KUR'AN-I KERİM ve AÇIKLAMALI MEALİ
   Fatiha Suresi
   Bakara Suresi
   
Hamd
   Kafirlik
   Alışkanlılar
   Kalp-İşitme- Görme
   Münafık Körlüğü
   Dinler
   Aracılık
   Halef-Selef
   Tesbih-Takdis
   Şefaat
   Tarım Toplumu
   Cennet Kimler Girer
   
Sabiîler
   Cumartesi Yasağı
   Kurbanlık Boğa Olayı
   Ölünün Diriltilmesi
   Kitabı Tarhrîf
   Sıkı Tutma / Isyan
   İsteyen/İstediği

    Nesih ve Zina Cezası
   İbrahim Aleyhisselam
   Soru Cümleleri
   Aklını Kullanmayanın Hali
   Adeti Kadının Oruç ve   Namazı
   Oruç Fidyesi
   Rüşvet
   Başarının Sırları
   Talak
   İftida
   Nikah'în Denetlenmesi
   Faiz
   Kadınların Şahitliği
   İçinde Olandan Sorumlu Olma
   Kur'an'ı Açıklama Usulü

BAKARA SURESİ

Medine’de inmiştir, 286 âyettir.

 
 
 

Bismillahirrahmanirrahim

(İyiliği sonsuz, ikramı bol Allah ’ın adıyla)

1- Elif, Lâm, Mîm.

2- Bu, o Kitaptır. Bunda şüpheye yer yoktur. Sakınanlara doğru yolu gösterir.

3- Sakınanlar içten[1] inanırlar. Namazı dosdoğru kılar, kendilerine rızık olarak verdiğimizden hayra harcarlar.

4- Onlar sana indirilene de, senden önce indirilmiş olana da inanırlar. Ahirete inançları ise kesindir. 

5- Onlar Rablerinin doğru yolu üzerindedirler. Umduklarını bulacak olanlar onlardır. 

6- Kâfirlere, gerçekleri görmezlik edenlere[2] gelince, onlar için fark etmez, ister uyar ister uyarma, inanacak değillerdir.

7- Allah  kalplerinin ve kulaklarının üstünde izler oluşturmuştur[3]. Gözlerinde de bir perde olur[4]. Onlara büyük bir azap vardır.

8- İnsanlardan kimileri “Allah ’a ve Ahiret  gününe inandık” derler. Oysa onlar inanmış değillerdir[5].

9- Allah ’a ve inanmış kimselere oyun kurarlar[6]. Oysa oyunu, sırf kendilerine karşı kurarlar da, farkına varmazlar.

10- Onların kalplerinde hastalık vardır. Allah  bir hastalık daha vermiştir[7]. Yalan söylemelerine karşılık onlara acıklı bir azap vardır[8].

11- Onlara: “Ortalığı karıştırmayın” denilince, “biz düzeni sağlayan kimseleriz” derler.

12- Bakın! Asıl karıştıranlar onlardır; ama farkına varmazlar.

13- Onlara: “Şu insanlar nasıl inandıysa, siz de öyle inanın” denilince, “şu zavallılar gibi mi inanalım?” derler. Bakın! Asıl zavallılar onlardır; ama bilmezler.

14- İnanmış olanlarla yüz yüze gelince, “biz inandık” derler. Şeytanlarıyla baş başa kaldılar mı, “inanın biz sizinle beraberiz, onları sadece kullanıyoruz” derler.

15- Aslında Allah  onları kullanır. Onlara süre tanır[9]. Taşkınlıkları içinde bocalar dururlar[10].

16- Onlar öyle kimselerdir ki, sapıklığı doğru yola karşılık satın almışlardır; ama ticaretleri kazanç getirmemiştir. Yola gelecek de değillerdir.

17- Onların durumu bir ışık yakmak isteyenin durumuna benzer. Işık çevresini aydınlatınca, Allah  gözlerinin nurunu gidermiş ve onları karanlıklar içinde bırakmıştır. Göremez hale gelmişlerdir[11].

18- Sağırdırlar, dilsizdirler, kördürler. Artık onlar vazgeçmezler.

19- Ya da gökten boşalan bir yağmura tutulmuş gibidirler. Karanlıklar, gök gürültüsü ve şimşek her yanlarını sarmıştır. Yıldırım sesinden ölecekleri korkusuyla parmaklarını kulaklarına tıkarlar. Allah  o tanımazları her yandan kuşatır.

