Kabir ehli, kabirlerinde yatan
ölülerdir
MÜRİT -Şu hadisi kabul etmediğini
söylemişsin:
“İşlerinizde ne yapacağınızışaşırdığınızda kabir
ehlinden yardım isteyiniz [4]
.”
Bunun nesine karşı çıkıyorsun.Kabir ehlinden yardım
istemek onlardan ibret almak demektir.
BAYINDIR -Öyleyse neden kabir ehlinden ibret alın,
denmiyor da onlardan yardım isteyin deniyor. Hadis diye
uydurulmuş o sözün Arapçasında “ ”istiânede bulunun, yani
yardım isteyin, ifadesi geçer. Halbuki Fatiha suresinde"
Yalnız senden istiânede bulunuruz." anlamında
“ iyyâke nestaîn, ”âyeti vardır. Bu âyet,
yardımı tek biryerden, yani yalnız Allah’tan dilememiz
gereğini ifade eder. O zaman yukarıdaki sözle bu âyet
açıkca çatışmıyor mu?
Fatihayı her namazda okuyup buanlamı hep zihnimizde
diri tutmamızın bir sebebi yok mudur?
Yukarıdaki sözü Hz. Muhammedsallallahu aleyhi ve
sellem'e mal edenlerin yanında yer almak size ağır gelmiyor
mu? Hiç düşünmez misiniz, temel görevi Kur'an'ı anlatmak olan
Hz. Muhammed'inKur'an'a aykırı bir sözü olur mu? Sonra bu sözü
Hz. Muhammed'den duyan yok.Onunla birlikte ya da ondan sonra
yaşayanlardan böyle bir söz söylemiş olanyok. Bunu nakletmiş
sahih bir hadis kitabı da yok. Bunların hiç biri
yok.
Bunu size duyuralı çok olduama bu konuda siz de bir
şey getiremediniz. Çünkü olmayan şey getirilemez.
MÜRİT - Aclûnî'nin Keşf'ül-Hafâ adlı kitabında
varya. Onun kitabında olması bizim için yeterlidir. Aclûnî
büyük birhadis alimidir. O da İbn-i Kemâl'in el-Erbaîn'inden
almış.
BAYINDIR - Aclûnî bu eserini, halk arasındahadis
diye bilinen sözlerin doğrusu ile asılsız olanını ortaya
koymak içinyazmıştır. Bu sebeple o kitapta çok sayıda uydurma
hadis vardır. Aclûnî,kitabının başında Hafız ibn-i Hacer'in şu
sözünü naklediyor: "Aslı olmayan hadisi kim
nakletmişse Buhârî'nin Sülasiyyat'ında
rivayet ettiği,Muhammed sallallahu aleyhi ve sellemin şu
sözünün kapsamına girer : "Kimbenden söylemediğim bir şeyi
naklederse Cehennem'de oturacağı yere hazırlansın. [5]
"
Sonra alfabetik olarakhazırladığı kitabında
hadislerin kaynaklarını veriyor. Ama bu sözle ilgiliolarak
sadece "İbn-i Kemal Paşa'nın el-Erbaîn'inde böyle
geçmiştir."ifadesini kullanıyor. İbn-i Kemal Paşa'nın bu
eserine baktığımızda da hadisdiye söylediği o söz için hiçbir
kaynak göstermediğini görüyoruz
[6] .Bu sebeple aslı astarı
olmayan bu sözü hadis diye nakledenlerin "Cehennem'de
oturacakları yere hazırlanmaları" gerekir.
MÜRİT - Yaşayan bir insandan yardım istemiyormuyuz?
Bir veli ölünce ruhu, kınından çıkmış kılınç gibi
olur [7] ve
daha çok yardım yapma imkanı elde eder. Bunlar bir çok
tasarruflarda bulunurlar.
BAYINDIR - Yaşayan insandan yardım isteme
konusunabiraz sonra geleceğiz
[8] .Ama veli ölünce ruhunun
kınından çıkmış kılınç gibi olduğunun Kur’an’dan veSünnetten
bir dayanağı var mıdır? Hz. Muhammed de ölmüştür.
