KUR'AN IŞIĞINDA TARİKATÇILIĞA BAKIŞ
   Önsöz/Giriş
   Tasavvuf
   Kabir Ehlinden Yardım

   Vesile Ve Tevessül
   Veli
   Evliyânın Yardımı
   Şeyhin Himmeti
   Yüzüsuyu Hürmetine Dua
   Olağandışı Yollarla Yardım
   Müslümanları Batıran Şirk
   Şehitlerin savaşması
   Gaib Erenleri
   Yüce Ve Süfli Ruhlar
   Kur'an'da Elçiler
   Gaybı Bilme
   Şeyhlere Vahiy
   Peygambere Varis Olma
   Mucize
   Kerâmet
   İlm-i Ledün - İlm-i Batın
   Keşf (Perdelerin Açılması)    Feraset
   İlham
   Şefaat
   Rabıta
   İbadet
   Allah’ın Tecelli Etmesi
   Giyim Kuşam
   Şeyh Öğretmen Olmalı
   İslamın Yayılışı
   Hadis-İ Şerifler
   Mezhepler
   İctihad
   Kur'an'a Dönmek
   Sonuç
   Dipnotlar

9- MÜSLÜMANLARI BATIRAN ŞİRK

 
 

 MÜRİT - Yetmiş yıldır bu ülkede yeterli dini eğitim yapılamadığı için hocalarımız bazı yanlışlar yapabiliyor .Biliyorsunuz 1924'te şeriat kaldırıldı. Bütün yasalar batıdan alındı. Bir zamanlardin eğitimi tamamen yasaklandı. Ezan Türkçe okundu. Bunları uzatmak mümkün.

BAYINDIR - Bütün suçu başkasının üstüne at ve sen aradan çekil. Ne kolay bir yaklaşım tarzı! Yetmiş yıl önceki şartlar adurup dururken mi gelindi? İslam alemi Birinci Dünya Savaşında batı karşısındaniye kesin bir yenilgi aldı?

MÜRİT -  Bunun siyasi, sosyal, ekonomik ve askeri bir çok sebebi var. Şimdi sen bunu da mı tarikatlara bağlıyacaksın?

BAYINDIR - Bunu tarikatlara bağlamak da kolaya kaçmak olur. Bu yenilginin siyasi, sosyal, ekonomik ve askeri sebeplerini uzmanlarına bırakalım. Biz burada Kur'an'a uyma yerine Kur'an'ıkendimize uydurmadan bahsediyoruz.

Kur'an'a taban tabana zıt nicesözler hadis diye ortaya atılabilmiş ve müslümanlar arasında kabul görmüştür.Şu söz onlardan biridir:

 “İşlerinizde ne yapacağınızı şaşırdığınızda kabir ehlinden yardım isteyiniz [43].”  Bu sözü hadis diye ortaya atan, Yavuz SultanSelim'in meşhur Şeyhülislamı İbn-i Kemal Paşazadedir.  O, bu sözü hadis diye ortayaatmakla kalmamış, doğruluğunu ispat için felsefi izahlara girmiştir. Busebeple sıkıntımız ağırdır. Bu konu Kabir Ehlinden Yardım başlığı altında anlatılmıştı.

İslam alemi Kur'an'dan uzaklaşalı asırlar oluyor. Şeyhler gibi mezhep imamları da kutsallaştırılmış, onların sözleri Kur'an ve sünnetin yerini almış ve müslümanlar Kur'an ve sünnet ışığında yeni fikirler üretmeyi büyük günahlardan sayar hale gelmişlerdir. Son bölümde, Kur'an'a Dönmek başlığı altında bu konuya da girilecektir.

BirinciDünya Savaşı'ndaki kesin yenilgi bir başlangıç değil, bir sonuçtur. Sizin o yetmiş yıllık uygulama diye tenkit ettiğiniz şeyler de bir sonuçtur. Birinci Dünya Savaşında olan yenilgiyi bir askeri yenilgi sayamak kolaycılık olur. O, kendine güvenini yitirmiş olan bir toplumun yenilgisidir.

MÜRİT- Kendine güvenden ne anlıyorsunuz? Bir müslüman kendine değil, Allah'a güvenir. Yoksa Allah'a olan güven mi kayboldu?

