KUR'AN-I KERİM ve AÇIKLAMALI MEALİ
   Fatiha Suresi
   Bakara Suresi
   
Hamd
   Kafirlik
   Alışkanlılar
   Kalp-İşitme- Görme
   Münafık Körlüğü
   Dinler
   Aracılık
   Halef-Selef
   Tesbih-Takdis
   Şefaat
   Tarım Toplumu
   Cennet Kimler Girer
   
Sabiîler
   Cumartesi Yasağı
   Kurbanlık Boğa Olayı
   Ölünün Diriltilmesi
   Kitabı Tarhrîf
   Sıkı Tutma / Isyan
   İsteyen/İstediği

    Nesih ve Zina Cezası
   İbrahim Aleyhisselam
   Soru Cümleleri
   Aklını Kullanmayanın Hali
   Adeti Kadının Oruç ve   Namazı
   Oruç Fidyesi
   Rüşvet
   Başarının Sırları
   Talak
   İftida
   Nikah'în Denetlenmesi
   Faiz
   Kadınların Şahitliği
   İçinde Olandan Sorumlu Olma
   Kur'an'ı Açıklama Usulü
 
 

 

Sayılı günlerde... Sizden kim hasta veya yolculukta olursa, o günler sayısınca diğer günlerde oruç  tutsun. Onu tutabilenlere bir yoksulu doyuracak fidye de gerekir. Kim bir hayrı içten gelerek yaparsa onun için daha iyi olur. Oruç tutmanız sizin için daha  iyidir. Eğer bilmiş olsaydınız! (Bakara 2/184)

Ayette geçen (و على الذين يطيقونه) ibaresinin anlamı “.. onu tutabilenlere..” şeklindedir. Ancak tefsir ve meallerin çoğunda anlam, “Onu tutamayanlara...” şeklinde olumsuza çevrilmiş ve ona göre hükümler oluşturulmuştur. Bu, şaşırtıcı bir durumdur. Daha şaşırtıcı olanı, tefsirlerin her iki anlamı birlikte değerlendirmeleridir. Şimdi bu tavrın sebeplerini ve sonuçlarını görmeye çalışalım:

A- Anlamı olumsuza çevirenler

Anlamın olumsuza çevrilmesinin sebebi (الطاقة) kelimesidir. (الطاقة) güç ve kuvvet anlamınadır. Kelime Türkçe’ye “takat” şeklinde geçmiştir. Kur’ân’da şu duayı yapmamız tavsiye edilmiştir:

وَلاَ تُحَمِّلْنَا مَا لاَ طَاقَةَ لَنَا بِهِ

Rabbimiz! Takat getiremediğimiz yükü bize yükleme…” (Bakara 2/286) Yani “zorlanacağımız yükü bize yükleme” demektir. Yoksa “gücümüzün yetmediğini yükleme” değildir[1]. Çünkü gücümüzün yetmediği yükü yüklememe, zaten Allah’ın bir kanunudur. O şöyle buyurur: “Allah, kimseye gücünün yettiğinden fazlasını yüklemez” (Bakara 2/286)

Fakat Ragıb el-İsfahânî (الطاقة) kelimesine, hiçbir gerekçeye dayanmadan ve kendi söyledikleri ile de çelişen şöyle bir anlam vermiştir:

الطاقة: اسم لمقدار ما يمكن للإنسان أن يفعله بمشقة

Yani “takat kişinin güçlükle yapabileceği kadarına isim olmuştur[2].” Bu, takat yetirememe halini gösterir. Buna göre oruca takati olanlar, oruç tutmakta zorlanan kimselerdir. Oruca takati olmayanlar ise orucu kolayca tutan kimseler olur. Çünkü iki olumsuzdan bir olumlu anlam çıkar. “Yok yok” dersek “her şey var” demek olur. O zaman “Rabbimiz! Takat getiremediğimiz yükü bize yükleme…” duasının bir anlamı kalmaz. Bu sebeple takat kelimesine yukarıdaki anlamın verilmesi yanlıştır ve anlamı tersine çevirmedir. Çünkü oruca takati olan, zorlanmadan oruç tutabilen kimse demektir. 

