MÜRİT - İnsanlar birbirinden yardım istemezler mi?
Bu da Allah’tan başkasından yardım istemek olmaz mı?
BAYINDIR - Yardımlaşmayı emreden çok sayıda âyet ve
hadis-i şerif vardır. Ama herkesbilir ki, ruhanîlerden
beklenen yardım farklıdır. Onlardan insanların güç
yetiremediği konularda ve olağandışı yollarla yardım
istenir. Bu, ya bir korkudan kurtulmak veya bir isteğe
kavuşmak için olur.
Mesela İstanbul'da Tuzla'da bindikleri otomobille sele
kapılıp sürüklenenlerden biri, "Ya Seyyidenâ Hamza!" diye Hz.
Hamza 'yı yardımaçağırıyor [23]
.Eğer bu zat orada bulunan kişileri yardıma
çağırsaydı yadırganmazdı. Ya da herşeyi her an görüp gözeten
Allah Teâlâ'dan yardım isteseydi güzel bir şeyyapmış olurdu.
Ama o, İstanbul'dan binlerce kilometre uzaktaki kabrinde
yatanHz. Hamza'yı yardıma çağırıyor. Demek ki Hz. Hamza'nın
çağrıyı işittiğine ve derhal oraya gelip kendisini kurtaracak
güç ve kuvvete sahip olduğuna inanıyor.Yoksa dar zamanında Hz.
Hamza'yı hatırlar mıydı? Demek ki, bu zat, Hz. Hamza'dabazı
insan üstü sıfatların var olduğunu hayal ediyor. Bunlar hayat,
ilim, semi,basar, irade ve kudret sıfatlarıdır.
Hayat dirilik demektir. Bu zat Hz. Hamza'yı diri
saymasaydı yardıma çağırmazdı.
MÜRİT - Ama şehitler ölmez.
BAYINDIR - Doğru, şehitler ölmez. Ayetteşöyle
buyuruluyor: "Allah yolunda öldürülenlere ölüler demeyin,
zira onlar diridirler, ama siz bunu
anlayamazsınız."(Bakara 154)
Bu, bizim anlayabileceğimizbir dirilik değildir. Eğer
anlayabileceğimiz gibi olsaydı, Hz. Hamza'nın şehit
olmasına Hz. Muhammed sallallahualeyhi ve sellem o kadar
üzülür müydü? Çağırınca geliyorsa, zaman zaman onu çağırır ve
ondan bazı şeyler isterdi.
Abdullah b. Mes'ud diyor ki;Biz Resulullah sallallahu
aleyhi ve sellemin Hz. Hamza'ya ağladığı kadar bir şeye
ağladığını görmedik. Onu kıbleye doğru koydu, cenazesinin
başında durdu ve sesli olarak hıçkıra hıçkıra ağladı
[24] ."
Hz. Hamza'yı şehid eden Vahşî,yıllar sonra müslüman olunca
Hz. Muhammed ondan kendisine görünmemesini istemişti
[25] .
Şehitler konusuna tekrar değineceğiz.
Hz. Muhammed sallallahu aleyhive sellem ölünce, Allah ondan
razı olsun Hz. Ebubekr'in yaptığı önemli bir konuşma
vardır. Abdullah b. Abbas'ın bildirdiğine göre Hz. Ebubekr bu
konuşmasında şöyle dedi:
"Bakın, sizden kim Muhammed sallallahu aleyhi ve selleme
kulluk ediyorsa işte Muhammed ölmüştür.Kim de Allah'a kulluk
ediyorsa şüphesiz o diridir, ölmez. Allah Tealâ buyuruyor ki:
"Muhammed sadece bir elçidir. Ondan önce de
nice elçiler gelip geçmiştir. O ölür veya öldürülürse
gerisin geriye mi döneceksiniz? Her kim gerisin geriye
dönerse, o Allah'a hiçbir zarar veremez. Allah şükredenlere
mükafat verecektir." (Al-iİmrân 3/144)
Abdullah b. Abbas diyor ki," Ebubekr okuyuncaya kadar Allah
Teâlâ'nın böyle bir âyet indirdiğinisanki hiç kimse
bilmiyordu. Artık insanlardan kimi dinlesem bu âyeti
okuyordu.Saîd b. el-Müseyyeb de bana, Ömer'in şöyle dediğini
bildirdi: "VallahiEbubekr'in o âyeti okuduğunu işitince öyle
oldum ki, kendimden geçtim.Ayaklarım beni taşıyamaz oldu.
