MÜRİT-
Yukarıda bir hadis-i kudsî geçmişti; onu niye atladın? Allah
Teâlâ buyuruyor ki; " ... O abid ve zahid kulumu
sevdiğim zaman onun gören gözü, işiten kulağı, söyleyen dili,
tutan eli, yürüyen ayağı olurum; benimle görür,
benimle işitir, benimle söyler, benimle tutar,
benimle yürür"
Sonra
öyleleri var ki, kimsenin farkedemediği şeyleri
farkedebiliyor, kişinin aklından ve içinden neler
geçtiğini doğruya yakın biçimde bilebiliyor. Peki bu
nedir?
BAYINDIR-
Bu ferasettir. Ferâset, ayrıntılara bakarak bir görüş, tahmin ve
kavrayışla doğruyu yakalamak demektir.
Hz.
Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem, “Mü’minin
ferasetinden çekinin, çünkü o Allah’ın nuruyla
görür.”
buyurmuştur. Hadisi şu âyetlerle birlikte düşündüğümüzde
konu iyice anlaşılabilir.
“Ey inananlar, eğer
Allah’tan sakınırsanız o
size doğruyu eğriden ayıracak bir güç verir,
suçlarınızı örter ve sizi bağışlar.” (Enfal
8/29)
“Ey inananlar, Allah’tan
sakının ve elçisine inanın ki, size rahmetinden iki pay
versin, sizin için ışığında yürüyeceğiniz bir nur
yaratsın ve sizi bağışlasın.” (Hadîd
57/28)
Bahsettiğiniz
hadis-i kudsî
şöyledir:
Allah
Teâlâ buyurdu ki: "Kulumun, farz
kıldığım şeylerle bana yaklaşmasından iyisi yoktur. Kulum
bana nafilelerle de yaklaşmaya devam eder. Öyle
olur ki artık onu severim. Onu sevdim mi işittiği kulağı,
gördüğü gözü, tuttuğu eli ve yürüdüğü ayağı olurum.
Benden
isterse kesinkes veririm. Bana bir sığınsın, onu muhakkak
korurum.".
Bu
hadis-i kudsî yukarıdaki âyetlerin bir
açıklamasıdır. Her mümin bu seviyeye ulaşabilir. Bu
seviyeye ulaşanın feraseti artar. Ama hiç kimse Allah'a,
elçisinden fazla yaklaşamaz. Kur'an'da elçilerin gaybı
bilemeyeceği açıkca belirtilmiştir. Onlarda ilm-i ledün
veya ilm-i bâtın denen şeyin olmadığını da daha önce
görmüştük.
Allah’ın
emir ve yasaklarına uyan kişi,
emrolunanların güzelliğini ve yasaklanan
şeylerin kötülüğünü kavrar. Yaptıklarını şuurlu
olarak yapar izzetli ve şerefli olur. Her şeye helâller
ve haramlar çerçevesinde bakacağı için kolay kolay kötü
duruma düşmez. İşte esas feraset budur. Bu kişi öyle
hale gelir ki, Allah'ın emrine aykırı şeylere kulağını ve
gözünü kapar. Allah'ın istediği şeyleri tutar ve Allah'ın
istediği tarafa yürür. “Mü’minin ferasetinden
çekinin, çünkü o Allah’ın nuruyla görür.” hadis-i
şerifini böyle
anlamalıdır.
Günahkâr
müslümanlar bunları görecek durumda değillerdir.
Günahtan zevk almaları, Allah’ın emirlerini yerine
getirmemekten sıkılmamaları
bundandır.
Feraseti
de gözümüzde büyütmememiz gerekir. Bir kişinin daha faziletli
olması görüşünün daha doğru olduğu anlamına gelmez.
Sahabenin en faziletlisi Hz. Ebû Bekr’dir. Hz. Muhammed
sallallahu aleyhi ve sellem, bir konuda Hz. Ebû Bekr’in
görüşünü tercih etmiş, daha sonra bunun yanlış olduğu
ortaya çıkmıştır.
Allah
ondan razı olsun Hz. Ömer anlatıyor: Bedir
savaşında esirler alınınca Hz. Muhammed sallallahu aleyhi
ve sellem Hz. Ebû Bekr ve Ömer’e “Bu esirlerle ilgili
görüşünüz nedir?” diye sordu. Hz. Ebû Bekr dedi ki “Ey
Allah’ın Nebisi, bunlar amcaoğullarımız ve
soydaşlarımızdır. Onlardan fidye almanı uygun
görüyorum; böylece kafirlere karşı güçlenmiş
oluruz. Belki Allah ilerisinde onlara müslüman olmayı
nasibeder.”
Hz.
Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem “Senin görüşün nedir
Hattaboğlu?” diye sordu. Dedim ki, “Hayır, vallahi ey Allah'ın
Elçisi ben Ebû Bekr’in görüşüne katılmıyorum; benim
görüşüm şudur: İzin ver onların boyunlarını
vuralım. Akîl’i (kardeşi) Ali’ye bırak boynunu
vursun, şu akrabamı da bana bırak boynunu
vurayım. Çünkü bunlar küfrün liderleri ve ileri
gelenleridir.”
Hz.
Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem Ebû Bekr’in görüşünü
benimsedi, benim görüşümü benimsemedi. Ertesi gün
geldim bir de gördüm ki Hz. Muhammed sallallahu aleyhi ve
sellem ile Ebû Bekr oturmuş ağlıyorlar. Dedim ki, “Ey
Allah'ın Elçisi! Söylesene, sen ve arkadaşın niçin
ağlıyorsunuz? Eğer ağlamaya değer görürsem ben de
ağlarım, ağlamaya değer görmezsem sizinle ağlar
gibi gözükürüm.”
Hz.
Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu ki;
“Arkadaşlarının esirlerden fidye alınması yolunda bana
sundukları görüşe ağlıyorum. Çünkü onlara azabın şu
ağaçtan daha yakın bir şekilde geldiği bana gösterildi. Allahü
Teâlâ şu âyeti indirdi. “Yeryüzünde düşmanını
ezmedikçe bir elçinin esirler alması doğru olmaz. Siz
geçici dünya malını istiyorsunuz. Halbuki, Allah öbür dünyayı
diliyor. Allah güçlüdür, hakîmdir. Eğer daha
önceden Allah tarafından verilmiş bir
hüküm olmasaydı aldıklarınızdan ötürü size büyük bir azab
dokunurdu.” (Enfal 8/67-68)
Demek
ki, olayların arkasındaki gerçeği Hz. Muhammed de Hz. Ebubekr
de görememiştir. Çünkü bunların her ikisi de insandır ve
faziletli olmaları yanılmalarına engel
değildir.
Bilgisi
ve fazileti ne olursa olsun herkesin
yanılabileceği düşüncesi her görüşün
eleştirilebilmesi yolunu
açmıştır.
Durum
açıkça meydanda iken siz çok aşırı gidiyor, Hz. Hızır
gibi olayların arka planını görebildiğinizi ve size
yapılan itirazın Hz. Musa’nın Hz. Hızır’a itirazları gibi
olayların arkasındaki gerçekleri görememekten
kaynaklandığını, hiçbir bilgi ve belgeye dayanmadan
iddia edip duruyorsunuz. Bu batıl düşünceleri ne
zaman terkedeceksiniz?