KUR'AN-I KERİM ve AÇIKLAMALI MEALİ
   Fatiha Suresi
   Bakara Suresi
   
Hamd
   Kafirlik
   Alışkanlılar
   Kalp-İşitme- Görme
   Münafık Körlüğü
   Dinler
   Aracılık
   Halef-Selef
   Tesbih-Takdis
   Şefaat
   Tarım Toplumu
   Cennet Kimler Girer
   
Sabiîler
   Cumartesi Yasağı
   Kurbanlık Boğa Olayı
   Ölünün Diriltilmesi
   Kitabı Tarhrîf
   Sıkı Tutma / Isyan
   İsteyen/İstediği

    Nesih ve Zina Cezası
   İbrahim Aleyhisselam
   Soru Cümleleri
   Aklını Kullanmayanın Hali
   Adeti Kadının Oruç ve   Namazı
   Oruç Fidyesi
   Rüşvet
   Başarının Sırları
   Talak
   İftida
   Nikah'în Denetlenmesi
   Faiz
   Kadınların Şahitliği
   İçinde Olandan Sorumlu Olma
   Kur'an'ı Açıklama Usulü

TALAK

 
 

 

 

 (Erkeğin Evliliğe Son Verme Yetkisi)

O talak  iki defa olur. Her birinden sonra kadını ya iyilikle tutmak, ya da güzellikle ayırmak gerekir. (Bakara 2/229)

Kur’ân ’a göre talak , kocanın hakkıdır. Çünkü talakla ilgili fiillerin tamamının faili kocalardır. Kadının evliliği sona erdirme hakkına iftidâ  denir. İftidâ daha sonra gelecektir. Yukarıdaki âyette Allah  Teâlâ şöyle buyurur:

 "O talak  iki defa olur. "الطَّلاَقُ مَرَّتَان

 (الطلاق)’ın başındaki “ال” marifelik ekidir; “O bilinen talak demek olur. O talakın ne olduğu Talak sûresinde açıklanmıştır. Allah  Teâlâ şöyle buyurur:

"Ey Peygamber! Kadınları boşadığınızda iddetlerini gözeterek boşayın ve iddeti sayın. Rabbiniz Allah’tan sakının. Onları evlerinden çıkarmayın. Onlar da çıkmasınlar. Açık bir fuhuş yapmış olurlarsa o başka. Bunlar Allah’ın sınırlarıdır. Kim Allah’ın sınırlarını aşarsa kendine yazık etmiş olur. Bilemezsin, belki Allah bunun ardından yeni bir durum ortaya çıkaracaktır.”

“Kadınlar sürelerinin sonuna geldikleri zaman onları ya maruf [1] ile tutun veya maruf ile ayırın. İçinizden güvenilir iki kişiyi şahit tutun; şahitliği Allah için yerine getirin. İşte bu size, içinizden Allah'a ve ahiret gününe inanan kimseye verilen öğüttür. Kim Allah’a karşı gelmekten sakınırsa ona bir çıkış yolu açar.

Ona, beklemediği yerden rızık verir. Kim Allah'a güvenirse, o ana yeter. Allah onu, hedefine ulaştırır. Allah her şey için bir ölçü koymuştur. (Talak 65/1-3)

Allah, her şey gibi, talak  için de ölçü koymuştur. Ömer'in oğlu Abdullah, karısını hayızlı iken boşamıştı. Ömer, bunu Allah’ın Elçisi sallallahu aleyhi ve selleme sorunca o, şöyle demişti:

"Söyle ona, eşine dönsün; temizleninceye kadar ondan ayrılmasın. Sonra adet görür arkasından tekrar temizlenirse bundan sonra isterse birlikte olmaya devam etsin, isterse ilişkiye girmeden onu boşasın. İşte bu, o iddettir ki, Allah kadınların ona göre boşanmalarını emretmiştir[2]." Abdullah b. Ömer dedi ki; “Peygamberimiz, yaptığım boşamayı geçersiz saymış ve şu âyeti okumuştu: “Ey Peygamber! Kadınları boşadığınızda iddetlerini gözeterek boşayın.” Yani onları iddetlerinin başlangıcında boşayın[3]."

