, acaba GEYLANİ yeni GAVS USA yı kıskandığı için mi size yardım etmiyor.

    F.Gülen hoca efendinin Nuriye Akman’a verdiği röportajları kendi sitesinden okuyun. Bakın bakalım hoca efendinin DÜNYAYA! İSLAMI! TEPLİĞ! ETME! kurgusun da Allah’a yer var mı?

    Yoksa hesaplar ”USA DÜNYAN’IN DÜMENİNDE OTURUYOR, DOLAYISIYLA USA İSTEMEZSE KİMSE BİR ŞEY YAPAMAZ”mı diyor.

    ŞUARA/227

    ”Ancak iman etmiş, salih amel işlemiş, Allah’ı çokça zikretmiş ve zulme uğratıldıktan sonra zafer kazananlar müstesnadır. Zulmedenler göreceklerdir nasıl bir yıkılışla yıkılacaklarını.”

    Zalimler/zulmedenler,
    (zulüm üretenler, düzeni bozanlar, terör estirenler, sömürenler, kimyasal, biyolojik, nükleer, konvansiyonel yok edici silahlar üretenler, üç tane siyonisti destekliyerek dünyan’ın başına bela edenler, darbe yaptıranlar, ERGENEKONU ÜRETENLER, gazzeyi hapsaneye çevirenler, tabiatı bozanlar, uzayı kirletenler, afrikalı siyahi çocuğu açlığa ve ölüme mahkum edenler, Sudan’da ilaç fabrikasını bombalayanlar, yalan haber üretenler, Afganistan’ı işgal etmek için kendi ikiz kulelerini ve vatandaşlarını vuranlar, devlet eliyle dünya’da gayri meşru hapishaneler kuranlar, karşılıksız dolar basarak tüm dünya’da eşi görülmemiş kalpazanlık icra edenler hasılı ne kadar zulüm varsa başı çekenler)

    içerisinde belkide USA yoktur.

    Kesin yoktur canım.

    Hem olsaydı ehlullah’tan olan F.Gülen USA ya yerleşmez di ki!

    USA şeker gibi devlet, almış hoca efendiyi merhamet kanatlarının altına DÜNYA’YA İSLAM’I (barışı) tepliğ ediyor!

    Allah’a emanet olun.

  • Filiz diyor ki:

    nur talebesine, iman iplerinizi üstadınızın eline vermişsiniz. Hiçbir şeyi sorgulamıyorsunuz. akrebiyeti ilahiyeyi arattım. Sonuç bir nakşibendi sayfası buldum kalan 300-400 sayfa hepsi nur cemaatinin.
    akrebiyeti ilahiye ile vahye mazhar olmak üstadınızın nakşibendilikten, onların da vahdedi vücud şirkinden kendi içlerine aldıkları bir şey.
    İslamı biraz araştır bakalım. Allah’tan vahiy geldi, gelecekten haber veriyorum diyen kaç kişi var? Ben hiç kimseyi bilmiyorum. Peygamberimiz bile gaybı bilmediğini söyler ama bunu Kuranda söylüyor. Siz onu risalelerden tanıdığınız için ona atılan iftiranın farkında değilsiniz.
    Enam 6/50
    “De ki: Size, Allah’ın hazineleri benim yanımdadır, demiyorum. Ben, gaybı da bilmem. Ve size bir melek olduğumu da söylemiyorum. Ben; bana vahyolunandan başkasına uymam. De ki: Hiç görenle görmeyen bir olur mu? Hiç düşünmüyor musunuz?”

    Siz üstadınızı peygamberimizden, risaleleri de Kuran’dan üstün tuttuğunuzun farkında mısınız?

  • mehmet diyor ki:

    Allah c.c. insanlara akıl vermiş ve ondan sorumlu tutmuştur. Kuran’da pek çok yerde de aklımızı kullanmamızı emretmiştir.

    Akıl sahibi nurcu arkadaşların aşağıda yazanları biraz da olsa tefekkürle okumalarını rica edeceğim.

    Evet, burada iddia ediliyor ki Risaleler ve onun müellifi şirke düşmüştür, onu takip edenler de aynı yanlışı yapmaktadırlar. Biliyoruz ki bu büyük bir iddia ama bunu sizleri aşağılamak, tekfir etmek ya da rencide etmek amacıyla değil, bir dost,arkadaş, kardeş sorumluluğu ve mecburiyetiyle sizi uyarmak, doğruyu gösterebilmek amacıyla yapmaktayız.

    Şimdi, gördüğümüz pek çok yanlışın en büyüklerinden olan dua hakkında biraz tefekkür edelim. Bu konuda Said Nursi ne diyor, Allah ve Peygamberi ne diyor, bir göz atalım.

    Said Nursi diyor ki;

    “Eğer desen: Bazen kati olacak işler için dua edilir: meselâ husuf ve küsuf namazındaki dua gibi. Hem Bazen hiç olmayacak şeyler için dua edilir.

    Elcevap: Başka Sözlerde izah edildiği gibi, DUA BİR İBADETTİR. Abd, kendi aczini ve fakrını dua ile ilân eder…”

    Said Nursi diyor ki;

    DÖRDÜNCÜ NÜKTE

    “Duanın en güzel, en lâtîf, en leziz, en hazır meyvesi, neticesi şudur ki:
    DUA EDEN ADAM BİLİR Kİ, birisi var ki onun sesini dinler, derdine derman yetiştirir, ona merhamet eder. Onun kudret eli herşeye yetişir. Bu büyük dünya hanında o yalnız değil; bir Kerîm Zat var, ona bakar, ünsiyet verir. Hem onun hadsiz ihtiyâcâtını yerine getirebilir ve onun hadsiz düşmanlarını def edebilir bir Zâtın huzurunda kendini tasavvur ederek bir ferah, bir inşirah duyup, dünya kadar ağır bir yükü üzerinden atıp -Alemlerin Rabbi olan Allah’a hamd olsun. (Fatiha Sûresi: 2.)
    - der.”

    Rasulullah a.s. diyor ki;

    “Allâh katında O’na duâ etmekten daha kıymetli bir şey olamaz. Duâ, ibâdetin (kulluğun) özüdür.” (Tirmizî, Deavât, 1)

    Allah c.c. diyor ki;

    De ki: «Hamdolsun Allah’a ve selam olsun O’nun seçtiği kullarına! Allah mı daha hayırlı, yoksa onların ortak koştukları mı?
    Yoksa gökleri ve yeri yaratıp sizin için gökten bir su indiren mi? Biz, o su ile gözleri ve gönülleri açan bahçeler bitirmekteyiz. Siz onların bir ağacını bile bitiremezdiniz. Allah’la birlikte bir tanrı mı var? Hayır, onlar, sapıklığa giden bir topluluktur.
    Yoksa yeryüzünü bir karargah kılıp onun içinde ırmaklar akıtan, onun için oturaklı dağlar yapan ve iki deniz arasına bir engel koyan mı? Allah’la birlikte bir tanrı mı var? Hayır, onların çoğu ilim ehli değildir.
    Yoksa, DARDA KALAN KENDİSİNE DUA ETTİĞİ ZAMAN, onun duasını kabul edip kötü durumdan kurtaran ve sizleri yeryüzünün yöneticileri kılan mı? Allah’la birlikte bir tanrı mı var? Siz, pek az düşünüyorsunuz! (Neml, 59,60,61,62)

    Buraya kadar her şey anlaşılmıştır umarım. Said Nursi de pek güzel bir şekilde konuya yaklaşmış değil mi? Yukarıda yazılanlara itirazımız yok.

    AMMAA, gel gelelim Said Nursi başka neler demiş acaba?

    Said Nursi diyor ki;

    “Ben sekiz-dokuz yaşında iken, nahiyemizde ve etrafında bütün ahali Nakşî Tarikatında ve orada Gavs-ı Hîzan adıyla meşhur bir zattan yardım isterken, ben akrabama ve bütün ahaliye aykırı olarak “Yâ Gavs-ı Geylanî” derdim. Çocukluk itibariyle ceviz gibi ehemmiyetsiz bir şeyim kaybolsa, “Yâ Şeyh! Sana bir fatiha, sen benim bu şeyimi buldur” derdim. Şaşırtıcıdır ama yemin ederim ki, böyle bin defa Hazret-i Şeyh, himmet ve duasıyla imdadıma yetişmiştir.” “Demek Cenâb-ı Hak o kudsî üstadımı, bir melek-i sıyanet gibi bana muhafız kılmış” Gençlik Rehberinde geçen;” Hz.Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâm’dan imdat ve Risale-i Nur’un şahs-ı mânevisinden himmet dileyerek çalışıyoruz”

    Said Nursi diyor ki;

    “Hattâ Seyyid-üş-şüheda olan Hazret-i Hamza Radıyallahü Anh, mükerrer vakıatla kendine iltica eden adamları muhafaza etmesi.”.

    ” Hele Gavs-ı A’zam Şeyh Geylânî Hazretlerinin kerâmet ve ihbârât-ı gaybiyesini hemşîreniz o kadar lezzet ve muhabbetle dinliyor ki, üç sene evvelisi hastalığa tutulduğu vakit, o halinde ve kısmen aklı başında olmadığı zamanlar bahçede ağaçların dallarını tutup, “Yâ Abdülkâdir-i Geylânî, Yâ Veysel Karânî, meded!” diye bağırıp sallanıyordu.”

    Nurcu arkadaşlar, tefekkür edin,aklınızı kullanın.

    Allah diyor ki;

    De ki: «Şimdi baksanıza, şu sizin Allah’ın berisinden (Allah’tan başka) yalvarıp durduklannıza, gösterin bana, onlar yeryüzünün hangi parçasını yaratmışlar? Yoksa onların göklerde mi bir ortakları var? Haydi bana bundan önce (indirilmiş) bir kitap veya bir ilim kalıntısı getirin, eğer doğru söylüyorsanız!»

    Allah’ı bırakıp da kendisine kıyamete kadar cevap vermeyecek kimselere dua edenden daha sapık kim olabilir? Oysa onlar, onların dualarından habersizdirler. (Ahkaf, 4-5)

  • mete firidin diyor ki:

    Sayın Nur Talebesi
    Eski Mısırın da temel inacı olup Vahdeti Vucud şeklinde bize gelen Eflatuncu felsefe ye göre “herşey bir olandan gelmektedir”.
    Bu felsefe Kurani inanca göre yanlıştır. Buradaki “bir” Allah değildir. Kurana göre buradaki “bir” “kün ve yekün” emridir.
    Biz Allah olarak “bir”i tanımayız. Biz Allah Olarak “kün ve yekün” emrini veren yaratıcıyı tanırız ve ona iman ederiz. O Allah vahid ve birdir.
    Geylani ve onun gibiler ise “bir”i yani “kün ve yekünü” Allah sanmaktadırlar.

  • mehmet diyor ki:

    Nur Talebesi haklı olarak bazılarımızın üslübundan şikayet etmiş. Evet hepimiz bazen kantarın topuzunu kaçırabiliyoruz. Ama kendisi satır aralarında yaptığı hakaret ve aşağılamaların farkında değil anlaşılan. Sayın Nur Talebesi kusura bakma ama satır aralarından kibir akıyor. Lütfen hepimiz gibi sen de üslübunu gözden geçir.

    Son olacağını söylediği yazısında bu arkadaş, bektaşi misali, istediği ayetleri görüyor, beğenmediği, üstadını yalancı çıkaracak olanlara ise göz kapatıyor. Evet, gözümüzü kapamakla gece olmaz.

    Gayb konusunda Allah c.c. ne diyor tekrardan bakalım.

    O bütün gaybı bilir. Fakat gaybını hiç kimseye açmaz. (Cin, 26)

    Ancak SEÇTİĞİ ELÇİYE açar. Çünkü onun önünden ve ardından gözetleyiciler salar. (Cin, 27)

    Allah c.c. böyle buyuruyor, nur talebeleri ısrarla, “Yok efendim velidir çok aç ve susuz kalınca, gece gündüz ibadet edince, ağzıyla kuş tutunca, Allah gaybını yukarıdaki ayetlere muhalif olarak bazı zatlara da açar.” diyorlar.

    Ne diyelim, Allah cümlemize hidayet nasip etsin.

    Bütün nurcu,tarikatçı, tasavvufçu arkadaşların uyanıp içinde bulundukları yanlış inanışlardan kurtulmaları için duacıyım.

  • Aydın Özen diyor ki:

    Yazımı sürdürmeden önce “NUR TALEBESİ” mahlas ismiyle KENDİNİ SAKLAYAN, ardından kendince bu sayfada yazanlara hakaret eden, bu CESARETSİZ kişiye dair birkaç söz söylemek istiyorum.

    Burhan Yılmaz bey’in 08 Ağustos 2012, 17:34 tarihli yazısını okudum.

    Sanırım İnsiyaki olarak yazılmış olan bir yazı…

    Bu yazıyı üşenmeden yine okudum ve herkesin okumasını öneririm.

    Öfkelerini kontrol ederek konuya bakabilirlerse eğer Nur Gurubu arkadaşlara da mutlaka öneririm.

    “Nur Talebesi” ismini kullanan kişinin çirkinleştirdiği, REZİL ETTİĞİ yazma ve duyguları ifade etme kabiliyetine dair cevabi bir yazı sunmak istiyordum. Fakat bu yazıyı görüp okuduktan sonra fikrim değişti ve vazgeçtim.

    Nur talebesi isimli kişi… !

    Her kimsen, bu yazının, size verilebilecek, iyi tasnif edilmiş, doğru sıralanmış ve duygulardan arınmış, MEDENİ bir cevap olduğunu düşünüyorum.

    O nedenle size vermeyi düşündüğüm cevabi yazıyı bu beyefendi’nin yazısını kopyalayarak vermiş oluyorum

    Umarım isminizi gizleyerek hakaret ettiğiniz gibi, biraz da MEDENİ CESARET GÖSTERMEK suretiyle VARSA FİKRİNİZ SÖYLER, yoksa söyleyeceğiniz, hizmetinize devam edersiniz. Mahlas isimlerle, nasıl olsa beni tanıyan eden yok edasıyla ve de dilin kemiği yok nasılsa, diyerek insanları aşağılamak, ukalalık edip bilge pozlarla sövmek, köpeklerin bile tercih etmeyeceği aşağılık bir davranış olsa gerek…!

    NEDEN YAZIYORUM -3-

    Said Nursi hakkında olarak Tarihsel sürece dair araştırmalarımdan elde ettiğim değerlendirmelerimi yazıyorum. Bu yazılarımda anlatmaya çalıştığım iki temel yanılgının kasıtla toplumun zihnine sokulmaya çalışıldığını göstermek istiyorum.

    1-) 1877-1926 yılları arasında Said Nursi’nin ne BEDİÜZZAMAN ne de İLM-İ LEDÜN sahibi OLMADIĞIDIR.

    Aksine bugünden tarihe bakıldığında tamamen İSLAMI YOK ETME PROJESİ olan ve sonrasında DEVLETİ de DİNİ de elimizden götüren, Meşrutiyet ve İSYANLAR konusuna, o dönemin ULEMA vasıflı insanları da çaresizlikle FAYDA OLUR ümidiyle yaklaşarak katkı sağlamışlardır.

    Sonrasında meydana gelen gelişmeleri de gözlemleyince bir özeleştiri kabilinden de olsa Tövbe ettikleri (M.Akif ve E.M.H.Yazır beyanları) yönünde görüş açıklamışlardır. Asla bu tarihten sonra İ.T.C. hakkında OLUMLU konuşmamışlardır.

    Sadece Risale hareketi ve Said Nursi bu dönem için olumlu yaklaşıma devam etmiştir.

    Müslümanlar açısından elimizdeki her şeyimizi kaybettiğimiz bu anı HÜZÜN ve GÖZYAŞI zamanı diye hatırlarken bir tek Said Nursi ve NURCULAR tarihin sayfalarını karıştırarak yanlış bilgilendirme yapmaktadırlar…!

    2-) Said Nursi 1877-1926 yılları arasında o gün DEVLET olan İ.T.C.’nin DİNİ KONUŞMALARINI yapan PROBAGANDA sözcüsüdür…!

    Bazılarına göre Teşkilat-ı Mahsusa üyesidir (Şükran vahide’nin de görüşü bu istikamette) bazılarına göre İ.T.C.’nin en önemli adamlarındandır. Ki kendisi ve cemaati de bu görüşte…

    Said Nursi, zekasıyla 1892 tarihinde keşfedilmiş, 1897-1907 tarihleri arasında Van Valiliği Konağında YETİŞTİRİLMİŞ, İ.T.C.’nin MEŞRULAŞTIRILMASI adına konferans ve VAAZLAR/HUTBELER verdirilmiş, ULEMA olmayan KURGU/SENARYO bir dini şahsiyettir.

    Said Nursi hakkında halka YALAN fikirler pompalanıyor… Ömrünü dini inancı nedeniyle DEVLET’in mahpushanelerinde geçirdiği yalanı halka mal ediliyor.

    Said Nursi 1926 yılına kadar, Osmanlı yönetimi ve devleti ile Padişah’ın 3 aylık mahkumiyeti hariç sıkıntı yüzü görmemiştir. Bu anlatımlar gerçeğin saptırılmasıdır.

    Kaldı ki 3 aylık hapis hayatından NASIL KURTULDUĞU ise başlı başına bir konudur. TALAT Paşa (Yahudi/sabetay) tarafından KAÇIRILMIŞ olduğu naklen daha sağlıklıdır.

    KAÇIRILAN/KURTARILAN bu kişi hemen ertesi ay SELANİK VAAZINI verir, ardından Vahdettin ile yan yanadır. Bu nasıl Devletin ezmesidir ki, her tarafa çekilen telgrafların altında onun imzası var..

    Burada okuyucunun tekrar dikkatine sunacağım yazıya lütfen bir daha bakınız…
    Bizzat Nur Cemaati mensuplarının ifadelerine göre Said Nursi II.Meşrutiyetin MİMARIDIR…!

    Öyleyse neden sonuçlarından sorumlu değildir…?

    Osmanlıyı bitiren, Devleti ve Dini kaybetmemizin sebebi son nokta özelliğine sahip bu hareketin içersinde sorumlu olarak neden yargılanmaz…?

    Emanuel Karasso isimli Yahudi ile ahbaplıkları bile söylenen, (E.Karosso ismini okurken bile ruhumun daralıp, parçalandığını hissederim ki o ALÇAK adam Padişah’ı İNTİKAM amacıyla tahttan indirmiş),

    Kimine göre Çanakkale savaşına katılan Anzaklar için, M.Kutlulara göre HIRİSTİYANLAR için CENNET VADEDEBİLEN bir kişi nasıl olur yahu…? Bu körlük neden?

    http://www.sorularlasaidnursi.com/siyaset/ittihat-ve-terakki/237-2-mesrutiyet-bediuzzaman-bilinmeden-anlasilabilirmi.html

    Bu makalede anlatılanları kısa kısa inceleyerek O GÜNE dönelim.

    Said Nursî, …. Yani hem MEŞRUTİYETİ SAVUNUYOR, hem de İslâm’ın özünde var olan hakikatları yaşıyordu.

    II. Meşrutiyete giden yolda, Niyazi ve Enver Bey’in dağa çıkarak istibdata meydan okumaları kadar, Said Nursî’nin konuşmaları ve yazıları da etkili olmuştur.

    A.Özen: Bu ifade, Risaleinur Enstitüsüne ait. Öyleyse II.Meşrutiyetin ilanından sonra gelişen olayların sorumluluğu var demektir.

    Nursî, MEŞRUTİYET’İN İLANININ HEMEN ARDINDAN, memleket geneline GÖNDERDİĞİ TELGRAFLARLA BU HUZURLU BAYRAMI EHL-İ İMANA MÜJDELEMİŞTİR.

    A.Özen:
    Meşrutiyet ilanını Bayram diye gösteren Said Nursi’dir. Bugünden bakın bakalım Meşrutiyet bayramsa eğer kimin BAYRAMIDIR. Kurtarılan, kurtulan millet İSLAM MİLLETİ midir? Helak olan millet hangi millettir?
    …..
    Said Nursî, II. Meşrutiyet’in ilanından önce (Burada kasıtla YALAN NAKİL yapılıyor. Çünkü Said Nursi’nin Selanik Konuşmasının tarihi Selanik Hürriyet Meydanı’nda 26 Temmuz 1908 dir. A.Özen) İstanbul’da, Selanik’te dolaşarak halka hitap etmiş, Meşrutiyet’in İSLÂMÎ BİR REJİM OLDUĞUNU, Dört Halife Devri’ndeki pratiklerin örnek alınması halinde Meşrutiyet’e sahip çıkılması gerektiğini, bu hakikatın dört mezhepten çıkarılabileceğini haykırmıştı.

    A.Özen:
    “İSLAMİ Bir Rejim Olduğu” size göre SEÇİLMİŞ ve EKSİKSİZ-NOKSANSIZ eser yazdırılan Allah’ın SEÇİP gönderdiği Bediüzzaman olan…! Bir muhterem, bu sözüyle ne yapmış olmaktadır…?

    Şimdi Düşünmeye Dâvet Ediyoruz. Bediüzzaman Dışında Hangi Entelektüel Meşrutiyeti Bu Yoğunlukta Savanmuş Ve Çaba Sarfetmiştir.

    A.Özen:
    Bu söze aynen katılıyor ve bende soruyorum… mesela M.Akif, E.M.Hamdi Yazır, Ö.Nasuhi Bilmen, …vs. kişiler neden akıl edemediler acaba? Ya da bugünden baktığınız siz aynı yerde durur muydunuz?

    A.Özen:
    Şimdi bu NURCU Siteye ve yazarına göre bu dönemde SAİD NURSİ NELER YAPMIŞ?

    I- Meşrutiyet’in ilanından önce, GAZETELERDE NEŞRETTİĞİ MAKALELERİYLE ehl-i imanın Meşrutiyet’e sempati beslemesine sebep olmuştur.

    II- Meşrutiyet’in ilanı sırasında ve sonrasında İstanbul’da MEŞRUTİYET’İ YANLIŞ ANLAYANLARA KARŞI, Meşrutiyet’in DOĞRU ANLATIMINI sağlayarak TENVİR görevini yapmıştır.

    III- Meşrutiyetin ilanından sonra AŞİRET İLERİ GELENLERİNE GÖNDERDİĞİ TELGRAFLARLA, doğabilecek MUHALİF HAREKETLERİN ÖNÜNE GEÇMEYE ÇALIŞMIŞTIR.

    IV- MEŞRUTİYETİN İLANINDAN SONRA, kendi büyüdüğü coğrafya olan Doğu ve Güney Doğu Anadolu bölgesine giderek, Meşrutiyet’le ilgili halkın zihninde oluşan istifhamları gidermeye çalışmıştır.

    V- Bütün bunlarla da YETİNMEYEREK ESERLERİNDE MEŞRUTİYET’İN İSLÂMÎ NASLARLA ÇATIŞMAYAN, BİLAKİS ÖRTÜŞEN BİR İDARE ŞEKLİ OLDUĞUNU SÖYLEYEREK entelektüeller arasında fikri bir hizmet yerine getirmiştir.

    Bütün bu maddelerden sonra herhalde şu soruları sormaya hakkımız vardır.

    BEDİÜZZAMAN SAİD NURSÎ KADAR MEŞRUTİYET’İ İÇSELLEŞTİREREK SAVUNAN ikinci bir entelektüel var mıdır?

    Nursî kadar MEŞRUTİYET’İ PRATİK HAYATININ BİR MESELESİ YAPAN ikinci bir aksiyon adamı var mıdır?

    A.Özen:

    Son iki satıra dikkatinizi çekerim. Birinde rakipsiz ENTELEKTÜEL, diğerinde de AKSİYON ADAMI… kavramları terazide…! Pekiyi Said Nursi hani BEDİÜZZAMAN’dı …!? Hani MÜCEDDİD idi?

    Hani vazifesi milletin İMANINI KURTARMAKTI?

    Hani seçilmiş insan olarak Said Nursi KUR’AN ve PEYGAMBERİ İSPAT ediyordu…?

    Hani kendilerine Kur’an’ın ARŞTAKİ YERİNDEN Allah tarafından yapılan İLHAM ile YAZDIRILIRDI? O istemese bile YAZDIRILIRDI?

    Malum Çanakkale Savaşı 1915 yılında olmuştu. Helak edilen bir toplumdu sanki ogün yaşananlar…! Pekiyi Said Nursi bu tarihte nerededir?

    Çanakkale Savaşı hakkında neler söylemiştir?

    Meşrutiyet ilan edildiğinde koşarak SELANİK’e giden ve hararetli nutuk atan Said Nursi, Müslümanların soyunun kurutulduğu savaş olan Ç.Kale’ye neden koşarak katılmamıştır?
    Bu konuda yazılanları araştırdım ki hiçbir bilgiye sahip olamadım…! Bu kadar önemli bir olayda tepki bulabilmeliydim ama maalesef yok…!

    Hani tam bu satırları yazarken aklıma geldiği için belirtiyorum…. Malum iki yıl önce Mavi Marmara baskını yaşandı ve 9 Müslüman Yahudilerce Şehit edildi. F.Gülen cemaat gücü ve büyüklüğü ve İslami tandansı nedeniyle bu ailelere bir baş sağlığı dilemeyi çok görmüştü ama Evli bir Kadınla Zina eden D.Baykal’ı telefonla arayarak geçmiş olsun mesajı verebilmeyi, çok değerli bir DİN BÜYÜĞÜ görevi olarak yerine getirmişti…

    Üstadına çekmiş zahir….!

  • RECEP diyor ki:

    Risaleyi nur talebesi rumuzuyla yazan bey Sen zaten dinini belli etmişsin sizlere söylenecek bir söz yok ALLAH KUR’AN’A NUR ismini verdiği halde sanki ALLAH’A hüccet gösterircesine beşerin yazdığı yalan nameyi rehber edinerek Saidi kürdiyi rab, Yahudileri ve hırıstiyanları’da dostlar edinmişsiniz.

    ALLAH’A İsyan bayrağını açmış ALLAH’IN Kitabına, anlaşılmaz sihirle büyüyle, ebcet ve cifirle manalar vererek; ALLAH hiç bir delil indirmediği halde kendisini ve yazdığı kitabını överek yazdıklarını kutsallaştırarak İslam’dan başka kurduğu dine inanarak KUR’AN’I BİR kenara bırakan saidi kürdinin dinini din edinmişsiniz.
    Sizler hayat kaynağınızı, yaşam gayenizi ALLAH’IN KİTABI KUR’AN’IN ANLAŞILMAZ OLMASI ÜZERİNE KURMUŞSUNUZ. YARIN AHİRETTE SAİDİ KÜRDİ VE RİSALEDEN Mİ HESABA ÇEKİLECEKSİNİZ YOKSA ALLAH’IN KİTABI YÜCE KUR’AN DAN MI HESABA ÇEKİLECEKSİNİZ BEKLEYİN BAKALIM HEP BERABER BEKLİYORUZ.

    KURTULUŞA ERENLER KUR’AN’I REHBER EDİNENLER Mİ YOKSA BEŞERİN YALANLARLA YAZDIĞI RİSALELERİ REHBER EDİNENLER Mİ OLACAK.

    “Allah, iman edenlerin velisi (dostu ve destekçisi)dir. Onları karanlıklardan nura çıkarır; inkar edenlerin velileri ise tağut’tur. Onları nurdan karanlıklara çıkarırlar. İşte onlar, ateşin halkıdırlar, onda süresiz kalacaklardır.” (Bakara Suresi, 257)

    Sizler ALLAH’IN APAÇIK DEDİĞİ AYETLERİ BİLE HİÇ TEREDDÜT DAHİ ETMEDEN MANASINI BAŞKA MANALAR VERMEKTEN DAHİ ÇEKİNMİYORSUNUZ.

    ALLAH APAÇIK DEDİKTEN SONRA DAHA NE SÖYLESİN DE SİZLER İNANAKSINIZ.

  • murat diyor ki:

    Said Nursi Geleceği bilemedi,dediği gerçekleşmedi

    Mektubat adlı eserin 15.mektubunda dinsizlik cereyanının pek kuvvetli göründüğü bir zamanda hristiyanlık hurafelerinden kurtulacak,İslamla birleşecek,ayrı ayrı iken mağlup olan İsevilik ve İslamiyet birleştikten sonra dinsizlik cereyanını yenecekler diyor.
    dinsizlik cereyanının pek kuvvetli göründüğü bir zamanda komünizm yılları olarak görülüyor,zaten risale sitesinde bu şekilde yazıvar.link:
    http://www.sorularlarisale.com/makale/20539/hz_isanin_deccali_ve_temsil_ettigi_inkar-i_uluhiyet_fikrini_oldurecegi_ifade_ediliyor_risalelerin_sair_yerlerine_bakildigi_zaman_deccali_komunizmin_temsil_ettigi_ve_risalelerin_inkar-i_uluhiyet_fikrini_oldurdugu_yazilidir_hz_isanin_gorevi.html

    Komünizmin en güçlü temsilcisi sovyetler yıkıldı fakat risalei nurda anlatılanlar gerçekleşmedi

    yukardaki mesajı daha önce yazmıştım fakat risalei nurda geçen o bölümüde ekleyim buraya.

    “DÖRDÜNCÜ SUALİNİZİN MEÂLİ: Âhirzamanda Hazret-i İsâ Aleyhisselâm Deccalı öldürdükten sonra, insanlar ekseriyetle din-i hakka girerler. Halbuki, rivayetlerde gelmiştir ki, “Yeryüzünde Allah Allah diyenler bulundukça kıyamet kopmaz.”1 Böyle umumiyetle imana geldikten sonra nasıl umumiyetle küfre giderler?

    Elcevap: Hadîs-i sahihte rivayet edilen, “Hazret-i İsâ Aleyhisselâmın geleceğini ve şeriat-i İslâmiye ile amel edeceğini,Deccalı öldüreceğini”2 imanı zayıf olanlar istib’ad ediyorlar. Onun hakikati izah edilse, hiç istib’ad yeri kalmaz. Şöyle ki:

    O hadîsin ve Süfyan ve Mehdî hakkındaki hadîslerin3 ifade ettikleri mânâ budur ki:

    Âhirzamanda, dinsizliğin iki cereyanı kuvvet bulacak:

    Birisi: Nifak perdesi altında risalet-i Ahmediyeyi (a.s.m.) inkâr edecek, Süfyan namında müthiş bir şahıs, ehl-i nifakın başına geçecek, şeriat-ı İslâmiyenin tahribine çalışacaktır. Ona karşı, Âl-i Beyt-i Nebevînin silsile-i nuranîsine bağlanan ehl-i velâyet ve ehl-i kemâlin başına geçecek, Âl-i Beytten Muhammed Mehdî isminde bir zât-ı nuranî, o Süfyanın şahs-ı mânevîsi olan cereyan-ı münafıkaneyi öldürüp dağıtacaktır.

    İkinci cereyan ise: Tabiiyyun, maddiyyun felsefesinden tevellüt eden bir cereyan-ı nemrudâne, gittikçe âhirzamanda felsefe-i maddiye vasıtasıyla intişar ederek kuvvet bulup, Ulûhiyeti inkâr edecek bir dereceye gelir. Nasıl bir padişahı tanımayan ve ordudaki zâbitan ve efrad onun askerleri olduğunu kabul etmeyen vahşî bir adam, herkese, her askere bir nevi padişahlık ve bir gûnâ hâkimiyet verir. Öyle de, Allah’ı inkâr eden o cereyan efradları, birer küçük Nemrud hükmünde nefislerine birer rububiyet verir.

    Ve onların başına geçen en büyükleri, ispritizma ve manyetizmanın hâdisâtı nev’inden müthiş harikalara mazhar olan Deccal ise, daha ileri gidip, cebbârâne surî hükûmetini bir nevi rububiyet tasavvur edip ulûhiyetini ilân eder.

    Bir sineğe mağlûp olan ve bir sineğin kanadını bile icad edemeyen âciz bir insanın ulûhiyet dâvâ etmesi ne derece ahmakçasına bir maskaralık olduğu malûmdur.

    İşte böyle bir sırada, o cereyan pek kuvvetli göründüğü bir zamanda, Hazret-i İsâ Aleyhisselâmın şahsiyet-i mâneviyesinden ibaret olan hakikî İsevîlik dini zuhur edecek, yani rahmet-i İlâhiyenin semâsından nüzul edecek, halihazır Hıristiyanlık dini o hakikate karşı tasaffi edecek, hurafattan ve tahrifattan sıyrılacak, hakaik-i İslâmiye ile birleşecek, mânen Hıristiyanlık bir nevi İslâmiyete inkılâp edecektir.

    Ve Kur’ân’a iktida ederek, o İsevîlik şahs-ı mânevîsi tâbi ve İslâmiyet metbû makamında kalacak, din-i hak bu iltihak neticesinde azîm bir kuvvet bulacaktır.

    Dinsizlik cereyanına karşı ayrı ayrı iken mağlûp olan İsevîlik ve İslâmiyet, ittihad neticesinde dinsizlik cereyanına galebe edip dağıtacak istidadında iken, âlem-i semâvâtta cism-i beşerîsiyle bulunan şahs-ı İsâ Aleyhisselâm, o din-i hak cereyanının başına geçeceğini, bir Muhbir-i Sadık, bir Kadîr-i Külli Şeyin vaadine istinad ederek haber vermiştir.1

    Madem haber vermiş, haktır. Madem Kadîr-i Külli Şey vaad etmiş, elbette yapacaktır.
    Mektubat | On Beşinci Mektup
    link:http://www.sorularlarisale.com/index.php?s=modules/kulliyat&risale=42&sayfa=90

  • mustafa diyor ki:

    Sayın Nur Talebesi;

    Uzun yazınızın içeriğinde bulunan temel cümleniz şudur:
    “Ve kendi suri,arızi şahsı ile değil,Allah’ın ihsanı ile ve Allah’ın öyle kişinin istidadına göre,hikmeti müsaade ettiği ölçüde dilediğini dilediği kadar bildirmesi ile bize göre gaybi olan şeyleri bilebilmiştir.”

    Gayb ile ilgili ayetlerden bir kaçını arz edeyim;

    “Allah’ın, peygamberleri toplayıp “siz(den sonra davetiniz)e ne derece uyuldu?” diyeceği, onların da, “Bizim hiçbir bilgimiz yok. Gaybleri hakkıyla bilen ancak sensin” diyecekleri günü hatırlayın.(Maide 109)

    “De ki: “Ben size, ‘Allah’ın hazineleri benim yanımdadır’ demiyorum. Ben gaybı da bilmem. (Enam 50)

    “De ki: “Allah dilemedikçe ben kendime bir zarar verme ve bir fayda sağlama gücüne sahip değilim. Eğer ben gaybı biliyor olsaydım, daha çok hayır elde etmek isterdim ve bana kötülük dokunmazdı. Ben inanan bir kavim için sadece bir uyarıcı ve bir müjdeciyim.” (Araf 188)

    “Ona (peygambere) Rabbinden bir mucize indirilse ya!” diyorlar. De ki: “Gayb ancak Allah’ındır. Bekleyin, şüphesiz ben de sizinle birlikte bekleyenlerdenim!” (Yunus 20)

    Başka bir çok ayetlerden açıkça anlaşıldığı üzere Peygamberimiz dahi gaybı bilmemektedir.

    “O, gaybı bilendir. Hiç kimseye gaybını bildirmez.Ancak seçtiği resûller başka. (Onlara bildirir.) Fakat O, Resûlün önünde ve arkasında gözetleyici (melek)ler yürütür ki resûllerin, Rablerinin vahiylerini tebliğ ettiklerini bilsin. Allah, onların her hâlini kuşatmış ve her şeyi inceden inceye sayıp dökmüştür.”(Cin 26-28)

    “Ey Muhammed!) Bunlar sana vahyettiğimiz gayb haberlerindendir.” (Al-i İmran 44)

    “İşte bunlar, sana vahyettiğimiz gayb haberlerindendir. Bundan önce onları ne sen biliyordun, ne de kavmin.”(Hud 49)

    “İşte bu (kıssa), gayb haberlerindendir. Onu sana biz vahiy yolu ile bildiriyoruz. Yoksa onlar tuzak kurarak işlerine karar verdikleri zaman sen onların yanında değildin.”(Yusuf 102)

    Bu ayetlerden de anlaşıldığı üzere Allah; gayba dair bir bilginin bilinmesini murad ettiğinde onu resüllerine vahiy yoluyla bildirir. Peygambere ve vahiy yoluyla bildirilmesi dışında başkaca kulların,evliyanın,kahinlerin vs. gaybı bilebileceğine dair (Allah istese bildiremez mi bir delil değildir,çünkü Allah her şeye kadirdir,Onun gücü delil olarak kullanılmaz, ) yukarıdaki ayet-i kerimelerin hükmünü ortadan kaldırmayacak şekilde Kur’an-ı Kerimden deliller var mıdır? İkna edici Kur’ani delilleriniz var ise söyleyin.

    Yoksa,karşınızdakilere ahmak,internet magandası,sapık,edebsiz vb. hakaretamiz nitelendirmelerde bulunmanız sizi haklı kılmıyor.

  • Aydın Özen diyor ki:

    Gülmeye çok ihtiyacı olanlara….Cevabımdır…

    11 maddelik yazıda 23 adet hakaret cümlesi sığdırabilecek sığlıkla görüşlerini anlatabilen tanrısal cücelik makamının yolcularına cevap olsun diye yazıyorum…

    Yapılan değerlendirme dahi denemeyecek ifadeleri/SÖVMELERİ, NAMUS BORCU görüp, o hassasiyetle cevap vermeyi lüzumlu gördüm.

    Beyefendinin, EFENDİ olduğunu, çok meşgul olduğunu, işlerinin yanında ailesi de olan, 38 yaşında iş-güç sahibi ve belki de çok önemli işler gören, yazmaya vakti sınırlı ve dahi, gereğinde GİZLİ ismiyle yazabilecek KÖLELERİ de olan, Köleleri de tıpkı SAHİPLERİ gibi kötü söz sahibi olabilen, oldukça ciddi bir konumu ihata eden bir zat olduğunu anladık.

    Merakımdandır bağışlayın ve lutfedin de, yazınızda işlediğiniz iki maddelik konuyu neden 11 ayrı maddede yazdınız? Doğrusu anlayamadım…!

    Adımı zikretmeseniz de “Not” ibaresinde bir dost olarak belirttiğiniz kişi olarak Tanrı Buyruğu kıvamındaki emriniz gereği kısa bir izahat yapma ihtiyacı duydum.

    Acizane bu sayfa da Mete Bey’in Hekim kimliğiyle yirmi yılı aşan meslek hayatıyla, şahsımın 26 yılı aşan İnş.Müh. kimliğiyle, iki havalimanı, dört Liman inşa etmiş ve hala konut, Kıyı yapıları, proje ve inşaat kollarında ve Tarım sektöründe olmak üzere 14 personel ve iki şirketle ve dahi 4 çocuk sahibi olarak sürdürdüğümüz size göre, “..YANİ KUR’AN SİZİN GİBİ…ET GÖZÜNÜZLE GÖRÜP ETTEN BEYNİNİZLE ALGILAYABİLDİĞİNİZ BİR METİNDEN İBARET DEĞİLDİR….”, Kur’an’ı ET GÖZÜYLE anlayan birilerinden olarak yazalım…

    Yine yazınızın bütününden hareketle cevap vermiş olacağıma göre,

    1- “…bu sefer BU EDEPSİZ ORTAMA “inşaallah,bi iznillah” son sefer tenezzül edip yazayım dedim…”,
    2- “…ve senin gibi burada höyküren,hakaret eden edepsiz kimselere soruyorum?…”,
    3- “Siz anlayın diye sığ konuşmaktan dilim kurudu….”,
    4- “Şimdi gelelim sizler gibi evliyayı,kerameti,şefaati “tamamen tersten anlayarak” sözümona tevhidci takılan kimselere kısa bir açıklama yapmaya;”,
    5- “….şirk iftiraları yağdırmanızın sapıklıktan başka ne izahı olabilir?…”
    6- “…Korkunç bir önyargı,korkunç bir kilitlenme geçiriyorsunuz.”,
    7- “…Keşke o biçere edep fakiri….”, “…İslam’ın neresinden bu edepsizlik dersini aldınız…”,

    …vs..

