Bismillahirrahmanirrahim
(İyiliği sonsuz, ikramı
bol Allah
’ın adıyla)
1- Elif, Lâm, Mîm.
2- Bu, o Kitaptır. Bunda
şüpheye yer yoktur. Sakınanlara doğru yolu gösterir.
3- Sakınanlar içten inanırlar.
Namazı dosdoğru kılar, kendilerine rızık olarak
verdiğimizden hayra harcarlar.
4- Onlar sana indirilene
de, senden önce indirilmiş olana da inanırlar. Ahirete
inançları ise kesindir.
5- Onlar Rablerinin doğru
yolu üzerindedirler. Umduklarını bulacak olanlar onlardır.
6- Kâfirlere, gerçekleri
görmezlik edenlere gelince,
onlar için fark etmez, ister uyar ister uyarma, inanacak
değillerdir.
7- Allah
kalplerinin ve
kulaklarının üstünde izler oluşturmuştur.
Gözlerinde de bir perde olur.
Onlara büyük bir azap vardır.
8- İnsanlardan kimileri
“Allah
’a ve Ahiret
gününe inandık” derler.
Oysa onlar inanmış değillerdir.
9- Allah
’a ve inanmış kimselere
oyun kurarlar.
Oysa oyunu, sırf kendilerine karşı kurarlar da, farkına
varmazlar.
10- Onların kalplerinde
hastalık vardır. Allah
bir hastalık daha
vermiştir.
Yalan söylemelerine karşılık onlara acıklı bir azap vardır.
11- Onlara: “Ortalığı
karıştırmayın” denilince, “biz düzeni sağlayan kimseleriz”
derler.
12- Bakın! Asıl
karıştıranlar onlardır; ama farkına varmazlar.
13- Onlara: “Şu insanlar
nasıl inandıysa, siz de öyle inanın” denilince, “şu
zavallılar gibi mi inanalım?” derler. Bakın! Asıl zavallılar
onlardır; ama bilmezler.
14- İnanmış olanlarla yüz
yüze gelince, “biz inandık” derler. Şeytanlarıyla baş başa
kaldılar mı, “inanın biz sizinle beraberiz, onları sadece
kullanıyoruz” derler.
15- Aslında Allah
onları kullanır. Onlara
süre tanır.
Taşkınlıkları içinde bocalar dururlar.
16- Onlar öyle kimselerdir
ki, sapıklığı doğru yola karşılık satın almışlardır; ama
ticaretleri kazanç getirmemiştir. Yola gelecek de
değillerdir.
17- Onların durumu bir ışık
yakmak isteyenin durumuna benzer. Işık çevresini
aydınlatınca, Allah
gözlerinin nurunu gidermiş
ve onları karanlıklar içinde bırakmıştır. Göremez hale
gelmişlerdir.
18- Sağırdırlar,
dilsizdirler, kördürler. Artık onlar vazgeçmezler.
19- Ya da gökten boşalan
bir yağmura tutulmuş gibidirler. Karanlıklar, gök gürültüsü
ve şimşek her yanlarını sarmıştır. Yıldırım sesinden
ölecekleri korkusuyla parmaklarını kulaklarına tıkarlar.
Allah
o tanımazları her yandan
kuşatır.
20- O şimşek sanki
gözlerini söküp çıkaracaktır. Önlerini aydınlattıkça yürür,
karanlık bastı mı dikilip kalırlar. Allah
isteseydi, onların
işitmelerini ve görmelerini de giderirdi.
Allah’ın gücü her şeye yeter.
21- Ey insanlar, Rabbinize
kul
olun. Sizi yaratan odur;
sizden öncekileri de. Belki korunursunuz.
22- Yeri size bir yaygı,
göğü tavan yapan odur. Gökten su indirir, size rızık olsun
diye, onunla çeşit çeşit ürünler çıkarır. Artık Allah
’a benzerler uydurmayın.
Siz bunu bilirsiniz.
23- Kulumuza indirdiğimiz
şey hakkında şüpheye düştüyseniz, ona denk bir sure getirin.
Allah
’ın dûnundan bütün
bilginlerinizi çağırın. Dürüstseniz yaparsınız.
24- Bunu yapmadınız mı, ki
zaten yapamazsınız, çırası insanlar ve taşlar olan cehennem
ateşinden korunun. Orası kâfirlere, gerçekleri görmezlik
edenlere hazırlanmıştır.
