KUR'AN IŞIĞINDA TARİKATÇILIĞA BAKIŞ
   Önsöz/Giriş
   Tasavvuf
   Kabir Ehlinden Yardım

   Vesile Ve Tevessül
   Veli
   Evliyânın Yardımı
   Şeyhin Himmeti
   Yüzüsuyu Hürmetine Dua
   Olağandışı Yollarla Yardım
   Müslümanları Batıran Şirk
   Şehitlerin savaşması
   Gaib Erenleri
   Yüce Ve Süfli Ruhlar
   Kur'an'da Elçiler
   Gaybı Bilme
   Şeyhlere Vahiy
   Peygambere Varis Olma
   Mucize
   Kerâmet
   İlm-i Ledün - İlm-i Batın
   Keşf (Perdelerin Açılması)    Feraset
   İlham
   Şefaat
   Rabıta
   İbadet
   Allah’ın Tecelli Etmesi
   Giyim Kuşam
   Şeyh Öğretmen Olmalı
   İslamın Yayılışı
   Hadis-İ Şerifler
   Mezhepler
   İctihad
   Kur'an'a Dönmek
   Sonuç
   Dipnotlar

16-PEYGAMBERE VARİS OLMA *

 
 

     MÜRİT- Allah'ın veli kulları Allah'ın Elçisinin hali­fesidir.

ŞEYH EFENDİ - Allah'ın veli kulları peygam­ber­lerin varisidir. Onlara olan şeyler bunlara da olur.

BAYINDIR - Peygambere varis olma ko­nusu­nun iyi anla­şılma­dığı görülüyor. Bilindiği gibi eski­den  elçilik hal­kası kopmadan devam ederdi. Mesela Hz. İbrahim aleyhisse­lam, Hz. Lut aley­hisse­la­mın amcası, Hz. İsmail ve Hz. İshak aley­hisselamın babası, Hz. Ya­kub aleyhisselamın dedesi idi. Hz. Yusuf aleyhisse­lam da Hz. Yakub aleyhis­selamın oğlu idi. Allah'ın bir kaç elçisinin aynı yerde bir arada ol­duğu da olurdu. Hz. Yahya, Hz. Zekeriyya’nın oğludur ve Hz. İsa aleyhisse­lam’dan 10 ay büyüktür. Hz. Zekeriyya Hz. Meryem'in bakımını üstlenmiştir. Bunların üçü de Kudüs’te yaşamıştır.

Hz. Muhammed'in gelişinden önce bir süre  el­çilik kesilmişti. Sonra elçilerin sonun­cusu ola­rak Hz. Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem görevlen­dirildi.

 Bir elçinin yapması gereken, kendini gönde­re­nin isteğine göre davranmaktır. Hesnâ ile Tevfik'i evlendirmek için elçi olan kişi, daha güzel ve becerikli diye bir başka kız için elçilik yapamaz. Çünkü elçinin kararı değiştirme yetkisi yoktur. Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur:

Elçilere apaçık tebliğden başka ne düşer?"  (Nahl 16/35)

Allah Teâlâ, son elçisi Hz. Muhammed sallal­lahu aleyhi ve selleme yapacağı vazife ile ilgili şu emirleri veriyor:

"Ey Elçi! Rabbinden sana indirileni tebliğ et, eğer bunu yapmazsan O'nun elçili­ğini yapmamış olursun"  (Maide 5/67)

"Biz  elçileri, başka değil, sadece müjdeciler ve uyarıcılar olarak görevlendiririz. Kim inanır ve kendini düzeltirse onlara korku yoktur,  ve onlar üzülmeye­ceklerdir."  (En'am 6/48)

Allah'ın son elçisi Hz. Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem olduğuna göre artık kimsenin mu­cize göstermesine ve vahiy almasına ihti­yaç yoktur. O kapı kapanmıştır.

Bir taraftan size vahiy geldiğini iddia ediyor, diğer taraftan kerâmet arayışlarına giriyorsu­nuz. Keramet demeniz, herhalde mucize demeye cesa­ret edememenizden dolayıdır. Bir de "Allah'ın veli kulları peygamberlerin varisidir. Onlara olan şeyler bunlara da olur." dediniz mi iddia tamam oluyor. Lütfen boyunuzdan büyük işlere girişmekten vazgeçin.

a- Kerâmet

MÜRİT- Sen kerâmeti inkâr mı ediyor­sun.

