MÜRİT - Yetmiş yıldır bu ülkede
yeterli dini eğitim yapılamadığı için hocalarımız bazı
yanlışlar yapabiliyor .Biliyorsunuz 1924'te şeriat kaldırıldı.
Bütün yasalar batıdan alındı. Bir zamanlardin eğitimi tamamen
yasaklandı. Ezan Türkçe okundu. Bunları uzatmak mümkün.
BAYINDIR - Bütün suçu başkasının üstüne at ve
sen aradan çekil. Ne kolay bir yaklaşım tarzı! Yetmiş yıl
önceki şartlar adurup dururken mi gelindi? İslam alemi Birinci
Dünya Savaşında batı karşısındaniye kesin bir yenilgi
aldı?
MÜRİT - Bunun siyasi, sosyal, ekonomik
ve askeri bir çok sebebi var. Şimdi sen bunu da mı tarikatlara
bağlıyacaksın?
BAYINDIR - Bunu tarikatlara bağlamak da
kolaya kaçmak olur. Bu yenilginin siyasi, sosyal, ekonomik ve
askeri sebeplerini uzmanlarına bırakalım. Biz burada Kur'an'a
uyma yerine Kur'an'ıkendimize uydurmadan bahsediyoruz.
Kur'an'a taban tabana zıt nicesözler hadis diye ortaya
atılabilmiş ve müslümanlar arasında kabul görmüştür.Şu söz
onlardan biridir:
“İşlerinizde ne yapacağınızı şaşırdığınızda kabir
ehlinden yardım isteyiniz [43].” Bu sözü hadis diye ortaya
atan, Yavuz SultanSelim'in meşhur Şeyhülislamı İbn-i Kemal
Paşazadedir. O, bu sözü hadis diye ortayaatmakla
kalmamış, doğruluğunu ispat için felsefi izahlara girmiştir.
Busebeple sıkıntımız ağırdır. Bu konu Kabir Ehlinden Yardım
başlığı altında anlatılmıştı.
İslam alemi Kur'an'dan uzaklaşalı asırlar oluyor. Şeyhler
gibi mezhep imamları da kutsallaştırılmış, onların sözleri
Kur'an ve sünnetin yerini almış ve müslümanlar Kur'an ve
sünnet ışığında yeni fikirler üretmeyi büyük günahlardan sayar
hale gelmişlerdir. Son bölümde, Kur'an'a Dönmek başlığı
altında bu konuya da girilecektir.
BirinciDünya Savaşı'ndaki kesin yenilgi bir başlangıç
değil, bir sonuçtur. Sizin o yetmiş yıllık uygulama diye
tenkit ettiğiniz şeyler de bir sonuçtur. Birinci Dünya
Savaşında olan yenilgiyi bir askeri yenilgi sayamak kolaycılık
olur. O, kendine güvenini yitirmiş olan bir toplumun
yenilgisidir.
MÜRİT- Kendine güvenden ne anlıyorsunuz? Bir
müslüman kendine değil, Allah'a güvenir. Yoksa Allah'a olan
güven mi kayboldu?
BAYINDIR- Kendine güvenden maksadım, kişinin
inandığı değerlere güvenmesi ve bu değerlerin kendine
yüklediği görevi iyi bilmesidir. Bu çok önemlidir. Zaten
inandığı değerlere güvenmeyenin imanı da olmaz.
MÜRİT - Bunu biraz daha açar mısınız?
BAYINDIR - Bakın, Hz. Muhammed Allah'ın
Elçisiolduğunu söyleyince ona gülenler, deli diyenler,
sihirbaz diyenler, onu alaya alanlar ve hakaret edenler
olmuştu. Eğer, bu davranışlar onun inandığı değerlere olan
güvenini sarssaydı da bunun etkisiyle "Ya bunlar haklıysa?"
deseydi halkın içine çıkıp bir iş yapabilir miydi?
Onasalat ve selam olsun, Hz. Muhammed'in inandığı değerlere
güvenmesi ve Allah'ın Elçisi olduğu konusunda kuşkuya
düşmemesi için çok sayıda ayet inmiştir.Onlardan bir kısmı
şöyledir:
"Hikmetle dolu Kur'an hakkı için
İşte sen, kesinkes elçi olarak görevlendirilmiş
olanlardansın.