BAYINDIR- Kendine güvenden maksadım, kişinin inandığı değerlere güvenmesi ve bu değerlerin kendine yüklediği görevi iyi bilmesidir. Bu çok önemlidir. Zaten inandığı değerlere güvenmeyenin imanı da olmaz.

MÜRİT - Bunu biraz daha açar mısınız?

BAYINDIR - Bakın, Hz. Muhammed Allah'ın Elçisiolduğunu söyleyince ona gülenler, deli diyenler, sihirbaz diyenler, onu alaya alanlar ve hakaret edenler olmuştu. Eğer, bu davranışlar onun inandığı değerlere olan güvenini sarssaydı da bunun etkisiyle "Ya bunlar haklıysa?" deseydi halkın içine çıkıp bir iş yapabilir miydi?

Onasalat ve selam olsun, Hz. Muhammed'in inandığı değerlere güvenmesi ve Allah'ın Elçisi olduğu konusunda kuşkuya düşmemesi için çok sayıda ayet inmiştir.Onlardan bir kısmı şöyledir:

"Hikmetle dolu Kur'an hakkı için

İşte sen, kesinkes elçi olarak görevlendirilmiş olanlardansın.

Dosdoğru bir yol üzerindesin." (Yasin36/2-4)

"Durma,öğüt ver; Rabbinin nimeti sayesinde sen, ne bir kâhinsin ne de bir deli.

 Yoksa şöyle mi diyorlar: " O bir şairdir, başına gelecekleri bekliyoruz."

De ki: "Bekleyin,zaten ben de sizinle beraber bekleyenlerdenim."

Yoksa bunu kendilerine akılları mı emrediyor. Ya da onlar azgın bir takım mıdırlar?

Yoksa "Onu kendi uydurdu" mu diyorlar? Hayır, aslında bunlar inanmıyorlar.

Öyleyse bunun dengi birsöz getirseler ya. Eğer doğruysalar (getirirler)". (Tur52/29-34)

Nun; kalem ve yazdıkları şey hakkı için,

 Sen Rabbinin nimeti sayesinde deli olamazsın.

Sana, tükenmek bilmeyen kesin bir ödül vardır.

Sen gerçekten büyük bir ahlaka sahipsin.

Yakında sen de görürsün, onlar da görürler.

Deliliğin hanginizde olduğunu.

Doğrusu senin Rabbin,yolundan sapanın kim olduğunu iyi bilir; o, yola gelenleri de çok iyi bilir.

O halde yalanlayanlara boyun eğme.

İstedikleri şudur:Keşke sen yağcılık yapsan da onlar da sana yağcılık yapsalar. (Nun  68/1-9)

Sen Rabbinin hükmüne katlan; balığın yuttuğu (Yunus) gibi olma, hani o nefesi  kesilmiş bir şekilde yakarmıştı.

Eğer ona Rabbinden birnimet yetişmiş olmasaydı boş bir yere fena bir halde atılacaktı.

Ama Rabbi onu seçipiyilerden yaptı.

O inkar edenler,Kuran'ı dinledikleri zaman nerdeyse seni gözleriyle devireceklerdi.

 "O delidir" diyorlardı.

Oysaki Kuran, herkes için biröğütten başka bir şey değildir. (Nûn 68/48-52)

Bu ayetler Hz. Muhammed sallallahu aleyhi ve sellemedaima güven tazeletiyordu. Kur'an-ı Kerim'de bu anlamda çok ayet vardır. AllahTeâlâ, geçmiş elçilerin karşılaştıkları sıkıntıları  Kur'an'da dile getirerek onu teselli etmiştir. Yoksa o büyük işi nasıl başarabilirdi?

Müslümanlarda hayatın her an değişen ve gelişen olayları karşısında kendilerine vedinlerine olan güvenlerini taze tutabilmek için Kur'an'ı sık sık ve üzerindedüşünerek okumak zorundadırlar. Bunu yapmadıkları için inandıkları değerlereolan güvenleri azalmış, nefislerini ıslah etme adına kendilerini hakirgörmüşler, ama kimi şahısları da olduğundan büyük görmeye ve onlar için  hayali makamlar uydurmaya koyulmuşlardır.Sonra da bu şahısların kendilerine manevi yardım yapacağına inanmışlardır. Buinanç, toplumu kanser gibi sarmış ve Birinci Dünya Savaşı'nda o koskocagövdenin tarihe gömülme sebeplerinden olmuşur. Geride kalanlar, o yanlışinancın bağlıları olmaya devam etmektedirler.

