KUR'AN IŞIĞINDA TARİKATÇILIĞA BAKIŞ
   Önsöz/Giriş
   Tasavvuf
   Kabir Ehlinden Yardım

   Vesile Ve Tevessül
   Veli
   Evliyânın Yardımı
   Şeyhin Himmeti
   Yüzüsuyu Hürmetine Dua
   Olağandışı Yollarla Yardım
   Müslümanları Batıran Şirk
   Şehitlerin savaşması
   Gaib Erenleri
   Yüce Ve Süfli Ruhlar
   Kur'an'da Elçiler
   Gaybı Bilme
   Şeyhlere Vahiy
   Peygambere Varis Olma
   Mucize
   Kerâmet
   İlm-i Ledün - İlm-i Batın
   Keşf (Perdelerin Açılması)    Feraset
   İlham
   Şefaat
   Rabıta
   İbadet
   Allah’ın Tecelli Etmesi
   Giyim Kuşam
   Şeyh Öğretmen Olmalı
   İslamın Yayılışı
   Hadis-İ Şerifler
   Mezhepler
   İctihad
   Kur'an'a Dönmek
   Sonuç
   Dipnotlar

 8-OLAĞANDIŞI YOLLARLA YARDIM

 
 

MÜRİT - İnsanlar birbirinden yardım istemezler mi? Bu da Allah’tan başkasından yardım istemek olmaz mı?

BAYINDIR - Yardımlaşmayı emreden çok sayıda âyet ve hadis-i şerif vardır. Ama herkesbilir ki, ruhanîlerden beklenen yardım farklıdır. Onlardan insanların güç yetiremediği konularda ve  olağandışı yollarla yardım istenir. Bu, ya bir korkudan kurtulmak veya bir isteğe kavuşmak için olur.

Mesela İstanbul'da Tuzla'da bindikleri otomobille sele kapılıp sürüklenenlerden biri, "Ya Seyyidenâ Hamza!" diye Hz. Hamza 'yı yardımaçağırıyor [23] .Eğer bu zat orada bulunan kişileri yardıma çağırsaydı yadırganmazdı. Ya da herşeyi her an görüp gözeten Allah Teâlâ'dan yardım isteseydi güzel bir şeyyapmış olurdu. Ama o, İstanbul'dan binlerce kilometre uzaktaki kabrinde yatanHz. Hamza'yı yardıma çağırıyor. Demek ki Hz. Hamza'nın çağrıyı işittiğine ve derhal oraya gelip kendisini kurtaracak güç ve kuvvete sahip olduğuna inanıyor.Yoksa dar zamanında Hz. Hamza'yı hatırlar mıydı? Demek ki, bu zat, Hz. Hamza'dabazı insan üstü sıfatların var olduğunu hayal ediyor. Bunlar hayat, ilim, semi,basar, irade ve kudret sıfatlarıdır.

Hayat dirilik demektir. Bu zat Hz. Hamza'yı diri saymasaydı yardıma çağırmazdı.

MÜRİT - Ama şehitler ölmez.

BAYINDIR - Doğru, şehitler ölmez. Ayetteşöyle buyuruluyor: "Allah yolunda öldürülenlere ölüler demeyin, zira onlar diridirler, ama siz bunu anlayamazsınız."(Bakara 154)

Bu, bizim anlayabileceğimizbir dirilik değildir. Eğer anlayabileceğimiz gibi olsaydı, Hz. Hamza'nın şehit olmasına Hz. Muhammed sallallahualeyhi ve sellem o kadar üzülür müydü? Çağırınca geliyorsa, zaman zaman onu çağırır ve ondan bazı şeyler isterdi.

Abdullah b. Mes'ud diyor ki;Biz Resulullah sallallahu aleyhi ve sellemin Hz. Hamza'ya ağladığı kadar  bir şeye ağladığını görmedik. Onu kıbleye doğru koydu, cenazesinin başında durdu ve sesli olarak hıçkıra hıçkıra ağladı [24] ."

Hz. Hamza'yı şehid eden Vahşî,yıllar sonra müslüman olunca Hz. Muhammed ondan kendisine görünmemesini istemişti [25] .

Şehitler konusuna tekrar değineceğiz.

