KUR'AN-I KERİM ve AÇIKLAMALI MEALİ
   Fatiha Suresi
   Bakara Suresi
   
Hamd
   Kafirlik
   Alışkanlılar
   Kalp-İşitme- Görme
   Münafık Körlüğü
   Dinler
   Aracılık
   Halef-Selef
   Tesbih-Takdis
   Şefaat
   Tarım Toplumu
   Cennet Kimler Girer
   
Sabiîler
   Cumartesi Yasağı
   Kurbanlık Boğa Olayı
   Ölünün Diriltilmesi
   Kitabı Tarhrîf
   Sıkı Tutma / Isyan
   İsteyen/İstediği

    Nesih ve Zina Cezası
   İbrahim Aleyhisselam
   Soru Cümleleri
   Aklını Kullanmayanın Hali
   Adeti Kadının Oruç ve   Namazı
   Oruç Fidyesi
   Rüşvet
   Başarının Sırları
   Talak
   İftida
   Nikah'în Denetlenmesi
   Faiz
   Kadınların Şahitliği
   İçinde Olandan Sorumlu Olma
   Kur'an'ı Açıklama Usulü
 
 

IV-

Allah kalplerinin ve kulaklarının üstünde izler oluşturmuştur. Gözlerinde de bir perde olur. Onlara büyük bir azap vardır. (Bakara 2/7)

İnsan genellikle, düşünen veya konuşan canlı diye tarif edilir. Buna bağlı olarak akıl , insan ile hayvanı ayıran en önemli varlık sayılır. Halbuki Kur’ân ’da kuşların ve karıncaların konuşmalarına ve akıllarını kullanarak yaptıkları değerlendirmelere yer verilir. Bu da aradaki temel farkın, başka taraflarda aranması gerektiğini gösterir. Karıncalar ve kuşlarla ilgili âyetler şunlardır:

“Süleyman  için cinlerden, insanlardan ve kuşlardan ordular toplandı. Düzenli bir halde idiler.

Karınca  deresine kadar geldiler. Bir karınca şöyle dedi: “Karıncalar, yuvalarınıza girin! Süleyman  ve askerleri sakın sizi ezmesin!  Onlar farkına varmazlar.”

“Süleyman , dişleri gözükecek şekilde gülümsedi. “Rabbim!” dedi. “Beni bana bırakma ki ettiğin iyiliğin kıymetini bileyim. Anama, babama ettiklerinin de. Senin isteğine uygun iş yapayım. Beni, ikramınla, iyi kulların arasına kat.”

Süleyman  kuşlar ordusunu teftiş etti. Sonra şöyle dedi: “Ne oldu, neden Hüdhüd’ü (çavuş kuşunu) göremiyorum. Yoksa kayıplara mı karıştı?

Ne olursa olsun ona ağır bir ceza  vereceğim, ya da onu keseceğim. Bana apaçık bir kanıt getirirse o başka!”

Fazla beklemedi. (Hüdhüd çıka geldi.) Dedi ki;  “Senin bilmediğin bir şeyi öğrendim. Sana Seba’dan doğru bir haber getirdim.

Orada hükümdarlık yapan bir kadın gördüm. Her şeyi var, bir de koskoca tahtı.

Baktım ki, hem o, hem toplumu, Allah ’ı bırakmış güneşe secde  ediyorlar. Şeytan yaptıkları kötülükleri onlara güzel göstermiş. Onları doğru yoldan çıkarmış. Onlar yola gelmezler.

Allah’a secde  etseler ya! Yerlerin ve göklerin bütün gizlilerini açığa çıkaran, onların gizlediklerini de, açığa vurduklarını da bilen odur.

Allah... Ondan başka tanrı yoktur. O büyük arşın sahibidir.”

Süleyman  dedi ki: “Bakacağız, doğru mu söylüyorsun, yoksa yalancı biri misin?

Şu mektubumu götür, onlara at. Sonra biraz kenara çekil. Bak bakalım ne diyecekler.”

Kraliçe dedi ki: “Ey ileri gelenler! Bakın bana değerli bir mektup atıldı.

Süleyman ’dan geliyor.

Bismillahirrahmanirrahim diye başlıyor,

“Bana karşı çıkmayın. Gelin teslim olun.” diyor.

Dedi ki: Ey ileri gelenler! Bu işte bana doğru bir çözüm getirin. Sizlerle görüşmeden bir işi kesip atamam.” (Neml 27/17-32)

Bu âyetlerde, kuşun ve karıncanın akıllıca yaptıkları konuşmalar geçmektedir. Kur’ân , aklı ve konuşmayı değil; kalp, işitme ve görmeyi insanı hayvandan ayıran üç temel fark sayar. Allah Teâlâ şöyle buyurur:

Yarattığı her şeyi güzel yaratan odur. İnsanı yaratmaya sulanmış topraktan (tîn)başlamıştır. / Sonra onun soyunu süzülmüş bir özden, dayanıksız bir sudan yaratmıştır. / Sonra onu düzenli bir şekle sokmuş ve içine ruhundan üflemiştir. Sizin için kulaklar, gözler ve gönüller var etmiştir. Ne kadar az şükrediyorsunuz! (Secde 32/7-9)

Aklını kullanmayan insanlar şu âyette; koyun, sığır  ve deveye benzetilmişlerdir.