Ayetteşöyle buyurulur: " Bir millet kendinde olanı bozmadıkça Allah onlarda olanı bozmaz. Allah bir millete ceza vermek istedimi artık onun önüne geçilemez. Zaten onların ondan başka bir koruyucuları da yoktur." (Ra'd 13/11)

MÜRİT -  Yönetimde bozulma olduğu doğru.

BAYINDIR- Banagöre asıl suç alimlerindir.  Onlar,Kur'an'ı anlayıp yaşadıkları çağı ona göre yorumlama yerine sırf eski alimlerineserleri ile meşgul olmuşlardır. Eğer Kur'an'ı anlamak için uğraşsalardı zorunlu olarak Hadis-i şeriflerden de yeterince yararlanacaklardı. İşte o zamaneski alimlerin eserleri doğru anlaşılacak ve ufuk açıcı olacaktı. Çünkümüctehid islam alimlerinin yaptığı, kendi çağlarını Kur'an'a göre yorumlamaktanibarettir.

Yaşadığıçağı Kur'an'a göre yorumlama zorunda olan bir âlim, çağının bilimsel, teknik vesosyal gelişmelerini de iyi bilmek zorunda olur. Yapılacak yorumlar her kesitatmin edeceğinden kimse bir başka arayış içinde olmazdı.

Ama onlar, şartlarını iyi bilmedikleri bir çağı yorumlamak için yazılan kitaplarla meşgul oldukları için o kitapları bile gereği gibi anlamaktan mahrum kalmışlardı. Böylece, Kur'an'a, sünnete ve çevresine kapalı, çağın gerisindebir ilim anlayışı ile kendi intiharlarını hazırlamışlardır.

SultanII. Abdulahmid'in bu konu ile ilgili çok acı hatıraları nakledilir.

Japon İmparatorluk ailesine mensup bir Prens, kendisini ziyarete gelir.İmparatorundan özel bir mektup getirir. Ondan İslam dininin muhtevasını, iman esaslarını, gayesini, felsefesini, ibadet kaidelerini açıklayacak güçte bir dînî-ilmî heyet ister. Sultan, Japonya'da İslam'ın yayılması için maddi sahada mümkün olan her şeyi yapar ama İmparator'un istediği dinî-ilmî heyeti gönderemez. O, Sultan'ın içinde hicran olmuş bir hatıradır. Bunun sebebini şu cümlelerle ifade eder:

"Düşündüm ki, Japon İmparatorunun istediği müslüman din âlimleri kendi ülkemizde olsa ve onları ben bulabilseydim Japonlardan evvel kendi milletimin ve halife olarak İslam âleminin istifadesini temin ederdim

Sultan'a göre o alimlerin ilmî kudretleri kadar dünyayı algılama tarzları da İslam'ıngeleceği üzerinde bu kadar büyük etki yapacak bir konuyu ele almaya ve sonuçlandırmaya müsait değildir. O, bunun sebebini şöyle açıklar:

"Japon İmparatorunun istediği müslüman din alimlerini yetiştirecek feyyaz menbâlar da artk mevcut değildi. Medreselerimiz birer ilim-irfan kaynağı olmaktan mahrumdu.. [44] "

MÜRİT- Öyleyse tarikatlara bu kadar yüklenmek doğru olmaz. Alimlerin Kur'an'dan uzaklaştığı bir yerde tarikat mensuplarının yanlışları görmezlikten gelinebilir.

BAYINDIR - Allah'ın kabul etmeyeceği bir özrü biz kabul edemeyiz. Çünkü alim ve cahil ayırımı olmadan herkes,Kur'an'a  aykırı davranışlarının hesabını Allah'a verecektir. Alimlerin suçu tabii ki, daha ağırdır.

Kur'an'dan uzaklaşmak alimleri de zamanla hurafelere alıştırmış ve onların Kur'an'a temelden aykırı nice şeyleri normal görür hale gelmelerine sebep olmuştur.Buna, şu çarpıcı örneği verelim:

 Osmanlı Devleti'nin Birinci Dünya Savaşı'nagirmesi ile ilgili resmi belgelerde, savaşı kazanmak için Allah'ın yanında Hz.Muhammed sallallahu aleyhi ve sellemin de yardımı beklendiği görülmektedir. Sankio, Allah'ın elçisi değildir de haşa, Allah'ın yanında ikinci bir tanrıdır.Sanki o, ölmemiştir de diridir. Sanki o, kendine yapılan çağrıları işitme,olayın geçtiği yeri görme ve istediğine istediği yardımı yapma yetkisinesahiptir [45]

AllahTeâlâ bu şekilde yardım bekleyenleri sapık sayıyor.