Ayeti okuduğunu duyunca yere yığıldım. Peygambersallallahu
aleyhi ve sellem gerçekten ölmüştü [26]
."
Şu iki âyet de Hz. Muhammedile ilgilidir:
"Senden önce hiçbir insanı ölümsüz kılmadık, şimdi sen
ölürsen onlar ölümsüz mü olacaklardır?" (Enbiya21/34)
"Şüphesizsen de öleceksin, onlar da öleceklerdir.
"(Zümer 39/30)
Buna göre Hz. Hamza'nınanlayabileceğimiz manada diri
olduğunu kim söyleyebilir?
Allah Teâlâ şöyle buyuruyor:
Allah neyi gizlediğinizi, neyi açığa vurduğunuzu bilir.
Allah'ın berisinden çağırdıkları ise bir şey
yaratmazlar; esasen kendileri yaratılmıştır.
Onlar ölüdürler, diri değil. Ne zaman
dirileceklerini de bilemezler. (Nahl16/19-21)
Maalesef kendi kötü emellerine Hz. Muhammed sallallahu
aleyhi ve sellemi alet edenlerbile vardır. Bunlar, insanlar
üzerinde kurdukları baskının devam etmesi için habire yalan ve
iftira ile meşgul olurlar. Bunca âyete rağmen Hz
Peygamberinsağ olduğunu ve onunla görüştüklerini ileri sürerek
insanları saptırırlar.Hatta haşa onun, baş müfettiş gibi
etrafındaki insanları teftiş ettiğini ve yaptığı hizmetleri
denetlediğini iddia edenler dahi vardır. Evliya ölünce
ruhukınından çıkmış kılınç gibi olur, diyen veya bir kısım
ruhanilerden yardım isteyen kişilerden başka ne beklenebilir?
Gözlerini hırs bürümüş bu insanların uslanması zor ama
birazcık aklını kullananlar için Hz. Ömer'in şu sözünü
nakletmek isterim:
"İsterdimki, Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem yaşasın
da bizden sonra ölsün. He rne kadar Muhammed sallallahu aleyhi
ve sellem gerçekten ölmüş ise de Allah aranıza bir nur
koymuştur, onunla hak yolu bulursunuz. Allah Muhammed'i de
onunla hak yola sokmuştur [27]
."
Onur Kur'an-ı Kerim'dir. Hz. Muhammed sallallahu aleyhi ve
sellem de veda hutbesinde konuya değinerek şöyle
buyurmuştur:
"Aranızda,sıkı sarılırsanız artık sapıtmayacağınız bir şey
bıraktım, Allah'ın kitabını" [28]
.
İşte hak budur. "Hakkın ötesi sapıklık değildir de
yanedir?" (Yunus10/31-32)
Sözügeçen şahsın Hz. Hamza'da varsaydığı sıfatların
ikincisi ilim sıfatıdır. İlim , bilmek ve kavramak
demektir. İnsanda da ilim sıfatı vardır ama bu, onun
öğrenebildiği ve kavrayabildiği şeylerle sınırlıdır. Onları
dazamanla unutur. Allah'ın ilmi sınırsızdır. O, her şeyi en
ince ayrıntısınakadar en doğru biçimde bilir ve asla unutmaz.
Istanbul'a hiç gelmemiş olan Hz. Hamza'nın çağrıldığı yere
gelmesi için, olayın geçtiği İstanbul Ankarayolunun Tuzla'daki
bölümünü bilmesi gerekir. Bu şahıs Hz. Hamza'nın
bilgisinin,şüphesiz Allah Teâlâ'nın bilgisi gibi sınırsız
olduğunu kabul etmez. Ama onu böyle bir yere çağırdığına göre
Hz. Hamza'yı Allah Teâlâ'ın sınırsız bilgisininbir bölümüne
ortak saymış olur.