Demek ki, “...iddetlerini gözeterek ..” boşamak için kadının hayızlı  olmaması, eğer temizse o temizlik  dönemi içinde eşiyle ilişkiye girmemiş olması gerekir. Abdullah b. Ömer’in yaptığı boşama ölçüye uymadığı için Allah ’ın Elçisi sallallahu aleyhi ve sellemin buna çok sinirlendiği rivâyet edilmiştir[4]. Bu sebeple olmalı ki ona, fazladan bir temizlik dönemi bekleme cezası vermiştir. Çünkü eşini, o hayızdan temizlendikten sonra değil, ikinci kez temizlikten sonra boşayabileceğini söylemiştir.

Bunun önemli hikmetleri vardır. Erkek, hayızlı  eşiyle ilişkiye giremeyeceğinden huzursuz olabilir. Kadın  hayızdan temizlenince erkeğin ona arzusu üst sınıra çıkar. İlişkiye girince arzusu azalır. Erkeğin karısını, ilişkiye girmediği temizlik  döneminde boşayabilmesi boşama  önünde tabii bir engel oluşturur.

Talakla birlikte kadın iddet beklemeye başlar. Bu süre, adet gören için üç kere adet görüp temizleninceye kadar geçen süredir. Adet görmeyen üç ay, hamile olan da doğuma kadar bekler[5]

"Kadınları iddetleri içinde boşayın" emrinden sonra yapılacak şeyler şöyle sıralanır:

1- İddeti saymak ,

2- Kadını evden çıkarmamak,

3- Kadının çıkmaması,

4- Süre bitiminde kararı gözden geçirip kadını ya iyilikle tutmak veya iyilikle ayırmak.

5- İki kişiyi şahit tutmak.

İddeti sayma, erkeğe verilmiş bir görevdir. Bu, eşiyle yakından ilgilenmesini zorunlu kılar. Eğer iddeti saymazsa dönüş imkanı varken süreyi geçirerek hakkını kaybedebilir. Kadın , iddeti ile ilgili olarak kocasını doğru bilgilendirmek zorundadır. Allah Teâlâ şöyle buyurur: “Allah'ın rahimlerinde yarattığını gizlemeleri o kadınlara helâl olmaz.” (Bakara 2/228) Adet olduğu halde olmadım derse günaha girer.

Eşlerin iddet bitinceye kadar ayrılmamaları önemlidir. Kadın evden çıkar veya çıkarılırsa eşler, bir başkasının yanında birbirlerinin kötü hallerini ortaya dökerek soğukluğun artmasına sebep olabilir ve kötü niyetli kişilerin engeline takılabilirler. Bunun zararını kendileri çeker. “... Kim Allah’ın sınırlarını aşarsa kendine yazık etmiş olur...”  âyeti bunu göstermektedir.

Erkek bu süre içinde durumu gözden geçirip daha sağlıklı bir sonuca varabilir. Kadın da kocasını ikna etme fırsatını yakalar. Çünkü iddet bitinceye kadar koca, eşine dönme kararı verebilir. Bu süre içinde kadının kocasına karşı davranışlarında bir sınırlama yoktur. Onun ilgisini çekmeye çalışabilir. Aralarında cinsel ilişki  olursa erkek eşine dönmüş sayılır.