“Allah’ın berisinden [46] Kıyamete kadar  kendisine cevap veremiyecek olanı çağırandan daha sapık kimolabilir? Oysaki bunlar onların çağrısından habersizdirler. (Ahqâf46/5)

Şimdibelgelerdeki ifadelere bakalım:

a-Sultan Reşad'ın savaş ilanı ile ilgili beyannâmesinin son bölümünde yer alanifadeler:

"...Hakve adl bizde zulüm ve udvan düşmanlarımızda olduğundan düşmanlarımızıkahretmek içün Cenab-ı âdil-i mutlakın inâyet-i samadâniyesi ve Peygamber-i zîşânımızın imdâd-ı maneviyesinin bize yâr u yaver olacağında şüphe yoktur.., [47] "

Bu ifadeyi şöyle sadeleştirebiliriz:

"Biz haklı ve dürüst, düşmanlarımız ise zalim ve saldırgan olduğundandüşmanlarımızı yere sermek için adaleti şaşmaz olan Allah'ın yüce desteğinin veşanlı Peygamberimizin manevi yardımının bize yar ve yardımcı olacağında şüpheyoktur

b-Başkumandanvekili [48] Enver Paşa'nın beyannamesi şu ifadelerle başlamaktadır:

"Allah'ıninayeti, Peygamberimizin imdâd-ı ruhâniyesi ve mübarek Padişahımızın hayır duasıyla ordumuz düşmanlarımızı kahredecekdir."

Beyannâme'nin orta kısımda şu ifadeler vardır:

"...Hepimiz düşünmeliyiz ki, başımızın ucunda peygamberimizin ve sahabe-i güzîn efendilerimizin ruhları uçuyor... [49] "

Buifadeler şöyle sadeleştirilebilir:

"Allah'ındesteği, Peygamberimizin ruhânî yardımı ve mübarek Padişahımızın hayır duasıyla ordumuz düşmanlarımızı yere serecektir.." "

c-İslam ülkelerini cihada davet beyannamesi:

Bubeyanname Meclis-i Ali-i İlmî ((Yüksek ilim Kurulu) tarafından hazırlanmış veHalife sıfatıyla Sultan Reşad tarafından imzalanmıştır. Beyannamenin altında enüst seviyeden toplam 34 alimin imzası da vardır. Bunların arasında üçü eskibirisi görevde olmak üzere dört şeyhülislam ve Fetva Emini Ali Haydar Efendi devardır. 

Beyannamenin dördüncü paragrafı şu ifadelerle bitmektedir:

"

Beyannâme'ninson paragrafı da şöyledir:

"Ey mücâhidîn-i İslâm Cenab-ı Hakk'ın nusret ve inâyeti ve Nebiyy-i muhteremimizin meded-i ruhâniyetiyle a'dây-ı dîni kahr ve tedmîr ve kulûb-i müslimîni sermedî seâdetlerle tesrîr eylemeniz va'd-ı celîl-i İlâhî ile müeyyedve mübeşşerdir [50] ."

Buifadeleri şu şekilde sadeleştirebiliriz:

"Allah'ın açık dini adına hızla savaşa çıkan müslümanları her konuda başarılı kılıpyardım edeceğine onun yüce lutuflarıyla söz verilmiştir. Hz. Ahmed'in [51] aydınlık şeriatını yüceltmek için canını vemalını feda eden ümmet-i nâciyesine [52]arka çıkıp elinden tutmak için Hz. Peygamberin muhakaddes  ruhu hazır ve mevcuttur"

MÜRİT- Müslümanlar kafirlere karşı cihada çıkıyorlar. Bu, Hz. Peygamberi memnun edecek bir davranıştır. Elbette o, ruhaniyetiyle müslümanlara yardım edecektir. Onun seçkin sahabelerinin ruhlarının müslümanların başları ucunda uçması da yadırganamaz. Çünkü bu savaşta sahabiler de yer almak isterler.

