Allah kalplerinin ve
kulaklarının üstünde izler oluşturmuştur. Gözlerinde de bir
perde olur. Onlara büyük bir azap vardır.
(Bakara 2/7)
İnsan
genellikle, düşünen veya konuşan canlı diye tarif edilir. Buna
bağlı olarak akıl
, insan
ile hayvanı ayıran en önemli varlık sayılır. Halbuki Kur’ân
’da
kuşların ve karıncaların konuşmalarına ve akıllarını kullanarak
yaptıkları değerlendirmelere yer verilir. Bu da aradaki temel
farkın, başka taraflarda aranması gerektiğini gösterir.
Karıncalar ve kuşlarla ilgili âyetler şunlardır:
“Süleyman
için
cinlerden, insanlardan ve kuşlardan ordular toplandı. Düzenli
bir halde idiler.
Karınca
deresine kadar
geldiler. Bir karınca şöyle dedi: “Karıncalar, yuvalarınıza
girin! Süleyman
ve askerleri
sakın sizi ezmesin! Onlar farkına varmazlar.”
“Süleyman
,
dişleri gözükecek şekilde gülümsedi. “Rabbim!” dedi. “Beni bana
bırakma ki ettiğin iyiliğin kıymetini bileyim. Anama, babama
ettiklerinin de. Senin isteğine uygun iş yapayım. Beni,
ikramınla, iyi kulların arasına kat.”
Süleyman
kuşlar
ordusunu teftiş etti. Sonra şöyle dedi:
“Ne oldu, neden Hüdhüd’ü
(çavuş kuşunu) göremiyorum. Yoksa kayıplara mı karıştı?
Ne olursa olsun ona ağır
bir ceza
vereceğim, ya da onu
keseceğim. Bana apaçık bir kanıt getirirse o başka!”
Fazla beklemedi. (Hüdhüd
çıka geldi.) Dedi ki; “Senin bilmediğin bir şeyi öğrendim. Sana
Seba’dan doğru bir haber getirdim.
Orada hükümdarlık yapan bir
kadın gördüm. Her şeyi var, bir de koskoca tahtı.
Baktım ki, hem o, hem
toplumu, Allah
’ı bırakmış güneşe secde
ediyorlar. Şeytan yaptıkları
kötülükleri onlara güzel göstermiş. Onları doğru yoldan
çıkarmış. Onlar yola gelmezler.
Allah’a secde
etseler ya! Yerlerin ve
göklerin bütün gizlilerini açığa çıkaran, onların gizlediklerini
de, açığa vurduklarını da bilen odur.
Allah... Ondan başka
tanrı yoktur. O büyük arşın sahibidir.”
Süleyman
dedi ki: “Bakacağız, doğru
mu söylüyorsun, yoksa yalancı biri misin?
Şu mektubumu götür, onlara
at. Sonra biraz kenara çekil. Bak bakalım ne diyecekler.”
Kraliçe dedi ki: “Ey ileri
gelenler! Bakın bana değerli bir mektup atıldı.
Süleyman
’dan geliyor.
Bismillahirrahmanirrahim diye başlıyor,
“Bana karşı çıkmayın. Gelin
teslim olun.” diyor.
Dedi ki: Ey ileri gelenler!
Bu işte bana doğru bir çözüm getirin. Sizlerle görüşmeden bir
işi kesip atamam.”
(Neml 27/17-32)
Bu âyetlerde, kuşun ve
karıncanın akıllıca yaptıkları konuşmalar geçmektedir. Kur’ân
, aklı ve konuşmayı değil; kalp, işitme ve görmeyi
insanı hayvandan ayıran üç temel fark sayar. Allah Teâlâ şöyle
buyurur:
Yarattığı her şeyi güzel yaratan odur. İnsanı yaratmaya sulanmış
topraktan (tîn)başlamıştır. / Sonra onun soyunu süzülmüş bir
özden, dayanıksız bir sudan yaratmıştır. / Sonra onu düzenli bir
şekle sokmuş ve içine ruhundan üflemiştir. Sizin için
kulaklar, gözler ve gönüller var etmiştir. Ne kadar az
şükrediyorsunuz! (Secde 32/7-9)
Aklını kullanmayan insanlar
şu âyette; koyun, sığır
ve deveye benzetilmişlerdir.
Cinlerden ve insanlardan bir çoğunu gerçekten Cehennem için
yaratmış olduk. Onların da kalpleri vardır, onunla kavramazlar.
Onların da gözleri vardır, onlarla görmezler. Onların da
kulakları vardır, onlarla işitmezler. Onlar; koyun, sığır ve
deve gibidirler;
hayır, daha da düşüktürler. Gafiller işte onlardır.”
(Araf 7/179)
Koyun, sığır
ve deveden düşüğü kargadır.