25- İnanan ve iyi işler
yapanlara müjde ver; içinden ırmaklar akan cennetler onlar
içindir. Onun her ürününden yararlandıkça, “bu daha önce
yararlandığımız şeydir” diyeceklerdir. Dünyadakileri andıran
şeyler verilecektir. Orada onlar için temiz eşler olacak ve
hep orada kalacaklardır.
26- Allah
örnek vermekten çekinmez;
ister bir sivrisinek, isterse onun üstü olsun. İnanmış
olanlar bilirler ki o, Rableri tarafından verilmiş doğru
örnektir. Kâfirler, gerçekleri görmezlik edenler ise şöyle
derler: “Allah ne istedi de böyle bir örnek verdi?” Allah bu
şekilde kimilerini sapık sayar, kimilerini de yola gelmiş
kabul eder. Sapık saydıkları sadece yoldan çıkmış
olanlardır.
27- Yoldan çıkanlar Allah
’a verdikleri sözün
kesinleşmesinden sonra cayanlar,
Allah’ın birleştirilmesini emrettiği şeyi kesenler ve
ortalığı karıştıranlardır. Onlar büsbütün zarardadırlar.
28- Allah
’ı nasıl tanımazlıktan
gelirsiniz? Cansız haldeydiniz, size o can verdi. Sizi
tekrar cansız hale getirecek, sonra yeniden can verecek,
sonra ona döndürüleceksiniz.
29- Yerde ne varsa, hepsini
sizin için yaratan odur. Sonra göğe yöneldi, onları yedi gök
olarak düzenledi. O her şeyi bilir.
30- Bir gün Rabbin
meleklere: “Yeryüzünde bir halifelik oluşturmaktayım”
dedi. Melekler: “Orada karıştırıcılık yapacak ve kan dökecek
birilerini mi oluşturuyorsun? Ama neylersen, güzel eylersin;
biz bu sebeple sana boyun eğeriz. Sen en temizini yaparsın”
dediler. Allah
dedi ki: “Ben sizin
bilmediklerinizi bilirim.”
31- Adem’e isimlerin
hepsini öğretti, sonra onları meleklere gösterdi.
“Doğruysanız, bana şunların isimlerini haber verin” dedi.
32- Melekler dediler ki:
“Biz sana boyun eğeriz. Bizde bir bilgi olmaz; sen ne
öğretmişsen odur. Bilen sen, yerinde karar veren sensin”.
33- Dedi ki, “Adem!
Meleklere şunların isimlerini bildir.” Adem onlara o
isimleri bildirince Allah
dedi ki: “Size dememiş
miydim, ben göklerin ve yerin bilinmezlerini bilirim. Neyi
açığa vuruyorsunuz, neyi gizlemişsiniz, onu da bilirim”.
34- Bir gün meleklere:
“Adem’e secde
edin” dedik. Hemen secde
ettiler; İblis
öyle yapmadı. Direndi,
kendini büyük gördü ve kâfirlerden oldu.
35- Dedik ki; “Adem! Sen
eşinle birlikte cennete yerleş. İstediğiniz yerden bolca
yiyin. Ama şu ağaca yaklaşmayın, yoksa yanlış yapanlardan olursunuz”.
36- Sonra Şeytan
onları, o ağaç yüzünden
kaydırdı. Bulundukları konumdan çıkardı. Onlara şöyle dedik:
“İnin oradan! Biriniz diğerinin düşmanıdır. Sizin için
yeryüzünde yerleşecek bir yer, bir süreye kadar da geçimlik
bulunmaktadır”.
37- Adem Rabbinden uyarılar
aldı.
Sonra Rabbi tevbesini kabul etti. O, tevbeleri kabul eder,
ikramı boldur.
38- “Oradan birlikte inin”
dedik. “Benim tarafımdan size bir yol gösteren gelince,
kim yol göstericime uyarsa; onların üstünde ne bir korku
olacak, ne de üzüleceklerdir.”
39- Kâfirler, gerçekleri
görmezlik edenler ve âyetlerimiz karşısında yalan
söyleyenler ise
o ateşin arkadaşı olacak, sürekli orada kalacaklardır”.
40- Ey İsrail
oğulları! Size ettiğim
iyilikleri hatırlayın. Bana verdiğiniz sözü yerine getirin.