BAYINDIR- Hayır, kerâmeti inkar etmiyo­rum, bu konuyu biraz sonra  açıklayacağız. Ben kerâmeti bir mucize gibi kullanmaya kalkma­nızı yadırgı­yorum. Öyle bir yola girer­seniz sizin kerâmet dediğiniz şey bir istidrâc olur ve sizi adım adım batılın içine sokar.

b- İstidrâc

İstidrâc'ın kelime anlamı basamak basa­mak çıkarmak veya indirmektir. Terim olarak, bir kimseyi, arzusuna göre adım adım bir noktaya kadar götürüp beklemediği bir felakete atmak an lamında kullanılır. Ama o, bu gidişin kendi yararına oldu­ğunu zanneder.

Hayallerin ötesinde bir merhamete sahip olan Allah Teâlâ, uyarıda bulunmadan kulunu bu yola sokmaz.

 "Bir cemaati doğru yola soktuktan sonra, ne­den sakınacaklarını açıktan açığa kendilerine bil­dirmedikçe Allah'ın onları yoldan çıkarma ihti­mali yoktur." (Tevbe 9/115)

Sapıtan cemaatler, yapılan uyarıları dikkate almayanlardır.

"Ne zaman ki yapılan uyarıları gözardı etti­ler, biz de üzerlerine her şeyin kapılarını açıverdik. Kendilerine verilenlerle tam ferahladıkları bir sırada onları kıskıvrak yakaladık. Hepsi bir anda umut­suzluğa düştüler." (En'am 6/44)

Halbuki bunlar ellerindeki nimetlere bakarak hak yolda olduklarını düşünme yerine Allah'ın açık ayetleri üzerinde düşünselerdi bu duruma düş­mez­lerdi.

Siz de aynı şeyi yapıyorsunuz. Etrafınıza toplanan insanlara bakarak "Yolumuz yanlış olsa bu kadar kişi peşimize takıl­maz." diyorsunuz. Çokluğa al­danma­malıdır. Çinli komünist lider Mao daha çok in­san toplamışt ama bu onu kur­taramayacaktır.

Maddi imkanlarınızı, sizi dinleyenlerin çok ol­masını ve halkın saygı göstermesini de doğru yolda olmanızın delili sayıyorsunuz. 

Sonunda iyice şımarıyor ve Şeyhinizin kendine bağlananı, hem dünyada hem de ahirette kurtaracağını söylemeye başlıyorsunuz. İşte bu, sizin kıskıvrak yakalanacağınız nok­tadır.

Lütfen aklınızı başınıza alın da Allah Teâlâ'nın Hz. Muhammed sallallahu aleyhi ve selleme olan şu emrini iyice düşünün. 

" De ki: "Benim size ne zarar vermeye gücüm vardır, ne de olgunlaştırmaya.

De ki: "Beni Allah'ın azabından hiçkimse kurta­ramaz. Ben O'ndan başka bir sığınak da bula­mam.

Benimkisi yalnız Allah'tan olanı, O'nun gön­derdiklerini tebliğdir o kadar." (Cin 72/21-23)

Hz. Muhammed'in varisi olmak onun getirdiği Kur'an'ı insanlara açık ve net bir biçimde anlat­makla olur. Çünkü ondan bize kalan tek görev bu­dur. Ama siz, evliya ve meşayih dediğiniz kişilerin sözlerini alıyor, Kur'an-ı Kerim'i ona göre yorumla­maya kalkışıyorsunuz. Sizin du­rumunuzu en iyi şu âyet ortaya koymaktadır:

"Kim Rahman'ın Zikri'ni görmezlikten gelirse onun başına bir şeytan sararız. O onun arka­daşı olur.

Onlar bunları yoldan çevirirler ama bunlar doğru yola girdiklerini hesabederler." (Zuhruf 43/36 37)

Rahman'ın Zikr'i, Kur'an'dır. Siz de bir çok âyeti görmezlikten geliyor ama kendinizi hak yolun öncü­leri sanıyorsunuz.

Önemli olduğu için Allah'ın elçisine varis olma konusu ile zikrin ne olduğuna tekrar deği­neceğiz.