KUR'AN IŞIĞINDA TARİKATÇILIĞA BAKIŞ
   Önsöz/Giriş
   Tasavvuf
   Kabir Ehlinden Yardım

   Vesile Ve Tevessül
   Veli
   Evliyânın Yardımı
   Şeyhin Himmeti
   Yüzüsuyu Hürmetine Dua
   Olağandışı Yollarla Yardım
   Müslümanları Batıran Şirk
   Şehitlerin savaşması
   Gaib Erenleri
   Yüce Ve Süfli Ruhlar
   Kur'an'da Elçiler
   Gaybı Bilme
   Şeyhlere Vahiy
   Peygambere Varis Olma
   Mucize
   Kerâmet
   İlm-i Ledün - İlm-i Batın
   Keşf (Perdelerin Açılması)    Feraset
   İlham
   Şefaat
   Rabıta
   İbadet
   Allah’ın Tecelli Etmesi
   Giyim Kuşam
   Şeyh Öğretmen Olmalı
   İslamın Yayılışı
   Hadis-İ Şerifler
   Mezhepler
   İctihad
   Kur'an'a Dönmek
   Sonuç
   Dipnotlar

33- KUR'AN'A DÖNMEK 

 
 

 MÜRİT - Mezhebimamları gerçekten değerli kişilerdir. Onları olağanüstü kişiler saymanın  ne zararı var?

BAYINDIR - Çok zararı var. O zaman iş değişir. Onlar Hz. Muhammed'in yerine, görüşleri deKur'an'ın yerine geçer. Biz bu felaketi yaşıyoruz.

Hiç kimsenin mezhep imamlarına inanma görevi yoktur.Allah'ın huzurunda bundan sorguya çekilmeyeceğiz. Ama hepimizin Hz. Muhammedsallallahu aleyhi ve selleme inanma görevi vardır. Ona boyun eğmek, Allah'a boyuneğmekle bir sayılmıştır. Ayette "KimElçiye boyun eğerse gerçekten Allah'a boyun eğmiş olur."(Nisa 4/80) buyurulmuştur.

Buâyet dışında Kur'an-ı Kerim'in tam onbir yerinde Allah'a boyun eğme emri,Rasulüne boyun eğme emri ile birlikte verilmektedir [153] .Haşr Suresinin yedinci âyetinde şöyle buyurulmaktadır: "Elçi size ne verirse onu alın, sizi neden men ederse ondan geridurun."

Ahzâbsuresinin 36. âyeti şöyledir: "Allahve Elçisi bir işte hüküm verince inanmış hiçbir erkek ve kadın o  işle ilgili davranışlarında serbest olamaz."

NurSuresi'nin 63. üncü âyetinde açık bir uyarı vardır: "Elçi'nin emrine aykırı hareket edenler başlarına bir belanıngelmesinden veya çok elemli bir azaba uğramaktan sakınsınlar."

a- Mucize

Önemli olduğu için mucize konusunu bir başka açıdantekrar ele alıyoruz.

BAYINDIR - Hz.Muhammed kadar önemli bir insan yoktur. Bunun nedenini düşündünüz mü?

MÜRİT - Tabiî,çünkü o Allah'ın  Elçisidir.

BAYINDIR - Allah'ınElçisi olduğu nereden bilinebilir? Onu nasıl ispat edersiniz?

MÜRİT - Hz.Muhammed Allah'ın son elçisidir. Herkesin buna inanması gerekir.

BAYINDIR - Tamam, doğru ama insanlar Hz. Muhammed'in gerçekten Allah'ın  elçisi olduğunu nasıl bilebilirler?

Baksanıza, itibarlı bir kişi, günün birinde kalkıp benAmerika'nın Ankara Büyükelçisi, oldum dese Türk Devleti bunu kabul edebilir mi? Çünkü bundan sonra yetkili makamların karşısına Amerika Birleşik Devletleriadına çıktığını söyleyecektir.

MÜRİT - Amerikanhükümetinin onu elçi olarak görevlendirdiğine dair belge getirirse olur.

BAYINDIR - İşteHz. Muhammed de Allah'ın bana gönderdiği bir elçidir. Onun da görevlendirme belgesini bana getirmesi gerekir.

MÜRİT -  Sen o kadar değerli misin?

BAYINDIR - Bana,size ve bütün insanlara bu değeri Allah veriyor. O şöyle buyuruyor:

"And olsun kiAllah, inananlara büyük lutufta bulundu. Çünkü içlerinden birini elçi olarak gönderdi. O onlara Allah'ın ayetlerini okuyor, onları arıtıyor, onlara Kitap vehikmeti öğretiyor. Halbuki onlar, önceleri apaçık sapıklık içinde idiler."  (Al-i İmran3/164)

MÜRİT - Tamamşimdi anladım. Hz. Muhammed sallallahu aleyhi ve sellemin elçilik belgesi onun gösterdiği mucizelerdir.

BAYINDIR - Doğru.

MÜRİT - Mesela Hendek savaşı için hendek kazılması sarısında Cabir b. Abdullah Hz. Muhammedsallallahu aleyhi ve sellemin şiddetli açlık çektiğini görmüştü. Hemen küçük bir hayvan kesti. Karısı bir sa' (yaklaşık üç kilo) arpa öğüttü. Sonra gelip gizlice, Resulüllah sallallahu aleyhi ve selleme, bir kaç sahabisiyle gelmesini söyledi.   Resulüllah sallallahu aleyhive sellem Hendek'teki herkesi kaldırdı. Bin kişi idiler. Hepsi de bu yiyecektenyedi ve doydular. Sonunda tencere olduğu gibi et dolu olarak ve hamur da olduğugibi pişirilmeye hazır halde arttı [154]."

BAYINDIR - Bütün  elçilerin böyle mucizeleri yani elçiliklerini ispat belgeleri olmuştur. Hz. Salih'in devesi, Hz. Musa'nındeğneğinin yılana dönüşmesi, elini çıkarınca bembeyaz olması, Hz. İsa'nınçamurdan kuş heykeli yapıp üflemesiyle gerçek bir kuş haline gelmesi, ölüleri diriltmesi, anadan doğma kör ve alaca hastalığına tutulmuş kişileri Allah'ın izniyle iyileştirmesi birer mucize, elçiliğin birer belgesidir. Bilim veteknoloji ne kadar gelişirse gelişsin, insanlık ne ölçüde ilerleme gösterirse göstersin, kayadan deve çıkarmak, değneği gerçek bir yılana çevirmek, ölüleri diriltmek veya bir kaç kişilik yiyecekle bin kişiyi doyurmak mümkün olmaz. Ama bunlar zamanımız insanı için bir belge olma özelliği taşımazlar.

Mesela Hz. Salih aleyhisselamın kavmi, oradaki büyükçebir kayadan [155] dişi bir deve çıkarmasını isteyince Allah Teâlâ Salih aleyhisselama şöylebuyurmuştu:

"Onların gerçekyüzünü ortaya çıkarmak için dişi deveyi gönderiyoruz. Onları izle ve sabırlı ol. Onlara bildir ki, su aralarında pay edilmiştir. Sırası gelen onun başında bulunsun."  (Kamer 54/27-28)

Suyu bir gün deve, bir gün de şehir halkı içiyor,ertesi günün suyunu da o günden alıyorlardı. Devenin nöbetinde halk onun sütünü alıyordu [156] .

Konuyla ilgili âyetlerden bir kısmı şöyledir:

"Semud'a da elçi olaraksoydaşları Salih'i gönderdik. Dedi ki: "Ey ulusum! Allah'a kulluk edin,sizin ondan başka tanrınız yoktur. Bakın, size Rabbinizden açık bir belge geldi:İşte Allah'ın bu dişi devesi size bir mucizedir. Bırakın onu da Allah'ın toprağında otlasın; ona bir kötülük dokundurmayın, yoksa sizi can yakıcı azap çarpar.

Düşünsenize, hani sizi Allah,Ad'dan sonra onun yerine getirmişti. Sizi bu yere yerleştirdi. Buranındüzlüklerine köşkler kuruyor dağlarını oyup evler yapıyorsunuz. Evet, Allah'ın nimetlerini düşünün de taşkınlık yaparak ortalığı karıştırmayın.

Ulusunun büyüklük taslayanileri gelenleri, zayıf görülenlere, onlardan iman edenlere dediler ki,"Siz Salih'in, gerçekten  Rabbitarafından gönderilmiş bir elçi olduğunu mu biliyorsunuz?" Onlar şöylecevap verdiler: "Doğrusu onunla gönderilen ne ise  biz ona inanıyoruz"

"Büyüklük taslayanlar,"İşte biz de sizin inandığınız şeyi tanımıyoruz" dediler

Sonra o dişi devenin ayağınıkesip devirdiler; Rablerinin buyruğuna baş kaldırdılar ve dediler ki; "EySalih, eğer sen  elçilerden isen  haydi, tehdit ettiğin şeyi başımıza getir degörelim." 

Bu yüzden onları bir sarsıntıtuttu ve oldukları yerde diz üstü çöküverip öldüler.

Bunun üzerine Salihonlardan ayrıldı ve "Ey ulusum! And olsun ki ben size Rabbimin sözünübildirmiş ve öğüt vermiştim; fakat siz öğüt verenleri sevmiyorsunuz" dedi."  (Araf7/73-79)

Hz. Salih'in devesi sağ kaldığı sürece ona karşıçıkanların başarılı olması mümkün değildi. Çünkü kayadan çıkmış bu mucize deve,onun  elçiliğini belgeliyordu. Ama devekesilince Hz. Salih, tayin belgesi yakılmış büyükelçi gibi oldu. Ya yeni birbelge getirecekti ya da oradan ayrılacaktı. Cenabı hak yeni bir mucizevermedi, Hz. Salih'i oradan ayırdı ve inanmayanları yok etti.

MÜRİT - Deveölünce mucize olmaktan çıktı mı?

BAYINDIR - Ölmüşbir deveyi artık kim Hz. Salih'in mucizesi sayar?

b- Hz. Muhammed'in mucizesi

MÜRİT -Hz. Muhammed sallallahu aleyhi ve sellemingösterdiği mucizeler de bugün yoktur. Şimdi o da tayin belgesi yakılmış büyükelçigibi mi oldu yani?

BAYINDIR -Hayır, Hz. Muhammed sallallahu aleyhi vesellemin mucizesine hiç bir şey olmadı. Onun asıl mucizesi Kur'an-ı Kerim'dir.Kur'an, Kıyamete kadar bozulmadan kalacaktır. Onu korumayı Allah Teâlâ bizzatüstlendiği için Hz. Muhammed ölmüş olsa da elçiliği devam etmektedir. Çünkü Allah onu son elçisi yapmış ve insanlardanistediği her şeyi onun aracılığı ile bildirmiştir. Artık Allah'ın insanlardanyeni bir isteği olmayacaktır. Allah Teâlâ şöyle buyuruyor:

"Bugün sizin içindininizi olgunlaştırdım. size olan nimetimi tamamladım ve size din olarak İslâm'a rıza gösterdim." (Maide5/3)

MÜRİT - Hz.Muhammed öldüğüne göre onun görevini kim yürütüyor?

BAYINDIR - Elçiler Allah'tan vahiy alır, Allah'ın izniyle mucize gösterir ve aldıkları vahyi tebliğ ederler. Kur'an-ı Kerim hem Hz. Muhammed sallallahu aleyhi vesellemin Allah'tan aldığı vahiyleri en güvenilir biçimde koruyan bir kitap, hemde onun mucizesidir. Artık vahiy alma işi bitmiştir. Kur'an'-ı Kerim'de mucizeolarak elimizde durmaktadır. Onun yapamadığı tek görev tebliğdir. Neyin tebliğedileceği de açık ve net olarak bellidir. Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur:

"Ey Elçi!Rabbinden sana ne indirilmişse onu tebliğ et, eğer bunu yapmazsan onun elçi olarak verdiği görevi yapmamış olursun" (Maide5/67)

Ona indirilen Kitap elimizde olduğuna göre her mümintebliğ görevini sürdürebilir. 

c- Her mümin Allah'ınElçisine varistir

MÜRİT - Her mümin bunu nasıl yapar?

BAYINDIR - Hermümin, Kur'an'a göre yaşama ve onu insanlara anlatma görevini yapabilir.

Hz. Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem “Alimler, elçilerin varisleridir.” buyurmuştur [157] .

MÜRİT - Herkes alim olamaz ki.

BAYINDIR - Herkes bildiği konunun alimi, bilmediği konunun öğrencisidir. Kur'andan birtek meseleyi iyi bilen bir mümin o meselenin alimi olur. Onu tebliğ ederse o ölçüde Hz. Muhammed'e varis olur. Bilmediği meselelerin de öğrencisi olur. Budurum ölene kadar sürer.

Bu hadis-i şerife dayanarak tebliğ görevini ilimadamlarına bırakıp kenara çekilmek olmaz.

MÜRİT - Şeyhlerde peygamber varisi olamazlar mı?

BAYINDIR - Nedenolamasınlar? Kur'an'a aykırı itikadı olmayan şeyhler de bu kapsama girebilirler.

Varis, kendine miras bırakan kişiyi temsil eder vetemsil gücüne göre mirasından pay alır. Babanın, annenin, erkek ve kızevlatların, eşin ve kardeşlerin paylarının farklı olması bundandır.

Elçilik ne bir miras malıdır, ne de babadan oğula geçenbir saltanattır. Hz. Muhammed'in  elçiliği kıyamete kadar süreceği için onun, Kur'an'ı tebliğ görevi konusunda temsiledilmesine ihtiyaç vardır. İşte her mümin, Kur'an'ı tebliğdeki payına göre Hz.Muhammed'e varis olur ve o konuda onu temsil eder. Ama asırlardır bu görev ihmal edilmiştir.

MÜRİT - Kimihmal etmiştir? Kur'an'ın yazılması, okunması, ezberlenmesi ve nesilden nesileintikali konusunda nasıl bir ihmal vardır? Bugün Kur'an'a en büyük hizmeti o beğenmediğin tarikatlar yapıyor. Onlara bağlı kurslarda her yıl binlerce hafız yetişiyor ve onun bir kaç katı insan Kur'an okumasını öğreniyor.

BAYINDIR - Doğru, binlerce Kur'an kursundan her yıl onbinlerce kişi Kur'an öğreniyor. Bunları küçümsemiyorum. Bir müslüman Kur'an'dan ne kadar çok şey bilirse değeri o kadar artar. Nitekim Hz.Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem Uhud şehitlerini ikişer üçer kabirlere koyarken "Bunlardan hangisi Kur'an'dan daha çok pay almıştır?"  diye sorardı. Onlardan kime işaret ederlerse onu lahidde ön tarafa alırdı [158] .

Peki ya bizler? Biz Kur'an'dan ne kadar pay alıyoruz?Asıl bunun cevabını vermek gerekir.

MÜRİT - Kursagidenlerden bir kısmı Kur'an'dan bir kaç sure biliyor. Kimileri tamamını ezberliyor, çoğunluk da Kur'an-ı yüzünden okuyabiliyor.

BAYINDIR -"Kur'andan payımız ne kadardır?"derken Kur'an'dan neleri kavradığımızı ve bunun ne kadarını insanlara anlattığımızı soruyorum.

MÜRİT - O konudaki ihmalimizi kabul edebiliriz.

BAYINDIR -  Hele şükür, bir şey kabul ettirebildim. Ama en önemli şeyi kabul etmiş oldunuz.

Çocuğunu Kur'an öğrenmeye gönderenler ondan, aradasırada geçmişlerinin ruhuna Yasin ve Tebareke surelerini okumasını, yılda birkere de ölmüşleri için hatim indirmesini bekliyorlar.

Hocaların üzerinde en çok durdukları husus ise harflerindüzgün çıkarılması, Kur'an'ın yanlışsız ezberlenmesi ve tecvid kaidelerineuygun olarak okunmasıdır. Bunlar çok önemlidir ama iş burada bırakılmaktadır.Halbuki bu işin başıdır. Ama daha işin başında nefesler kesilmektedir. Yani Kur'an, manasını kavramak  için öğrenilmemektedir.

d- Zikir

MÜRİT - Öğrencilere Arapça, fıkıh, tefsir, hadis ve kelâm gibi ilimler de okutuluyor.Bu ilimler eskiden medreselerde daha geniş okutulurdu. Bunların ana kaynağı Kur'an değil midir?

BAYINDIR - Bakın, Kur'an'ın bir adı da Zikir 'dir.Ayette şöyle buyurulmuştur:

"İşte o Zikr'i bizindirdik, ne olursa olsun onu koruyacak olan da biziz." (Hicr 15/9)

Zikir, bir bilgiyi hafızaya yerleştirmeye imkân verenduruma denir. Bilginin hafızaya yerleştirilmesi ezberleme, yani hıfz,  kullanıma hazır tutulması da Zikirdir. Birşeyin insanın içine veya diline gelmesine de zikir denir [159] .

Tevrat, Zebur, İncil ve elçilere verilmiş öğütlerin, emir ve yasakların ortak adı da Zikirdir [160] .  Kur'an bütün  elçilerin Zikir'lerini içerir. Onun korunması bütün ilahikitapların korunması demektir. Dolayısıyle Kur'an'ı kavrayan, bütün ilahikitapları doğru olarak kavramış olur.

MÜRİT - Birşeyi hafızaya yerleştirmek, kalbe ve dile getirmek Zikir ise bunu her müslüman yapıyor. Her müslüman, ezberlediği Kur'an'ı, zaten  hafızasında tutuyor ve gerektiğinde okuyor.

BAYINDIR - Birşey hafızaya ya manası kavranarak yerleştirilir, ya da kavranmadan yerleştirilir. Manası kavranmadan hafızaya yerleşen şeye ve onu  ifade etmeğe zikir değil, ezberleme ve ezberdenokuma denir.

Zikir, bir marifeti [161] ,yani bir bilgiyi kullanıma hazır tutacak şekilde hafızaya yerleştirmek olduğundanburada bilgi öne çıkmaktadır. Bilgi, bilinen şeydir. Ezberlenen şey bilgideğildir. Kaldı ki, burada marifet kelimesi kullanılmıştır. Marifet, bir şeyiolduğu gibi kavramak anlamına gelir [162] .

 Zikir kökündengelen tezekkür, müzâkere ve elh-i zikir kelimeleri de konunun daha iyianlaşılmasını sağlayacaktır.

Tezekkür, birşeyi hatırlamak veya başkasına hatırlatmak demektir.

" O sakınanlarvarya, işte onlara şeytandan bir esinti gelince tezekkürde bulunurlar.Bakarsınız ki, gerçeği görmüşlerdir. " (Araf 7/201)

Buradaki tezekkürü Allah'ın âyetlerini hatırlama veüzerinde düşünme diye anlamak  gerekir.

Müzakere, birkonuyu karşılıklı görüşmek anlamına gelir. Türkçemizde de kullanılır.

Ehl-i zikir, bir bilgiyi kafasına yerleştirmiş ve kullanıma hazır vaziyette tutan kimselere,ilim adamlarına denir. Kur'an'da şöyle buyurulur:

"Senden önce elçi olarak görevlendirdiklerimiz, kendilerine vahyettiğimiz erkeklerden başkası değildir. Bilmiyorsanız ehl-i zikre sorun." (Enbiya21/7)

Bu ayetteki ehl-i zikir ehl-i kitap bilginleridir.

Kur'an'ın Zikir olması, yaşamak için kafayayerleştirilen ve kendisiyle insanlara öğüt verilen bir kitap olmasındandolayıdır. Şu âyetler bu hususu ortaya koymaktadır:

"Onlar çirkin biriş yaptıkları veya kendilerini  kötü duruma düşürdükleri zaman hemen Allah'ı zikrederler (yani  Allah'ın o konudaki emrini hatırlarlar) ve günahlarının bağışlanmasını isterler." (Al-iİmran 3/135)

"Sen öğüt ver!Esasen sen sadece bir öğütçüsün.

Sen onların tepesine dikilecek değilsin."(Ğaşiye 88/21-22)

e- Medrese eğitimi

MÜRİT - Medreselerin kapanması, tefsir, hadis, fıkıh ve kelâm gibi dini bilgilerinyeteri kadar öğrenilmemesi ve Arapça öğreniminin zayıflaması bizi bu halleredüşürdü.

BAYINDIR - İslâmî İlimler başlangıçta  Kur’an’ınbir tefsiri, bir açıklamasıydı. Şimdi Kur'an'a perde oldu.

Birgün Hz. Ömer minberden şöyle seslenmişti: “Ey insanlar, Muhammed sallallahualeyhi ve sellemin görüşü doğru idi. Çünkü Allah ona gerçeği gösteriyordu.Bizim görüşümüz ise sadece zan ve sorumluluk altına girmekten ibarettir.”

Allah ondan razı olsun, Hz.Ebû Bekr bir konuda Allah’ın kitabında ve Hz. Muhammed’in sünnetinde birhüküm bulamazsa kendi görüşüne göre ictihad yapar ve şöyle derdi: “Bu benimgörüşümdür. Doğruysa Allah’tandır, yanlışsa bendendir. Allah’ın benibağışlamasını dilerim.”

Hz. Ömer’in bir kâtibi “Bu,Allah’ın ve Ömer’in görüşüdür.” diye yazınca Ömer dedi ki, “Ne kötü söyledin;de ki, bu Ömer’in görüşüdür. Eğer doğruysa Allah’tan, yanlışsa Ömer’dendir.”

Hz. Ömer  bir kişiyle karşılaşmış ve ne var ne yok,diye sormuş, o da Ali ve Zeyd şöyle bir hüküm verdiler demişti. Bunun üzerineHz. Ömer;

“Eğer ben olsaydım şu şekilde hükmederdim.” dedi. Adam dedi ki,

“Senin hükmetmene ne engel var, yetki senin elindedir.” Hz. Ömer dedi ki,

“Senin meseleni eğer Allah’ınkitabına ya da Allah'ın elçisinin hükmüne dayandırsaydım bunu yapardım. Amameseleni görüşe dayandırıyorum, görüş belirtme hakkı ortaktır. Benim görüşüm Ali’nin ve Zeyd’in görüşünü değersiz hale getirmez [163] .” 

Ebû Yusuf ve Hasan bin Ziyad, Ebû Hanife' nin şöyle dediğini nakletmişlerdir.“Bizim şu ilmimiz bir görüştür. O, gücümüze göre vardığımız en güzel görüştür.Kim bundan daha güzelini getirirse kabul ederiz.”

Ma’n bin İsa el-Kazzazdemiştir ki, İmam Malik ’in şöyledediğini işittim, “Ben sadece bir insanım, hata yaptığım da olur, doğruyubulduğum da. Görüşüm üzerinde düşünün, Kitap ve Sünnete uygun olanını alın,Kitap ve Sünnete uygun olmayanını da bırakın [164] .”

İmam Malik sık sık şöyle söylerdi:“Bizimkisi bir zandan ibarettir. Kesin bir kanaate varamayız. [165]

Ahmedb. Hanbel’ in şöyle dediği rivayet edilmiştir: “Şafiî’ningörüşü, Malik’in görüşü, Ebu Hanife’nin görüşü, bunların hepsi bana göre birgörüştür ve benim yanımda aynı değerdedir. Delil sadece nakiller (Kitap veSünnet) dir [166] .”

Buzatlar, âyet ve hadisleri öne çıkararak kendi görüşlerinin onlardanayırdedilmesini sağlamışlardır. Daha sonra âyet ve hadisler ayıklanmış,kitaplarda yalnız alimlerin görüşleri kalmıştır. Sonra gelen alimler, bugörüşleri anlamayı ve sonraki nesillere aktarmayı yeterli görmüşlerdir. Bukitaplar zamanla kutsallık kazanmış, Kitap ve Sünnetin yerini almıştır. İşte sizin hayranlıkla andığınız medreseler Kur'an'ı anlama yerine bu kitapları anlamanın, giderek en yüce gaye haline getirildiği yerlerdir.

GerekAshab-ı Kiram, gerekse müctehid imamlar, Kur'an-ı Kerim'le ilişkiyi koparacak davranışlara yol vermemişlerdir. Sahabilerden bazıları bu endişeden dolayıhadislerin yazılmasını dahi hoş karşılamamıştır. Subhi Salih ’in şöyle bir tespiti vardır: Hz. Ömer sünnetin yazılmasını arzulamış ve bu konuda Sahabilere danışmıştı. Onlar da sünnetin yazılmasını uygun görmüşlerdi. Hz. Ömer şüphe içinde ve istihare yaparak bir ay bekledi. Bir sabah kalktığında YüceAllah’tan içine kararlılık gelmişti, dedi ki:

“Sizinle, sünnettenbildiğinizi yazmanız hususunu görüşmüştüm. Sonra düşündüm, baktım ki, sizdenönceki ehl-i kitaptan bir kısım insanlar Allah'ın kitabı yanında kitaplaryazmış, onlarla meşgul olmuş ve Allah'ın kitabını bir kenara bırakmışlardır.Vallahi ben Allah'ın kitabını başka bir şeyle hiçbir zaman engellemem.”

BöyleceHz. Ömer hadis yazmayı terketmişti [167].

Hz.Ömer’inkorktuğu olmuş, Allah'ın kitabı yanında kitaplar yazılmış, Kur'an ile ilişki kesilmiştir. Şimdi insanlar yalnız Kur'an’ı değil Sünneti de bir kenarabırakmışlardır.

Buşartlar altında yasaklar kolayca çiğnenebilmiştir. Mesela faiz , Kur'an-ı Kerim'in en ağır yasaklarındandır. Kur'an vesünnet bir kenara bırakılıp fıkıh kitapları öne alınınca faize kapı açılabilmiş,vakıf müessesesi de buna alet edilmiştir. Bey'ul-ıyne veya muamele-i şer'iyye denengöstermelik bir alışverişin gölgesinde bugünki bankalar gibi kredi verenbinlerce para vakfı kurulmuştur.İstanbul Müftülüğü Şer'iyye Sicilleri Arşivinde bunların çalışmalarını gösterenbinlerce örnekten biri şöyledir:

“AhmedNaili, Kili Nazırı Vakfından beş yıl vadeli 2500 kuruş (yani 25 altın) borçalmak için vakfa ait Fetâvâyı Ali Efendi adlı kitabı, bedeli beş yıl sonraödenmek üzere 1500 kuruşa (yani onbeş altına) satın ve teslim alır [168] .

Böylece25 altın borç alan Ahmed Naili Efendi 40 altın borçlanır. Kitabı da daha sonravakfa hibe eder.

Kitapve Sünnete değil, yalnızca bir kısım fıkıh bilgininin görüşüne dayananlar,yapılan göstermelik alış verişe bakarak bunun câiz, hatta haramdan kaçınmayısağladığı için sevap olduğunu dahi söyleyebilmişlerdir [169] .

Osmanlıdöneminde İstanbul'da kurulan bankalardan Emniyet Sandığındaki bir cep saati, kredi talebiyle gelen kişilerin ödeyecekleri faizi meşrulaştırmak için hergündefalarca satılıp sandığa hibe edilirdi.

Böylebir işlem faiz yasağını çiğnemenin yanında yüce İslam dininin hafifealınmasına da sebep olmuştur.

Halbuki ıyne denen bu göstermelik alışverişleilgili olarak Hz. Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Iyne alışverişi yapar, öküzlerin kuyruğunasarılır, tarımla yetinir, cihadı terkederseniz tekrar dininize dönünceyekadar Allah (cc) sizi zillet altında bulundurur. [170]

EğerKur'an-ı Kerim'e bakılsaydı, cumartesi yasağını çiğneyen Yahudi lerin yaptığı ile faizi meşrulaştırmak için yapılangöstermelik alış-veriş arasında kolayca bağ kurulabilirdi [171] .

Başvurduğumuzkitaplar yüzlerce kişi tarafından çoğaltılarak bize ulaştırıldığından bu kitaplarasonradan bazı görüşler, kasıtlı olarak sokulmuş olabilir. Mesela faize kılıfuydurma ile ilgili bilgileri ilk defa Fetvây-ıKadîhan’ vermektedir. Ben bu bilgilerin o kitaba kasıtlı olarak sonradaneklendiği endişesini taşıyorum.

Fetâvây-ıKadîhân bu görüşün Ebu Yusuf’a aitolduğunu yazıyor. Halbu ki, Ebu Yusuf (öl. l83 h.) ile Kadihân (öl. 592 h) arasında  400 seneden fazla birsüre vardır. Bu süre zarfında yazılmış olup elimizde bulunan kaynaklarda bu hususunHanefî mezhebinde caiz görülmediği ifade edildiğine göre büyük bir ihtimalleKadîhan da aynı şeyi yazmış ama kötü niyetli biri, kitaba bu ilaveleri yapmışolabilir.

Ayrıcabir kimse ne kadar bilgili ve faziletli olursa olsun hata edebilir. Öyleyseyapılacak tek şey, Kur'an'a göre sorumlu olacağımız düşüncesini zihinleretekrar kazımak ve hayatımızı Kur'an'a göre, baştan aşağı  gözden geçirmektir. Yoksa ahirette şöyle bir durumla karşılaşabiliriz: 

O gün yanlış davranışlara batmış kişi ikielini ısırır da der ki; “ Ah keşke ben de o elçi ile birlikte bir yol tutmuş olsaydım.

Ah!!.. yazık oldu bana, keşkefalancayı dost edinmeseydim.

Gerçekten de beni Kur'an'dansaptırmış. Hem de o bana kadar gelmişken.  İşte şeytan insanı böyle yüzüstü bırakır.

Elçi diyecektir ki,  “ Ya Rabbi, doğrusu benim kavmim bu Kur'anıkendilerinden uzak tuttular.” (Furkân25/27,28,29,30)

MÜRİT - Buncaşeyden sonra ne yapılmasını önerirsiniz.

BAYINDIR - Yapılacakşey basit bir metod değişikliğidir. Her hangi bir konunun hükmünü araştırırken,fıkıhta belirtildiği gibi önce Kur'an'a, sonra sünnete, sonra icmaa başvurmalı, bunlardan sonra müctehidlerin görüşlerini okumalıdır. Halka dinlerinianlatırken de bu sıra gözetilmelidir. Mesela orucu bozan şeyler okunmakisteniyorsa önce ilgili âyet kavranmalı, sonra hadislere ve icmaa bakmalıdır.Müctehidlerin görüşlerini bunların ışığında okumak gerekir. İşte bu davranışbizi Kur'an ve Sünnete bağlayacak ve kötü niyetlilerin kitaplarımıza sokmuşolabileceği hurafeleri ortaya çıkaracaktır.

İnananların gönüllerinin Allah'ı anması ve O'ndan inen gerçeğe içten bağlanması zamanıhenüz gelmedi mi? Sakın daha önce kendilerine kitap verilenler gibi olmasınlar; üzerlerinden uzun zaman geçti de kalpleri katılaştı; onlardan çoğuyoldan çıkmıştır. (Hadîd57/16)