    Size göre durum tespiti kıvamında küfretmek olan yorumunuz kabullenmiş olarak cevap vermiş olalım….

    Gelelim cevap hakkı konumuz olan Said Nursi’nin Rusya esaretinden kaçırılma konusundaki Devlet Desteği konusuna… şimdilik 1. sorunuzu cevaplamış olalım..Yani kaynağımızı..

    1. Şükran Vahide’nin Bediüzzaman Said Nursî, Entelektüel Biyografisi (Etkileşim, 2006) Lutfedip satın alırsanız 12 tl’dir. Okuma lütfunda da bulunursanız görürsünüz.

    2.Kaynağım, güncel TANİN Gaztesi’dir.
    3. Kaynağım Cemal Kutay’ın açıklamaları…
    4. Kaynağım Şerif Mardin’in Bediüzzaman Saidi Nursî Olayı (İletişim, 1990)

    Ayrıca son beş yazımda altını çizerek anlattığım gibi Said Nursi 50 yaşına kadar DEVLET RİCALİYLE problemi olmamıştır. Padişah’ın 1,5 ayı Akıl Hastanesi, 1,5 ayı hapishane olmak üzere 3 aylık süre dışında bir problem olmamıştır.

    Aksine ve bilakis Devletin, Pardon İTTİHAT TERAKKİ’nin AMİGOSUDUR.

    - 1908 II.Meşrutiyet ilanının hemen ardından SELANİK VAAZI
    -1911 ŞAM HUTBESİ
    -1911 KOSOVA VAAZI

    Sahi Said Nursi II.Meşrutiyet ilan edildiğinde HAPİSTEYDİ..değil mi? Peki nasıl çıktı? Beraat mi etti?

    Said Nursi’yi Hapishaneden Yahudi ve İ.T.C. önderlerinden TALAT PAŞA ÇIKARTTI/ KAÇIRDI…

    Şimdilik bu kadar…

  • Filiz diyor ki:

    Nur talebesi benim ne yazacağımı bilmen için Kuran okuman gerekir sen okumuyorsun. Üstadınızın size sunduğu kadarını biliyorsun. Peki kendine bir soru sor dürüstçe? Bu surede ahir zamandaki peygamberi neden incilden delillendiriyor?
    Çünkü Kuran’a göre kıyametin alameti yok. Alameti olmayan şeyin gelecek peygamberi ve deccalı da, mehdisi de olmaz.
    Fetih suresinin son ayeti için hiçbir tefsire bakmadan yazdım. benim anladığım 29.ayette namaza duran müslümanlardan bahsediyor. Anlatılan hıristiyan ve museviler Kuran gelmeden ve bozulmaya uğramadan öncekiler. O başağın durumuna dikkat et, namaz kılan birini anlatıyor bana göre. Yoksa gaybdan haber verdiği falan yok. Üstadınızın yorumlarını değil de meali oku bakalım orada ahir zaman peygamberine işaret var mı?
    Ekler:
    Üstadınızın risalelere almadığı kıyamet ayeti, neden almadığı açık değil mi? Ansızın gelecek. 5 dakikaa sonra da olabilir 5000 yıl sonra da.
    “İnkâr edenler, kendilerine o saat ansızın gelinceye kadar hep şüphe içindedirler.” (Hac,55)

    Bu ayet de üstadınız kıyamet ile ilgili yorumları nedeniyle Kurana göre durumu:
    “İyi bilin ki, kıyamet saati (zamanı) hakkında tartışanlar derin bir sapıklık içindedirler” (42:18)

    Bana 7.Lema okumayı öneriyorsun da sen neden Kuran okumuyorsun? Sadece üstadın işine gelen ayetlerin alındığı bir külliyatın Kuranla ne allakası olabilir.

  • ibrahim halil diyor ki:

    SAYIN NUR TALEBESI

    RISALELER VE SAIDI KURDI HAKKINDA ELESTIRI MAHIYETINDE BURADA YAZILANLARA, NIYE BU
    KADAR ALAYCI, HAKIRHANE, EDEPSIZ, ASAGILAYICI, UMURSAMAZ BIR CEVAP YAZDIGINIZA ANLAM
    VEREBILMIS DEGILIM.SONUCTA ALT TARAFI SAIDI KURDI VE ONA YAZDIRILANLAR. KURAN-I
    KERIMI BU DENLİ KENDINI FEDA EDERCESINE SAVUNSAYDIN OBUR TARAFTA BELLI BIR DERECEYE
    ULASABILIRDIN.

    HA BU ARADA ISMINDE COK HAVALI,YANI BAK NUR TALEBESI SIZIN HEPINIZE YETER GIBISINDEN
    TUTTUM. BU GUZEL BIR TAKTIK:))))

  • zarife demir diyor ki:

    nur talebesi “dost”;
    üstadınızın megalomanisi sizi de inhisarına almış.
    üslubunuz baştan sona haddini bilmezlik ufunetini taşıyor.
    üstadınızdan sadece megalomaniyi değil; şeytan telkini halüsinasyonları ve hezeyanları keramet, keşif, mertebe zannetmek eblehliğini de tevarüs etmişsiniz.
    teknik adlandırmasıyla paylaşılmış hezeyan içindesiniz.
    bütün kerametleriniz antipsikotik almakla geçer, merak etmeyin.
    (gördüğünüz gibi istesek üslüpta sizin derekenizi taklid edebilirmişiz.)

  • Filiz diyor ki:

    *** Bakalım astrologların çözemeyeceği incir zeytini said nursi nasıl çözüyor?
    İSLÂM DECCALI SÛRE-İ VE’T-TÎNİ VE’Z-ZEYTÛNİ MÂNASINI (…)
    Said Kürdi der ki:” O İslâm Deccalı, “Sûre-i ve’t-tîni ve’z-zeytûni mânasını merak edip soruyor”diye çoklar nakletmişler. Gariptir ki, bu sûrenin akîbinde olan ikra’ bismi Rabbike
    sûresinde inne’l-insâne leyatğâ cümlesi, onun aynı zamanına ve şahsına -cifir ile ve
    mânasiyle- işâret ettiği gibi, ehl-i salâte ve câmilere tâğiyâne tecavüz edeceğini
    gösteriyor. Demek o istidraclı adam, küçük bir sûreyi kendiyle alâkadar hisseder.
    Fakat yanlış eder, komşusunun kapısını çalar.” (1175)
    ————————————————-
    Said Nursî’nin bu sözlerinde; İslâm Deccalı’nın Tîn suresinin manasını
    sorduğunu nakledenlerin, hadisçiler ya da Said Nursî’nin zamanındaki birtakım
    insanlar olduğu gibi iki ihtimal vardır. O, Mustafa Kemal’i İslâm Deccalı olarak
    görmektedir ve Mustafa Kemal bunu birilerine sormuş, Said Nursî de bunu duymuş
    olabilir.(1176) Bu cümlelerden maksadı, böyle bir hadisin nakledildiği yönünde ise, böyle
    bir rivayet yoktur ve kimse de böyle bir şey nakletmemiştir.
    Kim sorarsa sorsun, nihayetinde Tîn suresinin manası sorulmuş, cifri mifri
    karıştırıp da Alak suresine geçmenin bir anlamı yoktur. Yoksa Tîn suresindeki “esfel-i
    sâfilîn” cifir hesaplarında istenen rakamı vermedi mi?…

    Yazıdaki Dipnotlar:
    (1175) Şuâlar, 459; Siracü’n-Nûr, 248, Beşinci Şuâ/Beşinci Şuâ’nın İkinci Makamı ve Mes’eleleri/Sâbık yirmi adet mes’elelere bir tetimme olarak üç küçük mes’eledir/Üçüncü Küçük Mes’ele/İkinci Hâdise.
    (1176) Dücane Cündioğlu şöyle demiştir: Birçok kaynakta yer aldığına göre, Mustafa Kemal Atatürk, karşılaştığı din adamlarının cahil olup olmadıklarını anlamak için, bu sûreyi okutturur ve sonra onlara Tîn ile Zeytûn’un mânâsını sorarmış. Ayeti İncir ve Zeytin diye çevirip, bu iki yiyeceğin hikmetini sıralamaya başlayanları susturur, onların ilimlerine itibar etmezmiş. Nitekim 1925’de Samsun’da İstiklâl Ticaret Mektebi’nde okuduğu nutukta yer alan şu satırlar, bir fikir verebilecek mahiyettedir:
    Hoca Efendi bir fikrini izah etmek için Ve’t-Tîni ve’z-Zeytûni ayetini kendince tefsir ettiler; incir ve zeytin çekirdeğinden düsturlar çıkardılar. Birindeki kesreti, diğerindeki vahdeti işaret ettiler. Ayetin medlûlü bu mudur, değil midir birşey diyemeyeceğim. Yalnız bu seyahatim sırasında bi’t-tesadüf bu ayetin mazmûnunu ben diğer bir hoca efendi’den sormuştum. Bunun için yarım saat kadar mütalaaya ihtiyaç olduğunu söyledi. (Cündioğlu, Kur’an Çevirilerinin Dünyası, 169.)

    Kaynak: Abdullah Tekhafızoğlu, Nur Risalelerine Eleştirel Yaklaşım

    NOT:
    Tin suresi 98/(1-7):
    1-Vet tîni vez zeytûn(zeytûni)
    2-Sinin (Sina) dağına
    3-Ve bu güvenli beldeye andolsun ki,
    4-Biz insanı en güzel biçimde yarattık.
    5-ve sonra onu aşağıların en aşağısına indiririz,
    6-iman edip doğru ve yararlı işler yapanlar hariç. Onlar için kesintisiz bir ödül vardır!
    7-Öyleyse, (ey insan,) nedir bu ahlaki değerler sistemini yalanlamana yol açan?
    8-Allah hükmedenlerin en adili değil mi?

    2. ve 3. Ayetlerde kutsal mekanlar varken birincide iki meyvanın olması ters. Bazı tefsircilere göre onlar yer adları ve ardarda gelince da anlam kaymaları olmuyor.

    Kurtubi tefsirinden:
    “İşte yüce Allah, “incir” ile Dımaşk’ı, “zeytin” ile Beytu’l-Makdis’i kastetmiştir diyenler bunu delil gösterirler. Yüce Allah İsa (a.s)’ın barınağı olduğu için Dımaşk dağına, peygamberlerin ikametgahı olduğu için Beytu’l-Makdis dağına, İbrahim’in eseri ve Muhammed’in yurdu olduğu için Mekke’ye yemin etmiştir. -Allah’ın salât ve selâmı hepsine olsun.-“

    Gelelim Said Kürdi nasıl çevirmiş:
    Mektubat, 29. Mektup/379’da zeytin ve incirin çekirdeğindeki hikmeti anlatıp “Yemin olsun incire ve zeytine.” (Tîn Sûresi: 95:1.) diyor. Üstadınız Kurandan ancak bu kadar anlıyor.

  • Filiz diyor ki:

    Said Kürdi hastalanmış!
    Zaman gazetesinin ramazanda açık kafelerle ilgili karikatürünü görünce üstad oruç hakkında neler demiş diye baktım. Biri oruçla ilgili, ramazan orucunu kastediyorsa gerçeği yansıtmayan bir fikir.

    Mektubat | Fihristei Mektubat | 497’de
    “O dokuz hikmet, o kadar hakîki ve kuvvetli ve câzibedardırlar ki; Müslüman olmayan da onlara göre, oruç tutmak için büyük bir iştiyak ve bir hevese gelir. Kendine Müslüman deyip oruç tutmayanların, bu hikmetlere karşı hacâlet ve hatâlarından ezilmeleri lâzım gelir.”
    Şeklinde ilginç bir ifade var. Gayrımüslim birinin hevesle ramazanda oruç tutacak diye bir şey olamaz, rastlamadım da. Oruç ezelden beri olan bir şey zaten ve her dinde de farklı şekillerde mevcut.

    Sikke-i Tasdik-i Gaybi | Risale-i Nurdan Parlak Fıkralar ve Bir Kısım Güzel Mektuplar | 149
    Emin ve Feyzi’nin Isparta’daki kardeşlerine Üstadlarının hastalığı hakkında bir mektuplarıdır.
    Ramazan-ı Şerifte beş gün savm-ı visâl içinde gıda olarak, ekmeksiz muhallebi üç kaşık ve beş altı kaşık da soğuk yoğurt. Üçüncü gece, yarım kaşık muhallebi ve dördüncü gecesinde iftarda sulu şehriyeden beş kaşık ve beş kaşık sahurda, yine o şehriyeden ve yoğurttan üç dört kaşık su sayılmamak şartıyla şehriyeden beş dirhem, yoğurt süzülse on dirhem, muhallebi susuz altı yedi dirhem, beşinci gecede, tanesiz gibi gayet hafif şehriye beş altı kaşık, sahurda altı yedi kaşık pirinç çorbası, mecmuu otuz dirhem (96 gr.) gıdayla beş gün savm-ı visâli, teravih noksan olarak sair vazifelerin yapılması, Risale-i Nur şakirtlerini ihata eden inayetin harikalarından bir kerametini gördük.
    Üstadımızdan hiç görmediğimiz, ikimiz (yani Emin, Feyzi), Barla, Isparta Süleymanları gibi inceden inceye hastalık Haşiye hiddetlerini tahrik etmemek için ihtiyat edemediğimizden, şiddetli hiddetini gördük. Bu hastalıkta yine eser-i rahmettir ki, hiç hatır ve hayâle gelmeyen aşr-ı ahirin gayet mühim gecelerinde, Üstadımızın tam ifa edemediği vazifesi yerinde, bu havalide herbir şakirt, kendi hususi çalışmasından başka, bir saati Üstadı hesabına Risale-i Nur’un şakirtlerinin mücahede-i maneviyelerine iştirak ve onları hedef edip, onların defter-i âmâline geçmeye, aynı üstad gibi çalışmaya başladılar.
    Hatta Üstadımız diyordu: “Ehemmiyetsizliğimle beraber Isparta havalisinde kardeşlerimizin âmâl-ı uhreviyesine bir medar, bir müheyyiç hükmünde benim kusurlu çalışmam kâfi gelmiyordu. Demek üstad yerinde, onun birkaç saat çalışmasına bedel, pek çok saatler aynı vazifeyi görmeye başladılar. Cenab-ı Hak, rahmetiyle, bu hastalık vesilesiyle bir şahs-ı manevi ve kuvvetli bir medar olacak bu tedbiri ihsan etti, cüz’iyetten külliyete çıkardı.”
    Yine bu hastalığın letaifindendir ki, Üstadımızın hiç sesi çıkmıyordu, konuşamıyordu. Hiç beklenilmeden, bir iftar vaktinde bir doktor geldi, elini tuttu. Üstadımız dedi ki: “Ben, hastalığımı muayene ettirmem, ben hekimlere muhtaç değilim; hekim, Cenab-ı Haktır.” Birden canlandı, sesi çıkmaya başladı. Güya kendisi bir doktor şeklini aldı. Doktor ise, hasta vaziyetine girdi. Doktora ehemmiyetli bir mektup okudu. Doktorun derdine deva olacak bir ilaç oldu. Sonra top atıldı.
    Doktora dedi ki: “Burada iftar et.”
    Doktor dedi ki: “Bugün kusur etmişim, oruç tutamadım” demesiyle, çok hayret ettiğimiz Üstadımızın vaziyeti, orucunu bozmuş bir doktorun tıp noktasında hâkimane vaziyetini kabul etmediği için o vaziyet ona verildiğini bildik.
    Evet, Risale-i Nur’un şahs-ı manevisinden gelen şifa duası, öyle yüz bin doktora mukabil gelir diye biz de tasdik ettik.
    Haşiye Hastalık o kadar şiddetli idi ki, dört gecede hemen bir saat kadar uyku geldi.

    NOT:
    Tespitler:
    1- Pek keramet sahibi Risale-i Nur bu sefer Said Kürdi’yi hastalıktan kurtaramamış. Biliyorsunuz ikinci dünya savaşından bizi koruyacak kadar güçlü!
    2- Çağırılmamış bir doktor gelmiş. Said Kürdi veya şakirtleri telepatiye geçmişler ya da doktorun işi yoktu bir kontrol edeyim dedi?
    3- Anlatılana göre üstadın hiç sesi çıkmıyormuş. Benim de başıma gelmişti ve hayatımın en kötü şeyiydi. Beklemek mi yaptığım ilk iş doktora gitmekti. Doktor elini tutmuş. Hayır doktor, boğazındaki ses tellerine bakar. Elini niye tutsun?
    4- Bundan sonrası daha da garip… doktor elini tutunca Said Kürdi itiraz ediyor “Doktor cenabı haktır “ diye. Sonuç doktor hasta, said Kürdi doktor oluyor. Sihir ve masalsı hikayelerindeki yer değiştirme oluyor. ve müjde, üstad iyileşiyor! Yahu masal yaşı 6-7’ye kadardır.
    5- Ama doktor hasta… Said Kürdi bir mektup okuyor ve doktor iyileşiyor! İnsan demez mi madem elinde iyileştirecek mektup var. 4 gündür neden okumadın ya da şakirtlerine okutmadın?
    6- Doktor iyileşti. İftar teklifi aldı. “Oruçlu değilim” diye reddetti. Birden doktorun tıptaki hakimiyeti sorgulanır oldu? Neden oruç tutmamak suç mu? Hasta olamaz mı?
    Akıllara ziyan sözde kerametlerden biri daha…

    EK:
    Yukarıda savm-ı visal(iftarsız oruç tutma) geçiyor ama iftarda alınan gıdalardan bahsediyor. Sadece 1. Ve 2. Gün iftar bilgisi yok. Eğer o geceler iftarsızsa tutulan oruç mekruh. Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur: “İftar etmeksizin peşpeşe oruç tutmayın.” (Buhari ve Müslim’in ittifakıyla Ebu Hüreyreden rivayet edilmiştir.) (Vehbe Zuhayli, İslam Fıkhı Ansiklopedisi.) İslama göre böyle bir oruç şekli yok.
    Bir de anlamadığım şekilde gramajına, kaşığına kadar yiyecek sayılmış. Esir kampı falan mı orası ya da savaş çıktı karneyle falan mı yiyecek veriyorlar? Ben ne olduğunu anladım da sizin anlamanız lazım nurcular.

  • burhan yılmaz diyor ki:

    Selamun Aleyküm.

    Sayın Nur talebesi;

    Bu seferki yazıyı kime sipariş ettin de yazdırdın.

    Her halde yazılarıda başkasına okutturuyorsun.

    O yazıyı yazan, Recep bey değil, şahsım burhan yılmaz’dır.

    Kafiroğlukafir sözü, meselenin önemine binaen, eğer ayetler yokmuş gibi davranılırsa,

    sonucunda şiddetli olacağının daha kuvvetli bir uyarı amaçlıdır. Burada hedef sizin

    yada bir başkasının şahsı değildir. Bir eylem ve bir düşünme biçiminin kaçınılmaz

    sonucudur KADFİROĞLUKAFİRLİK. Bu durumda ne siz, nede babanız, nede bir başkasının

    babası direkt hedef değildir. Eğer ben dahi cin/26-27 ortada dururken ve bende bunu

    bilirken Allah’ın GEYLENİ’YE ”mazi ve müstakbeli hazır gibi görme” yeteneğini

    verdiğini söyler buna inanırsam, bende kafiroğlu kafir olmuş olurum.

    Sayın Nur Talebesi, o kadar burnunuzdan soluyorsunuz, o kadar şavkülünüz kaymışki, ben o yazıda hiç kimseye hakaret etmediğim halde, siz hakaretler doldurmuşsunuz.

    Yazıda size kur-an’ın mucizelerini sormadım.

    ALLAH GEYLANİ’YE NEREDE ”MAZİ VE MÜSTAKBELİ HAZIR GİBİ GÖRME” yetkisi/imkanı/kerameti

    vermiş, bunu bize isbat edin dedim. Bu soruyu tüm nurculara soruyorum. Bir cevabınınz olacakmı.

    Evet Allah MUHAMMED (sav) bile vermediği kerameti/mucizeyi, GEYLANİYE verdiğine dair bize

    sahih bir haber, bilgi yada bilgi kırıntısı sunabilirmisiniz. Eğer bir delil sunamazsanız,

    cin/26-27 ayetleri ve daha başkaca bir çok ayeti TEKZİP etmiş ve namazlı, abdestli

    KAFİROĞLUKAFİR olmazmısınız. Sadece soru soruyorum. Herkes bu soruyu sorsun ve cevap versin,

    VİCDANINA.

    CEVAP BASİT.

    CEVAP-1: EVET KAFİR OLURUM.

    CEVAP-2: HAYIR KAFİR OLMAM. Kendine nedenlerinide izah edersin.

    İşin sonun da Allah hükmünü en güzel verecektir.

    Soru gayet basit, senin verdiğin cevaplar ve yaptığın hakaretler cezbere.

    Allah’a emanet olun.

  • sabit diyor ki:

    ben mehdiliği örneklendirin demedim….
    benim duygusal ifadeler kullandığımı yazmışsınız, bunu örneklendirin…
    sayın bayındır, Risale-i Nur’u da mı böyle okuyorsunuz…

    • abayindir diyor ki:

      Sayın Sabit,

      09 Ağustos 2012, 02:03 tarihli yazıda geçen şu ifadeler size ait değil mi?

      Bediüzzamana ait olmayan (Mehdilik gibi) bir çok iddiayı, Bediüzzamana aitmiş gibi gösterilip saldırılmış.
      Kuran’ın ehemmiyetini anlamış(tebrik ediyorum), fakat ne olduğunu tartamamış insanlar Kur’an’ı anlatmaya çalışıyorlar…

      Sizin ifadenizle söylüyorum; “Kendinizi kandırmayın”… Mehdilik iddiası Sait Nursi’ye ait mi değil, lutfen onu cevaplayın.

  • eren durmuş diyor ki:

    nur talebesi;

    hala bomboş ithamlarla (edepsiz vs..) insanları psikolojik baskı altına alabileceğinizi sanıyorsun.. Allah istemedikçe kimseye gaybından haber vermez, bende soruyorum. Allahın , abdulkadir geylaniye gaybdan bilgi verdiğine deliliniz nedir? saidin cevizini bulmasımı??? cevizini kaybedecek kadar şuursuz adamın söylediklerini nasıl bukadar Allahın ayetiymiş gibi tartışılmaz kabul edebiliyorsunuz? (kaldıki cevizi kaybetsen nolur kaybetmesen nolur)….

    siz bu saidi kürdinin sözlerini bukadar tartışmasız(tartışmaya kapalı) kabul ederseniz ,insanlar birşeylerden çekindiğinizi anlarlar.. recep bey bir soru sormuş, siz bi cevap vermişsiniz ama yarım yamalak. gerisini bizim kafamızda (sizin başlattığınızın doğrultusunda) tamamlamamızı istemişsiniz.

    Ali imran suresi 179.ayet

    Allah, müminleri (şu) bulunduğunuz durumda bırakacak değildir; sonunda murdarı temizden ayıracaktır. Bununla beraber Allah, size gaybı da bildirecek değildir. Fakat Allah, elçilerinden dilediğini ayırdeder. O halde Allah’a ve peygamberlerine iman edin. Eğer iman eder, takva sahibi olursanız sizin için de çok büyük bir ecir vardır.

    Şimdi saidi kürdi yada abdulkadir geylani gaybı bildikleri için elçimi oldular?

    En-am suresi 50. ayet
    De ki: Ben size, Allah’ın hazineleri benim yanımdadır, demiyorum. Ben gaybı da bilmem. Size, ben bir meleğim de demiyorum. Ben, sadece bana vahyolunana uyarım. De ki: Kör ile gören hiç bir olur mu? Hiç düşünmez misiniz?

    Allah peygamberimize ‘’gaybi bilmediğini de!’’ diye emrediyor, peygamberimiz gaybı bilmiyorda sizin abdulkadir geylaninin islamdaki,kurandaki yeri nedir?? (sizin kafanızdaki yeri biliyoruz,ondan bahsetmeyin,sıkıldık masallardan)

    En-am suresi 59. ayet.
    Gaybın anahtarları Allah’ın yanındadır; onları O’ndan başkası bilmez. O, karada ve denizde ne varsa bilir; O’nun ilmi dışında bir yaprak bile düşmez. O yerin karanlıkları içindeki tek bir taneyi dahi bilir. Yaş ve kuru ne varsa hepsi apaçık bir kitaptadır.

    Araf suresi 188. ayet

    De ki: “Ben, Allah’ın dilediğinden başka kendime herhangi bir fayda veya zarar verecek güce sahip değilim. Eğer ben gaybı bilseydim elbette daha çok hayır yapmak isterdim ve bana hiçbir fenalık dokunmazdı. Ben sadece inanan bir kavim için bir uyarıcı ve müjdeleyiciyim.”

    Yunus suresi 20. ayet

    Ona (Muhammed’e) Rabbinden bir mucize indirilse ya! diyorlar. De ki: Gayb ancak Allah’ındır. Bekleyin (bakalım) ben de sizinle beraber bekleyenlerdenim.

    Allah Peygamberimize kendisine fayda/zarar sağlayamayacağını söylettiriyor. ‘’bende sizinle beraber bekleyenlerdenim’’ demek, benimde bilgim yok,ne olacağını hep birlikte göreceğiz demektir.
    Ama sizin saidi kürdi risaleyi okuyanların cehennem ateşinden uzak olacağını/kabir azabından emin olacaklarının garantisini veriyor..
    SONRADA KALKIP BURDA EDEBDEN,HAYADAN BAHSEDİYORSUNUZYA ASIL ‘’YAVUZ HIRSIZ EV SAHİBİNİ BASTIRIRMIŞ’’ ATASÖZÜ SİZİN BU TAVRINIZLA HATIRLARA GELİYOR. Pess vallahi!!! Bu tür tavırlarla bizi tenkit etmek yada vazgeçirmeye çalışmıyorsunuz.

    SİZ BURADA RİSALELER HAKKINDA KAFASI KARIŞMIŞ,BU SAYFAYI OKUYARAK KAFASINDA BİR YARGI/HÜKÜM OLUŞTURMAYA ÇALIŞAN İYİ NİYETLİ (REZALETİNİZDEN YENİ YENİ HABERDAR OLAN/OLACAK) CEMAATİN İZİNE DÜŞMÜŞ MÜMİN KARDEŞLERİMİN GÖZLERİNİ KORKUTMAYA ÇALIŞIYORSUNUZ. KORKUTAMASSINIZ!! HİÇKİMSENİN SÖZLERİ, ALLAHIN SÖZLERİNDEN DAHA TESİRLİ DEĞİLDİR. O KARDEŞLERİM KURAN OKUYACAKLAR, BİZDE ONLARA RİSALEDEKİ ÇARPIKLIKLARI ÇIKARIP GÖSTERECEĞİZ VE SİZE ALET OLMAYACAKLAR.

  • Nur Talebesi diyor ki:

    Dostlar,
    Recep ismiyle müsemma bir biçare,A.Kadir-i Geylani Hz.ile ilgili benden açıklama yapmamı ve hezeyanlarından kurtarmamı yalvarırcasına yazıp ve bana kendi gibi yani sözümona Kur’an’ın bildirdiği gibi düşünmezsem kafiroğlu kafir olacağımı(muhterem babamı çok iyi tanıyor herhalde) iddia ederek,sapıkça ve edepsizce bir soru sorduğu için,kaç defadır artık yazmayacağım dememe rağmen kendi sözümü “yeyip” ama bu sefer bu edepsiz ortama “inşaallah,bi iznillah” son sefer tenezzül edip yazayım dedim.
    Keşke o biçere edep fakiri şöyle sorabilseydi;
    “Arkadaş,
    Gaybı bilmek açıkça Allah’a mahsustur.Hiç kimse “kendi kendine ” gaybı bilemez.Sizin kitaplarda da şöyle şöyle ifadeler geçiyor.Bu ifade benim Kur’an’dan anladığıma göre doğru değil ve şirke götürür.Bu konudaki düşünceni öğrenebilir miyim?Çünki düşünceme göre eğer bu hatalı fikir üzerine yaşar ve ölürsen,ebedi hayatının zarar görmesinden endişe ediyorum.Kendi nefsim ve süfli ihtiraslarımı tatmin için değil,sırf Allah için seni bu konuda uyarıyorum.Bu bir inanan olarak sorumluluğumdur..”
    dese,o zaman yaptığı edebe,sünnete,irşada muvafık olurdu.
    Karşındaki kim olursa olsun,Kur’an’ın,sünnetin,İslam’ın neresinden bu edepsizlik dersini aldınız,diye sana ve senin gibi burada höyküren,hakaret eden edepsiz kimselere soruyorum?
    Gerçi şimdi bir dünya çene yaparak bu rezaletini bastırıp “yavuz hırsız” olursun ama neyse..
    Biraz dozun artıp sertleşmesini anlarım.Ben de bazen edep sınırını taşıyorum,insan duygularına bazen kapılabiliyor ama bu derecede de kantarın topuzu kaçırılmaz.
    Üslub-u beyan aynıyla insan,ne olacak işte..
    Şimdi gelelim sizler gibi evliyayı,kerameti,şefaati “tamamen tersten anlayarak” sözümona tevhidci takılan kimselere kısa bir açıklama yapmaya;
    Biliniz ki;
    1.Gaybı sadece Allah(cc) bilir.Başka hiç kimse “kendi kendine” gaybı bilemez.
    2.Hatta Lokman suresinde geçen “mugayyebat-ı hamse” konusunu Nurlar’dan dileyen araştırabilir.(Lemalar)
    2.Arabiyyul Mübin olarak nazil olan ve “cevami-ul kelim(!)” olan Kur’an,Allah’ın bizlerle vahy suretiyle en son,en ulvi ve külli olan bir hutbe-i ezeliyesidir,bir konuşmasıdır.İçinde her asrın,her tabaka insanın derece derece hisseleri vardır.
    Bu,Kur’an’a bir eksiklik değil,aksini iddia etmek bir ahmaklık ve cahilliktir.
    Örneğin bir astronomi alimisinizdir,misal olsun diye söylüyorum,Fussilet suresinden bir işari mana istihrac ve istinbat edebilirsiniz.Buna bir çiftçi itiraz edemez.Bir sosyologsunuzdur buna fizikçi itiraz edemez.Ama tabi kafasına göre uçuk kaçık yorumlayamaz.Çok ehemmiyetli ve somut kıstasları vardır(bknz-25.Söz,Emirdağ,İşarat’ul İ’caz vesaire)
    Örneğin,ümmetin başına gelen çok ama çok mühim fitneler,hadiseler vukua geldi.
    Binlercesinden mesela,Deccal,Cengiz ve Hulagu fitneleri,dünya savaşları gibi.
    Bunlar ayette “sarih mana tabakasında” yani açık açık geçmiyor.
    Kur’an da başka bir mana tabakası yoktur,ben göremiyorum,öyleyse reddediyorum diyen kendi hezeyanına ve kasr-ı nazarına,ayrıca kıllet-i istidadına veyl ve itab etsin..(anlamadığım kelimeler var diye hoplamayın,çoğu Kur’an da da geçen kelimelerdir.Siz anlayın diye sığ konuşmaktan dilim kurudu.)
    Siz diyorsunuz ki,biz Kur’an’ın çok mana mertebeleri olduğunu,ihtiyaca,istidata göre hikmet,ihsan ve tensib-i İlahi ile ihtiyaca göre bu manaların da ilimde rüsuhu bulunanlar(ayet-i kerimede;ve ma ya’lemu TE’VİLEHU illellahu VERRASİHUNE fil ilm) vasıtasıyla anlaşılabileceğini ve anlatılabileceğini inkar ediyorsanız eğer,Kur’an’a derhal tarziye veriniz,tevbe ediniz,edepsizlik,cehalet ve iftira ediyorsunuz.
    3.Yani Kur’an sizin gibi Kur’an’ı yorumlayacak bir çok ilimlerden bile neredeyse mahrum olanların,et gözünüzle görüp etten beyninizle algılayabildiğiniz bir metinden ibaret değildir.Aynı lafz ve ibare altında ve arkasında bazen pek çok mana tabakaları ve mertebeleri vardır.Bunu inkar edip kendinizi Kur’an’a rezil etmeyin,ne olur..
    Risalelerde sizin rahat anlayacağınız bir yer var.Lem’alarda 7.Lem’a.Okuyun bakalım ne anlayacaksınız.(Filiz isimli kişinin ne anlayabileceğini şimdiden kestirebiliyorum)
    4.Şimdi,insanlar içerisinde gerek ubudiyeti,gerek takvası,gerek zühdü,gerek ahlak-ı hamidesi ve gerekse ciddi gayretleriyle Cenab-ı Hakk’a kurbiyet kazanmış mümtaz bir çok kimseler olmuştur,vardır,olacaktır.
    Bu kimselerin “sırf bir ikram-ı İlahi” olarak mazhar olduğu inayetler,kemaller,bazı bize göre harika halleri de olmuştur,olur ve olacaktır.
    Mesela maddeden,maddeye ve bedene dönük hayvani yaşamdan,beşeriyet kazuratından sıyrılarak,manaya ağırlık veren,sürekli ibadet eden,cesedini değil ruhunu büyüten bazı kimselere mana aleminin kapıları açılmış olur.(mana alemi de ne?,biz herşeyi madde ve katı fizik alemden ibaret biliyoruz diyenler gerisini okumasın lütfen)
    Senin bahçeni seyrettiğin gibi onlar da bazı “sana göre gayb olan” şeylere muttali olabilirler.
    Bazı latifeleri,duyguları,hissiyatları maddenin ve günahların pasıyla kirlenmediğinden ve maddenin değil ruhun derece-i hayatında yaşadığından,bazı manalara yakınlaşabilirler.
    Bizlere göre duaları çok daha fazla tesirli ve makbul olabilir.
    Bunların neticesinde ortaya çıkan ikram ve ihsan-ı İlahiye, Allah’ın öyle kullarına bir ikramıdır anlamına gelen keramet manasını amansızca inkar edip, hakaretler ve şirk iftiraları yağdırmanızın sapıklıktan başka ne izahı olabilir?
    5.Allah’ın kudreti,izni ve iradesi taalluk etmeden değil keramete mazhar olmak,bir yaprak yere düşmez.
    Allah kayyumiyeti ile her an varlığın her zerresine varlık ve kıyam veren,ayakta tutandır(bknz Lem’alar,ism-i Kayyum ve sayısız yerler)
    O’nun izni,iradesi olmadan ve kudreti taalluk etmeden değil nefes almak bir lahza varlıkta tutunamazsınız.
    Ve bu ilim,kudret,kayyumiyet vesaire gibi sıfatlar,elbette ve elbette ki Allah tarafından bazı kullarına “devredilecek” bir yetki,bir ayrıcalık değildir.(Bunu böyle anlayana müşrik tanımlaması bile az.Şizofreni tanısı da konabilir)
    Bunu inkar eden değil şucu bucu,akıl sahibi insan olamaz.
    Sizin Gavs Gavs diye diye baygınlık geçirdiğiniz olay ne biliyor musunuz?
    Gavs dediğiniz kimse,tüm arızi varlığının, tüm benliğinin arzu ve isteklerinden uzaklaşarak,sizlerden sonsuz kat fazla Cenab-ı Vacib-ul Vücud ve Teala Hazretlerine iman etmiş,itaat etmiş,ibadet etmiş,tabiri caizse “arızi ve suri” varlığının “ezeli ve hakiki” varlıkla olan münasebetini ihsan-ı İlahi ile bilmiş ve öyle nurani ve makbul bir makama gelmiştir ki,kendi varlığından öyle nefret edip hakiki varlığın nuru ile gaşyolmuştur ki,artık kendisinde eriyip giden benlikten sonra herşeyi “sırf” ve “doğrudan doğruya” Allah’tan bilmiştir.
    Ve kendisinden sudur eden fiilerin doğrudan Allah’ın yaratması ile olduğunu, zaten başka türlü her türlü var olma,meydana gelme anlayışının sırf şirk olduğunu,merak etmeyin,sizlerden çok daha yüksek bir seviyede anlamıştır.
    Ve kendi suri,arızi şahsı ile değil,Allah’ın ihsanı ile ve Allah’ın öyle kişinin istidadına göre,hikmeti müsaade ettiği ölçüde dilediğini dilediği kadar bildirmesi ile bize göre gaybi olan şeyleri bilebilmiştir.
    Başka türlü kul kim ki,Allah’ın indinde saklı olan bir şeyi kendi emanet varlıkcığı ile bilip,Allah’tan haşa hırsızlık yapacak?
    6.Korkunç bir önyargı,korkunç bir kilitlenme geçiriyorsunuz.
    7.A.Bayındır beyin Ferid makamı ile açıklamasını tüylerim diken diken olarak okudum.İnanılmaz bir idrak faciası gördüm.Ben de Sabit beye şimdi tam hak verdim.Özür dilerim ama artık pes dedirtecek bu dereceki iftirasına sadece “va esefa,veyl olsun” diyorum ve bu dehşetli ve mesnedsiz iftirasını Allah’a havale ediyorum.Kendi ve ekibi dışındaki her zi-akıl ve zi-insaf bu saçmalamaya ağlayarak güler..
    8.Cenab-ı Hakk’ın,kendi dilediği kadar, kendisine kurbiyet kazanan hatta akrebiyet-i İlahiyye nin inkişaf ettiği kullarına(akrebu ileyhi min hablil verid ayetinin sizin anlamadığınız bir manasıdır) bazı ikramlarını ve bazı gaybi şeyleri bildirmesini anlamayan ve şirk diyen kabil-i hitap değildir.Allah’a ve Velisine iftira eden hezeyancıdır.
    9.Bununla birlikte Veli kullar dediğimiz kimselerde,”şatahat” dediğimiz hallerin vücudu uygun değildir amma vakidir.
    Mesela,Cübbemin İçinde Allah’tan başka yok diyen bir Bağdadi’nin geçici bazı halleri “şatahattır”.Bu vaziyetteki durumu elbetteki Kur’an ve Sünnet’e göre değerlendirilir ve mukabele görür.Siz bu şatahat manasını bahane edip toptancı anlayışla tarikat ve velayeti inkar etseniz,cehlinizi ve taassubunuzu itiraf etmiş olursunuz.(Tarikat risalesinde tarikatın faydalarının da vartalarının tarifinin de mükemmel izahı var,artık onu da ordan okuyun,okursanız-29.mektupta,Mektubat)
    10.Bununla beraber,edep olarak böyle mümtaz bir kul izn-i İlahi ve talim-i Rabbani ile kendisine ihsan edilen,ilham edilen(dikkat edin,vahy değil,vahiy nebilere nazil olur-ilham,Zat-ı Mütekellim-i Ezeli’nin kelam sıfatının bir tecellisi olarak abdin kabiliyetine göre bir muhatabiyetidir ki arıdan meleklere,avamdan velilere derece derece cereyan eder.İlham gelmesine şirk diyen ahmak cahillere-Şualar-vahiy ve ilham bahsini mutlaka tavsiye ederim)sadede gelelim,bu kullarda kendilerine Cenab-ı Hakk’ın izniyle açılan bazı manalara,bu böyledir,budur,böyle olacak asla demezler.
    Mutlak sözün başına,”La ya’lemul gaybe illallah\Allah’u a’lem bir manası şu olabilir,Allah’u a’lem, şöyle bir mana anlaşılabilir, derler.Ve kahinlik,medyumluk taslamazlar..
    11.Ebced deyip altında kaldığınız,işinize gelmediğinden evirip çevirip inkar ettiğiniz de,başka her ama her türlü size göre kesin olan hezeyanlarınıza cevap var,ama ben de o kadar sabır ve zaman yok.
    Tek taraflı,abuk subuk o kadar çok iddanız,iftiranız,hezeyanınız,nakaratlarınız var ki,Büyükşehir Belediyesi gelse temizlemekte zorlanır.Benim gibi size cevap yetiştirmekten evini ihmal eden adam ne yapabilir?