BAYINDIR- Eğer Hz. Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem ve onun seçkin arkadaşları hayatta olsaydı elbette bundan çok memnun olur ve müslümanların başarısı için ellerinden gelen her şeyi yaparlardı. Ama artık onlar ölmüşlerdir. Bizim yapmamız gereken, kendi hayallerimize göre davranmayı bırakıp Hz. Muhammed'in getirdiği Kur'an-ı Kerim'e uymaktır. Allah Teâlâ kendinden başkasının yardıma çağrılmasını Kur'an'da  şirk saymış ve kesinkesyasaklamıştır.

İşte böyle. Kuşkusuz Allahhaktır ve O'ndan başkasını çağırmanız ise batıldır. (Hac 22/62)

ZatenAllah'tan başka yardıma çağrılan kim olursa olsun onun hiçbir şeye gücü yetmez.

İşte Rabbiniz olan Allah,hakimiyet onundur. Ondan başka çağırdıklarınız bir çekirdek zarına bile hükmedemezler. 

Onları çağırsanız, çağrınızı işitmezler; işitmiş olsalar bile size karşılık veremezler; kıyamet günü de sizin ortak koşmanızı tanımazlar. Hiç kimse sana, her şeyi bilen Allah gibi,haber vermez.   (Fatır 35/13-14)

Allahtanbaşkasını olağan dışı yollarla yardıma çağırmak şirktir. Allah böylelerineyardım etmez.

 “ İnananlar ve imanlarını şirkle [53] bulandırmayanlar var yaişte güven onların hakkıdır; doğru yolu tutturanlar da onlardır. ”(En’am 6/82)

BirinciDünya Savaşı'nda müslümanlarla savaşan İngiliz, Fransız, İtalyan ve Yunanlılarda zafer için Allah'a dua etmiyorlar mıydı sanki. Ama onlar, hırıstiyanoldukları için Allah'ın yanında Hz. İsa'yı da yardıma çağırıyorlardı. Öyleysemüslümanlarla onların ne farkı kaldı? Üstelik onların elindeki kitapbozulmuş, müslümanların Kur'an'ı hiç bozulmamıştır. Hem Kur'an'a göre Allah'tanbaşkasını yardıma çağırmak, doğru yola girmişken geriye çevrilmek ve açıkarazide şaşkına dönmektir.

De ki: Allah'ın berisinden bize ne bir fayda ne de zarar verecek olanı çağıralım da Allah bizi doğru yolasokmuşken ökçelerimiz üzerine geri çevirilmiş mi olalım? Tıpkı şeytanların açık araziye çektikleri şaşkın kimse gibi mi? Hem onu, "Bize gel." diyedoğru yola çağıran arkadaşları da olmuş olsun. Onlara de ki, "Doğru yolancak Allah'ın yoludur. Bize verilmiş emir alemlerin Rabbine teslim olmamız içindir. (En'am 6/71)

MÜRİT - Müslümanlar tarih boyunca çok yenilgiler almışlardır. Bu Allah'ın onları bir imtihanıdır. Nitekim Hz.Muhammed'in ordusu da Uhud savaşında yenilmişti. Ama onun gayretleriyle dahasonra durum lehlerine çevrilmişti.

BAYINDIR - Burada Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem bir komutan olarak büyük gayret göstermiş ve durumulehine çevirmeyi başarmıştır. Fakat " Ben Allah'ın elçisiyim. Benim duam ve manevi desteğimle bu savaşkazanılır." dememiştir. Bütün savaşlarında, bir komutan olarakyapılabilecek her şeyi yapmıştır.

Yenilgi dedik ya, cephede yenilmek o kadar önemli değildir. Toparlanır düşmana dahabüyük bir darbe vurabilirsiniz. Asıl yenilgi içten yenilgidir. İşte o zaman yapacağınız bir şey olmaz.

Müslümanlariçten yenilmişlerdir. Onlar kendi siyasi, sosyal, iktisâdî askerî düzenlerineolan güvenlerini çoktan yitirmişlerdir. Bunların yerine batılı sistemleri ikame etme çabaları hep bugüvensizliğin sonucudur. Bunu daha iyi anlamak isteyenler, müslümanlarınhararetle desteklediği okullarda hangi sistemin öğretildiğine baksınlar. Büyükmaddi imkanlarla desteklenip Avrupa'ya ve Amerika'ya gönderilen öğrenciler,hangi sistemi öğrenmeye gidiyorlar? Kendi sistemimizi öğretmek içinharcadığımız çabayı bununla kıyaslarsak korkunç bir fark ortaya çıkar. İştebunlar Batı karşısında kafamızı dik tutmamızı engellemektedir.