Ben de size olan sözümü yerine getireyim.
Yalnız benden korkup çekinin.
41- Sizdeki Kitab’ı
doğrular biçimde indirdiğim bu Kitab’a inanın. Onu ilk
görmezlik eden siz olmayın. Âyetlerimi az bir bedele
karşılık satmayın. Yalnız benden sakının.
42- Doğruyu eğri kılığına
sokmayın.
Doğruyu bile bile gizlemeyin.
43- Namazı dosdoğru kılın.
Zekatı verin. Rüku edenlerle birlikte rüku edin.
44- İnsanlara iyi olmayı
emreder de, kendinizi unutur musunuz? Üstelik o Kitab’ı da
okursunuz. Aklınızı kullanmaz mısınız?
45- Sabır göstererek ve
namaz kılarak yardım isteyin. Bu, saygılı olanlardan
başkasına, gerçekten ağır gelir.
46- Saygılılar, Rablerine
kavuşacaklarını ve ona döneceklerini bilen kimselerdir.
47- Ey İsrail
oğulları! Size ettiğim
iyilikleri hatırlayın; sizi o aleme üstün kıldığımı da...
48- Öyle bir günden sakının
ki, o gün kimse kimsenin yerine bir ceza
çekmeyecek, kimseden
şefaat
kabul
edilmeyecek, kimseden bir karşılık alınmayacak, onlar
yardım da görmeyeceklerdir.
49- Bir gün sizi Firavun
hanedanından kurtarmıştık. Onlar size en ağır cezayı vermeye
çalışıyorlardı. Oğullarınızı öldürüp duruyor, kadınlarınızı
sağ bırakıyorlardı. O işin içinde, Rabbinizin, sizi yıpratan
büyük bir imtihanı vardı.
50- Bir gün sizin için o
denizi yardık, sizi hemen kurtardık. Firavun hanedanını da
gözünüzün önünde boğduk.
51- Bir gün Musa
ile kırk geceliğine
sözleşmiştik. Sonra onun arkasından o buzağıya tutulmuştunuz.
Siz hep yanlış yapan kimselersiniz.
52- Sonra bunun ardından
sizi bağışlamıştık. Belki teşekkür ederdiniz.
53- Musa
’ya o Kitab’ı, doğruyu
yanlıştan ayıran rehberi vermiştik.
Belki yola gelirdiniz.
54- Bir gün Musa
ulusuna şöyle seslenmişti:
“Ey ulusum! Siz o buzağıya tutulmakla kendinizi kötü duruma
düşürdünüz. Hemen Yaratıcınıza tevbe edin, sonra kendinizi öldürün.
Bu, Yaratıcınız katında sizin için daha iyidir”. Sonra Allah
tevbenizi kabul etmişti.
O, tevbeleri kabul eder, ikramı boldur.
55- Bir gün de şöyle
demiştiniz.: "Bak, Musa
!” “Allah
'ı apaçık görene kadar sana
inanacak değiliz!" Hemen sizi o şiddetli gürültü sarmıştı.
Öylece baka kalmıştınız.
56- Sonra ölümünüzün
ardından sizi yeniden diriltmiştik. Belki teşekkür
ederdiniz.
57- Bir de bulutları
üzerinize gölgelik yapmıştık. Size kudret helvası ve
bıldırcın indirmiştik.
“Azık olarak ne verdiysek, onların temiz olanlarından yiyin”
demiştik. Onlar bize kötülük etmediler. Ama kötülüğü
kendilerine yapıyorlardı.
58- Bir gün şöyle demiştik:
“Şu şehre girin de dilediğiniz yerden bol bol yiyin.
Kapısından saygıyla eğilerek girin. "Hıtta" (yükü kaldır)
deyin ki, hatalarınızı bağışlayalım. İyi davrananlara ayrıca
ikramımız olacaktır”.
59- Haddini bilmezlik
edenler, o sözü kendilerine söylenenden başkasıyla
değiştirmişlerdi. Biz de o haddini bilmezlere, yoldan
çıkmalarına karşılık, gökten bir azap indirmiştik.
60- Bir gün Musa
ulusu için su arıyordu.
Ona, ”değneğini şu taşa vur” dedik. Taştan hemen on iki göze
kaynadı. Her bölük, su içeceği yeri öğrendi. Dedik ki:
“Allah
’ın verdiği rızıktan yiyin,
için ama bozgunculuk yapıp ortalığı karıştırmayın”.