20- O şimşek sanki gözlerini söküp çıkaracaktır. Önlerini aydınlattıkça yürür, karanlık bastı mı dikilip kalırlar. Allah  isteseydi, onların işitmelerini ve görmelerini de giderirdi[12]. Allah’ın gücü her şeye yeter.

21- Ey insanlar, Rabbinize kul  olun. Sizi yaratan odur; sizden öncekileri de. Belki korunursunuz.

22- Yeri size bir yaygı, göğü tavan yapan odur. Gökten su indirir, size rızık olsun diye, onunla çeşit çeşit ürünler çıkarır. Artık Allah ’a benzerler uydurmayın[13]. Siz bunu bilirsiniz[14].

23- Kulumuza[15] indirdiğimiz şey hakkında şüpheye düştüyseniz, ona denk bir sure getirin. Allah ’ın dûnundan[16] bütün bilginlerinizi çağırın. Dürüstseniz yaparsınız.

24- Bunu yapmadınız mı, ki zaten yapamazsınız, çırası insanlar ve taşlar olan cehennem ateşinden korunun. Orası kâfirlere, gerçekleri görmezlik edenlere hazırlanmıştır.

25- İnanan ve iyi işler yapanlara müjde ver; içinden ırmaklar akan cennetler onlar içindir. Onun her ürününden yararlandıkça, “bu daha önce yararlandığımız şeydir” diyeceklerdir. Dünyadakileri andıran şeyler verilecektir. Orada onlar için temiz eşler olacak ve hep orada kalacaklardır. 

26- Allah  örnek vermekten çekinmez; ister bir sivrisinek, isterse onun üstü olsun. İnanmış olanlar bilirler ki o, Rableri tarafından verilmiş doğru örnektir. Kâfirler, gerçekleri görmezlik edenler ise şöyle derler: “Allah ne istedi de böyle bir örnek verdi?” Allah bu şekilde kimilerini sapık sayar, kimilerini de yola gelmiş kabul eder. Sapık saydıkları sadece yoldan çıkmış olanlardır.

27- Yoldan çıkanlar Allah ’a verdikleri sözün kesinleşmesinden sonra cayanlar[17], Allah’ın birleştirilmesini emrettiği şeyi kesenler[18] ve ortalığı karıştıranlardır. Onlar büsbütün zarardadırlar.

28- Allah ’ı nasıl tanımazlıktan gelirsiniz? Cansız haldeydiniz, size o can verdi. Sizi tekrar cansız hale getirecek, sonra yeniden can verecek, sonra ona döndürüleceksiniz.

29- Yerde ne varsa, hepsini sizin için yaratan odur. Sonra göğe yöneldi, onları yedi gök olarak düzenledi. O her şeyi bilir.

30- Bir gün Rabbin meleklere: “Yeryüzünde bir halifelik oluşturmaktayım[19]” dedi. Melekler: “Orada karıştırıcılık yapacak ve kan dökecek birilerini mi oluşturuyorsun? Ama neylersen, güzel eylersin; biz bu sebeple sana boyun eğeriz. Sen en temizini yaparsın[20]” dediler. Allah  dedi ki: “Ben sizin bilmediklerinizi bilirim.”

31- Adem’e isimlerin hepsini öğretti, sonra onları meleklere gösterdi. “Doğruysanız, bana şunların isimlerini haber verin” dedi.

32- Melekler dediler ki: “Biz sana boyun eğeriz. Bizde bir bilgi olmaz; sen ne öğretmişsen odur. Bilen sen, yerinde karar veren sensin”.

33- Dedi ki, “Adem! Meleklere şunların isimlerini bildir.” Adem onlara o isimleri bildirince Allah  dedi ki: “Size dememiş miydim, ben göklerin ve yerin bilinmezlerini bilirim. Neyi açığa vuruyorsunuz, neyi gizlemişsiniz, onu da bilirim”.

34- Bir gün meleklere: “Adem’e secde  edin” dedik. Hemen secde ettiler; İblis  öyle yapmadı. Direndi, kendini büyük gördü ve kâfirlerden oldu.

35- Dedik ki; “Adem! Sen eşinle birlikte cennete yerleş. İstediğiniz yerden bolca yiyin. Ama şu ağaca yaklaşmayın, yoksa yanlış yapanlardan[21] olursunuz”.