Dosdoğru bir yol üzerindesin." (Yasin36/2-4)
"Durma,öğüt ver; Rabbinin nimeti sayesinde sen, ne bir
kâhinsin ne de bir deli.
Yoksa şöyle mi diyorlar: " O bir şairdir, başına
gelecekleri bekliyoruz."
De ki: "Bekleyin,zaten ben de sizinle beraber
bekleyenlerdenim."
Yoksa bunu kendilerine akılları mı emrediyor. Ya da
onlar azgın bir takım mıdırlar?
Yoksa "Onu kendi uydurdu" mu diyorlar? Hayır, aslında
bunlar inanmıyorlar.
Öyleyse bunun dengi birsöz getirseler ya. Eğer
doğruysalar (getirirler)". (Tur52/29-34)
Nun; kalem ve yazdıkları şey hakkı için,
Sen Rabbinin nimeti sayesinde deli
olamazsın.
Sana, tükenmek bilmeyen kesin bir ödül vardır.
Sen gerçekten büyük bir ahlaka sahipsin.
Yakında sen de görürsün, onlar da görürler.
Deliliğin hanginizde olduğunu.
Doğrusu senin Rabbin,yolundan sapanın kim olduğunu iyi
bilir; o, yola gelenleri de çok iyi bilir.
O halde yalanlayanlara boyun eğme.
İstedikleri şudur:Keşke sen yağcılık yapsan da onlar da
sana yağcılık yapsalar. (Nun 68/1-9)
Sen Rabbinin hükmüne katlan; balığın yuttuğu (Yunus)
gibi olma, hani o nefesi kesilmiş bir şekilde
yakarmıştı.
Eğer ona Rabbinden birnimet yetişmiş olmasaydı boş bir
yere fena bir halde atılacaktı.
Ama Rabbi onu seçipiyilerden yaptı.
O inkar edenler,Kuran'ı dinledikleri zaman nerdeyse seni
gözleriyle devireceklerdi.
"O delidir" diyorlardı.
Oysaki Kuran, herkes için biröğütten başka bir şey
değildir. (Nûn 68/48-52)
Bu ayetler Hz. Muhammed sallallahu aleyhi ve sellemedaima
güven tazeletiyordu. Kur'an-ı Kerim'de bu anlamda çok ayet
vardır. AllahTeâlâ, geçmiş elçilerin karşılaştıkları
sıkıntıları Kur'an'da dile getirerek onu teselli
etmiştir. Yoksa o büyük işi nasıl başarabilirdi?
Müslümanlarda hayatın her an değişen ve gelişen olayları
karşısında kendilerine vedinlerine olan güvenlerini taze
tutabilmek için Kur'an'ı sık sık ve üzerindedüşünerek okumak
zorundadırlar. Bunu yapmadıkları için inandıkları
değerlereolan güvenleri azalmış, nefislerini ıslah etme adına
kendilerini hakirgörmüşler, ama kimi şahısları da olduğundan
büyük görmeye ve onlar için hayali makamlar uydurmaya
koyulmuşlardır.Sonra da bu şahısların kendilerine manevi
yardım yapacağına inanmışlardır. Buinanç, toplumu kanser gibi
sarmış ve Birinci Dünya Savaşı'nda o koskocagövdenin tarihe
gömülme sebeplerinden olmuşur. Geride kalanlar, o
yanlışinancın bağlıları olmaya devam etmektedirler.
Ayetteşöyle buyurulur: " Bir millet kendinde
olanı bozmadıkça Allah onlarda olanı bozmaz. Allah bir millete
ceza vermek istedimi artık onun önüne geçilemez. Zaten onların
ondan başka bir koruyucuları da yoktur." (Ra'd 13/11)
MÜRİT - Yönetimde bozulma olduğu
doğru.
BAYINDIR- Banagöre asıl suç alimlerindir.
Onlar,Kur'an'ı anlayıp yaşadıkları çağı ona göre yorumlama
yerine sırf eski alimlerineserleri ile meşgul olmuşlardır.
Eğer Kur'an'ı anlamak için uğraşsalardı zorunlu olarak Hadis-i
şeriflerden de yeterince yararlanacaklardı. İşte o zamaneski
alimlerin eserleri doğru anlaşılacak ve ufuk açıcı olacaktı.
Çünkümüctehid islam alimlerinin yaptığı, kendi çağlarını
Kur'an'a göre yorumlamaktanibarettir.