Erkek karısına dönmek isterse marufa uygun olarak döner. Ayrılmak isterse güzellikle ayrılır[6]. Kadına zarar vermek ve iddetini uzatmak için dönemez. Allah Teâlâ şöyle buyurur:   

“Kadınları boşadınız, onlar da bekleme sürelerinin sonuna vardılarsa artık ya maruf [7] ile tutarsınız veya maruf ile ayırırsınız. Yoksa onları, zarar vermek ve haklarına saldırmak için tutmayın. Bunu yapan, kötülüğü kendine yapmış olur. Allah’ın âyetlerini arzularınıza alet etmeyin. Allah'ın üzerinizdeki nimetini düşünün. İndirdiği Kitap ve doğru bilgi ile o, size öğüt  vermektedir. Allah'tan korkun ve bilin ki, Allah her şeyi bilir.” (Bakara 2/231)

Erkeğin karısına dönmesi iyi niyet  şartına bağlıdır. Hatta iddetin sonunu beklemeden de karısına dönebilir. Allah Teâlâ şöyle buyurur: “Eğer kocalar arayı düzeltmek isterlerse, kadınlara iddet içinde dönmeye daha çok hak sahibidirler.” (Bakara 2/228) Yani iddet bitiminde dönebildiğine göre, iddet esnasında öncelikle dönebilir.

Kadın, kocasının kötü niyetli olduğunu ispatlarsa, dönüşünü kabul etmeyebilir. Kötü niyeti ispat zordur.

Cahiliye  Arapları talâkı bilirlerdi. Fakat bunun belli bir sayısı yoktu. Koca karısını boşar, iddet esnasında ona döner ve bu işi istediği kadar yapabilirdi. Böylece karısına ne kocalık yapar ne de başkasıyla evlenmesi için onu serbest bırakırdı. İddeti bitse dahi evlenmesini yasaklayabilirdi[8]. İslam, sınırsız talâk hakkını üçe indirdi ve ilk ikisinde kocaya iddet içinde dönme hakkı tanıdı. Üçüncü boşamadan sonra bu hakkı tanımadı. Dolayısıyla karısını, adetten temizlenmişken, ilişkiye girmeden boşayan kişi, bir boşama hakkını kullanmış olur. Süre sonunda ayrılığa karar vermenin bu konuda bir etkisi yoktur. Evliliği devam ettirme kararı verilirse yine bir boşama meydana gelmiş fakat evlilik yeniden kurulmuş olur.

Buraya kadar anlatılanlar, bir tek boşama  ile ilgili işlemlerdir. "O talak iki defa olur” âyeti, bunun iki kere olabileceğini hükme bağlamıştır. Aksi taktirde Cahiliye  döneminde olduğu gibi kadınlara, bu yolla zulüm yapılabilirdi. Allah zulme izin vermez. Allah Teâlâ şöyle buyurur:

“Erkek üçüncü defa boşarsa, artık bu kadın ona helal olmaz[9]. Kadın başka bir kocayla evlenir, o da boşarsa bakarlar: Eğer Allah’ın koyduğu sınırlarda duracakları kanaatine varırlarsa, birbirlerine dönmelerinde bir günah yoktur…” (Bakara 2/230)

Hem boşama sırasında, hem bekleme süresinin sonundaki işlemlerde şahit bulundurmak gerekir. Böylece işlemin başı ve sonu tespit edilmiş olur. Kur’ân’ın, evlenmede şahit şartı koşmayıp boşamada koşması, bu işleme daha çok önem verdiğini gösterir. 

Talak hakkının, böyle üç ile sınırlanması fıtrata uyar. Çünkü istenmeyen bir işten sonra en çok iki kez özür kabul edilir, üçüncüde kabul edilmez. Bunu Musa  aleyhisselam ile Hızır olayında da görürüz.

Mûsa Hızır’a, "Sana öğretilenden bana da bir olgunluk bilgisi öğretmen için seninle gelebilir miyim?" dediği zaman Hızır: "Gel, ama sen benimle beraber olmaya  dayanamazsın. İç yüzünü bilmediğin bir şeye nasıl dayanacaksın?" "Bana uyarsan, ben sana anlatıncaya kadar hiç soru sorma!" demişti. Musa aleyhisselam iki kere soru sormuş "Eğer bundan sonra sana bir şey sorarsam benimle arkadaşlık etme. Çünkü artık benim tarafımdan beyan edilecek son özür noktasına ulaştın" demişti. Üçüncü soruyu da sorunca Hızır, “İşte bu benimle senin aranı ayırır” demişti[10]. Üçüncüden sonra artık özür kabul edilmez. Tıpkı bunun gibi üçüncü talaktan sonra kocanın özür beyan etme imkanı sona erer. Bu da fıtrata uygun bir boşama olur.