36- Sonra Şeytan  onları, o ağaç yüzünden kaydırdı. Bulundukları konumdan çıkardı. Onlara şöyle dedik: “İnin oradan! Biriniz diğerinin düşmanıdır. Sizin için yeryüzünde yerleşecek bir yer, bir süreye kadar da geçimlik bulunmaktadır”.

37- Adem Rabbinden uyarılar aldı[22]. Sonra Rabbi tevbesini kabul etti. O, tevbeleri kabul eder, ikramı boldur.

38- “Oradan birlikte inin” dedik. “Benim tarafımdan size bir yol gösteren gelince[23], kim yol göstericime uyarsa; onların üstünde ne bir korku olacak, ne de üzüleceklerdir.”

39- Kâfirler, gerçekleri görmezlik edenler ve âyetlerimiz karşısında yalan söyleyenler[24] ise o ateşin arkadaşı olacak, sürekli orada kalacaklardır”.

40- Ey İsrail  oğulları! Size ettiğim iyilikleri hatırlayın. Bana verdiğiniz sözü yerine getirin. Ben de size olan sözümü yerine getireyim[25]. Yalnız benden korkup çekinin.

41- Sizdeki Kitab’ı doğrular biçimde indirdiğim bu Kitab’a inanın. Onu ilk görmezlik eden siz olmayın. Âyetlerimi az bir bedele karşılık satmayın. Yalnız benden sakının.

42- Doğruyu eğri kılığına sokmayın[26]. Doğruyu bile bile gizlemeyin.

43- Namazı dosdoğru kılın. Zekatı verin. Rüku edenlerle birlikte rüku edin.

44- İnsanlara iyi olmayı emreder de, kendinizi unutur musunuz? Üstelik o Kitab’ı da okursunuz. Aklınızı kullanmaz mısınız?

45- Sabır göstererek ve namaz kılarak yardım isteyin. Bu, saygılı olanlardan başkasına, gerçekten ağır gelir.

46- Saygılılar, Rablerine kavuşacaklarını ve ona döneceklerini bilen kimselerdir.

47- Ey İsrail  oğulları! Size ettiğim iyilikleri hatırlayın; sizi o aleme üstün kıldığımı da[27]...

48- Öyle bir günden sakının ki, o gün kimse kimsenin yerine bir ceza  çekmeyecek, kimseden şefaat [28] kabul edilmeyecek, kimseden bir karşılık alınmayacak, onlar  yardım da görmeyeceklerdir.

49- Bir gün sizi Firavun hanedanından kurtarmıştık. Onlar size en ağır cezayı vermeye çalışıyorlardı. Oğullarınızı öldürüp duruyor, kadınlarınızı sağ bırakıyorlardı. O işin içinde, Rabbinizin, sizi yıpratan büyük bir imtihanı vardı.

50- Bir gün sizin için o denizi yardık, sizi hemen kurtardık. Firavun hanedanını da gözünüzün önünde boğduk.

51- Bir gün Musa  ile kırk geceliğine sözleşmiştik. Sonra onun arkasından o buzağıya[29] tutulmuştunuz. Siz hep yanlış yapan kimselersiniz.

52- Sonra bunun ardından sizi bağışlamıştık. Belki teşekkür ederdiniz.

53- Musa ’ya o Kitab’ı, doğruyu yanlıştan ayıran rehberi[30] vermiştik. Belki yola gelirdiniz.

54- Bir gün Musa  ulusuna şöyle seslenmişti: “Ey ulusum! Siz o buzağıya tutulmakla kendinizi kötü duruma düşürdünüz. Hemen Yaratıcınıza tevbe edin, sonra kendinizi[31] öldürün. Bu, Yaratıcınız katında sizin için daha iyidir”. Sonra Allah  tevbenizi kabul etmişti. O, tevbeleri kabul eder, ikramı boldur.

55- Bir gün de şöyle demiştiniz.: "Bak, Musa !” “Allah 'ı apaçık görene kadar sana inanacak değiliz!" Hemen sizi o şiddetli gürültü sarmıştı. Öylece baka kalmıştınız[32].

56- Sonra ölümünüzün ardından sizi yeniden diriltmiştik. Belki teşekkür ederdiniz.

57- Bir de bulutları üzerinize gölgelik yapmıştık. Size kudret helvası ve bıldırcın indirmiştik[33]. “Azık olarak ne verdiysek, onların temiz olanlarından yiyin” demiştik. Onlar bize kötülük etmediler. Ama kötülüğü kendilerine yapıyorlardı.