Yaşadığıçağı Kur'an'a göre yorumlama zorunda olan bir âlim,
çağının bilimsel, teknik vesosyal gelişmelerini de iyi bilmek
zorunda olur. Yapılacak yorumlar her kesitatmin edeceğinden
kimse bir başka arayış içinde olmazdı.
Ama onlar, şartlarını iyi bilmedikleri bir çağı yorumlamak
için yazılan kitaplarla meşgul oldukları için o kitapları bile
gereği gibi anlamaktan mahrum kalmışlardı. Böylece, Kur'an'a,
sünnete ve çevresine kapalı, çağın gerisindebir ilim anlayışı
ile kendi intiharlarını hazırlamışlardır.
SultanII. Abdulahmid'in bu konu ile ilgili çok acı
hatıraları nakledilir.
Japon İmparatorluk ailesine mensup bir Prens, kendisini
ziyarete gelir.İmparatorundan özel bir mektup getirir. Ondan
İslam dininin muhtevasını, iman esaslarını, gayesini,
felsefesini, ibadet kaidelerini açıklayacak güçte bir
dînî-ilmî heyet ister. Sultan, Japonya'da İslam'ın yayılması
için maddi sahada mümkün olan her şeyi yapar ama İmparator'un
istediği dinî-ilmî heyeti gönderemez. O, Sultan'ın içinde
hicran olmuş bir hatıradır. Bunun sebebini şu cümlelerle ifade
eder:
"Düşündüm ki, Japon İmparatorunun istediği müslüman din
âlimleri kendi ülkemizde olsa ve onları ben bulabilseydim
Japonlardan evvel kendi milletimin ve halife olarak İslam
âleminin istifadesini temin ederdim
Sultan'a göre o alimlerin ilmî kudretleri kadar dünyayı
algılama tarzları da İslam'ıngeleceği üzerinde bu kadar büyük
etki yapacak bir konuyu ele almaya ve sonuçlandırmaya müsait
değildir. O, bunun sebebini şöyle açıklar:
"Japon İmparatorunun istediği müslüman din alimlerini
yetiştirecek feyyaz menbâlar da artk mevcut değildi.
Medreselerimiz birer ilim-irfan kaynağı olmaktan mahrumdu..
[44] "
MÜRİT- Öyleyse tarikatlara bu kadar yüklenmek doğru
olmaz. Alimlerin Kur'an'dan uzaklaştığı bir yerde tarikat
mensuplarının yanlışları görmezlikten gelinebilir.
BAYINDIR - Allah'ın kabul etmeyeceği bir özrü
biz kabul edemeyiz. Çünkü alim ve cahil ayırımı olmadan
herkes,Kur'an'a aykırı davranışlarının hesabını Allah'a
verecektir. Alimlerin suçu tabii ki, daha ağırdır.
Kur'an'dan uzaklaşmak alimleri de zamanla hurafelere
alıştırmış ve onların Kur'an'a temelden aykırı nice şeyleri
normal görür hale gelmelerine sebep olmuştur.Buna, şu çarpıcı
örneği verelim:
Osmanlı Devleti'nin Birinci Dünya Savaşı'nagirmesi
ile ilgili resmi belgelerde, savaşı kazanmak için Allah'ın
yanında Hz.Muhammed sallallahu aleyhi ve sellemin de yardımı
beklendiği görülmektedir. Sankio, Allah'ın elçisi değildir de
haşa, Allah'ın yanında ikinci bir tanrıdır.Sanki o, ölmemiştir
de diridir. Sanki o, kendine yapılan çağrıları işitme,olayın
geçtiği yeri görme ve istediğine istediği yardımı yapma
yetkisinesahiptir [45]
.
AllahTeâlâ bu şekilde yardım bekleyenleri sapık
sayıyor.