    Not:Bu arada devlet Üstad’ı Rusya’dan kaçırmış deyip duran dost,kaynağını ve olayın cereyanını sonuna kadar ciddi ve detaylı açıklarsa sevinirim.Yani mutlaka devlet böyle bir istek duymuş talimat da vermiş ve faaliyet de başlatmış olabilir zaten olmalı da ama işin gerisini anlatırsanız çok sevinirim.Gülmeye ihtiyacım var da..:)))

  • eren durmuş diyor ki:

    zeki 1923;
    demişsinki;

    ”Türkiyede yeni bir proje başlatılmıştır. o da ülkede etkin olan cemaatler nasıl yıpratılır projesidir. ellerine almışlar cınbızı topla toplayabildiğin kadar kusuru ve suizanla eleştir onları. bunu yaparken de Yüce Kitabı kendine payanda yap. birkaç gün önce bakıyorum. abdulaziz hoca ulusalcıların kanallarından birine çıkmış(karadeniz tv) imsakı savunuyor. sen neye hizmet ettiğinin farkındamısın. yahu adamların çoğu ateist. ne işleri olur imsakla namaz vaktiyle oruçla. hitap ettikleri kitle belli. tabii ulusalcılar bulmuşlar bir cemaat düşmanı, yitik mal bulmuş gibi sarılıyorlar. kimin kiminle işbirliği yaptığı ortada. kimin amaçlarına hizmet ettiğiniz belli.”

    sorular;

    1-)sen kalplerin içindekini bilebiliyormusun????
    2-)eğer iddanda haksızsan,yani o adeta ırkçılarla karıştırdığın ”ulusalcılar” dediğin insanlar eğer gerçekten senin düşündüğün gibi değillerse, senin o basit (aynı kendin gibi) tabirinle oruçla namazla işleri varsa SEN ONLARIN BÜTÜN GÜNAHLARINI YÜKLENMEYE VARMISIN???

    saidi kürdiyi istihbarat elemanı olmakla suçladığımızı ve delilimiz olmadığını söylemişsin. size nasıl bir delil lazım???? saidin rüyanıza girip itiraf etmesimi lazım???

    senin o cemaatteki abilerin ”saidi kürdi geceleri nur evlerini ziyaret ediyor” dediklerinde,onlardanda delil sordunmu??? yada said le biyerde karşılaştınızmı???

    yada,madem sizin bu gavsınız ceviz falan bulabiliyor, ben bir ceviz saklasam onun yerini size haber verirmi??? çok kolay ispatlayabiliriz nedersin??

    ZEKİ1923,, EĞER BİRAZCIK İMANIN VARSA BEN SANA MEYDAN OKUYORUM, DİYORUMKİ BEN CEVİZİ SAKLARIM (YADA İSTEDİĞİNİZ HERHANGİ BİRŞEY), VE GAVSINIZDA GELSE,ŞEYHİNİZDE GELSE ONU BULAMAZ. VARMISIN BAHSE????

    cehennemi güllük gülistanlık biyer değil…

  • HAYRİ diyor ki:

    RİSALE-İ NUR’UN ELEŞTİRİSİ -KAPSAMLI ÖZET ELEŞTİRİ- İBRAHİM YUSUF SF. 79 :CEVŞEN

    “Binbir Esma-i İlâhiyyeye sarîhan ve işareten bakan ve bir cihetle(yönden) Kuran’dan çıkan bir hârika münâcât(dua) olan ve mârifetullahda terakki eden bütün âriflerin münâcâtlarının fevkınde bulunan ve bir gazvede(savaşta) “Zırhını çıkar onun yerine bu Cevşeni oku” diye Cebrail vahy getiren “Cevşen-ül-Kebîr” münâcâtı içindeki hakikatlar ve tam tamına Rabbine karşı tavsifler…” ( Şuâlar, 484)

    “Kuran’dan ve münâcât-ı nebeviye(Peygamber’in duası) olan Cevşen-ül-Kebîr’den aldığım bu dersimi, bir ibadet-i tefekküriye olarak, Rabb-ı Rahîmimin dergâhına arzetmekte kusur etmişsem; kusurumun affı için Kuran’ı ve Cevşen-ül-Kebîr’i şefaatçi ederek rahmetinden niyaz ediyorum.” ( Şuâlar, 48; Lem’alar, 445, Münâcat; Âsâ-yı Mûsa, 187)

    “Hem binler dua ve münâcâtlarından Cevşen-ül-Kebîr ile, öyle bir mârifet-i rabbaniye ile, öyle bir derecede Rabbini tavsif ediyor ki; o zamandan beri gelen ehl-i mârifet ve ehl-i velâyet, tahkîk-i efkâr ile beraber, ne o mertebe-i mârifete ve ne de o derece-i tavsife yetişemedikleri gösteriyor ki; duada dahi onun misli yoktur. Risale-i Münâcâtın başında, Cevşen-ül-Kebîrin doksandokuz fıkrasından bir fıkrasının kısacık bir mealinin beyan edildiği yere bakan adam, Cevşen’in dahi misli yoktur diyecek” (Şuâlar, 110; Mektubat, 199)

    “ (…) Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm, Cevşen-ül-Kebîr namındaki münâcat-ı âzamında mârifetullahda gayet yüksek ve gayet câmi’ derecede mârifetini göstererek böyle demiştir; biz de, hayâlen o zamana gidip Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmın dediğine “Âmin” diyerek…” ( Lem’alar, 415)

    A. Tekhafızoğlu: ‘Cevşen, ilahi isim ve sıfatlardan oluşan güzel bir duadır’, denilmiş olsaydı, kanaat ifade eden bu yaklaşım tenkit dışı olabilirdi. Ancak Said Nursî, bu duanın eşi ve benzeri bulunmadığını, Hz. Peygamber’e ait olduğunu ve vahye dayandığını ısrarla söylemektedir.

    Said Nursî, Cebrail (a.s.)’in Hz. Peygamber (s.a.v.)’e bir gazvede zırhını çıkarmasını ve Cevşen’i okumasını emreden bir vahiy getirdiğini de iddia etmektedir. Oysa, Resulullah’ın herhangi bir gazvede zırhını çıkardığına dair hiçbir rivayet yoktur. Bilâkis, Hz. Peygamber’in şöyle buyurduğu sabittir:
    “Bir peygambere, zırhını giydikten sonra, onunla düşmanları arasında Allah Tealâ hükmünü vermedikçe zırhını çıkarması yaraşmaz.” ( Nak. İbn Kayyım, Zâdu’l-Meâd, çev. Şükrü Özen, İklim, İstanbul 1988, 3/240)

    Cebrail (a.s.), Hz. Peygamber’e zırhını çıkarmasını değil, çıkarmamasını emretmiştir. Hendek Harbi’nde kâfirlerin dağıldığı gecenin sabahı Müslümanlar Medine’ye dönüp silâhlarını bıraktıkları sırada, Cebrail, Resulullah’a gelmiş ve “Zırhını çıkarıyor musun? Melekler, henüz silâhı bırakmadılar. Allah Tealâ, sana Benî Kurayza üzerine yürümeni emrediyor; ben de onlara gidiyorum.” demişti. ( Elmalılı, Hak Dini Kuran Dili, 6/3886. Bak. Müslim, Cihâd ve’s-Siyer, 22/65; 23/69.)

    Hz. Resulullah’ın savaşlarda kullanmak üzere 9 kılıcı, 7 zırhı, 6 yayı, 2 kalkanı, 5 mızrağı, 2 miğferi vb. silâh ve teçhizatı vardı. ( İbn Kayyım, Zâdu’l-Meâd, 1/120-121.)

    Hz. Peygamberin tedbir alıp, zırh ve diğer savaş techizatlarını kullanması, Maide 5/67. ayete aykırı değildir. İbn Kayyım şöyle der:
    “Allah’a tevekkülün tam anlamıyla gerçekleşebilmesi için, o konuda yapılması gereken her işi yapmak ve bütün sebeplere sarılmak lâzımdır. Hz. Peygamber (s.a.v.) ve ashabı, tevekkül bakımından da insanların en mükemmeli oldukları hâlde, bütün silâhlarla donatılmış olarak düşmanlarının karşısına çıkıyorlardı. Resulullah (s.a.v.), “Allah, seni insanlardan koruyacaktır.” (Mâide, 5/67) şeklinde Allah Tealâ’nın teminatına rağmen Mekke fethinde oraya girerken başına miğferini koymayı ihmal etmemiştir. (Buharî, Libâs,17/26).
    (İbn Kayyım devam:)Bu konuya şöyle bir itirazda bulunulmuştur: Allah Tealâ’nın: “Allah, seni insanlardan koruyacaktır.” (Mâide, 5/67) ayetiyle sizin söylediklerinizi bir arada nasıl düşünebiliriz? Allah Tealâ, onu korumayı garanti etmişse, o da hiç kimsenin kılına bile dokunamayacağını kesinlikle bilir. Bu itiraza cevaplar aranırken bazıları yukarıdaki hadisin zayıf olduğunu, bazıları da bu ayet ininceye kadar Resulullah (s.a.v.)’ın öyle davrandığını, bu ayet-i kerimenin inmesinden sonra o âdetini terk ettiğini söylemişlerdir. Hâlbuki onlar, Allah Tealâ’nın teminat vermesi ile Resulullah (s.a.v.)’ın sebeplere sarılmasının birbirine zıt şeyler olmadığını düşünselerdi, zorlama sonucu yaptıkları açıklamalara hiç gerek kalmayacaktı.
    (İbn Kayyım devam:)Allah Tealâ, İslâm dinini bütün dinlere üstün kılacağını haber verdiği hâlde; Rasulüne de savaşmayı, düşmanına karşı kuvvet ve mühimmat hazırlamayı, onlara karşı uyanık olmayı, harp sanatının gerektirdiği bütün tedbir, dikkat, ciddiyet ve gizlilik prensiplerine uygun hareket etmeyi emretmekten de geri durmamıştır. Çünkü bütün bunlar, Allah Tealâ’nın hangi sebeplere yapışılırsa hangi sonuçlara varılacağı hususunda haber vermesi demektir. Resulullah (s.a.v.), Rabbini en iyi bilen, onun emirlerine en sıkı sarılan bir kimse olarak, Allah Tealâ’nın hikmeti icabı, zafer kazanmayı, dinini diğer dinlerin üzerine çıkarmayı ve düşmanına galip gelmeyi kendisine dayandırdığı sebeplere yapışmayı ihmal etmemiştir. Aynen bu konuda olduğu gibi, Allah Tealâ tebliğini tamamlayabilmesi ve dinini açığa çıkarmak için Rasulü’nün hayatını garanti etmiştir.” (Zâdu’l-Meâd, 4/31-33)

    Cevşen’in vahiyle geldiğini söyleyen Fethullah Gülen, hiçbir hadis kitabında bulunmadığının farkında olup, bu duayı meşrulaştırmak için Keşfe sığınmaktadır:
    “Daha çok Şiî kaynaklardan gelmiş olması, Ehl-i Sünnet’in Cevşen’e karşı soğuk davranmasına sebep olmuştur. (…) Sünnî kaynaklar Cevşen’e yer vermezler. Sadece Hâkim’in Müstedrek’inde Cevşen’den birkaç fıkrayı görebiliriz. Onun dışındaki eserlerde ben şimdiye kadar, Cevşen’e ait ibare ve ifadelerin birkaçının bile nakledildiğini görmedim. Ancak bu tamamen senede ait bir hususiyete dayanılarak alınmış müşterek tavrın tezahüründen başka bir şey değildir ve Cevşen’in değerine menfî yönde etki edecek bir ağırlığı da yoktur. Nitekim Buharî ve Müslim’in rivayet ettiği pek çok hadis var ki; aynı hadisleri çok küçük farklarla, hatta bazen aynı şekilde Küleynî’nin el-Kafî’sinde yer almaktadır.
    Ne var ki Ehli Sünnet alimleri Küleynî’den tek bir nakilde dahi bulunmamışlardır. Halbuki onda yer alan hadisler, Buharî ve Müslim’de de yer aldıklarına göre hem senet, hem de lafız itibariyle cerhi söz konusu olmayan hadislerdir. Ancak, el-Kafî’de yer alan hadisleri daha çok Şiî imamlar nakletmişler ve bu sebeple de Sünnîlerce, daha işin başında endişeyle karşılanmışlardır. Cevşen için de aynı durum söz konusu olmuştur.
    (…) Bazen hadis kriterleri ölçü olmayabilir. Ehlullah’ın(velilerin) Efendimiz’den keşfen hadis alması hiç de az vaki olmuş hâdiselerden değildir… Büyük zatlar, ‘keşfen aldık’ dediklerini mutlaka öyle almışlardır ve dedikleri de kat’iyen doğrudur. Ne var ki, bunları belli hadis kriterleri içinde tahlil etmek imkânsızdır. Onun için de hadisçiler bu türlü ifadelere iltifat etmemişlerdir. Ama onların iltifat etmemesi bu ifadelerin doğru olmadığı manasına da gelmez.
    Bütün bu söylediklerimiz Cevşen için de geçerlidir. Onun için biz kesinlikle diyoruz ki, Cevşen manası itibariyle Efendimiz’e ilham veya vahiy yoluyla gelmiştir. Daha sonra da ehlullahtan birisi bu Cevşen’i keşif yoluyla Efendimiz’den almış ve Cevşen bize kadar öyle ulaşmıştır…” (M. Fethullah Gülen, Prizma I, İzmir 2002, 119-121)
    F. Gülen’in “Ehli Sünnet alimleri Küleynî’den tek bir nakilde dahi bulunmamışlardır. Halbuki onda yer alan hadisler, Buharî ve Müslim’de de yer aldıklarına göre hem senet, hem de lafız itibariyle cerhi söz konusu olmayan hadislerdir” diyerek övdüğü Küleyni’nin el-Kafî’si, Buhari ve Müslim ile kıyaslanması asla mümkün olmayan bir hadis kitabıdır.
    Kuleyni’nin bu eseri hakkında İ. Cerrahoğlu şu değerlendirmeleri yapar: “… Şiâ’nın, Buhârî’nin Sahîhine mukabil olarak gösterdikleri el-Kuleynî’nin el-Usûl mine’l- Kâfi adlı eseri, Kuran’a iftira eden mantık dışı rivâyetlerle doludur.” (Cerrahoğlu, Tefsir Tarihi, 1/421) der ve bu rivayetlerin bazılarını nakleder. (Bak. age, 1/422-445.) “el-Kuleynî’nin el-Kâfi’sindeki rivâyetlerin hemen hepsi Muhammed Bâkır veya Cafer-i Sadık-a atfedilir. Onlardan öteye giden bir senet yoktur. Bu imamlar da böyle mantıksız sözler söylemekten münezzehtir. Çünkü, bu sözlerin hiçbir ilmî değeri yoktur.” (Cerrahoğlu, age, 1/424.)
    Cevşen, Peygamberimiz’e ilham veya vahiy yoluyla gelecek ama Ehl-i Sünnetin hiçbir hadis alimi oralı olmayacak, Efendimize gelen bu ilhamı veya vahyi Şia rivayet edecek, daha sonra da Ehlullahtan birisi bu Cevşen’i keşif yoluyla Efendimiz’den alacak ve böylece Cevşen bize kadar ulaşmış, olacak öyle mi? F. Gülen’in Cevşen’e dini bir temel oluşturmaya yönelik bu yorumları kesinlikle doğru değildir. (A. Tekhafızoğlu, age. sf.261, 895. dipnot ve 262-265)

    Fethullah Gülen’in Hz. peygamberden keşif ile hadis alınabilir görüşü, yine aynı camiadan hadis alimi olan merhum prof. İbrahim Canan tarafından şöyle reddedilmektedir: “ Bazı kitaplarda rastlanan mükaşefe (keşif) ve rüya yoluyla Hz. Peygamberden telakki (alındığı) söylenen sözlere hadis denemez, onların dini hiçbir değeri yoktur. Rüyayı sadıka hak ise de, sika(güvenilir) bir kimse, rüyasında Rasulullah’tan bazı sözler öğrenmiş olsa da buna hadis denemez. Rüya, sadece gören bir kimse için kıymet taşır. Halbuki hadis, kıyamete kadar herkes için din ortaya koyar. Bunun yolu da objektif şartlara ve belli kaidelere göre, her zaman kontrolü, tahkiki mümkün olan rivayetten geçer. Bunun aksini söyleyen subjektiveyi esas alan tek bir Sünni muhaddis çıkmamıştır.” (İ. Canan, Kütübü Sitte Muhtasarı Tercüme ve Şerhi, cilt 2, sf. 68)

    Küleynî ‘nin Bu kitabında bir çok uydurma rivayet bulunduğu gibi(Diyanet İslam Ans, Cilt 24, el-Kafi, , sf 148), Kuran’ın tahrif edildiğine (bazı ayetlerin çıkarıldığına) dair rivayetler de bulunmaktadır. (Diyanet İslam Ans. Cilt, 7, Caferiye, sf 7)

    Diyanet İslam Ansiklopedisi’nin Cevşen hakkında verdiği bilgileri aktaralım: Cevşen, mana ve muhteva olarak güzel bir dua olup, okunmasında hiçbir sakınca yoktur. Şiiler arasında oldukça yaygın olan bu duayı, Ahmet Ziyauddin Gümüşhanevi, Mecmuatul Ahzab adlı eserinde nakletmiş, daha sonra Nur cemaati tarafından basılmıştır. Ancak, Şii kaynaklar ile bu cemaatin kullandıkları Cevşen arasında bazı farklılıklar vardır. Cevşen’in Hz. Peygambere nisbeti mümkün değildir. Bu dua, Sünni kaynaklarda olmadığı gibi, Şiilerin temel hadis kitaplarında da bulunmamakta, sadece dua mecmuaları gibi eserlerde bulunmaktadır.” (Diyanet İslam Ans. Cilt 7, Cevşen, sf. 462-463)

    Daima tedbirle hareket eden ve yakın korumaları bulunan Peygamberimize zırhını çıkarmasına yönelik böyle bir dua geldiği iddiası, Kuran ve sünnete aykırıdır. Prof Dr. H. Musa Bağcı şöyle der:
    Hz. Peygamber savaşlar dahil hayatında daima müminler tarafından koruma altında tutulmuştur. Medine’de Sad b. Ebi Vakkas geceleri kapısında koruma yapmıştır. Bedir’de; Sad b. Ebi Vakkas, Uhut’ta; Muhammed b. Mesleme, Hendek’te Zübeyr b. Avvam ona yakın korumalık yapmıştır. Maide 5/67. ayet indiğinde yakın korumalarının görevine son verildiğini anlatan Tirmizi hadisi, 2 ravisi ( Said b. İlyas, Haris b. Ubeyd) zayıf olduğu için sahih bir hadis kabul edilmemiştir. Kuran ayetleri de (Örn: Nisa 102. ayet: Huzu hizrakum/ Tedbirinizi alınız) tedbirli olmayı emretmektedir. (H. M. Bağcı, Beşer Olarak Hz. Peygamber, Ankara Okulu, 2010, sf. 242-244)

    Muska Taşımak

    Diyanet İslam Ans.’den özet olarak aktaralım: Muska, bazı musibetlerden koruduğuna ya da bunları giderdiğine inanılarak üstte taşınan, suda eritilip içilen ya da yakılıp tütsülenen yazılı kağıtları ifade eder. Kağıt ya da nesneler üzerine; ayet(Fatiha, Ayetel Kürsi, İsra ve Kalem suresi, şifa ayetleri, gibi) , hadis, ilahi isimler(Ya Rahman, Ya Fettah, Ya Rezzak gibi), çeşitli dualar, çeşitli sembol, harf ve işaretler yazılarak, bu kağıt; üçgen, dörtgen gibi şekillerde katlanarak muska yapılır, boyun, koltukaltı ya da elbisenin üstte kalan bir yerine takılır….Allah’ın binbir ismini kapsayan ve kötülüklerden korunmada manevi bir zırh kabul edilen muskaya cevşen ismi verilir(sf. 267).
    Bir kısım alimler Allah’ın kelamı, onun isim ve sıfatlarından biriyle yapılması, anlamlı cümlelerin yazılması ve şirke sebep teşkil etmemesi, ayrıca bir vesile olduğuna inanılması durumunda muskaya karşı çıkmamıştır. Bazı alimler ise muskayı caiz görmemiştir. “Üzerinde tetimme ve vedia(muska) taşıyanı Allah muradına erdirmesin ve muhafaza etmesin.” (Müsned, 5, 154), anlamındaki hadis ile Hz. Peygamber’in bir seferde develerin boynuna asılmış muskaların koparılıp atılmasını istediğine dair rivayet de (Buhari, Cihad, 139, Müslim, Libas, 105) bu görüşü teyit etmektedir. İlgili hadisleri değerlendiren Tahavi, bu tür takıların bela gelmeden önce takılması durumunda şirk olacağı için yasak edildiğini, bela geldikten sonra takılmasında ise bir sakınca bulunmadığını ifade etmektedir. ( Diyanet İslam Ans. Cilt 31, Muska, sf. 267- 268)
    “…Kişinin bir duayı okumakla dünya ve ahretin bütün kötülüklerinden korunup mutluluğa erişmesi, İslamiyet açısından hatta bütün semavi dinler bakımından mümkün değildir.” ( Diyanet İslam Ans. Cilt 7, Cevşen, sf. 463)

    A. Bayındır: “Dua, boyna asmak için değil, onunla Allah’a yalvarmak için öğrenilir veya yazılır. Cevşenin içinde güzel dua ve zikirler bulunmaktadır. Ama hurafelere inanarak ve aslı astarı olmayan beklentiler içine girerek onları okumak ve üzerinde taşımak caiz değildir. Kişi duayı, bir şeyi boynuna asarak değil; içten, samimi bir şekilde Allah’a yalvararak yapmalıdır. Peygamberimiz böyle yapmıştır. İlgili hadisler şöyledir:
    Ebû Saîd radıyallahu anh’den rivayete göre o şöyle demiştir: “Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem göz değmesinden ve cinlerin şerlerinden dolayı Allah’a sığınır ve dualar okurdu. Muavvizetân sûreleri denilen Nâs ve Felak sûreleri nazil olunca diğer okuduğu şeyleri bıraktı ve bu iki sûreyi okumaya başladı.” (Tirmizi, Tıbb 16; İbn Mace, Tıbb 33)
    Âişe radıyallâhu anhâ anlatıyor:“Hz. Peygamber aleyhissalâtu vesselâm her gece yatağına girdiği zaman, ellerine üfleyip Nas ve Felak surelerini ve Kul hüvallahu ahad’i okur ellerini yüzüne ve vücuduna sürer ve bunu üç kere tekrar ederdi. Hastalandığı zaman aynı şeyi kendisine yapmamı emrederdi.” (Buhari Fedâilu’l-Kur’ân 14, Tıbb, 39, Daavat 12; Müslim, Selâm 50; Tirmizi, Daavât 21; Ebu Dâvud, Tıbb 19) ( A. Bayındır, http://www.suleymaniyevakfi.org Yazılı Fetvalar, Tarih: 12 Temmuz 2010, Cevşen hakkında bilgi verir misiniz? Hükmü nedir?)

    Rasullullah (sav) sünnette olmayan(bid’at) amel şeklini istisnasız reddetmiştir:
    “Kim bu dinimizde ondan olmayan şeyleri uydurursa uydurduğu merduttur.” (Buhari, sulh 5, itisam 2)
    “Kim yaptığımızdan başka şekilde amel ederse yaptığı merduttur.” (Müslim, akidiye, 18).
    Alimlerin bir kısmı muskayı caiz görse de, kişiyi koruyup kollayanın sadece Allah olduğunu anlatan ayetler gereğince boyunlarda; ayet, hadis, Cevşen yada başka bir dua taşımanın, dini açıdan sakıncalı bir bid’at olduğu kanaatindeyiz:
    “Meryem, onlarla kendi arasına bir perde çekmişti. Derken biz ona Ruh’umuzu gönderdik de O kendisine tastamam bir insan şeklinde göründü. Meryem dedi ki: Eğer Allah’tan sakınan bir kimse isen, senden Rahman olan Allah’a sığınırım.” (Meryem 19/17-18)
    “ (Yakup Dedi ki: )Daha önce kardeşini emanet ettiğim gibi, şimdi onu emanet eder miyim? Ama Allah en iyi gözetleyip koruyandır, O merhametlilerin merhametlisidir.” (Yusuf 12/64)
    “Kendisi için dalgıçlık eden, daha başka iş de yapan bazı şeytanları da onun(Süleyman’ın) emrine verdik. Biz onları koruyup gözetiyorduk.” (Enbiya 21/82)

  • zarife demir diyor ki:

    nurcu kardeşler,lütfen açıklar mısınız?
    risalei nurun manevi kişiliği said nursi değil ise kimdir?

  • HAYRİ diyor ki:

    RİSALE-İ NUR’UN ELEŞTİRİSİ -KAPSAMLI ÖZET ELEŞTİRİ-İBRAHİM YUSUF
    Sf. 51 S. NURSİ’NİN ÇARPITTIĞI 1 AYET VE
    Said Nursi; “…yaş ve kuru her şey, apaçık bir kitaptadır .” (Enam 6/59) ayetini delil getirerek Kuran’da; kendisi, Risaleler, müntesipleri ve Risale-i Nur’da bahsettiği olaylara işaret edilmesinde garipsenecek bir durum olmadığını ifade etmiştir:
    “Ey arkadaş! Herşeyin Kitab-ı Mübînde(Kuran’da) mevcud olduğunu tasrih eden(açıklayan) “ve lâ ratbin ve lâ yâbisin illâ fî kitâbin mubînin” (Enam 6/59) Âyet-i Kerîmesinin hükmüne göre; Kuran-ı Kerim, zâhiren(açık) ve bâtınen(gizli), nassen ve delâleten, remzen ve işareten her zamanda vücuda(meydana) gelmiş ve gelecek herşeyi ifade ediyor.” ( İşârâtü’l-İ’caz, 309-310)

    “Mâdem öyledir bilâ-perva(çekinmeden) derim ki: “ve lâ ratbin ve lâ yâbisin illâ fî kitâbin mubînin” (Enam 6/59) sırrıyla, Kuranda elbette bu istikametli(batıni/işari tefsirinin) istikametine işaret var. Evet var. Kuran o tefsirine hususî bakıyor.” ( Sikke-i Tasdîk-ı Gaybî, 199)

    Yukardaki ayetin meali şöyledir: “Gaybın anahtarları, Onun yanındadır, onları ondan başkası bilmez. Karada ve denizde olan herşeyi bilir. Düşen bir yaprak -ki mutlaka onu da bilir- yerin karanlıkları içinde gömülen dâne, yaş ve kuru her şey, apaçık bir kitaptadır .” (Enam 6/59)
    Bu ayetteki “…yaş kuru her şey apaçık bir kitaptadır…” ifadesindeki kitap, “levhi mahfuz” ya da” ilmi ilahi” olduğu halde, Said Nursi, bu ifadeden Kuran’da Risalelere ve kendisine işaretler olduğu sonucunu çıkarmıştır. (Bak, Elmalılı, Razi, Taberi, Kuran Yolu Diyanet Tefsiri, ilgili ayet)

    Kuran’da Herşeyin Olması Ne Anlamdadır

    Kuran’da her şeyin olduğunu ifade eden ayetler vardır:
    “… bu Kur’ân uydurulmuş bir söz değildir. her şeyi açıklayan, iman edecek kimseler için hidâyet, rehber ve rahmettir.” (Yusuf 12/111)
    “…Biz her şeyi ayrıntısıyla açıkladık.” (İsra 17/12)
    “Yerde yürüyen hayvanlar ve kanatlarıyla uçan kuşlar da ancak sizin gibi birer toplulukturlar.
    Kitap’da Biz hiçbir şeyi eksik bırakmadık,…” (Enam 6/38)
    “ElifLâmRâ. Bu bir kitaptır ki, âyetleri muhkem kılınmış, sonra da her şeyden haberdar olan hikmet sahibi Allah tarafından âyetleri ayrıntılı olarak açıklanmıştır.” (Hud 11/1)
    “Bu Kitab’ı da sana, her şey için bir açıklama, bir hidayet ve rahmet kaynağı ve müslümanlar için bir müjde olarak indirdik.” (Nahl 16/89 )

    Kuran’da her şeyin olduğunu ifade eden ayetlerin ne anlama geldiğini görelim:

    Mustafa İslamoğlu: “Külli Şeyin=Herşey “ ifadesi, tüm dillerde olduğu üzere “çok şey” anlamında bir mecazdır, yoksa “istisnasız her şey” anlamına gelmez. (M. İslamoğlu Üç Muhammed, 2008, Düşün Yay, 15. Baskı, sf. 207-208)
    Allah için kullanıldığı bazı yerler hariç, Kuran’da kullanıldığında ”Herşey” ifadesi o konuyla, o alanla ilgili şeyler anlamında kullanılır Örneğin Kehf 16/84 : “Zülkarneyn’e “HERŞEY in sebebini verdik”, Neml 27/23 :”Belkıs’a HERŞEY verilmiş”, Neml 27/16:”Davut’a “HERŞEY’ den verildi”, ifadeleri, “kendi alanları ile ilgili ve yeterli şeyler verildi” anlamındadır, yoksa “evrende olan herşey verildi” anlamında değildir. (Mustafa İslamoğlu, Hayat Kitabı Kuran, Nahl 16/88. Ayet, 4.Dipnot)

    “Kuran’da her şeyin olduğu” ifadesi, dinle ilgili açık ya da dolaylı(ilkesel ) bilgilerin bulunduğu anlamında olup, dinle bir ilgisi bulunmayan(Cifir ve Ebced işaretleri gibi) şeyler ve gelecekte olacak tüm hadiselerin(Örn. Sait Nursi ve Risaleler ile ilgili bilgilerin) Kuran’da bulunduğu manasına gelmemektedir.

  • eren durmuş diyor ki:

    burhan yılmaz bey;

    yazınızı okudum, bukadar emekle bir yazı oluşturmuşsunuz, bu nurcu arkadaşlar bu yazıyı okuyup(belkide okumayıp)bu yazının üzerine azıcık kafa yormayacaklar ben ona yanıyorum…

    asıl sorun şudur,önce bunun ayrımına bir varmak gerekir diye düşünüyorum;

    bazı insanlar hüsniyetle Rabbine yaklaşmak için bir vesile (hayırlı bir iş,bi sadaka) ararlar, hiç bir zaman Allahın kensini affettiğini veya cennetine kabul edeceğinden emin olamaz ama bunu hep UMAR,Allaha giden yoldan şaşmamak için SÜREKLİ ALLAHTAN YARDIM DİLER!!

    bazı insanlarda,dinin yanlızca kendilerine has olduğunu,kendilerinden başka kimsnin anlayamayacağını idda ederler. önce onlar inanmalıdırki,sonra etrafındaki insanlarıda kurtarsınlar. oysa kimse sevdiğini hidayete erdiremez, yanlızca Allah dilediğini hidayete erdirir.

    bu dini kendisine has (yani dinin varislerinin kendileri olduğunu sananlar)olduğunu düşünenler, tabiki KURTARDIKLARI kişilerle aralarına bir seviye farkı koyma ihtiyacı hissedecekler,onlarında adı EVLİYA lar ,kutublar,gavslar,3ler,5ler,40lar,100ler,1000ler. olacak.. bunu ben biraz daha açmak isterdimde, burdaki o nur talebesi ismindeki NUR ABİSİNİN AÇMASINI TERCİH EDERİM. BİZE BU 10lar 40lar 100leri ANLATSIN BİRZAHMET,O BAHSETTİĞİ AZINDAN DÜŞÜRMEDİĞİ ”MASKELERİ” bir düşüversin.

    bu tanımlar yahudilik kaynaklı masonik tarikatların hiyerarşik sistemiyle birebir örtüşür. kimse eşit değildir, mutlaka derece farkı olmalıdır. oysaki kendisini Hüsniyetle Allaha adayan,yönelten bir müslümanın fikrince ”Allah katından insanların arasındaki derece farkı sadece takva ile ölçülür”…

    ben burda, heleki nur talebesi isimli kişinin yazdıklarını okuduktan sonra hakkaten umudumu yitirmek üzereydimki yazdıklarınızı okudum,moralim tazelendi. bizlerde bazen kendimizi kaptırıp bu konuyu hırs haline getiriyoruz,ancak Peygamberimize düşen yanlızca tebliğ etmekti,bu durumda bize düşen Peygamber efendimizin tebliğ ettğini diğer kardeşlerimize hatırlatmaktan ibarettir.

    Allah sabrınızı,ilminizi,samimiyetinizi arttırsın inşallah.

  • HAYRİ diyor ki:

    SÜLEYMANİYE VAKFI KİTAPLARIMIZI İNDİRİN BÖLÜMÜNDE ŞU KİTAP VAR: RİSALE-İ NUR’UN ELEŞTİRİSİ -KAPSAMLI ÖZET ELEŞTİRİ- İBRAHİM YUSUF ordan aktarıyorum:

    PEYGAMBERLER VE SALİH ZATLAR GAYBI BİLİR Mİ? Sf. 150-152

    Salih zatların gaybı bilmediklerine iki örnek verelim:

    “Meryem, onlarla kendi arasına bir perde çekmişti. Derken, biz ona ruhumuzu(Cebrail’i) gönderdik de o, kendisine tastamam bir insan şeklinde göründü. Meryem: “Eğer Allah’tan sakınan bir kimse isen, senden Rahman’a sığınırım” dedi. (Cebrail:) “Ben temiz bir oğlan bağışlamak için Rabbinin sana gönderdiği elçiden başkası değilim” dedi.” (Meryem 19 17-19)
    Bu ayet, peygamber annesi ve saliha bir zat olan Hz. Meryem’in kendisine insan kılığında gelen meleği tanımayıp ondan korktuğunu, yani gayb bilgisinin olmadığını gösteriyor.

    “Böylece, aralarında bir sorgulama yapsınlar diye onları dirilttik (uyandırdık). İçlerinden bir sözcü dedi ki: ‘Ne kadar kaldınız?’ Dediler ki: ‘Bir gün veya günün bir (kaç saatlik) kısmı kadar kaldık.’ Dediler ki: ‘Ne kadar kaldığınızı Rabbiniz daha iyi bilir; şimdi birinizi bu paranızla şehre gönderin de, hangi yiyecek temizse baksın, size ondan bir rızık getirsin; ancak oldukça nazik davransın ve sakın sizi kimseye sezdirmesin. ‘Çünkü ‘durumunuzu bilip ele geçirirlerse’ sizi taşa tutarlar veya dinlerine geri çevirirler; bu durumda ebedi olarak kurtuluş bulamazsınız.” (Kehf 18/19-20)
    Bu ayet de, mucize olarak mağarada uzun bir süre uyuyan Ashabı Kehf adı verilen bu salih zatların, mağarada ne kadar kaldıklarını bilmedikleri gibi kendileri orada iken dışarıda olup biten olaylardan haberdar olmadıklarını göstermektedir.

    Aşağıdaki ayetler peygamberlerin “ilim” sahibi olduklarını göstermektedir:

    “Mûsâ yetişip olgunlaşınca, ona hikmet ve ilim verdik. İşte güzel davrananları biz böyle ödüllendiririz.” (Kasas 28/14)

    “Böylece biz İbrahim’e yakinen iman edenlerden olması için göklerin ve yerin melekutunu gösteriyorduk.” (Enam 6/75)

    “Lut’a da hüküm ve ilim verdik. Onu, halkı çirkin işler yapan bir ülkeden kurtardık.” (Enbiya 21/74)

    “…Kuşkusuz ki O(Yakub) ilim sahibiydi. Çünkü ona biz Öğretmiştik…” (Yusuf 12/68, ayrıca 12/87)
    “Şüphesiz biz Davud’a da Süleyman’a da bir ilim verdik. “Bizi, mümin kullarının birçoğundan üstün kılan Allah’a hamd olsun!” dediler.” (Neml 27/15)

    Kuran Peygamberlerin, ilim sahibi olmalarına rağmen, gayb bilgilerinin, kendilerine yapılan vahiy çerçevesiyle sınırlı olduğunu, her şeye, hatta kendileri ile ilgili olan birtakım önemli bilgilere bile vakıf olamadıklarını söylemektedir. Onların geçmiş, şimdiki ve gelecek zamanla ilgili bilgilerinin sınırlı olduğunu gösteren birkaç örnek verelim.

    Hz. Musa:
    Medyen’den dönerken çölde yolunu şaşırması
    “Musa, süreyi bitirip ailesiyle yola çıkınca Tur’un (sağ) yanında bir ateş gördü. Ailesine dedi ki: “Siz durun, ben bir ateş gördüm, belki ondan size bir haber getiririm, yahut bir ateş koru (getiririm) de ısınırsınız.” (Kasas 28/29)
    Hızır ile karşılaşacağı yeri önce bulamayıp geçip gitmesi
    “ (Genç yardımcısı) Dedi ki: ‘Gördün mü, kayaya sığındığımızda balığı unuttum. Onu hatırlamamı Şeytan’dan başkası bana unutturmadı; o da şaşılacak tarzda denizde kendi yolunu tuttu. (Musa): “İşte bizim aradığımız da buydu” dedi. Böylece izlerini takib ederek geri döndüler.” (Kehf 18/63-64)
    Bilgisinin sınırlı olması nedeniyle Hızır’a öğrenci olması
    “Musa ona dedi ki: ‘Doğru yol (rüşd) olarak sana öğretilenden bana öğretmen için sana tabi olabilir miyim?’” (Kehf18/66)
    Gemi delme, çocuk öldürme ve duvar düzeltme işlerinin sebebini Hızır açıklamadıkça bilememesi
    (Hızır) şöyle dedi: “İşte bu, benimle senin aramızın ayrılmasıdır. Şimdi sana, sabredemediğin şeylerin içyüzünü haber vereceğim.” (Kehf 18/78-82)
    Acele ile Tur dağına gittiğinde Samiri’nin Buzağı yaptığından habersiz olması
    “”Ey Musa! Seni kavminden (ayırıp) daha çabuk (gelmeye) sevkeden nedir. Dedi ki: ‘Onlar arkamda izim üzerindedirler, hoşnut kalman için, Sana gelmekte acele ettim Rabbim. (Allah) dedi ki: “Biz senden sonra kavmini imtihan ettik. Sâmir? onları saptırdı. Bunun üzerine Musa, kavmine oldukça kızgın, üzgün olarak döndü…” ( 20/83-96)

    Hz.İsa:
    Kendisinden sonra Hıristiyanların teslise saptıklarını bilmediğini söylemesi
    “Allah: ‘Ey Meryem oğlu İsa, insanlara; “beni ve anneni Allah’ı bırakarak iki ilah edinin” diye sen mi söyledin?’ dediğinde: ‘Seni tenzih ederim, hakkım olmayan bir sözü söylemek bana yakışmaz. Eğer bunu söyledimse mutlaka sen onu bilmişsindir. Sen bende olanı bilirsin, ama ben Sen’de olanı bilmem. Gerçekten, görünmeyenleri (gaybleri) bilen Sen’sin Sen. ‘Ben onlara bana emrettiklerinin dışında hiç bir şeyi söylemedim. (O da şuydu:) ‘Benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allah’a kulluk edin.’ Onların içinde kaldığım sürece, ben onların üzerinde bir şahidim. Beni vefat ettirdiğinde, üzerlerindeki gözetleyici sadece Sen oldun. Sen her şeyin üzerine şahid olansın.” (Maide 5/116-117)

    Hz. Muhammed
    Medine’deki ve çevre kabilelerdeki münafıkların kim olduğunu bilememesi:
    “Onlara karşı gücünüzün yettiği kadar kuvvet ve besili atlar hazırlayın. Bununla, Allah’ın düşmanı ve sizin düşmanınızı ve bunların dışında sizin bilmeyip Allah’ın bildiği diğer (düşmanları) korkutup-caydırasınız.” ( Enfal 8/60)
    “Çevrenizdeki bedevilerden münafık olanlar vardır ve Medine halkından da nifakı alışkanlığa çevirmiş olanlar vardır. Sen onları bilmezsin, biz onları biliriz.” (Tevbe 9/101)

    Ensar’dan Tame yahut Beşir bin Ubeyrik’in zırh çalıp, suçu bir yahudinin üzerine atması, Hz Peygamber’in de bunu bilemeyip Tame’yi beraat ettirmeye yönelmesi:
    “Kendi nefislerine ihanet edenlerden yana mücadeleye girişme. Hiç şüphesiz Allah, ihanette ilerlemiş günahkârı sevmez.” (Nisa 4/107)

    İfk hadisesinde olayın iç yüzünü 1 ay bilememesi,
    Biri Maune ve Reci olayları öncesi, kendisinden muallim talep eden kabile mensuplarının, götürdükleri sahabeyi katledeceklerini bilememesi.