58- Bir gün şöyle demiştik: “Şu şehre girin de dilediğiniz yerden bol bol yiyin. Kapısından saygıyla eğilerek girin. "Hıtta" (yükü kaldır) deyin ki, hatalarınızı bağışlayalım. İyi davrananlara ayrıca ikramımız olacaktır”.

59- Haddini bilmezlik edenler, o sözü kendilerine söylenenden başkasıyla değiştirmişlerdi. Biz de o haddini bilmezlere, yoldan çıkmalarına karşılık, gökten bir azap indirmiştik.

60- Bir gün Musa  ulusu için su arıyordu. Ona, ”değneğini şu taşa vur” dedik. Taştan hemen on iki göze kaynadı. Her bölük, su içeceği yeri öğrendi. Dedik ki: “Allah ’ın verdiği rızıktan yiyin, için ama bozgunculuk yapıp ortalığı karıştırmayın”.

61- Bir ara şöyle demiştiniz: "Musa ! Biz tek çeşit yemeğe katlanamayız. Haydi, bizim için Rabbine yalvar, bize yerde yetişen şeylerden çıkarsın; sebzesinden, hıyarından, sarımsağından, mercimeğinden ve soğanından..." O da şöyle demişti: "Yani üstün olanı daha aşağı olanla değiştirmek mi istiyorsunuz[34]? İnin bir şehre, orada istediğiniz her şeyi bulursunuz”. Başlarına sefillik ve çaresizlik çökmüştü. Tekrar Allah ’ın azabına çarpılmışlardı. Evet, öyle! Çünkü Allah'ın âyetlerini görmezlikten geliyorlar, peygamberlerini haksız yere öldürüyorlardı. Evet, öyle! Çünkü isyana dalıyorlar ve aşırı gidiyorlardı.

62- İman  etmiş olanlar; Yahudi , Hıristiyan  ve Sabiî  olanlar[35]... Bunlardan kim Allah 'a ve Ahiret  gününe inanır ve iyi iş yaparsa, onların ödülleri Rableri katındadır. Üstlerinde ne bir korku olacak, ne de üzüleceklerdir[36].

63- Bir gün sizden kesin söz almıştık. Üstünüze Tur 'u kaldırmıştık. “Size verdiğimize (Kitab’a) sıkı sarılın. Onda olanı aklınızda tutun” demiştik. Belki sakınırsınız.

64- Sonra yine de yüz çevirmiştiniz. Eğer üzerinizde Allah 'ın iyiliği ve ikramı olmasaydı, kaybedenlere karışır giderdiniz.

65- İçinizden cumartesi  yasağını çiğneyenleri elbette bilirsiniz. Bundan dolayı onlara "aşağılık maymunlar  olun!" demiştik[37].

66- Bunu, o gün yaşayanlara ve sonrakilere bir ders ve sakınanlara bir öğüt  olsun diye yapmıştık.

67- Bir gün Musa  ulusuna demişti ki: “Allah  size bir sığır  kesmenizi emrediyor”. "Sen bizimle eğleniyor musun?" dediler. O da; "Kendini bilmez biri olmaktan, Allah'a sığınırım" dedi.

68- Dediler ki: "Bizim için Rabbine sor, o nasıl bir şeydir, bize açıklasın". Dedi ki: "O bir sığırdır, diyor. Ne yaşlı, ne körpe; ikisinin ortası bir şey. Haydi, verilen emri yerine getirin!"

69- "Bizim için Rabbine sor, o ne renktir, bize açıklasın" dediler. Dedi ki: "O, sarı bir sığırdır, diyor; sapsarı renkte. Görenlere zevk verir”.

70- "Bizim için Rabbine sor, o nasıl bir şeydir, bize iyice açıklasın! Bize göre, sığır sığıra benzer. Allah  dilerse, hedefi tam tuttururuz" dediler.

71- Dedi ki:”O bir boğadır” diyor. "Ne koşulup toprağı sürmüş, ne de ekin sulamıştır. Sapasağlam! Hiç alacası da yok”. "Tamam! Şimdi doğru açıklamayı getirdin, dediler”. Nihâyet onu kestiler. Neredeyse yapmayacaklardı[38]..”

72- Bir gün bir kişiyi öldürmüştünüz. Suçu birbirinize atıyordunuz. Ama neyi gizleseniz Allah  onu ortaya çıkarır.