Hz. Muhammed sallallahu aleyhive sellem ölünce, Allah ondan razı olsun Hz. Ebubekr'in yaptığı önemli bir  konuşma vardır. Abdullah b. Abbas'ın bildirdiğine göre Hz. Ebubekr bu konuşmasında şöyle dedi:

"Bakın, sizden kim Muhammed sallallahu aleyhi ve selleme kulluk ediyorsa işte Muhammed ölmüştür.Kim de Allah'a kulluk ediyorsa şüphesiz o diridir, ölmez. Allah Tealâ buyuruyor ki: "Muhammed sadece bir  elçidir. Ondan önce de nice  elçiler gelip geçmiştir. O ölür veya öldürülürse gerisin geriye mi döneceksiniz? Her kim gerisin geriye dönerse, o Allah'a hiçbir zarar veremez. Allah şükredenlere mükafat verecektir." (Al-iİmrân 3/144) 

Abdullah b. Abbas diyor ki," Ebubekr okuyuncaya kadar Allah Teâlâ'nın böyle bir âyet indirdiğinisanki hiç kimse bilmiyordu. Artık insanlardan kimi dinlesem bu âyeti okuyordu.Saîd b. el-Müseyyeb de bana, Ömer'in şöyle dediğini bildirdi: "VallahiEbubekr'in o âyeti okuduğunu işitince öyle oldum ki, kendimden geçtim.Ayaklarım beni taşıyamaz oldu. Ayeti okuduğunu duyunca yere yığıldım. Peygambersallallahu aleyhi ve sellem gerçekten ölmüştü [26] ."

Şu iki âyet de Hz. Muhammedile ilgilidir:

"Senden önce hiçbir insanı ölümsüz kılmadık, şimdi sen ölürsen onlar ölümsüz mü olacaklardır?" (Enbiya21/34)

"Şüphesizsen de öleceksin, onlar da öleceklerdir. "(Zümer 39/30)

Buna göre Hz. Hamza'nınanlayabileceğimiz manada diri olduğunu kim söyleyebilir?

Allah Teâlâ şöyle buyuruyor:

Allah neyi gizlediğinizi, neyi açığa vurduğunuzu bilir.

Allah'ın berisinden çağırdıkları ise bir şey yaratmazlar; esasen kendileri yaratılmıştır.

 Onlar ölüdürler, diri değil. Ne zaman dirileceklerini de bilemezler.  (Nahl16/19-21)

Maalesef kendi kötü emellerine Hz. Muhammed sallallahu aleyhi ve sellemi alet edenlerbile vardır. Bunlar, insanlar üzerinde kurdukları baskının devam etmesi için habire yalan ve iftira ile meşgul olurlar. Bunca âyete rağmen Hz Peygamberinsağ olduğunu ve onunla görüştüklerini ileri sürerek insanları saptırırlar.Hatta haşa onun, baş müfettiş gibi etrafındaki insanları teftiş ettiğini ve yaptığı hizmetleri denetlediğini iddia edenler dahi vardır. Evliya ölünce ruhukınından çıkmış kılınç gibi olur, diyen veya bir kısım ruhanilerden yardım isteyen kişilerden başka ne beklenebilir?

Gözlerini hırs bürümüş bu insanların uslanması zor ama birazcık aklını kullananlar için Hz. Ömer'in şu sözünü nakletmek isterim:

"İsterdimki, Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem yaşasın da bizden sonra ölsün. He rne kadar Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem gerçekten ölmüş ise de Allah aranıza bir nur koymuştur, onunla hak yolu bulursunuz. Allah Muhammed'i de onunla hak yola sokmuştur [27] ."

Onur Kur'an-ı Kerim'dir. Hz. Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem de veda hutbesinde konuya değinerek şöyle buyurmuştur: 

"Aranızda,sıkı sarılırsanız artık sapıtmayacağınız bir şey bıraktım, Allah'ın kitabını" [28] .

İşte hak budur. "Hakkın  ötesi sapıklık değildir de yanedir?"  (Yunus10/31-32)

Sözügeçen şahsın Hz. Hamza'da varsaydığı sıfatların ikincisi ilim sıfatıdır. İlim , bilmek ve kavramak demektir. İnsanda da ilim sıfatı vardır ama bu, onun öğrenebildiği ve kavrayabildiği şeylerle sınırlıdır. Onları dazamanla unutur. Allah'ın ilmi sınırsızdır. O, her şeyi en ince ayrıntısınakadar en doğru biçimde bilir ve asla unutmaz.