    Hz. İbrahim
    İnsan kılığında gelen melekleri tanıyamaması ve onlardan korkması
    “Andolsun, elçilerimiz İbrahim’e müjde ile geldikleri zaman; ‘Selam’ dediler. O da: ‘Selam’ dedi (ve) hemen gecikmeden kızartılmış bir buzağı getirdi. Ellerinin ona uzanmadığını görünce (İbrahim durumdan) hoşlanmadı ve içine bir tür korku düştü. ‘Korkma“ dediler, “biz Lut kavmine gönderildik…” (Hud 11/69,77 ayrıca Hicr 15/52-53)

    Hz. Lut
    İnsan kılığında gelen melekleri bilemeyip onlara sarkıntılık yapılacağından korkması
    “Ve elçiler Lût’un ailesine gelince Lût onlara: “Doğrusu siz, burada tanınmayan kimselersiniz!” dedi…” (Hicr 15/61,62)
    “Elçilerimiz Lut’a geldiği zaman, onlardan dolayı kaygılandı, göğsünü bir sıkıntı bastı ve: ‘Bu, zorlu bir gün’ dedi…” ( Hud 11/77-81)

    Hz. Yakup:
    Hz. Yusuf’un kuyuya atıldığını bilememesi
    Bünyamin’e kardeşleri bir kötülük yapmadığı halde, onların zarar verdiğini zannetmesi
    “ ‘Hayır’ dedi. ‘Nefsiniz sizi yanıltıp (böyle) bir işe sürüklemiş. Bundan sonra (bana düşen) güzel bir sabırdır. Umulur ki Allah (pek yakın bir gelecekte) onların tümünü bana getirir. Çünkü O, bilenin, hüküm ve hikmet sahibi olanın kendisidir.” ( Yusuf 12/83)
    Yusuf’un vezir olmasından haberdar olmaması, üzüntüsünden için gözlerine boz düşmesi
    “Onlardan yüz çevirdi, “Ah Yusuf’um ah!” diye sızlandı ve kederini içine gömmesi yüzünden gözlerine boz geldi.” (Yusuf 12/84)

    Hz. Davut
    Sarayına tırmanıp giren iki davacıyı tanıyamaması ve onlardan korkması
    “Sana o davacıların haberi geldi mi? Hani mihraba yüksek duvardan tırmanmışlardı. Davud’un yanına girdiklerinde kendilerinden korktu. Dediler ki: “Korkma, iki davacı(yız). Birimiz ötekine haksızlık etti. Sen aramızda hak ile hükmet, zulme sapma ve bizi yolun ortasına yönelt…” (Sad 38/21-25)
    Peygamberlerin gayb bilgileri böylesine sınırlı iken, peygamber olmayanların evliyaların gayb bilgisine sahip olduğu hiç söylenemez.

  • eren durmuş diyor ki:

    sayın zarife demir sormuşsunuz,

    a- kur’an-ı hakim ve furkan, bizim bildiğimiz, mushaf olan kur’anı kerim mi? eğer kur’anı kerim ise yazarı allah teala değilmi? yani allah teala kendi yazdığı mushaf için kendisine ödül mü vermiş oldu ( haşa)?

    b- kuranı kerim değil de başka bir kitap ise yazarı da müslüman bir alim ise bu kitaba kur’anı hakim ve furkan denir mi?

    c- şimdi bu ifadelerin sebebi risale yazarının bozuk itikadı mı, bozuk türkçesi mi?

    hay allah,yine bir şey anlamadım.

    doğru seçenek c seçeneğidir, (hepsi).. ancak bozuk olan başka özellikleri de mevcuttur, filiz hanım aslında onlara değinmeye çalışmış. bizde aydın özen ve şerafettin beyin bahsettiği gibi siyasi sebeplerden örnek verdik. yani, bütün bu yazıları okuduktan sonra emin olun şu fıkrayı hatırlayacaksınız. ”deveye sormuşlar, neren eğri???”

  • eren durmuş diyor ki:

    sabit bey,siz söylermisiniz şahsı manevi kimdir??? (şahıs ifadesi bir özne olmak zorundadır) yoksa burda bir inanıştan bahsetseydiniz, ”manevi” kelimesi yeterli olurdu. şimdi kelimelerin arkasınamı saklanmaya başladınız??? kafanızı o gömdüğünüz kumdan çıkarmazsanız, bu şekilde kanarak devam edersiniz. içler acısı bir durum sergileniyor burda, burada bir zat dediki ”bizi f. gülenle karıştırmayın,bir tutmayın” …ve bütün iş çözülmüş oldu öylemi??? nur cemaatinin fettullah gülenden rahatsız olduğunu ve gülen hareketi ile nur cemaatinin aynı cümle içerisinde anılmaması gerektiğini ifade eden çok kişi var medyada ancak şimdi batığınız zaman nur cemaatinin mal varlığının belki %80 i fettullah gülenin kontrolündedir. siz hem diyeceksinizki ”onlar farklı biz farklıyız” ondan sonrada maddi manevi imkanlarınızı onların hizmetine açacaksınız.. sonrada insanlar buna kanacak öylemi??? Allah aklını kulanmayan toplumun üzerine pislik yağdırır…..

  • sabit diyor ki:

    “Duygusal ifadeler kullanarak ve “yok” diyereke gerçekleri örtemezsiniz.”
    örneklendiriniz…

    • abayindir diyor ki:

      Sabit Bey,

      Siz gerçekten bitmişsiniz. Bu ifadelerin geçtiği yazıda Said Nursi’nin mehdilik iddiasıyla ilgili koskoca bölümü göremediniz mi? Daha hangi örneği bekliyorsunuz?!

  • sabit diyor ki:

    “Risale-i Nur’un manevi kişiliğini (Said Nursî’yi)”
    bu cümleyi yazan zat Risale-i Nur’u dikkatle okumamıştır…
    Risale-i Nur daki “şahsi manevi” teriminin neyi ifade ettiğimi bilmemektedir…
    Nur terminolojisine yabancıdır…
    Sayın bayındır akademisyene yakışmıyor demiştim, yine diyorum…
    Önemli soru:
    abayındır ismiyle yazan kişi ABDULAZİZ BAYINDIR kendisi midir?(bu hatalar yapması şüphe doğuruyor)
    yoksa vaktimizi zayi etmiyelim…

    • abayindir diyor ki:

      Sayın Sabit,

      Bu rumuz aldında yazan kişi Abdulaziz BAYINDIR’ın kendisidir.

      Madem biliyorsunuz, siz söyleyin; Şu yazıda ilah yerine konan Risale-i Nur’un şahsı mânevîsi kimdir?

      “Fâş etmek hatırıma gelmeyen bir sırrı, fâş etmeye mecbur oldum. Şöyle ki:
      Risale-i Nur’un şahsı mânevîsi ve o şahs-ı mânevîyi temsil eden has şakirtlerinin şahsı mânevîsi “Ferid” makamına mazhar oldukları için, değil hususî bir memleketin kutbu, belki ekseriyet-i mutlakayla Hicaz’da bulunan kutb-u âzamın tasarrufundan hariç olduğunu ve onun hükmü altına girmeye mecbur değil. Her zamanda bulunan iki imam gibi, onu tanımaya mecbur olmuyor. Ben, eskide, Risale-i Nur’un şahs-ı mânevîsini, o imamlardan birisini zannediyordum. Şimdi anlıyorum ki, Gavs-ı Âzam’da, kutbiyet ve gavsiyetle beraber, “Ferdiyet” dahi bulunduğundan, âhirzamanda, şakirtle-rinin bağlandığı Risale-i Nur, o Ferdiyet makamının mazharıdır. Bu gizlenmeye lâyık olan bu sırr-ı azime binaen Mekke-i Mükerremede dahi farz-ı muhal olarak Risale-i Nur’un aleyhinde bir itiraz kutbu âzamdan dahi gelse, Risale-i Nur şakirtleri sarsılmayıp, o mübarek kutb-u âzamın itirazını iltifat ve selâm suretinde telâkki edip, teveccühünü de kazanmak için, medâr-ı itiraz noktaları o büyük üstadlarına karşı izah etmek, ellerini öpmektir… Said Nursî.” Kastamonu Lâhikası Mektup No: 121

      Yazı şöyle sadeleştirilebilir:
      Açmayı aklımdan bile geçirmediğim bir sırrı açmaya mecbur kaldım. Şöyle ki:
      Risale-i Nur’un manevî kişiliği ve onu temsil eden has şakirtlerinin manevi kişilikleri “Ferîd = Bir tek olma” makamıyla şereflendikleri için onların üze-rinde, ne bir ülkenin kutbunun ne de zamanının büyük bölümünü Hicaz’da geçiren kutb-u âzamın yetkisi var-dır. Bu sebeple kutb-u âzamın dahi emrine girmek zo-runda değillerdir. Her devirde var olan iki imam gibi, onu tanımaya mecbur olmazlar. Ben, eskiden Risale-i Nur’un manevî kişiliğini (Said Nursî’yi), o imamlar-dan biri zannederdim. Şimdi anlıyorum ki Gavs-ı Âzam, hem kutub hem gavs hem de “Ferdiyet = Birlik” makamında olduğundan, âhir zamanda, şakirtlerinin bağlandığı Risale-i Nur, o Ferdiyet = Birlik makamıyla şereflenmişlerdir. Gizlemeye lâyık bu büyük sırra göre, Mekke-i Mükerreme’de hiç beklenemeyecek bir şey olsa da Risale-i Nur aleyhine kutb-u âzamdan bir itiraz gelse, Risale-i Nur şakirtleri sarsılmamalı, o mübarek kutb-u âzamın itirazını bir iltifat ve selâm gibi saymalı, ilgisini kazanmak için, itirazın odaklandığı noktaları o büyük üstadlarına izah etmeli ve ellerini öpmelidirler.”

  • zarife demir diyor ki:

    filiz hanım, sayenizde  hayatta ilk kez risaleden bir şey anladım sanırım:
    müzeyyen kur’an= kainat
    adil hakim= allah teala
    nakkaş=allah teala
    feylesof= dindışı ilimler  
    müslüman alim= kur’an ve şakirtleri  
    buraya kadar tamam.
    bu tanımlarla şu cümleleri anlamaya çalıştım:
    “Evet, Kur’ân-ı Hakîm, şu Kur’ân-ı Azîm-i Kâinatın en âli bir müfessiridir ve enbeliğ bir tercümanıdır. Evet, o Furkandır ki, şu kâinatın sahifelerinde ve zamanların yapraklarında kalem-i kudretle yazılan âyât-ı tekvîniyeyi cin ve inse ders verir. Hem herbiri birer harf-i mânidar olan mevcudata “mânâ-yı harfî“nazarıyla, yani onlara Sâni hesabına bakar. “Ne kadar güzel yapılmış; ne kadar güzel bir surette Sâniinin cemâline delâlet ediyor” der. Ve bununla kâinatın hakikîgüzelliğini gösteriyor.”

    kur’an-ı hakim ve furkan, bizim bildiğimiz, mushaf olan kur’anı kerim mi? eğer kur’anı kerim ise yazarı allah teala değilmi? yani allah teala kendi yazdığı mushaf için kendisine ödül mü vermiş oldu ( haşa)?

    kuranı kerim değil de başka bir kitap ise yazarı da müslüman bir alim ise bu kitaba kur’anı hakim ve furkan denir mi?

    şimdi bu ifadelerin sebebi risale yazarının bozuk itikadı mı, bozuk türkçesi mi?

    hay allah,yine bir şey anlamadım.

  • şaban şahin diyor ki:

    KURAN’A NE OLDUKİ, HALA RİSALE-İ NURU SAVUNUYORSUNUZ.

  • RECEP diyor ki:

    BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM

    CELÂLİM İÇİN, SEN O KİTAP VERİLMİŞ OLANLARA, BÜTÜN DELİLLERİ DE GETİRSEN, YİNE DE SENİN KIBLENE TABİ OLMAZLAR, SEN DE ONLARIN KIBLESİNE TABİ OLMAZSIN. ZATEN ONLAR DA BİRBİRLERİNİN KIBLESİNE TABİ DEĞİLLER. CELÂLİM HAKKI İÇİN, SANA GELEN BUNCA İLMİN ARKASINDAN SEN TUTAR DA ONLARIN ARZU VE HEVESLERİNE UYACAK OLURSAN, O ZAMAN HİÇ ŞÜPHESİZ, SEN DE ZÂLİMLERDEN OLURSUN. 2/BAKARA-145

    İNDİRDİĞİMİZ APAÇIK DELİLLERİ VE HİDAYETİN KENDİSİ OLAN ÂYETLERİ İNSANLAR İÇİN BİZ KİTAPTA AÇIKLADIKTAN SONRA GİZLEYENLER VAR YA MUTLAKA ONLARA ALLAH LANET EDER. LANET EDEBİLECEK OLANLAR DA LANET EDERLER. 2/BAKARA-159

    Risaleciler ALLAH’IN Kitabı yerine beşerin ebcetle cifirle ve rüyalarla yorum vererek yazdığı asla ALLAH’tan bir delil olmadığı aksine yazdıklarının sapık olduğunun delillerinin KUR’AN’da APAÇIK OLDUĞU HALDE TABİ OLUYORSUNUZ.

    SİZLER YOLUNUZU SEÇMİŞSİNİZ SİZLERİN DİNİ SAİDİ KÜRDİNİN VE RİSALENİN DİNİ OLDUĞUNU İSPAT EDİYORSUNUZ.

    YAHUDİLERİ VE HIRISTİYANLARI DA ÖNDERLER VE DOSTLAR EDİNMİŞSİNİZ .ONLARLA DOSTLUĞUNUZU DEFALARCA İSPAT ETTİNİZ. ÖNDERİNİZİN DE YAHUDİ ŞEMSİYESİ ALTINDA ABD DE OLMASIDA BUNUN İSPATIDIR.

  • burhan yılmaz diyor ki:

    Selamun Aleyküm

    Sayın Nur Talebesi demissiniz ki;

    ”Dileyen dilediği eseri okur,başkasına ne okuduğunun hesabını soramaz.Biz Kur’an’ı anlamada Nurlar’ı tercih etmişiz.Hamdolsun,içerisinde Kur’an a aykırı bir şey de yok,olduğunu iddia eden de hezeyanlarını ilim diye satmaya çalışır.”

    Size tek bir soru soracağım. Said Nursi, gavs-ı azam Geylani’nin ”mazi ve müstakbeli hazır gibi bildiğini” bildiriyor.

    cin/26-27 ise Allah gayb bilgisinden sadece bir kısmını vahy yoluyla razı olduğu resullerine bildirdiğini KESİN NAS olarak açıklıyor.

    Eğer kalbinde iddia ettiğin gibi ZERRE kadar iman varsa, eğer ZERRE kadar müslümansan, bu konuya bir açıklık getirde ”BENİ HEZAYANIMDAN! KURTAR” eğer kur-an’ı kerimden gavs değilde bir başkasıda olsa ALLAH’ın ona ”GEÇMİŞTEN GELECEĞE GAYB-İ BİLGİLERİ” verdiğini isbat edemezsen cin/26-27 ayetleri görmezden gelmiş/üzerini örtmüş/risale-i nur’u kur-an’ın önüne almış/KAFİROĞLU KAFİR OLMUŞ OLMUŞ OLURSUN.

    Madem açık delilleriyle yazdığımız risalelerdeki ayetlere aykırılıklara HEZAYAN diyorsunuz, buyrun size fırsat samimiyetini gösterin, size göre HEZAYAN ÜRETEN BİZLERE doğruyu gösterin.

    Böylece bizde sizin sayenizde doğruyu bulursak, Allah’a hamd eder, sizlere teşekkür eder, tüm nurculardanda özür dileriz. Said Nursi’ye iftira etmiş olacağımızdanda Allah’tan bizi mağfiret etmesini dileriz.

    Allah’a emanet olun.

  • Ahmed Faruk diyor ki:

    Prof.Dr.A.Bayındır hocamızın ilk baskısı 2005′te yapılan “Aracılık ve Şirk” adlı kitabını okumadan risaleleri eleştirmek ve savunmak doğru değil. O kitabı okuyunca elbette risalelerin okunmuş ve tetkik edilmiş olduğunu göreceksiniz. ŞİRK ağır bir ibaredir. Bunun ağırlığı altında ezilen sözde risale teslimiyetçilerine ne yaparsak yapalım, Hasan Sabbahın fedaileri gibi uyuşturulmuş olarak karşımızda dayılanmalarına mani olamayacağımız bir gerçektir. Ümidim o dur ki; Hud Suresi (Ayet1-2)” Elif Lâm Râ. Bu Kur’an; âyetleri, hüküm ve hikmet sahibi (bulunan ve her şeyden) hakkıyla haberdar olan Allah tarafından muhkem (eksiksiz, sağlam ve açık) kılınmış, sonra da Allah’tan başkasına kulluk etmeyesiniz diye ayrı ayrı açıklanmış bir kitaptır. (De ki:) “Şüphesiz ben size O’nun tarafından gönderilmiş bir uyarıcı ve müjdeleyiciyim.” okuduktan sonra olur ki, bir AKLINI kullanan çıkarda, ” ben yıllarca ne yapmışım? Allah’ın açık ayetleri dururken boşuna zaman kaybetmiş ve kendimin sömürülmesine izin vermişim!” diyen çıkar ve tek kitap olan Allah’ın Kur’anına sarılır ve kurtulur. Hocamızın bütün mücadelesi budur. Prof.Dr.A.Bayındır hocamız sadece Allah Rızası için bir çağrı yapıyor. Ne garip ki, bütün sorulara cevabı olan bir yazarın eserlerini takip edip güya ondan istifade ettiğini söyleyenler, çıkıp da Prof.Dr.A.Bayındır hocaya kardeşim şöyle şöyle diyerek ilmi bir itirazda bulun-a-mıyorlar. Konunun vahameti burada. Risale takipçilerinin içi boş ağdalı cümlelere katacakları şahsi bir ilimleri sanırım yok. Kur’an noktasına koydukları insani cümlelere ekleme yapmaktan kaçacak kadar cahil kimselerle mücadele etmek gerçekten zor bir olay. Bu cesareti ve sabrı kendisinde görerek mücadeleye devam eden sayın Prof.Dr.A.Bayındır hocamı tebrik etmek isterim. Allah yar ve yardımcınız olsun.

  • Nur Talebesi diyor ki:

    Sayın Bayındır,
    Sizi ve fikirlerinizi batıl bulmama,sizi hiç bir şekilde beğenmememe,şiddetle ve esefle reddetmeme rağmen bir konuda bir hatamı düzelteyim.
    İşyerinde bir arkadaşım benden fazla bir merakla ne yazdığımı ve ne cevap geldiğini kendine iş edinmiş.Ben de yoğun olup bakamadığımı söyleyip sen bak yazımı koymuşlar mı dedim.Uzun uzun bakıp ısrarla olmadığını söyleyince,o zaman şu 3 satırı yaz gönder dedim.O da özensizce yazıp göndermiş.Oysa sonra ben baktığımda yazımı gördüm.
    Dediğim gibi sizi ne kadar beğenmeyip takdir etmesem de admin olarak tarafsız kalmaya özeninizi takdir ediyorum.
    Yoğunluğumun ve de işi ilk sefer başkasına havale etmenin doğurduğu bir hata idi.Kusura bakmayın.
    Ancak size şunu da belirteyim ki,ömrümde ilk defa bu hafta sizi ve bu çalışmalarınızı detaylı görüyorum.1-2 gündür de epey inceledim.
    Sonra bu forumda yazan dostların yazılarından bazılarını da inceledim.
    Sonuç:
    Cahile cevap vermek ateşe odun atmaktır nev’inden üzücü bir manzara gördüm.Gerçekten bilgisizlikte ve maalesef görgüsüzlükte sınırları zorlayan tipler buraya en çok yazan kimseler durumundalar.
    Hatta mesela,sizin dahi,Said-i Nursi ve reankarnasyon iddianızı görünce hayretimden gözlerime inanamadım.Böylesine koyu bir idraksizliği sizden görmek beni dehşete düşürdü.
    Burada tatlı tatlı ,edeplice ilmi bir müzakere yapmak imkansız çünkü karşımızda bilinçleri koyu bir cehaletin,taassupla imtizaç etmesiyle iyice kapanmış,dinleyemeyen,anlayamayan,belden aşağı çalışan,siz ne derseniz deyin,”bizim oğlan bina okur,döner döner bir daha okur” diyerek patinaj yapan,hiç bir altyapısı olmayan klavyeşörler mevcut.
    Hatta bir tanesi tutup bahailik örneği verince ve de Filiz isimli kişinin de idrak seviyesini görünce tamam dedim.Bu derece bir cehalete,edepsizliğe ve müfteriliğe ancak gülünür,geçilir,cevap verilmez.
    Ve böyle maskaralıkların cevelangahı olan bir foruma zahmet edip yazılmaz diye kanaate vardım.
    Sizin tüm iddialarınızı gözden geçirdikten,mezkur seviyesizliklere şahit olduktan sonra,dipsiz kuyu gibi cahil insanlarla burada sıfır seviyesinde atışmaktansa hiç muhatap olmayıp kendi maddi-manevi işlerimize himmet ve gayret etmenin vücubiyeti daha da tebarüz etmiştir.
    Başta dediğim gibi benden fazla forum heveslisi dikkatsiz bir arkadaşın lafı ile size çattım ama sonra durumu fark ettim.
    Bunun için özür diliyorum.
    Ve dediğim gibi seviyesizliğin,bilgisizliğin,sathiliğin,dahası edepsizliğin,ve maalesef taassubun ve tahkiksizliğin kanserleşmiş olduğu buraya değil yazmak bundan sonra girmemeye dahi karar verdim.
    Burada Bagdat caddesinde babasının arabasıyla aklı başında olmadan sür’at yapan serseri ve sorumsuz gençler gibi çokları var.
    Geceyarısı boş caddede ralli yapıyorlar.
    Sizlerin bu tür çalışmalarınızın kanaatimce bize zerre kadar bir zararı yok ama sizin için aynı şeyi söyleyemeyeceğim.
    Yüklendiğiniz korkunç vebalin ve ehl-i imanı şirkle ittiham etmenin,veri tabanı sonsuz boş olanları peşinize takıp onları aldatmanın hesabını nasıl olsa ben değil siz vereceksiniz.
    Sizi bundan 15 sene evvel,hiç bir şey bilmiyorken dinleseydim belki ben de şimdi batağa saplanmış olacaktım.
    Ama hamdolsun ki,şu an burada dünyaya tevhid haykırdığını ZAN eden bir avuç cehl-i mürekkeple mariz kişinin rağmına ve inadına hakiki tevhid,Kur’an-ı Mu’ciz-ül Beyan’ın anlattığı iman-ı tahkiki dersleri O’nun hakiki tefsir ve yorumlarıyla günden güne büyüyerek çığ gibi yayılıyor.
    Ama siz ve aldattıklarınız maalesef nasiplerini elleriyle kestiklerinden hidayet temennisinden başka bir şey elden gelmiyor.
    Allah sizlere hifayet versin..
    Amin..
    Not:
    1.Hala baktım F.Hocacılıktan bahseden var,oysa ki alakamız olmadığını ve bu konunun muhatabı olmadığımı,ille de muhatap arıyorlarsa onların binlerce yurtları vesaireleri var,gitsinler araştırsınlar sözümü yineliyorum.
    2.Daha işin besmelesi olan arapçayı ve sonrasında en temel ve lüzumlu ilimleri bile bilmeyip, meali orijinal Kuran yerine koyan nadanlara son hatırlatmayı yineliyorum.Cehaletin zıvanasından çıkıyorlar.Hatta asıl onlar küfre giriyorlar.
    3.Buradaki kısır ve anlamsız dahası bel altına zaman zaman inen münazara, değil münalaşalara ve münazaalara bundan sonra katılmayacak,burada öldürüp heba olacak zamanımda dünyevi uhrevi işlerimle alakadar olacağım.Tüm nurcu kardeşlerime de ki,onların abisi filan değilim,yaşım 38 ve onları da tanımıyorum,tavsiyem burada takılmasınlar.
    Çünkü burasının butlanı zahir,nefsinde müntefi olması mukadder bir yer olduğunu az bir ferasetle görsünler.
    Ama dileyende isterse sabahlasın,kendileri bilirler.
    Hak her zaman batıla galip gelir.
    Hasbunallahu ve ni’mel vekil,ni’mel mevla ve ni’men nasiyr..

  • zarife demir diyor ki:

    sayın a. mehmet elmastaş;

    sağlıklı bir vücutta 16- 18 saat susuzluk dolayısıyla hiç bir şey olmaz.

    vücut su ihtiyacı 24 saat için hesaplanır, yani günlük su ihtiyacınızı 24 saat içinde aldıktan sonra hiç bir problem olmaz. bazı hastalar, yaşlılık nedeniyle vücut dengesi hassas olanlar ve bebekler susuzluğa dayanıksızdır, onlar da zaten oruçla sorumlu değildir.

    depremde enkaz altından çıkarılanları hatırlayın: 7-10 gün içinde çıkarılanlarda sorun pek olmuyordu, ama daha sonra çıkarılanların, susuzluğa bağlı böbrek hasarı nedeniyle yüzü gözü şiş oluyordu.

    özetle:
    erişkin bir insanın günlük su ihtiyacı;2-3 litredir.
    bu ihtiyaç, kişinin kilosu, cinsiyeti, aktif olup olmadığı, hasta olup olmadığı, hava sıcaklığına vs. göre değişir.

    “eğer 24 saat içinde yediklerinizin sıvı kısımları dahil 2-3 litre sıvı almıyorsanız, sıvı almak için susamayı beklemeyin.” demek doğrudur.

    “susuzluk hissettiğiniz anda su için, yoksa geri dönüşü olmaz ” sözü ise palavradır.
    bu yalanın yalan olduğunu bile bile söyleyen yalancı, bilmeden söyleyen de cahildir.

    allah, kuluna güç yetiremeyeceği yükü yüklemez.

  • şaban şahin diyor ki:

    NURCU KARDEŞLER RİSALE-İ NUR DA NE ANLATILIYOR. ALLAH AŞKINA RİSALEİ NURDAN BİR AYET TEFSİRİ YAZARMISINIZ.

  • Filiz diyor ki:

    Nurculuğun yolu hıristiyanlığa çıkıyor iddiasında olan yazarlar:
    (internetten yeni buldum her ikisini de, elimde kitap yok, istenirse vakfın iletişim mailine gönderebilirim pdf olarak her ikisini de ama sanırım vardır )
    Nur Risalelerine Eleştirel Bakış, Abdullah tekhafızoğlu, 2005,
    Müslümanlık ve Nurculuk, Turan Dursun, 1971 (bazı ayet numaralarında hatalar var)

    Benim öngörüm daha farklı belki bir 30-40 sene sonrası için:
    Aşağıda bir nurcunun ifadesi var. Cennet cehennem mefhumu yok. Zaten Said Nursi hepsini alt üst etmiş. Dünyadaki hayatı bir ideoloji yaşatmak uğruna yaşamayı kim tercih eder? Bu dünya hayatı daha ulvi kim diyebilir? Bir hıristiyana aynı soruyu sorma imkanım yok ama sanırım böyle bir yanıt vermeyecektir. Yazsam denetime takılacak, size bırakıyorum:
    “RİSALE-İ NUR’un hizmeti oldukça, dünyada iken cennete davet etseler,
    KUR’AN-I KERİM’e hizmet etmek gibi büyük bir şerefi terk edip, böyle mukaddes bir
    vazifenin, böyle ulvi bir saadetin dünyada olduğunu anlayarak şimdi o hizmeti bırakıp
    cennete gitmek istemeyeceksiniz. ZİVER GÜNDÜZALP(Rehberler, 135, Gençlik Rehberi/Risale-i Nur Nedir?)”

  • Nur Talebesi diyor ki:

    8 ağustos tarihli bir yazımı yayımlamamışsınız.MASKENİZİN DÜŞMESİNDEN Mİ KORKUYORSUNUZ.sON YAZIMI FACETE PAYLAŞACAĞIM VE BU SAPIK SANSÜRCÜLÜĞÜNÜZÜ ANLATACAĞIM.MEYDANI BOŞALTIP EFELİK YAPMAK SİZ E ÇOK YAKIŞIYOR..yAZIK..

    • abayindir diyor ki:

      Nur Talebesi,

      Bu sabırsız tavrınızla asıl siz maskenizi düşürmüş olmuyor musunuz? Yazılarınızı istediğiniz yerde, elbette yayınlayabilirsiniz. Dün ve bu sabah internetimiz kesik olduğu için bir şey yapamamıştık. Lutfen bakın ki, sizin yazdığınız saatte gelen yorumlardan hangisi yayınlanabilmiş.

  • Filiz diyor ki:

    Risale-i nuru kim yazdırdı? Merak etmeyin Allah yazdırdı iddiasını yinelemeyeceğim. yeterince yazıldı, çizildi.
    “(…) Bu hakikatlardan anladım ki, Risale-i Nur, bu asrın insanları olan bizler için yazdırılmıştır.( Müdâfaalar, 300, Afyon Müdâfâsı/Zübeyir’in Müdafaasıdır.)”

    “(…) Aynen bu ehemmiyetli hikmet içindir ki, bâzı def’a haberim olmadan,
    ihtiyarım ve rızam olmadığı halde, ince hakaik-ı îmaniye ve kuvvetli hüccetler,müteaddit risalelerde tekrar edilmiş. Ben çok hayret ediyordum: Neden bunlar bana unutturulmuş, tekrar yazdırılmıştır?( Sikke-i Tasdîk-ı Gaybî, 36, Parlak Fıkralar ve Güzel Mektuplar/Aziz Kardeşlerim!)”
    Aşağıda nakledeceğim 12.söz 1.esas için fazla da yorum yapmadan sizlere bırakıyorum. Said Nursi bu hikayeyi filozof ve din alimi gözü ile kainata bakış için verdiğini iddia ediyor. Ben altı saattir düşünüyorum. Beni ikna edemedi. Güvercin kerametinde nasıl ki kediyi güvencinle değiştirmiş burada da sanki bazı şeylerle oynamış gibi.
    Hatta o filozof benim sınırlı bilgime göre aslında ecnebi de değil.900 sene önce ispanyada doğmuş bir düşünür diye düşündüm. Bakalım siz neye ulaşacaksınız? Din alimi de malum.
    “Hikmet-i Kur’âniye ile hikmet-i fenniyenin farklarına şu gelecek hikâye-i temsiliye dürbünüyle bak.
    Bir zaman hem dindar, hem gayet san’atkâr bir hâkim-i namdar istedi ki, Kur’ân-ı Hakîmi, maânîsindeki kudsiyetine ve kelimâtındaki i’câza şayeste bir yazı ile yazsın, o muciznümâ kamete harika bir libas giydirilsin. İşte o nakkaş zat, Kur’ân’ı pek acip bir tarzda yazdı. Bütün kıymettar cevherleri yazısında istimal etti.Hakaikının tenevvüüne işaret için, bazı mücessem hurufatını elmas ve zümrütle ve bir kısmını lü’lü’ ve akikle ve bir taifesini pırlanta ve mercanla ve bir nev’ini altın ve gümüşle yazdı. Hem öyle bir tarzda süslendirip münakkaş etti ki,
    okumayı bilen ve bilmeyen herkes temâşâsından hayran olup istihsan ederdi.Bahusus ehl-i hakikatin nazarına, o surî güzellik, mânâsındaki gayet parlak güzelliğin ve gayet şirin tezyinatın işârâtı olduğundan, pek kıymettar bir antika olmuştur.
    Sonra o hâkim, şu musannâ ve murassâ Kur’ân’ı, bir ecnebî feylesofa ve bir Müslüman âlime gösterdi. Hem tecrübe, hem mükâfat için emretti ki, “Herbiriniz, bunun hikmetine dair bir eser yazınız.”
    Evvelâ o feylesof, sonra o âlim, ona dair birer kitap telif ettiler. Fakat feylesofun kitabı, yalnız harflerin nakışlarından ve münasebetlerinden ve vaziyetlerinden vecevherlerinin hâsiyetlerinden ve tarifatından bahseder, mânâsına hiç ilişmez. Çünkü o ecnebî adam, Arabî hattı okumayı hiç bilmez. Hattâ o müzeyyen Kur’ân’ı, bilmiyor ki bir kitaptır ve mânâyı ifade eden yazıdır. Belki ona münakkaş bir antikanazarıyla bakıyor. Lâkin, çendan Arabî bilmiyor, fakat çok iyi bir mühendistir, güzel bir tasvircidir, mahir bir kimyagerdir, sarraf bir cevhercidir. İşte o adam bu san’atlara göre eserini yazdı.
    Amma Müslüman âlim ise, ona baktığı vakit anladı ki, o, Kitâb-ı Mübîndir,Kur’ân-ı Hakîmdir. İşte bu hakperest zat, ne tezyinat-ı zahirisine ehemmiyet verdi ve ne de hurufun nukuşuyla iştigal etti. Belki öyle birşeyle meşgul oldu ki, milyon mertebe öteki adamın iştigal ettiği meselelerinden daha âli, daha galî, daha lâtif, daha şerif, daha nâfi, daha cami’… Çünkü, nukuşun perdesi altında olan hakaik-ı kudsiyesinden ve envâr-ı esrarından bahsederek gayet güzel bir tefsir-i şerif yazdı.
    Sonra, ikisi eserlerini götürüp o hâkim-i zîşâna takdim ettiler. O hâkim, evvelâfeylesofun eserini aldı. Baktı, gördü ki, o hodpesend ve tabiatperest adam, çok çalışmış, fakat hiç hakikî hikmetini yazmamış, hiçbir mânâsını anlamamış. Belki karıştırmış. Ona karşı hürmetsizlik, belki edepsizlik etmiş. Çünkü, o menba-ı hakaik
    olan Kur’ân’ı, mânâsız nukuş zannederek mânâ cihetinde kıymetsizlikle tahkiretmiş olduğundan, o hâkim-i hakîm dahi onun eserini başına vurdu, huzurundan çıkardı.
    Sonra öteki hakperest, müdakkik âlimin eserine baktı. Gördü ki, gayet güzel venâfi bir tefsir ve gayet hakîmâne, mürşidâne bir teliftir. “Aferin, bârekâllah,” dedi. “İşte hikmet budur ve âlim ve hakîm, bunun sahibine derler. Öteki adam ise haddinden tecavüz etmiş bir san’atkârdır.” Sonra, onun eserine bir mükâfatolarak, herbir harfine mukabil, tükenmez hazinesinden on altın verilsin irade etti.
    Eğer temsili fehmettinse, bak, hakikatin yüzünü de gör:
    Amma o müzeyyen Kur’ân ise, şu musannâ kâinattır. O hâkim ise, Hakîm-i Ezelîdir. Ve o iki adam ise, birisi, yani ecnebîsi, ilm-i felsefe ve hükemâsıdır. Diğeri Kur’ân ve şakirtleridir.
    Evet, Kur’ân-ı Hakîm, şu Kur’ân-ı Azîm-i Kâinatın en âli bir müfessiridir ve enbeliğ bir tercümanıdır. Evet, o Furkandır ki, şu kâinatın sahifelerinde ve zamanların yapraklarında kalem-i kudretle yazılan âyât-ı tekvîniyeyi cin ve inse ders verir. Hem herbiri birer harf-i mânidar olan mevcudata “mânâ-yı harfî“nazarıyla, yani onlara Sâni hesabına bakar. “Ne kadar güzel yapılmış; ne kadar güzel bir surette Sâniinin cemâline delâlet ediyor” der. Ve bununla kâinatın hakikîgüzelliğini gösteriyor.
    Amma, ilm-i hikmet dedikleri felsefe ise, huruf-u mevcudatın tezyinatında vemünasebatında dalmış ve sersemleşmiş, hakikatin yolunu şaşırmış. Şu kitab-ı kebirin hurufatına “mânâ-yı harfî“ ile, yani Allah hesabına bakmak lâzım gelirken, öyle etmeyip “mânâ-yı ismî“ ile, yani mevcudata mevcudat hesabına bakar,
    öyle bahseder. “Ne güzel yapılmış”a bedel “Ne güzeldir” der, çirkinleştirir. Bununla kâinatı tahkir edip kendisine müştekî eder. Evet, dinsiz felsefe hakikatsiz bir safsatadır ve kâinata bir tahkirdir.

    NOT: Nur talebesi okumuyorsunuz diyor ama ben iki aydır külliyatı rastgele okuyorum ve Kuran ve sünnet süzgecinden geçince de ilginç sonuçlar çıkıyor.

  • Aydın Özen diyor ki:

    Said Nursi, Elmalılı M.Hamdi Yazır, Mehmet Akif Ersoy….

    Bu üç simanın birleştiği ortak bir görüş var ki o da II.Abdülhamit’in ülkesini kötü yönettiği şeklindedir. Her üçünün ittifak ettiği bu kanaati, o günün şartlarını yaşadığımızı varsaysak “..öyleyse bende böyle düşünecekmişim..” kabulüyle bir nebze olsun anlayabiliyoruz.

    AZLETME işleminin yapılmasının ardından yaşananlar ve sonuçları ortaya çıkmaya başladığında ise yine bazı nakillerden hareketle Ö.N.Bilmen dışında her üçünün de Vicdan Azabı çektiği, tövbe ettiği şeklinde nakiller mevcuttur.

    Cumhuriyete giden yolda, yeni yapılanmada ise Ö.N.Bilmen ve Elmalılı M.H.Yazır isteyerek ya da istemeyerek de olsa İlmi çalışmalarını esere dönüştürmüş, kendilerine sistemin verdiği görevi yapmışlardır. Gözyaşı ve hüzün varsa eğer, içlerine akıtarak yaşamlarını hizmet mantalitesi içersinde sürdürüp tamamlamışlardır.

    M.Akif, İstiklal Marşını yazmasının ardından şiire neredeyse küsmüş, veciz ifadeler, halihazır fotoğraflar çeken dizelerin sesini ve heyecanını bizlere ulaştırmamıştır. O da Meal ve Tefsir yazımına kendisini vermiş, Mısıra kaçmış..v.s. ama yeni yönetimle bir çatışmanın tarafı olmamıştır.

    Yine tarihi ve çağdaş olan bu üç isim II.Abdülhamit’in tahttan indirilmesi sonrasında, bir zamanlar üyesi bulundukları İttihad ve Terakki Cemiyetine ÖZEL ÖNEM ve DEĞER veren açıklamalarda bulunmamışlardır.

    Hatta M.Akif; “Üç beyinsiz kafanın derdine, Üç Milyon halk, Kalk baba Kabrinden kalk da bak..!” gibi REDDİYE anlamına gelecek tutum ve davranış sergilemiştiir.

    Bugünden bakıldığında ise o yaşananlar; telafisi olamayan hatalar, Devletin sonunu getirmiş, Hızlı bir ivmeyle hem devlet hem de Din elden gitmiştir. Ardından gelen her yeni uygulama milletin felaketi olarak kabul edilecek sonuçlara dönüşmüştür.

    Padişahın tahttan indirilmesi ve sonrasında ki olaylara bakıldığında bir tek Said Nursi’nin konumu ve durumu diğer üçünden çok farklıdır.

    Tavırlarda ve dönemsel nakillerde çelişkiler mevcuttur.

    Padişah’a Van’a üniversite kurma önerisi, neredeyse hangi kitabı açarsanız önünüze çıkan bir konudur….

    Tezat olan aklımı karıştıran durum ise dönemsel sıkıntıların bunun dışında seyrettiği yönündedir. Çünkü o dönemde Gündemde olan problem Doğudaki Müslümanların gündemine ait sıkıntılardan ziyade BALKANLARDAKİ kaynama, Ermeni Problemi, İngilizlerin Osmanlıyla ilgili Enerji senaryolarından oluşuyordu.

    Bu nedenle kendinizi Özel biri hüviyetine koyun, O günde Padişaha sunacağınız tek öneri Van’da Ünv. Kurmak olur muydu? Kaldı ki Abdülhamit eğitim konularındaki hamleleri ile ünlü Padişah iken..!?

    Deyim yerindeyse, bu sorunun sorulacağı son kişi Abdülhamid’dir.