“Allah’ın berisinden [46]
Kıyamete kadar kendisine cevap
veremiyecek olanı çağırandan daha sapık kimolabilir? Oysaki
bunlar onların çağrısından habersizdirler. (Ahqâf46/5)
Şimdibelgelerdeki ifadelere bakalım:
a-Sultan Reşad'ın savaş ilanı ile ilgili beyannâmesinin son
bölümünde yer alanifadeler:
"...Hakve adl bizde zulüm ve udvan düşmanlarımızda
olduğundan düşmanlarımızıkahretmek içün Cenab-ı âdil-i
mutlakın inâyet-i samadâniyesi ve Peygamber-i zîşânımızın
imdâd-ı maneviyesinin bize yâr u yaver olacağında şüphe
yoktur.., [47] "
Bu ifadeyi şöyle sadeleştirebiliriz:
"Biz haklı ve dürüst, düşmanlarımız ise zalim ve saldırgan
olduğundandüşmanlarımızı yere sermek için adaleti şaşmaz olan
Allah'ın yüce desteğinin veşanlı Peygamberimizin manevi
yardımının bize yar ve yardımcı olacağında şüpheyoktur
b-Başkumandanvekili [48]
Enver Paşa'nın beyannamesi şu ifadelerle
başlamaktadır:
"Allah'ıninayeti, Peygamberimizin imdâd-ı ruhâniyesi ve
mübarek Padişahımızın hayır duasıyla ordumuz düşmanlarımızı
kahredecekdir."
Beyannâme'nin orta kısımda şu ifadeler vardır:
"...Hepimiz düşünmeliyiz ki, başımızın ucunda
peygamberimizin ve sahabe-i güzîn efendilerimizin ruhları
uçuyor... [49]
"
Buifadeler şöyle sadeleştirilebilir:
"Allah'ındesteği, Peygamberimizin ruhânî yardımı ve mübarek
Padişahımızın hayır duasıyla ordumuz düşmanlarımızı yere
serecektir.." "
c-İslam ülkelerini cihada davet beyannamesi:
Bubeyanname Meclis-i Ali-i İlmî ((Yüksek ilim Kurulu)
tarafından hazırlanmış veHalife sıfatıyla Sultan Reşad
tarafından imzalanmıştır. Beyannamenin altında enüst seviyeden
toplam 34 alimin imzası da vardır. Bunların arasında üçü
eskibirisi görevde olmak üzere dört şeyhülislam ve Fetva Emini
Ali Haydar Efendi devardır.
Beyannamenin dördüncü paragrafı şu ifadelerle
bitmektedir:
"
Beyannâme'ninson paragrafı da şöyledir:
"Ey mücâhidîn-i İslâm Cenab-ı Hakk'ın nusret ve inâyeti ve
Nebiyy-i muhteremimizin meded-i ruhâniyetiyle a'dây-ı dîni
kahr ve tedmîr ve kulûb-i müslimîni sermedî seâdetlerle tesrîr
eylemeniz va'd-ı celîl-i İlâhî ile müeyyedve mübeşşerdir
[50] ."
Buifadeleri şu şekilde sadeleştirebiliriz:
"Allah'ın açık dini adına hızla savaşa çıkan müslümanları
her konuda başarılı kılıpyardım edeceğine onun yüce
lutuflarıyla söz verilmiştir. Hz. Ahmed'in [51]
aydınlık şeriatını yüceltmek için canını
vemalını feda eden ümmet-i nâciyesine [52]arka çıkıp elinden tutmak için Hz.
Peygamberin muhakaddes ruhu hazır ve mevcuttur"
MÜRİT- Müslümanlar kafirlere karşı cihada
çıkıyorlar. Bu, Hz. Peygamberi memnun edecek bir davranıştır.
Elbette o, ruhaniyetiyle müslümanlara yardım edecektir. Onun
seçkin sahabelerinin ruhlarının müslümanların başları ucunda
uçması da yadırganamaz. Çünkü bu savaşta sahabiler de yer
almak isterler.
BAYINDIR- Eğer Hz. Muhammed sallallahu aleyhi ve
sellem ve onun seçkin arkadaşları hayatta olsaydı elbette
bundan çok memnun olur ve müslümanların başarısı için
ellerinden gelen her şeyi yaparlardı. Ama artık onlar
ölmüşlerdir. Bizim yapmamız gereken, kendi hayallerimize göre
davranmayı bırakıp Hz. Muhammed'in getirdiği Kur'an-ı Kerim'e
uymaktır. Allah Teâlâ kendinden başkasının yardıma
çağrılmasını Kur'an'da şirk saymış ve
kesinkesyasaklamıştır.
İşte böyle. Kuşkusuz Allahhaktır ve O'ndan başkasını
çağırmanız ise batıldır. (Hac 22/62)
ZatenAllah'tan başka yardıma çağrılan kim olursa olsun onun
hiçbir şeye gücü yetmez.