Istanbul'a hiç gelmemiş olan Hz. Hamza'nın çağrıldığı yere gelmesi için, olayın geçtiği İstanbul Ankarayolunun Tuzla'daki bölümünü bilmesi gerekir. Bu şahıs Hz. Hamza'nın bilgisinin,şüphesiz Allah Teâlâ'nın bilgisi gibi sınırsız olduğunu kabul etmez. Ama onu böyle bir yere çağırdığına göre Hz. Hamza'yı Allah Teâlâ'ın sınırsız bilgisininbir bölümüne ortak saymış olur.

Üçüncü sıfat semi'dir. Semi' , işitme gücüdür. Allah insanaişitme gücü vermiştir, ama bu, belli mesafeden ve belli titreşimdeki seslerinişitilmesiyle sınırlıdır. Hele Hz. Hamza gibi kabirde bulunanlara bir şeyişittirmeye bizim gücümüz yetmez. Her şeyi işiten Rabbimiz, elçisi Hz.Muhammed'e hitaben şöyle buyuruyor: “ ŞüphesizAllah dilediğine işittirir. Ama sen kabirdekilere bir şey işittiremezsin. ”(Fatır 35/22) 

Allah her şeyi işitir. Engizli sesler, hareketler, içten yakarışlar ve her şey onun tarafından işitilir. Şimdi bu zat, İstanbul'dan, "Ya Seyyidena Hamza ! " dediğizaman Hz. Hamza'nın bu sesi işittiğini hayal ettiğine göre onu Allah'ın işitme sıfatına ortak etmiş olmaz mı? Çünkü bu şekilde bir işitme, Allah'tan başkasıiçin sözkonusu değildir.

Dördüncü sıfat basar'dır. Basar , görme gücü demektir. İnsanlardada görme gücü vardır, ama bu çok sınırlıdır. Allah Teâlâ, en küçük şeyleri bile en ince ayrıntısına kadar görür.

Kilometrelerce uzakta, kabirde yatan birini yardıma çağıran kişi, onun kendini gördüğünü kabul etmiş olur.Yoksa onun durumunu nasıl kavrayıp yardım edebilir? Bu şekilde bir görme,yanlız Allah'a mahsus olduğundan bu şahıs Hz. Hamza'yı Allah'ın görme sıfatınada ortak saymış olur.

Beşincisi irade, altıncısı dakudret sıfatıdır. İrade , dilemek vetercih etmektir.

Kudret de bir şeye güç yetirme anlamına gelir. İnsanın iradeside kudreti de sınırlıdır. Ölünce bu konuda hiç bir şeyi kalmaz. Bu şahıs Hz.Hamzanın, kendi çağrısını kabul ettiğini ve gerekli yardımı yapabildiğini hayalettiğine göre Hz. Hamza'ya bu iki sıfatı da vermektedir. Bu, olağan dışı bir irade ve kudret yakıştırmasıdır. Bu anlamda irade ve kudret sahibi tek varlıkAllah Teâlâ'dır. Demek ki o şahıs Hz. Hamza'yı Allah'ın  bu iki sıfatına da ortak saymış olmaktadır.

"Hiç bir şey yaratamayan ama kendileri yaratılmış olanı ortak mı sayıyorlar?

Oysa bunların onlara yardımda bulunmaya güçleri yetmez. Bunların kendilerine bile yardımı olmaz.

Onları doğru yolaçağırırsanız, size uymazlar; çağırmanız da, susmanız da sizin için birdir.

Allah'ın yakınından çağırdıklarınız da, sizin gibi kullardır. Eğer haklıysanız onları çağırın dasize cevap versinler bakalım.

Onların yürüyecek ayakları mı var, yoksa tutacak elleri mi var, ya da görecek gözleri mi var, veya işitecek kulakları mı var? De ki: "Ortaklarınızı çağırın sonra bana tuzak kurun,hiç göz açtırmayın."

"Çünkü benim velim Kitabı indiren Allah'tır.  O, iyilere velilikeder."

"O'nun berisinden çağırdıklarınız kendilerine yardım edemezler ki size yardım etsinler."  (Araf7/191-197)

“Belki kendilerine yardımları dokunur diye Allah’ın berisinden tanrılar edindiler.Ama onların yardıma güçleri yetmez. Oysaki kendileri onlar için hazır askerdirler. “ (Yasin 36/74-75)

Kendilerine dayanak olsundiye, Allah'ın berisinden tanrılar edindiler.