Bir mecliste üç talak

Bu açık âyetlere rağmen, Kur’ân’a ve fıtrata aykırı olarak, İslam âleminde üç talak hakkının bir anda kullanılabileceği, yani erkeğin karısına; “seni üç talakla boşadım” demesiyle üç boşama  hakkını da kullanmış sayılacağı meşhur dört mezhep  ve Zahiri mezhebi  tarafından kabul edilmiştir. Şimdi bu görüşlerin tutarsızlığını bir başka açıdan görmeye çalışalım:

الطلاق مرتان  O talak iki defa olur” (Bakara 2/229) âyetinde defa diye tercüme edilen مرة kelimesi, zaman dilimi جزء من الزمان anlamına gelir[11]. Talak  Suresinin 1. âyeti bunun iddet süresi kadar olduğunu açıklamıştır. Koca karısını, bu süre içinde, ancak bir kere boşayabilir. İkinci âyet şöyledir:

“Kadınlar sürelerinin sonuna vardıkları zaman onları ya iyilik (mâruf) ile tutun veya iyilikle ayırın...”

“O talak iki defadır” âyeti, bu şekilde yapılan boşamanın iki kere olabileceğini hükme bağlamıştır. Dolayısıyla kadını, bir defada iki veya üç talakla boşamak mümkün değildir.

İbn Abbâs’ın bildirdiğine göre Abdu Yezîd, karısı Ümmü Rukâne’yi boşamış, Müzeyne kabîlesinden bir kadınla evlenmişti. Kısa bir süre sonra kadın Allah ’ın Elçisine gelmiş ve Abdu Yezîd’in iktidarsız olduğunu ima için başından aldığı bir kılı göstererek, onun bana ancak şu kıl kadar faydası olabilir. Benimle onun arasını ayır.” demişti.

Allah’ın Elçisi sallallahu aleyhi ve sellem buna öfkelenmişti. Adamın oğlu Rukâne ’yi ve kardeşlerini çağırdı. Sonra orada bulunanlara o iki çocuğu göstererek: “Bunu şu ve şu bakımlardan, diğerini de şu ve şu bakımlardan Abdu Yezîd’e benzer buluyor musunuz?” diye sordu.

Onlar: “Evet” dediler.

Allah’ın Elçisi Abdu Yezîd’e: “Onu boşa.” diye emretti. O da isteneni yaptı.

Sonra Allah’ın Elçisi: “Önceki eşine; Rukâne ’nin annesine dön.” dedi.

Abdu Yezîd: “Ey Allah’ın Elçisi! Ben onu üç talâkla boşadım.” dedi.

Allah’ın Elçisi: “Biliyorum, sen ona dön” dedi  ve şu âyeti okudu: "Ey Peygamber! Kadınları boşadığınızda iddetlerini gözeterek boşayın ve iddeti sayın.” (Talâk, 65/1)[12].

İbn Abbâs’ın bildirdiğine göre Abdu Yezîd’in oğlu Rukâne  de babası gibi karısını üç talâk ile boşadı, sonra buna fazlasıyla üzüldü. Allah’ın Elçisi sallallahu aleyhi ve sellem ona, karısını nasıl boşadığını sordu.

Üç talâkla, dedi.

Allah Elçisi; bir mecliste mi? diye sordu.

Evet, dedi.

Bu bir talâktır, istersen ona dön dedi. O da hemen döndü[13].

İbn Abbâs’ın bildirdiğine göre Allah ’ın Elçisi sallallahu aleyhi ve sellem ve Ebû Bekir devri ile Ömer’in halifeliğinin ilk iki yılında üç talâk, bir talâk sayılırdı. Hattâb oğlu Ömer: “İnsanlar ihtiyatlı olmaları gereken bir konuda aceleci davranmaktalar. Acaba, onu, onların aleyhine geçerli saysak mı?” dedi ve geçerli saydı[14].