Üçüncü sıfat semi'dir. Semi' , işitme gücüdür. Allah
insanaişitme gücü vermiştir, ama bu, belli mesafeden ve belli
titreşimdeki seslerinişitilmesiyle sınırlıdır. Hele Hz. Hamza
gibi kabirde bulunanlara bir şeyişittirmeye bizim gücümüz
yetmez. Her şeyi işiten Rabbimiz, elçisi Hz.Muhammed'e hitaben
şöyle buyuruyor: “ ŞüphesizAllah dilediğine işittirir. Ama
sen kabirdekilere bir şey işittiremezsin. ”(Fatır
35/22)
Allah her şeyi işitir. Engizli sesler, hareketler, içten
yakarışlar ve her şey onun tarafından işitilir. Şimdi bu zat,
İstanbul'dan, "Ya Seyyidena Hamza ! " dediğizaman Hz.
Hamza'nın bu sesi işittiğini hayal ettiğine göre onu Allah'ın
işitme sıfatına ortak etmiş olmaz mı? Çünkü bu şekilde bir
işitme, Allah'tan başkasıiçin sözkonusu değildir.
Dördüncü sıfat basar'dır. Basar , görme gücü
demektir. İnsanlardada görme gücü vardır, ama bu çok
sınırlıdır. Allah Teâlâ, en küçük şeyleri bile en ince
ayrıntısına kadar görür.
Kilometrelerce uzakta, kabirde yatan birini yardıma çağıran
kişi, onun kendini gördüğünü kabul etmiş olur.Yoksa onun
durumunu nasıl kavrayıp yardım edebilir? Bu şekilde bir
görme,yanlız Allah'a mahsus olduğundan bu şahıs Hz. Hamza'yı
Allah'ın görme sıfatınada ortak saymış olur.
Beşincisi irade, altıncısı dakudret sıfatıdır. İrade
, dilemek vetercih etmektir.
Kudret de bir şeye güç yetirme anlamına gelir.
İnsanın iradeside kudreti de sınırlıdır. Ölünce bu konuda hiç
bir şeyi kalmaz. Bu şahıs Hz.Hamzanın, kendi çağrısını kabul
ettiğini ve gerekli yardımı yapabildiğini hayalettiğine göre
Hz. Hamza'ya bu iki sıfatı da vermektedir. Bu, olağan dışı bir
irade ve kudret yakıştırmasıdır. Bu anlamda irade ve kudret
sahibi tek varlıkAllah Teâlâ'dır. Demek ki o şahıs Hz.
Hamza'yı Allah'ın bu iki sıfatına da ortak saymış
olmaktadır.
"Hiç bir şey yaratamayan ama kendileri yaratılmış olanı
ortak mı sayıyorlar?
Oysa bunların onlara yardımda bulunmaya güçleri yetmez.
Bunların kendilerine bile yardımı olmaz.
Onları doğru yolaçağırırsanız, size uymazlar; çağırmanız
da, susmanız da sizin için birdir.
Allah'ın yakınından çağırdıklarınız da, sizin gibi
kullardır. Eğer haklıysanız onları çağırın dasize cevap
versinler bakalım.
Onların yürüyecek ayakları mı var, yoksa tutacak elleri
mi var, ya da görecek gözleri mi var, veya işitecek kulakları
mı var? De ki: "Ortaklarınızı çağırın sonra bana tuzak
kurun,hiç göz açtırmayın."
"Çünkü benim velim Kitabı indiren Allah'tır. O,
iyilere velilikeder."
"O'nun berisinden çağırdıklarınız kendilerine yardım
edemezler ki size yardım etsinler."
(Araf7/191-197)
“Belki kendilerine yardımları dokunur diye Allah’ın
berisinden tanrılar edindiler.Ama onların yardıma güçleri
yetmez. Oysaki kendileri onlar için hazır askerdirler. “
(Yasin 36/74-75)
Kendilerine dayanak olsundiye, Allah'ın berisinden
tanrılar edindiler.
Tam tersi; onlar bunların ibadetlerini tanımayacak ve
bunlara düşman olacaklardır. (Meryem 19/81-82)
İşte şirk budur. Yani Allah'ın vermediği yetkileri, bir
kısım varlıklarda veya ruhanîlerde var sayıp onlardan yardım
istemek şirktir.
"De ki, Allah'ınberisinden çağırdıklarınıza bakın
bakalım. Gösterin bana, yeryüzünde yaratmış oldukları ne
vardır? Yoksa onların göklerde bir ortaklığı mı bulunuyor?