61- Bir ara şöyle
demiştiniz: "Musa
! Biz tek çeşit yemeğe
katlanamayız. Haydi, bizim için Rabbine yalvar, bize yerde
yetişen şeylerden çıkarsın; sebzesinden, hıyarından,
sarımsağından, mercimeğinden ve soğanından..." O da şöyle
demişti: "Yani üstün olanı daha aşağı olanla değiştirmek mi
istiyorsunuz?
İnin bir şehre, orada istediğiniz her şeyi bulursunuz”.
Başlarına sefillik ve çaresizlik çökmüştü. Tekrar Allah
’ın azabına çarpılmışlardı.
Evet, öyle! Çünkü Allah'ın âyetlerini görmezlikten
geliyorlar, peygamberlerini haksız yere öldürüyorlardı.
Evet, öyle! Çünkü isyana dalıyorlar ve aşırı gidiyorlardı.
62- İman
etmiş olanlar; Yahudi
, Hıristiyan
ve Sabiî
olanlar...
Bunlardan kim Allah
'a ve Ahiret
gününe inanır ve iyi iş
yaparsa, onların ödülleri Rableri katındadır. Üstlerinde ne
bir korku olacak, ne de üzüleceklerdir.
63- Bir gün sizden kesin
söz almıştık. Üstünüze Tur
'u kaldırmıştık. “Size
verdiğimize (Kitab’a) sıkı sarılın. Onda olanı aklınızda
tutun” demiştik. Belki sakınırsınız.
64- Sonra yine de yüz
çevirmiştiniz. Eğer üzerinizde Allah
'ın iyiliği ve ikramı
olmasaydı, kaybedenlere karışır giderdiniz.
65- İçinizden cumartesi
yasağını çiğneyenleri
elbette bilirsiniz. Bundan dolayı onlara "aşağılık maymunlar
olun!" demiştik.
66- Bunu, o gün yaşayanlara
ve sonrakilere bir ders ve sakınanlara bir öğüt
olsun diye yapmıştık.
67- Bir gün Musa
ulusuna demişti ki: “Allah
size bir sığır
kesmenizi emrediyor”. "Sen
bizimle eğleniyor musun?" dediler. O da; "Kendini bilmez
biri olmaktan, Allah'a sığınırım" dedi.
68- Dediler ki: "Bizim için
Rabbine sor, o nasıl bir şeydir, bize açıklasın". Dedi ki:
"O bir sığırdır, diyor. Ne yaşlı, ne körpe; ikisinin ortası
bir şey. Haydi, verilen emri yerine getirin!"
69- "Bizim için Rabbine
sor, o ne renktir, bize açıklasın" dediler. Dedi ki: "O,
sarı bir sığırdır, diyor; sapsarı renkte. Görenlere zevk
verir”.
70- "Bizim için Rabbine
sor, o nasıl bir şeydir, bize iyice açıklasın! Bize göre,
sığır sığıra benzer.
Allah
dilerse, hedefi tam
tuttururuz" dediler.
71- Dedi ki:”O bir boğadır”
diyor. "Ne koşulup toprağı sürmüş, ne de ekin sulamıştır.
Sapasağlam! Hiç alacası da yok”. "Tamam! Şimdi doğru
açıklamayı getirdin, dediler”. Nihâyet onu kestiler.
Neredeyse yapmayacaklardı..”
72- Bir gün bir kişiyi
öldürmüştünüz. Suçu birbirinize atıyordunuz. Ama neyi
gizleseniz Allah
onu ortaya çıkarır.
73- Boğanın bir parçası ile
o ölüye vurun, demiştik. İşte Allah
ölüleri böyle diriltir.
Size âyetlerini gösterir; belki aklınızı kullanırsınız.
74- Bunun ardından yine de
kalpleriniz katılaştı. Artık onlar taş gibi, hatta daha da
katıdırlar. Taş vardır, içinden ırmaklar fışkırır. Taş
vardır, çatlar da ondan sular çıkar. Taş vardır, Allah
korkusundan aşağıya
yuvarlanır. Allah ne yaptığınızı bilmez değildir.