73- Boğanın bir parçası ile o ölüye vurun, demiştik. İşte Allah  ölüleri böyle diriltir[39]. Size âyetlerini gösterir; belki aklınızı kullanırsınız.

74- Bunun ardından yine de kalpleriniz katılaştı. Artık onlar taş gibi, hatta daha da katıdırlar. Taş vardır, içinden ırmaklar fışkırır. Taş vardır, çatlar da ondan sular çıkar. Taş vardır, Allah  korkusundan aşağıya yuvarlanır. Allah ne yaptığınızı bilmez değildir.

75- Şimdi bunların size inanmalarını mı bekliyorsunuz? Halbuki içlerinden bir takımı, Allah 'ın sözünü dinlerler, ona akılları da yatar, yine başka tarafa çekerler[40]. Bunu bile bile yaparlar.

76- İnanmış olanlarla buluştular mı, “biz inandık” derler. Birbirleriyle baş başa kalınca da derler ki: "Allah 'ın size açtığı şeyi[41], ne diye onlara söylüyorsunuz. Rabbinizin katında size karşı delil olarak kullansınlar diye mi? Hiç aklınızı çalıştırmaz mısınız?”

77- Bilmezler mi, Allah  onların gizli tuttuklarını da bilir, açığa vurduklarını da.

78- İçlerinde ümmî[42] olanlar vardır. Onlar o Kitab’ı bilmezler. Bütün bildikleri (emanî)[43] anlamadan okumaktır. Onlarınki sadece tahminde bulunmaktır.  

79- Vay o kimselere ki, kendi elleriyle bir kitap yazarlar, sonra "bu Allah  katındandır" derler[44]. Hedefleri, onun karşılığında bir şeyler almaktır[45]. Vay o ellerinin yazdığından dolayı onlara! Vay o kazandıklarından dolayı onlara[46]!..

80- Derler ki: "Ateş bizi yaksa yaksa, birkaç gün yakar; başka bir şey olmaz". De ki: "Siz Allah  katından söz mü aldınız? ­Allah sözünden asla dönmez. Yoksa siz Allah'a karşı bilemeyeceğiniz bir şeyi mi uyduruyorsunuz?"

81- Hayır, kim bir kötülük işler ve suçu onu iyice sararsa, onlar o ateşin arkadaşı olur, sürekli orada kalırlar.

82- İman  etmiş ve iyi iş yapmış[47] olanlara gelince, onlar da cennettin arkadaşı olurlar. Hep orada kalırlar.

83- Bir gün İsrail  oğullarından kesin söz aldık. Allah 'tan başkasına kul  olmayacaksınız. Anaya-babaya iyi davranacaksınız, yakınlara, yetimlere ve çaresizlere de… İnsanlarla güzel konuşun. Namazı dosdoğru kılın ve zekatı verin, dedik. Pek azınız bir yana, yine sözünüzden dönmüştünüz. Siz yüz çevirir durursunuz.

84- Bir gün sizden yine kesin söz almıştık: Birbirinizin kanını dökmeyeceksiniz, kendinizden olanı yurdunuzdan çıkarmayacaksınız, diye. Sonra bunu  kabul etmiştiniz. Siz buna tanıksınız.

85- Artık siz öyle bir haldesiniz ki, bir birinizi öldürürsünüz. İçinizden bir takımını yurtlarından sürersiniz. Onlara yapılan kötülük ve düşmanlığa destek verirsiniz. Esir düşmüş olarak karşınıza çıkarlarsa kan bedelini de ödersiniz. Onları sürgün  etmek size zaten haramdır. Şimdi siz o Kitab’ın bir bölümüne inanıyor, bir bölümünü görmezlikten mi geliyorsunuz? İçinizden bunu yapanın hak ettiği nedir, şu hayatta perişanlıktan başka bir şey mi!? Böyleleri Kıyamet[48] gününde de en şiddetli azaba sürüklenirler. Allah  ne yaptığınızdan habersiz değildir.

86- Onlar öyle kimselerdir ki, Ahireti verip bu hayatı satın almışlardır. Artık onların azabı hafifletilmez. Onlar yardım da görmezler.

87- Musa ’ya o Kitab’ı biz vermiştik. Arkasından onu izleyen elçiler göndermiştik. Meryem  oğlu İsa ’ya da o açık belgeleri vermiştik. Onu Kutsal Ruh [49] ile güçlendirmiştik. Canınızın çekmediği bir şey getiren her elçiye kafa mı tutmalıydınız? Kimini yalancı sayıp, kimini de öldürmeli miydiniz?

