25 Ağustos 2011

Abdulaziz Bey'e Cevap - Üstad ve Reenkarnasyon

Teravihle ilgili görüşlerinizi merak ederken, üstadla ilgili reankarnasyon iddiasına rastladım.

Hayretler içinde kaldım. Abdülaziz Bey gibi bir insan, bu yazıyı bu kadar yanlış nasıl anlayabilir.

Yazıların yani o iki yazının tenasühle yakından-uzaktan  alakası yok.

Yaptığınız  sadeleştirme yanlış ve tahrif edilmiş. Adı geçen metnin aslı şöyledir:

“Ben bu anda, seksen Said’den telhis ile tezahür etmişim. Onlar müselsel şahsî kıyametler ve müteselsil istinsahlar ile çalkalanıp şu zamana beni fırlatmışlar.”Siz bunu tahrif etmiş, bozmuşsunuz:

“Ben bu anda, seksen Said’in özü olarak ortaya çıkmışım. Onlar zincirleme şahsî kıyametler ve zincirleme tenasüh, yani ruh göçü ile çalkalanıp beni şu zamana fırlatmışlardır.” Diye sadeleştirmişsiniz.

Burada tenasüh kelimesini ilave etmişsiniz. Aslı istinsahtır.

Dolaysıyla üzerine bina ettiğiniz hüküm de yanlış. Tenasüh ruhun bir başka bedene geçmesi istinsah ise; çoğalmadır.

Yine Abdülaziz beyin, sadeleştirdiği metinde ki bir tahrif ve yanlış yorum:

Bu konak yerinde yani vücuttaki hücreler nasıl yılda iki kere vücuttan ayrılıyorsa ben de o şekilde elbise değiştiririm; yırtılmış Said’i atar, yeni Said’i giyerim.”

Bu sadeleştirmenin aslı şöyledir:

“ Lâkin her senede şu menzilhanelerdeki zerrat, iki muhacereti umumî yaptığından, ene dahi libasını değiştirir, yırtılmış Said’i atar, yeni Said’i giyer”.

“ … her senede ki şu menzilhanelerdeki (  vücuduna işaret ettiği açık )  (1) zerreler, hücreler iki genel hicret yaptığından yani vücuttan ayrıldığından, ene ( ruh, ) dahi elbisesini değiştirir, yırtılmış Saidleri atar, yeni Said’i giyer. (2)

1-Bundan ayrı ayrı yaşamış Saidler çıkmaz ? Mümkün değil. Her senede iki defa hücreler ayrılıyor. Yani senede iki defa vücut değişiyor.

2- Üstadın bu yazısının başında bir soru var: “öyle ise sen kimsin, Bedenin inhilali (dağılması) ruhun şahsiyetine tesir etmez mi ?“

Burada ruhu işlemektedir. Aşağıda da eneden maksat ruh olduğu aşikar. Senede iki defa vücut değişiyor Ruh sabit.

.Ama sizin burada ki  yaptığınız sadeleştirmede de yanlışlık var.

Sadeleştirdiğiniz yazıda:

“Bu konak yerinde yani vücuttaki hücreler nasıl yılda iki kere vücuttan ayrılıyorsa ben de o şekilde elbise değiştiririm; yırtılmış Said’i atar, yeni Said’i giyerim.”

“yani vücuttaki hücreler nasıl yılda iki kere vücuttan ayrılıyorsa..” yanlış, doğrusu;

Lakin bu konak yerlerinde hücreler iki kere vücuttan ayrıldıklarından….

Yine  cümleniz de; “Bende o şekilde elbise değiştiririm.” yanlış.

Doğrusu;

“ ene (Ruh) dahi elbisesini değiştirir; yırtılmış Saidi atar, yeni Said’i giyer”

Cümlenizde ki “giyerim “ kelimesi de yanlış. Doğrusu “giyer.”

Bu küçük değişiklikleri gösterdim, çünkü küçük değişiklikler manayı bozuyor. Sadeleştirilmiş mana şöyle olmalıdır:

“ Lakin her senede şu  vücutlarda ki zerreler, hücreler iki genel hicret yaptığından yani vücuttan ayrıldıklarından, ene ( ruh, ) dahi elbisesini değiştirir, yırtılmış Saidleri atar, yeni Said’i giyer. “

Bu açıklamalarda gösteriyor ki, burada kesinlikle tenasüh yok, vücudun yılda iki defa değişmesi ve ruhun sabitliği ifade ediliyor.

