MÜRİT-
Allah'ın veli kulları Allah'ın Elçisinin halifesidir.
ŞEYH
EFENDİ - Allah'ın veli kulları peygamberlerin
varisidir. Onlara olan şeyler bunlara da olur.
BAYINDIR
- Peygambere varis olma konusunun iyi
anlaşılmadığı görülüyor. Bilindiği gibi
eskiden
elçilik halkası kopmadan devam ederdi. Mesela Hz.
İbrahim aleyhisselam, Hz. Lut
aleyhisselamın amcası, Hz. İsmail ve Hz. İshak
aleyhisselamın babası, Hz. Yakub aleyhisselamın
dedesi idi. Hz. Yusuf aleyhisselam da Hz. Yakub
aleyhisselamın oğlu idi. Allah'ın bir kaç elçisinin aynı
yerde bir arada olduğu da olurdu. Hz. Yahya, Hz.
Zekeriyya’nın oğludur ve Hz. İsa aleyhisselam’dan 10 ay
büyüktür. Hz. Zekeriyya Hz. Meryem'in bakımını üstlenmiştir.
Bunların üçü de Kudüs’te yaşamıştır.
Hz.
Muhammed'in gelişinden önce bir süre elçilik
kesilmişti. Sonra elçilerin sonuncusu olarak Hz.
Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem görevlendirildi.
Bir elçinin yapması
gereken, kendini gönderenin isteğine göre
davranmaktır. Hesnâ ile Tevfik'i evlendirmek için elçi olan
kişi, daha güzel ve becerikli diye bir başka kız için elçilik
yapamaz. Çünkü elçinin kararı değiştirme yetkisi yoktur. Allah
Teâlâ şöyle buyurmuştur:
Elçilere
apaçık tebliğden başka ne düşer?" (Nahl
16/35)
Allah
Teâlâ, son elçisi Hz. Muhammed sallallahu aleyhi ve
selleme yapacağı vazife ile ilgili şu emirleri
veriyor:
"Ey
Elçi! Rabbinden sana indirileni tebliğ et, eğer bunu yapmazsan
O'nun elçiliğini yapmamış olursun"
(Maide
5/67)
"Biz elçileri, başka değil,
sadece müjdeciler ve uyarıcılar olarak görevlendiririz. Kim
inanır ve kendini düzeltirse onlara korku yoktur, ve onlar
üzülmeyeceklerdir." (En'am
6/48)
Allah'ın
son elçisi Hz. Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem olduğuna
göre artık kimsenin mucize göstermesine ve vahiy almasına
ihtiyaç yoktur. O kapı kapanmıştır.
Bir
taraftan size vahiy geldiğini iddia ediyor, diğer taraftan
kerâmet arayışlarına giriyorsunuz. Keramet demeniz,
herhalde mucize demeye cesaret edememenizden dolayıdır.
Bir de "Allah'ın veli kulları peygamberlerin varisidir. Onlara
olan şeyler bunlara da olur." dediniz mi iddia tamam oluyor.
Lütfen boyunuzdan büyük işlere girişmekten
vazgeçin.
a-
Kerâmet
MÜRİT-
Sen kerâmeti inkâr mı ediyorsun.
BAYINDIR-
Hayır, kerâmeti inkar etmiyorum, bu konuyu biraz
sonra
açıklayacağız. Ben kerâmeti bir mucize gibi kullanmaya
kalkmanızı yadırgıyorum. Öyle bir yola
girerseniz sizin kerâmet dediğiniz şey bir istidrâc olur
ve sizi adım adım batılın içine sokar.
b-
İstidrâc
İstidrâc'ın
kelime anlamı basamak basamak çıkarmak veya indirmektir.
Terim olarak, bir kimseyi, arzusuna göre adım adım bir noktaya
kadar götürüp beklemediği bir felakete atmak an lamında
kullanılır. Ama o, bu gidişin kendi yararına olduğunu
zanneder.
Hayallerin
ötesinde bir merhamete sahip olan Allah Teâlâ, uyarıda
bulunmadan kulunu bu yola sokmaz.
"Bir cemaati doğru yola
soktuktan sonra, neden sakınacaklarını açıktan açığa
kendilerine bildirmedikçe Allah'ın onları yoldan çıkarma
ihtimali yoktur." (Tevbe 9/115)
Sapıtan
cemaatler, yapılan uyarıları dikkate almayanlardır.
"Ne
zaman ki yapılan uyarıları gözardı ettiler, biz de
üzerlerine her şeyin kapılarını açıverdik. Kendilerine
verilenlerle tam ferahladıkları bir sırada onları kıskıvrak
yakaladık. Hepsi bir anda umutsuzluğa düştüler."
(En'am
6/44)
Halbuki
bunlar ellerindeki nimetlere bakarak hak yolda olduklarını
düşünme yerine Allah'ın açık ayetleri üzerinde düşünselerdi bu
duruma düşmezlerdi.
Siz
de aynı şeyi yapıyorsunuz. Etrafınıza toplanan insanlara
bakarak "Yolumuz yanlış olsa bu kadar kişi peşimize
takılmaz." diyorsunuz. Çokluğa aldanmamalıdır.
Çinli komünist lider Mao daha çok insan toplamışt ama bu
onu kurtaramayacaktır.
Maddi
imkanlarınızı, sizi dinleyenlerin çok olmasını ve halkın
saygı göstermesini de doğru yolda olmanızın delili
sayıyorsunuz.
Sonunda
iyice şımarıyor ve Şeyhinizin kendine bağlananı, hem dünyada
hem de ahirette kurtaracağını söylemeye başlıyorsunuz. İşte
bu, sizin kıskıvrak yakalanacağınız noktadır.
Lütfen
aklınızı başınıza alın da Allah Teâlâ'nın Hz. Muhammed
sallallahu aleyhi ve selleme olan şu emrini iyice
düşünün.
"
De ki: "Benim size ne zarar vermeye gücüm vardır, ne de
olgunlaştırmaya.
De
ki: "Beni Allah'ın azabından hiçkimse kurtaramaz. Ben
O'ndan başka bir sığınak da bulamam.
Benimkisi
yalnız Allah'tan olanı, O'nun gönderdiklerini tebliğdir o
kadar."
(Cin 72/21-23)
Hz.
Muhammed'in varisi olmak onun getirdiği Kur'an'ı insanlara
açık ve net bir biçimde anlatmakla olur. Çünkü ondan bize
kalan tek görev budur. Ama siz, evliya ve meşayih
dediğiniz kişilerin sözlerini alıyor, Kur'an-ı Kerim'i ona
göre yorumlamaya kalkışıyorsunuz. Sizin durumunuzu
en iyi şu âyet ortaya koymaktadır:
"Kim
Rahman'ın Zikri'ni görmezlikten gelirse onun başına bir şeytan
sararız. O onun arkadaşı olur.
Onlar
bunları yoldan çevirirler ama bunlar doğru yola girdiklerini
hesabederler." (Zuhruf
43/36 37)
Rahman'ın
Zikr'i, Kur'an'dır. Siz de bir çok âyeti görmezlikten geliyor
ama kendinizi hak yolun öncüleri sanıyorsunuz.
Önemli
olduğu için Allah'ın elçisine varis olma konusu ile zikrin ne
olduğuna tekrar değineceğiz.