75- Şimdi bunların size
inanmalarını mı bekliyorsunuz? Halbuki içlerinden bir
takımı, Allah
'ın sözünü dinlerler, ona
akılları da yatar, yine başka tarafa çekerler.
Bunu bile bile yaparlar.
76- İnanmış olanlarla
buluştular mı, “biz inandık” derler. Birbirleriyle baş başa
kalınca da derler ki: "Allah
'ın size açtığı şeyi,
ne diye onlara söylüyorsunuz. Rabbinizin katında size karşı
delil olarak kullansınlar diye mi? Hiç aklınızı çalıştırmaz
mısınız?”
77- Bilmezler mi, Allah
onların gizli tuttuklarını
da bilir, açığa vurduklarını da.
78- İçlerinde ümmî olanlar
vardır. Onlar o Kitab’ı bilmezler. Bütün bildikleri (emanî) anlamadan
okumaktır. Onlarınki sadece tahminde bulunmaktır.
79- Vay o kimselere ki,
kendi elleriyle bir kitap yazarlar, sonra "bu Allah
katındandır" derler.
Hedefleri, onun karşılığında bir şeyler almaktır.
Vay o ellerinin yazdığından dolayı onlara! Vay o
kazandıklarından dolayı onlara!..
80- Derler ki: "Ateş bizi
yaksa yaksa, birkaç gün yakar; başka bir şey olmaz". De ki:
"Siz Allah
katından söz mü aldınız?
Allah sözünden asla dönmez. Yoksa siz Allah'a karşı
bilemeyeceğiniz bir şeyi mi uyduruyorsunuz?"
81- Hayır, kim bir kötülük
işler ve suçu onu iyice sararsa, onlar o ateşin arkadaşı
olur, sürekli orada kalırlar.
82- İman
etmiş ve iyi iş yapmış olanlara
gelince, onlar da cennettin arkadaşı olurlar. Hep orada
kalırlar.
83- Bir gün İsrail
oğullarından kesin söz
aldık. Allah
'tan başkasına kul
olmayacaksınız.
Anaya-babaya iyi davranacaksınız, yakınlara, yetimlere ve
çaresizlere de… İnsanlarla güzel konuşun. Namazı dosdoğru
kılın ve zekatı verin, dedik. Pek azınız bir yana, yine
sözünüzden dönmüştünüz. Siz yüz çevirir durursunuz.
84- Bir gün sizden yine
kesin söz almıştık: Birbirinizin kanını dökmeyeceksiniz,
kendinizden olanı yurdunuzdan çıkarmayacaksınız, diye. Sonra
bunu kabul etmiştiniz. Siz buna tanıksınız.
85- Artık siz öyle bir
haldesiniz ki, bir birinizi öldürürsünüz. İçinizden bir
takımını yurtlarından sürersiniz. Onlara yapılan kötülük ve
düşmanlığa destek verirsiniz. Esir düşmüş olarak karşınıza
çıkarlarsa kan bedelini de ödersiniz. Onları sürgün
etmek size zaten haramdır.
Şimdi siz o Kitab’ın bir bölümüne inanıyor, bir bölümünü
görmezlikten mi geliyorsunuz? İçinizden bunu yapanın hak
ettiği nedir, şu hayatta perişanlıktan başka bir şey mi!?
Böyleleri Kıyamet
gününde de en şiddetli azaba sürüklenirler. Allah
ne yaptığınızdan habersiz
değildir.
86- Onlar öyle kimselerdir
ki, Ahireti verip bu hayatı satın almışlardır. Artık onların
azabı hafifletilmez. Onlar yardım da görmezler.
87- Musa
’ya o Kitab’ı biz
vermiştik. Arkasından onu izleyen elçiler göndermiştik.
Meryem
oğlu İsa
’ya da o açık belgeleri
vermiştik. Onu Kutsal Ruh
ile
güçlendirmiştik. Canınızın çekmediği bir şey getiren her
elçiye kafa mı tutmalıydınız? Kimini yalancı sayıp, kimini
de öldürmeli miydiniz?
88- "Bizim gönüllerimiz
tok!" dediler.
Hayır, görmezlik etmeleri yüzünden Allah
onları lanetlemiştir.
Artık pek az inanırlar.
89- Günü geldi, Allah
katından onlara,
kendilerindekini doğru sayan bir kitap ulaştı. Daha önce
onun, inanmayanlara karşı önlerini açacağını umuyorlardı. Ne
zaman ki o bildikleri Kur’ân
onlara
ulaştı, onu görmezlikten geldiler. Allah'ın laneti o
kâfirler üzerinedir.