Bu tarihten sonra fetvalar, şaşırtıcı bir şekilde değişti. Yukarıdaki rivâyetleri yapan Abdullah b. Abbas da görüş değiştirdi. Mücâhid diyor ki; İbn Abbas’ın yanındaydım, bir adam geldi, karısını üç talâkla boşadığını söyledi. İbn Abbas bir süre sessiz kaldı. Karısını ona döndüreceğini sandım. Sonra söze şöyle başladı: “Biriniz tutup ahmaklık yapıyor, sonra İbn Abbas! İbn Abbas! demeye başlıyor. Allah  şöyle buyurmuştur: “Kim Allah’tan korkarsa o ona bir çıkış yolu yaratır.” (Talâk, 65/1). Sen Allah’tan korkmadın. Ben de sana bir çıkış yolu görmedim. Rabbine isyân etmişsin. Karın senden ayrılmıştır. Allah Teâlâ şöyle buyurur: “Ey Peygamber! Kadınları boşadığınızda iddetlerini gözeterek boşayın.” (Talâk, 65/1) [15].

Abdullah b. Ömer, Abdullah b. Mes’ûd,  Ömer b. Abdülaziz ve Mervan b. El- Hakem’in de buna göre fetva verdikleri bildirmiştir[16].

Hanefî, Şafiî, Malikî ve Hanbelî mezhepleri de bir lafızda verilen üç talakı, üç talak saymışlardır. Yani bir kişi karısına, “seni üç talakla boşadım” dedi mi, ister hayızlı , ister temiz olsun, ister o temizlik  dönemi içinde eşiyle ilişkiye girmiş olsun, isterse hiç gerdeğe girmemiş bulunsun karısının üç talakla boş olacağını söylemişlerdir.

Bunlardan bir kısmı“الطلاق مرتان   O talak iki defa olur” (Bakara 2/229) âyetindeki ال ‘ın cins için olduğunu iddia etmiştir. Bunun anlamı “Erkek karısını en fazla iki kere boşayabilir” demek olur. Boşamanın üç defa olduğu konusunda ihtilaf yoktur. Bu sebeple ال ‘ın cins için olduğunu savunanlar cümlenin yapısını kökten değiştirmek zorunda kalmışlardır. Serahsî şöyle der: “Mubah talakların tamamı iki defadır ve üçüncü defadır[17].” “Üçüncü defadır” ilavesi Bakara 230’daki “Erkek eşini tekrar boşarsa..” hükmünden alınmıştır. Bu hükmü katma mecburiyeti varsa “الا”in cins olma ihtimali kalmaz. Çünküالطلاق مرتان   isim cümlesidir. Devam ve sübut ifade eder. Arapça bilen herkes burada yapılanın yanlış olduğunu kolayca anlar.

İbn Hümâm’a göre bu âyet, sünnete uygun talakın iki kere olacağını gösterir. Çünkü üç talakın bir lafızda vaki olacağı yolunda ittifak vardır[18]. Bu görüş de kabul edilemez. Âyetlere aykırı bir ittifak, âyeti etkilemez.

Bir çok fakih, الطلاق مرتان  âyetindeki مرة kelimesinin bir zaman dilimini gösterdiğini söylemiştir. Hanefîlerden el- Kâsânî onlardandır. Onun sözleri şöyledir: Sanki Allah bu âyette, “onları boşamak istediğiniz zaman iki defada boşayın” demiştir. Ayrı ayrı boşamanın emredilmesi bunların bir arada yapılmasının yasaklanması olur. Çünkü arada zıtlık vardır. O zaman talakları birleştirmek haram veya mekruh olur[19]. el- Kâsânî bunu söylemiş ama yine de talakları birleştirmeyi kabul etmiştir. Bir şeyi hem yasak hem geçerli saymak ciddi bir çelişkidir.