İşte Rabbiniz olan Allah,hakimiyet onundur. Ondan başka
çağırdıklarınız bir çekirdek zarına bile hükmedemezler.
Onları çağırsanız, çağrınızı işitmezler; işitmiş olsalar
bile size karşılık veremezler; kıyamet günü de sizin ortak
koşmanızı tanımazlar. Hiç kimse sana, her şeyi bilen Allah
gibi,haber vermez. (Fatır 35/13-14)
Allahtanbaşkasını olağan dışı yollarla yardıma çağırmak
şirktir. Allah böylelerineyardım etmez.
“ İnananlar ve imanlarını şirkle [53]
bulandırmayanlar var yaişte güven onların
hakkıdır; doğru yolu tutturanlar da onlardır. ”(En’am
6/82)
BirinciDünya Savaşı'nda müslümanlarla savaşan İngiliz,
Fransız, İtalyan ve Yunanlılarda zafer için Allah'a dua
etmiyorlar mıydı sanki. Ama onlar, hırıstiyanoldukları için
Allah'ın yanında Hz. İsa'yı da yardıma çağırıyorlardı.
Öyleysemüslümanlarla onların ne farkı kaldı? Üstelik onların
elindeki kitapbozulmuş, müslümanların Kur'an'ı hiç
bozulmamıştır. Hem Kur'an'a göre Allah'tanbaşkasını yardıma
çağırmak, doğru yola girmişken geriye çevrilmek ve açıkarazide
şaşkına dönmektir.
De ki: Allah'ın berisinden bize ne bir fayda ne de zarar
verecek olanı çağıralım da Allah bizi doğru yolasokmuşken
ökçelerimiz üzerine geri çevirilmiş mi olalım? Tıpkı
şeytanların açık araziye çektikleri şaşkın kimse gibi mi? Hem
onu, "Bize gel." diyedoğru yola çağıran arkadaşları da olmuş
olsun. Onlara de ki, "Doğru yolancak Allah'ın yoludur. Bize
verilmiş emir alemlerin Rabbine teslim olmamız içindir.
(En'am 6/71)
MÜRİT - Müslümanlar tarih boyunca çok
yenilgiler almışlardır. Bu Allah'ın onları bir imtihanıdır.
Nitekim Hz.Muhammed'in ordusu da Uhud savaşında yenilmişti.
Ama onun gayretleriyle dahasonra durum lehlerine çevrilmişti.
BAYINDIR - Burada Hz. Peygamber sallallahu
aleyhi ve sellem bir komutan olarak büyük gayret göstermiş ve
durumulehine çevirmeyi başarmıştır. Fakat " Ben Allah'ın
elçisiyim. Benim duam ve manevi desteğimle bu savaşkazanılır."
dememiştir. Bütün savaşlarında, bir komutan
olarakyapılabilecek her şeyi yapmıştır.
Yenilgi dedik ya, cephede yenilmek o kadar önemli değildir.
Toparlanır düşmana dahabüyük bir darbe vurabilirsiniz. Asıl
yenilgi içten yenilgidir. İşte o zaman yapacağınız bir şey
olmaz.
Müslümanlariçten yenilmişlerdir. Onlar kendi siyasi,
sosyal, iktisâdî askerî düzenlerineolan güvenlerini çoktan
yitirmişlerdir. Bunların yerine batılı sistemleri ikame
etme çabaları hep bugüvensizliğin sonucudur. Bunu daha iyi
anlamak isteyenler, müslümanlarınhararetle desteklediği
okullarda hangi sistemin öğretildiğine baksınlar. Büyükmaddi
imkanlarla desteklenip Avrupa'ya ve Amerika'ya gönderilen
öğrenciler,hangi sistemi öğrenmeye gidiyorlar? Kendi
sistemimizi öğretmek içinharcadığımız çabayı bununla
kıyaslarsak korkunç bir fark ortaya çıkar. İştebunlar Batı
karşısında kafamızı dik tutmamızı engellemektedir.
MÜRİT- Sentarikatlardan ne istiyorsun. Türkiye'de
tarikatlar resmen kapalıdır.
BAYINDIR- Halka mal olmuşsosyal bir kurumu
resmen kapatmak işi bitirmez. Hurafeler yok olmaz. Buradaasıl
iş ilim adamlarına düşer. Onlar halkı eğitmelidirler.