O zaman birbirlerini tanımazlardan maksat nedir ?

Bu açıklamalardan ortaya çıkan kesin mana: Sizin yorumladığınız mananın doğru olmadığıdır.

O zaman başka şekilde bakacağız. Bundan maksat karşı karşıya gelseler, elemler, lezzetler yönüyle, yaşam yönüyle, hayat şartları itibariyle vs. birbirlerini tanıyamayacakları manası çıkar.

Ben sizi TV’lerde seyrederek, tanıdım ama şimdi tanıyamıyorum.

Televizyonlardaki o ciddi, vakarlı Abdülazizbey gitmiş, bambaşka biri karşımda.

Gerçekten sizi tanıyamadım.

Abdülaziz  bey böyle yazar mı ?

Abdülaziz bey bu kadar yanlış anlar mı ?

Abdülaziz bu kadar ön yargılı veya düşman olur mu?

Gerçekten tanıyamadım.

Bazen kendimi de tanıyamıyorum. Dünkü ben benmiyim ?

Bir ay önceki ben benmiyim.

Hayata bakışıyla, zevkleri, elemleri, başarı-başarısızlık yönleriyle. Vb.

Tenasüh var demek çok büyük bir iftira. Tevbe lazım.

Ve en önemli nokta: yaptığınız alıntının üstüne bakmamışsınız.

Arapça aslı var hemen üstünde.

İlim adamısınız. Konuyla ilgili asıl metin yukarıda. Başınızı kaldırıp bakmamışsınız. Veya baktınız da görmediniz. Veya görmezden geldiniz.

Sizin bütün konuşmanızı, yazınızı boşa çıkartan, bu “büyük iftira” diye bağıran küçücük bir kelime var.

“Fi erbeîneseneten”

40 sene de 80 Said olduğu açık. Her halde bunu da S. Nursi her sene iki defa ayrı vücutlarda dünyaya geldiğini kabul ediyor demezsiniz.

“Ben bu anda, 40 sene çalkalanarak, seksen Said’den telhis ile tezahür etmişim. Onlar müselsel şahsî kıyametler ve müteselsil istinsahlar ile çalkalanıp şu zamana beni fırlatmışlar.”

Eddai de ki yazıya gelince. Bunda büyük hata üstüne hata yapmışsınız..

Sizin dediğiniz gibi üstad 1873 doğumlu değil, 1878 doğumludur. O zaman da zaten 41 oluyor yaşı. Bundan da anlaşılıyor ki üstad bu şiiri 40 yaşında olduğunu düşünerek yazmış.

Hayatında beraber oldukları talebeleri böyle ifade etmişler. Yani üstadlarından aldıkları dersi yazmışlar. Kendi kafalarından değil. Bir hayat beraber olan insanlar bunun manası: “vücudun yılda iki defa değişmesi” diyorlar. Bu sizi tatmin etmiyor. Doğum tarihini de değiştirerek bu yorumun saçma olduğunu anlatmaya çalışıyorsunuz.

Ki o doğum tarihi dediğiniz gibi bile olsa, Üstad o anda yaşının 40 olduğunu düşünmüş öyle yazmış diye düşünülmesi gerekir, ehl-i vicdan ve insaf tarafından. Çünkü öbür türlü olmadığı ilk yazısında aşikar.

Bu değerlendirmeler sadece bu iki yazı üzerinden. Bu insanın yazdığı altıbin sahifelik külliyatı var. Bunlarda açık ifadeleri var mı, yok mu araştırmacı bakar. Bütününe bakarak bir sonuca ulaşır.

İşte Haşir Risalesi, baştan sonra ahireti anlatıyor. En küçük tenasühe yer var mı Allah aşkına. Yok.

Dünya, kabir, mahşer yolculuğu olarak her yerde anlatıyor. Defalarca anlatıyor.

İlim adamına yakışan, bütün delillerden sonra ulaştığı neticeyi açıklamak.

Oda birilerini küçük görerek, küçük  göstererek, küçümseyerek, yanlış, batıl izlemini vererek değil.

Sizin değerlendirmeleriniz öyledir, kabul etmediğiniz zatın görüşü böyledir.

İmam-ı Azam Ebu Hanife, i. Malik. İ. Ahmet b. Hanbel, i. Şafi vb. alimler gibi hareket ediniz, mesleğinizin muhabbetiyle hareket ediniz, haricilerin Hz. Ali’ye yaptığını Üstada yapmayın.