88- "Bizim gönüllerimiz tok!" dediler[50]. Hayır, görmezlik etmeleri yüzünden Allah  onları lanetlemiştir. Artık pek az inanırlar.

89- Günü geldi, Allah  katından onlara, kendilerindekini doğru sayan bir kitap ulaştı. Daha önce onun, inanmayanlara karşı önlerini açacağını umuyorlardı. Ne zaman ki o bildikleri Kur’ân [51] onlara ulaştı, onu görmezlikten geldiler. Allah'ın laneti o kâfirler üzerinedir.

90- Kendilerini ne kötü sattılar! Allah , kullarından dilediği bir kişiye iyilik yaparak Kitap indirdi diye, kıskançlık edip Allah’ın indirdiği ne varsa, görmezlikten geldiler. Başlarına gazap üstüne gazap yağdı. Alçaltıcı azap bu kâfirler içindir.

91- Onlara: "Allah ’ın indirdiğine inanın!" denilince, "biz bize indirilene inanırız" derler; gerisini görmezlik ederler. Oysa o, gerçek kitaptır. Onlarda olanı doğrular biçimdedir. De ki: "Madem inanmış kimselerdiniz de bundan önce Allah'ın peygamberlerini ne diye öldürüyordunuz?”

92- Musa  size, gerçekten, açık belgeler getirmişti. Sonra onun arkasından o buzağıya tutulmuştunuz. Siz hep yanlış yapan kimselersiniz.

93- Bir gün sizden kesin söz almıştık. Tur ’u da tepenize kaldırmıştık. “Size verdiğimiz şeye sıkı sarılın ve dinleyin!” demiştik. Siz de “Dinledik ve sıkı sarıldık [52]” demiştiniz[53]. Oysa kâfirlik edip gerçekleri görmezlikten gelmeniz sebebiyle o buzağı tutkusu içinize işlemişti. De ki: “İmanınız size ne kötü emir veriyor! Eğer inanmış kimselerseniz[54]”.

94- De ki, “o son yurt[55] Allah  katında başka kimselere değil de, yalnız size has kılınmışsa, hemen ölümü dileyin[56]”.. Eğer doğru kimselerseniz...

95- Ölümü hiçbir zaman dileyemezler. Bu, elleriyle yaptıkları kötü şeyler sebebiyledir. Allah  o zâlimleri bilir.

96- Kesin olarak göreceksin ki onlar insanlar içinde yaşamaya en düşkün olanlardır. Müşriklerden bile düşkündürler. Her biri şunu ister ki; keşke ömrü bin seneye çıkarılsa… Ona o kadar ömür verilse bile bu onu, o azaptan uzaklaştıracak değildir. Ne yapsalar Allah  görür.

97- De ki: Cebrail ’e kim düşman olabilir? O onu, senin kalbine, Allah ’ın izni ile indirmiştir. Kendinden öncekileri doğrulayan, doğru yolu gösteren ve inananlar için müjdeci olan o Kur’ân ’ı.

98- Allah ’a, meleklerine, elçilerine, Cebrail ’e ve Mikail’e kim düşman olursa, Allah da o kâfirlere düşman olur.

99- Biz sana, gerçekten, apaçık âyetler indirdik. Yoldan çıkmışlardan başkası bunları görmezlik etmez.

100- Ne zaman bir antlaşma yapsalar, içlerinden bir takımı onu kaldırıp atacak mı? Hayır, onların çoğu inanmazlar.

101- Ne zaman Allah  katından, ellerinde olanı doğru sayan bir elçi gelse, kendilerine Kitap verilenlerden bir takımı tutar, Allah'ın kitabını sırtlarının gerisine atarlar. Sanki bunu bilmiyorlarmış gibi yaparlar.

102- Bunlar Süleyman ’ın iktidarı konusunda şeytanların uydurduklarına takıldılar. Süleyman kâfir olmadı; ama o şeytanlar kâfir olmuşlardı. İnsanlara büyüyü ve Bâbil'de o iki meleğe, Harut ile Marut'a indirileni öğretiyorlardı. O melekler: "Bizimkisi sadece bir sınamadır, sakın kâfir olma!" demeden, kimseye bir şey öğretmezlerdi. Onlar ise kişi ile eşinin arasını açacak şeyi öğrenirlerdi[57]. Bununla kimseye zarar verebilecek değillerdi, Allah ’ın izni olmuş başka. Onlar kendilerine zararı olan ama faydası olmayan şeyi öğrenirlerdi. İyi bilirlerdi ki, büyüyü satın alanın Ahirette bir payı kalmaz. Kendilerini ne kötü satmışlardı! Keşke bunu bilselerdi!..