90- Kendilerini ne kötü
sattılar! Allah
, kullarından dilediği bir
kişiye iyilik yaparak Kitap indirdi diye, kıskançlık edip
Allah’ın indirdiği ne varsa, görmezlikten geldiler.
Başlarına gazap üstüne gazap yağdı. Alçaltıcı azap bu
kâfirler içindir.
91- Onlara: "Allah
’ın indirdiğine inanın!"
denilince, "biz bize indirilene inanırız" derler; gerisini
görmezlik ederler. Oysa o, gerçek kitaptır. Onlarda olanı
doğrular biçimdedir. De ki: "Madem inanmış kimselerdiniz de
bundan önce Allah'ın peygamberlerini ne diye
öldürüyordunuz?”
92- Musa
size, gerçekten, açık
belgeler getirmişti. Sonra onun arkasından o buzağıya
tutulmuştunuz. Siz hep yanlış yapan kimselersiniz.
93- Bir gün sizden kesin
söz almıştık. Tur
’u da tepenize
kaldırmıştık. “Size verdiğimiz şeye sıkı sarılın ve
dinleyin!” demiştik. Siz de “Dinledik ve sıkı sarıldık
”
demiştiniz.
Oysa kâfirlik edip gerçekleri görmezlikten gelmeniz
sebebiyle o buzağı tutkusu içinize işlemişti. De ki:
“İmanınız size ne kötü emir veriyor! Eğer inanmış
kimselerseniz”.
94- De ki, “o son yurt Allah
katında başka kimselere
değil de, yalnız size has kılınmışsa, hemen ölümü dileyin”..
Eğer doğru kimselerseniz...
95- Ölümü hiçbir zaman
dileyemezler. Bu, elleriyle yaptıkları kötü şeyler
sebebiyledir. Allah
o zâlimleri bilir.
96- Kesin olarak göreceksin
ki onlar insanlar içinde yaşamaya en düşkün olanlardır.
Müşriklerden bile düşkündürler. Her biri şunu ister ki;
keşke ömrü bin seneye çıkarılsa… Ona o kadar ömür verilse
bile bu onu, o azaptan uzaklaştıracak değildir. Ne yapsalar
Allah
görür.
97- De ki: Cebrail
’e kim düşman olabilir? O
onu, senin kalbine, Allah
’ın izni ile indirmiştir.
Kendinden öncekileri doğrulayan, doğru yolu gösteren ve
inananlar için müjdeci olan o Kur’ân
’ı.
98- Allah
’a, meleklerine,
elçilerine, Cebrail
’e ve Mikail’e kim düşman
olursa, Allah da o kâfirlere düşman olur.
99- Biz sana, gerçekten,
apaçık âyetler indirdik. Yoldan çıkmışlardan başkası bunları
görmezlik etmez.
100- Ne zaman bir antlaşma
yapsalar, içlerinden bir takımı onu kaldırıp atacak mı?
Hayır, onların çoğu inanmazlar.
101- Ne zaman Allah
katından, ellerinde olanı
doğru sayan bir elçi gelse, kendilerine Kitap verilenlerden
bir takımı tutar, Allah'ın kitabını sırtlarının gerisine
atarlar. Sanki bunu bilmiyorlarmış gibi yaparlar.
102- Bunlar Süleyman
’ın iktidarı konusunda
şeytanların uydurduklarına takıldılar. Süleyman kâfir
olmadı; ama o şeytanlar kâfir olmuşlardı. İnsanlara büyüyü
ve Bâbil'de o iki meleğe, Harut ile Marut'a indirileni
öğretiyorlardı. O melekler: "Bizimkisi sadece bir sınamadır,
sakın kâfir olma!" demeden, kimseye bir şey öğretmezlerdi.
Onlar ise kişi ile eşinin arasını açacak şeyi öğrenirlerdi.
Bununla kimseye zarar verebilecek değillerdi, Allah
’ın izni olmuş başka. Onlar
kendilerine zararı olan ama faydası olmayan şeyi
öğrenirlerdi. İyi bilirlerdi ki, büyüyü satın alanın
Ahirette bir payı kalmaz. Kendilerini ne kötü satmışlardı!