Gerçekleri görmezlikten gelen ve aklını kullanmayan insanlar,
esas bu hayvana benzetilmişlerdir. Allah Teâlâ şöyle
buyurur:
“Kâfirlik eden, gerçekleri görmezlikten gelen bu kişiler,
karga gibidirler; karga, kavramadığı sese karşılık öter. onun
kavradığı sadece bağırma ve çağırmadır. Sağırdırlar,
dilsizdirler, kördürler. Onlar akıllarını kullanmazlar..”
(Bakara 2/171)
Hayvanın da kalbi vardır
ama kanı vücuda pompalama dışında bir iş yapmaz. İnsanın kalbi,
aynı zamanda bir karar organı, vücudun ana kumanda merkezidir.
Akıl
, doğruları tespit eder. Kalp, menfaatlerin,
beklentilerin ve özentilerin etkisiyle onları ya kabul veya
reddeder. İmanın, kalp
ile tasdik şartına bağlanması
bunu gösterir. Nitekim Firavun, Musa’nın elçiliğini
kabul etmemişti ama onun Allah’ın elçisi
olduğundan emindi. İlgili âyetler şöyledir:
“Belgelerimiz bütün
açıklığı ile onlara gelince: “Bunlar apaçık büyüdür” dediler. /
Onları, içten kanasıya, anlamışken zalimlikten ve büyüklük
taslamadan dolayı, onlara karşı inkarcılık yaptılar”.
(Neml
27/13-14)
Cehennemlikleri anlatan
aşağıdaki âyetler, onların suçu, bile bile işlediklerini
göstermektedir.
Rablerini görmezlikten gelenlere Cehennem azabı vardır. Ne
kötü hale düşmedir o!
İçine atılınca homurtusunu işitirler. O, kaynıyor olacaktır.
Öfkeden sanki çatlayacak gibi olur. Her bir bölük içine
atıldı mı cehennem bekçileri sorarlar: “Size bir uyarıcı gelmedi
mi?”
“Evet” derler, bize uyarıcı geldi; ama biz yalana sarıldık.
Allah hiç bir şey
indirmiş değildir, siz büyük bir sapkınlık içindesiniz” dedik.
Şöyle devam ederler: “Keşke onu dinlemiş olsaydık, ya da
aklımızı çalıştırsaydık; şimdi bu kızgın ateşe arkadaş olanlar
arasında olmazdık.”
Suçlarını itiraf ettiler. Def olsunlar, o kızgın ateşe
arkadaş olanlar! (Mülk 67/6-11)
Hayvanlarda da göz vardır, ama
basiret yoktur. Âyetler basirete vurgu yapar. Basiret, baktığı
şeyi kavramadır. Hayvan gereği gibi kavrayamaz. Eğer o, elinde
bıçakla yanına gelen kişinin kendini keseceğini kavrasa neler
olur? Yanında boğanın veya ineğin kesildiğini gören bir sığır
, hiçbir şey olmamış gibi
otlamaya devam eder. Ama insanlar, bir katilin elini kolunu
sallayarak dolaşmasına dahi razı olmazlar.
İşitme, duyduğu
sesleri sınıflandırıp anlamını
kavramadır. Kişi duyduğu şeyleri zihninde değerlendirir, sonra
kalbilinin kararıyla kendine yol çizer. Hayvanda bu yoktur.
Yukarıda karıncanın yaptığı uyarı bir tecrübe sonucu olmalıdır.
Nitekim hayvanları eğitenler, onlara kazandırdıkları
tecrübelerle başarılı oluyorlar. Buna şartlanma deniyor.
İnsan da şartlanır. Bazı
davranışları onu, bu üç organı gereği gibi kullanamaz hale
getirir. Artık kalp
, gözün ve kulağın getirdiği
bilgileri doğru değerlendiremez olur. Bu, kalbin kör ve sağır
olmasıdır. Asıl körlük
ve sağırlık
da budur. Allah Teâlâ şöyle
buyurur:
Onlar yeryüzünde hiç gezip dolaşmadılar mı ki kalpleri
olsun, onunla düşünsünler; ya da kulakları olsun, onunla
duysunlar. Aslında kör olan gözler değildir. Kör olan,
göğüslerdeki kalplerdir.
(Hac 22/46)
Eski halkının çekilmesinden sonra o toprağa yerleşenlere şu
gerçek belli olmadı mı? Eğer istesek günahlarına karşılık onları
da çarpardık. Ama kalpleri üstünde yeni bir tabiat oluştururuz,
artık işitmezler.
(Araf 7/100)
Aklı kullanmak, aklın gereğine
göre hareket etmektir. Bunu yapmayan, bile bile suç işler ve
cezayı hak eder.