103- Eğer onlar inansalar ve sakınsalardı, Allah  katından alacakları karşılık elbette daha iyi olurdu. Keşke bunu bilselerdi.

104- Ey iman  edenler! "Bizi güt!" demeyin, "bizi gözet!" deyin; dinleyin[58]. Kâfirler için, gerçeği görmezlik edenler için acıklı bir azap vardır.

105- Kitap verilenlerden görmezlik edenler, size Rabbinizden bir hayır indirilmesini istemezler. Müşrikler de öyledir. Ama Allah  rahmetini, isteyen herkese has kılar[59]. Allah büyük iyilik sahibidir.

106- Biz bir âyeti değiştirir veya unutturursak, yerine ya daha hayırlısını, ya da dengini getiririz[60]. Bilmez misin, Allah ’ın gücü her şeye yeter.

107- Bilmez misin, göklerin ve yerin iktidarı Allah ’ın elindedir. Sizin için Allah'ın dûnundan[61] ne bir dost vardır, ne de yardımcı.

108- Yoksa Elçinizi sorguya çekmek mi istiyorsunuz? Daha önce  Musa ’nın sorguya çekildiği gibi mi? Her kim imanı kâfirlikle değiştirirse, orta yoldan çıkmış olur.

109- Kitap verilenlerin çoğu, bir yolunu bulup sizi, inanmanızdan sonra kâfirler haline getirmek isterler. Gerçekler[62] onlar için açık hale gelince içten içe kıskandıkları için böyle yaparlar. Onları bağışlayın. Allah  başlarına bir iş getirinceye kadar göz  yumun. Allah’ın gücü her şeye yeter.

110- Namazı dosdoğru kılın, zekatı verin. Kendiniz için ne hayır sunarsanız, Allah ’ın huzurunda onu bulursunuz. Ne yapsanız, Allah onu görür.

111- Dediler ki, kimse cennete giremeyecek; Yahudi  veya Hıristiyan  olursa başka. Bu onların kuruntusudur. De ki, doğru söylüyorsanız delilinizi getirin.

112- Hayır! Kim güzel davranarak kendini Allah ’a teslim ederse, ona Rabbinin katında ödül vardır. Onların üstünde ne bir korku olacak, ne de üzüleceklerdir.

113- Yahudiler , "Hıristiyanların bir dayanağı yoktur" derler. Hıristiyanlar  da "Yahudilerin bir dayanağı yoktur" derler. Oysa onlar o Kitabı okurlar[63]. Hep böyle olur, bilmeyenler[64] de tıpkı onların dediği gibi derler. Allah  uyuşamadıkları konuda Kıyamet[65] günü aralarında kararını verecektir.

114- Allah 'ın mescitlerinde[66] Allah'ın adının anılmasını engelleyen ve onları işe yaramaz hale getirmeye çalışandan daha zalimi kim olabilir? Onların buralara girmeye hakları yoktur; korka korka olursa başka. Paylarına düşen, bu dünyada rezillik, Ahirette ise büyük bir azaptır.

115- Doğu da Allah ’ındır, batı da. Nereye yönelseniz, Allah’ın yüzü oradadır. Allah her yeri kuşatmıştır ve her şeyi bilir.

116- Dediler ki: "Allah  bir çocuk edindi". Allah’ın çocukla ne ilgisi olur?!.. Hayır, göklerde ve yerde ne varsa, hepsi onundur. Hepsi ona boyun eğer[67].

117- O, gökleri ve yeri, yokken, yaratmıştır. Bir işe karar verdi mi, onun için sadece "ol!" der, o da oluverir.

118- Kendini bilmezler derler ki: «Allah  bizimle de konuşsa, yahut bize de bir belge gelse ya?!» Onlardan öncekiler de bu ağzı kullanmıştı. Kalpleri birbirine benzedi. İkna olmak isteyenler için o belgeleri açık açık göstermişizdir.

119- Biz seni o gerçekle (Kur’ân) ile birlikte müjdeci ve uyarıcı elçi olarak gönderdik,. Sen, cehenneme arkadaş olanlardan sorumlu tutulacak değilsin.