Zihinlerhurafelerden temizlenmeli ve doğru bilgilerle
donatılmalıdır. İşte bu sahadayeterli çalışma yoktur.
Halkımızın önemli bir bölümünün hurafelere
kanmalarıbundandır. Bir de bu çalışmalar
sürekliolmalıdır. Küçük bir ihmal, hurafelere kapı açmak olur.
MÜRİT - Bilgisi, sosyal ve ekonomikdurumu iyi
olan nice insan da bunlara katılmakta ve destek olmaktadır. Bu
sizintezinizi çürütmez mi?
BAYINDIR- Bakınbu insanlar bir çok
konuda bilgili olabilirler ama dinlerini iyi bilmedikleriiçin
kandırılmaları kolay olur. Öyleyse herkese doğru din bilgisi
vermekgerekir. Bu, dindar olanların hurafelere kanmalarını
önler. Dinlerini yaşamakistemeyenler de hurafe ile doğru dini
ayırarak hurafeye karşı çıkıyorum diyedindar insanları üzecek
davranışlara girmezler.
MÜRİT - Şimdiye kadar gelmiş geçmiş bunca
alim yanlış da sen midoğrusun? Senin ilmin onların
ilimlerinden daha mı fazla?
BAYINDIR - İlmin fazlalığı veya
noksanlığındançok o ilmi ne maksatla kullandığınız önemlidir.
Eğer insanlar üzülecek veyasize karşı gelecekler diye
doğruları söylemezseniz ilminizin büyüklüğü verdiğiniz zararı
artırmaktan başka bir işe yaramaz. Tanınmış bir alim banaşöyle
dedi:
-Abdülaziz Bey, tasavvuf ve tarikat konusu ile uğraşmayı
bırak. Hurafe olmazsa tasavvuf da olmaz.
Dedimki;
-Bu hurafelerle mücadele etmek bizim temel görevimiz değil
mi? Bunlar insanlarışirke sokmuyor mu?
Dedi;
-Doğru; şirke sokuyor ama bunlar seni dinlemezler, ıslah
olmazlar.
Dedim;
-İnsanlar ıslah olmaz diye mücadeleyi bırakan bir
Allah elçisi var mı? Bizim örneğimiz onlar değil mi?
Dedi;
-Tamam ama ben senin iyiliğin için söylüyorum. Sen gençsin,
istikbalin parlak,bunlar ise çok güçlüdür. Sen bunlarla başa
çıkamazsın. Senin geleceğinikarartırlar.
Dedim;
-Benim bunlardan beklediğim bir şey yok ki. Ben Allah'a
dayanıyorum, Allah'tangüçlüsü de yoktur.
Dedi;
-Ben senin için endişe ediyorum.
Dedim;
-Asıl ben sizin için endişe ediyorum. Sizin durumunuz
cumartesi yasağınıçiğneyen yahudilere karşı mücadeleden
kaçınanların durumuna benziyor.
Bilindiği gibi Yahudilerde cumartesi günü av yasağı vardır.
Davûd (a.s.) zamanında sahil kenti olan Eyle'de Yahudiler
yaşıyordu. Yılın bir ayında her taraftan oraya balıklar akın
ediyor, balıkların çokluğundan neredeyse su görünmüyordu. O
ayın dışındaise sadece cumartesi günleri balıklar geliyordu.
Derken deniz kenarında havuzlarkazdılar ve arklar açtılar.
Balıklar cumartesi günü havuzlara doldu ve pazargünü onları
avladılar. Kendilerince yasağı çiğnememiş oldular.
Cezalanacaklarındankorka korka balıklardan yararlandılar.
Zamanla evlatları babalarının yolundangittiler. Mal mülk
edindiler. Şehirden bu işi hoş karşılamayan bazı gruplaronları
bundan vazgeçirmeye çalıştılarsa da vazgeçmediler. Dediler ki,
"Nezamandır biz bu işi yapıyoruz, bunun için Allah'tan hiçbir
ceza gelmedi."Onlara denildi ki, "Aldanmayın, belki size bir
azap gelir, yok olursunuz. "Bunlar bir sabah alçak maymunlar
haline geldiler. Üç gün böyle yaşadılar,sonra helâk olup
gittiler [54] .
