KUR'AN-I KERİM ve AÇIKLAMALI MEALİ
   Fatiha Suresi
   Bakara Suresi
   
Hamd
   Kafirlik
   Alışkanlılar
   Kalp-İşitme- Görme
   Münafık Körlüğü
   Dinler
   Aracılık
   Halef-Selef
   Tesbih-Takdis
   Şefaat
   Tarım Toplumu
   Cennet Kimler Girer
   
Sabiîler
   Cumartesi Yasağı
   Kurbanlık Boğa Olayı
   Ölünün Diriltilmesi
   Kitabı Tarhrîf
   Sıkı Tutma / Isyan
   İsteyen/İstediği

    Nesih ve Zina Cezası
   İbrahim Aleyhisselam
   Soru Cümleleri
   Aklını Kullanmayanın Hali
   Adeti Kadının Oruç ve   Namazı
   Oruç Fidyesi
   Rüşvet
   Başarının Sırları
   Talak
   İftida
   Nikah'în Denetlenmesi
   Faiz
   Kadınların Şahitliği
   İçinde Olandan Sorumlu Olma
   Kur'an'ı Açıklama Usulü

                                                    SORU CÜMLELERİ

 
 

    

Yakub ölüm döşeğinde iken, orada olmalıydınız. O gün oğullarına: "Benden sonra neye kul  olacaksınız?" diye sordu. Onlar: "Senin İlahına kul olacağız! Ataların İbrahim , İsmail ve İshak'ın İlahına; o tek İlaha. Biz, zaten, ona teslim olmuş kimseleriz" dediler. (Bakara 2/133)

Soru bir şeyi, ya öğrenmek ya da kabul ettirmek için sorulur. Öğrenmek için sorulana tasavvur, diğerine tasdik sorusu denir. Mesela “Hasan mı geldi?” sorusu, gelenin kim olduğunu öğrenmek için sorulabileceği gibi Hasan’ın gelip gelmediğini onaylatmak için de sorulabilir.

Daha farklı amaçlarla da soru sorulabilir. Bunların en yaygın olanları şunlardır:

1-           Bir şeyin varlığını pekiştirmek için soru (İstifham-ı ikrârî).

Babanın oğluna, “Ben senin baban mıyım?” diye sorması böyledir.

2-     Bir şeyin yokluğunu pekiştirmek için soru (İstifham-ı inkârî).

Yabancı birine, “Ben senin baban mıyım?” diye sorulması böyledir.

3-     Örnek vermek için soru (İstifhâm -ı temsîlî) .

Bu türden sorular, anlatılacak olaya muhatabın ilgisini çekmek için teşvik kalıbı ile sorulur. Mesela “Bize yanlış yapana nasıl ders verdiğimizi öğrenmek ister misiniz?” sorusu böyledir. Arapça’da buna, tenbîh , vaîd veya tehdît  ... amaçlı soru denir[1]. İstifham-ı temsîlî terimi, bunların hepsini içerdiği için, tercih edilmiştir.

Kur’ân ’da bu tür sorular çoktur. Yukarıdaki âyette de böyle bir soru vardır. Bu gibi âyetlere meal verilirken, sorunun şekline değil, amacına dikkat edilmiştir.

[1]-Bkz. Sa’d et-Teftezânî, Mes’ud b. Ömer, Muhtasar’ul-Meânî, (Muhammed b. Abdurrahman el-Ğazvînî’in Telhis adlı kitabının şerhi) İst. 1304, s. 197 vd.