    Sonra o güne ait 10 yıllık süreçte Said Nursi’nin bir tek M.Kemal’in aleyhinde tavır aldığını görüyoruz…! O da Enver –M.kemal çatışmasının tarafı olmakla mı, İslamla mı açıklanır varın ona siz karar verin…

    1908’de Selanik’e gidip İttihat ve Terakki Cemiyetini (İ.T.C.) kutsayan, 1911’de Şam ve Kosova’da yine İTC’yi kutsayan, bu hareketi DİNİ İHYA hareketi olarak halka sunan, ebediyete kadar var olacaklarını söyleyen Said Nursi’dir.

    1926 sonrası eserlerinde nedamet hislerinin kılavuzları görülse de açıktan İ.T.C.’yi tenkit eden, tekfir eden söz ve davranışa rastlanmaz. Ona göre Enver Paşa, neredeyse şehadet makamındadır.

    1926’ya kadar Padişah’ın verdiği 3 aylık mahkumiyet dışında, Devlet Eliyle sıkıntısına rastlanmaz. Bilakis bizzat Devlet Desteği görür…! Rusya’dan kaçıran bile devlettir…!

    Devlet erkiyle Problemli hayat 1926-1952 arasıdır.

    1926 öncesi kavganın hiçbir yerinde İSLAM yoktur…! Kur’an’ı İHYA yoktur! MÜCEDDİD’lik yoktur…!

    Padişahla görüşmesinde zikredilenler Müslümanların sıkıntılarına çözüm arayışı, Dinsizlere karşı Verilmesi gereken mücadele, İMANI KURTARMA faaliyetleri sınıfında yer almamaktadır. İslam’da İHYA HAREKETİ kabul edilebilecek hiçbir örneğe ya da anlatıma rastlamıyoruz.

    NEDEN…?

    Ermeni ve Yahudilerin salt intikam amacına yönelik olarak Padişahı Tahttan indirmesi olayına dair bir değerlendirmeye rastlamıyoruz…! NEDEN..?

    1908 ve 1909’ da Emanuel Karasso ile SOHBET edebilen Said Nursi, “..az daha konuşsaydık beni dinimden döndürecekti…” tarihi karesini figür olarak sundukları konuşma dışında bir bilgiye rastlamıyoruz. Said Nursi’nin bildiği, anladığı Dine göre başka bir sözü olmamalı mı idi…? Ya da Risale’de bu konuya gönderme yapan bir özür olmamalı mıydı?

    İ.T.C.’nin sonraki uygulamalarını gördüğünde bu kişileri mesela her sayfasında en tehlikeli mahluk olarak zikrettiği Ateistler kadar tehlikeli olmadığını mı düşünüyordu? Bu toprakları yerle bir edenler hakkında neden slogan birkaç kırıntı dışında eleştirisi olmamıştır?

    1926’dan sonra bildiğimiz Risale isimli eser yazılıyor…

    Bu eser Kur’an ve Peygamber’in BURHANI ve DELİLİ oluyor? NEDEN? Kur’an ve Peygamber’in haşa ispat ve delile ihtiyacı mı ortaya çıktı ki yazıldı?

    Tamamı Müslüman olan halkın İMANLARINI KURTARMA mücadelesi oluyor…! NEDEN? Zaten sen kurtaracağını kurtarmış, batıracağını batırmışsın…! Etrafında DİN DIŞI olan Halk değil İ.T.C. Yöneticileri, Yahudiler, Ermeniler var, Hayatına bakıldığında bunlarla bir kavgan da yok…! Üstüne üstlük ebediyete kadar da gidecek demişsin..Öyleyse NEDEN? Ya da bu o zamandı, sonraki dönem için söylenen sözleri denilecekse eğer o gün yapılanları, İ.T.C. hakkında beddualar var mıydı ben mi göremedim?

    Bu eser Said Nursi’ye YAZDIRILIYOR…! NEDEN…? Ufuksuzlukları ve beceriksizlikleri nedeniyle, Memleketin anasını bellediler diye mi? Allah-u Teala Osmanlı’da yaşayan Müslümanların Rusya gibi dinin olmadığı bir iklim mi kabul etti ki onları gözden çıkartarak haşa Helak etti de Said’i yenileri ihya etsin diye vekil olarak gönderdi?

    Kur’an, Said Nursi’nin geleceğini 33 ayette İŞARET EDER…! NEDEN..? Açık ayetlerle son gelen elçinin Hz.Muhammed s.a.v. olduğunu söyleyen ilahi kitap, REMZEN göndermelerle kendini mi yalanlıyordu?

    Bu ilahi işaretler de Emanuel Karasso’nun elini sıkacak diye de haberler varmıydı?

    Risale ağızdan çıktığı şekliyle yazılır….! NEDEN..?

    RİSALE, EKSİKSİZ ve NOKSANSIZDIR…! İmanı olan kimse kalmadı mı ki? Mutlak doğru sadece Allah’ın bilgisinde olandır. O nedenle eksiği olmaz. Beşerin söz ve yazısı gördükleri ve bildikleriyle sınırlıdır, o nedenle eksiksiz olamaz. Eksiksiz ve noksansız olduğuna dair ima bile açık ŞİRK ve telafisiz YALAN’dır.

    Risale dairesine girenler, Said Nursi gibi İlim Ateşi ile yanmaya gerek olmadan İLİMLENİRLER… 6 ay dinleseler bile Alim Olurlar… ! O günden bugüne bu yöntemle Alim olan var mı?

    SEKİNE isimli sayfa ve Hz.Ali’nin katkılarıyla, evvel- ahir her GAYB bilinir. Bu bilme sonrasında tevil edildiği gibi Rölatif ve mutlak gaybı birlikte kapsar. Bir takım Ulema da Gayb bilgisi hakkındaki ayetler nedeniyle kendilerinin çok iyi bildikleri Gayb’ı edeb gereği açıkça değil REMZEN bildirirler…! NEDEN?

    Neden, gayb’ı bilen, dahi Kıyamet saati hakkında kanaati olan, dahi öleceğini ve mezarının yıkılacağını 40 yıl öncesinde şiirle bildiren Said Nursi, FELAKETİ, YIKILIŞI, KATLİAMLARI bilememiştir? Abdülhamid’in azl edilmesi nedeniyle yıllar sonra ailesine mensup fertlerden helallik isteyerek tövbe eden kişi o anı neden görememiştir?

    Ölülerden haber alabilen, ehl-i Kubur konusunda deneyimli, Asayı Musa risalesini okuyanın kabir azabından emin olduğu hatta Hz.Ali’nin r.a. bile 1400 yıl önce bu risaleyi okuyarak geleceğinden emin olduğu, tabi olanların bereket, reddedenlerin felaket yaşadığı, ihmalin bile şefkat tokadıyla değerlendirildiği yüce makam DEVLETİN YIKILMASI, DİNİN YOK OLMASINI önlemeyi müjdeleyememiştir.

  • yunus diyor ki:

    bu ne tartışma

    EĞER İNANIYORSANIZ KALPTEN SONSUZA DEK İNANIN,

    BİRİLERİNİ KARALAYIP BİRİLERİNİ YÜCELEŞTİRMEK KUL HAKKINA GİRER, BEDELİ ÇOK AĞIRDIR

    BEDİUZZAMAN HAKKINDA ATIP TUTANLARA!

    - BEDİUZZAMAN’IN HİÇ Mİ BİR TANE DOĞRU SÖZÜ YOK,

    - ONUN İMANLA KILDIĞI NAMAZI VE İMAN DOLU YAŞAYIŞINI ELİNDEN KUR’ANI KERİMİ HİÇ DÜŞÜRMEDİĞİNİ ÖMRÜNÜ BU YOLDA HARCADIĞINA HİÇ Mİ ZERRE KADAR İNANMADINIZ?

    NUR CEMAATİNDEKİ ARKADAŞLARA

    - EĞER SİZ RİSALEYİ NURLARI HER DERSİNİZDE, HER NAMAZDAN SONRA VE OLDUK OLMADIK YERLERDE OKUYACAĞINIZA, HER DERSİN BAŞINDA HER NAMAZIN SONUNDA VE GÜNLÜK HAYATINIZDA OLDUK YERLERE KURANDAN ÖRNEK VERSEYDİNİZ ŞİMDİ KİMSE SİZİ ELEŞTİRMEZDİ…

  • sabit diyor ki:

    Sayın bayındır size cevap verecektim vazgeçtim…
    sebepleri bir hayli var…
    (Siz Akademisyensiniz,fakat Risale-i Nura bakışınız bu açıdan değil.sayfada yazan diğer yorumlardan bir farkı yok…)
    Nasıl yorumlayacağınıza ehemmiyet vermiyorum…
    yorumların bir çoğuna göz gezdirdim.
    Risale-i Nurdan tek sayfa okumamış insanlar Risale-i Nur hakkında çoğu iftiradan ibaret mesajlar atmışlar…

    Bediüzzamana ait olmayan (Mehdilik gibi) bir çok iddiayı, Bediüzzamana aitmiş gibi gösterilip saldırılmış.
    Kuran’ın ehemmiyetini anlamış(tebrik ediyorum), fakat ne olduğunu tartamamış insanlar Kur’an’ı anlatmaya çalışıyorlar…
    Neden hasta olunca koşa koşa doktara gidiyorsun. Aç google, koy teşhisi, yap ilacı…
    Kendinizi kandırmayın…
    Yanlış bir fikre sahip olabilirsiniz(Allah kurtarsın), bunu yaymayın.

    • abayindir diyor ki:

      Sayın Sabit,

      Duygusal ifadeler kullanarak ve “yok” diyereke gerçekleri örtemezsiniz. Buradaki yorumları okuyan herkes görür ki nurcuların çok büyük bir bölümü Risaleleri Allah’ın son kitabı yerine koymaktadır. Bununla mücadele etmeyeceğiz de neyle mücadele edeceğiz. Size daha önce yazmıştım; niye görmezlikten geliyorsunuz. Tekrar yazıyorum; Said Nursi kendinin beklenen mehdi olduğunu iddia etmiştir. Lutfen inceleyin:

      “Nurun ehemmiyetli bir kısım şakirtleri pek musırrâne olarak âhirzamanda gelen Âl-i Beytin büyük bir mürşidi seni zannediyorlar. Sen de onların fikirlerini musırrâne kabul etmiyorsun, çekiniyorsun. Bu bir tezattır. Hallini isteriz” diye sormaları sebebiyle, onlara cevap olmak üzere, bundan sonra gelecek Mehdî-i Resulün temsil ettiği kudsî cemaatin şahs-ı mânevîsinin üç vazifesi olduğu, bunların imanı kurtarmak, hilâfet-i Muhammediye (a.s.m.) ünvanıyla şeâir-i İslâmiyeyi ihyâ etmek ve inkılâbât-ı zamaniye ile çok ahkâmı Kur’âniyenin ve şeriatı Muhammediyenin (a.s.m.) kanunlarının bir derece tâdile uğramasıyla o zât bu vazife-i uzmâyı yapmaya çalışır. Nur şakirtleri birinci vazifeyi tamamıyla Risale-i Nur’da gördüklerinden, ikinci, üçüncü vazifeleri de, buna nisbeten ikinci, üçüncü derecededir diye, Risale-i Nur’un şahsı mânevîsini haklı olarak bir nevi mehdi telâkki ediyorlar. Bir kısmı, o şahsı mânevînin bir mümessili olan bîçare tercümanını zannettiklerinden, bazan o ismi ona da veriyorlar. Hattâ, evliyanın bir kısmı, keramet-i gaybiyelerinde Risale-i Nur’u aynı o âhirzamanın hidâyet edicisi olduğu, bu tahkikatla teville anlaşılır diyorlar. İki noktada bir iltibas var; tevil lâzımdır.
      Birincisi: Âhirde iki vazife, gerçi hakikat noktasında birinci vazife derecesin-de değiller. Fakat hilâfet-i Muhammediye (a.s.m.) ve ittihad-ı İslâm avamda ve ehli siyasette, hususan bu asrın efkârında o birinci vazifeden bin derece geniş görünüyor. Gerçi her asırda hidayet edici bir nevi mehdî ve müceddid geliyor ve gelmiş. Fakat her biri üç vazifeden birisini bir cihette yapması itibarıyla, âhirzamanın büyük mehdîsi ünvanını almamışlar.
      İkincisi: Âhirzamanın o büyük şahsı, Âl-i Beytten olacak. Gerçi mânen ben Hazret-i Ali’nin (r.a.) bir veled-i mânevîsi hükmündeyim. Ondan hakikat dersini aldım. Ve Âl-i Muhammed (a.s.m.) bir mânâda hakikî Nur şakirtleri-ne şâmil olmasından, ben de Âl-i Beytten sayılabilirim.” Şuâlar, On Dördüncü Şuâ

      Bu ifadeler şöyle sadeleştirilebilir:

      Risale-i Nurun bir kısım önemli şakirtleri, Said Nursî’ye ıslarla şunu sorarlar:
      – Ahir zamanda, Peygamberimizin ailesinden gelecek olan o büyük mürşidin sen olduğunu düşünüyoruz. Ama sen bu kanaatimizi ısrarla kabul etmiyor, çekiniyorsun. Bu bir çelişkidir. Çelişkinin hallini isteriz”.
      Said Nursî bu soruya şu cevabı verir:
      – Gelecek Mehdî-i Resulün temsil ettiği kutsal cemaatin manevi şahsiyetinin üç görevi vardır. Bunlar; imanı kurtarmak, Peygamberin halifesi unvanıyla İslam’ın farklı yönlerini ihyâ etmek ve zamanın etkisiyle Kur’ân hükümlerinde ve şeriat kanunlarında görülen bir çok değişiklik sebebiyle o zât bu en büyük görevi yapmaya çalışır.
      Nur şakirtleri birinci görevi tam olarak Risale-i Nur’da gördüklerinden, ikinci, üçüncü görevler buna nispetle ikinci, üçüncü derecede olduğundan, Risale-i Nur’un manevi kişiliğini (Said Nursî’yi) haklı olarak bir çeşit mehdi diye algılıyorlar. … Hatta bir kısım evliya, gayb ile ilgili kerametlerinde Risale-i Nur’un (Nur Elçisi Said Nursî’nin) tam o âhir zamanın hidâyet edicisi olduğu, inceleme ve yorumla, anlaşılır diyorlar.
      İki noktada karışıklık olduğundan yoruma ihtiyaç vardır:
      Birincisi: … Peygamberin halifesi olma ve İslâm birliği; halka, siyasetçilere ve özellikle bu asırdaki düşüncelere göre birinci görevden bin derece geniş görünüyor. Gerçi her asırda hidayet edici bir nevi mehdî ve müceddid gelmiştir, ama her biri üç görevden birisini bir yönüyle yaptığı için âhir zamanın büyük mehdîsi unvanını almamışlardır.
      İkincisi: Âhir zamanın o büyük şahsının Peygamber ailesinden olmasıdır. Aslında ben Hazret-i Ali’nin (r.a.) manevi evladı hükmündeyim. Ondan hakikat dersini aldım. Muhammed (a.s.m.)’ın ailesi bir manada hakikî Nur şakirtlerini de içine aldığından, ben de o aileden sayılabilirim.”

  • a.mehmet elmastaş diyor ki:

    sayın baylar bilindiği üzere vücut bize emanettir ona iyi bakmak zorundayız bu sebeple tıp doktorları susamadan su içmenizi söyler çünkü susadığınızda vücudunuz zarar görmüştü derler peki oruçta yanarcasına susanıyor ve su içilemiyor,işte bu esnada vücudun hayati organları zarar görüyormuş .Şimdi esas sorum acaba oruçta su içilirde bizim uygulamamızdamı bir hata var tıpkı yillarca kadınları cenaze namazına sokmadılar fakat izmirde bir müftü kılabilir deyince diyanette evet kılabilir dedi yani 2001 sene kadınları cenaze namazına sokmadılar su ilede ilgili böyle bir yanlış uygulama varmıdır,çünkü su besleyici değildir kandaki oksijen taşıyan hücrelerin yaşamasını sağlar sadece lütfen bunun da sıkı bir şekilde incelenmesini rica ederim saygılar.

    • abayindir diyor ki:

      a.mehmet elmastaş

      Allah Teala kulunu doktorlardan iyi tanır. Hasta ve yolculara oruç tutmama ruhsatı verdikten sonra şöyle diyor: “Bilseniz oruç tutmanız sizin için hayırlıdır” Öyleyse oruç tutmak, hastalar dahil herkes için faydalıdır. İşin bu kısımını araştırıp ortaya koymak doktorların işidir.

  • burhan yılmaz diyor ki:

    Selamun Aleyküm

    Abdulhakim bey, demişsiniz ki;

    ”Burhan saçmalıyorsun..Siz bize “Kur’anı anlayamazsınız” deyip, tercümeyi tutuşturuyorsunuz..Biz de “hayır Kur’anın icaz ve belağatı mucize derecesindedir. Bazen bir tek harfi bile birer hakikatler hazinesi hükmüne geçer ve çok manaları ders verir..”

    1-Sayın Abdulhakim bey, sizde dahil hiç kimseye KUR-AN’I anlayamazsınız demedik, demeyeceğiz. Bu tür saçmalıklar sizin işiniz. Allah’ın anlaşılır kıldım dediği bir kitaba ”ANLAŞILMAZ” diyenler, aklını şeytana kiraya verenler ve ayetlerden rahatsız olan örümcek kafalılardır.

    2-” tercümeyi tutuşturuyorsunuz..” diyorsunuz. Abdulhakim bey biraz Allah’ın verdiği akıl nimetini kullanın. Bu kitap arapça inmiştir, muhatabı tüm insanlıktır. İnsanlık ise kavim-kültür-dil bakımından yüzlerce şubeye ayrılmıştır. Bu ise Allah’ın ayetlerindendir. Arap olmayan ve müslüman olan tüm diğer insanların arapça ve tüm diğer ilimleri öğrenmesi MUHALdir. Allah’ta kur-an’a göre yaşamak için ARAPÇA ve alet ilimlerini şart koşmamıştır. Peygamberimiz kur-an ayetlerini tepliğ için gönderdiği elçiler vasıtasıyla ilk tercüme faaliyetini başlatmıştır. Buna rağmen bazı ”KENDİNİ BİLMEZ HADSİZ AHMAKLAR SÜRÜSÜ” kim oluyorki kendilerini Allah’ın yerine koyarak;

    ”arapçayı ileri derecede bilen,sarf\nahiv konularında ileri,pek çok kevni fenlerden,bir çok alet ilimlerinden,tefsir usulünden,fıkıhtan ileri derecede anlayan ve hadis ilminde uzman kişilerden mi oluşuyor.”

    diyebiliyor.

    Bu ileri sürdüğünüz şartlara hangi sahabe sahipti, bunu hiç düşündünüz mü? Acaba;

    ”RABBİM O ÇAĞDA DÜNYANIN İKTİSADİ, EKONOMİK, SOSYAL VE KÜLTÜREL YÖNDEN EN GELİŞMİŞ İKİ SÜPER GÜCÜ DURURKEN, BU KUR-AN’I NEDEN ARABİSTAN GİBİ, BEDEVİ, EŞKIYALIĞIN KOL GEZDİĞİ, HURAFE SAÇMALIĞIN TAVAN YAPTIĞI, OKUR-YAZAR ORANININ YÜZDE SIFIRLARA YAKIN OLDUĞU, MEKKE GİBİ TAŞ YIĞINI BİR COĞRAFYADA, ABDULLAH’IN YETİMİ MUHAMMED GİBİ GÜÇSÜZ BİR ADAMA BU KUR-AN’NI İNDİRDİN?” diye kafa yordunuz mu?

    Evet ben bunu çok düşündüm ve bunun hikmetini nurcular sayesinde daha iyi anladım. Çünkü Allah kitabını o gün için Dünya’nın en geri toplumuna indirmiş ve kendisine iman edenleri nasıl yeryüzünde iktidar sahibi yaptığını bizlere göstermiştir. Maazallah eğer Allah bu Kur-an’ı görece Mekke’den daha gelişmiş daha okur-yazar bir topluluğa indirseydi, şeytanın evlatları bu kur-an’dan bizi uzaklaştırmak için bahaneler edinmiş olacaklardı.

    Ben nasıl Allah’a sonsuz kez hamdetmiyeyim ki? Tüm bu KUR-an’ın anlaşılamayacağı yönündeki telkinleri yerle bir etmişlerdir.

    Düşüsenize Mekke’de köle okur-yazar olmayan, Arapçayı tam olarak konuşamayan, dolayısıyla arapça sarf-nahiv ilimlerinden uzak, Dünya’dan bi-haber siyahi adamlar bu kur-an’ı anlayacak, ancak onlardan 1400 yıl sonra gelen, 1400 yıllık daha gelişmiş, genel olarak bilgisi, kültürü, alet ilimleri, algısı olağan üstü artmış 21.yüzyıl genetik mühendisi bir adam kur-an’ı anlamayacak, ondan uzak kalacak, yerine açıkça insanları Allah’a şirk koşmaya çağıran, rü’ya ve halisünasyonlar yumağı, şeytanın ihtar ve yazdırması kitapları ikame edecek. Yuh olsun sana. Eğer ölmeden tevbe edip kur-an’a yönelmezsen elbet cehennem yaraşır sana. Bu gün zaman tüneli olsada Peygamberimiz zamanına normal lise mezunu bir insanı ışınlasak ne olur sizce. Sahabe ve peygamberimiz insanlığın geldiği bu muhteşem bilgi ve zenginlik boyutuna hayran kalırlar. Bu kadar imkana rağmen müslümanların şeytanın sesine kulak vererek her topluluğun kur-an yerine başka rehber kitaplar edinmelerini peygamberimiz kaldıramazdı, herhalde. Ümmetinden dehşetli suçlar işleyenleri gördüğünde ellerini rabbine açarak ”ya rabb ben falancanın yaptığından beriyim” dediği gibi yine rabbine yönelir, kur-an’dan Allah’ın kullarını uzaklaştırmak için işlenen bu en büyük cinayetler karşısında ”yab rabb kur-an’ı anlamak için insanların önüne yahudi hahamları gibi engel koyan ve onu tekellerine alarak, istedikleri gibi ümmetimi saptıran zalimler ve onların tabiilerinde de beriyim” derdi herhalde.

    Burada ve defalarca açıklamalar yapıldığı halde, NURCULAR kasıtlı olarak bizlerin, ellerimize birer meal aldığımızı ve ayetlerden kafamıza göre manalar çaıkarttığımız yalanını, yayarak gerçeği bilmeyen insanları saptırmaya çalışıyorlar.

    Oysaki NURCULAR’ın ABİ’leri gerçeği biliyorlar. GERÇEKSE ŞU; kendi hayatımdan örnek vereyim.

    1-Bundan 25 yıl önce henüz 18 li yaşalrımda iken haftada iki defa ve iki ayrı grupla kur-an halkaları oluşturduk ve bu en az 6-7 yıl sürdü. Kur-an’nın nüzul sırasını takip ederek ve beraberinde insanlık tarihi, islam tarihi, siyer, hadis, fıkıhta işleyerek bu günlere geldik. Bu konuda ulaşabildiğimiz tüm tarih, islam tarihi, siyer, tefsir, meallere başvurduk. Ayetler hakkındaki tüm görüşleri mümkün olduğu kadar anlayabilmek için masada tuttuk. Günün dergi, gazete ve ilgili yeni çıkan tüm çeviri ve telif eserleri takip etmeye çalıştık. Tüm cemaat ve gruplarla görüş alışverişleri ve tartışmalar yaptık. Sadece Rabimizden inen mesajı doğru anlamak adına.

    2-Bizler tüm bu çabaları göterirken, tavvufçular ve nurcular keşf ve keramet şaçmalıklarıyla meşguldüler. Hele nurcular SAİD’in rü’ya, keşf, kerametleriyle sarhoş geziniyorlardı.

    Nurcular söyleyin;

    ellerini açıp el-hayyu l-kayyum olan Allah’a yalvaranlarmı,

    yoksa Allah’ın hakkında hiç bir delil indirmesiği GAVS-ı azam Geylani’ye yalvaranlarmı doğru yola daha yakındır.

    Kur-an’nı daha iyi anlamak ve onu hayata taşımak için gece gündüz çaba sarfeden, araştıran, bu konudaki tüm sözlere kulak kabartan ve içlerinden en güzelini seçenlermi doğru yoldadır?

    yoksa konuyla alakalı her türlü sese kulaklarını tıkayan, risale-i nur’u bile anlamak yerine sevap olsun diye okuyan, ABİ’lerine en ufak itirazı bile düşünemeyen, tıpkı elleri kolları prangalı esirler gibi, aklına, kalbine, vicdanına risale-i nur prangaları vuranlarmı doğru yoldadır.

    Tüm algısını kapatarak, adeta Dünyada’ki gelişmeleri gözardı ederek tüm tedarikini tekbir satıcının insafına bağlayan tüccar mı doğru yoldadır?

    Yoksa tüm Dünya’yı dolaşan sektöründeki anlık gelişmeleri takip eden tedarik zincirini çeşitlendiren tüccarmı doğru yoldadır?

    Ne kadarda az düşünüyorsunuz.

    Vahy savunması yapan alimler bir gün gidinde bakın bir ayetteki bir zamiri bile doğru anlayabilmek adına bazen saatler, günler, haftalar, aylar, yıllar ve hatta yirmi otuz yıllar, uğraştıklarını işte tercüme diye alay ettiğiniz kitapların bu şekilde meydana geldiğini anlayın.

    Arapça bilmeyen bizler ise Alimler bu ayeti şöyle açıklamış hemen alalım demiyoruz. soruyoruz, soruşturuyoruz, hangi grup ve cemaatten eleştiri gelirse gelsin yanıt istiyoruz. Hani daha önce NURTALEBESİ isimli ABİ’niz sizleri tavuk zannedip kümeslere tıkmaya çalıştıya biz bu tür girişimleri toptan reddediyoruz.

    Hasılı KUR-AN gök sofrasıdır. Tüm rızkımız ondadır. Aynen midemiz için Allah’ın ikram ettiği yiyecek ve içecekler gibi, bir kısmı yenmeye hazırdır.Dalından koparır yeriz, bunlar için yardımcıya gerek yoktur.

    Bir kısım ayetler ise, bazı işlemler görerek yenmeye hazırlanması gerekir. Alimlerimizi aynen birer mahir ahçılar gibi görür ve yaptıkları yemekleri tadarız. Kimin hangi yemeği daha güzelse onunkini alırız. Bozuk yaptıkları, ekşittikleri, ayarını kaçırdıkları yemekleride almayız. Bundan dolayıda onları küçümsemez ve bir hürmetsizlik yapmayız. Çünkü bu onların beşer olmalarındandır.

    İşte böyle yaptığımızdan ve hocam sen bu yemeği kur-an’daki hangi malzemeden yaptın diye sorarız. Ya bize kur-an’dan aldığı malzemeyi gösterir yada alır yemeğini başına çalar.

    Tıpkı bir insan salata yapmayı bilmesede, salatanın içinde tavuk kakası olmayacağını bildiği gibi, bizlerde ZULUM (ŞİRK) karıştırılan kitapları çok iyi biliriz. Çünkü kur-an en çok şirke(zulme,pisliğe) dikkat çeker. Bu bizde Allah’ın izni ile KUR-AN’nın rehberliği ile meleke olmuştur. Çünkü ŞİRK bir insanın işleyebileceği en büyük GÜNAH ve ZULUM dür. Şirk üzere olanlar tıpkı insan pisliğini marmalet zannedip iştahla yiyenlere benzer. Çünkü insanın görme, dokunma, işitme, tad alma, akletme melekeleri elinden alınırsa bu kaçınılmazdır. Bu insan artık şeytanın şebeğidir. Her tür pisliği afiyetle mideye indirir. Hemde dindarlık adına.

    Evet NURCU kardeşlerim kelime-i tevhidi ”Allah’ın varlığına ve birliğine iman etmek” olarak zanneden sizlere bu kasıtlı olarak öğretilmiştir.

    Sebebine gelince Said Nursi MEDET YA GAVS dediğinde bunun şirk olmadığını zannedesiniz diye.

    Çünkü size GAVS’A bu yetkinin Allah tarafından verildiği söyleniyor.

    Burada şirk sadece ”MEDET YA GAVS” ta değil.

    Buradaki asıl şirk GAVS’IN ALLAH TARAFINDAN TASARRUFA YETKİLİ KILINDIĞI iddiasındadır. Eğer Allah bu yetkiyi verdiyse kur-an ve sahih sünnete açık belgesi olması gerekir.

    Oysaki böyle bir bilgi ve belge yok. Aksine bırakın ne idüğü belirsiz gavs-ı, Allah Muhammet(sav) me bile böyle bir yetki vermemiştir.

    Geriye kalan tek ihtimal ”Allah’ın GAVS’A tasarruf yetkisi verdiği” iddiasının yalan ve uydurma olduğudur.

    Allah adına yalan beyanat veren kural ve itikat vaz’edenler kendilerini Allah’ın yerine koymuşlardır. Akletmeden kur-an’a bakmadan bunları insanlara yayanlar ise şeytan’ın değirmenine ateş taşımaktadırlar.

    Bu bilgiler ışığında TÜM NURCULAR VE MUTASAVVIFLAR;

    Allah’ın Abdulkadir Geylani’yi GAVS şeçtiğini ve ona ölümünden sonrada kainatta tasarrufa yetkili kıldığını, hatta bu yetkiye dayanarak SAİD NURSİ’yi esaretten kurtardığını bize kur-an’la beraber sahih sünnetle belgeleyebilirmisiniz.

    Eğer belgeleyemezseniz, Allah adına karar verenlere yardım ve yataklık etmiş olmazmısınız. Ömrünüz boyunca sadece Allah’a el açsanız bile, ”GAVS’I GEYLANİYİ ALLAH KAİNATTA ÖLÜMÜNDEN SONRADA TASARRUFA YETKİLİ KILDI İNANCINI REDDETMEZSENİZ, MÜŞRİK OLMAKTAM KURTULABİLİRMİSİNİZ”

    Allah’ta; elinin altında KUR-AN olduğu halde bu itikadı sorgulama gereği duymayan, bu inancı kendilerine kabul ettiren şeytanın evliyalarına GETİRİN DELİLERİNİZİ deme cesareti göstermeyerek, insan haysiyet ve onurunu şeytan’ın ayakları altında paspas eden beyinsizler gürühuna hidayet etmeyeceğini apaçık kitabında bildirmektedir.

    Lütfen insan olduğunuzu hatırlayın. Bir kez inancınızı, itikatınızı kur-an’a arzediniz. Doğruysa daha fazla sarılır, yanlışsa büyük bir yükten kurtulursunuz.

    Siyahi ümmi kölelerin anladığı kur-an’ı eğitim seviyesi yüksek NURCULAR’da anlayabilir. İşte buda kur-an’ın mucizesidir. Allah’a selim bir kalple yönelen her insanı hidayete yönlendirir.

    Bu konuda sizden bir ücret istemiyoruz, grubumuza yada kendi alimimize çağırmıyoruz.

    Sadece ALLAH’IN sözü KUR-AN’a çağırıyoruz.

    Yeterki KUR-AN’a gidin, biz bir TEŞEKKÜR bile beklemiyoruz.

    Kur-an’a çağırmak peygamber mesleğidir. Bu mesleğin bedelini tüm insanlık bir araya gelse ödeyemezler. Bu işin ücreti ALEMMLERİN RABBİ KATINDADIR.

    Selam ALLAH’a yönelen, kur-an’a tabi olanların üzerine olsun.

    Allah’a emanet olun.

  • zeki1923 diyor ki:

    Türkiyede yeni bir proje başlatılmıştır. o da ülkede etkin olan cemaatler nasıl yıpratılır projesidir. ellerine almışlar cınbızı topla toplayabildiğin kadar kusuru ve suizanla eleştir onları. bunu yaparken de Yüce Kitabı kendine payanda yap. birkaç gün önce bakıyorum. abdulaziz hoca ulusalcıların kanallarından birine çıkmış(karadeniz tv) imsakı savunuyor. sen neye hizmet ettiğinin farkındamısın. yahu adamların çoğu ateist. ne işleri olur imsakla namaz vaktiyle oruçla. hitap ettikleri kitle belli. tabii ulusalcılar bulmuşlar bir cemaat düşmanı, yitik mal bulmuş gibi sarılıyorlar. kimin kiminle işbirliği yaptığı ortada. kimin amaçlarına hizmet ettiğiniz belli. sakın cihat yapıyordu, insanları aydınlatıyordu filan demeyin. çünkü siz cemaatleri deliliniz olmadan istihbarat örgütlerinin işbirlikçisi olarak (saidi nursiyi bile)göstermeye çalışıyorsunuz. saidi nursi ye bazı zevatlar ağız dolusu kusmukla hakaretten geri kalmıyorlar. bu Kuranı okuduklarını iddia edenler Kuran ahlakından haberleri yok. “filiz” adındaki şahıs, yaptığı gıybetleri meşrulaştırmaya çalışmak için bir ayete değil de bir linke dayandırmış. linkin içinde ayet yok. bu nasıl fırıldakçılık. Ayrıca önceki aylarda okuduğum bazı güzel cevapları silmiş, saidi nursiye hakaret dolu cevapları ise eksiksiz yayınlamışsınız. tabii o yazıları yazanlar da bu çifte standart karşısında cavap yazmayı bırakmışlar. bir de utanmadan niye cevap yazılmıyor diyorsunuz. bu zihniyete cevabı züll sayıyor ve şiddetle kınıyorum. bu tartışma konusunun diğerlerinden farklı olarak ana sayfada sürekli kırmızı puntolarla aktif tutulmaya çalışılması da çok manidar. bu da bir yerlere yaptığınız hizmetin bir göstergesi mi yoksa? din düşmanlarından başka hiç kimseye fayda getirmeyecek bu tartışma konu başlığını diğer başlıkların arasında göstermeniz, sürekli güncel tutmaktan vazgeçmeniz sizin iyi niyet göstergeniz olacaktır. son olarak hucurat suresinde şu ayetleri izanlarınıza sunuyor, kuranı ölçü aldığınızı iddia ediyorsanız eleştiri yaparken bir müslümana yakışır bir şekilde hiç olmazsa biraz daha ölçülü, edepli ve seviyeli olunmasını umuyorum. bu konuda editörlerden sayfanın düşen seviyesini yükseltmek adına hassasiyet bekliyorum. “Ey iman edenler! Bir topluluk bir diğerini alaya almasın. Belki onlar kendilerinden daha iyidirler. Kadınlar da diğer kadınları alaya almasın. Belki onlar kendilerinden daha iyidirler. Birbirinizi karalamayın, birbirinizi (kötü) lakaplarla çağırmayın. İmandan sonra fasıklık ne kötü bir namdır! Kim de tövbe etmezse, işte onlar zâlimlerin ta kendileridir. ﴾11﴿Ey iman edenler! Zannın bir çoğundan sakının. Çünkü zannın bir kısmı günahtır. Birbirinizin kusurlarını ve mahremiyetlerini araştırmayın. Birbirinizin gıybetini yapmayın. Herhangi biriniz ölü kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı? İşte bundan tiksindiniz! Allah’a karşı gelmekten sakının. Şüphesiz Allah tövbeyi çok kabul edendir, çok merhamet edendir. ﴾12﴿

    • abayindir diyor ki:

      Sayın Zeki,

      Siz laf kalabalığından başka bir şey bilmez misiniz? O koskoca cemaat içinde Said Nursi’yi savunacak güçte hiç kimse yok mu ki, karşımıza sizin gibi işi güçü laf kalabalığı yapmak olan kişileri çıkartıyor. “Aracılık ve Şirk” adlı kitabımızın ilk baskısı 2005′te yapıldı. O gün bugün ilmi bir cevap veren çıkmadı. Bu gidişle cemaatinizi asıl siz batıracaksınız.

  • Mustafa diyor ki:

    Risale-i Nurda diyor ki;

    “Fakat, maatteessüf, bir iki senedir telif vazifesi tevakkuf etmiş. Risale-i Nur’un mesâili, ilimle, fikirle, niyetle ve kastî bir ihtiyarla değil; ekseriyet-i mutlakayla sünuhat, zuhurat, ihtarât ile oluyor. Bu dokuz berahine şimdi ihtiyac-ı hakikî kalmamış ki, telife sevk olunmuyoruz. ”

    Bir iki senedir risale yazılmamasının sebebi neymiş? Yazdıran irade (Sizce kim?) ihtiyaç hissetmediği için yazdırmıyormuş.
    Zaten risaleler isteyerek,belli bir ilim tahsili ile irade ile yazılmıyormuş ki

    Yazdıran kim?
    Yukarıdaki laflara inanan Nurcu arkadaşım,artık elinde tuttuğu o altın sırmalı kırmızı kitapların kutsiyetine inanmaya başlar mı başlamaz mı?

  • eren durmuş diyor ki:

    sayın nur talebesi, vaktiniz olursa , sizin üstadlardan birinin yazısının linkini gönderdim. özet olarak diyorki üstadınız ahmed şahin diyor ki;

    Zaten dikkatlice bakıldığında görülecektir ki ehl-i kitapla temel noktalarda birlikteyiz. Daha meşhur ifadesiyle amentüde ittifakımız vardır. Çünkü Allah’ın gönderdiği kitapların hemen hepsinde tekrarlanan amentüdür: Allah birdir. Peygamberler haktır. Melekler vardır. Kitaplar gönderilmiştir. Ahiret vardır. Ölen insanlar bir gün dirilecek, yaptıkları iyiliklerin mükafatını, kötülüklerin de mücazatını göreceklerdir.

    Bu temel noktalar bir amentüden başkası değildir ve biz ehl-i kitapla bu amentüde müttefikiz. Garip olan şudur ki ittifak ettiğimiz amentüyü öne geçirmiyor da ihtilaf ettiğimiz teferruatı ileri sürüp mutlak küfre karşı dayanışmamıza engel olarak görüyoruz. Halbuki temelde ittifak varken teferruattaki ihtilaflara takılıp kalmak makul değildir. Burada Kur’an’ın bir ayetini hatırlamak yerinde olsa gerektir: (Mealen.)

    - Ey ehl-i kitap! Geliniz ittifak ettiğiniz amentüde buluşunuz.

    Allah öyle mi diyor, bakalım:

    De ki: “Ey Kitap ehli! Size göre de bize göre de doğru olan söze gelin; Allah’tan başkasına kul olmayalım. Ona bir şeyi ortak koşmayalım. Hiçbirimiz, Allah’tan önce birilerini rabler edinmesin “. Eğer yüz çevirirlerse deyin ki: “Şahit olun, biz teslim olmuş kimseleriz”. (Al-i İmran 3/64)
    “De ki: Ey kitap ehli, Tevrat’ı, İncil’i ve Rabbinizden size indirilmiş olanı tam yerine getirmedikçe temelsiz kalırsınız. Rabbinden Sana indirilen (Kur’an) onlardan çoğunun azgınlığını ve küfrünü arttıracaktır. Artık o kâfilere üzülme.” (Maide 5/68)

    AYETLER NASIL ÇARPITILIR BUYRUN SEYREDİN. AYETTE, EHLİ KİTABIN PEYGAMBERİMİZE TABİ OLMAMALARININ RUHSATIMI VERİLİYOR???

    AMENTÜDE BİRLEŞMENİN ÖNCELİK, PEYGAMBERİMİZE TABİİ OLMANIN TEFERRUAT OLDUĞUNU İDDA EDEREKMİ İSLAMA ”HİZMET” EDİYORSUNUZ????? BRAVO SİZİ KUTLARIM.

    http://arsiv.zaman.com.tr/2000/04/17/yazarlar/14.html

  • mustafa diyor ki:

    Abdülhakim Bey şöyle demiş;

    “hayır Kur’anın icaz ve belağatı mucize derecesindedir. Bazen bir tek harfi bile birer hakikatler hazinesi hükmüne geçer ve çok manaları ders verir..bu sebeple Kur’anın hakiki tercümesi kabil değildir, öyle ise biz tercüme okumayız, onun yerine Kur’anın manalarını daha tahkiki ve daha geniş ders veren Risale-i Nuru okuyoruz”

    1.-Kur’an’ın icaz ve belagatinin mucize derecesinde olduğunu kim söylemiş ve nereden biliyor (ben aksini iddia etmiyorum bilakis,sadece bu kabullerinin dayanağını soruyorum) 2.-Hakiki tercümesinin kabil olmadığını Kur’an-ı Kerim mi söylüyor? (Kur’an söyleyemez,çünkü Onun bunu söylediğini anlayabilmemiz için tercüme etmemiz lazım,ama hakiki tercümesi kabil olmadığı iddia ediliyor dolayısıyla bunu bilemeyiz)
    3.-Risale-i Nurun,Kur’an manalarını daha tahkiki ve daha geniş ders verdiğini kim tespit etmiş? Hangi ilmi heyet,akademik kurul vs.