Tam tersi; onlar bunların ibadetlerini tanımayacak ve bunlara düşman olacaklardır. (Meryem 19/81-82)

İşte şirk budur. Yani Allah'ın vermediği yetkileri, bir kısım varlıklarda veya ruhanîlerde var sayıp onlardan yardım istemek şirktir.  

  "De ki, Allah'ınberisinden çağırdıklarınıza bakın bakalım. Gösterin bana, yeryüzünde yaratmış oldukları ne vardır? Yoksa onların göklerde bir ortaklığı mı bulunuyor? Eğer doğru iseniz bu konuda  bana, bundanönce gelmiş bir kitap  veya bir bilgikalıntısı getirin bakalım."

Allah’ın yakınından kendisine Kıyamete kadar cevap veremiyecek olanı yardıma çağırandan daha sapık kim olabilir? Oysaki bunlar onların çağrısından habersizdirler. “ (Ahqâf 46/4-5)

MÜRİT - Allah istese Hz. Hamza'ya bu özellikleri veremez mi?

BAYINDIR -  Allah'ın gücü her şeye yeter ama Allah'ın gücü ile delil getirilmez. Bunca âyet varken Hz. Hamza'ya özel bir güç verildiğini kim iddia edebilir? Bakın, Allah'ın elçileri de dahil hepimiz Allah'ın kulu, yanikölesiyiz. Allah da bizim Rabbımız, yani Efendimizdir. Köle efendisi karşısındahiç bir yetkiye sahip değildir. Bu sebeple elçiler de dahil hiç bir insanın Allah karşısında bir yetkisi olmaz.Allah'ın verdiği yetkiler olursa o başka. Hele yukarıdaki âyetlerde olduğu gibi Allah'ın kimseye yetki vermediğini açıkça belirttiği  bir konuda bazılarını yetkili saymak affedilemeyecek bir suç olur.

MÜRİT - Ama bu zat, bir başka yerde Hz. Hamza'nın yardıma geldiğini bizzat görmüş. Diyor ki, "Cin diyebileceğimbir yaratık beni elimden tuttu ve götürmeye çalıştı. Çok bunaldım. Birden istimdad ile "Ya Hz. Hamza!" dedim. O şanlı sahabi benim davetime icabet etti ve adeta odanın içinde beliriverdi.. Cin   onu görünce korkudan geri geri gitti ve duvardan süzülerek gözden kayboldu [29] ."

BAYINDIR - Her dara düşene yardım eden Allah Teâlâ, demek ki, onun da sıkıntısını giderince, Hazreti Hamza'nın yardıma geldiğini sanıyor. Yaşayan ya da ölmüş bir kişinin ruhaniyetinden yardım istemek onlara, Allah'ın vermediği bir yetkiyi vermeye kalkışmak olmazmı?

"Şunu bilin ki, göklerdekim varsa ve yerde kim varsa hepsi Allah'ındır. Allah'ın yakınından [30] bir takım ortaklarçağıranlar neyin peşindedirler? Bunların peşine takıldığı belli bir kuruntudanbaşka bir şey değildir. Onlarınkisi sadece saçmalamadır."  (Yunus10/66)

a- Gücün kaynağı

MÜRİT - "Ya Seyyidenâ Hamza"diyerek Hz. Hamza'yı çağıran kişi  onunkendinden kaynaklanan bir gücü olmadığını biliyor. Onun istediği AllahTeâlâ'nın yardıma Hz. Hamza'yı göndermesidir. Bunun Allah'tan  başkasını tanrı edinmekle ne ilgisi var?

BAYINDIR - O sözü inceleyelim:

1- O zat bir yerde diyor ki,"Büyük ve mukaddes ruhlardan istimdâd (yardım talebi) olabilir [31] ."

Fakat her dara düşene yardımeden Rabbimiz şöyle buyuruyor:

"De ki: "Sizi karanın ve denizin karanlıklarından kurtaran kimdir? Bundan bizi kurtarırsan şükredenlerden olacağız diye ona gizli gizli yalvarır yakarırsınız."