Onuhatırladığımızda ve kabrini ziyaret ettiğimizde ona salat
ve selamgetiririz. Yani Allah’ın rahmeti ve ebedi mutluluk
onun olsun deriz. Böylece Allah’tan, Peygamberimize
olan ikramını daha da artırmasını isteriz.Ama hiç bir duamızda
Hz. Muhammed'den bir isteğimiz olmaz. Çünkü o zaman
HıristiyanlarınHz. İsa’ya yaptığını biz Hz. Muhammed'e yapmış
oluruz ki; bu, yoldançıkmaktan başka bir şey
olmaz.
Ölmüş bir velinin daha çoktasarrufta bulunduğunu,
yani daha çok iş çevirebildiğini ifade ettiniz. Bu konuda
dayanağınız nedir?
MÜRİT - Bir veli ölünce ruhunun kınından çıkmış
kılınç gibi olduğunu söyleyen bazı büyük alimler
var.
BAYINDIR - Ama her şeyi bilen Allah’ın kitabında
bunun böyle olmadığına dair açık âyetler vardır.
“ Allah ölüm esnasında ruhları alır,
ölmeyenlerinkini de uykuda alır.Ölümüne hükmettiğini tutar,
ötekileri belli bir vakte kadar salıverir. ”
(Zümer39/42)
Bu âyete göre Allah, ölülerinruhunu, belli bir
yerde, berzah aleminde tutmaktadır.
Kabirdekilerle ilgili olarakAllah Teâlâ şöyle
buyuruyor:
“ Dirilerle ölüler bir olmaz. Şüphesiz
Allahdilediğine işittirir. Ama sen kabirdekilere bir şey
işittiremezsin. ” (Fatır 35/22 )
Hz. İsa aleyhisselamınahirette yapacağı konuşmayı
veren şu âyet üzerinde düşünmek gerekir.
“ ... İçlerinde bulunduğum sürece onlara
şahittim. Beni vefat ettirinceartık onlar üzerine gözetleyici
yalnız sen oldun. Sen her şeyi görüpgözetirsin. ” (Mâide
5/117)
Büyük Peygamber Hz. İsa öldükten sonra
ümmetindenhabersiz oluyorsa, ölen bir velinin ruhunun kınından
çıkmış kılınç gibiolması nasıl kabul edilebilir?
Herhalde şu âyet konuya nokta
koyacaktır.
“Allah’ın berisinden [9]
Kıyamete kadar
kendisine cevap veremiyecek olana dua edenden daha sapık
kimolabilir? Oysaki bunlar onların duasından habersizdirler.
(Ahqâf46/5)
Bazı meâller, âyetlerde geçen dua kelimesini
ibadetdiye tercüme ederek garip bir tutum içine girmişlerdir.
Mesela bu âyette dua manasınaiki ifade vardır. Bunlar
ve kelimeleridir. Bu
kelimeleri (ya'budu)ve
(ibadet) diye tercüme etmek doğru olmaz.Çünkü
Kur'an-ı Kerim'de o iki kelime de geçer. Her şeyi bilen ve
yerli yerinekoyan Allah dileseydi burada o kelimeleri
kullanırdı. Örnek olarak Hasan Basri ÇANTAY 'ın ayete nasıl
mealverdiğine bakalım.
"Allah'ı bırakıpda kendisine kıyâmete kadar
cevap veremeyecek kişiye (nesneye) tapmakta olankimseden daha
sapık kimdir? Halbuki bunlar, onların tapmalarından da
habersizdirler [10]
. "
Bu gibi mealleri okuyanlar,âyeti puta tapanlarla
sınırlayacak ve yaşadığı hayatla
ilgilendirmeyecektir.
Arapça tefsirlerde duanınibadet manasına
olduğu ifade edilir.Bir Arap için böyle bir açıklamaya
ihtiyaç vardır. Çünkü Hz. Muhammed sallalahualeyhi vesellem
şöyle buyurmuştur: “Dua ibadetin kendisidir.” [11]
“Dua ibadetin iliğidir,
özüdür.” [12]
Arap o açıklamayı okuyunca duanın ibadet demek olduğunu
öğrenmiş olur. Ama yukarıdakimeali okuyan bir Türk'ün böyle
bir şeyi öğrenmesi imkansızdır. Bu bakımındanTürkçe meal
yapanların bu gibi hususlara dikkat etmesi
gerekir.
Bu mealde, âyet metninde geçen" =
Allah'ın dunundan" ifadesi "Allah'ıbırakıp da..."