Cinlerden ve insanlardan bir çoğunu gerçekten Cehennem için yaratmış olduk. Onların da kalpleri vardır, onunla kavramazlar. Onların da gözleri vardır, onlarla görmezler. Onların da kulakları vardır, onlarla işitmezler. Onlar; koyun, sığır ve deve gibidirler; hayır, daha da düşüktürler. Gafiller işte onlardır.” (Araf 7/179)

Koyun, sığır  ve deveden düşüğü kargadır. Gerçekleri görmezlikten gelen ve aklını kullanmayan insanlar, esas bu hayvana benzetilmişlerdir. Allah Teâlâ şöyle buyurur:

“Kâfirlik eden, gerçekleri görmezlikten gelen bu kişiler, karga gibidirler; karga, kavramadığı sese karşılık öter. onun kavradığı sadece bağırma ve çağırmadır. Sağırdırlar, dilsizdirler, kördürler. Onlar akıllarını kullanmazlar..” (Bakara 2/171)

Hayvanın da kalbi vardır ama kanı vücuda pompalama dışında bir iş yapmaz. İnsanın kalbi, aynı zamanda bir karar organı, vücudun ana kumanda merkezidir. Akıl , doğruları tespit eder. Kalp, menfaatlerin, beklentilerin ve özentilerin etkisiyle onları ya kabul veya reddeder. İmanın, kalp  ile tasdik şartına bağlanması bunu gösterir. Nitekim Firavun, Musa’nın elçiliğini kabul etmemişti ama onun Allah’ın elçisi ol­duğundan emindi. İlgili âyetler şöyledir:

“Belgelerimiz bütün açıklığı ile onlara gelince: “Bunlar apaçık büyüdür” dediler. / Onları, içten kanasıya, anlamışken zalim­likten ve büyüklük taslamadan dolayı, onlara karşı inkarcılık yaptılar”. (Neml 27/13-14)

Cehennemlikleri anlatan aşağıdaki âyetler, onların suçu, bile bile işlediklerini göstermektedir.

Rablerini görmezlikten gelenlere Cehennem azabı vardır. Ne kötü hale düşmedir o!

İçine atılınca homurtusunu işitirler. O, kaynıyor olacaktır.

Öfkeden sanki çatlayacak gibi olur. Her bir bölük içine atıldı mı cehennem bekçileri sorarlar: “Size bir uyarıcı gelmedi mi?”

 “Evet” derler, bize uyarıcı geldi; ama biz yalana sarıldık. Allah hiç bir şey indirmiş değildir, siz büyük bir sapkınlık içindesiniz” dedik.

Şöyle devam ederler: “Keşke onu dinlemiş olsaydık, ya da aklımızı çalıştırsaydık;  şimdi bu kızgın ateşe arkadaş olanlar arasında olmazdık.”

Suçlarını itiraf ettiler. Def olsunlar, o kızgın ateşe arkadaş olanlar! (Mülk 67/6-11)

Hayvanlarda da göz vardır, ama basiret yoktur. Âyetler basirete vurgu yapar. Basiret, baktığı şeyi kavramadır. Hayvan gereği gibi kavrayamaz. Eğer o, elinde bıçakla yanına gelen kişinin kendini keseceğini kavrasa neler olur? Yanında boğanın veya ineğin kesildiğini gören bir sığır , hiçbir şey olmamış gibi otlamaya devam eder. Ama insanlar, bir katilin elini kolunu sallayarak dolaşmasına dahi razı olmazlar.

İşitme, duyduğu  sesleri sınıflandırıp anlamını kavramadır. Kişi  duyduğu şeyleri zihninde değerlendirir, sonra kalbilinin kararıyla kendine yol çizer. Hayvanda bu yoktur. Yukarıda karıncanın yaptığı uyarı bir tecrübe sonucu olmalıdır. Nitekim hayvanları eğitenler, onlara kazandırdıkları tecrübelerle başarılı oluyorlar. Buna şartlanma deniyor.

İnsan da şartlanır. Bazı davranışları onu, bu üç organı gereği gibi kullanamaz hale getirir. Artık kalp , gözün ve kulağın getirdiği bilgileri doğru değerlendiremez olur. Bu, kalbin kör ve sağır olmasıdır. Asıl körlük  ve sağırlık  da budur. Allah Teâlâ şöyle buyurur:

Onlar yeryüzünde hiç gezip dolaşmadılar mı ki kalpleri olsun, onunla düşünsünler; ya da kulakları olsun, onunla duysunlar. Aslında kör olan gözler değildir. Kör olan, göğüslerdeki kalplerdir. (Hac 22/46)

Eski halkının çekilmesinden sonra o toprağa yerleşenlere şu gerçek belli olmadı mı? Eğer istesek günahlarına karşılık onları da çarpardık. Ama kalpleri  üstünde yeni bir tabiat oluştururuz, artık işitmezler. (Araf 7/100)

Aklı kullanmak, aklın gereğine göre hareket etmektir. Bunu yapmayan, bile bile suç işler ve cezayı hak eder.