Deki: "Allah sizi ondan ve her sıkıntıdan kurtarır, sonra da ona ortak koşarsınız."  (En'am6/63-64)

 2- Hz. Hamza'nın bu gücü Allah'tan aldığını hayal etmek neyi değiştirir?  Çünkü Hz. Hamza'nın elindebir şey yoktur. Onun bu çağrıdan haberi bile olmaz. Ahqaf Suresinin yukarıdameali verilen 4 ve 5. âyetleri bunun delilidir.

Müşrikler, tanrılarının gücünüAllah'tan aldığını hayal ederlerdi. Ama bu, dayanaksız bir iddiaydı.Müşriklerle ilgili şu âyetleri biraz düşünmek gerekir.

"Desen ki: 'Gökten ve yerden size rızık veren kim? Ya da işitmenin ve gözlerin sahibi kim? Kimdiro diriyi ölüden çıkaran, ölüyü de diriden çıkaran? Ya her işi düzenleyen kim?'Onlar: 'Allah'tır!' diyeceklerdir. Deki; 'O halde O'na karşı gelmekten sakınmaz mısınız?'

İştesizin Rabbiniz Allah budur. Hakkın ötesi sapıklık değildir de ya nedir? Nasıl da çevriliyorsunuz?"  (Yunus10/31-32)

Müşrikler Kabeyi tavafederken  şöyle derlerdi:

"Lebbeyk lâ şerîke lekillâ şerîkun huve lek temlikuhu ve mâ melek"

"Emret Allah'ım,Senin  hiçbir ortağın yoktur. Yalnız birortağın vardır ki, onun da bütün yetkilerinin de sahibi sensin."

Bunu bize nakleden İbn Abbasdiyor ki, onlar "Lebbeyk lâ şerîke lek = Emret Allah'ım, Senin  hiçbir ortağın yoktur." dediklerindeHz. Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem, "Yazıklar olsun size burada kesin,burada kesin." derdi [32] .

Allah'ın vermediği bir yetkiyi putlarında var saymaları müşrik olmaları için yetiyordu. Puta bu yetkiyiverenin Allah olduğunu söylemeleri bir şeyi değiştirmiyordu.

Ayette şöyle buyuruluyor:

"Allah'tanönce [33] öyle şeye tapıyorlar ki,Allah onun hakkında hiçbir kanıt indirmemiştir. Onunla ilgili kendilerinin debir bilgisi yoktur. Zalimlerin yardımcısı olmaz."   (Hacc 22/71)

MÜRİT - Bu zat o çağrısından sonra"Adeta Hz. Hamza odada beliriverdi." diyor. Bir de şöyle bir hatırasını naklediyor: "Eski bir dostumun hanımı rahatsızdı. Çare aramadıkları yer kalmamıştı. İçinde Bedir savaşına katılan sahabilerin isimleride bulunan bir dua mecmuasını vereyim diye kendilerine gittim. Geleceğimden kimsenin haberi yoktu.

Ben merdivenlerden çıkarken bacımız trans [34] halinde imiş. Cinler ona, "Hoca geliyor; fakat biz onun hakkından da geliriz" diyorlarmış. Kapıyı çaldım. Arkadaşım beni karşısında görünceçok şaşırdı.

-"Bu dua mecmuasını bacımız üzerinde taşısın, mutlaka faydası olur, cinler yanına sokulamazlar." dedim ve geçtim salona oturdum.

Sonra arkadaşım, bu dua mecmuasını hanımının üzerine koymuş. Trans halindeki bacımız, "Nasıl,Hz. Hamza geldi diye kaçıyorsunuz değilmi?" diye bağırmaya başlamış [35] ."

Şimdi bütün bunlar yalan mı?

BAYINDIR - Bunlar yalan değil ama yanlış.Hem o zatın, hem de o hanımın gözüne böyle bir şey gözükmüş olabilir. Ama bu sadece şeytanın bir oyunudur.

b-Ruhânîlerinhayatı

MÜRİT - Ben hâlâ tatmin olmuş değilim. Bildiğim kadarıyla beş çeşit hayat vardır.

Birincisi bizim hayatımızdır.

İkincisi Hz. Hızır ve İlyasaleyhimesselam'ın hayatıdır. Bir vakitte pek çok yerde bulunabilirler.İsterlerse bizim gibi yerler, içerler.