Eğer doğru iseniz bu konuda bana, bundanönce gelmiş bir
kitap veya bir bilgikalıntısı getirin bakalım."
“ Allah’ın yakınından kendisine Kıyamete kadar cevap
veremiyecek olanı yardıma çağırandan daha sapık kim olabilir?
Oysaki bunlar onların çağrısından habersizdirler. “ (Ahqâf
46/4-5)
MÜRİT - Allah istese Hz. Hamza'ya bu
özellikleri veremez mi?
BAYINDIR - Allah'ın gücü her şeye yeter
ama Allah'ın gücü ile delil getirilmez. Bunca âyet varken Hz.
Hamza'ya özel bir güç verildiğini kim iddia edebilir? Bakın,
Allah'ın elçileri de dahil hepimiz Allah'ın kulu,
yanikölesiyiz. Allah da bizim Rabbımız, yani Efendimizdir.
Köle efendisi karşısındahiç bir yetkiye sahip değildir. Bu
sebeple elçiler de dahil hiç bir insanın Allah karşısında
bir yetkisi olmaz.Allah'ın verdiği yetkiler olursa o başka.
Hele yukarıdaki âyetlerde olduğu gibi Allah'ın kimseye yetki
vermediğini açıkça belirttiği bir konuda bazılarını
yetkili saymak affedilemeyecek bir suç olur.
MÜRİT - Ama bu zat, bir başka yerde Hz.
Hamza'nın yardıma geldiğini bizzat görmüş. Diyor ki, "Cin
diyebileceğimbir yaratık beni elimden tuttu ve götürmeye
çalıştı. Çok bunaldım. Birden istimdad ile "Ya Hz. Hamza!"
dedim. O şanlı sahabi benim davetime icabet etti ve adeta
odanın içinde beliriverdi.. Cin onu görünce
korkudan geri geri gitti ve duvardan süzülerek gözden
kayboldu [29] ."
BAYINDIR - Her dara düşene yardım eden Allah
Teâlâ, demek ki, onun da sıkıntısını giderince, Hazreti
Hamza'nın yardıma geldiğini sanıyor. Yaşayan ya da ölmüş bir
kişinin ruhaniyetinden yardım istemek onlara, Allah'ın
vermediği bir yetkiyi vermeye kalkışmak olmazmı?
"Şunu bilin ki, göklerdekim varsa ve yerde kim varsa
hepsi Allah'ındır. Allah'ın yakınından [30]
bir takım ortaklarçağıranlar neyin
peşindedirler? Bunların peşine takıldığı belli bir
kuruntudanbaşka bir şey değildir. Onlarınkisi sadece
saçmalamadır." (Yunus10/66)
a- Gücün kaynağı
MÜRİT - "Ya Seyyidenâ Hamza"diyerek Hz.
Hamza'yı çağıran kişi onunkendinden kaynaklanan bir gücü
olmadığını biliyor. Onun istediği AllahTeâlâ'nın yardıma Hz.
Hamza'yı göndermesidir. Bunun Allah'tan başkasını tanrı
edinmekle ne ilgisi var?
BAYINDIR - O sözü inceleyelim:
1- O zat bir yerde diyor ki,"Büyük ve mukaddes ruhlardan
istimdâd (yardım talebi) olabilir [31]
."
Fakat her dara düşene yardımeden Rabbimiz şöyle
buyuruyor:
"De ki: "Sizi karanın ve denizin karanlıklarından
kurtaran kimdir? Bundan bizi kurtarırsan şükredenlerden
olacağız diye ona gizli gizli yalvarır yakarırsınız."
Deki: "Allah sizi ondan ve her sıkıntıdan kurtarır,
sonra da ona ortak koşarsınız." (En'am6/63-64)
2- Hz. Hamza'nın bu gücü Allah'tan aldığını hayal
etmek neyi değiştirir? Çünkü Hz. Hamza'nın elindebir şey
yoktur. Onun bu çağrıdan haberi bile olmaz. Ahqaf Suresinin
yukarıdameali verilen 4 ve 5. âyetleri bunun delilidir.