MÜRİT- Sentarikatlardan ne istiyorsun. Türkiye'de tarikatlar resmen kapalıdır.

BAYINDIR-  Halka mal olmuşsosyal bir kurumu resmen kapatmak işi bitirmez. Hurafeler yok olmaz. Buradaasıl iş ilim adamlarına düşer. Onlar halkı eğitmelidirler. Zihinlerhurafelerden temizlenmeli ve doğru bilgilerle donatılmalıdır. İşte bu sahadayeterli çalışma yoktur. Halkımızın önemli bir bölümünün hurafelere kanmalarıbundandır.  Bir de bu çalışmalar sürekliolmalıdır. Küçük bir ihmal, hurafelere kapı açmak olur.

MÜRİT - Bilgisi, sosyal ve ekonomikdurumu iyi olan nice insan da bunlara katılmakta ve destek olmaktadır. Bu sizintezinizi çürütmez mi?

BAYINDIR-   Bakınbu insanlar bir çok konuda bilgili olabilirler ama dinlerini iyi bilmedikleriiçin kandırılmaları kolay olur. Öyleyse herkese doğru din bilgisi vermekgerekir. Bu, dindar olanların hurafelere kanmalarını önler. Dinlerini yaşamakistemeyenler de hurafe ile doğru dini ayırarak hurafeye karşı çıkıyorum diyedindar insanları üzecek davranışlara girmezler.

MÜRİT - Şimdiye kadar gelmiş geçmiş bunca alim yanlış da sen midoğrusun? Senin ilmin onların ilimlerinden daha mı fazla?

BAYINDIR - İlmin fazlalığı veya noksanlığındançok o ilmi ne maksatla kullandığınız önemlidir. Eğer insanlar üzülecek veyasize karşı gelecekler diye doğruları söylemezseniz ilminizin büyüklüğü verdiğiniz zararı artırmaktan başka bir işe yaramaz. Tanınmış bir alim banaşöyle dedi:

-Abdülaziz Bey, tasavvuf ve tarikat konusu ile uğraşmayı bırak. Hurafe olmazsa tasavvuf da olmaz.

Dedimki;

-Bu hurafelerle mücadele etmek bizim temel görevimiz değil mi? Bunlar insanlarışirke sokmuyor mu?

Dedi;

-Doğru; şirke sokuyor ama bunlar seni dinlemezler, ıslah olmazlar.

Dedim;

-İnsanlar ıslah olmaz diye mücadeleyi bırakan bir  Allah elçisi var mı? Bizim örneğimiz onlar değil mi?

Dedi;

-Tamam ama ben senin iyiliğin için söylüyorum. Sen gençsin, istikbalin parlak,bunlar ise çok güçlüdür. Sen bunlarla başa çıkamazsın. Senin geleceğinikarartırlar.

Dedim;

-Benim bunlardan beklediğim bir şey yok ki. Ben Allah'a dayanıyorum, Allah'tangüçlüsü de yoktur.

Dedi;

-Ben senin için endişe ediyorum.

Dedim;

-Asıl ben sizin için endişe ediyorum. Sizin durumunuz cumartesi yasağınıçiğneyen yahudilere karşı mücadeleden kaçınanların durumuna benziyor.

Bilindiği gibi Yahudilerde cumartesi günü av yasağı vardır. Davûd (a.s.) zamanında sahil kenti olan Eyle'de Yahudiler yaşıyordu. Yılın bir ayında her taraftan oraya balıklar akın ediyor, balıkların çokluğundan neredeyse su görünmüyordu. O ayın dışındaise sadece cumartesi günleri balıklar geliyordu. Derken deniz kenarında havuzlarkazdılar ve arklar açtılar. Balıklar cumartesi günü havuzlara doldu ve pazargünü onları avladılar. Kendilerince yasağı çiğnememiş oldular. Cezalanacaklarındankorka korka balıklardan yararlandılar. Zamanla evlatları babalarının yolundangittiler. Mal mülk edindiler. Şehirden bu işi hoş karşılamayan bazı gruplaronları bundan vazgeçirmeye çalıştılarsa da vazgeçmediler. Dediler ki, "Nezamandır biz bu işi yapıyoruz, bunun için Allah'tan hiçbir ceza gelmedi."Onlara denildi ki, "Aldanmayın, belki size bir azap gelir, yok olursunuz. "Bunlar bir sabah alçak maymunlar haline geldiler. Üç gün böyle yaşadılar,sonra helâk olup gittiler [54] .