120- Onların dinlerine uyuncaya kadar, ne Yahudi ’si senden hoşlanır, ne de Hıristiyan ’ı. De ki, yol Allah ’ın yoludur. Sana bu bilgi geldikten sonra hele onların isteklerine uy; senin Allah’tan yana ne bir dostun kalır, ne de yardımcın.

121- Kendilerine Kitap verdiğimiz kimselerden onu hakkıyla okuyanlar[68]... Kitab’a işte onlar inanırlar. Kim onu görmezlik ederse, onlar da kaybederler.

122- Ey İsrail  oğulları! Size ettiğim onca iyiliği hatırlayın! Benim sizi o aleme üstün kıldığımı[69] da! 

123- Öyle bir günden sakının ki, o gün kimse kimsenin yerine ceza  çekmeyecek[70], kimseden bir karşılık kabul edilmeyecek, şefaatin[71] kimseye faydası olmayacak ve onlar yardım görmeyeceklerdir.

124- Rabbi İbrahim 'i bir takım sözlerle imtihan etmişti[72]. O da tam başarı gösterdi. Rabbi: "Ben seni insanlara önder yapacağım" dedi. İbrahim: "Soyumdan da olsun” dedi. Rabbi: “Sözüm onlardan, yanlış davranacak olanları kapsamaz” dedi.

125- Kabe’yi insanlar için toplanma yeri ve güvenli yer haline getirdik. Siz İbrahim ’in durduğu yerin bir kısmını dua yeri yapın[73]. İbrahim ile İsmail'e görev verdik, "Binamı; tavaf edenler, ibadete kapananlar, boyun eğen ve secde  edenler için tertemiz tutun!" dedik.

126- Bir gün İbrahim  şöyle yalvardı: "Rabbim, burasını güvenli bir kent yap. Halkına; onlardan Allah ’a ve Son Güne[74] inananlara her üründen rızık ver". Allah dedi ki; "tanımazlık edene de bir süre iyilik ederim. Sonra onu o ateş azabına girmek zorunda bırakırım. Ne kötü hale düşmedir o!"

127- Bir gün İbrahim, İsmail’le bera ber Kâbe’nin temellerini yükseltiyordu. Dedi ki: “Rabbimiz, bizden kabul et. İşiten de sensin, bilen de!”

128- Rabbimiz! Bizi sana teslim olmuş kimseler eyle. Soyumuzdan da sana teslim olmuş önderler[75] bulunsun. Bize ibadet yerlerimizi göster[76] ve tevbemizi kabul et. Sen tevbeleri kabul edersin, ikramın boldur.

129- Rabbimiz! Onlara içlerinden bir elçi gönder, senin âyetlerini okur, Kitab’ı ve hikmeti öğretir ve onları arındırır[77]. Güçlü olan sen, doğru karar veren sensin”.

130- Kendini zavallı duruma sokandan başka kim İbrahim 'in dininden yüz çevirir? Biz dünyada onu gerçekten seçkin kıldık. O, Ahirette de elbette, iyiler arasında olacaktır.

131- Bir gün Rabbi ona: "Teslim ol!" dedi. O hemen: "Alemlerin Rabbine teslim oldum!" dedi.

132- İbrahim  bunu oğullarına vasiyet etti. Yakup da öyle yaptı. Dedi ki: "Oğullarım! Bu dini size Allah  seçti. Son nefesinize kadar Müslüman kalın!"

133- Yakub ölüm döşeğinde iken, orada olmalıydınız[78]. O gün oğullarına: "Benden sonra neye kul  olacaksınız?" diye sordu. Onlar: "Senin İlahına kul olacağız! Ataların İbrahim , İsmail ve İshak'ın İlahına; o tek İlaha. Biz, zaten, ona teslim olmuş kimseleriz" dediler.

134. Onlar önderlerdi, gelip geçtiler. Onların kazandığı onlara, sizin kazandığınız size. Onların yaptıklarından siz sorumlu olacak değilsiniz.

135- Dediler ki: "Yahudi  veya Hıristiyan  olun ki, doğru yolu bulasınız!" De ki: "Hayır, İbrahim ’in dosdoğru dininden olmak gerekir. O, müşriklere katılmamıştı".

136- Şöyle deyin: "Biz Allah 'a inandık; bize indirilen her şeye; İbrahim 'e, İsmail'e, İshak'a, Yakub'a ve torunlarına indirilene, Musa