    Bu iddialara en güzel cevabı Abdülaziz Bayındır Bey vermiş;

    http://www.anadolutelgraf.com/yazar/KUR-%C3%82N-I-ANLAYARAK-OKUMAK/1745

    Biz, her elçiyi kendi halkının dili ile gönderdik ki, onlara açık açık anlatsın. Bundan sonra Allah sapıklığa çalışanı sapık sayar, hidayete çalışanı da yoluna kabul eder. Güçlü olan o, doğru karar veren odur.” (İbrahim 14/4) (Nurcular bu ayeti kerimenin risalelerin türkçe olmasına ima ve işaret ettiğine inanıyorlar)

    Demek ki peygamberimiz de önce araplar arasında olduğu için Kur’an dili arapça. Neden arapça? Açık açık anlamaları için.

    Peki Peygamberimiz sırf arap kavmine mi gönderilmiş? Hayır.

    Seni, insanların tamamına, müjde veren ve uyarılarda bulunan bir elçi olarak gönderdik. Ama insanların çoğu bunu bilmezler.” (Sebe 34/28)

    İnsanların tamamı; Peygamberin müjdelerini ve uyarılarını nasıl öğrenecekler?

    Abdulhakim Bey arkadan sesleniyormuş:Risale-i Nur ile, Risale-i Nur ile.

  • eren durmuş diyor ki:

    sayın abdulhakim;

    tekke ve zaviyeleri kim kaldırdı?
    kuranın mealinin çıkarılmasını kim sağladı?
    türk tarih ve dil kurumunu kim kurdurttu?

    saidi kürdi yapmış olsaydı bunları onuda hizmet kabul ederdik, SİZ HANİ VATİKANDAKİNİN ELİNİ ETEĞİNİ ÖPMEYİ İSLAMA HİZMET TELAKKİ EDİYORSUNUZYA???

    Birini seversiniz sevmezsiniz. ama mektuptada anlaşıldığı üzere, saidi kürdi işine geldiği zaman atatürke nasılda yıkama yağlama çekiyor hep birlikte gördük. o yüzden atatürkle ilgili konulara giripte kendinizi rezil etmeyin. ”BEN HİÇ BİR ZAMAN ATATÜRK HATASIZDI” DEMEDİM…. hertürlü yanlıştan,hatadan ,eksikten münezzeh olan yanlızca ve yanlızca YÜCE RABBİMİZ OLAN ALLAHTIR!!… ben kimseyi savunmuyorum burda, ancak anlaşılıyorki sizin şeyhinizin atatürke olan düşmanlığı bu 3 hizmetten gelir. O YÜZDEN SONRALARI YIKAMA YAĞLAMAYI BIRAKIP ELEŞTİRMEYE BAŞLAMIŞTIR.

  • Mete Firidin diyor ki:

    Daha önce Nurculuğu Bahailiğe benzetmiştim. fakat Ahmediliği inceleyince daha çok bu sapık mezhebe benzediğini gördüm. Fakat aslında pek farketmez. İkisi ve hatta üçü de ingilizler tarafından tezgahlanmıştır.

    Köşeye sıkıştıklarında bütün sapık mezheplerin dediğini derler:

    “Bizleri tanımayanların bazıları Ahmedi’lerin bütün Kuran-ı Kerim’e değil de birkaç cüze inandıklarını zannederler. Nitekim geçen günlerde Kueta şehrinde bulunduğum sırada, birçok kimseler bana “Bizim âlimlerimiz, Ahmedi’lerin bütün Kuran’a inanmadıklarını söylerler” diye ifade ettiler. Bu da Ahmediye düşmanları tarafından tezgâhlanan iftiralardan biridir. Ahmediyet’e göre Kurân-ı Kerim asla değişmez ve mensûh olunmaz kutsal bir kitaptır. Ahmediyet, Besmelenin “b”’sinden Vennâs Suresinin “s”’sine kadar olan her harf ve kelimesi Cenab-ı Hak tarafından olup, ona fiilen uymanın gerekli olduğuna gönülden inanır.”

    Nurcularda sıkışınca “bizde müslümanız “derler.

  • Nur Talebesi diyor ki:

    Sayın Dostlar,
    Samimiyetle söyleyeyim ki iyi niyetinizden (en azından yüzde 90′ınınızın) hiç şüphem yok.Burada vahşeti andıran saldırılarınıza rağmen,sizlerle normal hayatta komşuyuz,arkadaşız,akrabayız,ahbabız.İçiçeyiz,bunu unutmayınız.
    Bu arkadaşların sıkıntısı,Kelam-ı Ezeli olan Kur’an-ı Azimüşşan’ın yerine kitap ikame edildiğini “sanmaları”.
    Bu “ZAN” ile verdikleri tepkilerinde haklılar.
    Hatta dahası öyle yapmasalar ve bu “ZAN” a inanırken tepkisiz kalsalar daha da vahim olurdu.
    Bu iyi niyetli(olmayanlar kendini bilir) dostlar;
    1.Bizim Kur’an’ı bırakıp,Nurlar’ı Kur’an yerine koyduğumuz konusuna inanmış\inandırılmışlar.
    Olaya böyle baksam ben de sınırsız bir öfkeye kapılırdım.Ama durum hiç te sizin sandığınız gibi değil.
    Kur’an’ın Hatem-ün Nebi olan Allah Resulü(asm)’a nazil olan son kitap olduğunu,fakat bu Kitab-ı Mübin’in sadece asr-ı saadete değil,tüm asırlarda tüm tabaka insanlara hitap eden bir Kelamullah olduğunu,hatta Kur’an’ın çok mu’cizeliklerinden sadece bir tanesinin,her asra yeni nazil oluyor gibi tazeliğini ve güncelliğini koruması olduğunu,bizzat Allah’ın kelamı olan Kur’an’ın mertebesine hiçbir kitabın ve kelamın yetişemeyeceğini bilinmediğini(bu meseleler ve fazlası Nurlarda kesinkes isbat edilmektedir,meydandadır biraz da oralara baksanız görürdünüz ama bakamayacaksınız çünkü bu istenmez) ve düşünülmediğini sanıyorsunuz mutlaka ki, böyle bahsettiğim ebucehil karpuzu tadında amansız ve mantıksız saldırılarda bulunuyorsunuz.
    Bakın,çok risalelerden sadece 25.Söz olan “Mu’cizat-ı Kur’aniye Risalesi”ni okuma şansınız olsaydı,ya da 20.Söz’ü,ya da İşarat-ul İ’cazı,ya da Ayet-ül Kübra’nın Kur’an mertebesini ya da rahatlıkla gösterebileceğim sayısız yerleri,her iftirayı atardınız ama Nurlar’ın Kur’an’ı örtüp yerine geçtiği gibi dehşetli bir iftirayı herhalde vicdanınızda az bir dirilik varsa yapamazdınız.
    Keza Allah Resulü(asm)’nü bırakıp Bediüzzaman’ı Efendimizden(asm) üstün görmek yalanının çirkinliğini azıcık anlamak isterseniz,tüm külliyatı,hiç değilse 19.Söz’ü,31.Sözü,24.Mektubun zeylini,Ayet-ül Kübranın efendimizi anlatan mertebesini ve daha neleri okuyabilseydiniz anlardınız.
    2.Nur Talebeleri,Kur’an’ın makamını çok iyi bilirler(sayısız yerlerde Nurlar’ın ve Resulullah(asm)’ın makamı isbat ve izah edilmiştir.Sadece “1″ tanesini söyleyeyim,googledan aşağıdaki ifadeyi taratın ve bu tarife dudaklarınızı dişleyin.Ömrünüzde böyle külli bir tarif okudunuz mu,görün.
    (“Kur’an nedir,tarifi nasıldır?-25.Söz)
    3.Şimdi,zaten hepimizin bildiği bir gerçek var.Aranızda ben Kur’andan başka tanımam(sanki bu itikad kendine münhasırmış gibi) diyerek,sözümona tevhidin şahikasında gezdiğini “ZAN” eden saf dostlara derim ki,
    Kur’an-ı Mu’ciz-ül Beyan;
    1.Meali o-la-maz..
    Çünkü Kur’an tabiri caiz ise Allah’çadır!
    Sıfatları kayıtlanamaz bir Zat’ın bizzat kendi külli Kelam-ı Ezelisi’nin yerine bir çok kayıtlarla kayıtlı bir beşerin,bir kulun cüz’i ve basit “Türkçe tercümesi” asla ve asla orijinal Kur’an’ın yerini tutamaz!Belki sadece kabaca neden bahsettiğini anlamak sadedinde bir dürbün,bir araç olabilir.
    Türkçe mealleri Kur’an yerine ikame etmek,Kur’an’ın arabiyyül mübin olarak nitelendirdiği metn-i kudsiye karşı en büyük talihsizliktir,hırsızlıktır,ihanettir.
    Kur’an’a muhatap olmak için tefsir hakikatine muhtaçsınız.Çünkü Kur’an “cevami-ul kelim”dir.Külli bir hitaptır.Her asır ve her tabaka insan kendi hissesini içinde bulabilir ve bu da asla bir devrim projesi olan mealle gerçekleşemez.
    2.Kur’an’a doğrudan muhatap olmak iddiasında bulunan bir kimsenin çok çok ileri derecede Arapça bilmemesi bir kere öylesine akılalmaz bir eksiklik ve boşluktur ki,bunu anlamayanın daha hiç bir şeyden haberi yok demektir.
    3.Sadece Arapça bilmeniz hiç bir şey ifade etmez.Alet ilimleri denilen(ulum-u aliye) bir çok ilimlerde çok ileri derecede olmanız gerekir ki bu da yetmez.
    Mesela Tefsir usulü nedir,Hadis ilmi nasıldır,sarf ve nahvin kaideleri nelerdir(doğrudan doğruya manaya tesir ederler),fıkıh,vesaire..15′e yakın ilmi bilmeden,konuşan kendi kendini kandırır.
    4.Kur’an,tüm alemlerin Rabbi unvanıyla bir kelam olduğundan, içerisinde kevni olarak ta pek çok fenlerden kainata bakan hakikatlerden bahseder.Size küçücük bir örnek vereyim.
    Kur’an “eş şemsü tecri” der.Yani bazı meallerdeki ifadesiyle “güneş döner”.Bilir misiniz eski zamanda haklı olarak insanlar güneşin dünya etrafında döndüğünü sanırlardı.Çünkü bakıyorlar ki güneş her gün şuradan doğuyor,sonra dolaşa dolaşa gelip şuradan batıyor.O asırlarda insanlara tutup bunun aksini iddia etseydiniz,yani Kur’an da ifade edilen dönmek budur,aslında dünya güneş etrafında geziyor demeyle işe başlasaydınız,gözümüzle gördüğümüze mi inanalım yoksa sana mı derlerdi ya da teslim olup şüphelere düşebilirlerd.
    Herkesten Ebubekir(ra) olmasını bekleyemezsiniz.
    Onun için Kur’an o sırada muhataplarına bu ve benzer konuları ve zahir nazarlarında onlarca bedihi(açık) olan ama ileride fennin başka başka görüp göstereceği şeyleri önlerine sürüp,hemen açıp zihinlerini yormamıştır.
    Dolayısı ile alet ilimleri yanısıra tıptan astronomiye kadar da yine nüfuzlu bir bilgiye sahip olacaksınız ki,herkese hitap eden,tutarlı,külli bir manaya muhatap olasınız.
    Çünkü öyle ayetler olur ki onu anlamak için bu fenler de bir basamak teşkil eder ve misalleri pek çoktur.
    5.Diyeceksiniz ki,Bediüzzaman,bu özelliklere sahip miydi de O’nu okuyorsun?
    *Kişinin hangi tefsiri daha yüksek bulduğu ve daha çok istifade ettiği bir takdir meselesidir.Ben Nurlar’ı okurum,yüksek bilirim,sen farklı bir tefsir okur onu tercih edersin.Bu mevzuda kimse kimseye metazori yapamaz.
    *Ben ve benim gibi sayısız insan,aralarında her fenden her kesimden alimin de olduğu sayısız ilim ehli,Nurlardan Kur’an-ı Hakim’in sayısız iman hakikatlerini,sayısız manalarını bulmuşuz ki okuyoruz,bırakamaıyoruz,doyamıyoruz.
    Dileyen dilediği eseri okur,başkasına ne okuduğunun hesabını soramaz.Biz Kur’an’ı anlamada Nurlar’ı tercih etmişiz.Hamdolsun,içerisinde Kur’an a aykırı bir şey de yok,olduğunu iddia eden de hezeyanlarını ilim diye satmaya çalışır.
    Haşr-ı cismaniden,Mi’rac-ı Ekbere,tevhidden nübüvvete,ubudiyetten tevhide,iman küfür muvazenelerinden içtimai pek çok meselelere kadar en yüksek bir üslup ve tahkikle ders verdiğini görmüşüz.İçlerinde tevhide ve ehl-i sünnet itikadına aykırı bir nokta bulamazsınız.
    Saplandığınız malum meselelerin de çok basit izahları var ama sizin önyargılarınızı,inandırıldığınız ZANlarınızı, inadınızı ve saldırgan tutumunuzu bırakmadan ki bırakamayacaksınız,maalesef etraflıca anlama dinleme,önüyle arkasıyla fehmetme şansınız kalmıyor.Cımbızladığınız yerlerde,”bütünü göremediğinizden” göz göre göre boğuluyorsunuz.
    Yoksa biz bilmiyor muyuz söylediğiniz şeylerin,iftira ve karalamaların ne olduğunu.
    Kur’an ve Resulullah’a(asm)aykırı şeyler söylese bu Zat,biz inancımızı yerde mi bulduk,tutup göz göre göre kendisini dinleyeceğiz?
    Bununla birlikte asla diyemeyiz ve denemez ki,bu Nurlar,en güzel ve okunabilecek “yegane” ve “tek” tefsirdir.
    Diyoruz ki biz,sayısız tahkikat ve incelemelerimizin ve elde ettiğimiz istifadelerin neticesinde “en güzel”"en yüksek” bunu bulduk ve öyle de biliyoruz.Bir başkası bir başka tefsiri daha yüksek bulabilir,kendi takdir meselesidir.
    Beğenmeyen,istemeyen okumaz,bakmaz,kendi meselesidir.
    Bütününü okuyup incelemeden saldıran da sadece kendini ısırır,sözünde kıymet olmaz..
    6.Aranızda daha Kur’an’ı anlamaya basamak ve esas teşkil edecek,en temel ilimlerden tamamen mahrum olan kahir ekseriyetinizin bu mevzuda okumadan,incelemeden “sadece takıntı yapıp aşamadığı ve anlayamadığı yerlerde boğulmuş olmasına” yapabileceğim bir şey yok..
    Va esefa demekten başka..
    7.Alimler bir cemiyetin,bir milletin şuurudurlar.Böyle pek çok ilimlere vakıf değilseniz eğer,İslam’ı yaşamayı kendine en yüksek bir gaye bilen ehl-i Sünnet alimlerinizin derslerinden,ilimlerinden faydalanmaya mecbursunuz.Benim aklım bana yeter diyemezsiniz.Sen bir çok ilimlerden mahrum olabilirsin.O zaman alimlerine zihnini açacaksın,dinleyeceksin.Edeple istifade etmeye çalışacaksın.
    Daha arapça bile bilmeyen bir kimsenin Kur’an mealini eline alıp müfessirlik yapmaya soyunması acınacak bir hamakat ve dahası dalalettir.
    Elbette yine de “hissesiz kalmaz” ama kendisini Kelamullah’a muhatap olup O’nu anlaşılması gerektiği gibi anlıyorum sanması acınacak bir cehalettir.
    8.Bu konuda mübalağasız “binlerce” örnekten sadece en basiti olan,25.Sözde geçen “ve lein messethu nefhatün min azabi rabbik” ayetinin kıllet ifade eden heyetteki metanetine ya da “ve mimma razeknahu yünfikun” ayetinin kelimeler arasındaki tesanüdü anlatan tefsirine bakılabilir.Buyrun,okuyun..
    9.Lütfen Fethullah Hoca hakkında muhatap olmayalım.Çünki alakamız yok.Evet,O da Nurlar’ı da başka bir çok eserleri de okuyan,bambaşka bir ekolü olan,farklı bir çizgisi olan,Üstad’ı beğenen ama Nur Talebeliği ile alakası olmayan,dergileri,gazeteleri,olan,okullar açan vesaire birisi.Aranızda yıllarca O’nun yerlerinde kaldım,sonra düşman kesildim filan diyenler kadar bilmem onları,yurtlarını,faaliyetlerini vesaire..
    Bu yüzden konu F.Hoca ise muhatab değilim,ilgim de yok..
    10.Bu yazdıklarım çok aşırı zamanımı alıyor ve ciddi sorun yaşıyorum.Her zaman da yazamayacağım.Size tek tavsiyem,lütfen gözünüzü karartıp saldırmadan evvel,onyıllardır bunca insanın okuyup hırz-ı can ettiği bir Kur’an tefsirinin içinde nasıl bir mana var diye de bir gün düşününüz.
    Yemin ediyorum,bu saldırılarınızın zerre kadar bir kıymeti ve yanımızda ehemmiyeti yok.Ve karanlığınızda boğuluyorsunuz.
    Cenab-ı Hak sizi bu amansız hastalık ve takıntılarınızdan kurtarsın ve hidateye isal etsin..
    “Es selamu ala menittebael huda vel melamu ala men ittibael heva..”

  • Mete Firidin diyor ki:

    Saidi Nursinin Mehdiliği aşağıdaki sapıkların yaptıkları yanında Kötü bir taklit olarak kalıyor.
    Hindistan da ki Ahmediye mezhebinin kurucusunun hezeyanlarını aşağıda veriyorum. Bu hezeyanlar bizimi ile nekadar çok benziyor. yada benzeştirilmiş!

    Kuran-ı Kerim’in, Yüce Allah (cc) tarafından Hz. Resulüllah’a (sav) indirildiği ve hiç kimsenin onun benzerini ortaya koyamadığı bir gerçektir. Kuran-ı Kermi’in bu yüceliğini ispat etmek üzere, Yüce Allah (cc) Hz. Ahmed’e (as) de İlahi bilgi vermiş ve o, bu konuda bütün muhaliflerine meydan okumuştur.
    Hz. Ahmed (as) bir medresede tahsil görmemiştir. Aksine o, babasının özel olarak tuttuğu hocalardan çok cüzi bir bilgi elde etmiştir. Fazl-ı İlahi ve Fazl-ı Ahmed adlı iki öğretmen kendisine Arapça ve Farsçayı öğretmişse de bu öğrenim, ilk okul çocuklarının seviyesini geçmemiştir. Böylece çok düşük seviyede bir bilgi elde etmiş olan Hz. Ahmed’in (as) bütün dünya bilginlerine Kuran-ı Kerim’in tefsiri veyahut Arapça yazı yazmak konusunda meydan okuması gerçekten o bilgilerin İlahi menşeli olduğunu göstermektedir. Öğretmenlerinden çok ilkel bir bilgiyi edinmiş olan Hz. Ahmed (as) Arapça dil bilgisine nasıl sahip olduğunu şöyle dile getirmiştir:
    Yani: “Fazla çaba sarf etmememe ve az öğrenmeme rağmen Arapça dil bilgisinde benim kemale ulaşmış olmam Rabbimin açık bir mucizesidir. O, böylece benim bilgimi ve edebiyatımı insanlara açmak istemektedir. Şimdi benim muhaliflerimin topluluğunda benimle yarışabilecek birisi var mıdır? Bunun dışında bana Arapça lisanından da kırk bin kelime öğretilmiştir. Hâlbuki çoğu kez ben hasta oluyorum ve fazla boş zamanlarım da olmuyor. İşte bu, bir kul işi olmayıp, şüphesiz alemlerin Rabbinin (cc) bir mucizesidir.” [5]
    Kur’an’ın Üstünlüğü
    Hz. Ahmed (as) Arapça olarak yirmiye yakın eser yazmıştır ve bu eserlerde Kuran-ı Kerim’in yepyeni tefsirini de beyan etmiştir. O, bu bilgilerin kendisine Kuran’a tabi olarak bahşedildiğini:
    “Kuran-ı Kerim’in mucizesine tabi olarak bana da fesahat ve belağat mucizesi bahşedilmiştir. Benimle hiç kimse bu konuda yarışamaz.” kelimeleriyle açıklamıştır. [6]
    Aynı şekilde “Lücce-tün Nur” adlı eserinde o, diyerek kendi fesahati ve belağatı ile Kuran-ı Kerim arasındaki farkı dile getirmiştir. “Beyan ile ilgili olarak her ne kadar kemale eriştiğimi iddia ettiysem işte o Allah’ın Kitabı Kuran-ı Kerim’den sonradır.” [7]
    Keza o, kendisine bahşedilen fesahat ve belağat vasfının Kuran-ı Kerim’e hizmet etmesi gayesiyle bahşedildiğini de açıklamıştır. O, bu konuda:
    “Bizim iddiamız şudur ki Hak Teala’nın (cc) yardımıyla bize bahşedilen güzel yazı yazmak kuvveti, bu vasıtayla Kuran-ı Kerim’in marifetlerini ve hakayıkını (gerçeklerini) dünya (insanlarına) göstermek içindir” demiştir. [8]
    Meydan Okuması
    Hz. Ahmed (as) “Zamime Encam-ı Ethem” adlı eserinde muhaliflerine meydan okuyarak şöyle demiştir:
    “Eğer herhangi bir hoca, Arapçanın fesahatı ve belağatı konusunda benim eserimle yarışmak isterse o küçük düşüp rezil olacaktır. Ben kendini beğenmiş her birisine izin veriyorum. Eğer o, karşıma çıkarak benim şiir ve nesrime (düzyazı) eşit olarak şiir ve nesir yazabilirse ve ana dili Arapça olan bir Arap yemin ederek onu doğrulursa, bu durumda ben yalancıyım demektir. Bana muhalif olanlar, Kuran-ı Kerim’in herhangi bir Suresinin tefsirini karşılıklı olarak yazsınlar. Yani karşı karşıya oturarak fala bakıldığı gibi Kuran-ı Kerim açılsın. Böylece çıkan ilk yedi Ayetin tefsirini hem ben yazayım hem de benim muhalifim yazsın. Eğer hakaik ve maarif beyan etmekte ben açık olarak üstün çıkmazsam, yine de yalancıyım (demektir)”[9]
    Hz. Ahmed (as) “Tiryak-ül Kulûb” adlı eserinde kendisine lutfedilen İlahi nimetlerden bahsederek şöyle demiştir:
    “Birincisi şudur ki Kuran-ı Kerim’in yüce marifet dolu anlamları harikulade bir şekilde bana ihsan edilmiştir. Hiçbir kimse bu konuda benimle yarışamaz.İkincisi şudur ki Kuran’ın lisanı olan Arapçanın belağatı ve fesahati bana bahşedilmiştir. Eğer bana muhalif olan bütün ulemalar hep birlikte benimle yarışmak isterlerse, başarısız kalarak yenilgiye uğrayacaklardır.” [10]
    Keza “Keşf-ül Gita” adlı eserinde:
    “Yüce Allah bana Kuran bilgisini bahşetmiştir. (Ayrıca) Arap lisanının deyimlerini anlamak gayesiyle bana bir zeka ihsan edilmiştir. Öyle ki bu ülkede başka hiçbir kimseye böyle bir zeka (ve anlama kuvveti) bahşedilmediğini iftihar ile söyleyebilirim.” demiştir. [11]
    Hz. Ahmed (as) yirmiye yakın Arapça eser yazmıştır. Keza Arapça olarak Yüce Allah’ın (cc) hamdini Hz. Resulüllah’ın (sav) methini ve Kuran-ı Kerim’in yüce şanını beyan etmek üzere birçok Arapça kaside yazmıştır. “Kaside-i İlhamiye” ve “Hutbe-yi İlhamiye” Hz. Ahmed’in (as) iddia ettiği gibi ilham vasıtasıyla vücuda getirilmiştir. Birçok eser yazıldıktan sonra muhaliflerden onun benzerini getirmeleri istenmiş ve bunu başardıkları takdirde kendilerine çok büyük mükafatlar verileceği vaat edilmiştir. Mesela “Keramat-üs Sadıkîn” adlı Arapça eseri hakkında Hz. Ahmed (as), kendisine muhalif olan Muhammed Hüseyin ile Nazir Hüseyin adlı hocalara meydan okumuş ve eserine nazire yazabildikleri takdirde kendilerine 1000 rupi[12] vereceğini vaat etti ise de muhalifleri eserine nazire yazamadılar. [13]
    Aynı şekilde o, “İcaz-ül Mesih” adlı, Fatiha Suresinin tefsirini kapsamakta olan Arapça bir eser yazmıştır. Bu eserin kapağında:
    “Herkim eserime cevap vermek gayesiyle öfkeli bir şekilde kalkarsa o, utandığını hasretlere kapıldığını görecektir.” [14] kelimeleri bulunmaktadır.
    “Padişahî Camii” Lahor’da bulunan “Medrese-yi Nûmaniye” hocalarından olan Muhammed Hasan Feyzi adlı bir bilgin bu esere bir nazire yazacağını ilan etmiş ise de bunu beceremeyerek bir hafta içinde helak olup gitmiştir. Hz. Ahmed (as) eserini şöyle tanıtmıştır:
    “Ben eserimi “İcaz-ül Mesih” olarak isimlendirdim. Rabbime, onu ulemalar için bir mucize kılmasını niyaz ettim. Keza, edebiyatçılardan hiçbirisi onun benzerini yazamasın ve onlardan hiçbirisine onu eş sayılabilecek bir eser yazabilme kuvveti ve yeteneği verilmesin diyerek Rabbime dua ettim. İşte aynı gecede Yüce Rabbim (cc) tarafından benim duam kabul edildi ve benim Rabbim bana bir müjde verdi ve: “Gökyüzünden yasaklayan bir kuvvet (ona nazire yazmaya kalkışana) mani olmuş ve nazire yazmasına izin vermemiştir” buyurdu. Bundan düşmanlarımın eserime bir nazire yazamayacaklarını anladım.” [15]
    Kısacası Hz. Ahmed’in (as) olağanüstü bir şekilde Kuran-ı Kerim ve Arapça bilgilerine sahip olması ve onu, muhaliflerine meydan okuyarak ispat etmesi doğruluğunun bir delilidir. Hz. Ahmed’in (as) eserlerinden bir kısmının İstanbul Belediye Kütüphanesinde mevcut olduğunu ve isteyen okuyucularımızın onlardan istifade edebileceklerini açıklamayı uygun görüyoruz.

  • Mete Firidin diyor ki:

    Her bilenin üzerinde bir bilen vardır.
    İlmin sonu yoktur.
    Her insan Kuranı Kendi nasibince anlar, ancak nasibince anlayabilmesi için önce okuması gerekir.

    Cahil olan ve deli saçması eserler yazan birisinin yazılarını okuyarak Kurandaki nasibinize ulaşamassınız. Ulaşamayınca da Kur’an’a açıkça aykırı olan şeyleri savunmaya devam eder, komik durumlara düşersiniz.

    Kuranı anlamak için önce bu işe başlamanız gerekir . Ben bu işe başlamış durumdayım. sarf, nahiv vs öğrenmeye çalışıyorum. Anlamadığım şeyleri bilenlere soruyorum. Her gün yeni yeni şeyler öğreniyorum. Bu benim hayat tarzım oldu. Bununla mutlu oluyorum.

    Daha önce Kurana öküzün tirene bakması gibi bakardım. Şimdi biraz daha iyi. Bu aradaki farkın yarattığı aydınlanma dünyadaki bütün doğru bilgili kitapların bildirdiği bilgiden daha fazla.

    Sizin söylediğiniz mazeretler aynen namaz kılmayıp da “kalbin temiz olsun” diyenler gibidir. Yada ramazan da oruç tutmamak için mide hastası olanlar gibidir. Bırakın mazereti okuyacaksanız Kuran okuyun.

    Ey Nurcu kardeşim oku ve hakka dön!

  • Mete Firidin diyor ki:

    Nur talebesi!
    Bu dediklerinden hangisini Saidi Nursi biliyor da onun peşine takılıyorsunuz?
    Kuranın Sahibi herşeye gücü yeten Allahdır.
    Sen Kuran okumaya başladığında sana rehberlik eder.
    Allahdan daha iyi kim rehberlik yapabilir ki.

    Hiçbirşey bilmeyenler(Kör cahil veya Nurcu) için dahi Kuran okumak anlamaya çalışmak ibadettir.
    Yoksa Kuran okumak niçin teşvik edilsin veya sevap olsun?

    Cahillik ve cüretkarlık olan ise Kuranı bırakıp sapıkların kitabını okumayı ibadet sanmaktır.

  • AHMET ÇAM diyor ki:

    RİSALECİLER

    SAİD NURSİ SÜRMENAJ HASTASI OLDUĞU İÇİN Mİ BİLEMEM; SAHİ-İ BUHARİ VE SAHİH-İ MÜSLİMDE GEÇEN “SEYHAN CEYHAN FIRAT VE NİL CENNETTENDİR” HADİSİNE KAFASINA GÖRE DİCLE NEHRİNİ DE EKLİYOR.

    Yirminci Söz/Birinci Makam/Üçüncü Nüktede; DİCLE’yi kafasına göre eklemiş.

  • Ahmed Faruk diyor ki:

    “Abdulhakim” rumuzlu kardeşim,

    Şöyle demişsiniz:

    ,”mesela ben bir kimseye Risale-i Nur’da geçen “ölüm yokluk değil, hayat-ı ebediyenin mukaddemesidir” cümlesini okuyunca bana dedi ki, “ben bunları okuyacağıma her nefis ölümü tadacaktır” ayetini okurum daha iyi” dedi..”

    “ortada duran” elmasları bırakıp “madenlerde ömürlerini heder eden” insanlar olduğunuzu bir kez daha anlamış bulunmaktayım. Siz Allah’ın kitabını bir yana koyun, içinde Kur’anın bir kaç Ayetini bulunduran bir zatın kaleme aldığı esere Kur’an benzeri (Belki de yazarın ifadesi ile “Ayetlerinin Ayetleri” denerek haddi aşan) bir değer verin sonra da Ayete teslim olmuş insanları alaya alın. Bunun ne ilimle ne fikirle ne de irfanla alakası vardır!. Size göre müslümanlar risale okumadan müslüman olmamış, size tabi olmadan kurtulamamış duruma düşüyor. Bana göre ise AKILLI hiç bir insanın risale okumasına hele ŞU ZAMANDA “asla” ihtiyacı YOKTUR. Boşuna zaman harcayacaklarına, anlaşılır bir sürü meal-tefsir ile Allah’ın kitabını okuyabilirler hem de anlamış olurlar. İddia ediyorum ki; Sizler Risale okurları olarak ömrünüz boyunca okuyup da anlayamadığınız, anlasanız da bir işinize yaramayacak risalelere ayırdığınız zamanın %1′i kadar bir süreyi Allah’ın kitabı Kur’ana ayırsanız gerçekten ebedi hayatınızı kurtarmış olursunuz. Prof.Dr.A.Bayındır hocamız da bu konuda size gereken uyarıları sadece Allah Rızası için yapıyor. Başka art bir niyet aramanız beyhude bir çırpınış olacaktır. Biz de bu noktada Prof.Dr.A.Bayındır hocamıza destek veriyor sizi Allah’ın gerçek ve tek kitabı olan Kur’ana davet ediyoruz. Tercih sizin, size sunulan elması almak ya da madenlerde boşu boşuna eziyet çekmek tabi ki sizin tercihiniz. Selamlar kardeşim.

  • zarife demir diyor ki:

    Sayın Nur Telebesi, diyorsunuz ki:

    “5.Bir de merak ediyorum.Hep siz soruyorsunuz.Bir de ben sorayım.Burada Kur’an’ı kendine doğrudan doğruya rehber ettiğini iddia eden dostlar,arapçayı ileri derecede bilen,sarf\nahiv konularında ileri,pek çok kevni fenlerden,bir çok alet ilimlerinden,tefsir usulünden,fıkıhtan ileri derecede anlayan ve hadis ilminde uzman kişilerden mi oluşuyor.Yoksa bunlara tam vakıf olmayıp ama birilerine ittibaen donkişotluk yapan internet magandalarından mı oluşuyor.
    Tarz ve üslubunuz beni şüphelere sevkettiği için utanarak soruyorum..Eğer yukarıdaki ilimlerde ileri dereceniz yoksa herhalde Kur’an’ı orijinalinden okuyup tefsir etme cür’etini ve cehaletini göstermiyorsunuzdur..

    kopyaladığım ifadenize göre, kuranı kerimi anlamak için çok vasıf gerekiyor.

    öyle bir insan tarif ediyorsunuz ki hem kevni ilimlerin tüm dallarından, alet ilimlerinden, arapça dil bilgisinden, tefsir usulünden, fıkıhtan, hadis ilminden ileri derecede bilgi sahibi olması gerekiyor. adeta google’ ı tarif ediyorsunuz. böyle bir insan evladı mümkün değil, kusura bakmayın.

    rabbimiz hem sıradan insanların anlayamacağı bir kitap indirecek, hem de o kitabın hükümlerinden tüm insanları sorumlu tutacak, öyle mi?

    bu iddiaya inanmak için; kur’anı anlaşılmaz ilan ederek şeytanın telkinlerine karşı insanı savunmasız bırakan kitaplarla yıllarca beyni yıkanmış olmak gerekir. tıpkı sizler gibi..

  • Mete Firidin diyor ki:

    AMİN.

  • Abdulhakim diyor ki:

    İnsanlara Kur’anı anlatan ve ders veren Risale-i Nura düşman olup da İslamiyeti hatırlatan herşeyi ortadan kaldıran en dehşetli zındık ve münafık bir adama “millete hizmet etmiştir” deyip, dehşetli kusurlarını ve cinayetlerini örten zatlar var…Onların bu hali bile Risale-i Nura kimlerin sataştığına bir delildir…Yani, Risale-i Nur aleyhinde yazı yazanların perde arkasında kime ve neye hizmet ettiğinin alametidir. Böyle olmasa bie bunların İslam düşmanı bir münafığı sezmeyecek kadar basiretsiz kimseler olduğuna delildir..Bunlar Kur’anın bir hizmetkarına söz söylemesinin ne kıymeti olabilir ki..

  • Abdulhakim diyor ki:

    Burhan saçmalıyorsun..Siz bize “Kur’anı anlayamazsınız” deyip, tercümeyi tutuşturuyorsunuz..Biz de “hayır Kur’anın icaz ve belağatı mucize derecesindedir. Bazen bir tek harfi bile birer hakikatler hazinesi hükmüne geçer ve çok manaları ders verir..bu sebeple Kur’anın hakiki tercümesi kabil değildir, öyle ise biz tercüme okumayız, onun yerine Kur’anın manalarını daha tahkiki ve daha geniş ders veren Risale-i Nuru okuyoruz” diyoruz.. Siz insanların eline tercümeyi tutuşturuyorsunuz, biz ise Risale-i Nuru tutuşturuyoruz..Fakat siz cerbeze yapıp, zihni cüzi, şuuru kısa ve fikri müşevveş bazı insanların noksan, kısa ve bazen ayetin sarahatini inciten tercümeye “Kur’an” diyorsunuz..Biz ise, Kur’anı tercümelerin değil, Risale-i Nurun daha anlaşılır ve tahkik ve bu zamanımızın ihtiyaçlarına uygun ders verdiğini söylüyoruz.

    Bu işte o kadar kafanız karışık ki, mesela ben bir kimseye Risale-i Nur’da geçen “ölüm yokluk değil, hayat-ı ebediyenin mukaddemesidir” cümlesini okuyunca bana dedi ki, “ben bunları okuyacağıma her nefis ölümü tadacaktır” ayetini okurum daha iyi” dedi..Düşünebiliyor musunuz bu cümleye “ayet” diyor..Ben de ona dedim ki:”arkadaşım, her nefis ölümü taacaktır cümlesi ayet değil, ayetin manasıdır..küllü nefsin zaikat-ül mevt” ise ayettir…Hem her nefis ölümü tadacaktır, hem de “ölüm yokluk değil, ebedi hayatın başlangıcıdır” cümlesi ayetlerin ifade ettiği manalardır…

    Elhasıl, buradaki bir çok kişinin kafasının ne kadar karışık olduğu kıyas edilsin.

  • burhan yılmaz diyor ki:

    Selamun Aleyküm.

    Recai bey demişsiniz ki;

    ”BURHAN YILMAZ a
    insanların kafalarında,beyinlerinde kuran olmalı;kuran rehber olmalı , elerinde kuran olması yetmez , diyorum ama sen hala anlamıyorsun.”

    Eğer bunu diyorsanız ne ala. Gayet güzel anlıyorum. Zaten bizler de bunu yapmaya çalışıyoruz. Kur-an’ın elde olması yetmez. Kafa, kalp, vicdan kur-an’la inşa olmalı diyoruz. Sizin itirazınız neye şimdi ben onu çözemedim!

    İnşaallah HAK söyleyip BATIL murat etmiyorsunuzdur.

    Çünkü NURCULAR;

    Önce hak söyleyip, KUR-AN’I OKUYUP ANLAMALIYIZ diyorlar.

    Sonra bir bakıyorsunuz, KUR-AN’I ANLAYAMAZSINIZ diyerek, elinize RİSALE-İ NUR tutuşturuyorlar. Böylece BATIL muratlarını gün yüzüne çıkarıyorlar.

    Sonra da açığa düşmemek için RİSALE-İ NUR zaten kur-an’ın tefsiri diyorlar.

    Sayın Recai bey, sayın nurcular, Allah kur-an’ın neresinde ”başınız sıkısınca, filan filan’dan da yardım isteyin diyor. Bırakın ölmüş çürümüş olanları, diri ve yaşayan hatta meleklerden hangisinden yardım isteyebilirsiniz diyor.

    Ne kadar da zalimsiniz. Risale-i nur’lar Allah’ın şirket kurduğunu iddia ediyor.(GAVS-I AZAMA ölümümde bile TASARRUF hakkı verdiğini söylüyor. Said’i Nursi’nin gavsın himayesi ve yardımı ile Rusya’dan kaçtığını ileri sürüyor. Allah aşkına sizde beyin yok mu, sizin gavsınız salak mı? Madem Said Nursi o kadar kıymetli başından beri RUSLAR’A esir düşürmeseydi ya.

    Şeytandan aldıklarıyla kitaplar yazan sonrada bu kur-an’ın tefsiri diyenlere Allah la’net etsin.

    Kendisini her türlü sıkıntı ve darlıktan Allah kurtardığı halde, kurtulduktan sonra, kurtaranın filanca evliya, falanca yatır, bilmem kimin ruhaniyeti diyerek, 1400 yıl önce peygamberimizin darmadağın ettiği putculuk mantığını, yeniden müslümanların kalbine evliya, gavs, üçler, yediler, kırklar, nücaba, nükaba, yatır, imam-ı yesar, imama-ı yemin, ferdiyet makamı, mürşid-i kamil, ehlullah… gibi isimler altında yerleştirenlere, gözyumanlara, teşvik edenlere, eğer dönüp tevbe etmeden ölürlerse ALLAH, MELEKLER, NEBİLER, TÜM İNS VE CİN TAİFELRİ LA’NET ETSİN. LA’NET EDEBİLEN HERKES DE.