Müşrikler, tanrılarının gücünüAllah'tan aldığını hayal
ederlerdi. Ama bu, dayanaksız bir iddiaydı.Müşriklerle ilgili
şu âyetleri biraz düşünmek gerekir.
"Desen ki: 'Gökten ve yerden size rızık veren kim? Ya da
işitmenin ve gözlerin sahibi kim? Kimdiro diriyi ölüden
çıkaran, ölüyü de diriden çıkaran? Ya her işi düzenleyen
kim?'Onlar: 'Allah'tır!' diyeceklerdir. Deki; 'O halde O'na
karşı gelmekten sakınmaz mısınız?'
İştesizin Rabbiniz Allah budur. Hakkın ötesi
sapıklık değildir de ya nedir? Nasıl da
çevriliyorsunuz?" (Yunus10/31-32)
Müşrikler Kabeyi tavafederken şöyle derlerdi:
"Lebbeyk lâ şerîke lekillâ şerîkun huve lek temlikuhu ve mâ
melek"
"Emret Allah'ım,Senin hiçbir ortağın yoktur. Yalnız
birortağın vardır ki, onun da bütün yetkilerinin de sahibi
sensin."
Bunu bize nakleden İbn Abbasdiyor ki, onlar "Lebbeyk lâ
şerîke lek = Emret Allah'ım, Senin hiçbir ortağın
yoktur." dediklerindeHz. Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem,
"Yazıklar olsun size burada kesin,burada kesin." derdi
[32] .
Allah'ın vermediği bir yetkiyi putlarında var saymaları
müşrik olmaları için yetiyordu. Puta bu yetkiyiverenin Allah
olduğunu söylemeleri bir şeyi değiştirmiyordu.
Ayette şöyle buyuruluyor:
"Allah'tanönce [33]
öyle şeye tapıyorlar ki,Allah onun hakkında
hiçbir kanıt indirmemiştir. Onunla ilgili kendilerinin debir
bilgisi yoktur. Zalimlerin yardımcısı olmaz."
(Hacc 22/71)
MÜRİT - Bu zat o çağrısından sonra"Adeta Hz.
Hamza odada beliriverdi." diyor. Bir de şöyle bir hatırasını
naklediyor: "Eski bir dostumun hanımı rahatsızdı. Çare
aramadıkları yer kalmamıştı. İçinde Bedir savaşına katılan
sahabilerin isimleride bulunan bir dua mecmuasını vereyim diye
kendilerine gittim. Geleceğimden kimsenin haberi yoktu.
Ben merdivenlerden çıkarken bacımız trans [34]
halinde imiş. Cinler ona, "Hoca geliyor; fakat
biz onun hakkından da geliriz" diyorlarmış. Kapıyı çaldım.
Arkadaşım beni karşısında görünceçok şaşırdı.
-"Bu dua mecmuasını bacımız üzerinde taşısın, mutlaka
faydası olur, cinler yanına sokulamazlar." dedim ve geçtim
salona oturdum.
Sonra arkadaşım, bu dua mecmuasını hanımının üzerine
koymuş. Trans halindeki bacımız, "Nasıl,Hz. Hamza geldi diye
kaçıyorsunuz değilmi?" diye bağırmaya başlamış [35]
."
Şimdi bütün bunlar yalan mı?
BAYINDIR - Bunlar yalan değil ama yanlış.Hem
o zatın, hem de o hanımın gözüne böyle bir şey gözükmüş
olabilir. Ama bu sadece şeytanın bir oyunudur.
b-Ruhânîlerinhayatı
MÜRİT - Ben hâlâ tatmin olmuş değilim.
Bildiğim kadarıyla beş çeşit hayat vardır.
Birincisi bizim hayatımızdır.
İkincisi Hz. Hızır ve İlyasaleyhimesselam'ın hayatıdır. Bir
vakitte pek çok yerde bulunabilirler.İsterlerse bizim gibi
yerler, içerler.
Üçüncüsü Hz. İdris ve İsaaleyhimesselâmın hayatıdır. Bu,
melek hayatı gibi nurani bir hayattır.
Dördüncüsü şehitlerinhayatıdır.
Beşincisi kabirdekilerinhayatıdır.