şeklinde tercüme edilmiştir. Bu tercüme de yanlışanlamalara
yolaçar. Yani bu tercümeden Allah'tan başkasına dua
edenlerinAllah'ı büsbütün devre dışı bıraktıkları
anlaşılabilir. Halbuki Allah'tanbaşka velilere tutunanlar,
onların hep Allah'a çok yakın olduğuna inanmışlardır. Hiç bir
kâfir veya müşrik, hiç bir gayrimüslim Allah'ın varlığını
inkâr etmez. Ama Allah ile kendi arasında, yetkisi Allah
tarafından verilmiş bir kısımaracıların olduğunu kabul ederek
Allah'a boyun eğer gibi onlara da boyun eğerler.
Ateistler Allah'ı inkarettiklerini söylerler ama
başları daralınca Allah'a sığınırlar. Bu, onların
inkardasamimi olmadıklarını gösterir.
MÜRİT- Kabirlere giderek
hastalıklarına şifabulanlar var. Bunlar en güvenilir zatların
ağzından anlatılıyor, ona nediyeceksin?
BAYINDIR- Benimbu gibi konularda bir şey söylememe
gerek yok. Çünkü okuduğumuz ayetler bununolamayacağını
haykırıyor.
MÜRİT- Bir değerli büyüğümüz bayram sohbetinde
şöyle demiş:
"Benim bir hemşirem(kızkardeşim) vardı,
yürüyemezdi. Adana'da o zaman bulunan bütün doktorlaragittik,
dışarıda hepsine gösterdik çare bulamadılar. Nihayet bize
dediler ki, Toroslarda bir zatın türbesi var, hastayı götürün
orada bir gece durdurun.Allah'ın izniyle o zatın dua ve
ruhaniyeti şifa vesilesi olur. Bizartık her türlü tıbbî
ümidimiz kesildikten sonra oraya annemle birliktehemşiremi
sırtımızda götürdük. Geceleyin hemşirem birden bir feryad
etti.Annem, acaba aklına, şuuruna bir şey mi oluyor, korkuyor
mu? diye hemen yanına fırladı. Hemşirem halâ bağırıyordu. "İyi
oldum, iyi oldum, yürüyorum, amanAllah'ım" diye haykırıyordu.
Biz de hayretle yanına vardık. Sabahıbeklemeden oradan döndük.
Sırtımızda götürdüğümüz hemşirem yürüyerek eve
geldi [13]
."
Bu değerli zatın sözü vetecrübesi bizim için
önemlidir. Bu konuda sen ne diyeceksin?
BAYINDIR- Kabir ehlinden yardım istenebileceği
kabul edildiktensonra arkasından ister istemez böyle şeyler
gelecektir. Hz. Muhammed sallallahualeyhi ve sellem buyurmuyor
mu ki, "İnsan ölünce ameli yani işi biter. Üçkişi bunun
dışındadır. Sadaka-i câriyesi olan, yararlanılan bir ilim
bırakanve kendi için dua eden salih bir evladı olan [14]
."
Sadaka-i câriye, cami, çeşmeve köprü gibi halkın
yararlandığı şeylerdir. Bunlardan insanlar yararlandıkça bu
şahsın işi devam etmiş olur ve onun sevabından alır.
Yararlanılan ilim de sadaka-icâriye gibidir.
Yaptığı bir ilmî çalışmadan insanlar yararlanıyorlarsa bu
şahsın işi o konuda devam ediyor demektir ve bunun sevabından
yararlanır. Hayırlı evlat da böyledir. Bunların hepsi hayatta
iken yaptıkları işlerin birer devamıdır. Yoksa insan ölünce
yapacağı bir işi kalmaz.
Anlattığınız olayda"Allah'ın izniyle o zatın dua ve
ruhaniyeti şifa vesilesi olur." diyebir söz geçti. Ölülerin
diriler için duacı olmaları diye bir şey yoktur. Buolabilseydi
herkes hastasını Hz. Muhammed sallallahu aleyhi ve sellemin
kabrinegötürürdü. Her halde onun dua ve ruhaniyeti daha etkili
olurdu.
Her türlü tıbbî ümidinkesilmesinden sonra bir
ölünün kabrine gidip ondan şifa beklemek akıl kârımıdır? Hiç
düşünmez misiniz, dirilerin yapamadığı şeyi ölüler nasıl
yapar?