Bakarasûresinin 65 ve 66. âyetlerinde konu ile ilgili
olarak şöyle buyurulmaktadır.
İçinizden cumartesi günü taşkınlık edenleri elbette
öğrenmişsinizdir. Onlara"Aşağılık maymunlara dönün" demiştik.
Bunu yaptık ki, hem oradaolanlar ve olmayanlar için
caydırıcı bir ceza, hem de sakınanlar için bir
öğüt olsun.
Birbölük insan yasağı çiğneyenlerle mücadele ederken,
"Aralarından bir (başka) bölük şöyle diyordu: "Allah'ın
yokedeceği veya şiddetli azaba uğratacağı bir topluma niçin
öğütveriyorsunuz?" Öğüt verenlerin buna cevabı şöyle olmuştu:
"Bu,Rabbinize, hiç değilse bir özür beyan edebilmemiz içindir,
belki Allah'a karşıgelmekten sakınırlar"
Ayetler şöyle devam ediyor:
Kendilerine yapılan öğütleri unutunca, Biz fenalıktan
menedenleri kurtardık ve zalimleri, Allah' a karşı
gelmelerinden ötürü şiddetli azaba uğrattık.
Kendilerine edilen yasaklarıaşınca, onlara: "Aşağılık
birer maymun olun" dedik." (Araf 7/165-166)
Sizde bu mücadelede bana destek olacağınıza, suçlulara
ilişmememi istiyorsunuz.Onların başına gelenlerin sizin
başınıza da geleceğinden emin olabilir misiniz?
Dedi;
-Bilmem kardeşim, ben senin iyiliğini düşünüyorum.
Dedim;
-Bakın, bir nefes alacak kadar ömrümün kaldığını bilsem, o
bir nefesi bu gibi yanlışları düzeltmek için harcamak
isterim.
Bukitabın birinci baskısı yayınlandıktan sonra bu zat beni
tebrik etti ve şöylededi:
"Büyükhizmet doğrusu. Böyle bir kitap yayınlamaya kimse
cesaret edemez. Çok önemli bir işi başardın."
MÜRİT - Evet bu konuda haklısınız. Bazı
alimler bile bilemücadeleden kaçınıyorlar. Ama eskiden gerçek
ilim sahipleri vardı.
BAYINDIR- Gerçekilim sahibi olmak yetmez. O ilmi
yerli yerinde kullanmak da gerekir. Bu konuda Allah Teâlâ bize
Hz. Ademi örnek veriyor.
Onunöğretmeni bizzat Allah Teâlâ idi. Çünkü o,
"Adem'ebütün isimleri öğretmiş ve onları (insanın
yaratılmasından hoşlanmayan)meleklere göstererek "Eğer
doğruysanız bunların isimlerini bana söyleyin" demişti.
Onlar da "Sen yücesin,bizim senin öğrettiğinden başka
bir bilgimiz yoktur. Şüphesiz bilen de sensin hakîm olan da,
demişlerdi.
Allah "Ey Adem onlaravarlıkların adlarını bildir." dedi.
Adem onların adlarını bildirince Allah şöyle buyurdu: "Ben
size dememiş miydim ki, göklerde ve yerde görünmeyeni bilirim,
sizin açıkladığınızı ve gizlemekte olduğunuzu da bilirim."
(Bakara 31-33)
AllahHz. Adem'i ve eşini Cennete yerleştirmiş ve şeytanı
göstererek;
"Bak Adem! Bu, senin ve eşinin gerçek düşmanıdır.
Sakın sizi cennetten çıkarmasın, yoksa bedbaht olursun.
Doğrusu cennette ne acıkırsın, ne de çıplak kalırsın; orada ne
susarsın ne de güneşin sıcağında kalırsın" demişti.
Ama şeytan ona vesvese verip:"Ey Adem! Sana sonsuzluk
ağacını ve çökmesi olmayan bir saltanatıgöstereyim mi?
deyince [55] bucazip teklif karşısında o
her şeyi unuttu ve Adem ile Havva'dan "Her ikisi de o
ağacın meyvasından yedi. Hemen ayıp yerleri görünüverdi.
Cennet yapraklarıyla örtünmeye koyuldular.Adem, Rabbine baş
kaldırdı ve yolunu şaşırdı." (Taha20/121)
Hiçbiralim Hz. Adem'den daha iyi şartlara sahip olamaz.