Üçüncüsü Hz. İdris ve İsaaleyhimesselâmın hayatıdır. Bu, melek hayatı gibi nurani bir hayattır.

Dördüncüsü şehitlerinhayatıdır.

Beşincisi kabirdekilerinhayatıdır.

Şehitler hayatlarını Allahyolunda feda ettikleri için Allah da onlara berzah aleminde, dünya hayatınabenzer, fakat kedersiz, zahmetsiz bir hayat ihsan eder.   Onlar kendilerini ölmüş bilmez, daha iyi biryere gitmiş bilirler. Çok mutlu olurlar. İşte şehitlerin efendisi olan Hz.Hamza da böyle bir hayat yaşamaktadır. Kendine sığınan insanları koruması,dünya ile ilgili işlerini görmesi ve gördürmesi mümkün olabilir [36] .

BAYINDIR - Şehitlerin bir hayatı olduğudoğru, ama Allah Teâlâ, " Siz onu anlayamazsınız." dediği haldeanladığımızı iddia etmemiz nasıl bağışlanabilir? Şehitlerle ilgili ayrı bir bölümgelecektir.

Hz. Hamza'nın, kendine sığınanlara yardım edemeyeceği konusunda hala şüpheniz varsa lütfen yukarıdakiâyetleri bir daha, yavaş yavaş ve düşünerek okuyun. Eğer inanıyorsanız böylebir şeyi aklınızın ucundan bile geçiremezsiniz.

MÜRİT - Bizim yaşadığımız hayat malum,onda bir ihtilaf yok. Şehitler konusu da anlaşıldı. Hayatın diğer üç çeşidi içinne diyeceksiniz?

BAYINDIR - Soruyu benim sormam gerekir.Siz, Hz. Hızır ve Hz. İlyas Hz. İdris ve Hz. İsa aleyhimüsselâmın hâlâ hayattaolduklarını söylerken neye dayanıyorsunuz?

MÜRİT - Bunları ben kendim uydurmuyorum. Bunları söyleyen zat,böyle bir hayatın varlığını keşif sahibi evliyanın tevatür derecesine varangözlemine dayandırmaktadır.

BAYINDIR - Gayb ile ilgili bir konu, hiçbir ilmi değeri olmayan keşfe dayandırılamaz. Keşif konusu ayrıca gelecektir,ona girmiyorum. Adı geçen dört peygamberden yalnız Hz. İsa aleyhisselamınşimdiki durumunu biliyoruz. Onu da şu ayetten anlıyoruz.

“... İçlerinde bulunduğum sürece onları gözetiyordum. Beni vefat ettirince artık onlar üzerine gözetleyici yalnız sen oldun. Sen her şeyi görüp gözetirsin. ” (Mâide5/117)

BuradaHz. İsa'nın vefat ettiği ve ümmetinden habersiz olduğu bildiriliyor. Artıkonun için de bir hayat çeşidi hayal etmenin gereği yoktur.

Hz.İsa henüz hayatta iken Allah Teâlâ ona şöyle demişti: "Ey İsâ, ben seni vefat ettireceğim, seni bana yükselteceğim, seni inkar edenlerden temizleyeceğim..." (Al-iİmrân 3/55)

c- Ölüm bir uykudur

MÜRİT - Kabir hayatı konusunda ne diyeceksin?

BAYINDIR - Allah Teâlâ ölümü uykuya benzeterekşöyle buyuruyor: 

Allah ölüm esnasında ruhları alır, ölmeyenlerinkini de uykuda alır.Ölümüne hükmettiğini tutar, ötekileri belli bir vakte kadar salıverir. ” (Zümer39/42)

Bu âyete göre Allah, ölülerinruhunu, belli bir yerde tutmaktadır.

"Geceleyinsizi öldüren ve gündüzün ne yaptığınızı bilen odur. Sonra belirli süre doluncaya kadar gündüzün  sizi kaldırır."  (En'am 6/60)

Kıyamet'in kelime anlamıkalkıştır. Öldükten sonraki dirilme yataktan kalkışa, Sura üflenmesi de kalkborusunun çalınmasına benzer. Allah Teâlâ şöyle buyuruyor:

"Sura üflenmiştir. İşte ozaman kabirlerinden Rablerine doğru koşup giderler.