Keşke bunu bilselerdi!..
103- Eğer onlar inansalar
ve sakınsalardı, Allah
katından alacakları
karşılık elbette daha iyi olurdu. Keşke bunu bilselerdi.
104- Ey iman
edenler! "Bizi güt!"
demeyin, "bizi gözet!" deyin; dinleyin.
Kâfirler için, gerçeği görmezlik edenler için acıklı bir
azap vardır.
105- Kitap verilenlerden
görmezlik edenler, size Rabbinizden bir hayır indirilmesini
istemezler. Müşrikler de öyledir. Ama Allah
rahmetini, isteyen herkese
has kılar.
Allah büyük iyilik sahibidir.
106- Biz bir âyeti
değiştirir veya unutturursak, yerine ya daha hayırlısını, ya
da dengini getiririz.
Bilmez misin, Allah
’ın gücü her şeye yeter.
107- Bilmez misin, göklerin
ve yerin iktidarı Allah
’ın elindedir. Sizin için
Allah'ın dûnundan ne
bir dost vardır, ne de yardımcı.
108- Yoksa Elçinizi sorguya
çekmek mi istiyorsunuz? Daha önce Musa
’nın sorguya çekildiği gibi
mi? Her kim imanı kâfirlikle değiştirirse, orta yoldan
çıkmış olur.
109- Kitap verilenlerin
çoğu, bir yolunu bulup sizi, inanmanızdan sonra kâfirler
haline getirmek isterler. Gerçekler onlar
için açık hale gelince içten içe kıskandıkları için böyle
yaparlar. Onları bağışlayın. Allah
başlarına bir iş
getirinceye kadar göz
yumun. Allah’ın gücü her
şeye yeter.
110- Namazı dosdoğru kılın,
zekatı verin. Kendiniz için ne hayır sunarsanız, Allah
’ın huzurunda onu
bulursunuz. Ne yapsanız, Allah onu görür.
111- Dediler ki, kimse
cennete giremeyecek; Yahudi
veya Hıristiyan
olursa başka. Bu onların
kuruntusudur. De ki, doğru söylüyorsanız delilinizi getirin.
112- Hayır! Kim güzel
davranarak kendini Allah
’a teslim ederse, ona
Rabbinin katında ödül vardır. Onların üstünde ne bir korku
olacak, ne de üzüleceklerdir.
113- Yahudiler
, "Hıristiyanların bir
dayanağı yoktur" derler. Hıristiyanlar
da "Yahudilerin bir
dayanağı yoktur" derler. Oysa onlar o Kitabı okurlar.
Hep böyle olur, bilmeyenler de
tıpkı onların dediği gibi derler. Allah
uyuşamadıkları konuda
Kıyamet
günü aralarında kararını verecektir.
114- Allah
'ın mescitlerinde Allah'ın
adının anılmasını engelleyen ve onları işe yaramaz hale
getirmeye çalışandan daha zalimi kim olabilir? Onların
buralara girmeye hakları yoktur; korka korka olursa başka.
Paylarına düşen, bu dünyada rezillik, Ahirette ise büyük bir
azaptır.
115- Doğu da Allah
’ındır, batı da. Nereye
yönelseniz, Allah’ın yüzü oradadır. Allah her yeri
kuşatmıştır ve her şeyi bilir.
116- Dediler ki: "Allah
bir çocuk edindi".
Allah’ın çocukla ne ilgisi olur?!.. Hayır, göklerde ve yerde
ne varsa, hepsi onundur. Hepsi ona boyun eğer.
117- O, gökleri ve yeri,
yokken, yaratmıştır. Bir işe karar verdi mi, onun için
sadece "ol!" der, o da oluverir.
118- Kendini bilmezler
derler ki: «Allah
bizimle de konuşsa, yahut
bize de bir belge gelse ya?!» Onlardan öncekiler de bu ağzı
kullanmıştı. Kalpleri birbirine benzedi. İkna olmak
isteyenler için o belgeleri açık açık göstermişizdir.
119- Biz seni o gerçekle (Kur’ân)
ile birlikte müjdeci ve uyarıcı elçi olarak gönderdik,. Sen,
cehenneme arkadaş olanlardan sorumlu tutulacak değilsin.