Ebediyet ağacı ve çökmesi olmayansaltanat arzusu nasıl Hz.
Adem'i yanlışa sokmuş ve yolunu şaşırtmışsa ünlü olmave
dünyalık arzusu da nice alimi, yanlışa sokar ve yolunu
şaşırtır.
Gerçekilim, helâl mala benzer. Helal malıyla kötülük
yapanlar gibi ilmiyle halkısaptıranlar da vardır. Gerçek alim,
doğru davranan, karşı koyulacağını bilebile doğruları
söylemekten çekinmeyen ve yürekten davranan alimdir. Doğruları
bilen çoktur ama söyleyen azdır. Yoksa bizim söylediklerimiz
kimsenin bilmediğişeyler değildir.
MÜRİT - Sen müslümanların Batı
karşısında kesinyenilgiye uğradığını söyledin. Bir Batılıyı
müslümandan üstün göremezsin. AllahTeâlâ, " Eğer
inanıyorsanız en üstünsizsiniz . [56]
"buyurmuyor mu?
BAYINDIR - Batılıları müslümandan üstün gören
de kim? Ben müslümanların müslümanlıktanuzaklaştığından
bahsediyorum. Madem gayrimüslimlerin uydusu haline gelmişizve
bir asırdan fazladır bu böyle devam ediyor, öyleyse bu işte
bir yanlışlıkvar. Okuduğun âyet yanlış olamayacağına göre
yanlışlık bizim müslümanlığımızdaolmalıdır. İçinde
bulunduğumuz durumu da Allah'ın bize verdiği bir ceza
olarakkabul etmemiz gerekir.
AllahTeâlâ Kur'an'ı Kerim'de cezaya çarpılan kavimleri
anlattıktan sonra şöylebuyuruyor:
Sana anlattıklarımız, o ülkelerin başından geçenlerdir.
Onlardan ayakta duranlar da vardır, biçilip gitmiş olanlar da.
Biz onlara kötülük yapmadık,fakat onlar kendilerine
kötülük yaptılar. Rabbinin buyruğu gelince, Allah'ın
berisinden çağırdıkları tanrıları onlara hiç biriş
görmedi. Onların kayıplarınıartırmaktan başka bir şey
yapamadılar.(Hud 11/101-102)
MüslümanlarAllah'tan başkasından manevi yardım istemeye
devam ederlerse kurtuluşlarımümkün olmaz.
MÜRİT - Hep müşriklerle ilgili
âyetleri örnek veriyorsun. Bu yaptığın doğru mu? Senin
muhataplarınmüşrik değil ki, hepsi de müslüman.
BAYINDIR - Kur'an'ın büyük bir bölümü
şirkle ilgili âyetlerle doludur. Bu konuda sadece Hz. Muhammed
sallallahu aleyhi ve sellememüşriklerden olmamayı tenbihleyen
şu âyet üzerinde düşünseniz bize hak verirsiniz.
"Allah'ın âyetlerisana indirildikten sonra sakın seni
onlardan çevirmesinler. Rabbine çağır,sakın ha! müşriklerden
olma. Allah'laberaber başka tanrıyı çağırma. O'ndan
başka tanrı yoktur. Her şey yokolacak yalnız onun zatı
kalacaktır. Hüküm O'nundur ve O'na döndürüleceksiniz.
(Kasas28/87-88)
Butenbih bizzat Hz. Muhammed'e yapıldığına göre bize hak
vermeniz gerekir. Hermüslümanın bu konuda birbirini daima
uyarması gerekir.
Müslümanlarbugün layık oldukları konumda değillerse bunun
ciddi sebepleri vardır. ÇünküAllah Teâlâ hiç bir topluluğu
boşuna helak etmez. Şu âyetler her şeyi ortayakoyuyor :
"Sizden önceki devirlerde yaşayanlardan birikimi
olanlar, ortalıktaki kokuşmuşluğa karşı çıkmalı değiller
miydi? Kendilerini kurtardığımız pek azı bunu yapmıştır.
O zalimler, kendilerine verilen refahın peşine
takıldılar da suçlu kimseler oldular.
Yoksa senin Rabbin, halkı iyi duruma gelmişken, o
ülkeleri şirk [57]
yüzünden helak edecek değildiya?"
(Hud11/116-117)