Tefsir ve mealler, bu yanlıştan hareketle (و على الذين يطيقونه) ibaresine “.. zorlandığı taktirde oruç tutabilenlere..” anlamını vermişlerdir. Bu, kişinin orucu tutamaması demek olacağından, onlardan bir kısmı da anlamı “oruç tutamayanlara” diye değiştirmiştir. Türkiye Diyanet Vakfı’nın yayınladığı meâlin ilgili bölümü şöyledir:

“… (İhtiyarlık veya şifa umudu kalmamış hastalık gibi devamlı mazereti olup da) oruç tutmaya güçleri yetmeyenlere bir fakiri doyuracak fidye gerekir…”

Diyanet İşleri Başkanlığı’nın yayınladığı “Kur’ân Yolu Türkçe Meâl ve Tefsir”inde şu anlam verilmiştir: “Orucu tutmakta zorlananlar için bir yoksulun (günlük) yiyeceği kadar fidye yeterlidir[3]” Bu tefsire şöyle bir açıklama konmuştur:

“Orucu tutmakta zorlananlar” şeklinde tercüme ettiğimiz kısmında geçen “yutîkûne” fiili gerek dil bilimi gerekse kıraat şekilleri bakımından farklı manalara müsait olduğu için bu kısmı “orucu tutabilecek durumda olanlar” şeklinde anlayanlar olmuştur. Bu anlayışa göre başlangıçta müminler oruca alışıncaya kadar böyle bir seçenek getirilmiş, oruç tutabilecek durumda olanların, isterlerse fidye vererek bu ibadeti yerine getirmemelerine izin verilmiş, sonra bu izin kaldırılmış ve gücü yetenlerin orucu tutmaları gerekli kılınmıştır.

Bizim tercüme ettiğimiz şekil ve katıldığımız manaya göre ya bünyesi veya içinde bulunduğu durum ve şartlar sebebiyle orucu zor tutan, oruç tutmakta zorlanan, devam ettiği taktirde hasta olmaktan veya mecbur olduğu işini yapamamaktan korkan kimseler oruç tutmak yerine her gün için bir fidye verebileceklerdir. Eski zamanlarda yaşlılık yüzünden zayıf düşmüş kimselerle emzikli ve hamile kadınlar “orucu tutmakta zorlananlar“a örnek olarak zikredilmiştir. Bunlardan yaşlıların oruç yerine fidye vereceklerinde ittifak vardır. Diğer ikisine gelince mesela Şafiî ve Mâlik’e göre bunlar da fidye verirler, sonra da mazeretleri ortadan kalkınca kaza ederler. Hanefîler’e göre bu ikisi fidye vermezler, sonradan tutamadıkları oruçlarını kaza ederler.

Günümüzde dökümcü, maden, beton veya yol işçisi, tellak, hamal gibi ağır işlerde çalışan kimselerin de “orucu tutmakta zorlananlar” sınıfına dahil edileceği hükmü birçok fıkıhçı tarafından benimsenmiştir. Bunlar da zarar gördükleri taktirde oruç tutmak yerine fidye verebileceklerdir.[4]

 (و على الذين يطيقونه) ibaresinin anlamı “..onu tutabilenlere..” olduğundan onun dışındakiler yanlıştır. Bunların, daha önce yapılmış bir yanlış dışında dayanakları da yoktur. Hasta ve yolcuların, tutamadıkları oruçları kaza etmelerinin gerekçesi olarak şöyle buyurulmuştur: “Allah size kolaylık ister, zorluk istemez.” (Bakara 2/185) Demek ki bunlar, oruç tutmakta zorlanan kimselerdir. Bunlara oruçlarını kaza etmeleri emredilirken emzikli kadın, dökümcü, maden işçisi, tellak, hamal gibi ağır işlerde çalışanların, zarar görmeleri halinde oruç yerine fidye verebileceklerine hükmetmek tam bir çelişki olur.

Bunlar, bir alimin yaptığı hatanın, sonrakiler tarafından hangi boyutlara taşındığının güzel bir örneğidir.

 

B- Olumlu anlam verenler

Bunlar ikiye ayrılmış, bir kısmı “Onu tutabilenlere..” âyetindeki “onu” zamirinin önceki âyette yer alan orucu gösterdiğini bir kısmı da bu âyetteki kaza orucunu gösterdiğini söylemişlerdir.

1-           Zamirin Orucu Göstermesi

184. âyette yer alan “onu” zamirinin 183. âyetteki orucu gösterdiğini söyleyenlere göre yolcu ve hasta olmayıp oruç tutabilenler başlangıçta serbestti; isteyen tutar, isteyen de tutmaz bir fakiri doyururdu. Daha sonra “Sizden kim Ramazanı yaşarsa, o ayı oruçlu geçirsin...” (Bakara 2/185) âyeti geldi ve bu hükmü nesh ederek ortadan kaldırdı[5].