Bakarasûresinin 65 ve 66. âyetlerinde konu ile ilgili olarak şöyle buyurulmaktadır.

İçinizden cumartesi günü taşkınlık edenleri elbette öğrenmişsinizdir. Onlara"Aşağılık maymunlara dönün" demiştik.

Bunu yaptık ki, hem oradaolanlar ve olmayanlar için caydırıcı bir ceza, hem de sakınanlar  için bir öğüt  olsun.

Birbölük insan yasağı çiğneyenlerle mücadele ederken, "Aralarından bir (başka) bölük şöyle diyordu: "Allah'ın yokedeceği veya şiddetli azaba uğratacağı bir topluma niçin öğütveriyorsunuz?" Öğüt verenlerin buna cevabı şöyle olmuştu: "Bu,Rabbinize, hiç değilse bir özür beyan edebilmemiz içindir, belki Allah'a karşıgelmekten sakınırlar" 

Ayetler şöyle devam ediyor:

Kendilerine yapılan öğütleri unutunca, Biz fenalıktan menedenleri kurtardık ve zalimleri, Allah' a karşı gelmelerinden ötürü şiddetli azaba uğrattık.

Kendilerine edilen yasaklarıaşınca, onlara: "Aşağılık birer maymun olun" dedik." (Araf 7/165-166) 

Sizde bu mücadelede bana destek olacağınıza, suçlulara ilişmememi istiyorsunuz.Onların başına gelenlerin sizin başınıza da geleceğinden emin olabilir misiniz?

Dedi;

-Bilmem kardeşim, ben senin iyiliğini düşünüyorum.

Dedim;

-Bakın, bir nefes alacak kadar ömrümün kaldığını bilsem, o bir nefesi bu gibi  yanlışları düzeltmek için harcamak isterim.

Bukitabın birinci baskısı yayınlandıktan sonra bu zat beni tebrik etti ve şöylededi:

"Büyükhizmet doğrusu. Böyle bir kitap yayınlamaya kimse cesaret edemez. Çok önemli bir işi başardın."

MÜRİT - Evet  bu konuda haklısınız. Bazı alimler bile bilemücadeleden kaçınıyorlar. Ama eskiden gerçek ilim sahipleri vardı.

BAYINDIR- Gerçekilim sahibi olmak yetmez. O ilmi yerli yerinde kullanmak da gerekir. Bu konuda Allah Teâlâ bize Hz. Ademi örnek veriyor. 

Onunöğretmeni bizzat Allah Teâlâ idi. Çünkü o, "Adem'ebütün isimleri öğretmiş ve onları (insanın yaratılmasından hoşlanmayan)meleklere göstererek  "Eğer doğruysanız bunların isimlerini bana söyleyin" demişti.

Onlar da "Sen yücesin,bizim senin öğrettiğinden başka bir bilgimiz yoktur. Şüphesiz bilen de sensin hakîm olan da, demişlerdi.

Allah "Ey Adem onlaravarlıkların adlarını bildir." dedi. Adem onların adlarını bildirince Allah şöyle buyurdu: "Ben size dememiş miydim ki, göklerde ve yerde görünmeyeni bilirim, sizin açıkladığınızı ve gizlemekte olduğunuzu da bilirim."  (Bakara 31-33)

AllahHz. Adem'i ve eşini Cennete yerleştirmiş ve şeytanı göstererek;

"Bak Adem! Bu,  senin ve eşinin gerçek düşmanıdır. Sakın sizi cennetten çıkarmasın, yoksa bedbaht olursun. Doğrusu cennette ne acıkırsın, ne de çıplak kalırsın; orada ne susarsın ne de güneşin sıcağında kalırsın" demişti.

