Kerâmet
sözlükte kerîm olmak, değerli olmak anlamına
gelir.
Allah Teâlâ insanı değerli (kerâmetli) yarattığını ve bir çok
şeyi onun emrine verdiğini açıklamıştır. “Adem oğullarına
gerçekten çok değer verdik (çok kerâmetli kıldık). Onları
karada ve denizde taşıdık ve güzel şeylerle
rızıklandırdık. Yarattıklarımızın bir çoğundan
da üstün kıldık.” (İsra
17/70)
İnsanoğlunun
dışında, gideceği yere başkaları tarafından taşınan bir
mahluk yoktur. Bir insanın denizde balık gibi
yüzerek gitmesi mi kerâmettir, yoksa bir gemide oturarak ve
yatarak gitmesi mi?
Havada
kuşlar uçar. İnsanın kuş gibi uçarak istediği yere
gitmesi mi, yoksa bir uçağın içinde gitmesi mi
kerâmettir? Bunlara bakarak Allah’ın insana ne kadar
değer verdiğini anlamak gerekir.
Allah’ın
insanoğluna en büyük ikrâmı, şüphesiz ki, şirkten uzak
bir imandır.
“İnananlar ve imanlarını
şirkle
bulandırmayanlar var ya işte güven onların hakkıdır;
doğru yolu tutturanlar da onlardır.” (En’am
6/82)
İnsanların
en kerîminin, yani en kerâmetli olanının kim
olduğunu da Allah Teâlâ
açıklamıştır:
“Ey insanlar, biz sizi bir
erkekle bir dişiden yarattık. Birbirinizle tanışasınız
diye sizi milletlere ve kabilelere ayırdık. Allah katında
en kerîm olanınız takvâsı en iyi olanınızdır.”
(Hucurât 49/13)
Keramet
deyince yukarıda anlatılanlar değil, olağanüstü
şeyler kastedilir. Bunlar bir elçide
görülürse adına mucize, velide görülürse kerâmet denir.
Veli, Allah'a karşı gelmekten sakınan her müslümandır.
“İyi bilin ki Allah’ın
velilerine korku yoktur. Onlar üzülecek de
değillerdir.
Bunlar
inanmış olan ve takva ehli bulunan
kimselerdir.
Onlara
bu dünya hayatında da Ahirette de müjde
vardır.”
(Yunus 10/62-64)
O
müjde en sıkıntılı anda bile müminleri rahatlatır.
İşte
Allah bu dostlarını hiç bir zaman yalnız bırakmaz.
“Kim Allah’a karşı
gelmekten sakınırsa Allah ona bir çıkış yolu gösterir.
Onu,
hiç ummadığı yerden rızıklandırır. Her kim Allah’a dayanırsa o ona
yeter. Çünkü Allah işini tastamam yapar. Allah her şeye,
muhakkak bir ölçü koymuştur. “
(Talâq 65/2-3)
Yardım
eden Allah olduğuna göre yardımı olağan yollarla da
yapar olağan dışı yollarla da. İşte Allah’ın olağan dışı
yollarla yaptığı yardıma kerâmet
denir.
Kerâmet
Allah’ın bir nimetidir; bütün nimetler gibi ona da
şükretmek gerekir. Mal, mülk, mevki ve makam gibi kerâmet
de insanı saptırabilir. İnsan kerâmeti değil,
Allah’ın rızasını aramalıdır.
Allah
Teâlâ sıkışık zamanlarda mü‘min kullarına,
şu veya bu şekilde mutlaka ikramda bulunur. Yukarıdaki
ayet bunu göstermektedir. İnsan bu ikramı kendinden
değil, Allah’tan bilmelidir. Mal ve mülkle öğünmek nasıl
çirkinse kerâmetle övünmek de
çirkindir.
Bedir
savaşında sıkışan müslümanların yardımına Allah
Teâlâ melekleri göndermiş ama zaferin meleklerin
yardımıyla değil Allah katından verildiğini de vurgulamıştır.
Onu açıklayan âyet zihinlerimizde hep
yankılanmalıdır.
“Hani siz Rabb’inizden
yardım istiyordunuz. O da; “İşte ben size birbiri
ardınca gelen bin melekle yardım
gönderiyorum”
diyerek isteğinizi kabul etmişti.
Allah
bunu, sadece size müjde olsun ve gönlünüz bununla
rahatlasın diye yapmıştı. Yoksa zafer (meleklerden
değil) yalnız Allah katındandır. Allah güçlüdür ve her
şeyi yerli yerinde yapar.“
(Enfal 8/9-10)
Kendisinde
kerâmetler görülen kimse kurtuluşa erdiğini zannetmemelidir.
Dünya hayatı engebeli bir koşudur. Her an
bir şeye takılıp düşebiliriz.
Ölünceye
kadar kulluğa devam etmek gerekir. “Ölünceye kadar
Rabb’ına ibadet et.” (Hicr
15/99)