Şehitler hayatlarını Allahyolunda feda ettikleri için Allah
da onlara berzah aleminde, dünya hayatınabenzer, fakat
kedersiz, zahmetsiz bir hayat ihsan eder. Onlar
kendilerini ölmüş bilmez, daha iyi biryere gitmiş bilirler.
Çok mutlu olurlar. İşte şehitlerin efendisi olan Hz.Hamza da
böyle bir hayat yaşamaktadır. Kendine sığınan insanları
koruması,dünya ile ilgili işlerini görmesi ve gördürmesi
mümkün olabilir [36]
.
BAYINDIR - Şehitlerin bir hayatı olduğudoğru,
ama Allah Teâlâ, " Siz onu anlayamazsınız." dediği
haldeanladığımızı iddia etmemiz nasıl bağışlanabilir?
Şehitlerle ilgili ayrı bir bölümgelecektir.
Hz. Hamza'nın, kendine sığınanlara yardım edemeyeceği
konusunda hala şüpheniz varsa lütfen yukarıdakiâyetleri bir
daha, yavaş yavaş ve düşünerek okuyun. Eğer inanıyorsanız
böylebir şeyi aklınızın ucundan bile geçiremezsiniz.
MÜRİT - Bizim yaşadığımız hayat malum,onda
bir ihtilaf yok. Şehitler konusu da anlaşıldı. Hayatın diğer
üç çeşidi içinne diyeceksiniz?
BAYINDIR - Soruyu benim sormam gerekir.Siz,
Hz. Hızır ve Hz. İlyas Hz. İdris ve Hz. İsa aleyhimüsselâmın
hâlâ hayattaolduklarını söylerken neye dayanıyorsunuz?
MÜRİT - Bunları ben kendim uydurmuyorum.
Bunları söyleyen zat,böyle bir hayatın varlığını keşif sahibi
evliyanın tevatür derecesine varangözlemine
dayandırmaktadır.
BAYINDIR - Gayb ile ilgili bir konu, hiçbir
ilmi değeri olmayan keşfe dayandırılamaz. Keşif konusu ayrıca
gelecektir,ona girmiyorum. Adı geçen dört peygamberden yalnız
Hz. İsa aleyhisselamınşimdiki durumunu biliyoruz. Onu da şu
ayetten anlıyoruz.
“... İçlerinde bulunduğum sürece onları gözetiyordum.
Beni vefat ettirince artık onlar üzerine gözetleyici yalnız
sen oldun. Sen her şeyi görüp gözetirsin. ” (Mâide5/117)
BuradaHz. İsa'nın vefat ettiği ve ümmetinden habersiz
olduğu bildiriliyor. Artıkonun için de bir hayat çeşidi hayal
etmenin gereği yoktur.
Hz.İsa henüz hayatta iken Allah Teâlâ ona şöyle demişti:
"Ey İsâ, ben seni vefat ettireceğim, seni bana
yükselteceğim, seni inkar edenlerden temizleyeceğim..."
(Al-iİmrân 3/55)
c- Ölüm bir uykudur
MÜRİT - Kabir hayatı konusunda ne
diyeceksin?
BAYINDIR - Allah Teâlâ ölümü uykuya
benzeterekşöyle buyuruyor:
“ Allah ölüm esnasında ruhları alır, ölmeyenlerinkini de
uykuda alır.Ölümüne hükmettiğini tutar, ötekileri belli bir
vakte kadar salıverir. ” (Zümer39/42)
Bu âyete göre Allah, ölülerinruhunu, belli bir yerde
tutmaktadır.
"Geceleyinsizi öldüren ve gündüzün ne yaptığınızı bilen
odur. Sonra belirli süre doluncaya kadar gündüzün sizi
kaldırır." (En'am 6/60)
Kıyamet'in kelime anlamıkalkıştır. Öldükten sonraki dirilme
yataktan kalkışa, Sura üflenmesi de kalkborusunun çalınmasına
benzer. Allah Teâlâ şöyle buyuruyor:
"Sura üflenmiştir. İşte ozaman kabirlerinden Rablerine
doğru koşup giderler.
"Yazık oldu bize! Bizi yattığımız yerden kim kaldırdı?
diyeceklerdir." (Yasin 36/51-52)
Kur'an'a göre ölüm bir uyku,kabir bir uyuma yeri, öldükten
sonra dirilme de uykudan uyanmadan başka birşey değildir.