Bunlar demiş oluyorlar ki: Oruç tutamayan hasta ve yolcular, tutamadıkları oruçları kaza etmek zorunda oldukları halde oruç tutabilecek durumda olanlar, oruç tutmayıp onun yerine bir yoksul doyumu kadar fidye  verebilirlerdi. Bu bir çelişkidir, Allah’ın kitabında çelişki olmaz. Bu iddia, bunun dışında üç açıdan daha eleştirilebilir.

a- Âyetin metni muhayyerlik  değil, vücub ifade eder.  وَعَلَى الَّذِينَ يُطِيقُونَهُ فِدْيَةٌ طَعَامُ مِسْكِينٍ"Onu tutabilenlere bir yoksulu doyuracak fidye  gerekir” cümlesi, mübteda ve haberden oluşan isim cümlesidir. Haber, ef’âl-i ammeden olup hazfedilmiştir. İsim cümlesi sübut ve devam ifade eder. Çocuğun emzirilmesi ile ilgili şu âyet de aynı yapıdadır:  وَعلَى الْمَوْلُودِ لَهُ رِزْقُهُنَّ وَكِسْوَتُهُنَّ بِالْمَعْرُوفِ (Sütannenin) gıda ve giyeceğini temin; çocuk kendi için doğurulmuş babanın görevidir. (Bakara 2/233) Bu ve benzeri âyetlere, vücub anlamı verilirken yalnızca yukarıdaki âyete muhayyerlik anlamı verilmesinin bir gerekçesi yoktur.

b- Burada nesihten bahsedilemez. Çünkü nesh eden âyet, ya önceki ile aynı hükmü ya da daha hafif bir hükmü içerir. Allah Teâlâ şöyle buyurur: Biz bir âyeti nesh eder veya unutturursak, yerine ya daha hayırlısını, ya da dengini getiririz. (Bakara 2/106) Oruç tutabilenlere verildiği iddia edilen ruhsatın kaldırılması, hükmün ağırlaştırılmasıdır. Böyle bir nesih olamaz[6].

c- Üçüncü husus şudur: 184. âyette hasta ve yolcuların tutamadıkları orucu kaza etmelerinden bahsediliyor. Bu âyetteki “.. onu..” zamirini, yine aynı âyette yer alan “oruç kazası”nı gösterir şekilde anlamak varken 183. âyetteki “orucu” gösterir şekilde anlamak hangi gerekçeye dayandırılmaktadır? Bu sorunun doğru cevabı verilmezse buna dayalı olarak yapılan tercüme ve yorumlar yanlış olur.

Bize göre Ramazan bayramında verilen fitrenin buna gerekçe sayılması düşünülebilir. O zaman âyetin anlamı şöyle olur: “Ramazan  orucunu tutabilenlere bir yoksul doyuracak fidye  de gerekir.” Abdullah b. Ömer demiştir ki; Allah ’ın Elçisi sallallahu aleyhi ve sellem fıtır  sadakasını, ya da şöyle dedi; Ramazan sadakasını; erkeğe, kadına, hüre ve köleye, hurmadan bir sa’[7] veya arpadan bir sa’ olarak farz  kıldı. İnsanlar bunu yarım sa’ buğdayla denkleştirdi[8].”  

Oruç; kadın, erkek, hür ve köle  her müslümana farzdır. Bu hadis, fitrenin de aynı şekilde farz olduğunu açıklamıştır. Âyetteki “orucu tutabilenlere” ifadesi, bu hadis ile örtüşmektedir. Şu âyet de aynı mahiyettedir: “Güven içinde olursanız, hacca kadar umreden yararlanan kişiye, kolayına gelen bir kurban  gerekir.” (Bakara 2/196) Bu kurban, kurban bayramına, fitre  de Ramazan  bayramına denk gelir. Bir ay oruç  tutan yahut hac ve umre gibi iki önemli ibadeti bir araya getirenler, fitre veya kurbanla bunun şükrünü yerine getirmiş olurlar. Denebilir ki, Mekke’de oturanlar o kurbanı kesmez. Bu da sizin yorumunuzu yoka çıkarır. Ama Mekkeliler o günlerde kurban bayramı  kurbanı keserler. Dışardan gelenler, yolcu sayıldıkları içi bu kurbanı kesmezler. Böylece her ikisi de o günlerde kurban kesmiş olurlar. Eğer Mekkelilere, hac kurbanı görevi de yüklenseydi onlara güç gelirdi. Allah bu dine bir güçlük koymamıştır. (bkz. Hac 22/78)

Ancak âyette geçen fidye sözü, bu yorumu tutarsız hale getirmektedir. Çünkü fidye, ibadetteki bir kusurdan dolayı verilen bedeli gösterir. Ramazan orucunu tutmak bir kusur değildir.