Tefsirciler de aynı yolu izlemiş, ne مرة (merre) kelimesi üzerinde durmuşlar, ne de Bakara 229 ile Talak Suresi arasında ilişki kurmuşlardır[20].

Alimlerimiz, hüküm koyma yerine, Kur’ân’ı anlamaya çalışmalıydılar. Hüküm koyma arzusu yanlış sonuçlara götürmektedir.


 

[1]- Maruf; bilinen ve malum olan şey demektir. Bu bilgi, ya gelenek ve göreneklerden ya da Kitap ve Sünnetten elde edilir. Gelenek ve görenekten elde edilmişse Kitap ve Sünnete aykırı olmaması gerekir. Böyle bir bilgiyi akıl  ve din güzel bir bilgi sayar.

[2]- Buhârî, Talâk, 1,3,44,45; Tefsîru Suret’it-Talak , 1; Müslim, Talak 1,14; Nesaî, Talak 13,15,19; İbn Mâce, Talak 1,3; Darimî, Talak 1,2; Muvatta’, Talak 53; Ebû Dâvûd, Talak 4, Tirmîzî. Talak. (Yukarıdaki metin, Buhârî, Talâk, 1’in tercümesidir.)

[3]- Ebû Davûd, Talak  4, Hadis no: 2185.

[4]- Buhârî, Ahkâm 13.

[5]- Bakara 2/229; Talak  65/4.

[6]- Bakara 2/231, Talâk 65/2

[7]- Maruf; bilinen ve malum olan şey demektir. Bu bilgi, ya gelenek ve göreneklerden ya da Kitap ve Sünnetten elde edilir. Gelenek ve görenekten elde edilmişse Kitap ve Sünnete aykırı olmaması gerekir. Böyle bir bilgiyi akıl  ve din güzel bir bilgi sayar.

[8]- Cessas, Ahkâm’ul-Kur’ân , c. II, s. 73; M. Reşid Rıza, Tefsiru'l-Menar, Kahire, III, 38.

[9]- Erkek üçüncü ve son hakkını da kullanmış olur.

[10]- Kehf 18/66-78.

[11]- Müfredât, مر maddesi. Besâir c. IV, s. 490.

[12]- Ebû Dâvûd, Talâk, 10

[13]- Ahmed İbn Hanbel, Müsned, I, 265. Ahmed b. Hanbel’e göre bu hadisi rivayet edenlerin tamamı sikattan, yani güvenilir kişilerdir. Ahmed Abdurrahman el-Bennâ, Büluğ’ul-emânî min esrâr’il-feth’ir-Rabbânî, Dar’uş-Şihâb, Kahire, c. XVII, s. 7.

[14]- Müslim, Talâk, 2 (15, 16 ve 17 (1472) nolu hadisler); Nesâî, Talâk, 8; Ebû Dâvûd, Talâk, 10.

[15]- Ebû Dâvûd, Talâk, 10

[16]- Muvatta’, Talâk, 1

[17]- Şemsuddin es-Serahsî, el-Mebsût, Beyrut, 1409 h./ 1989 m. c. VI, s. 5.

[18]- Kemal b. el-Hümam, muhammed b.Abdilvahid es-Sivasi (öl. 681 h.) Şerhu Feth'il-Kadir, Dar'ul-firk Beyrut, c. IV, s. 70,

[19]- Alauddin el-Kasani (öl. 587 h.), el- Bedai'us-sanai' fi tertib'iş-şerai',  Beyrut 1982, ikinci baskı.

[20]- Bu, büyük bir iddia gibi gözükebilir. Ancak ulaşabildiğim bütün tefsirleri inceledim ve hepsinin adeta birbirinin tekrarı mahiyetinde olduğunu gördüm. Kurtûbî, İbn Kesîr, Kadı Beydâvî, Ebu’s-Suûd ve Feth’l-Kadîr tefsirleri bunların başlıcalarıdır.