Kâfirlik edip gerçekleri görmezlikten
gelenler, kavramadığı sese öten karga gibidirler; onun
kavradığı sadece bağırtı ve çağırtıdır.
Sağırdırlar, dilsizdirler, kördürler. Onlar akıllarını
kullanmazlar. (Bakara 2/171)
İnsanı koyun, sığır
ve deve gibi hayvanlardan
ayıran, akıldır. İnsan aklını kullanmadığı zaman onlar gibi
olur. Çoğu kişi, din konusunda aklıyla değil, duygularıyla
hareket eder. Dünya ve ahiret mutluluğunu etkileyecek böyle bir
tavır kabul edilemez. Allah
Teâla, şöyle buyurur:
Cinlerden ve insanlardan bir çoğunu gerçekten Cehennem için
yaratmış olduk. Onların kalpleri vardır, onunla kavramazlar.
Onların gözleri vardır, onlarla görmezler. Onların kulakları
vardır, onlarla işitmezler. Onlar; koyun sığır ve
deve gibidirler;
hayır, daha da düşüktürler.
Gafiller işte onlardır.
(Araf 7/179)
Koyun, sığır
ve deve diye tercüme
ettiğimiz kelime en’âm
(الأنعام)’dır.
Türkçe’de bunu tek bir kelime ile karşılamak mümkün değildir.
Bir çok meal, “dört ayaklı” diye tercüme eder. Dört ayaklı
tanımına kedi, köpek ve vahşi hayvanlar da gireceğinden doğru
bir tercüme olmaz. Bu sebeple kelimenin anlamı, tam olarak
yazılmıştır.
Koyun, sığır
ve deve faydalı
hayvanlardır. Kâfirler bunlardan da düşük sayılmış ve yukarıdaki
âyette karganın konumunda gösterilmişlerdir.
Karga leşle beslenir.
Küçük kuşları, yumurtaları ve civcivleri yer. Yiyecek aramak
için çöplükleri karıştırır. Tahıl bitkilerine, meyve ağaçlarına,
sebzelere ve bağlara büyük zarar verir. Gelişmiş psişik
yetenekleri vardır, kolayca evcilleştirilebilir.
Kâfir
de “İş başına geçti mi,
ortalığı karıştırmak, kaynakları tahrip etmek ve nesilleri
bozmak için gayret gösterir.”
(Bakara
2/205) Onu bu hale
düşüren, aklını kullanmamasıdır. Aklını kullanırsa yola
gelebilir.
Yukarıdaki âyet;“Onlar;
koyun, sığır ve deveden de düşüktürler”
hükmüne açıklık getirilmiştir.
Âyetler arası ilişkiye dikkat etmeyenler bu âyete;
“Onlar; bunlardan da sapıktırlar”
veya “Onlar; bunlardan da şaşkındırlar”
şeklinde anlam vermişlerdir. Koyun, sığır ve deveye, sapık veya
şaşkın demenin haklı gerekçesi olamayacağı için bu, yanlış bir
meâl olmaktadır.
Kâfir – karga
ilişkisi, Habil – Kabil olayında da
vardır. Yoldan çıkarak kardeşi Habil’i öldürmüş olan Kabil
kendini, karga kadar olamamakla suçlamıştır. Bu olayı anlatan
âyetler şöyledir:
“Onlara,
Adem'in iki oğlunun olayını olduğu gibi anlat: Bir gün birer
kurban
sundular.
Birininki kabul edildi, diğerininki edilmedi. Kabul edilmeyen,
"Emin ol, seni öldüreceğim" dedi. Öteki: "Allah
, sadece
sakınanlarınkini kabul eder" dedi.
“İnan ki,
beni öldürmek için elini kaldırsan, ben seni öldürmek için el
kaldırmam. Ben Allah
’tan,
varlıkların sahibinden korkarım".
İsterim ki,
hem benim günahımı, hem de kendi günahını yüklenip o cehennem
ateşinin arkadaşlarından olasın. Zalimlerin cezası budur".
Sonra ötekisi
nefsine uydu ve kardeşini öldürdü… Kaybedenlere karıştı gitti.
Derken Allah
, yeri
eşeleyen bir karga gönderdi. Bu ona, kardeşinin cesedini nasıl
gömeceğini göstermesi içindi. "Yazık bana!” dedi. “Şu karga
kadar da mı olamadım ki, kardeşimin cesedini gömeyim?" Nihâyet
ettiğine pişman oldu.
(Maide 5/27-31)
-
Ayette geçen (نعق ينعِق)
sözlükte; hem karganın ötmesi; hem de çobanın davara
bağırması ve onu engellemesi anlamına gelir (Lisan’ul-Arab
nak mad.). Tefsirlerin tamamı kelimeye ikinci anlamı
vermişlerdir. O zaman kâfirlerin çobana benzetilmesi durumu
ortaya çıkmıştır. Bunu önlemek için çobana mecaz olarak
davar denmiş, bu defa âyet, metne uygun olmayan bir anlama
çekilmiştir. Yukarıdaki meal ise her bakımdan yerinde
olmuştur. Açıklamalar böl. “Aklını Kullanmayanın Hali”
başlıklı yazıya bkz.