"Yazık oldu bize! Bizi yattığımız yerden kim kaldırdı? diyeceklerdir." (Yasin 36/51-52)

Kur'an'a göre ölüm bir uyku,kabir bir uyuma yeri, öldükten sonra dirilme de uykudan uyanmadan başka birşey değildir. Hadis-i şeriflerde belirtilen kabir azabı da uykuda görülen kötürüyalar gibi olmalıdır.

Uyuyan kişi, aradan ne kadarzaman geçtiğini anlamaz. Ölenin durumu da aynıdır. Nitekim Kur'an-ı Kerim'debiri ölen, diğeri uyuyanla ilgili iki örnek vardır.

Ashab-ı Kehf mağarada tam 309yıl uyumuştu [37] .Bu konuda Allah Teâlâ şöyle buyuruyor:

" Birbirlerine sorsunlar diye onları uyandırdık. İçlerinden biri:"Ne kadar kaldınız?" diye sordu. "Bir gün, belki de daha az kaldık" dediler. " (Kehf 18/19)

Ölümleilgili âyet de şudur:

"Şuna da bakmaz mısın [38] ? O, tavanları çökmüş,duvarları üzerlerine yıkılmış bir kente uğradı da "Allah burayı ölümünden sonra nasıl diriltecek?" dedi. Bunun üzerine Allah onu yüz yıl ölübıraktı, sonra kaldırdı ve "Ne kadar kaldın?" diye sordu, o da  "Bir gün, belki de bir günden az."dedi. Allah buyurdu ki; "Yok, tam yüz yıl kaldın. Yiyeceğine ve içeceğine baksana, bozulmamışlar bile. Bir de şu eşeğine bak. Seni insanlara bir ibretyapalım diye bunu yaptık. Kemiklere bak, onları nasıl birleştirecek, sonraonlara et giydireceğiz." Bunlar apaçık belli olunca şöyle dedi; "Benartık anladım ki, Allah'ın gücü gerçekten her şeye yeter." (Bakara2/259)

Yüzsene ölü kalıp dirilen de 309 sene uykuda kalanlar da "Bir gün veya bir günden az." kaldıklarını sanıyor.

İştekabir hayatını anlamak isteyenler bu âyetlerden ders alabilirler.

Uyuyan kişi, vücudundan nasılhabersizse ölü de habersizdir. Uyuyan kişinin ruhu gelip tekrar aynı bedenegireceği için bedeni diri kalıyor. Ölenin ruhu geri dönmeyeceğinden bedeniölüyor. Ahirette yeniden yaratılan bedene gelen ruh kendini uykudan uyanmışgibi hissediyor ve  "Bizi yattığımız yerden kim kaldırdı? " (Yasin36/51-52) diyor. Beden toprakta çürümüş, yenidenyaratılmış, ama o bunun farkında değil. O, uyuyup uyandığını zannediyor.Aradan geçen zamanın da farkında değil. İşte ölüm bize bir uyku kadar, kıyametde uykudan uyanmak kadar yakındır.

Uyku, hayatta bir kesintideğil, süreklilik için zorunlu bir dinlenmedir. Hz. Muhammed sallallahu aleyhive sellem kıyametteki kalkışın da dünya hayatının devamı gibi olacağınıbildirmektedir:

"Her kul, ne üzere öldüyse o şekilde diriltilir [39] ."

Veda Haccında birisibineğinden düşmüş boynu kırılmıştı. Muhammed sallallahu aleyhi ve sellembuyurdu ki, onu su ve sidr ile yıkayın, iki parça bez içinde kefenleyin, kokusürmeyin ve başını örtmeyin. Çünkü Kıyamet günü telbiye [40] getirir durumda kaldırılacaktır [41]."

Bu hadis gerçektendüşündürücüdür. Burada o şahsın ölümünü ihramlı [42] bir hacının uyuması gibi saymıştır. İhramlı koku sürünmez, uyurken başınıörtmez. Uykudan kalkınca telbiye getirir.

MÜRİT - O zaman kabrin cennet bahçelerindenbir bahçe veya cehennem çukurlarından bir çukur olmasını nasıl izah edebiliriz?

BAYINDIR -   Kabirhayatını rüyaya benzetebiliriz. Güzel rüya gören rüyanın hiç bitmemesini ister. Sıkıntılı rüya görenler  de uyanınca  iyi ki, rüyaymış diye şükrederler. Doğrusunu Allah bilir