2- Zamirin Oruç Kazasını Göstermesi

“Onu tutabilenlere..” âyetindeki “onu” zamirinin kaza orucunu gösterdiğini söyleyenler, iki ayrı görüş ortaya koymuşlardır:

1- Hasta ve yolcular iki kısımdır. Bir kısmı oruca dayanamazlar; bunlar daha sonra kaza orucu  tutarlar. Bir kısmı da fazla sıkıntı çekmeden oruç  tutabilirler. İşte âyet; bunların ikinci kısmını, oruçla fidye arasında muhayyer bırakmıştır. Fahrettin Razi, bu görüşten başkasına itibar edilemeyeceğini söyler[9].

Bize göre âyetin manası vücub ifade ettiğinden ona dayanılarak muhayyerlik  yorumu yapılamaz.

Ebû Hayyân’a göre İmam Malik bu âyeti şöyle yorumlamıştır: Ramazan  ayı gelene kadar, tutma gücü olduğu halde önceki Ramazandan kalma kaza orucunu tutmayana fidye  gerekir[10].

Kaza borcu olan ve onu tutmaya gücü yetenlerin, Ramazan a kadar tutmaları halinde fidye vermeyeceklerine ama tutma gücü olduğu halde önceki Ramazandan kalma kaza orucunu tutmayanların fidye vereceklerine hükmetmek için delil gerekir.

2. Hasta ve yolcu olduğu için oruç  tutamayanların, kaza ile birlikte fidye  vermeleri gerekir[11]. Bu yorumu aktaran Ebubekr el-Cessâs (öl. 370 h./ 980 m.), kime ait olduğundan ve gerekçelerinden bahsetmemiştir.

Bize göre bu son yorum doğrudur. Çünkü Arapça’da zamir en yakınını gösterir. Uzağı göstermesi için karine  gerekir. Burada zamire en yakın kavram “diğer günlerde oruç tutma” yani kaza  kavramıdır. Tutamadığı Ramazan  orucunu, daha sonra tutabilen hasta veya yolucuya fidye yükü yüklenmesi, Kur’ân ’ın fidyeye verdiği anlama da uygundur. Allah  Teâlâ fidye konusunda şöyle buyurur:

“Hac ve umreyi Allah için eksiksiz yapın. Engellenecek olursanız, kolayınıza gelen bir kurban  gönderin. Kurban , yerine varıncaya kadar başlarınızı tıraş etmeyin. Sizden kim hasta olur veya başında bir rahatsızlık bulunur( da tıraş olursa ona) fidye olarak oruç, sadaka veya kurban gerekir.” (Bakara 2/196)

Başını tıraş etmeden hac veya umreyi tamamlamak esas olduğu için tıraş edenin bir eksiği olur. Âyet,  eksiğin fidye  ile tamamlanmasını emretmiştir. Oruç  âyetinde “Oruç tutmanız sizin için daha iyidir.” Buyurulması sebebiyle hasta veya yolucu olduğu için, Ramazanda oruç  tutmayanın hayrında eksiklik olacağı açıktır. Orucu kaza edebildiği zaman fidye de verirse eksiklik giderilmiş olur. Orucu kaza etme  fırsatı bulamamışsa yapacak bir şey yoktur. Çünkü Allah  kimseye gücünün yetmeyeceği bir yük yüklemez. Bu, aynı zamanda, özrü sebebiyle, saçı tıraş etmenin veya orucu kazaya bırakmanın önünde engel teşkil eder. Zor durumda olmayan o ruhsattan yararlanmaz.


 

[1] - Müfredât (الطوق) maddesi; Besâir, c. III, s. 524,525.

[2] - Müfredât (الطوق) maddesi.

[3]- Hayrettin KARAMAN, Mustafa ÇAĞIRICI, İbrahim Kâfi DÖNMEZ, Sadrettin GÜMÜŞ, Kur’ân Yolu Türkçe Meâl ve Tefsir, c. I, s. 179, Ankara 2004.

[5]- Ebû Hayyân Muhammed b. Yusuf  el- Endelüsî el- Gırnâtî, (654 – 754 h.) el- Bahr’ul-muhît fî’t-tefsîr, Beyrut 1412/1992, c. II, s. 189.

[6]- Açıklamalar böl. "Nesih ve Zina Cezası" başlıklı yazıya bkz.

[7]- Sa’ 3920 gr. Ağırlığında bir ölçü birimidir.

[8]- Buharî, Zekat, bab sadakat’il-fıtr, 77.

[9]- Faherettin er-Râzî, (öl. 606 h.) et-Tefsîr’ul-Kebîr, Lübnan 1420/1999, Bakara 184’ün tefsiri.

[10]- Ebû Hayyân, el- Bahr’ul-muhît fî’t-tefsîr, Bakara 184’ün tefsiri.

[11]- Ebubekr Ahmed b. Ali er-Râzî el-Cessâs, Ahkâm’ul-Kur’ân, öl. 370 h. İst. 1335, c. I, s. 176.