Ama şeytan ona vesvese verip:"Ey Adem! Sana sonsuzluk ağacını ve çökmesi olmayan bir saltanatıgöstereyim mi? deyince [55] bucazip teklif karşısında o her şeyi unuttu ve Adem ile Havva'dan "Her ikisi de o ağacın meyvasından yedi. Hemen ayıp yerleri görünüverdi. Cennet yapraklarıyla örtünmeye koyuldular.Adem, Rabbine baş kaldırdı ve yolunu şaşırdı."   (Taha20/121)

Hiçbiralim Hz. Adem'den daha iyi şartlara sahip olamaz. Ebediyet ağacı ve çökmesi olmayansaltanat arzusu nasıl Hz. Adem'i yanlışa sokmuş ve yolunu şaşırtmışsa ünlü olmave dünyalık arzusu da nice alimi, yanlışa sokar ve yolunu şaşırtır. 

Gerçekilim, helâl mala benzer. Helal malıyla kötülük yapanlar gibi ilmiyle halkısaptıranlar da vardır. Gerçek alim, doğru davranan, karşı koyulacağını bilebile doğruları söylemekten çekinmeyen ve yürekten davranan alimdir. Doğruları bilen çoktur ama söyleyen azdır. Yoksa bizim söylediklerimiz kimsenin bilmediğişeyler değildir.

MÜRİT Sen müslümanların Batı karşısında kesinyenilgiye uğradığını söyledin. Bir Batılıyı müslümandan üstün göremezsin. AllahTeâlâ, " Eğer inanıyorsanız en üstünsizsiniz . [56] "buyurmuyor mu?

BAYINDIR - Batılıları müslümandan üstün gören de kim? Ben müslümanların müslümanlıktanuzaklaştığından bahsediyorum. Madem gayrimüslimlerin uydusu haline gelmişizve bir asırdan fazladır bu böyle devam ediyor, öyleyse bu işte bir yanlışlıkvar. Okuduğun âyet yanlış olamayacağına göre yanlışlık bizim müslümanlığımızdaolmalıdır. İçinde bulunduğumuz durumu da Allah'ın bize verdiği bir ceza olarakkabul etmemiz gerekir.

AllahTeâlâ Kur'an'ı Kerim'de cezaya çarpılan kavimleri anlattıktan sonra şöylebuyuruyor:

Sana anlattıklarımız, o ülkelerin başından geçenlerdir. Onlardan ayakta duranlar da vardır, biçilip gitmiş olanlar da.

Biz onlara kötülük yapmadık,fakat onlar kendilerine kötülük yaptılar. Rabbinin buyruğu gelince, Allah'ın berisinden çağırdıkları tanrıları  onlara hiç biriş görmedi.  Onların kayıplarınıartırmaktan başka bir şey yapamadılar.(Hud 11/101-102)

MüslümanlarAllah'tan başkasından manevi yardım istemeye devam ederlerse kurtuluşlarımümkün olmaz.

MÜRİT  Hep müşriklerle ilgili âyetleri örnek veriyorsun. Bu yaptığın doğru mu? Senin muhataplarınmüşrik değil ki, hepsi de müslüman.

BAYINDIR -  Kur'an'ın büyük bir bölümü şirkle ilgili âyetlerle doludur. Bu konuda sadece Hz. Muhammed sallallahu aleyhi ve sellememüşriklerden olmamayı tenbihleyen şu âyet üzerinde düşünseniz bize hak verirsiniz.

"Allah'ın âyetlerisana indirildikten sonra sakın seni onlardan çevirmesinler. Rabbine çağır,sakın ha! müşriklerden olma.  Allah'laberaber başka tanrıyı çağırma. O'ndan başka tanrı yoktur. Her şey yokolacak yalnız onun zatı kalacaktır. Hüküm O'nundur ve O'na döndürüleceksiniz. (Kasas28/87-88)

Butenbih bizzat Hz. Muhammed'e yapıldığına göre bize hak vermeniz gerekir. Hermüslümanın bu konuda birbirini daima uyarması gerekir.

Müslümanlarbugün layık oldukları konumda değillerse bunun ciddi sebepleri vardır. ÇünküAllah Teâlâ hiç bir topluluğu boşuna helak etmez. Şu âyetler her şeyi ortayakoyuyor :

"Sizden önceki devirlerde yaşayanlardan birikimi olanlar, ortalıktaki kokuşmuşluğa karşı çıkmalı değiller miydi? Kendilerini kurtardığımız pek azı bunu yapmıştır.  O zalimler, kendilerine verilen  refahın peşine takıldılar  da suçlu kimseler oldular.

Yoksa senin Rabbin, halkı iyi duruma gelmişken,  o ülkeleri  şirk [57] yüzünden helak edecek değildiya?"  (Hud11/116-117)