Hadis-i şeriflerde belirtilen kabir azabı da uykuda görülen
kötürüyalar gibi olmalıdır.
Uyuyan kişi, aradan ne kadarzaman geçtiğini anlamaz. Ölenin
durumu da aynıdır. Nitekim Kur'an-ı Kerim'debiri ölen, diğeri
uyuyanla ilgili iki örnek vardır.
Ashab-ı Kehf mağarada tam 309yıl uyumuştu [37]
.Bu konuda Allah Teâlâ şöyle buyuruyor:
" Birbirlerine sorsunlar diye onları uyandırdık.
İçlerinden biri:"Ne kadar kaldınız?" diye sordu. "Bir gün,
belki de daha az kaldık" dediler. " (Kehf 18/19)
Ölümleilgili âyet de şudur:
"Şuna da bakmaz mısın [38] ?
O, tavanları çökmüş,duvarları üzerlerine yıkılmış bir kente
uğradı da "Allah burayı ölümünden sonra nasıl diriltecek?"
dedi. Bunun üzerine Allah onu yüz yıl ölübıraktı, sonra
kaldırdı ve "Ne kadar kaldın?" diye sordu, o da "Bir
gün, belki de bir günden az."dedi. Allah buyurdu ki; "Yok, tam
yüz yıl kaldın. Yiyeceğine ve içeceğine baksana, bozulmamışlar
bile. Bir de şu eşeğine bak. Seni insanlara bir ibretyapalım
diye bunu yaptık. Kemiklere bak, onları nasıl birleştirecek,
sonraonlara et giydireceğiz." Bunlar apaçık belli olunca şöyle
dedi; "Benartık anladım ki, Allah'ın gücü gerçekten her şeye
yeter." (Bakara2/259)
Yüzsene ölü kalıp dirilen de 309 sene uykuda kalanlar da
"Bir gün veya bir günden az." kaldıklarını sanıyor.
İştekabir hayatını anlamak isteyenler bu âyetlerden ders
alabilirler.
Uyuyan kişi, vücudundan nasılhabersizse ölü de habersizdir.
Uyuyan kişinin ruhu gelip tekrar aynı bedenegireceği için
bedeni diri kalıyor. Ölenin ruhu geri dönmeyeceğinden
bedeniölüyor. Ahirette yeniden yaratılan bedene gelen ruh
kendini uykudan uyanmışgibi hissediyor ve "Bizi
yattığımız yerden kim kaldırdı? " (Yasin36/51-52) diyor.
Beden toprakta çürümüş, yenidenyaratılmış, ama o bunun
farkında değil. O, uyuyup uyandığını zannediyor.Aradan geçen
zamanın da farkında değil. İşte ölüm bize bir uyku kadar,
kıyametde uykudan uyanmak kadar yakındır.
Uyku, hayatta bir kesintideğil, süreklilik için zorunlu bir
dinlenmedir. Hz. Muhammed sallallahu aleyhive sellem
kıyametteki kalkışın da dünya hayatının devamı gibi
olacağınıbildirmektedir:
"Her kul, ne üzere öldüyse o şekilde
diriltilir [39]
."
Veda Haccında birisibineğinden düşmüş boynu kırılmıştı.
Muhammed sallallahu aleyhi ve sellembuyurdu ki, onu su ve sidr
ile yıkayın, iki parça bez içinde kefenleyin, kokusürmeyin ve
başını örtmeyin. Çünkü Kıyamet günü telbiye [40]
getirir durumda kaldırılacaktır [41]."
Bu hadis gerçektendüşündürücüdür. Burada o şahsın ölümünü
ihramlı [42] bir hacının uyuması gibi
saymıştır. İhramlı koku sürünmez, uyurken başınıörtmez.
Uykudan kalkınca telbiye getirir.
MÜRİT - O zaman kabrin cennet
bahçelerindenbir bahçe veya cehennem çukurlarından bir çukur
olmasını nasıl izah edebiliriz?
BAYINDIR - Kabirhayatını rüyaya
benzetebiliriz. Güzel rüya gören rüyanın hiç bitmemesini
ister. Sıkıntılı rüya görenler de uyanınca iyi ki,
rüyaymış diye şükrederler. Doğrusunu Allah
bilir