120- Onların dinlerine
uyuncaya kadar, ne Yahudi
’si senden hoşlanır, ne de
Hıristiyan
’ı. De ki, yol Allah
’ın yoludur. Sana bu bilgi
geldikten sonra hele onların isteklerine uy; senin Allah’tan
yana ne bir dostun kalır, ne de yardımcın.
121- Kendilerine Kitap
verdiğimiz kimselerden onu hakkıyla okuyanlar...
Kitab’a işte onlar inanırlar. Kim onu görmezlik ederse,
onlar da kaybederler.
122- Ey İsrail
oğulları! Size ettiğim
onca iyiliği hatırlayın! Benim sizi o aleme üstün kıldığımı da!
123- Öyle bir günden
sakının ki, o gün kimse kimsenin yerine ceza
çekmeyecek,
kimseden bir karşılık kabul edilmeyecek, şefaatin kimseye
faydası olmayacak ve onlar yardım görmeyeceklerdir.
124- Rabbi İbrahim
'i bir takım sözlerle
imtihan etmişti.
O da tam başarı gösterdi. Rabbi: "Ben seni insanlara önder
yapacağım" dedi. İbrahim: "Soyumdan da olsun” dedi. Rabbi:
“Sözüm onlardan, yanlış davranacak olanları kapsamaz” dedi.
125- Kabe’yi insanlar için
toplanma yeri ve güvenli yer haline getirdik. Siz İbrahim
’in durduğu yerin bir
kısmını dua yeri yapın.
İbrahim ile İsmail'e görev verdik, "Binamı; tavaf edenler,
ibadete kapananlar, boyun eğen ve secde
edenler için tertemiz
tutun!" dedik.
126- Bir gün İbrahim
şöyle yalvardı: "Rabbim,
burasını güvenli bir kent yap. Halkına; onlardan Allah
’a ve Son Güne inananlara
her üründen rızık ver". Allah dedi ki; "tanımazlık edene de
bir süre iyilik ederim. Sonra onu o ateş azabına girmek
zorunda bırakırım. Ne kötü hale düşmedir o!"
127- Bir gün İbrahim,
İsmail’le bera
ber Kâbe’nin temellerini
yükseltiyordu. Dedi ki: “Rabbimiz, bizden kabul et. İşiten
de sensin, bilen de!”
128- Rabbimiz! Bizi sana
teslim olmuş kimseler eyle. Soyumuzdan da sana teslim olmuş
önderler bulunsun.
Bize ibadet yerlerimizi göster ve
tevbemizi kabul et. Sen tevbeleri kabul edersin, ikramın
boldur.
129- Rabbimiz! Onlara
içlerinden bir elçi gönder, senin âyetlerini okur, Kitab’ı
ve hikmeti öğretir ve onları arındırır.
Güçlü olan sen, doğru karar veren sensin”.
130- Kendini zavallı duruma
sokandan başka kim İbrahim
'in dininden yüz çevirir?
Biz dünyada onu gerçekten seçkin kıldık. O, Ahirette de
elbette, iyiler arasında olacaktır.
131- Bir gün Rabbi ona:
"Teslim ol!" dedi. O hemen: "Alemlerin Rabbine teslim
oldum!" dedi.
132- İbrahim
bunu oğullarına vasiyet
etti. Yakup da öyle yaptı. Dedi ki: "Oğullarım! Bu dini size
Allah
seçti. Son nefesinize
kadar Müslüman kalın!"
133- Yakub ölüm döşeğinde
iken, orada olmalıydınız.O gün oğullarına: "Benden sonra neye kul
olacaksınız?" diye sordu.
Onlar: "Senin İlahına kul olacağız! Ataların İbrahim
, İsmail ve İshak'ın
İlahına; o tek İlaha. Biz, zaten, ona teslim olmuş
kimseleriz" dediler.
134. Onlar önderlerdi,
gelip geçtiler. Onların kazandığı onlara, sizin kazandığınız
size. Onların yaptıklarından siz sorumlu olacak değilsiniz.
135- Dediler ki: "Yahudi
veya Hıristiyan
olun ki, doğru yolu
bulasınız!" De ki: "Hayır, İbrahim
’in dosdoğru dininden olmak
gerekir. O, müşriklere katılmamıştı".
136- Şöyle deyin: "Biz
Allah
'a inandık; bize indirilen
her şeye; İbrahim
'e, İsmail'e, İshak'a,
Yakub'a ve torunlarına indirilene, Musa