    AMİN
    AMİN
    AMİN

  • mehmet diyor ki:

    Eren Durmuş diyor ki;

    “BURDAN SİZİN ÖLMEYİ BAYILMAK ZANNETTİĞİNİZİ ANLIYORUM…… TARİHİ HEP ”YALAN SÖYLEYEN TARİH UTANSIN” CİLTLERİNDEN ÖĞRENMEYE ÇALIŞMIŞSINIZ.TARİH DUYGULARLA VE BELGESİZ YAZILIRSA SİZLER GİBİ HATALAR ORTAYA ÇIKACAKTIR Kİ ATATÜRKÜN BU MEMLEKETE YAPTIĞI 3 ÖNEMLİ HİZMETTEN ;

    1. Sİ= KURANI KERİMİN TÜRKÇE MEALİNİN ÇIKARILMASININ TALİMATINI VERMESİ
    2. Sİ= TÜRK TARİH VE DİL KURUMUNU KURMASI
    3. Sİ= TEKKE VE SAVİYELERİN KAPATILMASI TALİMATINI VERMESİ.”

    Konuyu dağıtmak istemem ama, insanları bir tağuta karşı uyarırken diğerini görmezden gelmeyelim.

    Konu ile alakalı Kazım Karabekir’in anılarından bir alıntı yeterli olacaktır.

    “… Arapoğlunun yavelerini Türkoğullarına öğretmek için Kuranı Türkçeye tercüme ettireceğim ve böylece de okutturacağım ta ki budalalık edip de aldanmakta devam etmesinler..” M. Kemal Atatürk

    Ameller, niyetlere göredir, değil mi?

    Arzu edenler yakın tarih hakkında Kazım Karabekir ve Rıza Nur’un anılarına başvurabilirler.

  • burhan yılmaz diyor ki:

    Selamun Aleyküm.

    Aydın Özen bey demişsiniz ki;

    ”Çünkü Said Nursi çocukluğunda ne İlm-i Ledün Sahibi idi ne de Bediüzzaman sıfatı vardı. Bu kurgu kişilik için SENARYO kavramdı.”

    Maalesef bu ”SENARYO” F.Gülen hoca efendi içinde geçerli. Aşağıda F.Gülenin hayatından bir kesit sunuyorum. Konu bütünlüğü bozulmasın diye uzunca aktardım.

    http://tr.fgulen.com/content/view/14227/13/

    ”Babaya Saygının Ölçüsü

    Fethullah Gülen Hocaefendi 1956 yılında talebeliği esnasında Kemhan Camii medresesinde bulunmaktadır. Medresenin yanında buldukları küçük bir odada beş-altı arkadaşla kalmaktadır. Oda dar olduğundan sığamazlar. Orada yaşadığı ilginç bir hatırasını şöyle aktarıyor:

    Sadi Efendi’nin yanından ayrılınca Kemhan Camii’nin yanındaki medreseye gittim. Zaten eşya olarak sadece bir sandığım vardı. Bu medreseden isimleri aklımda kalan bir Halis’le Muhyiddin vardı. Halis bize çok iyiliği dokunan Alvar ağalarından birinin oğluydu. Beş-altı arkadaş medresenin yanındaki bir odacıkta kalıyorduk. Eğer birinin misafiri gelirse, yatacak yerimiz kalmazdı. Çok dar bir yerdi.

    Yatmak istediğimde baktım ayağımı arkadaşlardan birine doğru uzatmam gerekiyor; saygısızlık olur düşüncesiyle ona doğru ayağımı uzatmadım. Diğer tarafta kitaplarımız duruyordu. Kitaplara doğru da ayaklarımı uzatmam mümkün değildi. Beri taraf kıbleye denk geliyordu. Ayağımı uzatabileceğim tek yön vardı; orası da Korucuk istikametini gösteriyordu. Ve ben babam Korucuk’ta olabilir ve ona karşı saygısızlık etmiş olurum düşüncesiyle o tarafa da ayağımı uzatamadım. Birkaç gece böylece hiç uyumadan oturdum.

    Burada unutmadan şunu da ilave edeyim ki, ben hayatımda bir defaya mahsus dahi babama doğru yani onun doğduğu ve şu anda medfun bulunduğu Korucuk’a doğru ayağımı uzatıp yatmadım. Benim ebeveyne karşı saygı anlayışım budur.”

    Lütfen şu ifadeye dikkat edin;

    ”BENİM EBEVEYNE KARRŞI SAYGI ANLAYIŞIM BUDUR”

    Hoca efendiye ait yukarıdaki hayat hikayesi, zannedersem doksanlı yıllar arefesinde zaman gazetesinde ”küçük dünyam” diye yayınlanan hoca efendinin küçük dünyasından bir kesit. doksanlı yıllar arefesi tamda ”kurgu kişilik için SENARYO” üretim aşamasıdır. Küçük dünyam yazı dizisi içine yerleştirilen ”İMAJ” kişilik oluşturmak maksadıyla üretilmiş söylemlerden sadece birisi.

    Yukarıda geçen hadiseler doğru olabilir, hoca efendinin saygı anlayışı çocukluk ihtibariyle böylede oluşmuş olabilir. Çünkü doğu kültürü buna müsait. Ancak burada dikkat edilmesi gereken konu şu;

    1-”Küçük Dünyam” adlı yazı dizisi yayınlanırken hoca efendinin yaşı kemale ermiştir.

    2-Normal bir insan(İMAJ’a çalışmayan) çoçukken yaptığı ifrat ve tefritleri tatlı bir hatıra olarak anlatır, sonrada sevenlerine dönerek, gençler bu yaptılarımız yanlış ve akılsızlıkmış, maalesef bizi yetiştiren gelenek ”EBEVEYN’E SAYGI ADINA” bizi böyle bir sıkıntıya sokmuş. Ne olur dikkat edin geleneği DİN zannetmeyin. Demesi gerekirken, kendisini seven onu taklide çalışan bir sürü müridi var iken üstelikte yaklaşık 45 yaşlarında iken çıkıpta derse ki;

    ”BENİM EBEVEYNE KARRŞI SAYGI ANLAYIŞIM BUDUR”

    o zaman birileri hoppala, bu nasıl saygı anlayışı der ve şu soruyu sorar.

    ”bu anlayış sizde ”seçilmiş biri ” olduğunuz inancı doğurmadı mı?”

    Ancak bu soruyu bir nurcu soramaz. Bu soruyu SABAH gazetesinden NURİYE AKMAN sorar.

    Sorar da artık NURCULAR nezdinde hoca efendinin SENARYO kişiliği oturmuştur. Ancak yeni bir sorun çıkmıştır, epeydir haşir neşir olduğu, dinle diyenetle ilgisi olmayan kesime karşı bu senaryo kişilik tam bir ”MASKARALIKTIR”. bu maskaralıklardan bir taneside ”KİTAPLARI ALIPTA KIBLE TARAFINA KOYAMAMIŞ MI? İNSAN BU KADAR AKILSIZ MI OLUR?” türünden sorulardır. Aslın da biz bu tür soruları ta o zaman küçük dünyam yayınlanırken sormuştuk avazımız çıktığınca. Hiç unutmuyorum bir iftar yemeğinde gazete elimizde üç-dört genç nasıl olur bu iş diye konuşurken, misafiri olduğumuz, hocaefendinin hemşehrisi edebiyet öğretmeni Selami bey, mutfaktan yanımıza geldi sağ eliyle bıyığını tutarak, halimize gülümseyerek dediki;

    -”çocuklar bu işe fazla kafa yormayın, kitapları alıp kıpleye koyabilirdi” dedi

    O zamanlar hoca efendiyi akılsızlıkla suçlamıştık biz gençler. Ancak daha sonraları Selami hocanın aslında oluşturulmaya çalışılan ”SENARYO” kişiliğinin farkında olduğunu ” kitapları alıp kıpleye koyabilirdi” söyleminden çıkardım. Çünkü Selami hoca F.Gülen’in çok akıllı ve zeki olduğunu biliyor ve ne yapmaya çalıştığınıda anlıyordu. Ondandır biz konuştukça iç çekerek gülümsüyordu.

    Şimdi de hoca efendi ”SENARYO KİŞİLİĞİ” nurcular açısından tam olarak oluştuktan sonra, temasa geçtiği LAİK, SEKÜLER, LİBAREL, BATICI tipler açısından tam bir maskaralık olan ”SENARYO KİŞİLİĞİ”nden nasıl kurtarmaya ve üzerini örtmeye çalışıyor ona bakalım.

    SABAH GAZETESİNDEN NURİYE AKMAN’IN RÖPARTAJINDAN BİR KESİT

    http://tr.fgulen.com/content/view/7855/15/

    ”Bu Kadar Eziyete Gerek Yok’

    ‘Küçük Dünyam’da, medresedeki ilk gecenizi anlatıyorsunuz: ”Yatmak istediğimde baktım ayağımı arkadaşlardan birine doğru uzatmam gerekiyor. Saygısızlık olur düşüncesiyle ayağımı ona doğru uzatamadım. Diğer tarafta kitaplarım duruyordu. Kitaplara doğru da ayaklarımı uzatmam mümkün değildi. Beri taraf kıbleye denk geliyordu. Ayağımı uzatabilecek tek yön vardı. Orası da Korucuk istikametini gösteriyordu. Ve ben babam Korucuk’ta olabilir, ona saygısızlık etmiş olabilirim düşüncesiyle o tarafa da ayağımı uzatamadım. Bir kaç gece böyle hiç uyumadan oturdum.” Sonradan hiç düşündünüz mü, ”Acaba kitapların yeri değiştirilemez miydi” ya da ”Arkadaşımdan yerimi değiştirmesini isteyemez miydim” diye. Yani uykusuz kalmaya değecek kadar çözümsüz bir problem miydi bu?

    Aslında bir insanın hayatta kendisine bu kadar tazib (eziyet) etmesine gerek yok. Din de bunu emretmez . Bazı şeyler, insanın içine öyle doğar, öyle karar verir. Ben şimdiki konumum itibariyle, meseleye böyle yaklaşırsam Müslümanlığı zorlaştırmış olurum. Bu da dinin ruhuna ters olur. Şimdi biri bana, ”Ayağımı kitaplarıma uzatayım mı; babamın köyüne uzatayım mı” diye sorsa ben, ”İstirahatına bak” derim. Ama ben o zaman bir çocuktum. Hislerim daha öndeydi. Aldığım terbiye bana onu telkin ediyordu. Babamın gölgesine ayağını basmamış bir insan olarak, babamın, annemin bulunduğu yere o gün ayağımı uzatmamıştım. O ayağımın altına gelecek arkadaş misafirdi, ona kaşı saygısızlık yapmak istemedim. Kitaplar kütüphanedeydi, başkalarının da kitapları vardı. Kaldırmam da mümkün değildi. Bir yanda da kıble vardı. Zannediyorum öyle sübjektif mülahazalarımla o gece öyle oldu. Gerçek bir saygı ifadesi midir, değil midir? Ama halis bir niyetleydi.

    Yani biraz ifrata kaçtığınızı mı düşünüyorsunuz?

    Evet öyle diyorum. Objektif değil yani öyle bir mesele dinin ruhuna da uygun sayılmaz.”

    Şimdi bizi burada asıl ilgilendiren Nuriye Akman’la yapılan röpartajda ki;

    ”Ama ben o zaman bir çocuktum. Hislerim daha öndeydi. Aldığım terbiye bana onu telkin ediyordu.”

    cümlesidir.

    Bu yaptığını yıllar sonra ”SENARYO KİŞİLİĞİ” olutuktan sonra gelen güya bir düzeltme.

    Ancak unuttuğu bir şey var. Küçük Dünyam isimli kitapta geçen ve ”SENARYO KİŞİLİK” inşaasına yönelik şu cümle;

    ”BENİM EBEVEYNE KARRŞI SAYGI ANLAYIŞIM BUDUR”

    onu çocukken söylediği bir cümle değil, tam tersine yaklaşık ”küçük dünyam”yayınlanırken ki kırkbeşli yaşlarındadır.

    Aklını aldığı cemaatinin bunları düşünemeyeceğini bildiği için, her iki yazıyıda pervasızca kendisine ait internet sitesinde yayınlamaktadır.

    Camatinin (aklını aldığı gariban anadolu müslümanı) nezdinde ŞEÇKİN kişilik,

    Seküler, laikçi, liberal, batıcı ahbaplarının yanında MASKARALIKLARDAN arınmış kişilik.

    Oh ne ala, herkese bakan, herkesi idare eden bolca maskeler.

    Vahy’in penceresi tarafından bakanlara ise türlü salvolar, iftiralar, suizanlar.

    Çünkü VAHY insana maskeleri alaşağı etme becerisi kazandırıyor.

    Hoca efendinin muhipleri bence kızıp hakaretler yazmadan önce yazıyı bir daha okuyun. Yorumlarımı iki yazı arasındaki ”MADDİ HATA”yı esas alarak şekillendirdim. Lütfen buna dikkat edin. O maddi hatayı tekrar yazıyorum

    ”BENİM EBEVEYNE KARRŞI SAYGI ANLAYIŞIM BUDUR”(küçük dünyam)

    ”Ama ben o zaman bir çocuktum. Hislerim daha öndeydi. Aldığım terbiye bana onu telkin ediyordu.”(nuriye akman röpartajı)

    Nurculara duyurulur.

    Allah’a emanet olun.

  • Aydın Özen diyor ki:

    Nur Talebesi isimli kişiye,

    Bu sayfada, Nurcu kabul edilen kişiler dairesinden şahsi cümleleri ile yazan benim gördüğüm ikinci kişisiniz. Bu yönüyle yazınız önemli…

    İçerik olarak cemaatiniz ve ona dair kabulünüz eksenli NARSİST yaklaşım, ülkenin inanca dair gurup faaliyetleri çerçevesinde Lise 2. sınıftan başlayarak 36 yılını vermiş biri olarak incitici ve fikirden ziyade insiyaki aşağılama duygusunu tatmin esaslı…

    Okumak için vakit ayırmayıp daha hayırlı işlere yöneleceğinizi belirtseniz de cevap kabilinden belirtmek istiyorum.

    “sizler…” diye başladığınız cümleden hareketle İslami İlimlere YETKİN olup olmadığımızı merak ettiğinizi belirtiyorsunuz.

    Çok anlamlı ve sarsıcı ve bir o kadar da düşündürtücü bir sorgulama…!

    Serdettiğiniz bu kriterin kapsamı Said Nursi için de geçerli mi?

    İsterseniz cevap vermeyebilir, hatta gülebilirsiniz de…

    Kaynak eserinize sadık kalmak ve o eserde anlatılandan olmak kaydıyla;

    Said Nursi ve Şakirtleri ALİM olması için size göre değil RİSALEYE GÖRE NE YAPMALILAR ?

    Said Nursi nasıl ALİM OLMUŞTUR?

  • eren durmuş diyor ki:

    Nur talebesine (sanırım ağabeysine)

    Birtakım mesnetsiz tenkitlerde bulunmuşsunuz,kendi kullandığınız taktikleri rakibe isnad etmekte sanırım ‘’ağlamanın’’ değişik bir stili.

    Demişsinizki;

    1.Kendi sahanızda,sizinle doğru dürüst muhatap olan birisi de yokken,tek kale çocuk maçı yapıp, kendiniz çalıp söylüyor,dahası ortaya hezeyanlardan başka bir şey koymuyorsunuz.Bazen de “goool “diye bağırıp birbirinize sarılıyorsunuz.

    El cevap: siz kendi sitelerinizden birinde bu konuda bir tartışma oluşturma cesaretini gösterin,biz ordada ÇİFT KALE maç yaparız emin olun. Ayrıca siz ‘’vaktim yok’’ ayaklarına yatıp bütün sayfayı okumamazlık etmeseydiniz, maçın tek taraflı olmadığını,yeterince risaleden ve kurandan bihaber nurcu arkadaşın burada görüş belirttiğini, bizim sorduğumuz sorulara cevap veremedikleri için maçın TEK KALE izlenimi verdiğini anlardınız. (sizin vaktiniz olmayabilir, benim size layık bir sürü boş vaktim var diyebilirim).

    Demişsinizki;

    4.Ama size hiç değilse bir çok sualinize cevap verecek bir eser tavsiye edeyim. Bilirim ki okumayacaksınız. Bilirim ki birileri sizin adınıza okuyup Bektaşi misali bilmeniz gereken kısmı size cımbızlayıp sunacak ve siz kendi yağınızla kavrulmaya devam edeceksiniz.

    El cevap: zaten tartışma konusu olanlar, o göstereceğiniz (muhtemelen) eserlerin takendileridir. Eğer ortaya yem olarak Bektaşi, Mevlana falan atıp risale ve saidi kürdiyi aradan sıyıracağınızı sanıyorsanız, o çok değerli zamanınızı devekuşu belgesellerine harcadığınızı anlarım. Ayrıca, cımbızlayıp almak tabiri, RİSALEDEKİ KURANI KENDİSİNE UYDURMA ÇABALARI (KURANA, KENDİSİNE İLAHİ DEĞER VERDİRTME ÇABALARI) yanında çok masumane kalacaktır.

    Demişsinizki;

    5.Risale-i Nur’da 1075 adet “hadis kaynaklı” sözü anlatıp cetvelde gösteren,sizin mevzu diye sevinç naraları attığınız “levlake hadisi” de dahil geniş ve mukni izahat veren,hurufilikle ya da İslam öncesiyle fena karıştırdığınız Cifir-ebced ilmi hakkında geniş izahat veren,ama asla işinize gelmeyecek ve asla sabırla okuyamayacağınız,mutlaka yine yeni hezeyanlarla yeni ebucehil karpuzlarınızı yetiştireceğinizden zerre kadar şüphem olmamakla beraber,ne olur ne olmaz deyip söyleyeyim.
    Envar Neşriyat yayınlarından çıkan Abdülkadir BADILLI ‘nın hazırladığı “Risale-i Nur’un Kudsi Kaynakları” isimli kitabı,kendiniz,sabırla ve insafla okursanız,bir çok cerahatınız şifayab olur inşaallah.
    Belki de daha kötü olursunuz tabi,çünkü insaf yerini taassup ve eneye bırakınca “arı su içer bal akıtır,yılan su içer zehrini döker” sözünün manasına masadak olacaksınız.
    Şimdi çıkar birisi,ben okudum orada şöyle şöyle şeyler var,der,gevşersiniz.
    Ya da o çok ciddi ve kapsamlı çalışmayı cımbızlar,ya da kendi fikrine uygun gelmediğinden “ıııhhhhh,gabul etmem,dünyada olmaz” der,yine gevşersiniz.

    El cevap: cifir-ebced hesaplarını Allaha şükür risaleden öğrenmedik, cifir-ebced hesaplarını kimler yapar,ne amaçla yapar bunu tarih kaynaklarından araştırdık. (bununda örneklerini defalarca verdim,sizin vaktiniz kıymetlidir gerçi ama bir sayfayı araştırın göreceksiniz). Son cümlenizde de yine belgesel kahramanı gibi konuşmuşsunuz, aynı kitabı okuyan insanlardan sadece NURCULAR gerçek manasını anlayabilir,sizden farklı manalar anlarlarsa mutlaka ilim dışı ve akılları kıt insanlardır öyle değilmi?? Ben sizin ilim anlayışınızı,şu olaya bakış açınızla puanlıyorum. ‘’saidi kürdi bütün ilim adamlarını MAT etmiştir (herhangi bir örnekte mevcut değil,biz idda ederiz ,siz yerseniz ne ala),sahip olduğu bütün ilmide rüyalarında edinmiştir. Yani, saidi kürdinin ilim adamı olup olmadığını tartışmaya kapatıp,geri plana itmek için uydurulmuş laftır. Bu sebeplede millet ‘’hakkaten rüyadamı edinmiştir’’ diye dövünerek (cambaza bak!!) oyununa kurban gitmiştir.

    Demişsinizki;

    4.Kafayı Risale-i Nur’la fena bozmuşsunuz.Ancak bunun da kader nokta-i nazarında hayırlara vesile olacağını düşünüyorum.Pek çok Nur Talebesini daha müdakkik okumaya,daha dikkatli incelemeye teşvike vesile oluyorsunuz.
    Şahsen ben,bugün fırsatım vardı,1 saat evvel işten çıktım ve yukarıda bahsettiğim eseri bulup kurcaladım.Nurlara olan hayranlığım,merbutiyetim ve muhabbetim bir kat daha arttı.Sayenizde aslında ihmal etmiş olduğum bir çok yerleri karıştırdım ve sonuç olarak ne kadar doğru bir yolda olduğumu teyide vesile oldu.

    Buna ben bir şey demeyeceğim,burada sizin etki altına aldığınız kişilere KURAN kaynaklı uyarılar yapmamız sizi ve talebelerinizi rahatsız edip ,beşer kitabına sevkediyorsa, bakın Yüce Rahman ne buyurmuş kitabında:

    (Hristiyanlarla ki özellikle vatikanla aranızın bukadar sıkı fıkı oluşunuda buna bağlıyorum)

    Maide suresi 68. ‘’ De ki: “Ey Ehlikitap! Siz, Tevrat’ı, İncil’i ve Rabbinizden size indirileni tam uygulamadıkça hiçbir şey değilsiniz.” Rabbinden sana indirilen, onlardan birçoğunun küfür ve azlığını elbette artıracaktır. Küfre batan topluluk için tasalanma artık.’’

    Demişsinizki;

    5.Bir de merak ediyorum.Hep siz soruyorsunuz.Bir de ben sorayım.Burada Kur’an’ı kendine doğrudan doğruya rehber ettiğini iddia eden dostlar,arapçayı ileri derecede bilen,sarf\nahiv konularında ileri,pek çok kevni fenlerden,bir çok alet ilimlerinden,tefsir usulünden,fıkıhtan ileri derecede anlayan ve hadis ilminde uzman kişilerden mi oluşuyor.Yoksa bunlara tam vakıf olmayıp ama birilerine ittibaen donkişotluk yapan internet magandalarından mı oluşuyor.
    Tarz ve üslubunuz beni şüphelere sevkettiği için utanarak soruyorum..Eğer yukarıdaki ilimlerde ileri dereceniz yoksa herhalde Kur’an’ı orijinalinden okuyup tefsir etme cür’etini ve cehaletini göstermiyorsunuzdur..

    El cevap:sorunuzun cevabı sizdedir, sizin sohbetlere çağırdığınız saf/temiz beyinlerin hepsi Osmanlıca biliyorda,sizin risaleden okuduğunuz her kesiti kelimesi kelimesine anlıyorlar mı?????? Doğru, anlamıyorlar. Zaten size lazım olanda budur, ANLAYANLAR ZATEN 3 GÜN SONRA SİZDEN SON HIZLA KAÇACAĞI İÇİN SİZİN ONLARA HARCADIĞINIZ ZAMAN BOŞA GİDECEĞİNDEN SİZE ANLAMAYAN ADAM LAZIM. Hadis ilmi diye bir ilim dalı uydurulmuş, çok güzel kullanıyorsunuz. Ben de aşağıdan size bir hadis belirteyim birazda onunla oyalanın….

    Muttalib b. Abdullah b. Hantab’tan rivayet olunmuştur; dedi ki: (Bir gün) Zeyd b. Sabit, Muâviye’nin[8] yanına gitmişti. (Muâviye ona, Hz. Peygamber’den rivayet ettiği) bir hadisi sordu. (Zeyd ona bu hadisi rivayet edince Mûaviye orada bulunan) bir adama bu hadisi yazmasını emretti. Bunun üzerine Zeyd ona: Resulullah (s.a) bize kendi sözlerinden hiçbirini yazmamamızı emretti, dedi. (O adam da yazmış olduğu) bu hadisi sildi.

    Sünen-i Ebu Davud Terceme ve Şerhi, Şamil Yayınevi: 13/251; Hanbel, Müsned, V/182, H.no: 21471; Ebû Dâvûd, İlim. 3, H.no:3647

    Ebû Saîd el-Hudrî (r.a)’dan şöyle dediği rivayet olun¬muştur: Biz Kur’an ve şahadet kelimesinden başka bir şey yazmadık.

    Müslim, zühd 72; Dârimî, mukaddime 42; Ahmed b. Hanbel, III, 12, 21, 39, 56.

    Demişsinizki; ‘’ Eğer yukarıdaki ilimlerde ileri dereceniz yoksa herhalde Kur’an’ı orijinalinden okuyup tefsir etme cür’etini ve cehaletini göstermiyorsunuzdur..’’

    Bu tür ilimleri rüyasında edindiğini idda eden mahalle üfürükçülerinin değilde, ilmi fakültelerde edinmiş gerçek ilim adamların meal/tefsirlerini inceliyoruz, birini diğeriyle kıyaslıyoruz, doğru olabileceğine kanaat getirdiğimizi kendimize alıyoruz. (HANİ RABBİM KURANDA ,’’AKIL SAHİPLERİ’’NDEN BAHSEDİYOR YA….. BİZ BUNADA ‘’CEHALET’’ DİYECEK KADAR CAHİL GÖRMÜYORUZ KENDİMİZİ.

    7. MADDE İLE İLGİLİ GÖRÜŞLERİNİZE BEN YANIT VERMEYECEĞİM,YAYINLANMAYACAK BİR CEVABI VERME GEREĞİ DUYMUYORUM (SANIRIM ANLAMIŞSINIZDIR)..

  • RECEP diyor ki:

    Sayın nur talebesi sizlerin aldığı eğitim KUR’AN’I anlamamadır. Onu ALLAH İnsanların anlayacağı dilden anlayacağı şekilde indirmekten haaşa aciz onu saidi kürdi gibi ebcetle cifirle kabalayla bir açıklayoıcı haşa ortağa ihtiyacı var .
    Eğer sizler gerçekten KUR’AN’A İman edip onu anlamaya çalışarak okumuş olsaydınız o yazıyı yazamazdınız. Bak, Allah ne diyor:

    BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM

    “ELİF, LÂM, RÂ. BU ÖYLE BİR KİTAPTIR Kİ, ÂYETLERİ MUHKEM KILINMIŞ, SONRA HAKÎM OLAN VE HER ŞEYİN İÇ YÜZÜNÜ BİLEN ALLAH TARAFINDAN AÇIKLANMIŞTIR. BÖYLE OLMASI, ALLAH’TAN BAŞKASINA KUL OLMAYASINIZ DİYEDİR. BEN DE ONUN TARAFINDAN SİZE GÖNDERİLMİŞ UYARICI VE MÜJDECİYİM. ”11/HÛD-1-2

    “ONLARDAN BİR TAKIMI DA KİTAB’I OKUYORMUŞ GİBİ DİLLERİNİ BÜKERLER Kİ, SİZ ONU KİTAPTAN SANASINIZ. AMA O KİTAP’TAN DEĞİLDİR. “BU ALLAH KATINDANDIR” DERLER, HÂLBUKİ ALLAH KATINDAN DEĞİLDİR. ONLAR O YALANI ALLAH’A KARŞI, BİLE BİLE SÖYLERLER”.3/AL-İ İMRAN-78

    ŞÜPHESİZ Kİ BU KUR’ÂN, İNSANLARI EN DOĞRU VE EN SAĞLAM YOLA İLETİR VE SALİH AMEL İŞLEYEN MÜMİNLERE BÜYÜK BİR ECİR OLDUĞUNU MÜJDELER. 17/İSRA–9

    ALLA’IN BİZLERİ SAİDİ KÜRDİ GİBİ UYDURULAN MÜRŞİDLER ŞEHLER GİBİ YARATILANLARA KUL OLMMMAYASINIZ BUYIRDUĞU KUR’AN’I ANLAYASINIZ DİYE İNRDİĞİNE KESİN OLARAK İMAN EDER SAİDİLER GİBİLERİNE KUL OLMAZDINIZ.

    Senin yazdıkların tamamı allahın yukarıdaki ayetler gibi yüzlerce ayeti görmemeyi gerektiriyor. EĞER ANLAYABİLİRSEN.

    kur’an asla ebcet ve cifir gibi sapıklıklara alet edilecek bir kitap değil o ALLA’IN HİDAYET REHBERİ ÇOK YÜCE OLAN KUR’AN’I AZİMİŞŞANDIR.

  • mustafa diyor ki:

    Ahmet Akgündüz’ün risalelerin sadeleştirilmesi ile ilgili bir yazısından bir kesit;

    ” Risale-i Nur’da Bediüzzaman mü’ellif değil sadece bir tercümandır; bu sebeple sadeleştirme manen engellenmiştir.
    Bediüzzaman Hazretleri eserlerinin bir çok yerinde Rislae-i Nur’un Kur’anın hakiki tefsiri olduğunu ve kendisinin ise sadece tercümanı bulunduğunu açıkça ifade etmiştir. Mustafa Sungur Ağabeyden duyduğuma göre Onuncu Sözün Dokuzuncu Hakikatını Üstad’ın binlerce defa okuduğunu ve 400 ayetten süzülen bir manevi reçete olduğunu ifade etmiştir.
    Bu sebepledir ki, değil sadeleştirme, Risale-i Nur’un kendi içinde farklı tasnifi ve tanzimi bile Üstadın ifadesiyle izin verilecek bir mesele değildir. Geliniz bu tespiti Üstad’dan aynen dinleyelim:
    ‘’Dört ayrı ayrı mebhastır. Bu dört mes’ele birbirinden uzak olduğundan, bu mektub perişan görünüyor. Bu perişan mektub münasebetiyle kardeşlerime ihtar ediyorum ki:
    Bu küçük mektupları hususî bir surette, hususî bazı kardeşlerime yazmıştım. Büyük mektuplar meydana çıktıktan sonra, küçükler de umumun nazarına gösterilmesi lâzım geldi. Halbuki tanzimsiz, müşevveş bir surette idiler. Onlar ne hal ile yazılmış ise, öyle kalması lâzım geliyordu. Sonradan tashih ve tanzim etmeye me’zun değiliz! İşte bu Onbirinci Mektub, perişan bir surette, birbirinden çok uzak [dört mes'ele] den ibarettir. Hem müşevveş, hem perişandır. Fakat şâirlerin ve ehli aşkın, zülf-i perişanî sevdikleri ve istihsan ettikleri nev’inden, bu mektub da zülf-i perişan tarzında soğuk tasannu’ karışmadan, hararet ve halâvet-i asliyesini muhafaza etmek niyetiyle kendi halinde bırakılmıştır.’’
    Bu yüzden ağabeyler, Söz Neşriyatın yeniden tanzim edilen şekline dahi soğuk bakmışlardır; ancak asliyetine halel gelmediğinden sonradan müdahale edilmemiştir.”

    Said Nursi müellif değil, tercüman(!)

    Müellifi kim?

    Sonra da buraya gelip yok yüzde 0,15, yüzde bilmem kaç.

    Bütün dünya risaleci olsa tek ben kalsam ne yazar?

  • Aydın Özen diyor ki:

    Sevgili Eren Durmuş Bey,

    Mevcut verilerden hareketle anladığımız o ki kurtaran olmasa bile kurtarma organizasyonunu yapan Enver Paşa’dır. Kurtarılma bütçesi Teşkilatı Mahsusa bütçesinden karşılanmıştır ki işin burası tarihen sabittir.

    Bu Vesileyle, yazılarınızda ısrarla bahsettiğiniz Said Kürdi ismi doğrudur. Daha önceki yazılarıma konu etmiştim. Gülcemal hadisesi vardı. Gülcemal bey’in babası RUSYA ESARETİ dönemine gönderme yaparken “o zaman biz ona Saidi KÜRDİ diyorduk, şimdilerde adı BEDİÜZZAMAN’dır git onu bul…” demiştir.

    Buradan anlaşılan orijinal isim Said Kürdi, sonra Bediüzzaman, sonra Said Nursi, soyadı kanunu sonrasında da Said Okur…

    Ancak şahsen ben Said Nursi ismi genel kabul gördüğü için onu kullanmakta bir sakınca görmüyorum. Sizin de bu konuyu Kavmi taassubu göstermekten ziyade baba ismi olarak zikretmeniz nedeniyle doğru bir hatırlatma yaptığınızı, imaj-mesaj bağlamında bir misyonu olduğunu düşünüyorum.

    Yazılarımda tarihi dönemi biraz soğuk kaçsa da inceleme gayretim KURGU olan efsanenin anlaşılmasına, kişinin ne yapmak istediğinin daha kolay anlaşılmasına katkı sunması amacıyladır.

    Çünkü Said Nursi çocukluğunda ne İlm-i Ledün Sahibi idi ne de Bediüzzaman sıfatı vardı. Bu kurgu kişilik için SENARYO kavramdı.

    Nurcu sitelerin tarihsel olayları sıralayışlarına da dikkat edilirse, aslında bu işin doğrusunu bilenlerin oldukça fazla olduğu görülüyor. Yapılmak istenen AKIL OYUNU’dur.

    Said Nursi, analitik mantığı nedeniyle, iyi bir sosyolog, iyi bir feylesof olabilir ama asla ULEMA değildir. Bir hareket önderi, teşkilatçı olabilir ama asla Kur’an’ın öveceği, olmaz ya Müjdeleyeceği nitelikte bir GEÇMİŞE sahip değildir.

    Said Nursi KURGU bir kişidir. Kaygıları olabilir ama Kur’an Temelli düşünce yapısına sahip değildir.

    Ben yazılarımla tarihi anlamaya çalışırken bunun görülmesini istedim.

  • burhan yılmaz diyor ki:

    Selamun Aleyküm

    Mete Firidin bey yazının başlığını yayınlamamışsınız. Müsaadenizle o yazının başlığını yayınlıyım.

    ”İLİM BİZİ TASDİK EDİYOR”

    F.Gülen hoca efendi başlığın aksine, o yazıda resmen kendilerini ŞEYTANA tasdik ettirmiş.
    Ya rabbi ne günlere kaldık. Koca cemaatin umut bağadığı işe bak. Ruh çağıran geri zekalılardan davalarına destek alıyorlar.

    Bir tane şakirtte çıkıp hocam ayıp oluyor, bu kadar da işi şirazesinden çıkarmayın diyemiyor.

    Allah’a emanet olun.

  • Haluk Aydoğan diyor ki:

    Selamın Aleyküm,

    Ben yaklaşık 10 yıl nur cemaatinde aktif hizmette bulunduktan sonra cemaatten ayrıldım ayrıldığım zaman da dahi Said Nursi gibi diğer islam büyüğü olduğunu düşündüğümüz kişilere saygım son derece fazla idi..Bu saygının nasıl tam tersine döndüğünü paylaşmak istiyorum sizler ile…

    Fakat özellikle son 2 yıldır kendi yakın arkadaşlarımız ile kendi aramızda istem dışı bir fikir kulubü kurduk ve bu şekilde karşılıklı sohbetlerlr etmeye başladık, haftada 3-4 kere bir araya gelip özellikle inandığımız islamiyet hakkında birbirimize sorular sorup daha sonra ki sohbetlerde bunları araştırmak üzere cevaplar arıyorduk…

    Bu konuşmalarda çıkan bir kaç soruyu sizlerle paylaşmak isterim…

    1) Bizim bir müslüman olarak anlayamadığımız Kuran’ı Kerim-i nasıl olurda bir hristiyandan museviden ateistten okuyup anlayıp müslüman olmasını bekliyoruz?

    2) Anlayamadığımız bir kitabın alimini neye göre belirliyoruz? Topluluğun kanısına göre alimleri belirliyorsak ki öyle yapıyoruz…O zaman Şia mezhebinde ki veya Vahabi mezhebindekilere de laf söyleyemeyiz… Çünki onlarda kendi toplumunun alim dediklerine inanıyorlar…. Alim şahıs bir şey söylüyor ise bir bildiği vardır…
    Bunun sonucunda da biz şanslı oluyoruz bizim alimlerimizin arasında doğduk cennete gideceğiz fakat diğerleri şanssız öyle bir toplumda doğmuşlar…

    Allah ise Kuran-ı Kerim’de açıkça diyor ki “Müslüman Doğruyu arayandır.” (Cin/14)yani biz istediğimiz kadar kendimize müslüman diyelim, arayıp bulmadığımız bir dinin mensubu olamayız…

    Bir hristiyan ne kadar araştırmak zorundaysa bu dini biz de aynı şekilde araştırmak mükellefiyetindeyiz…

    Cemaat ve tarikat mensuplarının genel tavrını size yakın zamanda yaşadığım bir örnek ile anlatayım ki buna kimsenin itiraz edeceğini sanmıyorum:

    Geçen hafta ofise elinde 10 15 cilt kitap olan birisi geldi en üstte Kuran-ı kerim vardı… (2-3 saatlik konuşmayı özet anlatacağım)

    Ben : Kuran-ı Kerimi niye veriyorsunuz.
    Mürid: Okuyup anlayıp hayatının içerisinde tatbik edebilesin diye.
    Ben : Süper! Peki diğer kitapları niye veriyorsunuz..
    Mürid : Sana kuranı anlaman konusunda yardımcı olsun diye…
    Ben : Süper!!! Peki bir şey soracağım… ben kuranı Kerimi okudum ama Verdiğin diğer şahsın görüşlerine zıt bir anlam çıkardım kuranı kerimden. ne yapacağım…

    Mürid : Hoca’nın ilmi daha fazladır ona güvenip onun dediğini yapmak lazım..

    Ben : E o zman sonuç olarak en sonunda kesin olarak hocanızın dediğini yapmış olmayacakmıyım.. Kuranı kerimi niye veriyorsun !!!

    Bu mantık neredeyse bütün tarikat ve cemaatlerde vardır…İlla hocanın sözüne uymak zorundasınızdır.. Cemaatte ki kimse bana Said Nursinin söylediğini tersine haraket edebileceğini söylemesin veya Fethullah Gülen’in veya Cübeeli Ahmet veya Mahmud Efendi veyahut Nakşibendi Şeyhlerinin vs… (Zaten onlarda bunu gereğinden fazla kullanmışlardır…hepsi dolaylı olarak kendisinin mehdi olduğunu müridlerine ikna etmişlerdir.. cemaat mensupları kendisine sorsun bir tanesi acaba Fethullah gülen veya said nursinin mehdi olmadığına inanıyor mu? Kitaplarında açıkça yazmışlardır zaten burada konuşulduğunu düşünüyor ve bunlara yer vermiyorum.).

    Kuran-ı Kerimi ne kadar okursanız okuyun en sonunda alime uymak zorundasınızdır.. bu kitabın elinizden alınması değilmidir… Bu nedir size daha açık örneklendireyim :

    Bize Lise tarih dersinde anlatılırken bıyık altından hepimiz gülmüşüzdür anlatıyorum: Orta Çağ’da klise halkına diyor ey halk siz İncili anlayamazsınız onu sadece biz anlar size anlatırız sizde biz ne dersek yapmakla mükellefsiniz… Ki biz zaten Peygamberimiz ve Allahın oğlu İsa ile görüşüp bilgiyi direk ondan oda direk Allah’dan alıyor, kesin doğru bilgilerdir bunlar vahiy kararlarıdırlar…

    Bizim Alimlerimizde bilgiyi her güm görüştükleri peygamberimizden alırlar arada da Abddulkadari geylani ile veya Hz Ali ile görüşür onlardan bilgi alırlar o yüzden bu bilgiler sorgulanamaz.. (kendi kitaplarında da bu ibareler aynen vardır isteyen özelden mesaj atsın kaynak vereyim risale i nurlardan…) Bir Allah’ın kulu sormaz ama kendisine bu alimlere peygamber bilgiyi kimden alıp veriyor????

    Allahdan alıp verecek tabikide kimden alacak… Bu durumda ortaya şu çıkıyor:

    Modern Cebrail = Hz Muhammed !!!!
    Modern Peygamberler = Tarikat ve Cemaat Önderleri… (HİÇ BİR TARİKAT VE CEMAAT MÜRİDİ ÖNDERİNİ SORGULAYAMAZ)

    Az önce hazır kurulu sistemi olan bir DİNİ kullanarak nasıl yeni bir DİN kurulur az önce onu anlattım Saygılar…

  • zarife demir diyor ki:

    mete beyin son yazısı ile açılan yola bir katkıda bulunayım:

    tasavvufçuların keşif, keramet vs.; ladini kişilerin ise gelecek kehanet,telepati ,durugörü vs. diye adlandırdıkları olağandışı tecrübeleri araştıran bir nöroloji uzmanı ( doç.dr. sultan tarlacı) , nörokuantoloji bilimdalını tanımladı.
    klasik fizik ile açıklanması mümkün olmayan olağan dışı algılamaları, tarafsız bilimsel bir bakış açısıyla araştırıyor.

    ulaştığı sonuçlardan bu platformu ilgilendiren kısımlarını anladığım kadarıyla aktarayım:
    “aslında tüm insanlarda az- çok bu kabiliyet vardır ama toplam nüfusunun yaklaşık % 1′ inde bu duyudışı algılama yeteneği gelişkindir. bu yetenek anneden çocuğa genetik olarak geçmektedir. bu insanlarda şizofreni oranı daha yüksektir.”
    bir müslüman olarak biz, cinlerin, şeytanların, meleklerin varlığına inanmaktayız.
    yukardaki bilgi ile birleştirirsek, mümin olsun- olmasın tüm insanlarda az- cok bu varlıkları , sözlerini, fiillerini
    algılayabilme kabiliyeti olabilir. bu varlıkları herkes inancına göre isimlendirir: scientology tarikatındakiler uzaylı, bazı gafiller ruh, kimileri hayalet, kimileri vampir, tarikatçiler de tasarruf sahibi veli zanneder.
    (olağan dışı algısı olmadığı halde olduğunu söyleyen, yalancı ve şarlatandır, ayrı konu.