Size, sizin konumuza yakışmıyor.

Sizden istifade edecek insanları kendinizden kaçırmayın, nefret ettirmeyin, küstürmeyin.

Saygılarımla.

Zekeriyya KOCALAN

BAYINDIR – Reenkarnasyon ile ilgili Arapça metni özellikle tercüme etmeyerek risalede mevcut tercüme ile yetindim. Çünkü “Bizi oradaki tercüme bağlar” diyebilirdiniz. Nitekim Said Nursi’nin doğum tarihini, benim baktığım kaynak 1873 olarak gösterdiği halde[1] onu da kabul etmemişsiniz. Bu konuda ihtilaf olduğunu şimdi öğrenmiş oldum.

Madem istiyorsunuz; İşârât’daki Arapça metni ve yaptığım tercümeyi aşağıya alıyorum:

من أنت ؟ أنت أنت بعد موتك ؟ و هل  لخراب البدن تأثير في وحدة الروح ؟

جـ - أنا تولدت الآن متلخصا من ثمانين سعيدا تمخضوا في أربعين سنة بقيامات مسلسلة واستنساخات مسلسلة فهذا السعيد حي ناطق ميتون لو بالإنجماد تماسك ماء الزمان و تمثل أولئك السعيدون و تراأوا لما تعارفوا. تدحرجت عليهم في الاطوار فتفرق مني  ما زان وأخذت منه ما شان . فكما أن أنا الآن هو أنا في هاتيك المراحل كذلك أنا أنا فيما يأتي بموتي من المنازل الا أنه في كل سنة بمهاجرة اثنين لساكني تلك البلاد يجدد أنا لباسه فيلبس السعيد الجديد ويخلع العتيق.

Soru: Sen kimsin? Ölümünden sonra da sen sen misin? Bedenin yıkılmasının ruhun birliğine etkisi var mı?

Cevap: Ben şu an, seksen Said’in özeti olarak doğdum. Onlar zincirleme kıyametler ve zincirleme yok oluşlarda 40 yıl doğum sancısı çektiler. Bu Said canlıdır, konuşur. Zamanın suyu donarak katılaşsa ölü Saidler görüşseler elbette birbirlerini tanımayacaklardır.  O dönemlerde o bedenler üzerinde dolaştım. Düzgün olanı bende bir bölüm oldu, kusurlu olanını aldım (attım). Şu anda ben ben olduğum gibi o konak yerlerinde ben bendim. Ölümümle gelecek konaklarda yine ben ben olacağım. Şu var ki, o beldelerde oturanların iki hicreti sebebiyle ben her yıl elbise değiştiririm; yeni Said’i giyer, eski Said’i atarım[2].

“Onlar zincirleme kıyametler ve zincirleme yok oluşlarda 40 yıl doğum sancısı çektiler.”

Kıyamet, kalkış yani ölenin yeniden dirilmesi demektir. Zincirleme kıyametler, zincirleneme olarak meydana gelen tekrar dirilişler demek olur.

“Zincirleme yok oluşlar” ise yeniden yaratılan bedenlerin ölümünü ifade ediyor. Çünkü reenkarnasyon inancına göre dünyaya yeniden gelenler bedenler, yine ölür ve yok olurlar.

“… 40 yıl doğum sancısı çektiler” ifadesi de bu bedenleri 40’ar yıl arayla geldiği iddiasıdır.

Reenkarnasyon zaten budur. Tercümelerde geçen istinsaha tenasüh anlamı vermemin sebebi budur. Yani bozuk da olsa tercümeden başka bir anlamın çıkmamasıdır. Görüldüğü gibi herhangi bir iftira veya yanlış anlama söz konusu değildir.

“Şu var ki, o beldelerde oturanların iki hicreti sebebiyle ben her yıl elbise değiştiririm; yeni Said’i giyer, eski Said’i atarım” sözü, bu dünyada yaşadığı sırada, hücrelerdeki yenilenmeyi anlatmaktadır.


[1] Bediuzzaman Said Nursî, Tarihçe-i Hayat, Birinci Kısım; Risale-i Nur Külliyatı, İstanbul 1994, c. II, s. 2122.

[2] Bediuzzaman Said Nursî, İşârât,Risale-i Nur Külliyatı, c. II, s. 2340.

Bu yazı 28887 defa okunmuştur.


YORUMLAR (0)

Henüz yeni yorum eklenmemiş.

 

Tüm hakları saklıdır. | http://www.suleymaniyevakfi.org