Allah Teâlâ şöyle buyuruyor:
“ Dirilerle ölüler bir olmaz. Şüphesiz Allah
dilediğine işittirir. Amasen kabirdekilere bir şey
işittiremezsin. ” (Fatır35/22)
Aslı astarı olmayan işlerihalkın değer verdiği
kişilerin yapması, üstelik iyi bir şey yapmış gibi tutuponu
insanlara anlatması ne kötü.
MÜRİT- Ben bu zatın doğru söylediğine bütün
kalbimleinanıyorum. Sen şimdi bunun olmadığınımı iddia
ediyorsun?
BAYINDIR- Benimkisi bir iddia değildir, ayet ve
hadislerin hükmüdür.
O hasta orada gerçekten şifabulmuş olabilir. Ama
bir ölünün şifaya vesile sayılması asla kabul edilemez.
Dünyada sadece bu olay olmuyor ki, her türlü olaylar oluyor.
Önemli olanbunların doğru yorumunu yapmaktır.
Aslında biz sırat köprüsünü budünyada geçiyoruz.
Yanlış bir yorum ayağımızı kaydırabilir. Mesela
Kadirîtarikatına mensup kişiler vucutlarına şiş batırırlar.
Bazıları bunu, o tarikata mahsus bir keramet sayar. Diğer
taraftan Hintliler özel dini günlerindevücutlarına kılıç
saplarlar. Keser sapı kalınlığındaki kamışları bir
yanaklarındansokup diğer yanaklarından çıkarırlar. Eğer
Kadirilerinki kerâmet ise bununmucize sayılması gerekir.
Aslında her ikisinin de dinle bir ilgisi yoktur.Yanlış olan
onu din ile ilgilendirmektir. Bu bir hipnoz olayıdır. Hipnoz
sayesinde bazı ameliyatlar uyuşturulmadan yapılıyor da hasta
bundan dolayı bir acı hissetmiyor. Ben televizyonda bu şekilde
bir açık beyin ameliyatı gördüm. Doktor ameliyatla meşgul iken
hastaya, bir acı duyup duymadığı soruluyor, o da gıdıklanma
gibi bir şeyler hissettiğini ama acı duymadığnı
söylüyordu.
MÜRİT- Öyleysekabrin başında şifa bulma
olayını da izah et.
BAYINDIR- BakınKur'an-ı Kerim'de şeytan
çarpmasından bahsedilir. Şöyle buyurulur: "Faiz yiyenler,
sersemliklerindendolayı başka değil, sadece şeytan çarpmış
kimseler gibi doğrulurlar." ( Bakara2/275)
Şeytan çarpmış kimselerinnasıl doğrulduğu bilindiği
için ayette bunun izahı yapılmamıştır. Şeytançarpması elektrik
çarpması gibi bir şeydir. İnsanı felç edebilir. Bazı organlar
çalışamaz hale gelebilir. Tam doğrulamaz, yürüyemez, sersem
gibi olur. Tıp bunaçare bulamaz.
O hanımefendiyi de şeytan yanicin çarpmış olabilir.
Çünkü şeytan cinlerin kâfir olanıdır.
Şeytan onların, bir kabirbaşına gelip, ölüden medet
umduklarını görünce hastayı bırakmış olabilir.Çünkü şeytan
tecrübesiyle bilir ki kabir başları insanların duygu yüklü
oldukları yerlerdir.Onlar burada kolayca saptırılabilirler.
Şeytan insanı saptırmak içinher yolu kullanır. Zira
o, Allah'tan yetki alınca şöyle demişti:
“ İşte senin beni azgınlığa uğratmana karşılık
andolsun ki, ben desenin doğru yolun üzerinde oturacağım.
Sonraönlerinden arkalarından, sağlarından
sollarındanlara sokulacağım. Sen deonların pek çoğunu artık
sana şükreder bulamayacaksın." (Araf7/16-17)
Mutlaka böyle olmuşturdemiyorum ama bu kuvvetli bir
ihtimaldir. Fakat o ölünün dua ve ruhaniyeti ileşifa bulmanın
ihtimali yoktur.
Bunabenzer konulara sık sık girilecektir. Vesile ve
tevessül konusu
dabunlardandır.