    özetle;

    olağandışı algı tecrübesini bir kişi velev ki gerçekten yaşamış olsun diyelim.
    olağan dışı algı kabiliyetinin müslüman, takvalı vs. olmakla hiç bir alakası yoktur.
    olağan dışı algılamaların doğru olduğunun asla ve asla bir garantisi yoktur.

    kuranı kerimin nüzulünde bile şeytanın vesvese karıştırmaya yeltendiğinin, rabbimizin melekler ordusunu muhafız kıldığını kuranı kerim bize bildiriyor.
    allah katından geldiği kesin olan tek hakikat vahiydir.

    bütün bunlara rağmen ne idüğü belirsiz duyu dışı algılamalarını insanlara keramet diye yutturarak itibar devşiren, paganik sembollerle süsleyip tarikat ekolleri oluşturan, bunu da din diye pazarlayan insanları farketmemek ve şeytanın oyuncağı olmak için kur’anı kerimden çok çok uzak olmak şarttır.

    kuranı kerimden uzak kılmak için, okuyanın hemen göreceği ayetlerin zıddını şeytan fısıldar:

    “kuranın anlamı kapalıdır, hakikatleri gizlidir.”onların okuduğu kur’an değil, meal. mealınden kur’anı anlamazsın, sen kuranı sakın tek başına okuma, tek başına anlamazsın, mutlaka şeyhe bağlan, sana o açıklasın. çünkü ona kuranın gizli hakikatleri kuranın indiği yerden nüzul ediyor vs..”

  • recai diyor ki:

    BURHAN YILMAZ a
    insanların kafalarında,beyinlerinde kuran olmalı;kuran rehber olmalı , elerinde kuran olması yetmez , diyorum ama sen hala anlamıyorsun.

  • eren durmuş diyor ki:

    SAYIN NUR TALEBESİ;

    Madem buradaki tartışma ortamı sağlıksız,anlaşılmaz. o halde siz kendi sitelerinizden birinde böyle bir tartışma sayfası açın,biz ordanda yazmaya devam ederiz. o cesarete sahibiz. ya siz kendi sayfanızda RİSALE-İ NUR TARTIŞMALARI adı altında bir forum açacak cesarete sahipmisiniz acaba???? hayır hiç sanmam, size zaten aklı başında,okuduğunu anlayan ,mantığını kullanan,KURAN OKUYAN,hurafeleri KURAN ile test edip,hurafeler hakkında hüküm veren insanlar lazım değil,sizin kabusunuz olur bu tarz kişiler.

    size lazım olan insan tiplemesini burda hep birlikte gördük. ”bütün hadisler ve rivayetler haktır” diyecek kadar yerlerde sürünen,kendisine 2 çelişkili rivayet sunulduğunda yorumlaması istendiğinde, işin içinden çıkamayıp risaleden 3 satır yazı yazan ve bunu cevap sanan (halbuki yazılanların bile ne anlama geldiğini bilmiyor),RİSALE OKUMANIN KENDİSİNE SEVAP KAZANDIRDIĞINI DÜŞÜNEN.(YAKINDA HATİMİNEDE BAŞLARSINIZ),RİSALE OKUMANIN KAZALARDAN BELALARDAN ARINDIRDIĞINI SÖYLEYEN, RİSALE OKUYANIN KABİR AZABINA MARUZ KALMAYACAĞINI SÖYLEYEN,CEHENNEM ATEŞİ GÖRMEYECEĞİNİ SÖYLEYEN,UYDURDUĞUNUZ MEHDİNİN RİSALEYİ KENDİSİNE PROGRAM EDİNDİĞİNİ SÖYLEYEN ADAMLAR LAZIM SİZE… onlardanda bol miktarda mevcut…

    bu arada,nurcu kardeşlerimiz artık bize ”neden bize nurcu diye hitap ediyorsunuz” diye kızmasınlar… bakın AĞABEYİNİZ sizi nasıl niteliyor????

  • Nur Talebesi diyor ki:

    Sayın Dostlar,
    1.Kendi sahanızda,sizinle doğru dürüst muhatap olan birisi de yokken,tek kale çocuk maçı yapıp, kendiniz çalıp söylüyor,dahası ortaya hezeyanlardan başka bir şey koymuyorsunuz.Bazen de “goool “diye bağırıp birbirinize sarılıyorsunuz.
    2.Ben bu yerinizden daha dün haberdar oldum.Çoğumuz sizlerin gayzlarını,dertlerini biliriz de,böyle bir ortamdaki muhabbetinize muttali değiliz.Gerçi gerek olmadığı da ortada.Bilenler de olabilir ama şahsen ben ve geniş bir çevremden haberi olan bile yok..
    3.Oturup hesapladım.Evliyim,ailem var,çalışıyorum.Bazen kendime 1 saati zor ayırıyorum.Bu kendinden geçmiş,mutaassıp ve muannid insanların ebucehil karpuzu tadındaki her bir saldırılarına muhatap olup cevap yetiştirmeye çalışsam,her gün saatlerce net başında ya gecelemem ya da sabahlamam gerekir ki,önyargının şahikasında kendisini kilitlemiş kapalı ve maksatlı beyinler için kendi çalışmalarımı ve evimi ihmal ettiğime elbette ki değmez.
    Şu an şu yazacağım mesaj bile emin olun ne güzel şeylere bedel olacak klavye karşısında en az 40-50 dakikamı alıyor.
    4.Ama size hiç değilse bir çok sualinize cevap verecek bir eser tavsiye edeyim.Bilirim ki okumayacaksınız.Bilirim ki birileri sizin adınıza okuyup Bektaşi misali bilmeniz gereken kısmı size cımbızlayıp sunacak ve siz kendi yağınızla kavrulmaya devam edeceksiniz.
    5.Risale-i Nur’da 1075 adet “hadis kaynaklı” sözü anlatıp cetvelde gösteren,sizin mevzu diye sevinç naraları attığınız “levlake hadisi” de dahil geniş ve mukni izahat veren,hurufilikle ya da İslam öncesiyle fena karıştırdığınız Cifir-ebced ilmi hakkında geniş izahat veren,ama asla işinize gelmeyecek ve asla sabırla okuyamayacağınız,mutlaka yine yeni hezeyanlarla yeni ebucehil karpuzlarınızı yetiştireceğinizden zerre kadar şüphem olmamakla beraber,ne olur ne olmaz deyip söyleyeyim.
    Envar Neşriyat yayınlarından çıkan Abdülkadir BADILLI ‘nın hazırladığı “Risale-i Nur’un Kudsi Kaynakları” isimli kitabı,kendiniz,sabırla ve insafla okursanız,bir çok cerahatınız şifayab olur inşaallah.
    Belki de daha kötü olursunuz tabi,çünkü insaf yerini taassup ve eneye bırakınca “arı su içer bal akıtır,yılan su içer zehrini döker” sözünün manasına masadak olacaksınız.
    Şimdi çıkar birisi,ben okudum orada şöyle şöyle şeyler var,der,gevşersiniz.
    Ya da o çok ciddi ve kapsamlı çalışmayı cımbızlar,ya da kendi fikrine uygun gelmediğinden “ıııhhhhh,gabul etmem,dünyada olmaz” der,yine gevşersiniz.
    4.Kafayı Risale-i Nur’la fena bozmuşsunuz.Ancak bunun da kader nokta-i nazarında hayırlara vesile olacağını düşünüyorum.Pek çok Nur Talebesini daha müdakkik okumaya,daha dikkatli incelemeye teşvike vesile oluyorsunuz.
    Şahsen ben,bugün fırsatım vardı,1 saat evvel işten çıktım ve yukarıda bahsettiğim eseri bulup kurcaladım.Nurlara olan hayranlığım,merbutiyetim ve muhabbetim bir kat daha arttı.Sayenizde aslında ihmal etmiş olduğum bir çok yerleri karıştırdım ve sonuç olarak ne kadar doğru bir yolda olduğumu teyide vesile oldu.
    5.Bir de merak ediyorum.Hep siz soruyorsunuz.Bir de ben sorayım.Burada Kur’an’ı kendine doğrudan doğruya rehber ettiğini iddia eden dostlar,arapçayı ileri derecede bilen,sarf\nahiv konularında ileri,pek çok kevni fenlerden,bir çok alet ilimlerinden,tefsir usulünden,fıkıhtan ileri derecede anlayan ve hadis ilminde uzman kişilerden mi oluşuyor.Yoksa bunlara tam vakıf olmayıp ama birilerine ittibaen donkişotluk yapan internet magandalarından mı oluşuyor.
    Tarz ve üslubunuz beni şüphelere sevkettiği için utanarak soruyorum..Eğer yukarıdaki ilimlerde ileri dereceniz yoksa herhalde Kur’an’ı orijinalinden okuyup tefsir etme cür’etini ve cehaletini göstermiyorsunuzdur..
    6.Ha bir de M.Bulut isimli kimse,ilmi bir üslupla(?) Bediüzzaman’ın verdiği “fos” haberden bahsetmiş :)))
    Konunun önünü arkasını,külliyatta geçen benzer ve paralel mevzuları bilmeden bektaşi gibi okuduğundan olsa ferek,fos olayını açıklayayım.Anlar,anlamaz,zaten anlayacağına ihtimal vermiyorum.
    Bediüzzaman,dinde verilen rüşvetlerin,dinde gösterilen laubaliliklerin ülkemizde İslamı ciddi anlamda sarsacağını,Avrupa taklitciliğinin,dinsiz uygulamaların,fikir özgürlüğünün istibdat altında kalmasının büyük mazarratlarını anlatmak sadedinde,burada bir Avrupa devleti çıkacak derken,resmi bayrağıyla,bürokratlarıyla ,sınırlarıyla bir devletten bahsetmiyor..:)
    Zaten bu kısım için de “işte göz görüyor,bir çeyrek asır Avrupa’dan daha dinden uzak” diyor.
    Buna karşılık dinsiz dediğimiz Avrupa,temel hak ve hürriyetler,düşünce özgürlüğü,meşveretle hüküm vermede,medeniyet sahasında ilerlemede adeta bir İslam devleti gibi olacak dese de,senin gibi meseleye bütün bakamayan,meselenin siyak-sibakından bihaber,enaniyetli bir adam müteşabihen söylenen bu veciz sözü anlamayacak ve sınırlarıyla,bayrağıyla bir devlet arayacak.
    Heyhat,maşaallah senin aklına ve dikkatine!
    7.Dediğim gibi size PC karşısında satır satır yaza yaza tüm vaktimi zayi edecek kadar cömert olmayacağım.Hiç bir gerçek Nur Talebesi de burada sizin gibi kilitlenmiş beyinlere bir şey anlatmak derdine düşmez.Ama kendine güvenen yukarıdaki kaynağı inceleyebilir.Yine reddedebilir,sizin şu tarzınızdan sonra pek te ümidim yok.Ama bir şey kaybetmez.
    Çok güvenip sarsılmaz sanıp bel bağladığınız hezeyanlarınızın ne kadar çürük ve esassız olduğu konusunda kiminize belki bir faydası olur.
    Ayrıca benim de sizlere sormayı çok merak ettiğim şeyler oluyor ama fırsat bulamıyoruz ki..
    Örneğin,5.maddede sorduğum yani,Kur’an’ı anlamak için hangi ilimlere çalışıyorsunuz ve işin neresindesiniz,hangi kaynaktan okuyorsunuz,yani Kur’an-ı Mu’ciz ül Beyan’ı şu cehaletinizle okuyup anladığınızı herhalde iddia etmezsiniz.
    Kur’an bir roman değil,O’nu tam ve eksiksiz değerlendirmek için mesela arapça mı çalışıyorsunuz,tefsir usulü olarak ne okuyorsunuz,nasıl bir mesainiz var,hangi ilimlerle iştigal ediyorsunuz,hangi alet ilimlerinde nerelerdesiniz?..
    Size sormak istediğim ama sorasım gelmeyen 1000 kadar sorudan hiç değilse bunu sormuş olayım.
    Sizlerin sözümona hezeyanlarınıza baktığımda,bunlardan hiç bir şey çıkmayacağına,ama Nur’ları daha ciddi ve müdakkikane okuyacak Nur Talebeleri ortaya çıkacağına kanaatim geldi.
    Kur’an’ımızı diline dolayarak güya rehber yaptım iddiasında olan sizlere hidayet temenni ediyorum.
    Ve minellahit tevfiku vel hidayeh..
    (Not:Bir de Filiz isimli bir kimse,uzaktan yakından Nur Talebesi olmayan,kendine münhasır bambaşka bir çizgisi olan,bunu anlamamak için ileri derecede kör,Nurların hizmet düsturlarından bihaber olmak gerekmekle;ancak Nurlar’ı da okuyan ve tavsiye de eden,bu yüzden sanırım fena karıştırdığı F.Hoca’nın daha ortada yokken Nurculuğun hristiyanlığa mukaddime[:)))] olduğu gibi bir hezeyan ortaya attı.O çok güvenilir kaynağı paylaşırsa biz de görsek ve gülsek.:))]

  • eren durmuş diyor ki:

    ali veli bey, 1 site kapanır ,10 tane açılır ertesi gün. biz doğruyu söylemenin bedelini bu dünyada öderiz,bu dünyaa bedel ödemek çok kolay (ahirete nazaran).asıl bu yalan söyleyenler, geylaniden medet umanlar, KENDİSİNE ALLAH KATINDAN KİTAP VERİLDİĞİNİ İDDA EDENLER VE ONUN ARKASINDAN BODOSLAMA GİDENLER. bunun bedelini ahirette nasıl öderler???

  • eren durmuş diyor ki:

    sayın kazım ve recai beyler;

    cübbeli ahmet hoca bir konuşmasında diyorki; peygamber efendimize vahiy getiren cebrail a.s vahiy aldığı yerdeki perdeyi kaldırınca karşısında peygamber efendimizi görmüştür.

    şimdi bu adam demek istiyorki, peygamber efendimiz kuranı kendi kendine vahyederek uydurdu. (bu tür isnadlardan Alemlerin rabbi,kafirlerinde rabbi olan Allaha sığınırım)

    aynı zamanda bu adam birde mehdi-deccal-hz isa tutturdu gidiyor, ağzından sahte hadis rivayetlerini düşürmüyor. (bunları kendince ilim sanıyor)

    sizlerede bakıyoruz, sizlerde islam dinini resmen mehdi ve deccale indirgemişsiniz, birde hristiyanların ”Hz. isa tekrar gelecek” tezlerinin en güçlü savunucuları oldunuz. sorarım size;

    SİZİN CÜBBELİYLE BİR AKRABALIĞINIZ VARMI??? YADA HANGİNİZ HANGİNİZİN AKRABASI??

  • şaban şahin diyor ki:

    FİLİZ HANIM TAM İSABET YAZINIZ İÇİN TEŞEKÜRLER…

  • şaban şahin diyor ki:

    MEHMET KAYA RİSALE-İ NUR KUTSAL BİR KİTABMIDIRKİ İNANDIN?ALLAH TARAFINDAN GELDİĞİNEMİ İNANDIN?

  • burhan yılmaz diyor ki:

    Selamun Aleyküm.

    Sayın recai Abdulaziz hoca’nın elinde hiç olmazsa kur-an var sizde ifade etmişsiniz.

    Ayrıca şunu unutmayın sizin deyiminizle akıllcı(feylesof) ların ellerinde kur-an olmaz. Onlar akıllarını kullandıklarını zannederler, lakin nefislerini rehber edinirler.

    Aklını kullanıpta Kur-an’ı rehber edineni Allah mutlaka doğru yola iletir. Bu onun sözüdür. Allah’tan daha başka en güzel şekilde sözünü yerine getirecek yoktur.

    Kendi elinizle kendinizi açığa veriyorsunuz. Mesala Said Nursi feylosofların hepsini susturmuş, hepside Risale-i Nur’a hayran olmuşlar.

    SAKIN FEYLOSOFLARIN ÜSTADI SAİD NURSİ,

    ESERLERİDE RİSALEİ NURLAR OLMASIN.

    Siz ne kadar akıllı olursanız olun elinizde kırk dinin artığı risaie-i nur var. Risale-i nur okuyanlar farz-ı muhal akıllarını kullansalar daha iyi Allah’a şirk koşarlar.

    Ancak aklını kullanan birisinin risale-i nur’u rehber edinmesi imkansızdır. Kur-an dururken risale-i nur’mu? haşa’ sümme haşa!

    Hem öyle çamur atıp kaçılmaz. Kim ve nerede akılcılık(feylesofluk) yapmış örnek gösterilir ve eleştiri ona göre yapılır.

    Zaten aklın başında olsaydı(abilerinin yerine) hiç olmazsa düzgün tenkitler yapardında bizlerde istifade ederdik.

    Birde bazıları ikide bir HAYDAR BAŞ benzetmesi yapıyorlar, bu yersiz ve saçma bir kıyaslama çünkü;

    1-Haydar Baş kaadiri tarikatındandır. O’nun gavs-ı da GEYANİ, Said Nursi’ninki de.
    Said Nursi hem nakşi’dir hem kaadiri, çünkü onu bir tanesi kesmez.

    2-Haydar Baş’ın ne kadar hurafesi varsa, aynısının biraz fazlasıda Said Nursi’de var.

    Sanırım bu iki örnek yeter aynı familyadan olduğunuza. Nurcuların ve Haydar Baş’ın başları derde girerse hemen İSTİMDAT ET YA GAVS-I GEYLANİ diyerek Allah’ı by-pass ederler.

    Bakalım hesap günü kim kimi by-pass edecek.

    Dolayısıyla elimizde kur-an olduğu müddetce sizin saçma sapan benzetmeleriniz zerre yolumuzdan alıkoyamayacaktır, biiznillah.

    Akıllı olun yalnız KUR-AN’a güvenin. Risale-i Nur, Kur-an’ın tefsiri diyerek Allah’ın gazabını üzerinize çekmeyin. Unutmayın nurcular şu anda Allah’ın düşmanlarına güveniyorsunuz. Tek bu göstege bile sizlerin ne kadar da doğru yoldan uzaklaştığınızın kanıtıdır.

    Allah’a emanet olun.

  • kazım diyor ki:

    haydar baş hocaya soruyorlar ,hocam sen yüzde 0,15 sonra 0,27 sonra 0,41 oy aldıgınız halde neden ısrarla siyasi sahadan ayrılmıyorsunuz.haydar hocanın cevabı: ben bu siyasileri yola getirinceye kadar burda duracagım, onları ıslah ve ikna etmeye usanmadan ve yorulmadan sabırla devam edecegim diyor .abdulaziz hocama soruyorum haydar hocayla bir akrabaglılıgınız varmı, varsa nasıl .

  • şaban şahin diyor ki:

    Nur talebesi kardeşim kafanızdaki putları kırın artık.

  • recai diyor ki:

    kuranda bazı ayetler efelaa yaggılun, efela yetefekkerun, diye sonlanır, allah isterki ; kullarının akıllı olmalarını,akıllarını kullanmalarını,düşünmelerini ,tefekkür etmelerini istemektedir ve lakin ince bir farkla , insanlar akıllı olmak yerine , akılcı(felsefeci) olduklarını anlayamadan , farkına varmadan elinde kuran tutarak insanları kurana davet ettigini , kurani bir yola girdigini anlamakta ve anlatmakta ve bazı insanlarıda(bir avuç) buna inandırabilmektedir.abdulaziz hoca efendi , dini sahada sizin böyle olmanız ,, siyasi arenadaki haydar baş hocaefendiyi akla getiriyor.

  • Mete Firidin diyor ki:

    Yorumsuz:

    Fethullah Gülen http://tr.fgulen.com/content/view/1346/150/
    24.05.2006
    İlim adamları, üniversite mahfilleri de artık madde ve fizik ötesi güç ve kuvvetlerin olabileceğini kabul etmekte… Eskiden ise bu tür meseleleri dinlemeye dahi tahammülleri yoktu. Hele dindar insanların ağzında dolaşan bazı kerâmetvâri hadiseleri hemen peşin hükümlerle ‘hürâfe’ deyip geçiyorlardı. Halbuki aynı cins hadiseler, bir kısım keyfiyet farkı olmakla beraber, Batılı ilim adamları tarafından nakledilince, bizimkiler ‘kabul’ deyip teslim oluyorlar. Bu da elbette onlar adına bir terakki sayılır. Ancak henüz bu kabullenişler, istenen seviyeye ulaşmış değil. Gönül isterdi ki artık onlar da bizim üzerinde durduğumuz meselelere sahip çıksın ve düşünce sistemlerine ayrı bir buud kazandırsınlar! Evet, herşeyin maddeden ibaret olmadığını onlar da görsün ve ilim diliyle bunu cihana ilan etsinler!
    Söz buraya gelmişken, bizzat müşâhidi olduğum bir vak’ayı nakletmeden edemeyeceğim:
    Sinir mütehassısı olan bir arkadaşımız bulunduğum yerde yedek subaylık yaparken, bir zamanlar şahid olduğu bir vak’ayı bana aynen şöyle anlatmıştı: ‘Bir yerde fincan kullanarak ruhları çağırıyorlardı. Bu fincan belli harflere uğrayarak sorularımıza cevap veriyordu. Ben elimi fincanın üzerine koydum, fincanın hareket ettiğini gördüm. Fincanın, masa üzerindeki harflerin, rakamların karşısına gittiğini dikkatle takip ettim. Derken, bir aralık ruhları çağırıyorduk ki, oraya şeytan geldi. ‘Kimsin?’ dedik. ‘Şeytan’ diye yazdı. Hepimiz ürperdik. Hazret-i Âdem’den beri, insanlığın bu ezelî hasmı, hem de davet edilmeden gelmişti. Sordum:
    -Sana Meyve’nin Altıncı Meselesini okusam dinler misin?
    -Dinlerim, dedi ve okumaya başladım:
    -’Hem nasıl ki, bir harika şehirde milyonlar elektrik lambaları hareket ederek her yeri gezerler, yanmak maddeleri tükenmiyor bir tarzdaki bu elektrik lambaları ve fabrikası, şeksiz bedahetle elektriği idare eden, lambaları yapan, fabrikayı kuran ve iştial maddelerini getiren bir mu’cizekâr ustayı ve fevkalâde kudretli bir elektrikçiyi hayretler ve tebriklerle tanıttırır… Yaşasınlar ile sevdirir.’ Sözün burasında ‘Nasıl buldun?’ diye sordum.
    -Evet güzel, dedi. Okumaya devam ettim:
    -’Aynen öyle de, bu alem şehrinde dünya sarayının damındaki yıldız lambaları, bir kısmı -kozmoğrafyanın dediğine bakılsa- küre-i arzdan bin defadan daha büyük ve top güllesinden yetmiş defa daha süratli hareket ettikleri halde, intizamını bozmuyor, birbirine çarpmıyor, sönmüyor; yanma maddeleri tükenmiyor. Okuduğunuz kozmoğrafyanın dediğine göre, küre-i arzdan bir milyon defadan ziyade büyük ve bir milyon seneden ziyade yaşayan ve bu misafirhane-i Rahmaniyye’de bir lamba ve soba olan güneşimizin yanmasının devamı için, her gün küre-i arzın denizleri kadar gazyağı ve dağları kadar odun yığınları lazımdır ki sönmesin… Onu ve onun gibi ulvî yıldızları gazyağsız, odunsuz, kömürsüz yandıran ve söndürmeyen ve beraber çabuk gezdiren ve birbirine çarptırmayan bir nihayetsiz kudreti ve saltanatı, ışık parmaklarıyla gösteren bu kâinat şehr-i muhteşemindeki dünya sarayının elektrik lambaları ve idareleri ne derece o misalden daha büyük, daha mükemmeldir… Öyle de sizin okuduğunuz veya okuyacağınız fenn-i elektrik mikyasıyla bu Meşher-i A’zam-ı Kâinatın Sultan-ı Münevveri’ni, Müdebbiri’ni, Sânii’ni, o nûrânî yıldızları şahit göstererek tanıttırır, tesbihatla, takdisatla sevdirir, perestiş ettirir.’ Buna karşı, çok şiddetli bir şekilde ‘Hayır hayır!’ yazdı.
    -Şimdi iyi dinle: ‘Nasıl ki mükemmel bir eczane ki, her kavanozunda harika ve hassas nizamlarla alınmış hayattar macunlar ve tiryaklar var. Şüphesiz gayet maharetli ve kimyager ve hakîm bir eczacıyı gösterir.’ Tamam mı?
    -Tamam.
    -’Öyle de, küre-i arz eczanesinde bulunan dörtyüz bin çeşit nebatat ve hayvanat kavanozlarındaki zîhayat macunlar ve tiryaklar cihetiyle, bu çarşıdaki eczaneden ne derece ziyade mükemmel ve büyük olması nisbetinde, okuduğunuz fenn-i tıb mikyasıyla küre-i arz eczane-i kübrasının eczacısı olan Hakim-i Zülcelal’i hatta kör gözlere de gösterir, tanıttırır.’ Bir şey sormama lüzum kalmadan itirazı bastı:
    -Hayır, hayır!..
    Evet, ben okurken o, misallere ‘evet’, misallerin gösterdikleri hakikatlara ‘hayır’ çekip durdu. Ve sonra, kendisine ‘Cevşen okuyayım mı?’ diye teklif ettim. ‘Oku’ dedi. Ben Cevşenü’l-Kebir’i okurken, fincanın üzerine elimi koydum, o kadar sür’atli hareket ediyordu ki, parmağımla zabtedemiyordum. Bir aralık düştü. Hatta bir aralık ‘bırak şu gırgırı’ diye de yazıvermişti.
    Beyin mimarımız diyor ki: ‘Şu asırda bir kısım kimseler maddî vücudlarını atıverseler, şeytan olurlar. Şeytanlar da maddî vücud giyseler bu devirdeki bir kısım insanlar gibi olurlar.’
    İşte bu fincan deneyinde de aynı netice görülüyor. Şeytan, Cevşen okunurken, ‘Bırak şu gırgırı’ diyor. Cevşen’den rahatsız oluyor. İnsî hemcinslerine nasıl da benziyor!..
    Bazıları ‘ruh çağırıyoruz’ diyorlar.. herhalde gelenlerin cinler olması ihtimali daha güçlü. Böylece bunlar, cinne, şeytana maskara oluyorlar. Bu iş daha ciddi, daha derin ele alındığı zaman, belki faydalı şeylere medar olabilir, zannediyorum. Şimdikilerin yaptıkları ise maskaralıktan başka birşey değil.

  • Ahmed Faruk diyor ki:

    NUR TALEBESİ rumuzlu kardeşim(HUCURÂT – 10). Yazınızda; “Bediüzzaman’ı yaşadığı zaman ve şartlarda değerlendiremeyen,neyi niye hangi makamda söylediğini tartamayan insanlarla beyhude uğraşmayın” ifadesini kullanmışsınız. Bediüzzaman dediğiniz Said Nursi’nin yaşadığı devirde sadece örnek olarak ifade ediyorum, google arama motoruna aradığınız şeyi yazıp bulma imkanınız yok idi. Şimdi ise “google” dışında neredeyse bütün İslami eserlerin Türkçesi hem de ANLAŞILIR Türkçesi mevcut. Onun için boşuna kendinizi yormayın. “Aklının ve düşünme sorumluluğunun farkında olan” herkes bir gün gittiğiniz yolun BEYHUDE olduğunu anlayacak ve FABRİKA AYARLARINA yani Kur’an-ı Kerim’ e geri dönecektir. Sayın Hocama kulak verin ve yanlıştan bir an önce dönün demek isterim. Çünkü Kur’an size sesleniyor; ( Hud;1-2)Elif Lâm Râ. Bu Kur’an; âyetleri, hüküm ve hikmet sahibi (bulunan ve her şeyden) hakkıyla haberdar olan Allah tarafından muhkem (eksiksiz, sağlam ve açık) kılınmış, sonra da Allah’tan başkasına kulluk etmeyesiniz diye ayrı ayrı açıklanmış bir kitaptır. (De ki:) “Şüphesiz ben size O’nun tarafından gönderilmiş bir uyarıcı ve müjdeleyiciyim.”
    Bir de size şunu söylemek isterim ki; Yaşadığı zamanın şartlarını bilmeyen insanlarla zaten tartışılamaz. Selam ve dua ile.

  • ali veli diyor ki:

    bakın yakında görürüz bu siteyi kapatırlar…örnek mi dokunma yanarsın…..

  • zarife demir diyor ki:

    sayın yönetici
    aydın özen’ in yazısındaki link bağlanmıyordu, bunu yorumumda belirttim.
    ancak yazımı kontrol ederken benim verdiğim linkin bağlandığını farkettim.
    adresi kopyalarken html ibaresinden sonraki harfleri silmiştim, dolaysıyla farkına varmadan adresi düzeltmiş olmalıyım.
    hülasai kelam, benim verdiğim linkte bahsi geçen yazı mevcut.
    bu yazımla birlikte son yazımı da yayınlamayın lütfen, diyordum ki yazının yayınlandığını gördüm.
    bu vesileyle düzeltir,özür dilerim.

  • ali veli diyor ki:

    Sayın Nurcu:
    Ön yargıyı parçalamak atomu parçalamaktan daha zordur demiş düşünür. Allah/ın ayetleriyle cevap veriliyor ama…diyorsun bu deliliktir,akıl hastalığıdır.İşin özü şudur;hiç kimse ekmeğinin geldiği yere dil uzatamaz nurcuların yaptığıda budur.o yüzden boşu boşuna konuşuyoruz

  • Ahmed Faruk diyor ki:

    Prof.Dr.Abdulaziz Bayındır hocamdan Allah Razı Olsun. “Aracılara” meydan okuduğu ve bu sahada büyük bir vebali sırtlandığı içinde Rabbim kendisine güç kuvvet versin. İyi ki varsınız hocam. Mücadele ettiğiniz güruh “Hasan Sabbah”ın adamlarından daha ileri haberiniz olsun hocam.

  • Mehmet Kaya diyor ki:

    Sayın site yöneticileri,

    Öncelikle kesinlikle Nurcu, Fetullahçı değilim. Ancak Risale-i Nur’a sizin vakfınızdan çok çok daha fazla inanırım. Burada Risale-i Nur ‘u tartışma platformu açmanız çok manidar değil mi?
    Bu yazımı yayınlar mısınız bilemiyorum. Ancak sizin tüm çalışmalarınız bana, Yaşar Nuri hoca’nın sakallı modeli gibi geliyor. Ergenekon vb. çökertildi sanıyoruz ancak, öyle derinlerde öyle çalışmalar var ki, roller daha gerçekçi oynanıyor artık. Derin dediğim artık derininde ötesi, öyle gidersin derine öyle gidersin ki, dışarı çıkarsın. Radikal gibi görünürsünüz, vakfın ismi süleymaniye (Sultan Süleyman zengin bir padişahtı.)

    Allah hidayet versin.
    Amin.

    • abayindir diyor ki:

      Sayın Mehmet Kaya,

      Hayal dünyasında yürümeye devam ettikçe gerçeklerden sürekli uzaklaşırsınız. Gerçeklere çarparak uyandığınız zaman iş işten geçmiş olabilir.

  • eren durmuş diyor ki:

    risaleci arkadaşlar;

    ”nur talebesi” rumuzlu AĞABEYiniz sizi bakın neyden men edip,neye çağırıyor.. (davet etmiyor, ”hadi artık eve gelin ,geç oldu!” edalarıyla konuşuyor. bumudur yani sizi ikna eden abileriniz??? bizim zamanımızda abiler daha kaliteliydi,şimdi biz abilerin yaşlarınıda geçtik,amca olduk. ama abilerinde kalitesi düşmüş.

    sizi kaliteye ,gerçeğe,hak olana,haktan olana ,Kurana davet ediyoruz. abiniz orda ,biz burda.

  • Muhammed BULUT diyor ki:

    BAKIN SAİD NURSİNİN GAYBDEN VERDİĞİ BİR HABER NASIL FOS ÇIKIYOR!

    Birinci tevellüdü gözümüzle gördük. Bir çeyrek asır Avrupa’dan daha dinden uzak.

    İkinci tevellüd de inşâallah yirmi-otuz sene sonra çıkacak. Çok emarelerle hem şarkta hem garbda Avrupa içinde bir İslâm devleti çıkacak.
    Emirdağ Lahikası-2 ( 113 )

    Emirdağ 2 Lahikası 1948 ve 1953 yıllarında kaleme alınmıştır. Bu gayıbdan haber vererek Said NURSİ’nin kendini rezil etme durumuna bir göz atalım; Bu sözü 1953 yılında söylediğini farz edelim ve bir çeyrek asır yani 25 yıl kadar Avrupa dinden uzak olduğunu söylüyor yani 1978 yılına kadar. İkinci tevellüt dediği şeyde Nurcuların iddiasına göre Avrupa’nın İslamı doğurmasıdır yani Avrupalıların İslamlaşmasıdır. Şimdi 1978 senesinin üzerine bir 30 sene daha ekleyelim tarih 2008 oluyor, hani nerde Avrupa’da İslam devleti ya da şarktaki İslam devleti? Said NURSİ son derece Rasyonel değerler üzerine bina edilmiş Avrupa medeniyetini ne tanımış nede analiz edebilmiş. Hele ki Risale-i Nur gibi saçmalardan seçmeler kitabıyla son derece akılcı, analitik düşünen Avrupalıların karşısına çıkıp onlarla mücadele edebileceklerini sanıyorlarsa yanılıyorlar. Esasen Avrupalılar Hıristiyanlıktaki buna benzer saçmalıklardan ötürü dinden uzaklaşmış, reformlarını yapıp Avrupa’daki her yönden kalkınmayı sağlamıştır. Yer yer Hıristiyanlık inancına bile rahmet okutacak tarzda saçma sapan şeylere inanan bir Said NURSİ ve onun takipçileri Avrupalıları nasıl ikna edebilecek? Bu tarz gaybdan haber vererek kıyametin tarihini veren, yada büyük bir olayın vuku bulacağını matematiksel kesinlikle –rakamlar vererek- bildiren kişiler daima rezil rüsvay olmuştur. Tarih boyunca bu numaracı şaklabanlara çoğu kez insanlık şahit olmuştur. Oysa Allah gaybın bilgisini kimseye vermeyeceğini defaatle kitabında bildirmiştir. Gelin bu ayetlere bir göz atalım:

    • Allah size gaybı bildirecek değildir fakat peygamberlerinden dilediğini seçer o halde Allah ve onun peygamberlerine inanın ve eğer inanırda sakınırsanız size büyük bir mükâfat vardır. Âl-i İmrân Suresi 179
    • De ki “Ben size demiyorum ki Allah’ın hazineleri benim yanımdadır ya da gaybı biliyorum ya da ben bir meleğim ben sadece bana vahyolunana uyarım. De ki “hiç körle, gören bir olur mu?” En’am Suresi 50
    • De ki “Allah dilemediği sürece ben kendime ne fayda nede zarar verecek güce sahip değilim. Eğer gaybı bilseydim hayır namına ne varsa kendim için çoğaltır ve banada sıkıntı dokunmazdı. Ben inanan toplumlar için ancak uyarıcı ve müjdeleyiciden öte bir şey değilim. A’raf Suresi 188
    • Derler ki “Ona rabbinden bir işaret indirilmeli değimliydi?” O halde sende de ki “Gayb ancak Allah’a aittir. O halde bekleyin çünkü bende sizinle birlikte bekleyenlerdenim” Yunus Suresi 20
    • Ve Nuh şöyle dedi : “Ben size Allah’ın hazineleri benim yanımdadır nede gaybi biliyorum ne de ben bir meleğim nede sizin hor gördüğünüz inananlara Allah’ın hiçbir hayır vermeyecekte demiyorum. Onların iç dünyasını en iyi Allah bilir aksi halde ben yanlış yapanlardan olurum. Hûd Suresi 31
    • Göklerin ve yerin gayb bilgisi Allah’a aittir bütün işlerin sonucu ona döner o halde ona kul ol ona tevekkül et rabbin yaptıklarınızdan habersiz değildir. Hûd Suresi 123
    • Göklerin ve yerin gayb bilgisi Allah’a aittir kıyametin kopması göz kırpması ya da ona yakın bir zaman içinde olacak şeyden başka bir şey değildir. Allah’ın gücü her şeye yeter. Nahl Suresi 77
    • De ki “Göklerde ve yerde Allah’tan başka hiç kimse gaybi bilmez ne zaman-nerede dirileceklerininde farkında olmayacaklar. Neml Suresi 27
    • Yoksa onlarda gaybın bilgisimi var ki yazıp duruyorlar? Tur Suresi 41
    • Yoksa onlarda gaybın bilgisimi var ki yazıp duruyorlar? Necm Suresi 47
    • O Allah’ki gaybı bilir ve gaybı hiç kimseye açıklamaz ancak seçtiği bir peygambere bunu bildirir kendisine indirileni hakkıyla tebliğ edip etmediğini kontrol etsinler diye de o peygamberin önünden ve arkasından gözetleyiciler gönderir. Allah peygamberlerindeki ilimleri kuşatır ve her şeyi aded aded sınıflandırmıştır. Cinn Suresi 26, 27, 28

  • zarife demir diyor ki:

    aydın özen’in 7 ağustos 02:16′ daki yazısında geçen

    http://www.sorularlasaidnursi.com/siyaset/ittihat-ve-terakki/237-2-mesrutiyet-bediuzzaman-bilinmeden-anlasilabilirmi.html

    adresinde şu an herhangi bir yazı yok.

  • eren durmuş diyor ki:

    sayın aydın özen,

    yazınızdan ”saidi kürdiyi ,rusya esaretinden kurtaran asıl evliya abdulkadir geylani değil, enver paşadır” sonucunu çıkarmak mümkünmüdür??? eğer öyleyse, bir evliya daha çıkar başımıza….:) (ittaatçı dayanışması)

  • fahreddin diyor ki:

    Birinci esas: Güya bende tefahur ve hodfuruşluk var ve kendimi müceddit biliyorum.

    Ben bütün kuvvetimle bunu reddederim. Hem mehdîlik isnadını hiç kabul etmediğime bütün kardeşlerim şehadet ederler. Hattâ Denizli’deki ehl-i vukuf Eğer Said mehdîliğini ortaya atsa bütün şakirtleri kabul edecek” dediklerine mukàbil, Said, itiraznamesinde demiş ki: “Ben Seyyid değilim. Mehdi Seyyid olacak” diye onları reddetmiş.
    Bazı emârelerle bildim ki, gizli düşmanlarımız Nurun kıymetini düşürmek fikriyle, siyaset mânâsını hatırlatan mehdîlik dâvâsını tevehhüm ile, güya Nurlar buna bir âlettir diye çok asılsız bahaneleri araştırıyorlar. Belki benim şahsıma karşı bu işkenceler, bu evhamlarından ileri geliyor. Ben o gizli zâlim düşmanlara ve onları aleyhimizde dinleyenlere deriz: Hâşâ! Sümme hâşâ! Hiç bir vakit
    böyle haddimden tecavüz edip iman hakikatlerini şahsiyetime bir makam-ı şan u şeref kazandırmaya âlet etmediğime bu yetmiş beş, hususan otuz senelik hayatım ve yüz otuz Nur Risaleleri ve benimle tam arkadaşlık eden binler zâtlar şehadet ederler.

  • AHMET ÇAM diyor ki: