İlham,
Allah’ın, kulunun kalbine bir şey
doğurmasıdır.
Sezgi de bu anlamda kullanılır.
MÜRİT
- İlhama inanıyor musun? Her ne kadar başkasını
bağlamasa bile ilham vardır.
BAYINDIR
- Şüphesiz ilham vardır. Eğer Allah’ın ilhamı olmasa
insanoğlu ilerleyemez. Bütün ilmi gelişmeler ve
keşifler Allah‘ın ilhamıyla olur. Ama ilham şeyhlere
veya müslümanlara has değildir. Kâfirler de ilham
alır.
Bu
kelime Kur‘an'da yalnız bir yerde geçer. Allahu Teâlâ
şöyle buyurur: “(Nefse)
isyankârlığını ve takvâsını ilham edenin hakkı
için, onu
arındıran gerçekten umduğuna kavuşmuş,
kirletip karartan da herşeyini kaybetmiş olur.” (Şems
91/8-10)
Nefse
isyankarlığı ve takvası ilham
ediliyor.
a-
İsyankarlığı ilham
İsyankarlık,
kişinin Allah’a, insanlara veya kendine karşı yanlış
davranışıdır. Böyle biri, hem isyandan önce hem de sonra bir
huzursuzluk duyar. Buna iç sıkıntısı veya vicdan azabı
denir.
Yusuf
aleyhisselamı Züleyha'dan uzaklaştıran bürhan,
Allah’ın “(Nefse)
isyankârlığını ilham etmesi"
olmalıdır. Yusuf Suresi’nin 24. âyetinde şöyle
buyuruluyor:
“Andolsun ki, kadın ona
meyletti. Eğer Rabbının bürhanını görmeseydi o
da kadına meyledecekti...”
Günah
karşısında insan önce irkilir, sonra ya vazgeçer, ya da günaha
dalar. İşte insanı irkilten, Allah Teâlâ’nın “(Nefse)
isyankârlığını ilham etmesi" dir.
Merhameti sonsuz olan Rabbımız günah işleyecek olana son bir
ihtarda bulunarak "İsyana giriyorsun, dikkat et." demiş
oluyor. İsyandan sonra da kendine bir iç sıkıntısı vererek onu
tevbeye teşvik ediyor.
Bu
irkilmenin müslüman olmayan insanlarda da olduğunu aşağıdaki
âyetlerden anlayabiliriz. Önce âyetlerin
inişine sebep olan olaya
bakalım.
Hz.
Muhammed sallallahu aleyhi ve selleme eziyet eden Ebu Cehil,
Ebu Leheb, Ebu Süfyan, Velîd b. Muğîre, Nadr b. Hars, Ümeyye
b. Halef ve As b. Vail bir araya geldiler ve
dediler ki, “Hac zamanında Arap heyetleri gelip bize
Muhammed hakkında soru soruyorlar, her birimiz bir
başka cevap veriyoruz. Birimiz deli, diğerimiz kâhin, bir
başkamız da şairdir diyor. Cevapların farklı
olmasından dolayı Araplar, bunların hepsinin yanlış
olduğu sonucunu çıkarıyor. Gelin, Muhammed’e bir tek isim
vermek üzere anlaşalım.”
Birisi
dedi ki, “O şairdir.” Velid b. Muğîre dedi ki, “Ben Ubeyd b.
el-Ebras ve Ümeyye b. Ebî’s-Salt’ın şiirlerini
dinledim, bunun sözü onlarınkine
benzemiyor.
Bir
başkası dedi ki, “O kâhindir.” Velid, “Kâhin kime
derler?” diye sordu. “Bazan doğru bazan da yalan
söyleyen kimsedir.” dediler. Velid dedi ki, “Muhammed asla
yalan söylememiştir.”
Biri
de “O delidir.” dedi. Velid, “Deli kime derler?” diye
sordu. “İnsanları korkutan kişiye.” dediler. Velid,
“Şimdiye kadar Muhammed’le kimse korkutulmamıştır.”
dedi
Sonra
Velid kalktı evine gitti. Herkes, Velid b. Muğîre din
değiştirdi, dedi. Ebu Cehil hemen onun yanına gitti ve
dedi ki, “Senin neyin var? İşte Kureyş, sana yardım
topladı. Onlar senin ihtiyaç içine düşüp dinini
değiştirdiğin kanaatindeler.” Velid dedi ki, benim ona
ihtiyacım yok, ama Muhammed hakkında düşündüm; o
sihirbazdır, diyorum. Çünkü sihirbaz baba ile oğulun,
kardeş ile kardeşin, karı ile kocanın arasını
ayırır.”
Sonra
ona sihirbaz lakabı takmak üzere anlaştılar. Çıkıp
Mekke‘de yüksek sesle bağırdılar. Halk toplu
haldeydi, dediler ki; “Muhammed gerçekten
sihirbazdır.” Bu söz halk arasında yankılandı. Bu Allah'ın
Elçisi sallallahu aleyhi ve selleme çok ağır geldi. Evine
döndü ve üzerini elbisesiyle örttü. Bunun üzerine
Müddessir suresi indi.
Velid
b. Muğîre’nin bu kararı verirken iç sıkıntısı çektiği ve
zorlandığı görülüyor. Çünkü büyük bir isyan içindeydi.
Aşağıdaki âyetler bunu ortaya koyuyor.
“O bir düşündü, ölçtü
biçti. Kahrolası ne biçim ölçme biçmeydi o öyle.
Vah
kahrolasıca vah, ne biçim ölçme biçmeydi o öyle.
Sonra
bir bakındı.
Sonra
kaşlarını çattı ve surat astı.
Sonra
ardına döndü ve büyüklük tasladı.
Hemen
şöyle dedi: “Bu olsa olsa üstün bir sihir olabilir.
Bu olsa olsa bir insan
sözü olabilir. “
(Müddessir 74/18-25)
Müslümanlığa
karşı çıkan herkes içten rahatsız olur ve sıkıntıya
düşer. Bu yüzden davranış bozuklukları gösterirler. “Zaman olur kâfirler,
keşke müslüman olsalar, diye arzu ederler.” (Hicr
15/2)
Kafirler
hep kuşku içinde olurlar. “Kurdukları binalar,
kalpleri parçalanıncaya kadar, içlerinde bir kuşku olarak
kalmaya devam eder. ” (Tevbe 9/110) Bu kuşku, Allah'ın
onlara olan merhametindendir. Kimilerinin bu sayede akılları
başlarına gelir ve girdikleri yanlış yoldan
vazgeçerler.
Günahtan
sonra devam eden vicdan rahatsızlığı da
kişiyi pişmanlığa ve tevbeye yönelten
ilhamdır. İşte Allah’ın merhametinin
büyüklüğü.
b-
Takvâyı ilham
Takvâ,
nefsi fenalıktan korumak demektir. Kişi, Allah’a karşı,
insanlara karşı ve kendine karşı fenalık
yapmamalıdır. Böyle bir davranış onu dünyada töhmet
altına girmekten, ahirette de cehennem
azabından korur. Günahlardan kaçınmanın ve
sevap işlemenin neticesi budur. İnsan, takvaya
götüren davranışlarının neşesini içinde duyar. İşte
bu neşe Allah’ın ilhamıdır. Takvaya uygun davrananlarda
görülen iç huzuru ve kararlılık Allah’ın
ilhamıyla oluşur.
Hadis-i
şerifte konunun çok güzel izahı vardır. Vabısa b. Mabed
diyor ki, Hz. Muhammed sallallahu aleyhi ve selleme
gittim buyurdu ki; “İyilikten ve günahtan
sormak için mi geldin? “
Evet,
dedim.
Bunun
üzerine parmaklarını bir araya getirerek göğsüne vurdu ve üç
kere şöyle dedi: “Nefsine danış, kalbine
danış Vabısa! İyilik, nefsin yatıştığı, kalbin
yatıştığı şeydir. Günah
da içe dokunan ve göğüste tereddüt doğuran şeydir.
İsterse
insanlar sana fetva vermiş, yaptığını uygun
bulmuş olsunlar.”
Hz.
Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:
“Seni işkillendiren
şeyi bırak işkillendirmeyene geç. Çünkü doğruluk iç
huzuru verir, yalan da şüphe ve tereddüd
doğurur.”
İçe
doğan her şey ilham değildir, şeytan vesvesi de olabilir.
Çünkü şeytan "İnsanlara vesvese veren, onların içini
karıştıran"
bir varlıktır. Şeytan Allah’tan yetki alınca şöyle
demişti:
“İşte senin beni
azgınlığa uğratmana karşılık andolsun ki, ben
de senin doğru yolunun üzerinde oturacağım.
Sonra
önlerinden arkalarından, sağlarından
sollarından insanlara sokulacağım. Sen de
onların pek çoğunu artık sana şükreder
bulamayacaksın.
Allah
Teâlâ buyurdu ki; haydi, yerilmiş ve kovulmuş
olarak çık oradan. Andolsun ki,
onlardan her kim sana uyacak olursa Cehennemi sizin
hepinizle dolduracağım.”
(A’raf 7/ 16-18)
Şeytan,
bu yetkiyle
elçiler de dahil herkese sokulur ve onları
yanlış davranışlara yöneltmeye çalışır. Allah Teâlâ
şöyle buyuruyor:
“(Ey Muhammed!) Senden önce
gönderdiğimiz tek bir nebi ve elçi
yoktur ki, bir şeyi arzuladığı zaman, şeytan onun
arzusuna vesvese karıştırmış olmasın.
Allah şeytanın karıştırdığını giderir, sonra
Allah kendi âyetlerini pekiştirir. Allah bilendir,
hakîmdir.” (Hacc 22/52)
İlham
ile vesveseyi ayırabilmek için içimize gelen şeyi Allah’ın
emir ve yasakları yönünden denetlemek
gerekir.
İşte nefs-i mülheme
budur. Mü’min-kâfir, herkesin nefsi nefs-i mülhemedir. Allah ona,isyankarlığını ve takvasını ilham eder.
MÜRİT-
İsyankarlık ve takvâ dışında bir ilham olmaz mı?
BAYINDIR-
Elbette olur. Allah insanın kalbine bir çok şey doğurur.Bu
konu ile ilgili ayetler vahiy bölümünde geçmişti. Bu da mümin
ve kafirayırımı olmadan her insanda olur. Şairler ve buluş
sahipleri buna örnek verilebilir